30 Aralık 2010

2011

Sevgili Pit Girişi okurları,

Aralık ayı bu blogda sessiz geçti, farkındayım. Motorsporları camiasında da çok fazla ses olmadı (diyecem, sakın inanmayın, yeni kurallar, Lotus davaları vs vardı). Benim özel hayatım hepsinden daha hızlıydı, asıl sebep o galiba.

Ama burayı boşladığımı kesinlikle sanmayın. Çok ciddi teknik değişiklikler ve bazı haberlerle gelicem size yeni senede inşallah. 2011'de (hemen başında olmasa da) yepyeni bir Pit Girişi ile karşılacaksınız.

Ayrıca bu fırsattan istifade hepinize çok iyi seneler, Paris-Dakar ile yarın başlayacak motorsporları sezonunun da bol heyecanlı olması dileğiyle...

Sinan Kolat

16 Aralık 2010

Nice Yıllara!

Sevgili Pit Girişi okurları,

Bir süredir yazamadım, maalesef yine yeni yeniden hayatım Eau Rouge'dan flat-out çıkma moduna girdiği için vakit ayıramadım. Bir yandan da sezon sonu soluklanması diyebiliriz buna. Tabi ki yeni kurallar açıklandı, yeni pilot dedikoduları var, yeni yılla beraber Paris-Dakar ufukta gözüküyor.

Ama bugün başka bi konu hakkında yazıyor olacağım. 14 Aralık'ta Pit Girişi'nin ilk doğumgününü kutladık. O gün yazı girmeyi unuttum, muhtemelen de bundan sonraki her doğumgününde de unutucam, çünkü aynı gün benim de doğumgünüm :) Genelde aklım onda oluyor.

Bir sene içinde okuyan sizlere çok teşekkür ediyorum, ben yazdım siz de vaktinizi ayırdınız okudunuz. Bıraktığınız yorumlar, söledikleriniz, yarışmaya gelen tepkiler, bu blogu devam ettirmek için çok büyük bir motivasyon.

Ama bu amatör bir motorsporları blogu. Düzeltilecek, geliştirilecek, elden geçirilecek çok şey var.

Benim aklımda layout'u elden geçirip daha okunur bir hale getirmek, muhtemelen pitgirisi.com adresini almak öncelik durumunda. Ama sizden gelecek düşünceler ve tavsiyeler de çok önemli. O yüzden ricam, bir kaç dakikanızı ayırıp şöyle bir sayfaya, yazılara bakın ve neleri beğendiğinizi, neleri görmek istediğinizi, eksikleri fazlaları sölemeniz. Örnek olarak mesela tarihi postları, listeleri daha çok görmek istiyoruz, daha çok teknik şey görmek istiyoruz, görseller daha güçlü olabilir, yazılar fazla uzun/kısa diyebilirsiniz. Ayrıca seneye yine yarışmamız olacak, yarışmayla ilgili de tavsiyelerinizi bekliyorum. Kısacası meydan sizin, bu sefer blogdan çok forum olsun yorumlar istiyorum.

Bu fırsatla tekrar teşekkür ediyor ve yeni yılınızı da şimdiden kutluyorum. Kendinize iyi bakınız ey okurlar.

08 Aralık 2010

Lotus Renault


Bu sene belli ki sürprizlerin senesi oluyor. Önce Williams, şok bir hamle ile Maldonado'yu açıkladı; görünüşe göre bugün Renault takımı, yeni adını Lotus Renault olarak basına tanıtacak.

Uzun zamandır söylenenler söyleniyor hala: 5 yıllık, yılda 20 milyon pound'luk bir anlaşma olacak, title sponsorship şeklinde. Bir soru işareti takımın hisseleri adına var sadece. Bilindiği üzere Renault'nun yüzde 75'i Genii Capital'e, kalanı ise hakiki has Renault'ya ait. Renault, bu hisseleri verip sadece motor ve şasi üreticisi olarak sporda kalmak istiyor. Eğer bir hisse el değişimi olacaksa muhtemelen Renault'nun elindekileri Lotus Group alacak demektir. Ama bu olacak mı, gün içinde o da açıklanır. (Şu anda resmi açıklama geldi, Group Lotus, takımın ana hissedarı olacak ve Renault'nun hissesi kalmayacak).

Tabi burada asıl garip olan, cümbüş yaratacak olan Lotus Renault. Daha önce de yazmıştık Lotus Racing ile Lotus Group arasındaki çekişmeyi. Mahkemeler devam ediyor ama eğer FIA, Renault'nun isim değişikliği kabul ederse bugün sonunda gridde iki tane Lotus Renault takımı olacak. Biri Tony Fernandes'in geçen sene canlandırdığı, bu sene yeni takımların en iyisi olarak sıralamada 10. sırayı alan takım. Öbürü de Kubica ile Petrov'un yarıştığı, siyah sarı renkli olan. Ve gariplikler bununla da bitmiyor. Iki takım da 2011'de, Team Lotus'un 80'lerin başında kullandığı John Special Player renkleri olan altın-siyah rengi ile yarışacaklarını açıkladılar. Red Bull, en azından ikinci takımının adını Italyanca'ya çevirmiş, renklere azıcık dokunmuştu.

Bugünden mahkeme sonucu açıklanıp hangi takımın Lotus Renault ismi ve renklerini kullanacağına karar verileceği güne kadar bu durumun absürdlüğü daha çok konuşulur. Ama burada, bu durumun F1 için aslında ne kadar üzücü olduğunun altını çizmek istiyorum.

Birincisi, Lotus gibi önemli ve tarihi bir üreticinin adının, bu şekilde harcanması. Lotus, March gibi Brabham gibi F1 tarihinin önemli parçalarından biridir ve bu mirasın her taraftan çekiliyor olması, bir F1 fanı olarak beni utandırıyor.

Ikincisi ve daha önemlisi, bütün bu olay silsilesinin, para için yapılıyor olması. Lotus, bu sene 10. olarak Concorde Anlaşmasına göre sınıf atlamanın eşiğine gelmiş durumda. Yani bir kere daha ilk ona girerlerse Tier 3 takımı olmaktan Tier 2 takımı olmaya çıkacaklar ve TV gelirlerinden çok daha fazla bir pay alacaklar. Bu seneki başarılarının üstüne Red Bull arka taraf ve hidrolikleri, ayrıca Renault motoru (yani şampiyon paket eksi Newey) eklenince, HRT ve Marussia Virgin'i geçmeleri çok hayal değil. Ama isim değişikliği olursa, bütün takımların izni olmadığı sürece bu seneki TV gelirleri paylarını alamayacaklar; ki yeni takımlar için bunun hayati önem taşıdığı ortada. Dany Bahar'ın başında olduğu Group Lotus ise ürettikleri arabaları Ferrari sınıfına taşımak ve marka değerini yükseltebilmek için başta F1, bütün yarış serilerine giriyorlar/girmeye hazırlanıyorlar. Nicholas Todt'un başında olduğu başarılı GP2 takımı ART ile şimdiden anlaştılar, seneye takım Lotus ART olacak. Bir çok insan, zaten banka kredileriyle ayakta duran Lotus Group'un, kazanılması çok zor bir kumar oynadığını söylüyor. Ve haklı da olabilirler. Sadece F1 takımına 100 milyon pound yatırmak, üstüne diğer yarış takımlarına para vermek ve bir yandan da Lotus yol arabaları üretmek, altından kolay kalkılabilecek bir yük değil.

Bu da Formula 1'in finansal tarafının ne kadar zorlaştığını, Renault gibi ikonik bir ismin bile orta vadede kendini kaosa götürebilecek bir seçeneği seçenebileceğini gösteriyor. Bir yandan Hulkenberg'in para için Maldonado'ya seçildiğini, başka bir yandan de la Rosa, Heidfeld gibi isimlerin arkalarında büyük sponsorlar olmadığı için gridde yer bulamadıklarını, Aleshin gibi bir gencin veya Petrov gibi bir kamikazenin yer bulmakta sıkıntı çekmemelerini de yanyana koyarsak F1 ruhunu para için satıyor mu tartışmalarının dozu artacakmış gibi duruyor.

Acil harekete geçmesi gereken iki kamp var bence: 1) FIA, masraf kısma anlaşmalarını ciddi şekilde empoze etmeli, 2) Kubica, hemen Ferrari'ye geçmeli. Iki tane de heyecanla beklediğim cevap var: Biri FIA'nın tekrar açıklaması gereken revize edilmiş takım listesi (yani bu değişikliği kabul edip etmeyecekleri), öbürü de Fernandes'in Lotus Renault'sundan gelecek cevap. Siz hatta kalın, gelişmeleri aktaracağım.

02 Aralık 2010

2010 Ödül Töreni

F1 sezonu bitmiş ve sezon sonu testlerinden sonra herkes biraz soluklanıyorken, sene sonu ödüllerini dağıtmanın zamanı geldi sanki. Bu kategorileri de, adayları da, kazananları da kafamdan attım; yani sizin de ekleme ve yorum yapma serbestiniz mevcut. Okuyun, sonra da kendi düşüncelerinizi yazın.

Yılın Pilotları: Kubica, Vettel, Webber, Alonso, Rosberg ve Kovalainen
Yılın Takımları: Red Bull, Lotus, Renault (üçünün de seneye Renault motoru kullanacak olması enteresan)
Yılın Yarışları: Istanbul, Melbourne, Kore, Montreal, Malezya, Spa
Seneye Izlenecekler: Kobayashi, Alguersuari, Lotus, Schumacher
Yılın Çaylağı: Hulkenberg
Yılın Çatlağı: Kobayashi
Yılın Kamikazesi: Petrov
En Iyi Sıralama Turu Performansı: Hulkenberg (BRE), Hamilton (CAN)
En Iyi Yarış Performansı: Webber (MON ve ISP)


Yılın Pilotları:
-Kişisel olarak Kubica'nın, Renault aracıyla çıkardığı performansı, neredeyse BMW yıllarında gösterdiği performanstan daha iyi buldum. Zaten sene sonu listelerinde de ona hep yer verilmiş durumda ve bu şans değil. Kesinlikle daha iyi bir aracı ve bir sürü şampiyonluğu hakkediyor. Italyan sempatisi ve Italyan'ların ona olan sempatisinden dolayı Massa'yı baskı altına aldığı konuşuluyor.
-Vettel, şampiyon olarak aslında tabi ki bu listenin başında olması gerekiyordu ama sonuçta elinin altında bir Red Bull vardı. Ortaya koyduğu inanılmaz sürüşler ve felaket hatalarla hiç bir zaman ortalama bir performans sergilemedi. Ama ileride altın bir çağ olarak anılacak bu yılların en önemli aktörlerinden olduğunu gösterdi.
-Eğer Webber de Vettel kadar genç olsaydı, sadece Istanbul'da değil, heralde her yarışta çarpışabilirlerdi. Avustralyalı'nın, bu kadar iyi bir araca bu kadar geç ulaşması üzücü ama onun kadar inatçı ve profesyonel bir karakterin, seneye de aynı azim ile geri döneceğini düşünüyorum.
-Bu seneye kadar Alonso'ya bir antipati beslediğimi gizleyemem ama bu sene, işler kötü giderken ipleri eline alışı ve geriye düştüğü zaman bile vazgeçmemesi inanılmazdı. Ilk önce takımda kimin patron olduğunu Massa'ya gösterdi, sonra da takımını, azmiyle ileri taşıdı. Çok bariz bir pit hatasıyla şampiyonluğu kaybederken bile takımı suçlamaması ve optimizmi de alkışa değer.
-Geçen sene bu zamanlar herkes Schumacher'i konuşurken, şu an Mercedes denince akla sarı kaskıyla Rosberg geliyor. Aldığı podyumlar, bütün takım nerede yanlış yaptık diye düşünürken onun pist üstündeki savaşı, sessiz sedasız işini yapması, yakışıklığını bile gölgede bıraktı.
-Ve Kovalainen... Mclaren'den Lotus'a. Bir uçtan öbür uca... Böyle bir ortam değişikliğini çok olgun karşıladı ve hem diğer yeni takımların pilotlarını hem de kendi takım arkadaşını net bir şekilde geçti. Moralini bozmadan böyle bir performans çıkarmak kendisinin mental olarak ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Umarım RoC kazasını kolay atlatır.

Yılın Takımları:
- Klasik bir Adrian Newey; hızlı ama kırılgan. Araç olarak bütün sene, belki Monza ve Montreal dışında, en iyilerdi. Tartışmasız. Ama takım içi yönetim olarak aynısını söyleyemeyeceğim. Vettel'i, Webber'den üstün tutmak için çok sayıda ve çok mantıklı sebepleri var ama bunu yapmak vardır, bunu yapmak vardır. Ve Horner'ın, bunu yeteri kadar iyi yönetemediğini düşünüyorum, sonunda destekledikleri pilot şampiyon olsa bile. Ama araç olarak bir efsane ile karşı karşıyaydık, o ayrı.
- Renault, kendilerinden beklenmeyecek bir azim ile her yarışa yenilemelerle geldiler. Bu takımın geçen sene crashgate skandalı ile çalkalandığını düşündükçe o günler ne kadar uzak geliyor. Eric Boullier gibi sessizce işini yapan ve başarılı olan insanları da seviyorum. Ayrıca ellerinde Kubica gibi bir yeteneğin dışında önemli bir altyapı pilot kaynağı var. Buranın geleceği parlak bence.
- Lotus, bu senesini film projesi olarak Hollywood'a satabilir bence. Son anda gride gelip yarış bitirerek, yıl sonunda 10. olarak, Lotus Group ile verdiği savaştan ve her yerden bulduğu destekten, gerçekten rüya gibi bir sezon geçirdi Tony Fernandes ve Gascoyne. Seneye Red Bull ve Renault desteği ile orta sıraları da sallayacaklarına eminim.

Yılın Yarışları:
- Tabi ki şehrimin yarışını, yerinde izlediğim yarışı en başa koyucam. Ama o da öyle bir yarış oldu ki bütün sezonu kökten salladı. Webber-Vettel çarpışması hala konuşuluyor ve konuşulacak da. Mclaren'lerin düellosunu pist üstünde bitirmeleri ise sezon boyu burada suların durgun olmasını sağladı. Ferrari içinse dip oldu Istanbul, bir tokat.
- Lewis Hamilton'ın iterek bitirdiği sıralama turlarından Schumacher'in sert hamlelerine, Alonso'nun Mclaren'e geçilmesine çok güzel bir yarış oldu hakkaten. Lastik performanslarının çok belirleyici olduğu yarış da Pirelli'ye bir çok fikir vermişe benziyor.
- Olacak mı olmayacak mı derken Kore, yağmuruyla beraber o kadar kritik bir yarış oldu ki bir tur yerimizde oturamadık. Webber'in kazası, Vettel'in motoru, Schumacher'in kendine gelişi, Alonso'nun liderliğe oturuşu ve aslında fena da olmayan pist. Seneye görüşürüz Yeongam.
- Gönüllerin sezon başlangıcı Melbourne, bu sene bize, Bahreyn'de unuttuğumuz herşeyi hatırlattı. Burada Jenson Button'a da teşekkür etmeliyiz tabi bir yandan. Heyecansız tur geçtiğini hatırlamıyorum, en son koltukta zıplıyordum.
- Malezya'nın sıralama turları yarışından daha eğlenceliydi, doğruya doğru. Ferrari ve Mclaren'lerin, yeni takımlara bile geçilmesi, hele de sezonun bu kadar başında, lezizdi. David ve Goliath hikayesinin 2010 versiyonuydu.
- Spa her zaman güzel yarışlara ev sahipliği yapar zaten, şaşırtmaz. Ama bu sene Hamilton'ın mükemmel pilotajı ve klasikleşmiş yağmur sürpriziyle bizleri yine mest etti.

Seneye Izlenecekler:
- Kobayashi... Daha söze gerek var mı? Daha fazla özgüven, seneye daha iyi gireceğini düşündüğüm bir Sauber ve küçük gözler...
- Alguersuari'nin bu seneki gelişimi çoğu gözden kaçmış olabilir ama Franz Tost, ona ne kadar güvendiğini bu hafta açıkladı. Gerçekten de bazen mavi gözlü DJ Ispanyol'un ne kadar genç olduğunu unutabiliyoruz. 2. ful senesinde eminim çok daha iyi işlere imza atacaktır.
- Yukarıda da değindik Lotus'a. Çok kısa bir zamanda çok iyi bir iş çıkarmışlardı 2010'un başında. Seneye Red Bull ve Renault desteği ile teknik olarak en sıkıntı çektikleri alanları kuvvetlendirdiler. Ayrıca 2011'de siyah-altın renklerinde olacaklar. Daha ne olsun...
- Herkes bu sene sonunda bırakması gerektiğini söylese de bence sene içinde ne iyi ne kötü bir iş çıkardı Schumacher. Hatta sene sonunda kendine geldiği ve iyi yarışlar çıkardığını bile söyleyebiliriz. Kendi geliştirdiği bir Mercedes'te 2011'e beklenmedik bir damga vurabilir bence.

Yılın Çaylağı:
- Belki Petrov ondan daha fazla puan almış olabilir ama Hulkenberg'in altında, sene boyunca genel olarak, daha az rekabetçi bir araç vardı. Buna rağmen efsanevi bir pol pozisyonu almayı bildi. Petrov ise genelde kazaları ile akılda kaldı. O da fena performans sergilemedi ama bu bir "Hulkenberg gitmesin" çağrısı aynı zamanda!

Yılın Çatlağı:
- Suzuka'yı izlemek bile tek başına yeter ama Kobayashi'nin istikrarlı sürüşünün buna o geçiş hamlelerini sağladığını unutmamak lazım. Ayrıca gözlerinin küçüklüğünden dolayı daha rahat geçiş yaptığına dair demeci de F1'de artık pek görmediğimiz türden samimi. Seviyoruz bu genci, Erbatur kadar olamasa bile...

Yılın Kamikazesi:
- Her ne kadar Sutil, Kore'de önüne gelen her araca vurmaya çalışsa da bütün sezon boyunca daha istikrarlı bir şekilde araç parçalayan Petrov, bu kategorinin en başarılı ismi oldu. Genelde Japon pilotlara ait olan kamikaze kültürünü devam ettirdiği için kendisine Kamikaziov adını da layık görüyorum. Kutlarız kendisini, daha nice şasilere...

En Iyi Sıralama Turu Performansları:
- Herkesin şampiyonluk mücadelesine konsantre olduğu Brezilya'da bir anda ortaya çıkıp ikinci Vettel'e bir saniyede fazla fark atarak herkese küçük dilini yutturdu genç Alman. Bazıları abartıp Senna'nın 1988 Monaco sıralama turu ile karşılaştırsa da yine de tarihteki yerini aldı Hulkenberg.
- Red Bull'ların pol pozisyonlarda tulum çıkaracağı inancının virüs gibi yayıldığı günlerde Lewis Hamilton'ın, benzinsiz kalma pahasına attığı tur, onun ne kadar mükemmel bir pilot olduğunun kanıtı sanki. Sonrasında aracını itmekten de geri kalmadı tabi.

En Iyi Yarış Performansları:
Uzun zamandır bu kadar beklenmedik bir pilot, bu kadar dominant bir çift galibiyet almamıştı galiba. 2009 herkese Button gerçeğini gösterdiyse, 2010 Monaco ve Barcelona da bütün dünyaya Webber'i sundu: Gözlerinizin önünde bir şampiyonluk adayı var, artık onu da hesaba katın.

25 Kasım 2010

Henri Toivonen (1956-1986)

RoC hakkındaki yazının sonunda Henri Toivonen Special geleceğini müjdelemiştik dün, bugün de elimizden geldiğince, dilimiz döndüğünce bu enteresan adamı yazalım.

Jyvaskyla'da, rallici bir babadan doğan bir çocuğun mesleğinin ne olacağı zaten az çok bellidir. Ne de olsa Finlandiya Rallisi'nin merkezinde baba mesleği veya ata sporu denince akla bir tek şey gelir: Ralli! Yine de genç Henri, ilk önce pist yarışlarına merak salıyor. Asfalt üstünde küçük yaşından itibaren yarışlar kazanmaya başlıyor ama ailesi, pistlerin güvenli olmadığına inandıkları için oğullarını ralliye yönlendiriyor!!! Herkese böyle bir aile lazım. Henri'nin go-kartı'nı da Mika diye bir çocuğun ailesine satıyor Toivonen'ler.

Genç sürücülerin 50 km'yi geçmeleri yasak olduğu için Henri, 19 yaşına kadar rallilerde yer alamıyor. 1000 Göller Rallisi ise onun doğal başlangıç yeri. 1978 sezonuna Arctic Rallisi ile başlayan Henri, yarışı Ari Vatanen'in arkası, Marku Alen'in önünde ikinci bitiriyor. Citroen, Porsche ve Chrysler, ona bazı rallilerde yer alması için araçlar veriyorlar ve bu genç gittikçe dikkat çekmeye başlıyor. Dolu dolu geçen bir 1979 sezonundan sonra ise Talbot takımı, 1980 için ona tüm sezonluk anlaşma öneriyor. Ve ilk fabrika takımı anlaşmasını imzalayan Toivonen'in kaderi değişmeye başlıyor.

1980 sezonunda iddialı olmayan Talbot'unu, doğal hızıyla ileri taşısa da Henri, aynı zamanda bol bol kaza da yapıyor. Aynen F1'deki dönemdaşı James Hunt gibi, o da hızının potansiyelini, yaptığı kazalar yüzünden bir türlü gösteremiyor. Ta ki RAC Rallisi'ne kadar. Hannu Mikkola'nın önünde Talbot ile hiç beklenmedik bir zafer kazanınca hem yarış kazanan en genç ralli pilotu oluyor (Latvala, bu rekoru 2008'de kırdı) hem de Talbot, bir senelik anlaşma daha öneriyor kendisine.

1981'de Talbot, özellikle Audi Quattro'ların hakim olduğu ralli sahnesinde iyice rekabet gücünü kaybetmişti. Ama iki pilotu da aracın potansiyelini sonuna kadar kullandı; Toivonen, yarışdışı kalmadığı yarışlardan aldığı puanlarla pilotlar sıralamasında yedinci olabilirken takım arkadaşı Guy Frequelin (2000'lerde Citroen takım patronu Monsieur Guy), copilotu Jean Todt (FIA başkanı an itibariyle) ile Ari Vatanen'e (Todt'un FIA başkanı seçilirken yarıştığı diğer aday) karşı şampiyonluk mücadelesi vermiş ama yenilerek ikinci olmuştu. Yine de bu, Talbot'un markalar şampiyonu olmasına yetti.

82 ve 83 sezonlarında Opel'e geçen Tovionen, Grup B kategorisini Audi ve Lancia'nın domine ettiği bir zamanda kazanan bir araba ile yarışamadı. Avrupa Ralli Şampiyonasında elde ettiği galibiyetlere rağmen Dünya Ralli Şampiyonası'nda aynı başarıyı gösteremedi. Yine de 1982'de March F1 takımı için test yapan Henri, yeteneklerini göstererek takımın normal piltou Raul Bösel'i geçti.

1984'te iki cephede birden savaşacağını düşünen Henri Toivonen, aslında yanılıyordu. ERC için Rothmans Porsche, WRC için ise Lancia ile anlaşan Toivonen, ERC'de beş ralli üstüste kazanıp rahat giden liderliğini üçüncü cephede, kendi sağlık sorunları cephesinde kaybedecekti. Sırt ağrıları yüzünden sezonu yarıda bırakmak durumunda kalan Henri, ERC'de rahat elde edebileceği bir şampiyonluğu kaçıracaktı.

1985 için Porsche ile Lancia seçenekleri arasından Italyan markayı seçti Uçan Fin (hiç uçmayan Fin duydunuz mu bu arada?). Sürüş tarzına uymayan L037 ile sezona tabiri caizse bombok bir başlangıç yaptı Toivonen; Costa Smeralda Rallisi'nde duvara girip belini tekrar sakatlamış ve boynundaki omurgaları kırmış, felç kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Uzun bir süre iyileşme dönemi geçirdi, ama sezonun sonu, Lancia'nın, L037'yi, gelecek senenin aracı Delta S4 ile değiştirmesi sayesinde iyi geçti. RAC Rallisi'nde Henri ilk sırayı alırken takım arkadaşı Alen ise ikinci olmuştu. 1986, onun senesi olacaktı.

Ve hakkıyla bir giriş yaptı Henri. Monte Carlo Rallisi'ni, sezonun ilk rallisini, kazanarak şampiyonluğun en güçlü adayı olduğunu cümle aleme gösterdi. Isveç ve Portekiz'de podyuma bile çıkamaması, dördüncü raunt Korsika Rallisi'ne hırslı başlamasını sağladı. Henri o gün nezleydi, ve süper güçlü Lancia'yı Korsika'nın virajlı etaplarında sürmenin ne kadar yorucu olduğundan bahsediyordu 18. etaba başlarken. Zaten bazı pilotlar, Grup B araçlarının bu etaplar için fazla hızlı ve güçlü olduğunu, bazı yerlerde "tunnel vision" gördüklerini belirtiyorlardı. Henri, o ana kadar gerçekten bütün konsantrasyonunu toplamış ve aldığı etap galibiyetleri ile rahat bir liderlik yaşıyordu. Ama 18. etapta, korkulukların olmadığı bir bölümde yoldan çıkarak taklalar atmaya başladı. Kaza sırasında çarptıkları ağaçların, benzin deposunu delmesi yüzünden büyük bir patlama, Lancia'yı araba olmaktan çıkardı. Etrafta yarış hakemleri dahil kimse olmadığından dolayı kurtarma ekipleri olaya geç müdahale edebilmişti ama zaten Toivonen ve copilotu Sergio Cresto, patlama anında yanarak ölmüşlerdi.

FISA (şimdinin FIA'sı), kazadan bir kaç saat sonra Grup B ve bir sonraki sene kullanılması düşünülen Grup S araçlarını sezon sonundan sonra yasakladı. Çünkü fazla hızlı ve güçlüydüler, bunun gibi bir çok ölüme daha sebebiyet verebilirlerdi. FIA'nın bu kararının ardından Ford ve Audi, sezonun bitimini beklemeden yarışlardan çekildi. Bu kaza ile bir dönem sona erdi.

Kariyeri boyunca 40 ralliye katılıp 22 DNF gören, 3 de galibiyet alan Henri Toivonen, 1986 yılında kariyerinin en üst noktasına gelmişti ve şampiyonluk için yarışmaya hazırdı.

Korsika Rallisi'nde yoldan çıktığı virajda kendisi için bir lahit ve açılmamış bir Martini şişesi (yarıştığı takımın ana sponsoru olarak) bulunuyor.

1988'de tarihin en başarılı bayan ralli pilotu Michele Bouton tarafından, ralli pilotlarına özel olarak bir Race of Champions organize ediliyor, Toivonen anısına. O zamandan beri NASCAR, F1, motosiklet pilotlarının da katılımıyla genişleyen organizasyonu kazanana ise bir Henri Toivonen kupası veriliyor. Ve o yarışın 2010 versiyonu, bu haftasonu yapılıyor.

24 Kasım 2010

RoC Mevsimi

Sezonlar biter, sezonlar başlar ama motorsporlarında heyecan pek eksilmez. Bu kadar güzel geçen bir 2010 sezonu sona ererken, sezon sonu klasiği Race of Champions'ın da zamanı geldi. 27-28 Kasım'da, yani bu haftasonu, Düsseldorf'ta gerçekleştirilecek yarışa kimler katılıyor oradan bir başlayalım:

Formula 1'den yeni şampiyon Vettel, Schumacher, Kovalainen'in dışında Profesör Prost da geçmişlerden gelip yarışa katılacak. Zilyon kere ralli şampiyonu Loeb ve motorsiklet sihirbazı Avustralyalı Doohan, stuntman Tanner Foust, X-Games'in efsane ismi Amerikalı Pastrana, herkesten çok Le Mans kazanan adam Tom Kristensen, 3 DTM şampiyonluğu olan Andy Piraulx, Jason Plato, 2007 NASCAR şampiyonu Carl Edwards, genç pilotlar Alvaro Parente ve Filipe Albuquerque, Bertrand Baguette ve Jeroen Bleekemolen sahne alacak bu haftasonu. Bazıları çok iyi bildiğimiz, bazıları geçmişten gelen, bazıları geleceğe umutla bakan pilotlar.

Araçlar ise en az pilotlar kadar mükemmel: Audi R8 LMS, Porsche 911, VW Scirocco, RoC klasiği RoC car ve onun iki kişilik versiyonu, KTM X-Bow, FJ-Racecar, Buggy RX 150 ve Solution F Prototype.

Bu kadar özel pilot ve aracı biraraya getiren organizasyonu kalbimizde özel yapan asıl şey ise Henri Toivonen ve Michele Mouton. Yani kısaca ölümü sonucu hem ralli dünyasını değiştiren hem de bu yarışa ilham kaynağı olan Toivonen ile tarihin en başarılı bayan ralli pilotu ve bu yarışların başlamasına ön ayak olan Mouton. Onları da yarın bir başka yazıda detaylı olarak anıcaz.

22 Kasım 2010

Yarışma: 2010 Finali

Evet, vakti gelmişti. Bir hafta geç bile olsa artık açıklamak gerekiyordu. Abu Dhabi'de pist üstündeki şampiyonluk, geriden gelene giderken, bizdeki şampiyonluğu bütün sezon önde götüren aldı.

Sezonun çoğunda Mali zaten liderdi, ben son bir atakla son haftaya puanları eşitleyerek girmiştim. Ve ikimiz de hemen hemen aynı tahminleri yapmıştık, en hızlı turu atan hariç. Mali de oradan kazandı, Hamilton yazarak. Ballı piç :)

Sezon sonu puanları şöyle oluştu:

Mali Selışık: 56+5= 61
Sinan Kolat: 56+3= 59
Obiyah: 43+0= 43
Nazlı: 28+7= 35
Sukullacı: 32+1=33
Null: 14+5=19

Son hafta nefes kesen şampiyonluk mücadelesinin yanı sıra bir sürpriz de Nazlı'nın geriden gelip Sukullacı'nı geçerek dördüncülüğü kapması oldu. Yine çok iyi bir hafta geçirdi Nazlı, en iyi puanı da aldı Abu Dhabi'den. Obiyah ise ne inememe ne çıkamamanın verdiği rahatlık ile tahmin bile yapmamış.

Seneye inşallah herkesin baştan başladığı, daha çok katılımcının olduğu daha da iyi bir yarışma yaparız. Ama bu sene yarışmaya katılan, tahmin yazan ve bundan keyif alan herkese teşekkür ediyorum. Böylece bizim sezonumuz da resmi olarak bitmiş oluyor. Bundan sonraki yazılar 2011 altında olacak.

21 Kasım 2010

WRC 2010 Geçti Buralardan

F1'deki acayip mücadeleye, sezon bitmiş ve vaktimiz varken, daha rahat rahat giricez. Ama önce WRC. Çok şey vaad eden, biraz hayal kırıklığı biraz sürprizle bezeli, bir dönemin bittiği bir sezon oldu.

Mikko Hirvonen, 2009'da Loeb'ün dominasyonunu bitirmeye çok yaklaşmış ama 1 puan kısa kalmıştı. Sezon öncesi taktiği belliydi: "Attack, attack, full attack". Yani artık dikkatli değil, hızlı olucam. Ilk yarış Isveç'i de kazanınca herkes bir "yoksa" dedi açıkçası, Loeb bile. Şu an bakınca Fin pilot için o günler ne kadar uzakta. O galibiyetin ardından bütün sezon bir tek kere daha podyuma çıkabildi, o da Türkiye'de üçüncülükle. Loeb'ün dominasyonunu bırakın kırmayı, sezonu altıncı tamamladı.

Bir de mücadelenin öbür yanı var: Loeb. Japonya'daki 5.liği hariç her yarışı podyumda bitirdi, takvimdeki 13 yarışın 8ini ise kazandı. Yeni puan sisteminin de yardımıyla ikinciye sezon sonunda 100 puandan fazla fark attı. Kısacası baydı. Loeb, ralli parkurlarının gördüğü belki de en yetenekli pilot ama Schumacher ile aynı karşı-argümanlara maruz kalıyor (en azından bence). Aynen Alman pilot gibi, sporunun altın era'larında birinde yarışmadı, çok fazla rakibi olmadı. Petter Solberg ile yarıştı, bir kaybetti bir kazandı, Marcus Gronhölm ile kapıştı, sonra da Hirvonen ile. Ama her zaman sadece bir rakibi oldu. Aynen Schumacher'in rakiplerinin de tek tek geldiği gibi; Hill, Villenueve, Hakkinen, Barrichello (!?), Raikkonen ve Alonso. Onun ardından F1 kendine geldi, son dört sezondaki çekişmelerden bunu anlayabiliyoruz. WRC de yeni kurallar ve yeni takımlarla umarım bu heyecanı yakalayacaktır.

Bu senenin yıldızı hem benim için hem de muhtemelen çoğu insan için Sebastian Ogier oldu. Citroen Junior takımından patlayarak geldi, belki sadece iki yarış kazandı ama çoğu yarışı da tek bir hata yüzünden kaybetti. Loeb ile pist üstünde aşık atabilen bir tek o oldu. Ödülünü de toprak rallilerde fabrika takımına geçerek aldı. Dani Sordo eğer performansını yükseltmezse, ki pek yükseltebilecek gibi durmuyor, Citroen'in bütün yarışlardaki ikinci pilotu da olabilir yakın bir zamanda. O kritik hatalarını biraz daha az yaparsa Loeb'ü şu anda durdurabilecek tek pilot o olabilir. Ve bu hataları yapmamayı öğrenmek de o kadar zor değil...

... Sadece Latvala'ya bakın. WRC tarihinin en spektaküler kazalarını yapmaya and içmiş bir adamdı genç Fin. Yarışın son özel seyirci etabında kaza yapar ikinciliği verir, 20+ taklalar atar araba yokederdi. Ama öğrendi. Öğrendi ve seneyi ikinci kapadı. Hirvonen'in bu kadar rezalet geçirdiği yılda Ford'un sorumluluğunu üstüne aldı ve gerçekten çok iyi sürüşlerle iki yarış da kazandı. Ki bunlardan biri Hirvonen'in liderlikten kaza yaparak yarışdışı kaldığı, ev sahibi olduğu Finlandiya Rallisi'ydi (Hadi, tekrar Bingöller Rallisi diyelim buna). Son yarış Ingiltere Rallisi'nde de (hala RAC diyesim geliyor bu yarışa da) klasman ikinciliği için Ogier ve Solberg ile girdiği mücadeleden galip çıktı. Seneye şampiyonluğa oynayıp oynayamayacağı kendisinden çok Ford Fiesta'ya bağlı ama ondaki gelişimi görmemek ve takdir etmemek ayıp olur.

Ve sezonun Don Kişot'u... Rakipleri pist üstünde yarışıp virajlara konsantre olurken, yarışmayı sadece sponsor toplantıları arasında yapabilen, hatta sponsor eksikliği yüzünden son iki rallisini kendi finanse eden Petter Solberg. Kendi takımıyla bu sezon yarış kazanamadı belki ama aldığı 5 ikincilik, onun, altında doğru arabayla, eski günlerine dönebileceğinin en güzel işareti. Yaşadığı bütün zorluklara, altında olduğu bütün dertlere rağmen o efsane gülüşünü de hiç kaybetmedi. Bunların üstüne kariyeri boyunca beraber yarıştığı, kendisi kadar sempatik co-pilotu Phil Mills ile yollarını ayırmasını da eklemeyi unutmayalım. Seneye kendi takımıyla yarışmak istemediğini, başka bir takıma geçip yarışlara konsantre olmayı düşündüğünü açıkladı. Bu, hem kendisi için mantıklı, hem de Ford'un yapması gereken bir hamle bence. Hirvonen, aynen Massa gibi hızlı ama istikrarsız olduğunu, şampiyonluk için gereken o son adımı atamayacağını gösterdi. Latvala ise fazla genç, öğrenecek çok şeyi var. Solberg gibi tecrübeli bir pilot hem Fiesta'nın gelişiminde yardımcı olabilir, hem de Ford'un elinde hazır bir şampiyonluk adayı olur. Neden olmasın?

Iki pilot daha çokça dikkat çekti WRC sahnesinde: Ken Block ve Kimi Raikkonen. Amerikalı, gymkhana'daki başarısını etaplara taşıyamadı genel olarak, puan almak için son sıraları kovaladı. Bir çok pilottan daha yaşlı WRC sahnesine atılması ve her yarışa katılmaması da dezavantajlarıydı. Ama bu seride gittikçe düşen ilgiyi yükselttiği kesin. Her ne kadar sezonu iki puan ile kapamış olsa da spektaküler hareketleri ile ralliseverleri mutlu etmeyi başardı. Ayrıca hiç bir takım veya pilot onun kadar iyi PR yapamadı. Seneye umarım devam eder, ne de olsa bildiği ve sevdiği Fiesta'ya geçiliyor artık.

Raikkonen ise hızı ile şaşırttı aslında. Bambaşka bir disiplinden gelerek ve öğrenme senesinde güzel sonuçlar alarak 25 puan topladı. Tamam çok değil, ama az da değil. Eğer seneye WRC'de kalırsa (kalacak gibi duruyor ama henüz karar vermiş değil, bence sezon başlamadan önce de veremeyecek bu kararı, Guns'n'Roses'ın Chinese Democracy albümüne döndü) bu sene yaptığı yanlışların çoğunu yapmaz. Burada Kaj Lindström çok tecrübeli bir copilotun da etkisini de unutmamak lazım. Böylece de hangi takımla yarışırsa yarışsın, markalar şampiyonasında o takıma yardımcı olur. Kendi şampiyonluğu içinse daha var açıkçası. Ama söylemeden edemicem, ona, Ispanya'da daha yarış başlamadan yarışdışı kaldığı için kızgınım. Tam kendisine uygun yollarda koşulacak yarışta nasıl yapacağını çok merak ediyordum. Bir sene daha beklicez şimdi.

C4 ve Focus ise emekli oluyor artık, yerlerini küçük kardeşleri DS3 ve Fiesta'ya bırakıyorlar. Yepyeni bir era, herşey sil baştan. Bakalım bu değişimden kim avantajlı çıkacak. Citroen, senelerdir süren dominasyonunu devam ettirebilecek mi, yoksa Ford, son senelerde düşen performansını Fiesta ile yükseltebilecek mi? Peki MINI? 2011'nin bu seneden daha iyi olacağı şimdiden belli.

Not: Türkiye Rallisi'nden çektiğim çok özel fotoğraflar için sayfanın sağ tarafındaki galeriye tıklamanız, WRC eşrafı ile yaptığım exclusive röportajlar için de arşivden nisan kısmına gitmeniz gerekir, hatırlatayım.

16 Kasım 2010

Adu Dhabi'den Inciler

Tatilde olduğum için çok fazla yazamıyorum ve bu heyecanlı şampiyonluk mücadelesinin hakkını veremiyorum ama son yarış sırasında aklımdan geçen bazı şeyleri yazayım istedim. Inşallah haftaya daha fazla şey yazarım. Bu arada herkese iyi bayramlar...

- Herkes "acaba Vettel, Webber'e yardım eder mi" diye tartışırken hiç beklenmeyen oldu ve ilk 10 tur, Alonso dördüncü-Webber beşinci giderken Webber, Vettel'e şampiyonluk yolunda yardım edecek bir duruma düştü. Alonso'yu geçse takım arkadaşını şampiyon yapacaktı. Sonuçta Alonso'yu geçmedi ama dibe inerken onu da dibe çekti. Webber'in pitstopu yüzünden Alonso da defansif bir hamle ile pite girdi ve orada şampiyonluğu kaybetti.

- Yarıştan sonra podyuma, Red Bull'u temsilen çıkan kişinin Helmut Marko olması çok ironikti. Bütün sezon Vettel'i el üstünde tutan ve Webber'i bastıran birinci kişiydi Marko ve kendinin haklı çıkmasının keyfiyle podyumdaydı. Acaba Webber şampiyon olsa yine podyuma çıkar mıydı? Webber ile sarılırlar mıydı? Ne olursa olsun Helmut Marko'nun projesi, Vettel, başarılı oldu ve Red Bull, Webber'e yaptığı bütün haksızlıklardan doğruyu yapmış olarak çıktı. Hayat ironik!

- Ferrari, bütün sezon pist üstünde araç geçmekte zorlandı. Vettel veya Hamilton arkalara düştüklerinde rakiplerini vızır vızır geçmeyi başarırlarken, geriye düşen Alonso veya Massa hiç bir zaman, pist üstünde rakiplerini çıtır çerez geçemediler. Bu da son yarışta suratlarına vurulan tokatın başlıca sebebi oldu. Alonso'nun yarışın dörtte üçünde Petrov'u geçemediğinden şampiyon olamaması tam bir utanç kaynağı.

- Almanya, Vettel'in başarısı ile sevinçten uçarken Italya ise Ferrari'nin şampiyonluğu bu şekilde kaybetmesinden dolayı kızgın. Politikacılar bile Ferrari'yi suçluyorlar. Luca di Montezemolo ise lafı yapıştırmış resmi siteden: "Bakan Calderoli, hayatı boyunca, Ferrari'nin ülkesi için yaptığını yüzde birini yapmış olsaydı cevap vermeye değer bulurdum". Ağır gelmiş!

- Rosberg de sezonu, Kubica'nın 6 puan önünde bitirdi. Uzaktan takip ettiğim, şampiyonluk mücadelesinin yanında göz ucuyla kaçırmadığım bir rekabetti ikilininki. Brezilya'da Nico öne geçti, Abu Dhabi'de de "best of the rest" olmayı başardı. Iki pilotun da sezon boyunca çıkardığı işin gerçekten süper olduğunu eklemeden geçmeyelim.

- Takımlarda ise orta sınıfın 3 oyuncusunun rekabetini hevesle bekliyordum sene başında. Kubica etkisiyle Renault, bu oynu erken bitirdi, 5. oldu rahat rahat. Ama Williams ile Force India, son yarışa kadar dişediş geldiler. Force India sezonun ilk yarısında, Williams ise ikinci yarısında parladı. Ve sonunda Ingilizler, Hintlileri bir tek puan ile geçip ekstra milyon dolara kondular. Ilk yaptıkları iş ise 5 yıl aradan sonra kendilerine ilk polü getiren Hülkenberg'i sallamak oldu.

- Bu senenin en beğendiğim takımlarından biri de Lotus. Yeni takımların lideri olup önemli TV yayın hakları parası almayı başardılar. Ama seneye bu parayı alabilecekler mi, soru işareti. Çünkü Lotus adı ile ilgili sıkıntılar var, daha önce uzun uzun yazmıştık ve bu yüzden de kazandıkları parayı alamama ihtimalleri, az da olsa, var. Ama seneye siyah-altın renkleri ile yarışacaklarını açıkladılar ve içim şimdiden cız etti. Evet, Lotus klasik renkleri yeşil-sarı ama benim için Lotus hep John Player Special renkleri olmuştur. Ne mutlu bunları tekrar görecek bizlere!

- Yakın zamanda bizim yarışmanın sonucunu açıklıyor olucam. Ben de daha bakmadım ama bakan herkes de sonucu görecektir zaten. Yine de yazılmalı ve herkese teşekkür edilmeli. Bunun dışında biraz silly season yazar, sonra da genç pilot testine geçeriz haftaya.

12 Kasım 2010

Şampiyonluğa Bedel Bir Soru

On gündür hiç durmadan çıkan, aslında devamlı aynı şeyi söyleyen Red Bull'un takım emri uygulayıp uygulamayacağına dair haberleri okurken aklıma geldi bu sabah; bir senaryo yazsam size, siz de düşüncelerinizi söyleseniz...

Abu Dhabi GP, son tur. Vettel lider, Webber ikinci, Alonso üçüncü. En çok konuşulan, en çok tartışılan senaryo bu zaten. Bu durumda Alonso şampiyon oluyor, eğer Vettel, Webber'e yol vermezse. Peki Webber ile Alonso'nun arası 1 saniyeden az ise? Yani Vettel belki Webber'e yol vermek istiyor ama Alonso o kadar yakın ki, Webber'i geçirip Alonso'ya geçilmemesi çok zor...

O zaman nolacak?

11 Kasım 2010

Ruslar Sıcak Denizlerde

Rusların Formula 1'de yaptıkları hamlelerin, müfredata sokulup Türk yetkilileri ve halkına okutulması lazım.

Bugünkü açıklama ile Virgin'in çoğunluk hissesini Rus otomobil üreticisi Marussia aldı. Geçen sene de Virgin araçlarının ön kanatlarında isimleri olan Ruslar, seneye takımı yönetiyor olacaklar. Böylece yakın bir gelecekte Petrov'un dışında Aleshin ve Lukashevich de bir yarış koltuğu bulabilecekler kendilerine.

Virgin, bütün sezon Bernie tarafından topa tutuldu. Kısa dev, Richard Branson'ın bu işe para koymamasından yakındı durdu. Ki aslında haklıydı, sonuçta Virgin'in en büyük eksiği finansal destek oldu bütün sezon. Araçlarını pür CFD ile dizayn etmek çok cesurdu ama yeteri kadar para koyamadıkları için gerisini getiremediler. Marussia'nın ortaya ciddi para koyduğunun açıklanmasından sonra Virgin'in ilk yaptığı açıklama ne oldu? Takım, CFD kapasitesini ciddi şekilde arttırıp bu konuda F1'in lideri olacağını açıkladı. Çünkü artık bunun giderini karşılayabilecek. Orta-uzun vadede bu yaklaşımın, F1'in geleceği olduğunu düşünsem de Virgin'in bunu kanıtlamak için başarısız bir kaç seneyi göğüslemesi gerektiğini söylüyordum, Marussia'nın yardımıyla bunu da yapabilecekler artık. Bu kamptan sürprizler çıkabilir diyorum ben.

Haftasonu TRT'de, Türkiye GP'si hakkında konuşurken Bernie'nin dediklerine değinmiştim. Adam, sizin grassroots programınız yok demişti, "adam haklı beyler". Ne sponsorumuz, ne takımımız, ne pilotumuz ne de motorsporları kültürümüz var. Ruslar ise gümbür gümbür altyapıdan geliyorlar. Midland F1'i hatırlayan var mı? Ilk Rus takımı onlardı, belki bir şey yapamadılar ama niyetlendiler. Sonrasında Vitaly Petrov. Kanında bir Japonluk olduğundan şüphelendiğim Kamikaziov, buzdağının görünen tarafı aslında. Bu aralar adlarından sıkça bahsettiren iki pilotları daha var vodkacıların; Aleshin ile Lukashevich. Putin'in, Rusların yıllardır süregelen F1 pisti isteği konusundaki iradesine ne demeli peki? Renault ile test sürüşü yapacak kadar niyetini belli ediyor Rus başkanı.

Japonya'nın gittikçe F1 haritasından silindiği bu yıllarda onların yerini Hindistan ve Rusya dolduruyor. Ikisinin de hem pistleri, hem pilotları hem de takımları var. Iki ülke de Formula 1 takviminde kalıcı olmanın, motorsporları kültürünü alttan yaratmanın önemini biliyor ve bunu sonuna kadar kullanıyor. Biz ise Bernie'ye yalvaralım daha.

10 Kasım 2010

Yarışma: Son Viraj

Bu aralar blog hızını yavaşlattım, Eurosport'a da her gün haber yazınca aynı hızda giremiyorum özür dilerim. Özrü kabahatinden beter olacak ama Eurosport'a koyduğum bazı haberleri buraya da copy-paste yapmayı düşünüyorum.

Brezilya haftasonu, pist üzerindeki mücadele olarak iyiydi, her ne kadar şampiyonluk yarışının kendisi kadar iyi olmasa da. Bizim tahmin yarışması ise gerçek hayattaki gibi. Hülkenberg, hepimizi birden yatırdı kısaca, kimse bilemezdi. Şampiyonluk mücadelesi, Abu Dhabi'de de böyle bir sürpriz kaldırabilir mi, söylemesi zor.

Bizim puanlar da şöyle:

Mali Selışık: 52+4= 56
Sinan Kolat: 51+5= 56
Obiyah: 37+6= 43
Sukullacı: 30+2= 32
Nazlı: 26+2= 28
Null: 9+5= 14

Görüldüğü üzere bizim şampiyonluk yarışı da Abu Dhabi'nin son virajına kadar ilerleyecek belli ki. Puanlar eşitlendi, galibiyet sayıları da yazılmış değil bizde. Kılıçları çekiyoruz Mali.

Bir yandan Obiyah, bu hafta aldığı 6 puanla üçüncülüğünü garantiledi. Maksimum puanın 10 olduğu (eski güzel günlerdeki gibi) yarışmamızda Sukullacı'nın şansı kalmadı, Obiyah yarışdışı kalsa bile. Ama Sukullacı, hemen arkasından gelen Nazlı'yla mücadelesine devam ediyor. Sezona çok geç başlayan Nazlı'nın topladığı puanlar takdire şayan.

Null ise sezon biterken aramıza katılmanın sıkıntısını yaşıyor, HRT gibi onun da pistlerde olması kendi başına bir başarı aslında.

Ve genelde bir hafta aralı yarışlarda olduğu gibi, biri biter biri başlar diyelim ve Abu Dhabi'nin, şampiyonu belirleyecek son yarışın tahminlerine girişelim.

Pol: Vettel
Galibiyet: Webber
Podyum: Webber-Alonso-Vettel
EHT: Vettel

Kendi gönüllerimizdeki aslanlardan da bahsedelim artık bu hafta, herkes rengini belli etsin. Ben açıkçası Alonso'nun şampiyon olacağını düşünüyorum ama Webber'in kazanmasını tercih ederim. Bu sene aştığı o kadar engelden ve özellikle Monaco-Katalunya sırasında gösterdiği performanstan sonra, bir de şampiyonluk için son şansı olmasından dolayı, Mark Webber'in şampiyon olması lazım.

Bir de sizden, puan eşitliği durumunda nasıl bir kriterle kazananın belirlenmesi gerektiğine dair fikirler bekliyorum. Benim fikrim, hafta hafta bakılıp, en yüksek puanı alanın galip ilan edilmesi ve en çok galibiyeti olanın kazanması. Yemin ederim bakmadım, Mali bu durumdan avantajlı çıkabilir.

Herkese iyi şanslar

05 Kasım 2010

Team Lotus Racing Group

Hazır Lotus'tan bahsetmişken, Renault anlaşmasının niye ancak bugün açıklanabildiğinden de dem vuralım. Yalnız yavaş okumak ve yüksek konsantrasyon gerekecek. Bu paragrafta 3 farklı Lotus var: 1- Lotus, yani şu anki takım, 2-Lotus Group, yani Lotus'un yol araçlarını da üreten, Proton'un sahibi olduğu Malezyalı firma, 3- Team Lotus, yani efsanevi takımın ismi ve isim hakkı. Lotus, Formula 1'e girerken Colin Chapman'ın ailesi ile anlaşıyor ve efsane ismi kullanıyor. Yani, gibi gibi. Team Lotus olarak değil ama Lotus Racing olarak. Ama sene içinde, 2011'den itibaren efsanevi Team Lotus markasının da kullanımı hakkında anlaşıyorlar. Bunu duyan Lotus Group ise gelişmelerden memnun değil. Çünkü şirketin başındaki Isviçre-Türk asıllı Dany Bahar, bu ismin ne kadar yüksek bir marka değeri olduğunu biliyor ve bunu kendi kullanmak istiyor. Hele de vizyonu, Lotus yol araçlarını Ferrari ve Aston Martin'e rakip olarak lanse etmek olan biri için bu nokta çok kritik. Bu yüzden de Ingiltere ve Malezya'da davalar açılıyor ve Team Lotus markasının kendilerine ait olduğunu, bu konuda karar verme yetkisinin Chapman ailesi veya Lotus Racing'de olmadığını belirtiyorlar. Henüz bir karar verilmiş değil ama bu süregelen hukuksal süreçten dolayı Lotus Racing, Renault ile olan anlaşmasını bir türlü açıklayamadı.

Bugün Renault ile Lotus arasındaki anlaşma açıklanırken çok dikkat çeken nokta, iki takımın da Lotus ismini kullanmamasıydı. Renault, 1Malaysia Racing Team UK ile yaptığı anlaşmadan memnunmuş; Tony Fernandes ve Mike Gascoiyne ise seneye kullanacakları araçta Renault motoru görmekten. Sanki Fernandes ve ekibi, Lotus isim hakkını kaybediyor gibi algılanabilir bu gelişme. Yoksa niye kendi takımına adıyla hitap etmesinler? Lotus, 10. olarak güzel milyon dolarlar kazanacak olabilir ama ana sponsoru olmayan herhangi bir F1 takımının şu anki mücadelede varolması imkansız, özellikle de Lotus gibi küçük bir takımın. Burada Fernandes, kendi markası AirAsia'yı topa sokabilir. Veya bir başka ana sponsor bulabilir; sonuçta Renault ve Red Bull müşterisi olarak muhtemelen seneye sonlarda olmayacaklar ve bu anlaşmalarla elleri son derece güçlü.

Lotus Group'un ise başka planları var. Araçlarını dünyanın en iyi araçlarıyla aynı markette göstermek için bol bol reklam yapmaları ve bunun en kısa yolunun da F1'den geçtiğinin farkındalar. Halihazırda Lotus ile beraber hareket edecekleri noktada baskın taraf olmak istiyorlar ve Tony Fernandes'in ekibi ile hısım olarak başlamış bir ilişki ne kadar iyiye gidebilir? Eğer Malezya mahkemeleri, iki grubun tek çatı altında birleşmesine izin vermezse Dany Bahar ve ekibinin Lotus ismini alıp Renault'nun kapısını çalacağı söyleniyor. Zaten Gerard Lopez'in, Renault'ya para getirmekte sıkıntılı olduğu ve takımın likit sorununun açığa çıktığı bugünlerde, Renault'nun bir bölüm hissesini alarak hem onları kurtarabilir hem de kendini F1'in ortasına atabilir Bahar. Lotus-Renault; kulağa da hoş geliyor. Komplo teorisi üretirsek, aslında Lotus Group'un Renault ile, kağıt üstünde olmasa bile, bu konuda anlaştığını, şu anki Lotus takımına da Renault motorları vererek sus payı sundukları, bu yüzden de Lotus'tan kimsenin takıma ismiyle hitap etmediğini düşünebiliriz. Sanki herşey oturuyor.

Yine de heyecanlı giden bir F1 sezonunun ardından, bu enteresan hikayeye çok fazla yerde rastlayabileceğimize inanıyorum. Seneye bu iki takımı nasıl anacağız bakalım?

Lotus, Motorlar, HRT, Sponsorlar

Yeni takımlar F1'e girerken, beklentiler mümkün olduğunca düşüktü; diğer takımların tek isteği, pist üstünde blok gibi durmamalarıydı. Ilk sezonları sona ermeye yakınken ne harikalar yarattıklarını ne de beklenildiği kadar kötü olduklarını söyleyebiliriz.

Zaten kendi aralarında bir şampiyonaları var bu 3 takımın. Üstten ne kadar yarışdışı kalan araç olursa onlar yukarı çıkıyor ve en üstte yarışı bitirebilen (ki aslında bu bile baya başarı) bu şampiyonayı önde kapatıyordu. 3 takım da henüz puan alamasa da Heikki Kovalainen'in Japonya'daki 12.liği, Lotus'u diğer takımlardan bir adım önde tutuyor. Yani markalar şampiyonasında Lotus, 10.lukta bulunuyor. Bu sonuç, psikolojik olmanın çok ötesinde, çünkü halihazırda yürürlükteki Concorde Anlaşmasına göre TV gelirleri 10 takıma bölünüyor. Yani 10. olan yeni takım, milyon dolarları cukkalıyor.

Bir yandan finansal sıkıntılar yaşarken bu üçlü, bir yandan da gelecekte daha rekabetçi olmanın yollarını arıyorlar. Bu sene üçü de Cosworth motoru ve Xtrac vites kutus-hidrolikleri kullanıyorken, aralarındaki en büyük fark aerodinamiden kaynaklanıyordu. 2011'den itibaren bu durum değişecek.

Lotus, geçen ay, 2011'den itibaren Red Bull vites kutusu ve hidroliklerini kullanacaklarını açıkladılar. Yani iki senedir şampiyonluk için yarışan aracın parçalarını alıp kullanacaklar. Tabi bunun iki anlamı var: 1) Lotus, Red Bull arka kısmını da alıyor (difüzör mesela), 2) Lotus, Renault ile motor anlaşmasına vardı. Çünkü Red Bull da Renault motoru kullanıyor ve kendi tasarladıkları vites kutusu ve hidrolik sistemler de, çok doğal olarak, Renault motoruna göre tasarlanıyor. Yani Lotus, 2011'de Adrian Neweysiz bir Red Bull olacak diyebiliriz. Yani şampiyonluklara oynamak için bir Newey eksikleri var, iki de şampiyonluk seviyesindeki pilot tabi ki.

Bu sezonun tartışmasız en yavaş takımı HRT de, 2011'den itibaren Williams vites kutusu ve hidroliklerini kullanacaklarını açıkladılar. Hemen hemen her yarışta hidrolik sıkıntısı çeken takım için önemli bir adım tabi ki, ama peşinden de, her iki takım için soru işaretleri getiriyor sanki. HRT, Lotus gibi TV gelirlerinden yararlanamayacak büyük ihtimalle. Takımın sahibi Cabrante ailesi de pek para akıtmıyor. Yani ciddi bir finansal sıkıntıları var. Bu yoklukta nasıl Williams'tan bu parçaları satın alabildikleri ciddi bir muamma. Bir ihtimal, Cabrante'ler, takımdan ellerini ayaklarını çekmek ve takımı başkasına satmak istiyorlar, bu yüzden de paketi olabildiğince çekici yapmaya çalışıyorlar. Bakalım başarılı olabilecekler mi?

Williams tarafında ise biraz daha havada sorular var. Bir süredir Frank Williams ve ekibi, seneye Barrichello'nun yanında kimi yarıştıracakları konusunda kararsızlar. Hulkenberg'in iyi bir pilot olduğu ve F1 gridinde yer bulabileceğinden dem vuruyorlar; ama kendileri ile olacaklarını konfirme edemiyorlar. Sebebi de bu senenin GP2 şampiyonu Pastor Maldonado. Williams, arkasında Venezüela Ulusal Petrol Şirketi PDVSA'nin desteği ve milyon sterlinleri olan acemi Maldonado ile bir senedir takımla yarışan ve geleceğin şampiyonu gözüyle bakılan Hulkenberg arasında bir seçim yapmak durumunda. Seneye birden fazla önemli sponsoruyla yollarını ayıracak takım için önemli bir durum tabi ki. Acaba HRT'ye satacakları servisler ve alacakları para, bu seçimi ne kadar pür yetenek üstüne yapmalarına yardımcı olacak.

Ve elimizde Virgin kaldı. Xtrac'in çok da başarılı olmayan yürüyen aksamını seneye kullanacak tek takım olan Virgin. Richard Branson ortaya para koymamaya devam ettiği sürece Bernie'nin oklarını çekiyor ama durumları HRT'den iyi, orası kesin. Yine de klasmanda onların gerisindeler ve ileri adım atmak istiyorlarsa hızla bir şeyler yapmak durumundalar. Her ne kadar araçlarını tamamen CFD ile yarattıysalar da ilk senelerinde Lotus ile kıyasla sırıtmadılar. Ama uzun vadede bu yeterli değil ve CFD'den çok daha fazlasını çıkarmak durumundalar. Belki diğer takımlarla gidilebilecek bir ortaklık, bu yöndeki adımları hızlandırır.

03 Kasım 2010

Yarışma: Brezilya Öncesi


Son senelerde şampiyonlukların kazanıldığı, kaybedildiği, bol bol gözyaşının döküldüğü, Formula 1'in en çok dramatik sahnelerine ev sahipliği yapmış pistlerinden birine hoşgeldiniz: Karşımızda Interlagos.

Sezonun son iki yarışına girerken heyecan had safhada. Bir yandan Alonso'nun, şampiyonluğunu ilan etme şansı var, bir yandan bu sene, şampiyona lideri olan pilotun daha yarış kazanamaması var, başka bir yandan Massa'nın Brezilya'ya bir özür borcu var, Hamilton'ın kaybedecek hiç bir şeyi olmamasının verdiği çılgınlığı, bir yandan Vettel'in omuzlarında beklentinin yükü, bir yandan da Webber'in son şanslarını kullanma baskısı var. Var oğlu var kısaca ve bundan sonra hataya yer yok.

Hemen tahminlere geçelim:

Pol: Massa
Galibiyet: Vettel
Podyum: Vettel - Alonso - Massa
EHT: Massa

Belki biraz duygusallık var ama Massa'nın bu haftasonu ortaya ekstra bir şeyler koyacağına inanıyorum. Her ne kadar kendisini, bulunduğu koltuğu hakkedecek kadar yetenekli görmesem de kendi çöplüğünde öteceğini hissediyorum.

02 Kasım 2010

Eurosport Türkiye

Pit Girişi blogdan reklam kokan haberlerimiz var size bugün.

Eurosport'u bilmeyen duymayan yoktur, ünlü spor kanalı. Biliyorsunuz Türkiye'de Türkçe olarak da yayın hayatına devam eden televizyonun yanı sıra bugün itibariyle resmi olarak Eurosport Türkiye web sitesi de açılmış bulunuyor. Gitmek isteyen için adresi tr.eurosport.com, twitter adresi ise @eurosportTR.

Bir yandan da kendi reklamımızı yapalım. Eurosport Türkiye'nin motorsporları bölümünün editörlüğünü yürütüyor olacağım bugünden itibaren. Sitede görmek istediğiniz/istemediğiniz, hoşunuza giden/gitmeyen herhangi bir şey olursa, Eurosport'un kendi sitesi üzerinden olmasa bile bu blogdan bana erişebilir, düşüncelerinizi iletebilirsiniz. Hatta iletiniz.

Reklamlar bitti, herkese teşekkürler...

26 Ekim 2010

Yarışma: Kore Sonrası

Kore GP'si, hakkında olumsuz konuşanları utandırmak istercesine zevkli ve keyifli geçti. Ve şampiyonayı da tersine çeviriverdi. En büyük kaybedenler Red Bull ve Virgin olurken muhtemelen en büyük gülümseyenler Ferrari ve Alonso, en büyük "neyse ki" çekenler de Lotus ve Webber olmuştur. Evet, maalesef medyanın çok fazla dikkatini vermemesine rağmen yeni takımların arasındaki büyük mücadeleyi izlemek de bünyemi heyecanlandırıyor. Bu arada HRT'nin klasmanda hala Virgin'in önünde olduğunu da belirtelim.

Bizim aramızdaki yarış da son derece gerçek şampiyonaya benziyor sanki. Ilk önce puanları yazalım, alegoriyi sonra yaparız:

Mali Selışık: 47+5= 52
Sinan Kolat: 45+6= 51
Obiyah: 36+1= 37
Sukullacı: 27+3= 30
Nazlı: 21+5= 26
Null-PE: 4+5= 9

Itirazınız olmazsa kendimi Alonso gibi hissediyorum ama Mali'nin tahminlerinin Red Bull'un yarışından daha iyi olduğu gerçeğini de gözardı etmemek lazım. Obiyah ise Vettel gibi geride kaldı bu hafta, Sukullacı'nı heyecanlandırdı. Iki yarış var daha belli olmaz. Nazlı ise gerilerden gelip bu ikiliyi yakaladı, o da Button gibi biraz sanki. Null ise (abi isim çok uzun Null diye kısalttım kusura bakma) yine haftanın iyi sonuçlarından birine imza attı.

Brezilya ve Abu Dhabi kaldı bundan sonra sadece, bizim yarışma da gerçek şampiyona gibi oldukça zevkli. Abu Dhabi'nin son turlarına kadar bizde de kimin kazandığı belli olmayacak anlaşılan.

22 Ekim 2010

Kimi Raikkonen'in Geleceği

Herhangi bir analiz gibi yazılmıyor Kimi Raikkonen yazıları. Sırtı koltuğa dayayarak, uzun uzun "eveeet" çekerek başlayabiliyorum ancak. Çünkü bir analiz belli düşünceler, olaylar ve gidişatlara bakarak, yani somut verilerle uğraşılarak yapılabiliyor. Kimi'nin durumunda ise bunlar yok.

Dün Katalunya Rallisi'nin shakedown'ında yaptığı kazada takla atıp rollcage'ine hasar verince, yarışa katılmasına izin verilmedi. Kurallar böyle, yapacak bir şey yok. Bugünkü röportajına bakınca, koca koca iç çektim. Bir kere bu ralli, bütün takvimde pist yarışlarına en çok benzeyen, bu yüzden de Raikkonen'in muhtemelen en hızlı olacağı ralli idi. Kaçırdı. Citroen Junior takımını da tek kişi bıraktı (Ogier, an itibariyle Loeb'ün arkasında ikinci). Böylesine önemli bir hatadan sonra yaptığı yorum ise tam Kimi stayla: "Ben de Isviçre'ye geri dönerim, napiim!" Hasarlı aracının yanında cebinden dondurma çıkıp yememesine şükretmek lazım, ne de olsa yağmurdan iptal edilen Malezya 2009'da yapmışlığı var.

Bir yandan da geleceği hakkında yorumlarda bulunmuş Buz Adam. "Önümde opisyonlar var, bakıyorum, çok yakında bir karar vermem lazım, benim için iyi olur umarım" demiş. Bu "çok hızlı karar verme" olayı, 3 aydır devam ediyor galiba. Öncesi de olabilir tabi. Arada Renault ile F1'e ha döndü ha dönecek oldu. Bir aya yakın hem Kimi hem Renault manşetlerde kaldı. Sonra Kimi sıkıldı, gelmiyorum ben dedi. Çoğu F1 hayranının aksine, Kimi'nin F1'e geri dönmesini hiç istemedim. Her ne kadar nefes kesen bir yeteneği de olsa, motivasyonsuz Kimi gerçekten hiç çekilmiyor. Mızmız, zorla yarıştırılan biri oluyor sanki. Ve Ferrari'deki son zamanlarında da böyleydi. Massa'nın kazasından sonra takımı sırtlıyor ve bir el arabası kadar hızlı Ferrari'sinden galibiyet bile çıkarabiliyordu ama gitmek istediği belliydi. 2007'deki azim yoktu, açık ve net.

O yüzden de Formula 1'in elegant dünyasından WRC'nin daha rahat dünyasına geçmesine oldukça sevinmiştim. Yeni bir sayfa, yeni bir mücadele; hem de Finlandiya'nın ata sporunda.

Bu sezon gösterdiği performansı hiç de fena bulmuyorum. Loeb sonrası dönemde şampiyonluk adaylarından biri olabilir hatta Kimi. Doğuştan gelen hızını motivasyon ile birleştiriyor, umursamaz tavrı fazla kaza yapmasına sebebiyet verse de kendi (ve aracının) sınırlarını öğrendikten sonra eminim yukarılara hızla çıkacaktır. Ispanya'daki kaza, henüz o eşiği aşmadığını gösteriyor ama.

Peki bir türlü karar veremediği geleceğinde neler var Kimi Raikkonen'in? Bence Formula 1 yok, ve aslında hiç olmadı. Sadece ralli dünyasına blöf için, nabız yoklamak için, Kimi'nin menajerinin yem atması olarak görüyorum olayı şahsen. NASCAR dedi bazıları. Kimi gibi sıkılgan bir insanın, bir süre sonra sola dönmekten sıkılacağını ve bu sürenin çok kısa olacağını öngörmek zor değil. Le Mans için bir kaç senesi var, ayrıca sadece bir yarış ile sezon bitmez. Yani yine WRC'de gibi bakabiliriz Buz Adam'a.

Peki nerede? Citroen, şu anda en kuvvetli aday gibi duruyor. Fabrika takımına çıkacak bir performans sergilemediği aşikar. Zaten Loeb'ün yanına Ogier, bazen de Sordo'nun geldiği yerde henüz tutunacak istikrarda değil. Citroen Junior Team'de kalır. Hem de Red Bull sponsorluğunda olacak. Kimi için önemli bir şey bu, zira onun motivasyonunu en çok düşüren olayların başında PR programları var ve Red Bull'un PR programları, tam Kimi'nin isteyebileceği türden: çılgın, eğlenceli ve adrenalin yüklü.

Ama aynı tutkuyu yan kapıda da bulabilir. WRC tayfasında Kimi'nin en yakın arkadaşı Ken Block. Yani kendisi gibi hız ve eğlenceyi birleştiren ikinci adam. Block, Monster WRT'si için seneye, eğer finansmanı bulursa, ikinci bir pilot arıyor. Sene başında bunun genç Avustralyalı Chris Atkinson olacağı söyleniyordu ama bu aralar Kimi de olabileceği konuşuluyor. Neden olmasın, heyecan verici bir ikili olurlar. Sonuçta Ford'un fabrika takımında yer yok, diğer takımların da bütçeleri küçük ve yeteri kadar eğlenceli değiller. Bakarsınız Kimi, Ken ile beraber Gymkhana videosu bile çekebilir ileride.

Peki MINI? Bir ara bu dedikodular da çıktı ama açıkçası çok zor görüyorum bunu. Çünkü David Richards'ın ekibi için en önemli kriter, aracın olabildikçe kilometre yapması ve teste girmesi. Kimi, yaptığı kilometre başına az puan toplamasa da, aracı finişe getirmek konusunda çok başarılı değil (hatta bazen start'a bile getiremiyor bu haftasonu olduğu gibi). Ayrıca bu süre rallilerde yarışmış biri gibi feedback sağlayamayacağından aracın gelişimine yeteri kadar yardımcı olamaz; hele de S1600 kategorisindeki araçlarda hiç tecrübesi yok. Yani Kimi ile MINI'nin kimyası şimdilik uymaz (MINI, Kris Meeke'yi seçerek çok iyi bir tercih yaptı bence).

Yani Buz Adam'ın önünde bir opsiyon denizi yok, ama buna rağmen karar vermekte çok zorlanıyor. Açıkçası gelecekte, bu ayların sırlarının açıklanmasını bekliyorum; bakalım Kimi'nin aklından neler geçmiş!

20 Ekim 2010

Yarışma: Kore Öncesi

Geçen haftaya kadar yapılıp yapılmayacağı bile bilinmeyen, kocaman bir soru işaretine doğru yol alıyoruz. Pistin tanıtım videosunu, Red Bull sponsorluğunda göstermiştik. Söylenenler, burada hem Mclaren, hem Ferrari hem de Red Bull'un güçlü olacağı yönünde. O yüzden bu sefer ya işkembe görevi devralıcak, ya da şampiyonadaki favorilerimizi (bilinçli veya bilinçaltı) ortaya koyucaz.

Pol: Vettel
Galibiyet: Alonso
Podyum: Alonso, Webber, Vettel
EHT: Hamilton

Ben işkembe yolunu seçtim, üç takımı da bir yerlere serpiştirdim. Içimden bir ses sıfır çekeceğimi söylüyor yine de. Yarışın pazar sabahı 9'da olduğunu da tekrar hatırlatalım.

19 Ekim 2010

Bernie'den Türkiye Hakkında

Bernie Ecclestone, Formula 1'deki en önemli adam diyebiliriz. FIA Başkanı Jean Todt'tan bile daha önemli hatta. Ve Brabham patronluğundan girdiği Formula 1'de çok önemli değişiklikler yarattığını, iyisiyle kötüsüyle sporu bugünlere getiren kişi olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Bu bodur devin 80. yaşgünü nedeniyle hem F1.com'da hem de The Guardian iki farklı röportajı yayınlandı.

F1.com'daki röportajında, herşeyin şansla alakalı olduğunu, eline şans geçen insanın cesareti de varsa bunu değerlendirdiğini anlatıyor Bernie. Yani aslında hiç bişi demiyor. Tek dişe dokunur dediği şey, takımlara, 2013'te yürürlüğe girecek yeni Concorde Anlaşması öncesi gözdağı vermek. Evet önemli bir konu ama, biraz daha bekleyebiliriz onun için.

The Guardian'daki röportajı çok daha doyurucu ve enteresan buldum açıkçası. Iki röportajda da dediği "ölene kadar emekli olmayacağım" nidalarının dışında, Max Mosley, boşanması, yöneticilik yöntemleri, Spa ve özellikle de bizim yarışımızla ilgili bilgiler veriyor. Belçika'nın efsanevi Spa-Francorchamps pistinin, eğer devlet tarafından yardım edilmezse parasını ödeyemeceği ve takvimden çıkarılabileceğini rahatlıkla söylüyor. Bilindiği gibi Belçika GP, finansal zorluklar yaşıyor ve takvimden çıkmakla bir kaç kere tehdit edildi bile.

Röportajın başka bir bölümünde, Hermann Tilke dizaynı pistlerin, birbirlerinin kopyası olduğu iddiasına, "süper güvenli pistler inşaa etmeye çalışıyoruz, her zaman da inişli çıkışlı olmuyor bunlar. Olsa güzel olur, mesela Istanbul Park, inişli çıkışlı ve şu andaki en muhteşem pist o". Burada Bernie Ecclestone'ın pistin sahibi (böyle diyebiliriz heralde) olmasının katkısı ne kadar, bilemiyoruz tabi. Bir başka bizimle ilgili nokta da, Rusya ve Austin GP'leri ile beraber takvimin fazla uzun olup olmayacağı sorusuna Bernie'nin verdiği cevap: "20 yarışta durmanın yollarını buluruz gibi geliyor. Belki birileri ara vermek ister, mesela Türkiye. Muhteşem bir pist yarattılar ve belki şu an takvimdeki en iyisi bile olabilir ama halk pek heyecan duymuyor. Neden bilmiyorum".

Bilmediğimiz bir şey değil maalesef, bu sene her ne kadar seyirci ortalamaları yükselmiş olsa da, 2011'de son kurşunumuzu sıkıyor olacağız. Bir kaç gün önce Rusya GP'si hakkındaki yazıda, tam da bu konulardan bahsetmiş, hangi pistlerin gidici olabileceği üstüne kafa yormuştum. Belli ki Spa da, bahsetmediğimiz ama gidiciler listesinin üst taraflarında olabilecek bir pistmiş. Belki de Türkiye GP'sinin varlığına devam etmesi için şansı, böylece biraz daha artabilir.

Gönlüm hem Spa'nın hem de Türkiye'nin takvimde kalmasından yana ama bu çok zor gözüküyor.

16 Ekim 2010

Renk Renk MINI




Seneye MINI, parkurlara mücadele ve ikonik isminin yanı sıra, bolca renk getirecek gibi de gözüküyor.

15 Ekim 2010

2014 Sochi GP, Türkiye, Petrov ve Aleshin

Iki gündür Formula 1 dünyasında hiç durmadan bahsedilen haber, Bernie'nin yıllardır süren Rusya'da yarış isteğinin sonunda gerçekleşmesi oldu. Putin ile Sochi'de buluşan Bernie, 2014'ten itibaren bu Karadeniz kentinde yarışların yapılması için 5 yıllık anlaşma imzaladılar. 2014 Kış Olimpiyatları'nın da aynı şehirde yapılacağını hatırlatalım. Olimpiyatlar'a hazırlık yüzünden herhangi bir gecikme olursa pist, 2015 takvimiyle de hayatına başlayabilir.

Bu olaya en başta pist politikaları açısından bakalım. Bu sene Kore, seneye Hindistan, 2012'de de Austin pistlerinin ekleneceği kesinlik kazandı. 2013'te bir ihtimal Roma, 2014'te de Sochi. 5 senede 5 yeni pist. Şu anda takvimde 19 pist var. Seneye Hindistan da eklenince 20 olacak ve Bernie, takvimin daha uzatılmasının söz konusu olmadığını açık açık söyledi. Bu demektir ki şu an takvimde bulunan bazı pistler çıkarılacak. Maalesef gidici pistlerin başında bizim pistimiz var. Görünüşe göre 2010'da artan seyirci rakamları 2011'da da bu trendi devam ettirse bile, en fazla bir kaç sene içinde (ama kuvvetle muhtemelen seneye) Formula 1 takviminden çıkıyoruz. Bizimle birlikte diğer iki aday ise Valencia ve Sakhir.

Valencia, hiç bir zaman kimsenin favorisi olamadı, düzgün yarışlar izlettiremedi ve hali hazırda Ispanya'da bir yarış zaten var. Sakhir de aynı şekilde başarısız bir pist oldu ve özellikle yanındaki Abu Dhabi'nin Yas Marina'sına bakılınca fazlasıyla sönük. O yüzden muhtemelen F1 hayatına, kış testleri pisti olarak devam edecek Sakhir.

Eğer yukarıda bahsettiğim 5 pist de takvime eklenecekse ve halihazırda yarışılan 3 pistten biri takvimde kalacaksa, başka bir pistin çıkıyor olması gerek. Japonya'nın F1'de giderek azalan etkinliği ile beraber Suzuka/Fuji yarışı takvimden çıkabilir ama ciddi bir F1 kültürü olan ülkeyi kaybetmek, şahsi olarak beni çok üzer. Macaristan GP'si gitse sevinirim, ama yıllardır düşmeyen seyirci ortalamaları ile onları takvimden çıkarmak da zor olur. Başka bir aday da Malezya olabilir. Tilke'nin ilk pistlerinden Malezya'da seyirci sayıları gittikçe düşmekte. Ülke, yıllar içinde istediği düzenli ilgiyi yaratamadı. Malezya'nın avantajları ise Petronas gibi büyük bir sponsorları, Lotus gibi önemli bir ismi taşıyan takımları ve Fairuz gibi alttan gelen pilotlarının olması. Eğer Türkiye-Sakhir-Valencia'dan biri takvimde kalmaya devam edecekse, plase kaybedenlerim bunlar.

Bunun yanında Rusya'nın kendisine bakalım ve biraz da ders çıkaralım Türkiye olarak. Uzun vadeli planları ile Rus sporunun gittikçe ilerlediğini görmemek, körlüktür. Futbolda, çok para harcanıyor bile olsa, Rus ekipleri düzenli olarak yükseliyorlar. Hem yerli hem de ülkelerine gelen yabancı oyuncuları, Avrupa'ya pazarlayabiliyorlar artık. Bunun dışında Sochi'de kış olimpiyatlarını yapıyorlar. Şimdiden planlarını yapıp Formula 1 pistini de Olimpik Köyün içine koyuyorlar. Hatta üstteki resimde görebileceğiniz gibi bütün planlar çizilmiş. Bu tip bir plan program bizde imkansız, Türkiye olarak ev sahibi olma hakkını kazandığımız turnuvaların salonlarını bile son dakikada inşaa ediyoruz, ya da edemiyoruz. Ruslar, bir yandan F1 takviminde yer bulurken, bir yandan genç pilotlar çıkarıp bunları F1'e yollamanın yollarını arıyorlar. Ve sponsorları da, yarış koltuğu bulması gittikçe güçleşen F1 gridinde, onlara yardım ediyor. Midland F1'in de, ne kadar kısa süreli ve başarısız olsa da, ilk Rus F1 takımı olduğunu unutmayalım. Türkiye'de takvimden çıkarılmayı bekleyen Istanbul Park hariç bunların hangisi var?

Ve Renault... Raikkonen ile Reina çıkışında kolkola gazetecilere yakalansalar da sadece arkadaş olduklarını söylediler ve farklı taksilere binerek mekandan ayrıldılar. Raikkonen hakkında ayrıca bir yazı yazmak lazım ama bu olay, belki de Renault'nun işine geldi. Bir süredir ekonomik darboğazdan geçtiği, hatta Bob Bell gibi bir dehanın işine yüksek ücreti yüzünden son verdiği dedikoduları dolaşan Renault'nun, Petrov sayesinde artan Rus sponsorların tek ilgi odağı olacak olması, takımı orta vadede daha geniş kaynaklı ve müteakip olarak daha güçlü/hızlı kılabilir. Ayrıca Petrov, bütün bu fırsatları heba edercesine sürmüyor da. Takım arkadaşından en çok puan farkı yiyen pilot olsa da, tecrübe ile hızlanacak potansiyeli olduğunu gösteriyor aralarda.

Bir yandan da World Series by Renault'nun şampiyonu pilotu Mikhail Aleshin var. Renault için iki Rus pilot, getirebileceği sponsorlara rağmen, çok fazla. Hele de ellerinde, takımı etrafında kurabilecekleri bir Kubica (şimdilik) varken. Aslında Aleshin'in gitmesi gereken takım, bence, Williams. Hulkenberg'in beklenen performansı gösteremediği aşikar. Ama bir o kadar aşikar olan da Williams'ın ona, ve Barrichello'ya, potansiyellerini gösterebilecekleri araçlar da verememesi. Bunun sebebi de Frank'in cebinde veya takımın bütçesi olmayan para. Rubens'in F1 aşkı devam etse de, emekliliğinin çok da uzakta olmadığı belli iken Aleshin'i takıma katsalar, üstünde çok büyük baskı ve beklenti olmadan bu genç pilotu yarıştırıp, bir yandan sponsorlarından faydalansalar, orta vadede de bu gelir ile kazanabilecek bir araç yaratsalar, F1 gridindeki herkes sevinmez mi?


Not: Yazıyı yazdıktan bir kaç saat sonra James Allen'ın aynı şekilde pist politikaları konusuna eğildiğini ve maalesef Türkiye hakkında aynı eleştirileri yazdığını görüyorum. Yazıyı buradan okuyabilirsiniz.

12 Ekim 2010

Yarışma: Japonya Sonrası

Ilk turları (ve Kobayashi) dışında biraz da sıradan geçen, yine de "Suzuka, Suzuka'dır" dedirten, Ayrton Senna'nın gölgesinde (yeğeni Bruno, amcasının aracını kullanırken yukarıda), şampiyonluk mücadelesinin iyice kızıştığı bir haftasonu daha geçirdik.

Bizim yarışmanın da Kobayashi'leri vardı; Obiyah ve Nazlı, neredeyse tamamen bildiler sonuçları. Eğer Obiyah, Hamilton yerine Webber'e kürsüde yer verseydi, veya Nazlı en hızlı turu Alonso yerine Webber'e yazsaydı, ilk defa tam puan alan birileri çıkacaktı. Ama 3 yarış daha var, şans devam ediyor.

Mali Selışık: 42+5= 47
Sinan Kolat: 39+6= 45
Obiyah: 27+9= 36
Sukullacı: 27+0= 27
Nazlı: 13+8= 21
Null-Pointerexcepiton: 0+4= 4
Emre: 3+0= 3

GATA' da bulunduğum sırada yarışmaya bağlı kalıp tahminlerini yineleyen Sukullacı'nın bu hafta katılmaması bizleri üzse de, asıl üçüncülük mücadelesine etki etti. Nazlı ise sezon başından beri katılıyor olsaydı şimdi çok daha yukarılarda olacağını açık açık belirtti.

Sırada Kore var, iki hafta sonra. Herkesi bekliyoruz yine.

11 Ekim 2010

Kore'ye Hoşgeldiniz

Daha Japonya'nın dumanı tütüyorken gözler bir sonraki yarışa, tarihin ilk Kore GP'sine çevrilmiş durumda. Bir süredir gelen "inşaat tamamlanamayacak, yarış iptal edilecek" dedikoduları yerini iyi haberlere, konfirmasyonlara bıraktı. Hatta aşağıda gördüğünüz gibi Red Bull'un pisti tanıtıcı videosu bile var artık. Ama video ile dikkatimi çeken bir başka nokta da Webber ile Vettel'in, demo videoda bile fazla yakın yarışıyor olmaları!

07 Ekim 2010

Yarışmayı Toplama ve Suzuka Tahminleri

Internete ulaşımım olmadığı sıralarda iki yarış, yarışmasını yapamadan geçti. Bu yarışlarda (Monza ve Singapur) bazı arkadaşlar, daha önceki yarışma post'unun altına yorum yazarak yine de yarışmaya katıldılar. En başta Mali ve Sukullacı'na, yarışmaya bu bağlılıklarından dolayı teşekkür ediyorum.

Post atmadığım için yarışmayı hatırlamayanlar, hatırlamadıkları için de haksız olarak alabilecekleri puanları alamayanlar olmuştur. Kişisel olarak en adil tavrın, o hafta alınan minimum puanın, yarışmaya daha önce katılmış ama post'u olmayan yarışmalara katılamamış insanlara otomatik olarak eklenmesi olacağını düşündüm. Bu esasa göre de yarışmanın şu anki tablosunu sizlere sunmaktan gurur duyarım:

Mali Selışık: 39 + 1 + 2= 42
Sinan Kolat: 30 + 6 + 3= 39
Obiyah: 24 +(1) + (2)= 27
Sukullacı: 19 + 6 + (2)= 27
Nazlı: 10 + (1) + (2)= 13
Emre: 0 + (1) + (2)= 3

Sırası ile daha önceki puan+Monza+Singapur olarak yazdım, parantez içindeki puanlar ise tahmin yapılmadan alınan puanları gösteriyor. Arayı açmış giden Mali ile, özellikle de Monza sayesinde farkı kapamış bulunuyorum. 3.lük savaşında ise Obiyah ile Sukullacı, kıyasıya çekişiyorlar. Bizim yarışmanın da gerçek sezondan geri kalır yanı yok kısaca.

Ve Suzuka... Şimdi sıra onda, kendi tahminlerimle başlayayım.

Pol: Vettel
Galibiyet: Alonso
Podyum: Alonso, Vettel, Kubica
EHT: Webber

Bakalım, son 4 (Kore patlarsa 3) yarışta neler olacak?

Peter Sauber Akademisi

Önce bir not: Bir aydır hasta olmadan, askerlik işleri ile ilgili GATA'da yattığım ve internet başına geçemediğim için hiç bir şey yazamadım, özür diliyorum. Yakında o hikayenin tamamını kişisel blogum Random Defunct'ta yazacağım, oradan takip edebilirsiniz. Yarışma konusunda da, post yazmadığım için herkes tahminde bulunamadı. Tahminde bulunmayan yarışmacılara o hafta alınan en az puanı otomatik olarak vermeyi düşündüm. Yine de bir yorumunuz/fikriniz varsa söyleyin.

Gelelim Formula 1'e. Bugünlerde adı medyadan düşmeyen takımların başında Sauber geliyor. Ilk önce de la Rosa'yı sallaması, sonra da çiçeği burnunda Pirelli test pilotu Heidfeld'i aralarına katmaları ile sıkça adından söz ettirdi. Ve şimdi de seneye Kobayashi'nin yanında GP2'de an itibariyle 2. olan Sergio Perez'i yarıştıracağını açıkladı. Ayrıca GP3 şampiyonu Esteban Gutierrez'i de yedek pilot olarak kadroya kattılar. Bu iki Meksikalı'nın gelişinde yetenek tabi ki önemli ama Meksika'nın telekomünikasyon devi Telmex'in sponsorluğunun da bembeyaz Sauber'lere ilaç gibi geldiği kesin.

Perez'in F1'e ilk adımını Peter Sauber'in kanatlarının altında atıyor olması, Isviçreli'nin ne kadar büyük bir yetenek avcısı ve rookie-sever olduğunu bizlere bir kere daha hatırlattı. Biz de Formula 1'in önemli altyapılarından biri olan Peter Sauber Akademisi'nden çıkan pilotlara bir göz atalım dedik.

1970'lerden beri motorsporları ile iç içe olan Peter, 1993 sezonu için Mercedes'in desteğini alarak F1 takımını kurdu. 1994'te de ilk çaylağını seçti: Heinz Harald-Frentzen. Frentzen, Sauber'in en güvendiği isimlerden biri olarak, 2003'te bile gelip takımla yarışmaya devam edecek önündeki 10 yıl boyunca. Ama çaylak sezonu hem onun hem de takım için fazlasıyla zorlu oldu. Wendlinger'in o uğursuz 94 San Marino GP'sindeki kazasıyla Frentzen, takımdaki tek istikrarlı pilot oldu ve sezon boyunca 7 puan alabildi. Iki sezon daha Isviçreli takım adına yarışan Frentzen, 1997'de Williams'a gidecek ve ilk yarış galibiyetini de orada ulaşacak.

Ilk çaylak deneyimi başarılı geçen Peter Sauber, 1995'te Williams'a kontratlı Fransız Jean-Christophe Boullion'u takıma kattı. Ama Fransız, Frentzen'in hızına kesinlikle yetişemedi ve daha sezon dolmadan, yerine geçtiği Wendlinger'e koltuğunu geri kaptırdı.

Sütten ağzı yanan Peter Sauber, 2001'e kadar kısa bir mecburiyet periyodu hariç hiç çaylak pilot yarıştırmadı. 1997'de Johnny Herbert'a takım arkadaşlığı yapan Larini'nin sakatlanışı, Italyan Gianni Morbidelli'nin onun yerine geçmesini, Morbidelli'nin de sakatlanması 3 yarışlığına Norberto Fontana'nın onun yerine geçmesini sağlamıştı. Yedeğin yedeği çaylak Fontana da ilk fırsatta takımdan sepetlenmişti zaten.

Peter Sauber akademisinin gerçek çıkışı da 2000'li yıllarda oldu. 2001 sezonunda Sauber, öyle bir kumar oynamaya niyetlendi ki bütün Formula 1 camiası ayağa kalktı. Yarıştığı en ciddi kategori Formula Renault olan ve Sauber adına bir tek F1 testi yapmış genç bir Fin pilotu 2001 sezonunun tamamında yarıştıracağını açıklaması, Max Mosley ve çoğu pilot tarafından son derece tehlikeli bulunmuş ve FIA'nın süperlisans çıkarmaması için baskı yapılmıştı. Sauber'in rica minnet, bir kaç yarışlık süper lisans çıkarttırıp yarıştırdığı genç Kimi Raikkonen'den başkası değildi. Zaten böyle bir yeteneği Sauber, sadece bir sene elinde tutabilmiş, ertesi sene Mclaren'e kaptırmıştı. Geri kalan hikayeyi anlatarak vakit kaybetmiyorum.

Çaylak balı tekrardan ağzına çalınan Peter, ertesi sene için (2002) Brezilya'dan tıfıl bir genci daha çekip çıkarmıştı. Ve yine normal F1 öncesi adım olan Formula 3'ten değil, Euro Formula 3000'den. Felipe Massa, gösterdiği hızlı gelişimi Formula 1'e gelince devam ettiremedi ve ertesi sene Heidfeld'in yanındaki koltuğunu Frentzen'e kaptırdı. Tipik Massa; bir gün iyi, bir gün kötü. Bir adım ileri, bir adım geri. Yine de 2003'te Ferrari test pilotluğu ileride ona Şahlanan At'ın yolunu açtı.

2006'da Peter Sauber, takımı Alman devi BMW'ye emanet etmiş, operasyonlardan biraz geri çekilmiş ve danışman olarak yardım ediyordu takıma. Ama takım, teknik olarak hala Sauber ismini ve onun mirasını taşıyordu. O yüzden Robert Kubica'nın gelişini de buraya ekleyebiliriz. 2006 yılına test pilotu olarak başlayan genç Pol'e şans Macaristan GP'sinde güldü.Villenueve'den beklenen verim alınmayınca, Almanya GP'sindeki kazasından sonra kendisini, Kanadalı'nın itirazına rağmen, bir sonraki Macaristan GP'sinde yarışamayacak olarak açıkladı BMW, yerine de Kubica'yı yarıştırdı. Pol de beklentileri anında aştı. Sıralamada tecrübeli takım arkadaşı Heidfeld'i geçti ve 7. olarak aslında ilk puanlarını almıştı da yarışta. Ama aracı, minimum ağırlığın altında çıkınca diskalifiye edilmişti. Bu başarı, BMW'yi ikna etmiş ve Kubica, hem sezonun geri kalanı hem de bir sonraki sezon için takıma alınmıştı. O da teşekkürü, daha üçüncü yarışı olan Monza'da podyuma çıkarak yapmıştı.

Genç Pol, ertesi sene Kanada GP'sinde, yakın tarihin en korkunç kazasını geçirdi ama neyse ki sadece bileğindeki çürüklerle atlattı. Ama bir sonraki Amerika GP'sinde yarışamayacağı belliydi. O yüzden bu sefer bir yarışlığına yerinden olan Kubica'ydı, yerine geçen ise, yarışarak F1 tarihinin en genç pilotu olacak Sebastian Vettel idi. Sauber takımıyla beraber ilk yarış deneyimini yaşayan genç Alman pilot, yine Kubica'nın bir sene önce yaptığı gibi ilk yarışında son derece etkileyici bir performans ortaya koyarak puan almayı başardı (ve diskalifiye olmadı). Böylece tarihin en genç puan alan pilotu olma ünvanını da elde etti aynı haftasonu. Vettel'in kariyeri ertesi sene Toro Rosso'ya geçmesi ve 2008 Monza GP'sini kazanması ile hızlı bir yükselişe geçecekti.

Peter Sauber'in takımı BMW'den geri alıp kurtarmasıyla beraber ilk yaptığı işlerden biri Kamui Kobayashi'yi takıma katmak oldu. Geçen senenin sonunda pistlerden çekilen Toyota'nın evladı olan Kobayashi, son yarışlarda büyük potansiyel göstermesine rağmen Sauber olmasaydı muhtemelen (kendi deyimiyle) babasının suşi restoranında çalışacaktı. Çaylak olmasa da Japon pilota ilk full sezon deneyimi şansını veren de Peter Sauber oldu böylece. Hem de sponsorsuz yarışan ilk Japon pilot oldu böylece genç Kamui.

Ve seneye Perez. Frentzen, Raikkonen, Massa, Kubica, Vettel gibi önemli bir çok pilotun çıktığı akademiye girme şansını elde etti. O altyapıdan yukarı doğru adım atmayı başarabilirse başarısız olması son derece zor. Biz de Peter Sauber'e bir kez daha duacı oluruz böylece. Şimdiye kadar yaptıklarını hatırlamak/hatırlatmak da boynumuzun borcuydu tabi ki.

Related Posts with Thumbnails