2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Kasım 2010

Yarışma: 2010 Finali

Evet, vakti gelmişti. Bir hafta geç bile olsa artık açıklamak gerekiyordu. Abu Dhabi'de pist üstündeki şampiyonluk, geriden gelene giderken, bizdeki şampiyonluğu bütün sezon önde götüren aldı.

Sezonun çoğunda Mali zaten liderdi, ben son bir atakla son haftaya puanları eşitleyerek girmiştim. Ve ikimiz de hemen hemen aynı tahminleri yapmıştık, en hızlı turu atan hariç. Mali de oradan kazandı, Hamilton yazarak. Ballı piç :)

Sezon sonu puanları şöyle oluştu:

Mali Selışık: 56+5= 61
Sinan Kolat: 56+3= 59
Obiyah: 43+0= 43
Nazlı: 28+7= 35
Sukullacı: 32+1=33
Null: 14+5=19

Son hafta nefes kesen şampiyonluk mücadelesinin yanı sıra bir sürpriz de Nazlı'nın geriden gelip Sukullacı'nı geçerek dördüncülüğü kapması oldu. Yine çok iyi bir hafta geçirdi Nazlı, en iyi puanı da aldı Abu Dhabi'den. Obiyah ise ne inememe ne çıkamamanın verdiği rahatlık ile tahmin bile yapmamış.

Seneye inşallah herkesin baştan başladığı, daha çok katılımcının olduğu daha da iyi bir yarışma yaparız. Ama bu sene yarışmaya katılan, tahmin yazan ve bundan keyif alan herkese teşekkür ediyorum. Böylece bizim sezonumuz da resmi olarak bitmiş oluyor. Bundan sonraki yazılar 2011 altında olacak.

21 Kasım 2010

WRC 2010 Geçti Buralardan

F1'deki acayip mücadeleye, sezon bitmiş ve vaktimiz varken, daha rahat rahat giricez. Ama önce WRC. Çok şey vaad eden, biraz hayal kırıklığı biraz sürprizle bezeli, bir dönemin bittiği bir sezon oldu.

Mikko Hirvonen, 2009'da Loeb'ün dominasyonunu bitirmeye çok yaklaşmış ama 1 puan kısa kalmıştı. Sezon öncesi taktiği belliydi: "Attack, attack, full attack". Yani artık dikkatli değil, hızlı olucam. Ilk yarış Isveç'i de kazanınca herkes bir "yoksa" dedi açıkçası, Loeb bile. Şu an bakınca Fin pilot için o günler ne kadar uzakta. O galibiyetin ardından bütün sezon bir tek kere daha podyuma çıkabildi, o da Türkiye'de üçüncülükle. Loeb'ün dominasyonunu bırakın kırmayı, sezonu altıncı tamamladı.

Bir de mücadelenin öbür yanı var: Loeb. Japonya'daki 5.liği hariç her yarışı podyumda bitirdi, takvimdeki 13 yarışın 8ini ise kazandı. Yeni puan sisteminin de yardımıyla ikinciye sezon sonunda 100 puandan fazla fark attı. Kısacası baydı. Loeb, ralli parkurlarının gördüğü belki de en yetenekli pilot ama Schumacher ile aynı karşı-argümanlara maruz kalıyor (en azından bence). Aynen Alman pilot gibi, sporunun altın era'larında birinde yarışmadı, çok fazla rakibi olmadı. Petter Solberg ile yarıştı, bir kaybetti bir kazandı, Marcus Gronhölm ile kapıştı, sonra da Hirvonen ile. Ama her zaman sadece bir rakibi oldu. Aynen Schumacher'in rakiplerinin de tek tek geldiği gibi; Hill, Villenueve, Hakkinen, Barrichello (!?), Raikkonen ve Alonso. Onun ardından F1 kendine geldi, son dört sezondaki çekişmelerden bunu anlayabiliyoruz. WRC de yeni kurallar ve yeni takımlarla umarım bu heyecanı yakalayacaktır.

Bu senenin yıldızı hem benim için hem de muhtemelen çoğu insan için Sebastian Ogier oldu. Citroen Junior takımından patlayarak geldi, belki sadece iki yarış kazandı ama çoğu yarışı da tek bir hata yüzünden kaybetti. Loeb ile pist üstünde aşık atabilen bir tek o oldu. Ödülünü de toprak rallilerde fabrika takımına geçerek aldı. Dani Sordo eğer performansını yükseltmezse, ki pek yükseltebilecek gibi durmuyor, Citroen'in bütün yarışlardaki ikinci pilotu da olabilir yakın bir zamanda. O kritik hatalarını biraz daha az yaparsa Loeb'ü şu anda durdurabilecek tek pilot o olabilir. Ve bu hataları yapmamayı öğrenmek de o kadar zor değil...

... Sadece Latvala'ya bakın. WRC tarihinin en spektaküler kazalarını yapmaya and içmiş bir adamdı genç Fin. Yarışın son özel seyirci etabında kaza yapar ikinciliği verir, 20+ taklalar atar araba yokederdi. Ama öğrendi. Öğrendi ve seneyi ikinci kapadı. Hirvonen'in bu kadar rezalet geçirdiği yılda Ford'un sorumluluğunu üstüne aldı ve gerçekten çok iyi sürüşlerle iki yarış da kazandı. Ki bunlardan biri Hirvonen'in liderlikten kaza yaparak yarışdışı kaldığı, ev sahibi olduğu Finlandiya Rallisi'ydi (Hadi, tekrar Bingöller Rallisi diyelim buna). Son yarış Ingiltere Rallisi'nde de (hala RAC diyesim geliyor bu yarışa da) klasman ikinciliği için Ogier ve Solberg ile girdiği mücadeleden galip çıktı. Seneye şampiyonluğa oynayıp oynayamayacağı kendisinden çok Ford Fiesta'ya bağlı ama ondaki gelişimi görmemek ve takdir etmemek ayıp olur.

Ve sezonun Don Kişot'u... Rakipleri pist üstünde yarışıp virajlara konsantre olurken, yarışmayı sadece sponsor toplantıları arasında yapabilen, hatta sponsor eksikliği yüzünden son iki rallisini kendi finanse eden Petter Solberg. Kendi takımıyla bu sezon yarış kazanamadı belki ama aldığı 5 ikincilik, onun, altında doğru arabayla, eski günlerine dönebileceğinin en güzel işareti. Yaşadığı bütün zorluklara, altında olduğu bütün dertlere rağmen o efsane gülüşünü de hiç kaybetmedi. Bunların üstüne kariyeri boyunca beraber yarıştığı, kendisi kadar sempatik co-pilotu Phil Mills ile yollarını ayırmasını da eklemeyi unutmayalım. Seneye kendi takımıyla yarışmak istemediğini, başka bir takıma geçip yarışlara konsantre olmayı düşündüğünü açıkladı. Bu, hem kendisi için mantıklı, hem de Ford'un yapması gereken bir hamle bence. Hirvonen, aynen Massa gibi hızlı ama istikrarsız olduğunu, şampiyonluk için gereken o son adımı atamayacağını gösterdi. Latvala ise fazla genç, öğrenecek çok şeyi var. Solberg gibi tecrübeli bir pilot hem Fiesta'nın gelişiminde yardımcı olabilir, hem de Ford'un elinde hazır bir şampiyonluk adayı olur. Neden olmasın?

Iki pilot daha çokça dikkat çekti WRC sahnesinde: Ken Block ve Kimi Raikkonen. Amerikalı, gymkhana'daki başarısını etaplara taşıyamadı genel olarak, puan almak için son sıraları kovaladı. Bir çok pilottan daha yaşlı WRC sahnesine atılması ve her yarışa katılmaması da dezavantajlarıydı. Ama bu seride gittikçe düşen ilgiyi yükselttiği kesin. Her ne kadar sezonu iki puan ile kapamış olsa da spektaküler hareketleri ile ralliseverleri mutlu etmeyi başardı. Ayrıca hiç bir takım veya pilot onun kadar iyi PR yapamadı. Seneye umarım devam eder, ne de olsa bildiği ve sevdiği Fiesta'ya geçiliyor artık.

Raikkonen ise hızı ile şaşırttı aslında. Bambaşka bir disiplinden gelerek ve öğrenme senesinde güzel sonuçlar alarak 25 puan topladı. Tamam çok değil, ama az da değil. Eğer seneye WRC'de kalırsa (kalacak gibi duruyor ama henüz karar vermiş değil, bence sezon başlamadan önce de veremeyecek bu kararı, Guns'n'Roses'ın Chinese Democracy albümüne döndü) bu sene yaptığı yanlışların çoğunu yapmaz. Burada Kaj Lindström çok tecrübeli bir copilotun da etkisini de unutmamak lazım. Böylece de hangi takımla yarışırsa yarışsın, markalar şampiyonasında o takıma yardımcı olur. Kendi şampiyonluğu içinse daha var açıkçası. Ama söylemeden edemicem, ona, Ispanya'da daha yarış başlamadan yarışdışı kaldığı için kızgınım. Tam kendisine uygun yollarda koşulacak yarışta nasıl yapacağını çok merak ediyordum. Bir sene daha beklicez şimdi.

C4 ve Focus ise emekli oluyor artık, yerlerini küçük kardeşleri DS3 ve Fiesta'ya bırakıyorlar. Yepyeni bir era, herşey sil baştan. Bakalım bu değişimden kim avantajlı çıkacak. Citroen, senelerdir süren dominasyonunu devam ettirebilecek mi, yoksa Ford, son senelerde düşen performansını Fiesta ile yükseltebilecek mi? Peki MINI? 2011'nin bu seneden daha iyi olacağı şimdiden belli.

Not: Türkiye Rallisi'nden çektiğim çok özel fotoğraflar için sayfanın sağ tarafındaki galeriye tıklamanız, WRC eşrafı ile yaptığım exclusive röportajlar için de arşivden nisan kısmına gitmeniz gerekir, hatırlatayım.

16 Kasım 2010

Adu Dhabi'den Inciler

Tatilde olduğum için çok fazla yazamıyorum ve bu heyecanlı şampiyonluk mücadelesinin hakkını veremiyorum ama son yarış sırasında aklımdan geçen bazı şeyleri yazayım istedim. Inşallah haftaya daha fazla şey yazarım. Bu arada herkese iyi bayramlar...

- Herkes "acaba Vettel, Webber'e yardım eder mi" diye tartışırken hiç beklenmeyen oldu ve ilk 10 tur, Alonso dördüncü-Webber beşinci giderken Webber, Vettel'e şampiyonluk yolunda yardım edecek bir duruma düştü. Alonso'yu geçse takım arkadaşını şampiyon yapacaktı. Sonuçta Alonso'yu geçmedi ama dibe inerken onu da dibe çekti. Webber'in pitstopu yüzünden Alonso da defansif bir hamle ile pite girdi ve orada şampiyonluğu kaybetti.

- Yarıştan sonra podyuma, Red Bull'u temsilen çıkan kişinin Helmut Marko olması çok ironikti. Bütün sezon Vettel'i el üstünde tutan ve Webber'i bastıran birinci kişiydi Marko ve kendinin haklı çıkmasının keyfiyle podyumdaydı. Acaba Webber şampiyon olsa yine podyuma çıkar mıydı? Webber ile sarılırlar mıydı? Ne olursa olsun Helmut Marko'nun projesi, Vettel, başarılı oldu ve Red Bull, Webber'e yaptığı bütün haksızlıklardan doğruyu yapmış olarak çıktı. Hayat ironik!

- Ferrari, bütün sezon pist üstünde araç geçmekte zorlandı. Vettel veya Hamilton arkalara düştüklerinde rakiplerini vızır vızır geçmeyi başarırlarken, geriye düşen Alonso veya Massa hiç bir zaman, pist üstünde rakiplerini çıtır çerez geçemediler. Bu da son yarışta suratlarına vurulan tokatın başlıca sebebi oldu. Alonso'nun yarışın dörtte üçünde Petrov'u geçemediğinden şampiyon olamaması tam bir utanç kaynağı.

- Almanya, Vettel'in başarısı ile sevinçten uçarken Italya ise Ferrari'nin şampiyonluğu bu şekilde kaybetmesinden dolayı kızgın. Politikacılar bile Ferrari'yi suçluyorlar. Luca di Montezemolo ise lafı yapıştırmış resmi siteden: "Bakan Calderoli, hayatı boyunca, Ferrari'nin ülkesi için yaptığını yüzde birini yapmış olsaydı cevap vermeye değer bulurdum". Ağır gelmiş!

- Rosberg de sezonu, Kubica'nın 6 puan önünde bitirdi. Uzaktan takip ettiğim, şampiyonluk mücadelesinin yanında göz ucuyla kaçırmadığım bir rekabetti ikilininki. Brezilya'da Nico öne geçti, Abu Dhabi'de de "best of the rest" olmayı başardı. Iki pilotun da sezon boyunca çıkardığı işin gerçekten süper olduğunu eklemeden geçmeyelim.

- Takımlarda ise orta sınıfın 3 oyuncusunun rekabetini hevesle bekliyordum sene başında. Kubica etkisiyle Renault, bu oynu erken bitirdi, 5. oldu rahat rahat. Ama Williams ile Force India, son yarışa kadar dişediş geldiler. Force India sezonun ilk yarısında, Williams ise ikinci yarısında parladı. Ve sonunda Ingilizler, Hintlileri bir tek puan ile geçip ekstra milyon dolara kondular. Ilk yaptıkları iş ise 5 yıl aradan sonra kendilerine ilk polü getiren Hülkenberg'i sallamak oldu.

- Bu senenin en beğendiğim takımlarından biri de Lotus. Yeni takımların lideri olup önemli TV yayın hakları parası almayı başardılar. Ama seneye bu parayı alabilecekler mi, soru işareti. Çünkü Lotus adı ile ilgili sıkıntılar var, daha önce uzun uzun yazmıştık ve bu yüzden de kazandıkları parayı alamama ihtimalleri, az da olsa, var. Ama seneye siyah-altın renkleri ile yarışacaklarını açıkladılar ve içim şimdiden cız etti. Evet, Lotus klasik renkleri yeşil-sarı ama benim için Lotus hep John Player Special renkleri olmuştur. Ne mutlu bunları tekrar görecek bizlere!

- Yakın zamanda bizim yarışmanın sonucunu açıklıyor olucam. Ben de daha bakmadım ama bakan herkes de sonucu görecektir zaten. Yine de yazılmalı ve herkese teşekkür edilmeli. Bunun dışında biraz silly season yazar, sonra da genç pilot testine geçeriz haftaya.

21 Ağustos 2010

Sezonun Ilk Yarısı - Başarısızlar


Yaz tatili öncesindeki performanslara göre elinden geleni yapan, potansiyelini gösteren veya aşanları yazmıştık, yukarıdaki linkte bulabilirsiniz. Biraz da bunun tam tersini yapanlara bakalım. Herşeyde olduğu gibi F1'de de başarısızlıklar var sonuçta.

En başarısız takımlar:

3- Ferrari: Geçen yıl yavaş bir araba, biri kafasına süspansiyon yayı yemiş diğeri motive olamamış iki sürücü ile geçiren Ferrari, Alonso'nun yıllar bekleyen gelişinden sonra artık tekrar başa oynamayı bekliyordu. Ilk yarıştaki duble de iştahları kabartmış, Red Bull ile rekabetleri her yarışı iple çekmemizi sağlayacaktı. Olmadı. Onun yerine ilk yarıştan itibaren geriye giden, performansını arttıramayan, F-Duct gelişimine fazla odaklanan (ve beceremeyen), bu yüzden de diğer performans arttırıcı özellikleri araca ekleyemeyen bir takım gördük karşımızda. Bir yandan da Alonso'nun Massa'yı pit girişinde geçişini izledik Çin'de. Egolar çarpışıyordu. Malezya'da iki sürücü birden Q1'de elenmişti, neyse ki Mclaren de aynı şekilde yağmura takıldı ki yüz kızarıklığı paylaşıldı. Takım, F-Duct ısrarından vazgeçip performansını geliştirdiği zaman da şanssızlıklar yaşamaya başladı (bknz Valencia'daki Güvenlik Aracı periyodu). Alonso, şampiyonluk şansının yüzde 50 olduğunu söylese de gittikçe yükselmek zorunda olan geliştirme hızı ve takım emirleri suçu ile yargılanacakları WMSC toplantısı, onlar için kayıp bir seneyi daha işaret ediyor sanki. En hızlı çözüm Massa ve Domenicali'nin bavullarından geçiyor.

2- Red Bull: Yılın tartışmasız en hızlı aracı. Biri yıldız doğan, öbürü yıldızlaşan iki çok iyi pilot. Deha bir aerodinamist. Mükemmel PR. Iki şampiyonada da liderlik. Ben bile kendime sorarım bu takım niye burada diye! Eğer başarının formülü, elindeki potansiyelle pistte yaptıklarının karşılaştırılmasından geçiyorsa, Red Bull, gerçekten şu ana kadar çok kötü bir performans gösterdi diyebiliriz. Çünkü elinde, geçen sene Brawn'ın yaptığı gibi şampiyonaları çoktan süpürecek potansiyel varken hala ucu ucuna (pilotlarda 4, takımlarda 8 puan farkla) öndeyse yanlış giden birden fazla şey vardır diyebiliriz. Ki bunların en başında takım yönetimi geliyor. Vettel ile Webber'in aralarındaki çekişme gittikçe nefrete dönüşüyor, takımiçi politikalardan pist üstü çarpışmalara geliyor.

Durup bakmak lazım. 3 yıl önce güvenlik aracı arkasında seyrederken önündeki pilota çarpan Vettel ve ikinci götürdüğü yarışta genç Alman'ın yanlışından dolayı yarış dışı kalan Webber. Webber'in Vettel'i azarlaması ve Vettel'in gözyaşları. 3 yıl sonra; Vettel şampiyonluğa koşarken, ikinci pilot olması beklenen Webber'in inanılmaz yükselişi ve Alonso-Hamilton tarzı çekişmeler. Olaylar ne kadar hızla ters dönebiliyor. Takımda bunları engellemesi gereken adamın, Christian Horner'ın, tam tersine etrafındaki diğer insanların altında ezilmesi, Red Bull'un Istanbul'daki sahneleri tekrar yaşayabileceğinin en büyük örneği. Helmut Marko açıklama yapıyor, Vettel'i haklı buluyor ve Horner, bunun tersi açıklama yapamıyor. Newey, yeni kanadı kullandırmak istiyor ve Horner, bu yüzden takım içi dengeleri sallıyor.

Red Bull, bundan sonra takvimdeki bütün pistlerde galibiyete oynayacaktır, kesinlikle. Ama en büyük rakipleri, kendileri olacaktır. Orası da kesin! Potansiyellerini biraz daha ortaya koyarlarsa, sezonun geri kalanını süpürebilirler bile.

1- Mercedes: Alman marka, geçen senenin şampiyonu Brawn'ı satın aldığında öyle bir heyecan yarattı ve öyle bir güçler birliği oluşturdu ki sezona da direkt şampiyonluk adayı olarak başladılar. Ferrari, başarısız performansının arasında, kötü gidişe reaksiyon verip mucizeler yaratsa da Mercedes'te o bile olamadı. Ross Brawn'ın stratejik aklı, pit yollarında güvenlik aracı ve arkasındaki konvoyun geçmesini bekleyen Schumacher ile kayboldu. Gençlerin gelip teker teker geçmesi (hatta tur bindirmesi), ön lastiklere bir türlü alışamamak, artık yarış raporlarında adının bile geçmemesi Schumacher'e nasıl etki ediyordur acaba? Gerçekten verdiği karar yanlış mıydı? Petronas'ın akıttığı onca maddi güç, sadece Rosberg'in kazandığı bir kaç podyuma dönüştü. Ve yaz tatilinden sonra artık 2011 aracına odaklanacaklar. Renault'nun elindekilerle ortaya çıkardığına bakınca, Mercedes'in bu sezondan utanması lazım. Topluca, bütün takım olarak!


En başarısız pilotlar:

3- Felipe Massa: Hiç bir zaman şampiyonluk kazanacak kadar olgun bir sürüş yeteneği görmemiştim Massa'da, Hamilton Interlagos 2008'de, Massa'nın kendi seyircisi önünde, son virajda şampiyonluğu ondan kopardığında bile. Yine de Ferrari'nin karakterine uyuyordu işte, yıldız sürücünün yanındaki ikinci pilot. Sempatikliğinin yanında, geçen seneki kazanın da ona bu seneki Ferrari koltuğunu hediye ettiğini söylemek belki bir adım ileri gitmek olabilir ama gerçekten de çok fazla uzak değil. Kazanın ardından geri döndüğünde, istikrarlı bir şekilde Alonso'nun gerisinde kaldı. Almanya'daki takım emirleri, Çin'de pit yolunda geçilmesi gibi çok net bir tercih oluştu takımda: Ferrari'de Alonso'nun borusu ötüyor. Peki o ne yaptı? Hiç. Son derece silik yarışlarla hep takım arkadaşının arkasında kaldı. Bazen Webber, bazen Kubica koltuğuna aday gösterildi. Seneye de Ferrari'de kalacağı şimdiden biliniyor ama sözleşmesini uzatmasındaki neden (bence) pist üstündeki performansından çok, menajeri (ve Jean'ın oğlu) Nicolas Todt sayesinde oldu. Kimi Raikkonen'in, Alonso ile anlaşıldığı sırada, çok ciddi tazminatlar verilerek, kontratı doldurulmadan takımdan gönderildiğini hatırlatalım.

2- Sebastian Vettel: Starchild! Tam olarak bu hatta. Toz yutma kültürü oluşturmuş Toro Rosso'yu Monza'da, inanılmaz yağmurlar altında zafere taşırken, tek bilinmeyen, gelecekteki şampiyonluğun kaç sene sonra olacağıydı! Bernie dahil herkesi şampiyon olacağına ikna etmişti. Hala da herkes inanıyor, yalan yok. Ama psikolojik olarak atacağı adımlar, fazlasıyla var.

Alonso, Mclaren'e son şampiyon olarak geçtiğinde, çaylak ve beklentilerin orta karar olduğu takım arkadaşı Hamilton'dan fazla sorun çıkarmamasını istiyordu sadece. Sene sonunda ikisi aynı puanı almış, pit yollarında birbirlerini bloke etmiş, puanlar çalmış ve ikisinden birine gitmesi garanti bir şampiyonluğu Raikkonen'e kaptırmışlardı. Ve Mclaren, kendi çocuğu Hamilton'ın arkasında durmuş, Alonso da kaçmıştı. Isimleri ve takımları değiştir, Red Bull'un hikayesi de aynı. Vettel, yıllardır çok ciddi bir ilerleme kaydedememiş Webber'den yolunda durmamasını bekliyordu sadece. 4 yarış kazanıp yaz tatiline lider girmesini değil. Vettel'in starchild'dan villain'a dönüşü ise şanslı bizlerin gözleri önünde oldu. Ilk önce Webber'in yanına geldi, sonra üstüne. Red Bull, kendi çocuklarının arkasında durdu, durmaya da devam etti (bknz Silverstone) ama Webber hala lider. Vettel ise artık yaramaz çocuk imajı taşıyor.

Vettel'e birilerinin, önünde uzun yıllar olduğunu, pistte kaybetmenin bazen aslında kazanmak olduğunu ve yeteneğin unutulmaz bir şampiyon olmak için yeterli olmayacağını söylemesi lazım. Çünkü belli ki halihazırda etrafında olan kimse bunu yapamıyor.

1- Michael Schumacher: 7 yıldızlı şapkanın sahibi! Şu an için potansiyelinin hiç bir yüzdesini gösteremiyor ama 3 yıllık aradan ve Button'a göre ayarlanmış bir araçtan sonra karar vermek için henüz erken. O yüzden performansı hakkında konuşmak için hala erken bence. Ön lastikleriyle yaşadığı sıkıntılarını, seneye Pirelli'nin gelişi ve herkesin sıfırdan başlayacağı günlerde atlatabilir. Herşey OK. Ama Barrichello'ya yaptıkları? Schumacher, en iyi olduğu zamanda bile çok tartışıldı. Villenueve'e yaptıklarını kimse unutmadı. Eski pilotların hepsi, Schumacher'i kötü anıyor. Ama kariyeri boyunca ona en yardım eden adamı, yıllarca aynı takımı paylaştığı, zamanı geldiğinde hakkettiği galibiyeti kendi elleriyle ona hediye ettiği, muhteşem sevimli adamı duvara mıhlamaya çalışmak? Yılın ilk yarısının rüküşü ödülü sana geliyor Schumy.

18 Ağustos 2010

Sezonun Ilk Yarısı - Başarılılar

2010 sezonunun orta noktasını geçmiş ve pratikte ikinci yarısına girmiş olsak da yaz tatili arası, geri dönüp sezonu değerlendirmek açısından güzel bir zaman. Sezonun ikinci yarısında veya ileri ki sezonlarda dönüp bakar, unuttuklarımızı hatırlarız. Bugün başarılılar var, bundan sonra da başarısızlar. Bu arada hemen belirteyim, tabi ki bunlar kişisel düşüncelerim, kimseyi bağlamaz. Yorumlar kısmı açık, amaç da o zaten.

En başarılı takımlar:

3- Renault: Bir takım, elindeki potansiyelden yararlanabildiği ölçüde iyi bir takım olabilir. Ve Reanult, potansiyelinin üstünde bir performansı sürdürülebilir şekilde veriyor bu sezon. Fransızlar, geçen sene uzun süre gündemi meşgul eden Briatore-Piquet Jr-Symonds şeytan üçgeninden sonra yepyeni bir yapılanmanın içindeler bu sene. Ellerinde de Kubica gibi muhteşem bir pilot var. Yine de bunlar sizleri yanıltmasın, 4 Büyükler ile aşık atmalarını kimse beklemiyor(du sezon öncesinde). Ama Eric Boullier liderliğindeki genç ekip, her yarışa yeni parçalarla geldi, başka takımların geliştirdiği parçaları (F-Duct, blown diffuser gibi) hızlı adapte edebildi ve sonuç olarak şu anda Mercedes GP'den sadece 26 puan arkadalar. Yani bir yarış galibiyeti sınırındalar neredeyse. Ve yeni puan sisteminde bu arayı kapatmak çok da zor olmayacaktır. Eğer Petrov, Kubica'nın puanlarına eklemeler yapmaya başlarsa, bir daha ki sene için TV gelirleri beklemedikleri şekilde artabilir Renault'nun. Bir alkışı da sarı-siyah orjinal renklerine döndükleri için verelim.

2- Mclaren: 2009'a kabus gibi girmişti takım. Araç, testlerde 3-4 saniye geriden geliyordu, yeni kurallara adapte olamamışlardı ve bir de Avustralya'da yalan skandalı ile uğraşmak zorunda kalmışlardı. 2010 kışında da istedikleri pozisyonda değillerdi Ingilizler. Bahreyn'de Ferrari'nin 1, Red Bull'un 1.5-2 saniye gerisinden başlıyorlardı tur zamanı bakımından. Sonrasında ise, 2009 aracını felaketten yarış kazanan hale getiren Mclaren mühendisleri, 2010 aracıyla ilk önce Ferrari'yi geçtiler, şimdi de Red Bull'u zorluyorlar. Bu seneki geliştirme yarışının açık galipleri onlar. Bir başka artıları da iki pilotlarını doğru düzgün yönetebilmeleri. Biliyorsunuz her takım bunu beceremiyor. Red Bull'un sıkıntılarından fazlasıyla yararlandılar ve her ne kadar araçları bir adım yavaş olsa da hala, iki şampiyonayı da son dakikaya kadar kovalayacakları belli.

1- Lotus: 0 (yazıyla sıfır) puan almış bir takım, nasıl ilk yarının en başarılı takımı olabilir ki demeyin. Tony Fernandes, bu işe soyunduğunda önünde aşması gereken birden fazla dağ vardı. Yeni takımların gridde olması bile bir mucizeyken (hatta bir tanesi bunu becerememişken) onların ilk yarıştan yarış bitirmeleri, bazı şeylerin doğru gittiğinin göstergesi adeta. O zamandan beri takım belki henüz puan alamadı ama yeni takımların en hızlısı ve dayanıklısı oldular, bir yandan da eski takımlarla arayı gittikçe kapıyorlar. Kısacası Mike Gascoiyne'un ekibi, aşılması gereken teknik dağları, alabilecek en az yaralarla aşıyorlar. Bir yandan da tarihi yeşil-sarı renkleri taşımanın manevi ağırlığı var tabi ki. Bunu da başarıyla taşıdıklarını Chapman ailesinin onları artık vaftiz etmesiyle görüyoruz. Eğer potansiyelini kat be kat geçen bir takım varsa, bu Lotus'tur. %107 kuralı işlemeye başladıktan sonra, daha açık bir şekilde bunun görüleceğine de inanıyorum.


En başarılı pilotlar:

3- Kovalainen: Mclaren'den Lotus'a gitmek, hem moral bozucu, hem demotive edici hem de cesaret gerektiren bir iş aynı zamanda. Herşeyin tıkır tıkır işlediği, yarışların kazanıldığı, şampiyonlukların peşinde koşulduğu bir takımdan, yeni ortaya çıkmış, puan almayı orta vadeli hedef yapmış, yarış sonunu getirmeyi uman bir takıma. Yine de Kovalainen'in iyi bir iş çıkardığı kesin. Takım arkadaşı Trulli'yi çoğu zaman geçen, daha fazla yarış bitiren ve ender de olsa eski takımların pilotlarını geçmeyi başarmış (Petrov, Kanada) olmak Mclaren'de yaptığı işten daha iyi bir iş çıkardığını söylüyor bana. Ayrıca elindeki zor göreve de iyi motive olduğunu.

2- Kubica: Takım arkadaşı ile en büyük puan farkını açan pilot olmak kimseye madalya kazandırmasa da önemli bir gösterge olabiliyor bazen. Kubica'nın topladığı 89 puan, Petrov'un topladıklarından 72 fazla. Yani neredeyse Renault=Kubica. Şaşılmayacak şekilde de kontratını uzatmak için elinden geleni yaptı Fransızlar. Doğru, Renault, hız olarak bir adım geriden geliyor belki ama pilot özelliklerinin fark yaratacağı pistlerde Kubica hep tepelerde (bknz Avustralya'da 2.lik, Monaco'da 3.lük). Zaten yıllar yılı Alonso için atılan Ferrari başlıkları, artık onun için atılıyor. Ve kariyerine Italya'da başlayan biri için bundan büyük bir mutluluk olamaz heralde.

1- Webber: Eğer bir küçük Emrah hikayesi varsa Formula 1'de, o da muhtemelen Mark Webber'inkidir. Tamam kimse annesine sulanmadı Emrah gibi ama takım içinde çok sevilmeyen, hatta en büyük kösteği takımı ve takım arkadaşı olan, yine de 4 yarış kazanan ve pilotlar şampiyonasında lider olan birini kalkıp ayakta alkışlamak lazım. Hele de sezon başında 2. pilot olması beklenen biriyse bu. Yıldız tozundan yapılmış Vettel'in, ardı ardına hatalar yaptığı (güvenlik aracı arkasında uyumayı kim açıklayabilir), hatta bazen kendisine direkt daldığı (Türkiye GP'sini hepimiz hatırlıyoruz) 2010 sezonu için, Webber'in şampiyon olmasını canı gönülden diliyorum. Minardi okulundan yetişmiş bir şampiyon daha!

15 Nisan 2010

WRC Feribotu


Pit Girişi blogu olarak, bugün Türkiye Rallisi'ne katılacak bütün pilotların ve araçların, Sultanahmet'teki Ceremonial Start'a gitmek için bindiği feribota bindik. Bütün sorularınızı sorduk, bol bol fotoğraf çektik. Bu blogda ileriki günlerde röportajlarını okuyacaklarınız arasında Petter Solberg, Mikko Hirvonen, Jari Matti Latvala, Ken Block, Kaj Lindström, Sebastian Ogier, Malcolm Wilson olacak. Ve bir kısmını blogda kullanacağımız ama çoğu Picasa albümünde olacak fotoğraflar olacak.

Bunlar dışında yarın Kadıköy'deki Özel Seyirci etabından, pazar da etapların kendisinden twitter ile canlı bağlantı yapıcaz, bloga izlenimlerimizi aktarıcaz ve bir çok fotoğraf daha eklicez.

Biz hazırız, siz de hazır olunca başlayalım.

04 Nisan 2010

Malezya GP: Sonunda Red Bull

Yağmur gelmeyince, aslında beklediğimiz heyecanı bulamadık diyebiliriz. Neyse ki dünkü yağmurla Mclaren'ler ve Ferrari'ler geriye düştü de biraz zevklendi yarış. Yine de 3 yarışta 3 farklı pilot ve 3 farklı takım galibiyet aldı ve puanlar iyice birbirine yakın.

Red Bull'lar sonunda bekledikleri ve çoktan hakkettikleri galibiyeti elde ettiler duble yaparak. Burada Vettel'in ilk virajdaki mükemmel atağı ile liderliği almasına dikkat çekelim, o olmasa muhtemelen Webber yarışı kazanırdı. Aslında diyecek çok bir şey yok haklarında Malezya özelinde, bir Red Bull yazısı ise tek başına lazım.

Rosberg, Gümüş Oklar adına ilk podyumu yakalamış olsa da hala belli ki 4 Büyükler arasında son sırada onlar var. Kopan lastik bijonu Schumacher'i yarışdışı bırakmış olmasaydı da performans olarak çok ciddi bir tehdit olmadı hiç bir zaman eski şampiyon. Rosberg de hiç bir zaman Red Bull'ları zorlayamadı. Brawn-Haug ikilisi bunun farkında olduklarını söylüyorlar zaten, aradaki performans farkını kapatana kadar gelen bu puanlar, onları eminim mutlu etmiştir.

Mclaren-Ferrari savaşında ise bu sefer kazanan Mclaren oldu. Hamilton, 20. başladığı yarışta daha ilk virajda tırmanmaya başladı ve bir kaç tur sonra kendinden 4 sıra önde başlayan Toro Rosso'ları bile geçmişti. Aynı Toro Rosso'ları Ferrari'lerin geçmesi ise son derece uzun sürdü. Bu sırada Hamilton, ilk 10'a girmiş, pirana gibi turluyordu.

Daha sonra Jenson Button, Avustralya'daki gibi yine dominant taktiği belirleyen pilot oldu. Bu sene pitstoplar, belirli bir taktiktense diğer takımlara reaksiyon şeklinde olduğundan, hemen arkasındaki turlarda bir çok pilotu pite girer gördük. Geçen yarışta yumuşak lastiklerle 50 tur atan Button, bu sefer sert lastiklerle 50 tur atarak yarışı 8. bitirdi. Arada Massa'ya uzun süre direndi ve Alonso'yu arkasında tutmayı başardı. Hamilton ise çok büyük bir hızla yaklaştığı Sutil'i geçmeyi başaramadı ve 6. oldu.

Bu noktada Force India'lara da değinmek lazım. Ilk defa sıralamada iki araçlarını birden ilk 10'a soktular. Ama pazar günü ilk iki yarışta olanın tersi oldu; Liuzzi bu sefer şanssızdı, Sutil ise Hamilton'a, 300 Spartalı'nın Acem Ordularına yaptığı türden bir savunma yaparak 5. oldu. Seneye koşulacak Hint GP'sinde bu ikiliye verilecek desteği şimdiden merak ediyorum.

Ve Ferrari. Cumartesi gününün en beceriksiz gözüken takımı, pazar günü de kaderini pek değiştiremedi. Yarışın başında uzun süre Toro Rosso'ları geçemeyen kırmızılar, daha sonra Jenson Button'ı geçerken çok zorlandı. Massa, geç de olsa güzel bir hamle ile geçerken, Alonso, tam atağının ortasında motoru patlayınca yarışın bitimine 1 tur kala yarışdışı kaldı. Çok ciddi bir hayal kırıklığı. Ama Red Bull'un ilk iki yarıştaki hayal kırıklığından sonra bugünü yaşadığını varsayarsak, uzun sezonda Ferrari, yine çok avantajlı. Sonuçta hala iki pilotları sıralamada 1-2.

Bu yarışta dikkat çeken diğer bir nokta, bir çok pilotun dayanıklılık sorunu çekerek kaza yaşamadan yarış dışı kalması oldu. De La Rosa daha yarış başlamadan yarışdışı kaldı (hidrolik), Kobayashi çok iyi gittiği yarışta vites kutusu sorunu yaşadı, Schumacher'i yazdık, Alonso motor patlattı, Liuzzi ve Petrov da yarış sırasında araçlarını yana çekmek zorunda kaldılar. Uzun zamandır bu kadar mekanik sorunu bir arada görmemiştik.

Yeni takımların çekişmesi de sonunda eğlenceli bir hale geldi. Henüz eski takımları yakalayamasalar da en azından kendi aralarında güzel çekişiyorlar. Bu yarışta üstün olan taraf, net bir şekilde Virgin'di. Peki dizayn sorunu yüzünden yarış bitirecek kadar büyük bir deposu olmayan araç bunu nasıl yaptı? Ben bilmiyorum, bilen beri gelsin. HRT'ler de ilk defa pist üzerinde bir araç geçtiler, Lotus için büyük bir utançtır bu heralde. Yine de yeni takımların performansının ve dayanıklılıklarının her yarışta farkedilir derecede arttığı gözüküyor. Lucas di Grassi, sadece 3 tur geride bitirdi yarışı :)

Yarıştan hemen sonraki reaksiyonlarımızı böyle belirtelim ama hafta içinde yazılacak, konuşulacak çok şey var. Bir yandan da Ürdün Rallisi'nde olan olaylar var, onları da yazmak için sabırsızlanıyorum. 18 Nisan'da Çin GP'sini izleyemeyebilirim, Türkiye Rallisi'nde olmayı planlıyorum, bu sefer siz izleyin bana anlatın.

03 Nisan 2010

Malezya Sıralama Turları - Heyecan Yağmur Oldu Yağıyor

Ingilizce'de bir deyiş vardır, "sorting the boys from the men". Bebelerle adamları ayırmak diye çevirebiliriz. Yağmur, Formula 1'de tam olarak bu işi yapıyor. Malezya'nın geleneksel muson yağmurları, sezonun en büyük meydan okumalarından biri oluyor böylece.

Q1, hafif yağmur ile başladı. Araçlar geçtikçe pistte en azından yarış çizgisinin kuruyacağını uman Ferrari ve Mclaren, iki pilotunu birden garajda tutmayı tercih ederek nasıl bir hata yaptığını 20 dakika sonra anladı. Bu sırada bütün takımlar araçlarını hemen piste yollayıp zaman turlarını atlamalarını sağladılar. Q1 devam ettikçe yağmur azalacağına çoğaldı, pist kuruyacağına daha da ıslandı. Ve Massa, Alonso, Hamilton üçlüsü, ciddi yağmur altında yoğun yağmur lastikleri ile Q2'ye kalma savaşı vermek zorunda kaldılar, doğal olarak da başaramadılar. Böylece 3 şampiyonluk adayından Alonso 19, Hamilton 20, Massa 21. olarak sıralanacaklar yarınki yarışta. Tabi bu, aynı zamanda 2 tane yeni takım aracının da ilk defa Q2'ye kalması anlamına da geldi: Virgin'den Glock ve yerli takım Lotus'dan Kovalainen. Bir sürpriz daha oldu bu sırada. Zaman olarak Q2'ye kalan geçen yarışın galibi Button, aracını kum havuzuna saplayınca Mclaren, cumartesi gününü erken bitirmek zorunda kaldı.

Q1'in bebeleri listesinin başında Domenicali ve Whitmarsh yer aldı. Benim tavsiyem, bu iki arkadaşı Ross Brawn'ın yanına staj yollamak.

Q2'de sonuncu, tur atamayan Button oldu. Onun önünde Glock, onun önünde de Kovalainen yer aldı. Böylece yeni takımlar yarışında galip şimdilik Lotus olmuş oldu. Zaman zaman ağırlaşan, zaman zaman rahatlayan yağmurda Vitaly Petrov, ilk dakikalarda Michael Schumacher ile en hızlı zaman için mücadele etse de, son anda 11. kalarak Q2'den son elenen oldu. Yine de Rus pilotun, potansiyelini yavaş yavaş ortaya çıkarması sevindirici.

Bütün sürprizlerin ardından Q3'e 1 Sauber, 2 Force India, 2 Red Bull, 2 Mercedes, 2 Williams ve 1 Renault kalmış oldu. Enteresan bir bilgi: Q3'te pilotların yarısı Alman. Son seans başlamak üzereyken ciddi bir yağmurun yaklaştığı ve zaman turlarının hemen atılması gerektiğini söyleyen telsiz konuşmalarını dinledik fakat anlaşılan o ki onlar bile işin ciddiyetini anlayabilmiş değillerdi. Force India, ilk iki araç olarak yola çıkmaya niyetlenmiş ve pit çıkışında beklerken Kubica'nın yandan gelip onları geçmesi son derece enteresandı, buna ceza gelecek mi, kurallara uygun mu ben emin değilim. Ama muhtemelen uygundur (bknz 2008 Kanada pit çıkışında yanyana duran Kubica ve Raikkonen ile Raikkonen'e arkadan bindiren Hamilton). Ama o tur içinde aşırı yağmurdan seans, kırmızı bayraklarla durdurulunca bunun bir önemi kalmadı tabi ki. Yaklaşık 15 dakika sonra yeniden seans başlatılırken bu sefer Force India'ları arka arkaya değil yan yana gördük böylece, eğlenceli bir not olarak onu da geçelim. En başta Sutil ile Kubica'nın atışmalarına tanık olduk fakat sonra asıl favoriler sahne aldı. Webber, 2. Rosberg'den 2 saniye daha hızlı bir turla pol pozisyonu yakalamış oldu. Rosberg ise Mercedes'i ilk defa ilk çizgiye taşımış oldu bu sonuçla, aynı zamanda 3. kere üstüste Schumacher'i (the Rainmaster'ı) geride bıraktı. Vettel ise takım arkadaşının arkasında 3. cepten kalkacak. Onların arkasında Force India'nın cumartesileri iyi, pazarları şanssız olan pilotu Sutil var. Bakalım pianist ruhlu Alman, bu sefer şanssızlıklarını kırabilecek mi? Bir başka genç Alman Hulkenberg, 5. olarak sonunda hakkettiği şekilde dikkatleri üstüne çekebildi. Yanında da Kubica olacak. Kubica'dan bir sürpriz bekliyorum kesinlikle, 6. kalmayacaktır. Onların arkasındaki çizgide ise bir rakı sofrası kurulup muhabbetler dinlenebilir çünkü yılların takım arkadaşları Barrichello ve Schumacher, 7. ve 8. olarak sıralanıyorlar. Onların hemen arkasında Sauber'in sürprizi Kobayashi ve son olarak da Force India'nın cumartesileri yavaş pazarları istikrarlı pilotu Liuzzi var.

Böylece sıralama turlarında Ferrari ve Mclaren, yaptıkları hatalarla rakipleri Mercedes ve Red Bull'a ciddi avantaj vermiş oldular. Bu sefer Webber ile Vettel'in bu hediyeyi kaçırmayacaklarını düşünüyorum. Aynı zamanda genç ve potansiyelli pilotların da günü oldu bugün. Petrov, Kobayashi, Hulkenberg ciddi performansları ile ileride ne yapabileceklerini gösterdiler. Yine de kendini kanıtlamak isteyen Rosberg, yağmur ustası Schumacher, Kubica ve arkalardan gelip olabildiğince zararlarını azaltmaya çalışacak Alonso-Hamilton-Massa üçlüsü, yarınki yarışta izleyecek çok şey verecek bize. Ama en çok garanti verebileceğim şey, yarınki yarışının yıldızının yine yağmur olacağı.

Yarın sabah 11'i iple çekiyorum, muhtemelen çoğunuz gibi.

16 Mart 2010

Türkiye Rallisi Websitesi


World Motorsports Council'ın bu seneki kararlarından biri, hem F1'de hem WRC'de internet üzerinden içerik sağlanmasına daha çok önem vermekti. Yani motorsporları dünyası, interneti yeteri kadar değerlendiremediğinin farkına varıp bu yöne eğilmek istiyordu.

F1.com yenilendi, wrc.com da elinden geleni yapıyor ama asıl Türkiye Rallisi, hiç beklenmedik bir anda beni vurdu. Bir süre önce Rally of Turkey sayfasından bahsetmiş, link de vermiştik. Ama bugün farkettiğim (bilmiyorum benim mi ayıbım yoksa sayfa mı yeni açıldı) Türkiye Rallisi 2010, şu ana kadar gördüğüm en iyi spor organizasyonu sitelerinden biri olmuş. Girişinden içindeki bilgilere, görselliğinden beni kitleyen oyununa kadar enfes gerçekten. Kimin eli değmişse tebrik ediyorum.

Yalnız bazı sorularım var. Bahsettiğimiz iki Türkiye Rallisi sitesi arasındaki fark ne? Biri Türkiye Rallisi'nin genel sitesi öbürü 2010 yarışı için desek tam olarak öyle olmuyor. Burada bir çift başlılık var gibi. Bir de yabancıların bu işe bizden daha çok meraklı olduğunu düşünürsek, yabancı isimli olan site, daha eski olanı. Keşke bu durum tam tersi olsa da, insanı gelip yerinde izlemeye çeken sitenin Ingilizce versiyonu ve domain name'i olsa. Ama bu seviyeye kadar siteyi getiren insanların, bundan sonrasını da düşüneceğine eminim.

Hazır yeri gelmişken... Türkiye Rallisi 14-18 Nisan'da Istanbul Anadolu Yakası'nda koşulacak. Biletleri de Biletix'ten alabilirsiniz. Hatta gitmek isteyenlerle buluşup beraber gidebiliriz, öğlen yemeği keyfi yapabiliriz şöyle sucuk ekmekli. Aşağıya yorumlara yazın, ayarlayalım. Formula 1 biletlerini de buradan alabilirsiniz, aynı şey onun için de geçerli. Motorsporlarını ve yemeği sevenler kaçırmasın!!

14 Mart 2010

Bahreyn: Bir Ferrari Rüyası

En başta şunu rahatlıkla söyleyebilirim, çok özlemişiz. Vettel'in sorunu haricinde sıkıcı olarak değerlendirebileceğimiz bir yarış bile, heyecan verdi.

Yarışı uzun süre önde götüren, hatta güzel şekilde kontrol eden Vettel'in, egzost sorunu yüzünden Ferrari'lerin ve Hamilton'ın arkasında kalması, gerçekten çok yazık oldu. Çünkü bu sene şampiyonluğa oynamasını beklediğim bir pilot genç Seb. Onun sorunu sayesinde Ferrari de sezona duble ile başladı. Bu arada Ferrari'nin bir önceki dublesi Fransa 2008'de de Raikkonen, aynı egzost sorunu ile yarışı kazanmıştı. Şans dediğin bu olsa gerek.

Italyanlarda Alonso, Kimi gibi, Ferrari'deki ilk yarışını kazandı. Şimdi soru, yine Kimi gibi, Ferrari'deki ilk senesinde şampiyon olabilecek mi? O kadar ileriye gitmeden söyleyebileceğimiz, belli ki Alonso'nun şu an griddeki en mutlu insan olduğu. Zigzaglarla finiş çizgisine gelirken de bu açıkça belliydi.

Bir yandan da Massa'nın hikayesi var. Büyük sıkıntılardan sonra gelen bu ikincilik (ki basın toplantısında kendisinin de belirttiği gibi en iyi sezon başlangıcı oldu), üstünden büyük bir yük atmış ve onun için de en az Michael Schumacher kadar ikinci bir başlangıç olmuştur.

Mclaren'de ise durum şimdiden belirginleşti gibi. Hamilton, çok rahat bir şekilde Button'ı geçti, yani beklenen oldu. Hamilton, downforce sıkıntısı yaşayan Mclaren'i ile podyuma çıkarken, Button'ın sorunlu araçtan performans alamama hastalığı yine ortaya çıktı. Heralde kimse Webber'i arkasında tutup 7. olmasını başarı olarak görmüyordur.

Mercedes GP, nispeten sessiz başladı ve bitirdi sezonun ilk yarışını. Rosberg'in Schumacher'den bütün haftasonu boyunca daha hızlı olması dikkatleri çekti ama Schumi, üstündeki pası atınca neler olacak merakla bekliyoruz. Yine de Red Bull ve Mclaren gibi karışık duygular yerine, daha istikrarlı turların sahibi oldular, ki bu bile başarı.

Ferrari, rüşdünü ispatladı. Mercedes, 5.lik ve 6.lık ile en iyi üçüncü takım gibi durdu. Mclaren ve Red Bull ise karışık sinyaller verdiler. Red Bull'un hızı da dayanıklılık seviyesi de ortada. Hangi denge ağır basarsa oraya gidecek takım belli ki. Ama eğer geçen senekinden daha az sorun yaşarlarsa Vettel'in şampiyon olmamak için bir nedeni kalmaz.

Bu gridin başı. Peki sonu? Yeni takımlardan HRT, beklendiği gibiydi. Karun'u ilk turda kaybettiler, bir kaç tur sonra da Bruno Senna gitti. Henüz üstüne yazı yazacak bir performans bile sergileyemediler. Virgin, yarış başlarında Lotus ile eşit seviyede gibiydi. Zaten Glock da Lotus'ların önünde başlıyordu yarışa. Ama onlar da en başta di Grassi'yi, sonra da Glock'u kaybedince gözler Lotus'a döndü. Malezyalılar, gridin geri kalanına göre çok yavaşlardı, burası kesin. Ama çok kısa sürede iki tane finiş görecek araç hazırlamaları bile gerçekten çok büyük başarı. Yeniler grubundan sıyrılıp orta sınıfları hedefleyecek ilk takım olacaklarını, adeta bayrak açar gibi ilan ettiler.

Orta sıralarda ise Force India, bu seneki hedefleri "markalar sıralamasında beşincilik"in hakkını verdiler ve ilk dört takımın arkasına kuruldular. Sutil, sert lastiklerle 10. başladığı yarışta, ilk virajda Kubica ile çarpışmasaydı belli ki iyi bir yerlere gelecekti. Onun yerine yarışta 9.luğu, yarışa 12. başlayan takım arkadaşı Liuzzi aldı.

Renault ise neler yapabileceğine bakıp üzülüyordur. Kubica, ilk virajda Sutil ile çarpışıp sonunculuğa düşünce iki pilot için de berbat oldu yarış. Petrov ise son derece iyi başladığı yarışta, bir kerb'ün üstünden sert geçince süspansiyonuna hasar verdi ve yarışdışı kaldı. Not etmek gerek ki eski takımlardan klasmana giremeyen tek sürücü de Petrov oldu. Yine de Renault, iyi bir geliştirme süreci yaşarsa orta sıralarda büyük bir güç olur.

Williams ise Force India ile olan mücadelesinde bu yarışlık yenildi diyebiliriz. Rubens Liuzzi'nin, Hulk Sutil'in arkasında kaldı. Ama yine de silik geçen sezonların ardından takım, bu sene çok daha iyi bir tempoda ve şevkli gözüktü. Frank Williams'ı ve ekibinin böyle görmek, her Formula 1 severi mutlu etmiştir eminim ki.

Yarışın kötü sürprizlerinden biri Sauber oldu benim için. Herkesi şaşırtıcaklarını beklerken sessiz sedasız iki aracı da kenara çektiler. Oysa lastikleri yumuşak kullanmaları ve Ferrari motorları ile potansiyelli gözüküyorlardı. Toro Rosso'da ise Buemi, yarış sonlarında kenara çekse de Alguersuari, tur yemeyerek ve yarışın en iyi tur zamanlarından birine imza atarak aslında kendi çapında bir mucizeye imza attı. Ne var ki onun da derecesi 13.lüktü.

Hızlı bir özetini geçmiş olduk Bahreyn GP'sinin. Hafta boyunca açıklamalar ve yorumlarla daha çok yazarız üstüne. Bir sonraki yarışın iki hafta sonra Melbourne'de olduğunu da hatırlatalım.

13 Mart 2010

2010 Sezonunun Ilk Sıralaması

Sezon sonunda başladı, ilk sıralama turları bitti. Sonuçlar belli, hemen iletelim:

Polde Vettel, yanında Massa
Hemen arkalarında Alonso, yanında Hamilton
Rosberg ile Webber
Schumacher ile Button
Kubica ile Sutil

Q2'de ilk elenenler Barrichello ve Liuzzi
Arkalarında Hulk ve de la Rosa
Buemi ile Kobayashi
Petrov, yanında da Q1'de ilk elenen Alguersuari

Yenilerin sıralaması ise Glock ve yanında Trulli,
Kovalainen ve di Grassi
Senna ile Chandook

Biraz da anlamlarına bakalım. Iki şey ortaya çıktı. Birincisi P9, P10 ve P18'in, orta sınıfın iyilerini ve kötülerini belirlemede önemli olacağı. Q1'de 7 araç elenecek ve bunların altısı banko şekilde yeni takımlar. Son elenecek araç ise orta sınıftaki en kötü olacak. P9 ile P10 da tam tersi. Ilk 8 sırayı şampiyonluk adayı 4 takımın araçlarının alacağı da garanti gibi, sorun yaşamadıkları sürece. O yüzden son bölüme kalabilen P9 ve P10 araçları da orta sınıfın en iyileri olacak. Bahreyn'de P18'i Alguersuari, P10'u Liuzzi, P9'u da Kubica aldı. Toro Rosso'nun bu sene iddiasız olacağını tahmin ediyordum zaten. Ne de olsa üretici olarak ilk seneleri ve bu duruma alışmak durumundalar. Alguersuari'nin 18.liğinde bunun kadar tecrübesizliğinin de etkisi vardır. Kubica'nın P9 olmasında tecrübenin etkisi olduğu gibi. Sonuçta Renault'nun yeniden yapılanması, Toro Rosso'nun üretici olmaya alışmasıyla benzer bir süreç.

Bu sıralama turlarından çıkan ikinci sonuç, sıralama turları ile yarışın bu sezon iki farklı şey olacağı. Mesela Sauber. Lastiklerini koruyarak yarış sırasında rakiplerine karşı avantajlı olacaklar ama bunu, bir tur üstünde gerçekleştirmeleri imkansız. Veya Renault. Az benzin harcayan motorları ile yarışa daha az benzin (yani yük) ile başlayacaklar. Ama tek turda, güç dezavantajları kendini daha çok gösteriyor. Mclaren ise beklenmedik bir şekilde geride kaldı, yarış sırasında ne halde olacakları da yarından önceki en büyük sorulardan biri.

Yenilerin kendi aralarındaki rekabeti ise takip etmeye değer. Virgin ile Lotus'un zamanları birbiriyle çok yakın. HRT ise yarıştan önceki "Virgin ve Lotus'tan bir saniye daha hızlıyız" açıklamalarına karşın tartışmasız sonuncu olarak rezil oldu diyebiliriz. Bu takımların gelişimleri ve orta sıralara ne kadar yaklaşabileceklerini de dikkatle izleyeceğiz sezon sırasında. Yarın yarışı bitirebilmek ise bu takımlar için ciddi başarı olacaktır.

Kısacası herşey yarınki yarış için hazır, alarmlar 14.00'e kuruldu. Getirin artık startı!

12 Mart 2010

Sezon Başlarken Anket Vakti

2010 Formula 1 sezonu, bu sabah yapılan antreman seansları ile Bahreyn'de başlamış durumda. Yarışa kadar cevaplarınızı girin, kim ne kadar haklı görelim.






23 Ocak 2010

2010 Sezon Değerlendirmesi - Takımlar ve Pilotlar Pt.3


Eskiler hakkında konuştuk, fikirlerimizi paylaştık. Bir de bu sene aramıza katılacak yeni takımlar var. Grid 10 takımdan 13 takıma çıkarken, Toyota ve BMW'nin çekilmesi ile beraber, yeni takım sayısı da üçten beşe çıktı (Not: BMW Sauber'in burada olmasının sebebi, ilk önce çekilmesi, daha sonra gridde yer alma hakkını baştan almasından dolayı).

Bu takımlardan Sauber hariç hepsi Cosworth motorunu kullanıyor, Sauber ise Ferrari ile anlaştı. O yüzden motor performansı, bu takımların geleceği konusunda önemli bir rol oynayacak. Bir yandan da bu takımlar, kaybedecekleri hiç bir şey olmamasından dolayı, olaya çok daha radikal bakabiliyorlar. Kullanılan yeniliklerin başında da imkanı olanların, araçlarını rüzgar tüneli yerine tamamen CFD yardımıyla dizayn etmesi geliyor. O konuya daha detaylı girmek farz, ileride değineceğiz, F1Racing'in geçen ayki makalesinden de yardım alacağız. Ama takımlara dönelim yavaştan. Bu yazıyı iyi okuyun çünkü aslında bu takımların bütün derdi birbirlerini geçmek, yenilerin en iyisi olmak.

BMW Sauber: BMW spordan çıktı ama Peter Sauber, takımı almakla kalmadı, Almanları takımın isminden de çıkarmadı. En başta Kubica ve Heidfeld'i kaybettiler. Yerine geçen senenin en potansiyel gösteren çaylağı Kamui Kobayashi'yi getirdiler. Sonra da sürpriz bir şekilde Pedro De La Rosa'yı bağladılar. Yani pilotlar bakımından sıkıntı yaşamayacaklarını düşünüyorum.

Ama Ferrari motoru bir muamma. Bir daha ki sene çok kritik olacak benzin harcamaları konusunda tam bir kara delik ve Italyanlar, bunun üstüne çözüm aramalarına rağmen, ne seviyedeler bilinmiyor. Muhtemelen testlerdeki yarış simülasyonlarına kadar da kimse net bir bilgi veremeyecek. Sauber'in, motor sıkıntısını şasi mucizeleri ile aşması da zor gözüküyor. Çünkü geçen seneki BMW, aerodinamik açıdan gridin en büyük hayal kırıklığıydı. Bunu geliştirmek için gerekli kaynak havuzunun, uzun süreli sponsorları Petronas'ın Merc GP'ye geçmesiyle ağır yara aldığı da belli.

Bir konudaki bilgi eksikliğimi sizlerle paylaşıyorum: BMW Sauber, geçen seneki televizyon gelirlerini alabiliyor mu, yoksa Concorde Anlaşmasındaki hakkını kaybedip yeni bir takım olarak girdiğinden dolayı bu gelirden mahrum mu oluyor? Cevap ne olursa olsun, Sauber ve Hinwil'deki ekibin 2008 Kanada'ya dönmesi çok kolay gözükmüyor.

Virgin GP: Öyle bir yeni takım ile karşı karşıyayız ki daha tek tur lastik döndürmeden takımın ismi değişti. Manor GP, Richard Branson'ın gelişiyle resmi olarak Virgin GP'ye döndü. Branson'ın belki de en büyük hayali buydu, o yüzden daha geçen senenin ortasından beri açık açık söylüyordu "sene sonunda Brawn ile olan anlaşmamız bitiyor ve Manor GP'nin isim sponsoru olacağız". Deli Richard, yaptığı işlere yüzde yüzünden aşağısını vermiyor.

Virgin ve Branson'ın olduğu yerde heyecan da eksik olmaz. Yeni bir takımın, yeni bir organizasyonun heyecanına en uygun olan şey de, yetenekli ama hala kendini kanıtlaması gereken iki pilottur. Bu konuyu da ex-Toyota Timo Glock ve ex-Renault test pilotu Luca di Grassi ile hallettiler. Aracı da tamamen CFD ile bilgisayarda tasarlıyorlar. Ayrıca aralıkta Llyods Banking ile de sponsorluk anlaşması imzaladılar. Yani Ingiltere'den kıpır kıpır bir takım daha doğuyor. Yenilerin en iyisi olmaya, benim gözümde, en yakın adaylar.

Lotus GP: Logosundan renklerine herşeyleri efsane Lotus'u hatırlatsa da, bu konu o kadar basit değil. Bir kere aynı Lotus değiller, çünkü bu organizasyonun arkasındakiler Malezyalılar. Ama tam olarak apayrı da değiller çünkü takımın destekçilerinden Proton, bildiğimiz Lotus'un da sahibi. Yani yıllarca alakasız ve tanışmayan ama yeni taşınıp ufaktan kaynaşmaya başlayan iki uzaktan kuzen gibiler.

Bunu aradan çıkardıktan sonra takımın kadrosuna bakalım. Air Asia'nın sahibi ve aktif Twittercı Tony Fernandes, yeni sezon başlayana kadar takım patronu görevine devam edecek. Teknik patron ise başarılı ama huysuz Mike Gascoyne. Bunların yanında takım, iki pilotu birden yarış kazanmış sadece dört takımdan biri. Trulli ve Kovalainen, birer yarış kazanmış olsalar da en azından kazanmanın ne demek olduğunu biliyorlar ve takımı ileriye götürebilecek iki pilot. Aramızda kalsın, neyse ki Malezyalı bir pilot imzalayarak Minardi'nin Alex Yoong ile düştüğü hataya düşmediler. Yoong demişken, o da Lotus'un genç pilot yetiştirme direktörü.

En büyük dertleri para olmasa da Malezyalı dev Petronas'ın, Merc GP'ye sponsor olmasına Sauber kadar onlar da sinirlendiler. Iki taraf da haklı ama ben de olsam ben de Schumacher'e sponsor olurdum. Bunun, Lotus bütçesinde bir yara açtığı kesin. Yine de Fernandes, Virgin Havayollarının sahibi Richard Branson ile iddialaşmaktan geri kalmıyor. Ikilinin iddiasına göre, kimin takımı geride kalırsa, geri kalan patron, diğerinin uçağında hosteslik yapacak. Çok tatsız, çok.

USF1: Yılların Ken Anderson'u ve Peter Windsor'u, kafa kafaya verip Formula 1 takımı kurmaya karar verdiklerinden beri hep iddialı oldular. Amerika bazlı bir takım olmak hiç kolay değil, F1'de yarışabilecek iki Amerikalı pilot daha bile zor. Ama ikili ne de olsa fırsatlar ülkesinden gelmeler, bir şekilde bunu başaracaklarına inanıyorlardı. Ve yaptılar da.

Ama tam olarak ne yaptılar pek bir kişi bilmiyor. Ortada bir pilot yok, araç hakkında çok sınırlı bilgi var, websiteleri bile çok yeni (ilk yatırımcıları Youtube olmasına rağmen). Amerika'da test yapmalarına izin verildi, Ispanya'da bir operasyon üstleri var. Gerisi aslında muamma. Tam olarak bir yeni sezon tanıtım zamanı bile vermediler. Ama yine de onları yerinde ziyaret eden herkes, işlerin yolunda olduğunu söylüyor. Gerçekten enteresan. Haklarında çıkan en son haber, araç dizaynına yepyeni bakış açıları getirmeye çalıştıklarını söylemeleriydi. Acaba 6 tekerlekli Tyrell'leri hatırlatan şeyler mi çıkacak? Ne olursa olsun, bu kampın her yeri soru işareti. Kişisel görüşüm, en başta olmasa da, sezon (veya sezonlar) ilerledikçe buradan enteresan işler çıkacağı.

Campos Meta: Ama belki de asıl muamma burada. Ispanyollar, yeniler arasında bile hiç bir zaman en dikkat çekeni olmadılar. Bir tek, gelecek vaad eden, sihirli soyadı olan Bruno Senna'yı renklerine bağladıklarında gözler onlara çevrildi. Araçları crash test'leri geçmiş, ama Bahreyn'de olmayacaklarına iddiaya giren bir Bernie var. Eğer o bodur, bir şeyi bu kadar çok tekrarlarsa bir bildiği vardır. Zaten son zamanlarda sponsor sıkıntıları (yani para sıkıntıları da diyebiliriz) olduğunu kendileri de itiraf etmeye başladılar. Yani durum sıkıntılı.

Henüz bir pilotları eksik, ama gelen az haberler, içeride çok daha fazla eksik olduğunu söylüyor. Bunun bir işareti de Bruno Senna'nın henüz bugün dolan ikinci Toro Rosso koltuğu için adının geçmesiydi. Demek ki bu kamp sıkıntılı. Kendilerini Bahreyn'de görecek miyiz acaba?

Takımlar ve pilotlar böyle, 3 bölümde anlatmaya çalıştık. Bir de dışarıda kalanlar var. Mesela Quick Nick. Adını belli yerlerde andık ama bugün çıkan haberler kuvvetle ihtimal Merc GP'nin test pilotu olacağına dair. Fena fikir değil, zira Schumacher'in ne kadar devam edebileceği bir soru işareti. Yıllarca da gidebilir, iki yarış sonra bırakabilir de. Oynamaya değer bir kumar. Ayrıca seneye Mercedes, motor sağladığı bir takıma da gitmesini sağlayabilir. Bunun dışında aslında konuşulması gereken bir Stefan GP hadisesi var. Yeni takımlardan biri olmak için başvuran ama kabul edilmeyen, yine de yılmayan, Toyota'nın fasilitelerini ve 2010 araç dizaynını satın alan, sanki Bahreyn'de gridde olacakmış gibi çalışan ve muhtemelen Campos Meta'nın beyaz bayrağı çekeceği günü dişlerini bileyerek bekleyen Sırp F1 takımı Stefan GP.

Bazı yazlar, transfer sezonuna o kadar odaklanıyorum ki, maçlar başlayınca yeteri kadar heyecanlı gelmiyorlar. Bu kış sezonu da Formula 1 için biraz öyle oldu. Umarım yarışlar, off season'dan daha heyecanlı geçer de ekranların başından kalkamayız.

22 Ocak 2010

Yeni Araçların Sahnesi

1 Şubattaki ilk testte herkes birbirini tartacak fırsat bulsa da, asıl görsel şov, takımların yeni sezon tanıtımlarındadır her zaman. Tasarruf yapmak amaçlı ortak tanıtım planları suya düştüğünden beri herkes, kendi tanıtım günlerini açıklıyor. Biz de hem kendimize hatırlamak hem de sizlere derlemek amaçlı bulunduralım blogumuzda.

28 Ocak ___________Ferrari
29 Ocak ___________Mclaren
31 Ocak ___________BMW Sauber ve Renault
1 Şubat ___________Mercedes ve Williams
4 Şubat ___________Virgin
10 Şubat __________Red Bull ve Force India
12 Şubat __________Lotus

USF1, Amerika'da tek başına koşacakları testlerde ilk defa kamuoyunun karşısına çıkacaklar. Bu da şubat başına tekabül etse de tam zamanı belli değil. Campos Meta ve Toro Rosso ise henüz bir tarih belirtmediler.

21 Ocak 2010

2010 Sezon Değerlendirmesi - Takımlar ve Pilotlar Pt.2

Serinin önceki yazıları: Takvim, Takımlar ve Pilotlar Pt.1

Ilk bölümde şampiyonluğa oynayan takımlardan bahsetmiştik, bu sefer kuvvetle muhtemel midfield'ı oluşturacak takımları mercek altına alıyoruz.

Williams: Eski günlerini bu kadar şiddetle arayacağını hiç düşünmezdim Williams'ın. Ellerinde Nico Rosberg gibi bir yetenek ve sadece 3 takımda olan çift difüzörle bile son derece silik bir 2009 geçirdiler. O yüzden Sam Michael'ın bugünkü sözlerine şaşırmamak lazım: "2010 aracı, 2009'un evrimi değil, sil baştan yeni bir araç". Başa oynayan bu kadar takım olmasına rağmen araladında Williams'ın ismini anmıyor olmamız, ne hale geldiklerinin kanıtı. Ayrıca bu sene Rosberg'i de kaybettiler. Ama bir Nico gider, bir Nico gelir. Geçen senenin GP2 şampiyonu Nico Hulkenberg, bir çok kişi tarafından üstün kabiliyetli olarak anılıyor. Menajerliğini, Schumacher'in de menajeri olan Willi Webber'in yapıyor olması da ayrı bir işaret. Yanında da Brawn'dan kopan Barrichello var.

Williams'ın 2010 için kaybedeceği çok şey yok, bir başka silik sezon olarak tarihe geçebilir onlar için. Eğer bu trend devam ederse, eski takımlar arasında son sıraya bile inebilirler. Takımda çok soru işareti var ama galiba 2010'a başlarken yaptıkları en iyi şey, Nakajima'dan kurtulmaktı. En azından artık ön kanat giderlerinde ciddi bir düşüş olur. Ne de olsa zaman, tasarruf zamanı.

Aslında, hemen hemen her takımda olduğu gibi Williams'ın da en büyük soru işareti, motoru. Cosworth'ün performansı ve benzin harcaması nasıl olacak? 2010'u siliklikten uzaklaştırmanın en hızlı yolu buradan geçiyor olabilir.

Renault: Adı belki aynı ama aslında bambaşka bir takım izleyeceğiz bu sene. Sezon sonu F1'den ayrılmak isteyen Fransızlar, imzaladıkları Concorde Anlaşması yüzünden kapanarak daha fazla zarar edeceklerini farkedince takımı ve isim haklarını, Belçikalı Genii Capital'a sattılar. Operasyonların başına da Eric Boullier geldi. Buradaki işlerin iyi gittiğine dair ilk işaret Kubica'dan geldi bile aslında. Daha önce menajeri vasıtasıyla takımın gidişatına göre devam edip etmeyeceğine karar vereceğini açıklayan Kubica, daha sonra takımda kalmaya karar vermiş. Bunu takımın iyi yöne gittiğine yoralım, etrafta başka adam gibi boş koltuk kalmadığına değil.

Boş koltuk demişken... An itibariyle griddeki en güzel boş koltuk, Renault'da. Kubica'nın takım arkadaşının kim olacağı belli değil. Burada iki ciddi aday var. Biri, ezelden beri Kubica'nın takım arkadaşı olmuş ve boşta olan Quick Nick; öbürü de geçen sene Hulkenberg'in ardından GP2 ikincisi olan ve peşinden Rus milyon euro'larını getirecek Vitaly Petrov. Buradaki arz-talep dengesi, ciddi şekilde Renault'nun avantajına. Griddeki en az benzin harcayan motorun da sahibi olarak, şampiyonluk adayı dörtlünün arasına karışması en muhtemel takım olarak görüyorum onları. Yalnız Robert Kubica, potansiyel bir podyum anında güzel gözükmek için hızlıca saç ektirmeli. Kafadaki boşluklar hızla büyüyor çünkü.

Force India: Geçen sene Spa-Monza sıralarında Force India, ilk defa patronlarının yatı haricinde bir sıralamada başa oynuyordu. Bu sene, aynı performansı devam ettirmenin yollarını arıyacaklardır. Ne de olsa Vijay Mallya'nın podyum hedefi verdiği Hindistan GP'si yaklaşıyor ama bir dakika, bu hedefe zaten eriştiler. O zaman tamam.

Şaka bir yana, baskının azalması, Force India'nın en büyük artısı. Hem hedeflerine ulaştılar, hem de yepyeni kurallara alışmak zorunda değiller. Bunun üstüne pilot olarak Liuzzi ve Sutil ile devam edeceklerini ekleyince, takım belli bir istikrarı yakalamış oluyor. Şimdi sadece, bu istikrarı puanlara dönüştürmeliler. Bu da bir hayal değil aslında.

Toro Rosso: Bu sene, Toro Rosso için belki de ilk gerçek test. Franz Tost'un takımı, ilk defa RBR ile olan bağlarını resmi olarak koparacak. Ayrıca ellerinde benzin düşmanı Ferrari motoru da var. Yine de, abi takım Red Bull'un masa altından kart geçireceğini herkes biliyor.

Yine de bu sorunlardan çok, takım, pilot tercihleri ile medyada yer alıyor. Scott Speed, Liuzzi günlerinden beri pilotlarını son dakikaya kadar belirlememe alışkanlığı edinen Italya'nın küçük takımı, bu sene de geleneği bozmuyor. Isviçreli Buemi, tek konfirme edilen. Jaime Alguersuari ise kapıda bekliyor. Takımdan gelen haberler, Ispanyol'un aslen bu koltukta oturduğu ama kontratla ilgili pürüzlerden dolayı konfirme edilmediği. Peki Ralf Schumacher ve Bruno Senna dedikodularına ne demeli? Kişisel olarak Alguersuari'nin takımda devam edeceğini düşünsem de bu tip belirsizlikler her zaman sıkıntı olarak geri döner diyorum. Toro Rosso'nun önünde dağınık bir puzzle var ve bu puzzle bittiğinde ortaya nasıl bir şey çıkacağını kimse tam olarak bilmiyor, kendileri bile.

8 takımı geride bıraktık, sırada yeni takımlar var. Daha gride çıkmadan Virgin olan Manor, adına yakışmaya çalışan Malezyalı Lotus, BMW'siz Sauber, her yerinden gizem akan Amerikalılar USF1 ve Bruno Senna'dan başka bir şeyi olmayan Campos Meta sıradaki yazıda.

20 Ocak 2010

2010 Sezon Değerlendirmesi - Takımlar ve Pilotlar

2010 sezonu ufukta gözükürken biz değerlendirmelerimize devam ediyoruz. Ilk bölümde takvime ve pistlere değinmiştik. Sıra takımlar ve pilotlarda, şampiyonluk adayı 4 takımdan başlayalım:

Mercedes GP: Ross Brawn'ın nasıl hayal gibi bir yıl yaşadığına bütün dünya şahitlik etti. Sezon sonu biten bir Honda'nın mirasını, şampiyon bir takıma dönüştürmek, aslında tam Hollywood'luk bir senaryo. Ama bu sefer Brawn, hayal edebileceğinin bile ötesinde bir ödül aldı açıkçası. 2009 başında en büyük yapabilecekleri şey çifte şampiyon olmak gibi duruyordu. Bunu gerçekleştirmekle kalmadılar, bir de sezon sonunda Mercedes tarafından satın alınıp, dünyanın en köklü otomobil markalarından birinin fabrika takımı oldular. Bir de üstüne üstlük, Formula 1 tarihinin en başarılı pilotunu geri getirdiler. Yani masal devam ediyor.

Ross Brawn ve Nick Fry'ın yanında bu sefer Michael Schumacher, Nico Rosberg, Merc ve Petronas var. Yani geçen senenin şampiyon aracında bir efsane ve bir genç yetenek, arkalarında taktiksel deha ve para var. Ben başarı için bir eksik görmüyorum. Bu kamptaki soru işaretlerinin en büyüğü geri dönen Schumi'nin performansı.

Red Bull Renault: Aynen Merc GP gibi, RBR'da da takım arkadaşı çekişmesinin tamamen tatlı olması bekleniyor. Vettel ve Webber, geçen seneyi birbirlerine yardımcı olaraktan son derece verimli geçirdiler ve bu senenin de öyle olmaması için bir sebep yok. Takımın, sezon sonunda, performans bakımından gridin gerisinde olan Renault motorundan, en fazla beygir gücüne sahip Mercedes'e geçmeye çalıştığını ama Mclaren ve Brawn tarafından engellendiğini açıkladı Christian Horner. Aslında bu işlerine de gelebilir 2010'da. Çünkü bilinen gerçek, performans bakımından geride kalsa da, Renault'nun griddeki en az benzin kullanan motor olduğu. 2010'da benzin almanın yasaklanmasıyla bu, çok ciddi bir koz olacak. RBR'ın zaten aerodinamik bir sorunu yoktu, hatta Adrian Newey tasarımı araç, bu bakımdan gridin en iyisi ve F2010'un ilhamı kaynağı.

Yine Renault ile ilgili başka bir soru işareti var aslında. Geçen sene motorlar, fazlasıyla yüzüstü bırakmıştı RBR'ı. Dayanıklılığın hızdan daha önemli olduğu modern F1'de, belki de Vettel'in şampiyonluk için hiç bir zaman ciddi bir şansı olmamasının sebebi de buydu. Yani sonuçta RBR kampının bütün kapıları Renault'ya açılıyor: Motor, yapmasını gerekeni yaparsa Vettel, kendisini favori gösteren Bernie'yi haklı çıkarabilir. Ama öbür türlü, RBR erken havlu atabilir ve Vettel, kendine başka bir takım bakabilir.

Bu arada RBR, şampiyonluk adayı 4 takım arasında Valencia'daki ilk teste katılmayacak tek takım. Bunun yerine vakitlerini rüzgar tünelinde geçirmeye karar vermişler, geçen seneki gibi.

Mclaren: Ingilizlerin medai iftiharı Mclaren, 2010'a Mercedes ile olan ortaklığını azaltmış ama geçen senenin şampiyonunu saflarına katarak başlayacak. Son iki senenin şampiyonu iki Ingiliz, Ingiliz bayrağı altında yarışacak, Silverstone'daki uğultu şimdiden kulaklarımda.

Aslında bu kampta çok bir değişiklik yok bunun dışında. Teknik kadro yerinde, Mercedes motorunun sıcaklığı altında, geçen seneye erken havlu atan takım, elinden geleni yapmakta. Ama buradaki sıkıntı takımın içinden, pilotlarından. Anne ve babanın ardından konuştuğu üçüncü kelime Mclaren olan Hamilton, daha çaylak sezonunda bile son şampiyon Alonso ile boynuz tokuşturmuştu. Aynı derecede politik ve hırslı Alonso, Macaristan pitinde ona cevap vermiş ama takımı arkasında bulamayınca sene sonunda takımdan ayrılmıştı. Şimdiki Hamilton, şampiyonluk tatmış, berbat geçen 2009'da iyi bir performans çıkarmış ve olgunlaşmış durumda. Button ise Honda ve Brawn'da politikaya karışmamış, kokpitime otururum vazifemi yaparım yaklaşımında. Mclaren'e gelerek Lewis'i evinde yenmeye çalışacak. Onu 32 dişle karşılayan Lewis ise taktiklerini belirlemiş, takım içi kulisini çoktan yapmıştır. Onun için menüde yine son şampiyon var.

Sezon öncesi testlerde rengi belli olur ama Mclaren, sezona kötü bir araç ile başlarsa Button, bir daha belini doğrultamaz. Hiç bir zaman sorunları halledebilen biri olmadı zaten, ancak altına iyi bir araç verildiğinde fark yaratabilir. Hamilton ise 2009'daki berbat araçla yarış kazanabilmişti. Bugün 30. doğumgününü kutlayan Jenson'ın bir avantajı var ama: onun temiz sürüş stili, depoların büyüdüğü ve araçların ağırlaştığı 2010'da, lastikleri korumak adına büyük bir artı. Hamilton'ın agresif tekniği ise kendisine eksi. Yani sorular çok burada, olay takım arkadaşlarında bitiyor.

Ferrari: Zıt kardeşi Mclaren ile durumu çok farklı değil Şahlanan At'ın aslında. Çok kötü geçmiş bir 2009 ve patlamaya hazır iki pilot. Kimse 2007 Almanya GP'sinde fazla yakın savaşan Alonso ve Massa'yı unutmadı. Kaynayan Latin kanı da hem takımda hem pilotlarda var, aman dikkat! Yine de iki pilot da, geçen haftaki geleneksel Ferrari kayak tatilinde, aralarında bir sorun olmadığının üstüne basa basa değindiler.

Zaten aslında Ferrari'nin sıkıntısı bu değil. Alonso, gridde Schumacher'i yenebilmiş tek pilot. Ayrıca Schumi'nin rakipleri ile geri dönmüş olmasının verdiği hırs da var. Ama bunlar, ortadaki iki büyük soru işaretini kaldırmıyor: 1- Massa'nın, kazadan sonraki dönüşü nasıl olacak? 2- Ferrari motoru, nasıl daha az benzin yiyecek?

Geçen sene Macaristan'daki kazasından sonra Massa, fiziksel olarak tamamen iyileştiğini söylüyor. F2007 ile çıktığı testlerde de bir sorun hissetmemiş. Peki psikolojik olarak hazır mı? Uzun düzlükler sonunda bir anda içe dalarken, virajlarda lastik lastiğe mücadelede ayağını gazdan çekecek mi yoksa gözünü karartacak mı? Sakatlığının hemen ardından baba olduğunu da unutmamak lazım: Formula 1'de her çocuk, saniyenin yüzde 1'i yavaşlatır derler.

Hadi Massa da OK diyelim, ya Ferrari motoru? 2010'da yasaklanan benzin ikmali en çok Kırmızı'ları vuracak gibi duruyor, çünkü motor, tabiri caizse benzin içiyor. Domenicali, en çok bu konu üstüne yoğunlaştıklarını açıkladı geçen hafta. Peki hangi seviyeye çekebilecekler, bu kampın en önemli sorusu bu. Eğer istenilen seviyeye çekemezlerse Merc ve Renault motorları ile kapışmaları imkansıza yakın. Her startta yer kaybeden Ferrariler, tifosileri kanser eder.

Sırada yenilenmiş Renault, post-Rosberg Williams, artık Red Bull'suz Toro Rosso ve geçen senenin sürprizi Force India var.

16 Ocak 2010

2010 Sezon Değerlendirmesi - Takvim

Hazır daha testler ve tanıtımlar başlamamışken, 2010'a bir girizgah yapmak için tam zamanı. Bu yazı dizisinde takvim, takımlar ve pilotlar, yeni kurallar ve etkileri hakkında konuşacağız.

Takvim ile başlayalım. Sırası, yarış günleri aşağıda:

14 Mart_________Bahreyn
28 Mart_________Avustralya
4 Nisan_________Malezya
18 Nisan________Çin
9 Mayıs_________Katalunya
16 Mayıs________Monaco
30 Mayıs________Türkiye
13 Haziran_______Kanada
27 Haziran_______Valencia
11 Temmuz_______Ingiltere
25 Temmuz_______Almanya
1 Ağustos________Macaristan
29 Ağustos_______Belçika
12 Eylül_________Italya
26 Eylül_________Singapur
10 Ekim_________Japonya
24 Ekim_________Kore
7 Kasım_________Brezilya
14 Kasım________Abu Dhabi

Macaristan'dan sonra 4 hafta yaz tatili veriyor F1, bu sırada fabrikalar da kapanıyor. Geçen sene takvimde olmayıp bu sene eklenen 2 yarış var. Biri Kore, öbürü Montreal. Kore'yi henüz bilmiyoruz, inşaat halen devam etmekte. Montreal ise yılların eskittiği ama bizlerin izlemekten bıkmadığı pist. Hemen hemen her yarışında güvenlik aracının çıkmasıyla, Şampiyonlar Duvarı, nedense bol diskalifiyeleri ve eşine az rastlanır kazaları ile hevesle beklediğim yarışlardan biridir Montreal Gilles Villeneuve pistindeki yarış.

Geçen seneki yarışların hepsinin de takvimde olduğunu düşünürsek, 19 yarış ile, uzun yılların en yoğun takvimi olacak 2010. Seneye buraya Hindistan GP'sinin ekleneceğini biliyoruz. Türkiye ise sallantıda.

Formula 1 takvimi, çok ciddi pazarlık ve politika konusudur her zaman. Gidilen ülkelerdeki pist koşulları tabi ki önemli ama Macaristan gibi ultra-kötü bir pistin yıllardır takvimde kalmasının sebeplerinden birinin, girişindeki Bernie Ecclestone heykeli olduğunu herkes bilir. Aynı zamanda Formula 1, para neredeyse oraya gider, çünkü takımlar için pazar önemlidir. Ferrari, bu yüzden şu anda Bernie'ye Amerika GP'si için bastırıyor. Çünkü en büyük pazarları. Yine aynı sebepten dolayı daha fazla yarış Uzak Doğu'da ve Orta Doğu-Körfez'de oluyor. Çünkü şu anda para orada. Malezya-Singapur-Çin-Kore, Bahreyn-Abu Dhabi. Bahreyn, geleneksel sezon başlangıcı olan Avustralya'nın yerinde, Abu Dhabi de klasik sezon finali Brezilya'nın. Ayrıca Abu Dhabi pistinin hemen yanındaki Ferrari Theme Park. Hepsi birer işaret Formula 1 takvimi hakkında.

Daha önce Ezeli Ebedi blog'a "Efsane Formula 1 Virajları" diye bir yazı yazmıştım, bu seneki takvimde Fuji hariç hepsi bulunuyor. O da kişisel olarak apayrı bir sevinç konusu.

Yeni araçları görmeden hangi araç hangi piste uyacak bilemiyoruz tabi ki. Ama bir gerçek var ki büyüyen benzin depoları ve buna bağlı yükselen ağırlıklarla Monza'da motorlar, Montreal'de frenler eskisinden çok daha fazla zorlanacak mesela. O yüzden de motoru daha ekonomik benzin kullanan takımlar, her pistte bir adım önde olacak. Heralde şu anda mühendislerin en çok kafa yorduğu alan budur.

Kısacası 2010 sezonunun heyecanları, sıkıntıları, başarıları, şanssızlıkları, hayal kırıklıkları bu sahnede oynanacak. Bundan sonra sırada takımlara ve pilotlara bakmak var.

Related Posts with Thumbnails