Williams etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Williams etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mayıs 2011

Imola 94 Part:2 (Cuma Antremanları)


28 Mayıs 1994’te Ayrton, Leonardo ile birlikte Algarve’den ayrılıp özel uçağı ile Münih’e, Audi yetkilileri ile buluşmaya gitti. Audi’nin Brezilya ana distribütörü olmak için yürüttüğü pazarlıklar son aşamasına gelmiş, imzaya kalmıştı. Oradan Italya’ya bu sefer de Pauda’daki Carraro bisikletlerinin fabrikasına gitmişlerdi. Sebep yine ticariydi; Carraro, Senna’nın adını kullanarak bisiklet üretmek istiyordu. F1 sonrasındaki hayatını düşünen Ayrton, buradaki basın toplantısında 1994 sezonunun Imola’da yeniden başladığını belirtmeyi de ihmal etmiyordu. Buradan Imola’ya doğru yola çıkan Senna ve ekibine TAG Heuer’in pazarlama bölümünün başındaki Mike Vogt da eşlik ediyordu; yeni Senna saatleri hakkında konuşmak için.

JJ Lehto ile Roland Ratzenberger’in yolda olduğu saatlerde Senna, Williams garajına yüzünü göstermeye gelmişti. Aida’daki yarıştan sonra yapılan testler hakkında bilgi aldıktan kısa bir süre sonra, piste 10 km uzaklıktaki oteli Castello’ya geçti. Mclaren günlerinden beri aynı otelde, hatta aynı odada kalırdı: 200 numaralı suit. Hemen altındaki odada Frank Williams, hemen üstündeki odada da Ron Dennis vardı. En yakın arkadaşı, masörü ve sağ kolu Josef Leberer, her zaman olduğu gibi akşam 10’da masajını yaptıktan sonra Ayrton, Brezilya’yı, Adriane’yi aradı. Iki sevgili, heyecanlarını gizleyemeden konuştular.

29 Mayıs 1994 Cuma. Açık hava ve güzel bir güneş altında başlıyordu haftasonu. Sabah yapılan antreman turlarında aracından hiç memnun olmayan Senna, gelişmelerden memnun olduğunu açıklayan Hill’den bir saniye daha hızlıydı. Öğleden sonra birde başlayan ilk sıralama turu seansında Brezilyalı pilot, hemen en hızlı zamanı elde etti. Saatler 1:20’yi gösterdiğindeyse bir başka Brezilyalı, Ayrton’un çekirgesi, Rubens Barrichello sahne aldı. Imola turunun sonlarındaki Variante Bassa şikanının kerb’lerine fazla hızla gelen genç Rubens’in Jordan’ı, bir uçak gibi havalanarak ilk önce lastik bariyerlere, ardından da çitlere takıldı. Yolun kenarında bir kaç takla atan Jordan, sonunda ters bir şekilde durduğunda Barrichello, bilinçsiz bir şekilde aracında kurtarılmayı bekliyordu. Gelen Italyan görevliler, aracı hızla düz çevirdiler. Şu anda F1 tarihinin en tecrübeli pilotu olan Barrichello’nun kariyeri, o sırada bitebilirdi bile.

Senna, vatandaşının kazasını duyar duymaz pistteki tıbbi müdahale merkezine koştu. Bu sırada girişler yasak olduğundan Senna, binanın arkasındaki çitlerin üstünden atlayarak içeri girdi. Rubens’in başına geldiği sırada Brezilyalı pilotun bilinci geri geliyordu. Barrichello: “Uyandığımda ilk gördüğüm şey Ayrton’un suratıydı, bana bir yandan (sakin ol, bir şeyin yok) diyor, öbür yandan da ağlıyordu. Daha önce onu hiç bu kadar duygusal görmemiştim, sanki yaptığım kaza kendisinin başına gelmiş kadar içtendi”.

Ayrton Senna da Silva, tıbbi müdahale merkezinden ayrılır ayrılmaz Williams’ın kokpitine girdi ve zamanını daha da geliştirerek seansı birinci sırada bitirdi.

Damon Hill: “Rubens’in kazasının en çarpıcı tarafı, hızıydı. O kadar hızlı yükseldi ve çitlere girdi ki çitleri delip seyircilerin arasına gireceğini düşündük. Bu da yetmiyormuş gibi görevlilerin gelip aracı hızla düzeltmeleri berbattı. Rubens’in başının, aracında sağa sola savrulduğunu görebiliyorduk (hatırlatalım, o günlerde HANS yoktu). JJ Lehto ve Jean Alesi, daha o sezon testlerde boyun ve omur sakatlıkları geçirmişlerdi benzer şoklarla. Görevlilerin, aracı ya yavaşça düzeltmeleri ya da olduğu gibi bırakmaları gerekiyordu.”

Seansın sonunda kendisini bekleyen gazetecilerden, yarış mühendisi David Brown ile görüşmek için bir saat isteyen Senna, söz verdiği zamanda gazetecilerin yanına dönmüştü ama hiç kendisi gibi değildi. Başladığı cümleleri bitirememek, kendi dediklerini hatırlamamak Senna gibi konsantrasyon seviyesi çok yüksek biri için son derece anormaldi.

Röportajlardan sonra David Brown ile çalışmasına devam etti Senna, oradan da Leberer ve Leonardo ile akşam yemeğine gittiler. Otele döndüğünde ilk yaptığı şey Adriane’i aramak oldu. Adriane: “Telefonu açtığında hüngür hüngür ağlıyordu, ona ne olduğunu soruyordum ama konuşmuyordu bile. Çok korkmuştum. Rubens’in kazasını anlattı sonra.” Daha sonra ilişkilerinden bahsetmeye başladılar. Eskiden Ayrton Senna’nın kız arkadaşı olmaktan korkan Adriane, artık böyle hissetmediğini söylemişti. Belki çok daha uzun konuşabilirlerdi ama Galisteu’nun Lizbon uçağını yakalaması gerekiyordu. 

04 Mayıs 2011

Imola 94 Part:1 (Başlangıç)

30 Nisan'da Roland Ratzenberger'i, 1 Mayıs'ta Senna'yı birer büyük resim ve özlem duyguları ile anmak yerine daha kapsamlı bir yazı dizisi ile Imola'da 1994 sezonunun üçüncü yarışında olanları daha derinlemesine inceleyecek bir yazı dizisi yazmak gerekir diye düşündüm. Aşağıda okuyacağınız yazı, bu yazı dizisinin ilk bölümü; yarış öncesini anlatıyor.

-------------------------

JJ Lehto, evden çıkıp elinde bavuluyla aşağı indiğinde onu bir Porsche bekliyordu. Isviçre-Imola arası çok uzun değildi, sohbeti güzel kişi Roland ile beraber göz açıp kapayana kadar biterdi zaten.

Roland Ratzenberger, yeteneğinden çok azmi ile öne çıkmış, muhabbeti güzel, ayakları yeren basan bir Avusturyalı olarak 34 yaşında F1’e giriş biletini almıştı. Bugünlerde Virgin takımı ile CFD denemeleri yapan Nick Wirth, Max Mosley ile beraber kurduğu Simtek’i 1994’te bir Formula 1 takımına döndürürken, Jack Brabham da ortağı olmuştu. Bu ortaklığa karşın pilotlardan biri de oğlu David Brabham olurken, diğer koltuğa ise işte o enteresan Avusturyalı yerleşti. 1993’te Williams şampiyon olurken onlara çok yardımcı olan aktif süspansiyon ve sürücülere yardım eden diğer elektronik sistemlere göre hazırlanan Simtek’in ilk aracı, 1994 için bu sistemler yasaklanınca kısa bir sürede tekrar dizayn edilmiş ve gridin en dibine demir atmıştı. Ratzenberger, Brezilya’daki sezonun ilk yarışında sıralamaları geçememişti bile. Ama son şampiyon Williams bile aynı sebepten zorlanıyordu.

Alain Prost, 1993’te şampiyonluğa ulaşırken Williams, o senenin en iyi aracı olarak öne çıkıyordu. Özellikle artık Honda motorlarına erişimi olmayan Mclaren’den çok daha iyi olduğu açıktı. Kazanmak için doğan ve kazanmaktan başka hiç bir şeyi düşünmeyen, kazanmak yolunda her bedeli ödemeye hazır Senna için kazanamayacak bir aracı sürmek kabul edilebilecek bir şey değildi. O yüzden 1994 sezonunda Mclaren’de değil Williams’ta olmalıydı; bu, yıllardır can düşmanı Prost ile takım arkadaşı olmak anlamına gelse bile. Senna, Frank Williams’a, ücret bile almadan yarışabileceğini söylese de Prost, böyle bir şeye yanaşmayı düşünmüyordu. Mclaren’den ayrıldığından beri hem Ferrari hem Williams kontratına Senna ile takım arkadaşı olmayacağını yazdırmıştı. 1993 şampiyonluğuna koşarken perde arkasında Senna’nın Williams ile yarışma isteğini görüyordu ve sezon sonunda kararını verdi: Emeklilik vakti bu sefer kesin olarak gelmişti.

93 sezonunda Mclaren’deyken pilotlara yardımcı elektronik sistemlerin yasaklanması için elinden geleni yapan Senna, 1994’te Williams’a geçince yaptıklarından pişman oldu. Altındaki araç, yasaklarla beraber eyerleri alınmış bir canavara dönüşmüştü. Daha ilk testlerden itibaren FW16’dan hayal kırıklığı yaşayan Senna, hiç kimsenin beklemediği bir şeyi yaptı. Fransa’daki evinde çalan telefonu açan Prost, karşısında 1989 ve 1990 Suzuka yarışlarını altalta üstüste bitirdiği Senna’nın sesini duymayı beklemiyordu ama eski can düşmanı karşısında, kendisini F1’e geri döndürmek için yalvarıyordu. Bir yandan da araçların güvenliğinden, Williams’ın oturuş pozisyonunun rahatsızlığından, genç pilotlardan bahsediyordu. Prost, bir süre Mclaren ile geri dönme ihtimalini düşünse de sonunda vazgeçti.


1994 sezonu, Alain Prost’suz, Interlagos’ta başladı. Ayrton Senna da Silva, pol pozisyonunu kapmıştı ama Schumacher’in Benetton’unda, yasaklanan sistemlerin, özellikle de çekiş kontrolünün varlığından şüphe ediyordu. Yarışta ilk iki sırada giden Senna ile Schumacher beraber pite girdi ve pitlerde Alman, Brezilyalı’yı geçti. Daha sonra Senna, spin atıp yarışdışı kalırken Schumacher sezona galibiyet ile başladı.

Sezonun ikinci yarışı, Pasifik GP’si adı altında Japonya’nın Aida pistindeydi. Senna yine polü kapmıştı ama ilk turda Hakkinen’in arkadan çarpmasıyla kontrolünü kaybetmiş aracına Larini de vurunca yarış onun için erkenden bitmişti. Schumacher ise ikide iki yaparak, Avrupa sezonuna Senna’nın 20 puan önünde giriyordu.

Williams’a geçmek için elinden geleni yapan Senna için sezon, hiç de umduğu gibi başlamamıştı ve bu, kendisini pek mutlu etmiyordu doğal olarak. Ama kafasını kurcalayan başka konular da vardı. Portekiz’in cennet köşelerinden Algarve’deki evinde yeni bir heyecan, çevresinde fırtına ile geliyordu. Ayrton, Brezilya’ya gidip gelmektense ilk defa bütün sezonu Portekiz’de geçirmeye karar vermişti ve kız arkadaşı Adriane Galisteu da yanına taşınmak üzereydi. Ama Da Silva ailesi, 21 yaşındaki modeli onaylamıyordu ve Ayrton, ailesine düşkünlüğü ile aşkı ve inatçılığı arasında kalmıştı. Abi Leonardo, Imola yarışından önce Algarve’ye gelmiş, onu ikna etmek için elinden geleni yapıyordu. Haftasonu da Imola’ya beraber gidecekler, orada da ikna turlarına devam edecekti. Ama bu, da Silva ailesinin son şansıydı; Adriane’nin bavulları hazırdı. 1 Mayıs’ta Brezilya’dan Portekiz’e geliyordu ve Ayrton’u, Imola dönüşü evde karşılayacaktı.

21 Şubat 2011

Bahreyn GP'nin Iptali

Arap dünyasındaki isyan hareketi, bu durumlarla en alakasız görünen partilerden Formula 1 dünyasını da kalbinden vuruverdi. Bahreyn'deki politik isyan yüzünden Bahreyn Prensi, ülkenin içinde bulunduğu duruma odaklanmak adına bu seneki GP'den vazgeçtiklerini açıkladılar.

Bir süredir gelen haberler zaten içaçıcı değildi. Ilk önce ülkede yapılması gereken GP2 Asya serisi yarışı iptal edilmişti, ama daha sonra Bernie Ecclestone, ülkede durumun düzelmekte olduğunu ve kararı henüz vermeyeceklerini açıklamıştı. Dün gelen haberlerde de Bernie, GP hakkındaki kararı Prens'e bıraktığını söylemişti. Özellikle Ingiliz medyası tarafından bu hareket ciddi şekilde eleştirildi. Ama aslına bakınca durumun ne olacağı belliydi, bunu dünyaya Bernie kendisi açıklayıp Prens'i küçük duruma düşüreceğine söz hakkını Prens'e vermişti. Bugün de Prens kendinden beklenen açıklamayı yaptı. Şu anki durumda sezonun ilk yarışı 27 Mart'ta Avustralya'da olacak.

Kişisel olarak beni bir kaç açıdan mutlu eden bir haber oldu bu. En başta aslında genelde kendi içine kapanık ve para aşığı F1 dünyasının, dünyada olan diğer şeylere reaksiyon gösterdiğini, pilot ve takımlardan gelen bozuk seslerle bir şekilde muhalif yanda olduğunu göstermesi (en azından iktidar safında olmaması) önemli bir değişiklikti benim gözümde. Ayrıca Bahreyn GP'nin, F1 tarihinin altın yılı olabilecek 2010'daki en sıkıcı yarış olduğunu da unutmadık. Gönüllerin sezon açılışı olan Melbourne'e dönüyor olmak da ayrı bir güzel. Albert Park'ın ilk virajının yarattığı heyecanı iliklerimde şimdiden hissediyorum. Bahreyn'in ise yılın ilerleyen bir zamanına mı ertelendiği yoksa bu senelik tamamen iptal mi edildiği açıklanmadı. Kuvvetle muhtemel bu seneyi pas geçecekler.

Atlamadan ekleyelim, haftaya yapılması planlanan sezon öncesi son testler de Bahreyn'de olacaktı ve haliyle onlar da iptal edildi. Takımlar, bugün bitirdikleri Barcelona testlerine haftaya devam edecekler. Bu işe tek bozulan, daha sıcak havalarda test yapmak isteyen Pirelli oldu heralde.

Bugünlerde haliyle F1 medyası, bu gelişmeyi diline pelesenk edecek, Bahreyn aşağı Bahreyn yukarı diyecektir. Haber sitesi olmadığımız için muhtemelen bunları pek buraya da taşımayız (bknz yan taraftaki blogroll). Ama uzun vadede bakmak gerek bu gelişmeye bir yandan.

Formula 1 yarışları, artık hükümetler doğrudan finansal destek vermeden o ülkeye gitmiyor. Ciddi bir yarış düzenleme ücreti var ve yarışların yapıldığı çoğu yer, kafasında soru işaretleri ile hareket ediyor. En klasik örneği, yıllardır para kazanamayan ve son yıllarda bir kaç kez takvimden çıkıp geri gelen, takvimin en kemik yarışlarından Spa Francorchamps. Veya artık yapılmayan Fransa GP'si. Yarışların bir süredir paralı yerlere gittiği de yadsınamaz gerçek. Son 10 yılın yeni yarışlarına bakacak olursanız genel olarak hep Ortadoğu (ki bizi de öyle algılıyorlar, doğru veya yanlış) ve Uzak Doğu'dan çıkıyor yeni pistler.

Arap meydanlarının parasızlıktan, işsizlikten, aşsızlıktan kırıldığını ve temel yaşam hakları için savaştığını düşünürsek, yıllık maliyeti 30 milyon euro civarından başlayan yarışlar için bir soru işareti oluşabilir kafalarda. Açıkçası Bahreyn'in ileriki yıllar için takvimden çıkacağını inanmıyorum. Yine de unutmamak lazım ki yeni gelecek yönetimin öncelikleri arasında F1 yer almazsa, yeni yarışlara nereden yer açacağını şaşıran Bernie pek fazla üzülmez bence.

Burada Türkiye GP'nin eli güçleniyor tabi ki. Rus GP'sinin Olimpiyatlar dolayısıyla bir sene ertelenebileceği, Avustralya'da yerel otoritelerin F1 istemez tavırları, Spa'nın para yapmaması, Valencia'nın kötü bir pist olması ve sadece Alonso faktörü ile ayakta durması, bu pistleri hep takvimdışına atmak için sebep. Bizim de tabi ki bu sırada kıçımızın üstüne oturmak yerine yarışa gitmemiz, lokal heyecan yaratmamız lazım. Ülkemizdeki yarışın dolu olması ve para kazanması başta Bernie, bütün F1 camiasının istediği bir şey gerçekten. Çünkü Türkiye büyük bir market, Hermann Tilke'nin en iyi pisti, lojistik olarak da acısız ama Avrupa'da değil.

Tabi hep kendimizi düşünmenin bir anlamı yok, büyük resme de bakmak lazım. Açıkçası Bahreyn'in kısa vadede dengesiz olması veya uzun vadede takvimden çıkmasını en isteyen ülke Katar. Dünya Kupası düzenleme hakkını alan ve sporda çok ciddi yatırımlar yapan ülkenin, motorsporlarına ilgisi de uzun bir süredir biliniyor. Para bakımından sıkıntıları yok, üstelik bunu spora yatırmaktan da çekinmiyorlar. O yüzden gerçekten güzel bir pist yapabileceklerinden şüphe etmiyor kimse. Ayrıca her ne kadar pist üstünde bir kaç yıldır harikalar yaratamasa da lobi gücü devam eden Williams, Katar'a çok ciddi yatırım yapıyor. Uzun vadede finansal güç kazanmanın dışında, Katar'da bir Williams Technology Centre (alttaki resim) kurmuş durumda Frank Williams ve ekibi (daha doğrusu bu tip hamlelerin arkasında Adam Parr var). Porsche ile ortaklaşa yürütülen flywheel enerji sistemlerinin Ar-Ge'si de burada yapılıyor. Bunda Porsche'un %49.9'una Katar Emirliğinin sahip olmasının payı da var.

Ama bu kadarla da bitmiyor. Katar Emirliği aynı zamanda Volkswagen'ın da %17'sine sahip. Bu nokta çok kritik. Çünkü Bahreyn yerine takvime çekilecek bir Katar GP, yanında Formula 1'in ne kadar zamandır saflarına katmak istediği Volkswagen'ı da yanında getirebilir. 2013'teki motor değişikliği ile bu girişime sıcak bakacağını açıklayan VW, eminim yakın ilişkiler içinde olduğu Katar'ı da kollamak isteyecektir. Ve tabi ki dirsek temasında olduğu Williams'ı da. Almanlar, niyetlerini kesinleştirdikten sonra bile sorulacak çok soru var. En başta hangi marka ile girecekler? Porsche, Audi ve VW üzerinde duruluyor doğal olarak. Ama Grup, aynı zamanda devam ettirdiği Le Mans programlarını da düşünmek zorunda bu kararı vermeden önce. Bu arada Bugatti ve Lamborghini'nin de VW Grup çatısı altında olduğunu ve F1 tarihçeleri bulunduğunu hatırlatalım, şu anlık düşünülmeseler bile. Bundan sonraki soru fabrika takımı olmak mı yoksa motor üreticisi olmak mı? Takım olunacaksa yeni takım mı kurulacak yoksa bir takım satın mı alınacak? Yani uzun ve meşakatli bir yol ama herkesi yakından ilgilendiriyor.

Konu biraz dağıldı biliyorum, Bahreyn sokaklarındaki isyanı Volkswagen Grubunun Formula 1 planlarına bile getirdik Katar üstünden. Daha da dağılmadan burada duralım. Düşününce Avustralya'nın ilk yarış olması yine de çok heyecan verici!!! 27 Mart!!

07 Ocak 2011

Formula 1'de Yalan Rüzgarı

Narain Karthikeyan, twitter hesabından 2011 yılı için HRT ile anlaştığını açıkladı. Kime ne tabi ki, yediği turlar dışında bir tek yaptığı kazalarla üçer beşer saniye ekrana ya gelir ya gelmez. Ama bir süredir yazmak istediklerimi toplamak için çok güzel bir gelişme oldu.

Şunu farkediyorum ki son zamanlarda Formula 1 camiasından bir sürü saygın isim, çıkıp herkesin gözünün içine baka baka yalan söylüyor.

HRT'nin teknik patronu Colin Kolles (Karthikeyan ile Jordan-Midland günlerinde ve Le Mans 24 Hrs'da beraber olan kişi aynı zamanda), Hint pilotun eskisine göre kendisini geliştirdiğini ve çok daha iyi olacağını belirtmiş haberlerde. Michael Schumacher'in 3 sene ara verip geri geldiğinde hiç bir şey yapamadığı F1'de, Karthikeyan 5 sene ara vererek harikalar mı yaratacak? Bu hazırlığı NASCAR Truck serisinde mi yaptı? Ayrıca Hint pilot ne yaparsa yapın, HRT fark yaratabilecek mi? Peki bu soruların cevabı bu kadar belli ise Colin Kolles niye böylesine alenen yalan atıyor?

Cevap Tata. Ve peşinden gelen sponsorluk parası. Çünkü HRT, ilk yılında (bence) Virgin'den daha iyi bir iş çıkarmış olsa da bu sene ne durumda olacakları bir soru işareti. Williams ile bir arka taraf anlaşmaları var ve eminim önemli bir adım olacak ama takımın sahibi Carabante ailesinde, bu işe yatıracak başka para yok. Toyota ile araç geliştirme anlaşmalarının, ödemelerde aksama yüzünden iptal olduğunu hatırlarsak Williams ile olan anlaşmalarını devam ettirmek için sponsorluk desteğinin çok büyük önemi var.

Tata ve Karthikeyan da atlayabilecekleri son güzel trene atladılar. Bu sene ilk Hindistan GP'si yapılacak ve Rusya'dan gelecek kadar sponsorluk, Hindistan'da da var. Niye bu fırsat kaçsın ki?

Peki geçenlerde Adam Parr'ın attığı yalanlar... Pastor Maldonado, parasıyla Williams koltuğuna geçmemiş. GP2 şampiyonu, hızıyla bu koltuğa yerleşmiş. Peki keramet Venezüela'nın desteğinde değilse, bir önceki senenin GP2 şampiyonu, kendinden daha uzun süredir bu seride yarışan takım arkadaşı Maldonado'yu cebinden çıkaran ve halihazırda 1 senelik F1 tecrübesi bulunan Hulkenberg niye takımdan uzaklaştırıldı?

Bu konuda en dürüst davranan Renault oldu şu ana kadar. Petrov'a 2 senelik daha sözleşme imzalatırken Rus pilotun öğrenme devresini bitirdiğini (yani boktan bi sene geçirdiğini) belirttiler ve Rusların kendilerine olan ilgisinden ($$$) mutlu olduklarını belirttiler. Delikanlı stayla. Lotus olayı ise başka bir muamma, ona girmiyorum.

HRT'ye geri dönersek... Şu anda F1 gridindeki tek boş koltuk onlarda ve bunun tadını çıkarmak isteyeceklerdir. Takım şu anda, Force India ile olan sözleşmesinin durumu belli olmayan Liuzzi'yi bekliyor karar vermek için. Yarışmak istediğini açık açık söyleyen Liuzzi, eğer Force India tarafından kapı dışarı edilirse mecburen HRT'ye gelecek. Yoksa takım, onun yerine yine sponsor paralı birini yarıştıracak. Bruno Senna ise kesinlikle yarışmayacaklarını açıkladılar. Karthikeyan geldiğine göre Karun Chandok'un da kendine yer bulması zor gözüküyor.

Sıfır baskı, Williams desteği ve Cosworth motoruyla HRT, artıları olan bir takım şu anda. Ama bana kalırsa Ispanyolların en büyük artısı, ellerinde bulundurdukları gride girme hakkı. 2013 motor kurallarının şimdiden belli olduğu bir ortamda, spora girmeyi/geri dönmeyi düşünenler için HRT, mükemmel bir baz. Giriş hakkı var. Fiyatı sudan ucuz. 3 sene boyunca ekibini ve mühendislerini baskıdan uzak olarak yetiştirme imkanı. 2013'ten sonra da ciddi bir sıçrama ile ortanın üst tarafına (Renault gibi) veya üst takımların sonuna (Mercedes gibi) yerleşme imkanı. Eğer bu 3 sene içinde geri kalarak marka değerinin zarar göreceğini düşünüyorsan ismini vermeden yap. Carabante'nin yerinde olsam VW-Porsche, Toyota ve Honda'yı şu an acayip kızıştırır, elinde çok çok az şey bulunan takımımı F1 dünyasının en kilit noktası gibi pazarlardım.

Bir soru da benden: Karthikeyan gibi F1'den 5 sene önce ayrılan, haftaya 34 yaşına girecek NASCAR Truck Series'den gelecek birine bu kadar destek veriliyor da daha geçen sene yarışmış ve aslında fena işler de yapmamış genç Chandok'a aynı destek verilmiyor da kariyerinde ilerlemesine olanak sağlanmıyor?

16 Kasım 2010

Adu Dhabi'den Inciler

Tatilde olduğum için çok fazla yazamıyorum ve bu heyecanlı şampiyonluk mücadelesinin hakkını veremiyorum ama son yarış sırasında aklımdan geçen bazı şeyleri yazayım istedim. Inşallah haftaya daha fazla şey yazarım. Bu arada herkese iyi bayramlar...

- Herkes "acaba Vettel, Webber'e yardım eder mi" diye tartışırken hiç beklenmeyen oldu ve ilk 10 tur, Alonso dördüncü-Webber beşinci giderken Webber, Vettel'e şampiyonluk yolunda yardım edecek bir duruma düştü. Alonso'yu geçse takım arkadaşını şampiyon yapacaktı. Sonuçta Alonso'yu geçmedi ama dibe inerken onu da dibe çekti. Webber'in pitstopu yüzünden Alonso da defansif bir hamle ile pite girdi ve orada şampiyonluğu kaybetti.

- Yarıştan sonra podyuma, Red Bull'u temsilen çıkan kişinin Helmut Marko olması çok ironikti. Bütün sezon Vettel'i el üstünde tutan ve Webber'i bastıran birinci kişiydi Marko ve kendinin haklı çıkmasının keyfiyle podyumdaydı. Acaba Webber şampiyon olsa yine podyuma çıkar mıydı? Webber ile sarılırlar mıydı? Ne olursa olsun Helmut Marko'nun projesi, Vettel, başarılı oldu ve Red Bull, Webber'e yaptığı bütün haksızlıklardan doğruyu yapmış olarak çıktı. Hayat ironik!

- Ferrari, bütün sezon pist üstünde araç geçmekte zorlandı. Vettel veya Hamilton arkalara düştüklerinde rakiplerini vızır vızır geçmeyi başarırlarken, geriye düşen Alonso veya Massa hiç bir zaman, pist üstünde rakiplerini çıtır çerez geçemediler. Bu da son yarışta suratlarına vurulan tokatın başlıca sebebi oldu. Alonso'nun yarışın dörtte üçünde Petrov'u geçemediğinden şampiyon olamaması tam bir utanç kaynağı.

- Almanya, Vettel'in başarısı ile sevinçten uçarken Italya ise Ferrari'nin şampiyonluğu bu şekilde kaybetmesinden dolayı kızgın. Politikacılar bile Ferrari'yi suçluyorlar. Luca di Montezemolo ise lafı yapıştırmış resmi siteden: "Bakan Calderoli, hayatı boyunca, Ferrari'nin ülkesi için yaptığını yüzde birini yapmış olsaydı cevap vermeye değer bulurdum". Ağır gelmiş!

- Rosberg de sezonu, Kubica'nın 6 puan önünde bitirdi. Uzaktan takip ettiğim, şampiyonluk mücadelesinin yanında göz ucuyla kaçırmadığım bir rekabetti ikilininki. Brezilya'da Nico öne geçti, Abu Dhabi'de de "best of the rest" olmayı başardı. Iki pilotun da sezon boyunca çıkardığı işin gerçekten süper olduğunu eklemeden geçmeyelim.

- Takımlarda ise orta sınıfın 3 oyuncusunun rekabetini hevesle bekliyordum sene başında. Kubica etkisiyle Renault, bu oynu erken bitirdi, 5. oldu rahat rahat. Ama Williams ile Force India, son yarışa kadar dişediş geldiler. Force India sezonun ilk yarısında, Williams ise ikinci yarısında parladı. Ve sonunda Ingilizler, Hintlileri bir tek puan ile geçip ekstra milyon dolara kondular. Ilk yaptıkları iş ise 5 yıl aradan sonra kendilerine ilk polü getiren Hülkenberg'i sallamak oldu.

- Bu senenin en beğendiğim takımlarından biri de Lotus. Yeni takımların lideri olup önemli TV yayın hakları parası almayı başardılar. Ama seneye bu parayı alabilecekler mi, soru işareti. Çünkü Lotus adı ile ilgili sıkıntılar var, daha önce uzun uzun yazmıştık ve bu yüzden de kazandıkları parayı alamama ihtimalleri, az da olsa, var. Ama seneye siyah-altın renkleri ile yarışacaklarını açıkladılar ve içim şimdiden cız etti. Evet, Lotus klasik renkleri yeşil-sarı ama benim için Lotus hep John Player Special renkleri olmuştur. Ne mutlu bunları tekrar görecek bizlere!

- Yakın zamanda bizim yarışmanın sonucunu açıklıyor olucam. Ben de daha bakmadım ama bakan herkes de sonucu görecektir zaten. Yine de yazılmalı ve herkese teşekkür edilmeli. Bunun dışında biraz silly season yazar, sonra da genç pilot testine geçeriz haftaya.

05 Kasım 2010

Lotus, Motorlar, HRT, Sponsorlar

Yeni takımlar F1'e girerken, beklentiler mümkün olduğunca düşüktü; diğer takımların tek isteği, pist üstünde blok gibi durmamalarıydı. Ilk sezonları sona ermeye yakınken ne harikalar yarattıklarını ne de beklenildiği kadar kötü olduklarını söyleyebiliriz.

Zaten kendi aralarında bir şampiyonaları var bu 3 takımın. Üstten ne kadar yarışdışı kalan araç olursa onlar yukarı çıkıyor ve en üstte yarışı bitirebilen (ki aslında bu bile baya başarı) bu şampiyonayı önde kapatıyordu. 3 takım da henüz puan alamasa da Heikki Kovalainen'in Japonya'daki 12.liği, Lotus'u diğer takımlardan bir adım önde tutuyor. Yani markalar şampiyonasında Lotus, 10.lukta bulunuyor. Bu sonuç, psikolojik olmanın çok ötesinde, çünkü halihazırda yürürlükteki Concorde Anlaşmasına göre TV gelirleri 10 takıma bölünüyor. Yani 10. olan yeni takım, milyon dolarları cukkalıyor.

Bir yandan finansal sıkıntılar yaşarken bu üçlü, bir yandan da gelecekte daha rekabetçi olmanın yollarını arıyorlar. Bu sene üçü de Cosworth motoru ve Xtrac vites kutus-hidrolikleri kullanıyorken, aralarındaki en büyük fark aerodinamiden kaynaklanıyordu. 2011'den itibaren bu durum değişecek.

Lotus, geçen ay, 2011'den itibaren Red Bull vites kutusu ve hidroliklerini kullanacaklarını açıkladılar. Yani iki senedir şampiyonluk için yarışan aracın parçalarını alıp kullanacaklar. Tabi bunun iki anlamı var: 1) Lotus, Red Bull arka kısmını da alıyor (difüzör mesela), 2) Lotus, Renault ile motor anlaşmasına vardı. Çünkü Red Bull da Renault motoru kullanıyor ve kendi tasarladıkları vites kutusu ve hidrolik sistemler de, çok doğal olarak, Renault motoruna göre tasarlanıyor. Yani Lotus, 2011'de Adrian Neweysiz bir Red Bull olacak diyebiliriz. Yani şampiyonluklara oynamak için bir Newey eksikleri var, iki de şampiyonluk seviyesindeki pilot tabi ki.

Bu sezonun tartışmasız en yavaş takımı HRT de, 2011'den itibaren Williams vites kutusu ve hidroliklerini kullanacaklarını açıkladılar. Hemen hemen her yarışta hidrolik sıkıntısı çeken takım için önemli bir adım tabi ki, ama peşinden de, her iki takım için soru işaretleri getiriyor sanki. HRT, Lotus gibi TV gelirlerinden yararlanamayacak büyük ihtimalle. Takımın sahibi Cabrante ailesi de pek para akıtmıyor. Yani ciddi bir finansal sıkıntıları var. Bu yoklukta nasıl Williams'tan bu parçaları satın alabildikleri ciddi bir muamma. Bir ihtimal, Cabrante'ler, takımdan ellerini ayaklarını çekmek ve takımı başkasına satmak istiyorlar, bu yüzden de paketi olabildiğince çekici yapmaya çalışıyorlar. Bakalım başarılı olabilecekler mi?

Williams tarafında ise biraz daha havada sorular var. Bir süredir Frank Williams ve ekibi, seneye Barrichello'nun yanında kimi yarıştıracakları konusunda kararsızlar. Hulkenberg'in iyi bir pilot olduğu ve F1 gridinde yer bulabileceğinden dem vuruyorlar; ama kendileri ile olacaklarını konfirme edemiyorlar. Sebebi de bu senenin GP2 şampiyonu Pastor Maldonado. Williams, arkasında Venezüela Ulusal Petrol Şirketi PDVSA'nin desteği ve milyon sterlinleri olan acemi Maldonado ile bir senedir takımla yarışan ve geleceğin şampiyonu gözüyle bakılan Hulkenberg arasında bir seçim yapmak durumunda. Seneye birden fazla önemli sponsoruyla yollarını ayıracak takım için önemli bir durum tabi ki. Acaba HRT'ye satacakları servisler ve alacakları para, bu seçimi ne kadar pür yetenek üstüne yapmalarına yardımcı olacak.

Ve elimizde Virgin kaldı. Xtrac'in çok da başarılı olmayan yürüyen aksamını seneye kullanacak tek takım olan Virgin. Richard Branson ortaya para koymamaya devam ettiği sürece Bernie'nin oklarını çekiyor ama durumları HRT'den iyi, orası kesin. Yine de klasmanda onların gerisindeler ve ileri adım atmak istiyorlarsa hızla bir şeyler yapmak durumundalar. Her ne kadar araçlarını tamamen CFD ile yarattıysalar da ilk senelerinde Lotus ile kıyasla sırıtmadılar. Ama uzun vadede bu yeterli değil ve CFD'den çok daha fazlasını çıkarmak durumundalar. Belki diğer takımlarla gidilebilecek bir ortaklık, bu yöndeki adımları hızlandırır.

15 Ekim 2010

2014 Sochi GP, Türkiye, Petrov ve Aleshin

Iki gündür Formula 1 dünyasında hiç durmadan bahsedilen haber, Bernie'nin yıllardır süren Rusya'da yarış isteğinin sonunda gerçekleşmesi oldu. Putin ile Sochi'de buluşan Bernie, 2014'ten itibaren bu Karadeniz kentinde yarışların yapılması için 5 yıllık anlaşma imzaladılar. 2014 Kış Olimpiyatları'nın da aynı şehirde yapılacağını hatırlatalım. Olimpiyatlar'a hazırlık yüzünden herhangi bir gecikme olursa pist, 2015 takvimiyle de hayatına başlayabilir.

Bu olaya en başta pist politikaları açısından bakalım. Bu sene Kore, seneye Hindistan, 2012'de de Austin pistlerinin ekleneceği kesinlik kazandı. 2013'te bir ihtimal Roma, 2014'te de Sochi. 5 senede 5 yeni pist. Şu anda takvimde 19 pist var. Seneye Hindistan da eklenince 20 olacak ve Bernie, takvimin daha uzatılmasının söz konusu olmadığını açık açık söyledi. Bu demektir ki şu an takvimde bulunan bazı pistler çıkarılacak. Maalesef gidici pistlerin başında bizim pistimiz var. Görünüşe göre 2010'da artan seyirci rakamları 2011'da da bu trendi devam ettirse bile, en fazla bir kaç sene içinde (ama kuvvetle muhtemelen seneye) Formula 1 takviminden çıkıyoruz. Bizimle birlikte diğer iki aday ise Valencia ve Sakhir.

Valencia, hiç bir zaman kimsenin favorisi olamadı, düzgün yarışlar izlettiremedi ve hali hazırda Ispanya'da bir yarış zaten var. Sakhir de aynı şekilde başarısız bir pist oldu ve özellikle yanındaki Abu Dhabi'nin Yas Marina'sına bakılınca fazlasıyla sönük. O yüzden muhtemelen F1 hayatına, kış testleri pisti olarak devam edecek Sakhir.

Eğer yukarıda bahsettiğim 5 pist de takvime eklenecekse ve halihazırda yarışılan 3 pistten biri takvimde kalacaksa, başka bir pistin çıkıyor olması gerek. Japonya'nın F1'de giderek azalan etkinliği ile beraber Suzuka/Fuji yarışı takvimden çıkabilir ama ciddi bir F1 kültürü olan ülkeyi kaybetmek, şahsi olarak beni çok üzer. Macaristan GP'si gitse sevinirim, ama yıllardır düşmeyen seyirci ortalamaları ile onları takvimden çıkarmak da zor olur. Başka bir aday da Malezya olabilir. Tilke'nin ilk pistlerinden Malezya'da seyirci sayıları gittikçe düşmekte. Ülke, yıllar içinde istediği düzenli ilgiyi yaratamadı. Malezya'nın avantajları ise Petronas gibi büyük bir sponsorları, Lotus gibi önemli bir ismi taşıyan takımları ve Fairuz gibi alttan gelen pilotlarının olması. Eğer Türkiye-Sakhir-Valencia'dan biri takvimde kalmaya devam edecekse, plase kaybedenlerim bunlar.

Bunun yanında Rusya'nın kendisine bakalım ve biraz da ders çıkaralım Türkiye olarak. Uzun vadeli planları ile Rus sporunun gittikçe ilerlediğini görmemek, körlüktür. Futbolda, çok para harcanıyor bile olsa, Rus ekipleri düzenli olarak yükseliyorlar. Hem yerli hem de ülkelerine gelen yabancı oyuncuları, Avrupa'ya pazarlayabiliyorlar artık. Bunun dışında Sochi'de kış olimpiyatlarını yapıyorlar. Şimdiden planlarını yapıp Formula 1 pistini de Olimpik Köyün içine koyuyorlar. Hatta üstteki resimde görebileceğiniz gibi bütün planlar çizilmiş. Bu tip bir plan program bizde imkansız, Türkiye olarak ev sahibi olma hakkını kazandığımız turnuvaların salonlarını bile son dakikada inşaa ediyoruz, ya da edemiyoruz. Ruslar, bir yandan F1 takviminde yer bulurken, bir yandan genç pilotlar çıkarıp bunları F1'e yollamanın yollarını arıyorlar. Ve sponsorları da, yarış koltuğu bulması gittikçe güçleşen F1 gridinde, onlara yardım ediyor. Midland F1'in de, ne kadar kısa süreli ve başarısız olsa da, ilk Rus F1 takımı olduğunu unutmayalım. Türkiye'de takvimden çıkarılmayı bekleyen Istanbul Park hariç bunların hangisi var?

Ve Renault... Raikkonen ile Reina çıkışında kolkola gazetecilere yakalansalar da sadece arkadaş olduklarını söylediler ve farklı taksilere binerek mekandan ayrıldılar. Raikkonen hakkında ayrıca bir yazı yazmak lazım ama bu olay, belki de Renault'nun işine geldi. Bir süredir ekonomik darboğazdan geçtiği, hatta Bob Bell gibi bir dehanın işine yüksek ücreti yüzünden son verdiği dedikoduları dolaşan Renault'nun, Petrov sayesinde artan Rus sponsorların tek ilgi odağı olacak olması, takımı orta vadede daha geniş kaynaklı ve müteakip olarak daha güçlü/hızlı kılabilir. Ayrıca Petrov, bütün bu fırsatları heba edercesine sürmüyor da. Takım arkadaşından en çok puan farkı yiyen pilot olsa da, tecrübe ile hızlanacak potansiyeli olduğunu gösteriyor aralarda.

Bir yandan da World Series by Renault'nun şampiyonu pilotu Mikhail Aleshin var. Renault için iki Rus pilot, getirebileceği sponsorlara rağmen, çok fazla. Hele de ellerinde, takımı etrafında kurabilecekleri bir Kubica (şimdilik) varken. Aslında Aleshin'in gitmesi gereken takım, bence, Williams. Hulkenberg'in beklenen performansı gösteremediği aşikar. Ama bir o kadar aşikar olan da Williams'ın ona, ve Barrichello'ya, potansiyellerini gösterebilecekleri araçlar da verememesi. Bunun sebebi de Frank'in cebinde veya takımın bütçesi olmayan para. Rubens'in F1 aşkı devam etse de, emekliliğinin çok da uzakta olmadığı belli iken Aleshin'i takıma katsalar, üstünde çok büyük baskı ve beklenti olmadan bu genç pilotu yarıştırıp, bir yandan sponsorlarından faydalansalar, orta vadede de bu gelir ile kazanabilecek bir araç yaratsalar, F1 gridindeki herkes sevinmez mi?


Not: Yazıyı yazdıktan bir kaç saat sonra James Allen'ın aynı şekilde pist politikaları konusuna eğildiğini ve maalesef Türkiye hakkında aynı eleştirileri yazdığını görüyorum. Yazıyı buradan okuyabilirsiniz.

04 Şubat 2010

Valencia'nın Ardından

Sonunda uzun ama heyecanı bol kış sezonu bitti ve artık yiğitler(in bir kısmı en azından) meydana indi. Valencia'daki 3 günlük test, aslında takımların birbirini tartarak başladığı futbol maçı başlangıcı gibi de oldu diyebiliriz. Tur zamanları önemsiz ama herkesin nerelerde olduğuna dair fikir veriyor.

Bir kere sezonun ilk testinden 3 puanı 3 golle alan bir Ferrari var. Ilk iki gün sakatlıktan çıkan Massa'yı, son gün Alonso taklit edince her gün zaman listelerinin başında kırmızılar vardı. Ciddi de tur sayısı yaptılar, belli bir teknik sıkıntı yaşamadan. Bu sene iddialı oldukları çok açık ama testlerin genel sorusu onlar için de soruluyor: Ne kadar benzinle yarıştınız beyler? Yine de aracın iyi olduğu belli, hız yerinde. Ama testlerde, Ferrari motorunun ne kadar benzin harcadığını anlayamıyoruz.

Ferrari'yle beraber testin diğer yıldızı da, havalı motor kapağı/arka kanat çözümüyle Mclaren'di. Özellikle Hamilton, bu sene şakası olmadığını hem rakiplerine hem de takım içindekilere gösterdi. Button ise maalesef aynı şekilde cevap veremedi. Lewis'in inine düşmesinin ilk sinyalleri mi diye soracaktır Ingiliz basını.

Merc ise bir adım geriden takip etti bu ikiliyi, en azından hız olarak. Ross Brawn da itiraf etmiş geride olduklarını ama sorunların nerede olduğunu bildiklerini ve Jerez testlerine kadar bunları çözeceklerini belirtmiş. Ross'un yalanı olmaz. Ayrıca iki pilotu da Ferrari'nin temposundan çok uzak değillerdi. Bu arada Schumacher'e gösterilen ilgiden de bahsetmek lazım. Aracı kullanmadığı zamanlarda bile büyük bir medya ordusu tarafından takip edildi comeback efsane. Kendisi de 1991'de hissettiklerini hissettiğini açıkladı. Havada aşk kokusu var diyebilir miyiz acaba?

Şampiyonluk adaylarından Red Bull ise bu testi atladı. Onların ne yapacağını bilemiyoruz ama bu 3 takımdan daha az iddialı olmayacakları kesin. Onları da haftaya Jerez'de göreceğiz.

Aslında bence en büyük sürprizi Sauber gerçekleştirdi. Ferrari'den sonra genel olarak ikinci sıralar civarında tutundu Sauber'in sponsorsuz aracı. Ama buradaki sponsorsuz vurgusu önemli, çünkü bu zamanlarla sponsor avında olabilirler. De La Rosa da temkinli konuşmuş, galibiyetler beklemek hata olur demiş. Yine de Sauber'in güzel şeyler yaptığını görmek güzel.

Pilotlarının, araçtan memnun olduğu bir diğer takım da Williams. Rubens de Nico da genel olarak memnunlar. Zamanlar çok parlak olmasa da takımın sözcüsü Claire, twitter'da Rubens'in genel olarak yarış simülasyonuna konsantre olduğunu yazdı. Bu arada Claire, gerçekten testlerin başka bir yıldızıydı. Twitter'ı bütün gün, an be an zamanlar ve fotoğraflarla şenlendirdi. Hem de sırf Williams'ların değil bütün gridin. Nico Rosberg'in, alışkanlıktan yeni Merc'ini gelip Williams garajına park ettiğini bildirmesi de ayrı bir komikti. Belli ki Rosberg, Williams'ta güzel bir iz bırakmış ve Williams kampından hala destek görüyor.

Renault, ilk gün Kubica ile zaman listesinin sonunda yer alsa da özellikle de dolu depo halinde aracın liderle yarışabileceğini söylüyor Leh pilot. Yine de hafif ağırlıklarda sıkıntı yaşayabiliyorlar. Ayrıca Petrov da, bu testte, resmi şekilde F1 aracı kullanan ilk Rus olarak tarihe geçti. Aslında Petrov (ve USF1'in tek pilotu Jose Maria Lopez) hakkında uzun uzun başka bir yazı yazmak lazım. Ayrıca sponsorsuz sarı-siyah aracın, en güzel gözüken araçlardan biri olduğunu da sölemeden geçmeyelim.

Toro Rosso ise ilk defa Red Bull'suz görücüye çıktı. En belirgin teknik sıkıntılar yaşayan takım da onlar oldu yine. Bakalım bu sene, tek başlarına üretici olmanın yükünü ne derecede kaldırabilecekler.

Son not da seyircilere gitsin. Yazılanlara göre, Valencia'daki ilk testi izlemeye 38000 civarında seyirci gelmiş, uzun trafik kuyrukları oluşmuş. Bu sayı genel olarak Türkiye GP'sini izlemeye gelenlerden daha fazla, maalesef. Yani oturmuş bir motorsporları kültürü olan ülkelerin bu işe merakını net bir şekilde göstermiş oluyor. Bir yandan da bu sezonun, daha başlamadan ne kadar ilgi çekeceğini de gözler önüne seriyor. Alonso'nun Ferrari debut'su, Mclaren'in yeni aracı ve tabi ki Schumacher efekti. 2010 gerçekten kımıl kımıl olacak!

21 Ocak 2010

2010 Sezon Değerlendirmesi - Takımlar ve Pilotlar Pt.2

Serinin önceki yazıları: Takvim, Takımlar ve Pilotlar Pt.1

Ilk bölümde şampiyonluğa oynayan takımlardan bahsetmiştik, bu sefer kuvvetle muhtemel midfield'ı oluşturacak takımları mercek altına alıyoruz.

Williams: Eski günlerini bu kadar şiddetle arayacağını hiç düşünmezdim Williams'ın. Ellerinde Nico Rosberg gibi bir yetenek ve sadece 3 takımda olan çift difüzörle bile son derece silik bir 2009 geçirdiler. O yüzden Sam Michael'ın bugünkü sözlerine şaşırmamak lazım: "2010 aracı, 2009'un evrimi değil, sil baştan yeni bir araç". Başa oynayan bu kadar takım olmasına rağmen araladında Williams'ın ismini anmıyor olmamız, ne hale geldiklerinin kanıtı. Ayrıca bu sene Rosberg'i de kaybettiler. Ama bir Nico gider, bir Nico gelir. Geçen senenin GP2 şampiyonu Nico Hulkenberg, bir çok kişi tarafından üstün kabiliyetli olarak anılıyor. Menajerliğini, Schumacher'in de menajeri olan Willi Webber'in yapıyor olması da ayrı bir işaret. Yanında da Brawn'dan kopan Barrichello var.

Williams'ın 2010 için kaybedeceği çok şey yok, bir başka silik sezon olarak tarihe geçebilir onlar için. Eğer bu trend devam ederse, eski takımlar arasında son sıraya bile inebilirler. Takımda çok soru işareti var ama galiba 2010'a başlarken yaptıkları en iyi şey, Nakajima'dan kurtulmaktı. En azından artık ön kanat giderlerinde ciddi bir düşüş olur. Ne de olsa zaman, tasarruf zamanı.

Aslında, hemen hemen her takımda olduğu gibi Williams'ın da en büyük soru işareti, motoru. Cosworth'ün performansı ve benzin harcaması nasıl olacak? 2010'u siliklikten uzaklaştırmanın en hızlı yolu buradan geçiyor olabilir.

Renault: Adı belki aynı ama aslında bambaşka bir takım izleyeceğiz bu sene. Sezon sonu F1'den ayrılmak isteyen Fransızlar, imzaladıkları Concorde Anlaşması yüzünden kapanarak daha fazla zarar edeceklerini farkedince takımı ve isim haklarını, Belçikalı Genii Capital'a sattılar. Operasyonların başına da Eric Boullier geldi. Buradaki işlerin iyi gittiğine dair ilk işaret Kubica'dan geldi bile aslında. Daha önce menajeri vasıtasıyla takımın gidişatına göre devam edip etmeyeceğine karar vereceğini açıklayan Kubica, daha sonra takımda kalmaya karar vermiş. Bunu takımın iyi yöne gittiğine yoralım, etrafta başka adam gibi boş koltuk kalmadığına değil.

Boş koltuk demişken... An itibariyle griddeki en güzel boş koltuk, Renault'da. Kubica'nın takım arkadaşının kim olacağı belli değil. Burada iki ciddi aday var. Biri, ezelden beri Kubica'nın takım arkadaşı olmuş ve boşta olan Quick Nick; öbürü de geçen sene Hulkenberg'in ardından GP2 ikincisi olan ve peşinden Rus milyon euro'larını getirecek Vitaly Petrov. Buradaki arz-talep dengesi, ciddi şekilde Renault'nun avantajına. Griddeki en az benzin harcayan motorun da sahibi olarak, şampiyonluk adayı dörtlünün arasına karışması en muhtemel takım olarak görüyorum onları. Yalnız Robert Kubica, potansiyel bir podyum anında güzel gözükmek için hızlıca saç ektirmeli. Kafadaki boşluklar hızla büyüyor çünkü.

Force India: Geçen sene Spa-Monza sıralarında Force India, ilk defa patronlarının yatı haricinde bir sıralamada başa oynuyordu. Bu sene, aynı performansı devam ettirmenin yollarını arıyacaklardır. Ne de olsa Vijay Mallya'nın podyum hedefi verdiği Hindistan GP'si yaklaşıyor ama bir dakika, bu hedefe zaten eriştiler. O zaman tamam.

Şaka bir yana, baskının azalması, Force India'nın en büyük artısı. Hem hedeflerine ulaştılar, hem de yepyeni kurallara alışmak zorunda değiller. Bunun üstüne pilot olarak Liuzzi ve Sutil ile devam edeceklerini ekleyince, takım belli bir istikrarı yakalamış oluyor. Şimdi sadece, bu istikrarı puanlara dönüştürmeliler. Bu da bir hayal değil aslında.

Toro Rosso: Bu sene, Toro Rosso için belki de ilk gerçek test. Franz Tost'un takımı, ilk defa RBR ile olan bağlarını resmi olarak koparacak. Ayrıca ellerinde benzin düşmanı Ferrari motoru da var. Yine de, abi takım Red Bull'un masa altından kart geçireceğini herkes biliyor.

Yine de bu sorunlardan çok, takım, pilot tercihleri ile medyada yer alıyor. Scott Speed, Liuzzi günlerinden beri pilotlarını son dakikaya kadar belirlememe alışkanlığı edinen Italya'nın küçük takımı, bu sene de geleneği bozmuyor. Isviçreli Buemi, tek konfirme edilen. Jaime Alguersuari ise kapıda bekliyor. Takımdan gelen haberler, Ispanyol'un aslen bu koltukta oturduğu ama kontratla ilgili pürüzlerden dolayı konfirme edilmediği. Peki Ralf Schumacher ve Bruno Senna dedikodularına ne demeli? Kişisel olarak Alguersuari'nin takımda devam edeceğini düşünsem de bu tip belirsizlikler her zaman sıkıntı olarak geri döner diyorum. Toro Rosso'nun önünde dağınık bir puzzle var ve bu puzzle bittiğinde ortaya nasıl bir şey çıkacağını kimse tam olarak bilmiyor, kendileri bile.

8 takımı geride bıraktık, sırada yeni takımlar var. Daha gride çıkmadan Virgin olan Manor, adına yakışmaya çalışan Malezyalı Lotus, BMW'siz Sauber, her yerinden gizem akan Amerikalılar USF1 ve Bruno Senna'dan başka bir şeyi olmayan Campos Meta sıradaki yazıda.

01 Ocak 2010

Yeni Ciciler





Geçtiğimiz sezon Brawn GP'nin çifte şampiyonluğunda her ikisinin de payı çok büyüktü. Sezon sonunda ikisinin de yolu Ross Brawn'un takımıyla yolları ayrıldı. Jenson Button McLaren Mercedes'e, Rubens Barrichello da Williams'a geçti.
Her ikisi de yeni takımlarının kıyafetiyle basın mensuplarına poz vermiş. Biz de bloga ekleyelim dedik...
Related Posts with Thumbnails