Ferrari etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ferrari etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
09 Mayıs 2011
Istanbul Park'tan Izlenimler ve DRS
Bir daha Türkiye GP'si yapılacak mı yapılmayacak mı sorusu hala havada asılı dursa da biz kendi görevimizi yerine getirip paraları bayıldık, yarışı yerinden izledik. 1. virajdaki silver tribün, daha önce gittiğimde de bilet aldığım yerdi ve hiç bir zaman hayal kırıklığına uğramadım. Bir daha olursa arka düzlüğün oradaki tribünü de deneyebilirim ama.
Yarıştan önce ana tribünün arkasındaki takımların ürünlerinin satıldığı yerlere gittik. Ferrari, Mclaren gibi takımların yanında bu senenin en çok satanı muhtemelen Red Bull'du. Benim gibi Sauber ürünleri arayanlar ise hemen hemen bir hiç ile karşılaştılar. Sadece 2 tane şapka bulabildim, bir şapkaya 80 TL bayılmak gibi bir niyetim olmadığından onları da bıraktım. Tek aldığım şey kırmızı pit kulaklarıydı. Hiç fena değiller herkese tavsiye edebilirim. Tshirtler 75 ile 150 TL, bir bira 15 TL bu arada.
Yine bir çok yabancı vardı yarışta, hatta yine Türk'ten çok yabancı vardı da diyebiliriz. Rus, Bulgar, Yunan, Gürcü, Ingiliz ve Ispanyollar ilk göze çarpanlardı. Özellikle Ingilizler, yanlarına 3-5 yaşındaki çocuklarını alarak, onlara ufak yarış tulumları giydirerek gelmişlerdi. Biri motorsporları kültürü mü dedi? Muhtemelen bizden daha çok yabancılar üzülüyordur Istanbul Park'ın takvimden çıkmasına.
Yarış bitip arabaya bindikten 20 dakika sonra otobana çıkmış olarak ufak çapta bir rekor da bizim kırdığımızı düşünüyorum, Vettel-Kobayashi-Buemi'nin yanında haftasonunun iyi sürüşleri listesine geçebiliriz.
Ve yarış... Pistteyken yarışın kendisi izlemek her zaman biraz daha zordur, her ne kadar önümüzde devasa ekranlar olsa da. Bu seneki yarışların da gittikçe karışıklaştığını, hatta Türkiye GP'sinde bu karışıklığın had safhaya çıktığını da işin içine katarsak, 3. pitstoplardan sonra kimin nerede olduğunu anlamak ciddi sıkıntıydı. Vettel'in rahat olduğunu, Webber ile Alonso'nun, Mclaren'in ve Renault'ların kendi aralarında kapıştığını anladık ama Schumacher-Massa-Kobayashi-Buemi'nin nerelerde olduğunu çıkaramadık mesela. Bunun sebeplerinden biri değişik stratejiler belirlettiren Pirelli lastikleriydi belki ama önemli bir kısmı da DRS yüzündendi. Bir süre önce yazdığım gibi, DRS kullanıldığında öndeki sürücü fazlasıyla koyun oluyor ve geçilip geçilmeyeceği değil, ne kadar süre dayanabileceği tartışılıyor. Senna-vari güzel defansif hamleler yerine Prost-vari yarış okumalar ve akıllı davranmalar geçer akçe durumunda. Mühendislik mantıklarından biri, bir şeyin sonucunu görmek için onu alıp en uç seviyesine getirmektir. Bence Türkiye GP'si, DRS için uç örnek oldu. Bir süredir okuduğum yorumlara bakılırsa pilotlardan izleyicilere herkes, bu sefer de işin topuzunun öbür tarafa kaydığını düşünüyor.
Bana kalırsa, daha önce biraz bahsettiğim türden bir değişiklik, DRS'in çok efektif ve keyif verici olmasını sağlayabilir. Özetle tekrarlayayım: Bir F1 aracı, ilerlerken arkasında bir temiz hava koridoru bırakır. Bu sırada öndeki araca yaklaşmak daha kolaydır. Bu kısa koridordan sonrası ise karışık bir hava akımı olduğu için araçların birbirini takip etmesi daha zorlaşıyor. Daha önce de pilotlar, bu temiz hava koridorlarına girip geçiş yapıyorlardı. Pistten piste, araçtan araca değişmekle beraber bu hava koridorunun, 0.25 saniyelik mesafe olduğunu düşünelim. Kişisel düşüncem, pistin DRS bölgesi için iki araç arasındaki fark ölçüldüğü çizgide, o iki araç arasındaki fark eğer 0.25 saniye veya daha az ise DRS çalışmasın ve geçişin, doğal yollardan yapılması sağlansın. Yani örnek olarak DRS, iki aracın arasındaki fark 0.25 ile 1.25 saniye iken çalışabilsin; daha çok veya daha az iken çalışmasın. Bu, arkada araçların öndeki aracın hava koridoruna kadar girmesini sağlar ama öndekinin avlanmasını da biraz zorlaştırır. Takip etmesi kolay olmayabilir ama şu anda da yarışların kolay takip edildiğini söyleyemeyiz.
Bunun dışında Ferrari'nin kaydettiği aşama dikkate değerdi. Alonso, yarıştan önce, bu yarış için getirdikleri geliştirmelerin çok önemli olmadığını söylemişti ama ya elini göstermedi ya da kendisi de böyle bir şey beklemiyordu. Yine de Vettel, çok rahat bir galibiyet aldı. Bu seneki şampiyona, bu gidişle 2010'dan çok 2009'a benzeyecek gibi. Webber'in de pek formda olmadığını söyleyebiliriz, geçen seneki gibi takım arkadaşını zorlayamıyor. Bunun dışında günün en güzel sürüşleri sondan başlayıp puan alan Kobayashi ve 16. başlayıp 9. olan Buemi'ye gitti diyebiliriz. Mansiyon ödülüne de gittikçe gelişen Petrov'u aday gösterebiliriz bence.
Kaybedenlerin başında Mclaren'ler geliyordu. Hamilton, agresif sürüşü ve standart stratejisi sayesinde uzak ara dördüncü olabildi, Button ise kötü strateji kurbanı olarak ancak altıncı. Şimdiden söyleyeyim, Mclaren'ler bizim yarışmada baya birilerini yatırdı. Bunun dışında Massa ve Schumacher, adlarını Williams'ın yanına yazdırdılar. Williams içinse diyecek bir şey yok heralde. Sadece üzücü.
Böylece Istanbul Park'ın 7 yıllık kontratı da dolmuş oldu. Bundan sonra yarışların olup olmayacağını bilmiyoruz, umarım ki olur. Serhan Acar, olumlu gelişmeler olduğunu ama hiçbirşey netleşmediğini söyledi. Pistimiz güzel, Türk olmasa da yabancıların bolca geldiği bir yer. Ayrıca evden çıkıp F1 yarışına gitmek ve akşam eve dönmenin keyfi de paha biçilmez. WRC gibi elimizden kaçmasın bu yarış da. Umarım.
16 Kasım 2010
Adu Dhabi'den Inciler
Tatilde olduğum için çok fazla yazamıyorum ve bu heyecanlı şampiyonluk mücadelesinin hakkını veremiyorum ama son yarış sırasında aklımdan geçen bazı şeyleri yazayım istedim. Inşallah haftaya daha fazla şey yazarım. Bu arada herkese iyi bayramlar...
- Herkes "acaba Vettel, Webber'e yardım eder mi" diye tartışırken hiç beklenmeyen oldu ve ilk 10 tur, Alonso dördüncü-Webber beşinci giderken Webber, Vettel'e şampiyonluk yolunda yardım edecek bir duruma düştü. Alonso'yu geçse takım arkadaşını şampiyon yapacaktı. Sonuçta Alonso'yu geçmedi ama dibe inerken onu da dibe çekti. Webber'in pitstopu yüzünden Alonso da defansif bir hamle ile pite girdi ve orada şampiyonluğu kaybetti.
- Yarıştan sonra podyuma, Red Bull'u temsilen çıkan kişinin Helmut Marko olması çok ironikti. Bütün sezon Vettel'i el üstünde tutan ve Webber'i bastıran birinci kişiydi Marko ve kendinin haklı çıkmasının keyfiyle podyumdaydı. Acaba Webber şampiyon olsa yine podyuma çıkar mıydı? Webber ile sarılırlar mıydı? Ne olursa olsun Helmut Marko'nun projesi, Vettel, başarılı oldu ve Red Bull, Webber'e yaptığı bütün haksızlıklardan doğruyu yapmış olarak çıktı. Hayat ironik!
- Ferrari, bütün sezon pist üstünde araç geçmekte zorlandı. Vettel veya Hamilton arkalara düştüklerinde rakiplerini vızır vızır geçmeyi başarırlarken, geriye düşen Alonso veya Massa hiç bir zaman, pist üstünde rakiplerini çıtır çerez geçemediler. Bu da son yarışta suratlarına vurulan tokatın başlıca sebebi oldu. Alonso'nun yarışın dörtte üçünde Petrov'u geçemediğinden şampiyon olamaması tam bir utanç kaynağı.
- Almanya, Vettel'in başarısı ile sevinçten uçarken Italya ise Ferrari'nin şampiyonluğu bu şekilde kaybetmesinden dolayı kızgın. Politikacılar bile Ferrari'yi suçluyorlar. Luca di Montezemolo ise lafı yapıştırmış resmi siteden: "Bakan Calderoli, hayatı boyunca, Ferrari'nin ülkesi için yaptığını yüzde birini yapmış olsaydı cevap vermeye değer bulurdum". Ağır gelmiş!
- Rosberg de sezonu, Kubica'nın 6 puan önünde bitirdi. Uzaktan takip ettiğim, şampiyonluk mücadelesinin yanında göz ucuyla kaçırmadığım bir rekabetti ikilininki. Brezilya'da Nico öne geçti, Abu Dhabi'de de "best of the rest" olmayı başardı. Iki pilotun da sezon boyunca çıkardığı işin gerçekten süper olduğunu eklemeden geçmeyelim.
- Takımlarda ise orta sınıfın 3 oyuncusunun rekabetini hevesle bekliyordum sene başında. Kubica etkisiyle Renault, bu oynu erken bitirdi, 5. oldu rahat rahat. Ama Williams ile Force India, son yarışa kadar dişediş geldiler. Force India sezonun ilk yarısında, Williams ise ikinci yarısında parladı. Ve sonunda Ingilizler, Hintlileri bir tek puan ile geçip ekstra milyon dolara kondular. Ilk yaptıkları iş ise 5 yıl aradan sonra kendilerine ilk polü getiren Hülkenberg'i sallamak oldu.
- Bu senenin en beğendiğim takımlarından biri de Lotus. Yeni takımların lideri olup önemli TV yayın hakları parası almayı başardılar. Ama seneye bu parayı alabilecekler mi, soru işareti. Çünkü Lotus adı ile ilgili sıkıntılar var, daha önce uzun uzun yazmıştık ve bu yüzden de kazandıkları parayı alamama ihtimalleri, az da olsa, var. Ama seneye siyah-altın renkleri ile yarışacaklarını açıkladılar ve içim şimdiden cız etti. Evet, Lotus klasik renkleri yeşil-sarı ama benim için Lotus hep John Player Special renkleri olmuştur. Ne mutlu bunları tekrar görecek bizlere!
- Yakın zamanda bizim yarışmanın sonucunu açıklıyor olucam. Ben de daha bakmadım ama bakan herkes de sonucu görecektir zaten. Yine de yazılmalı ve herkese teşekkür edilmeli. Bunun dışında biraz silly season yazar, sonra da genç pilot testine geçeriz haftaya.
21 Ağustos 2010
Sezonun Ilk Yarısı - Başarısızlar
Yaz tatili öncesindeki performanslara göre elinden geleni yapan, potansiyelini gösteren veya aşanları yazmıştık, yukarıdaki linkte bulabilirsiniz. Biraz da bunun tam tersini yapanlara bakalım. Herşeyde olduğu gibi F1'de de başarısızlıklar var sonuçta.
En başarısız takımlar:

3- Ferrari: Geçen yıl yavaş bir araba, biri kafasına süspansiyon yayı yemiş diğeri motive olamamış iki sürücü ile geçiren Ferrari, Alonso'nun yıllar bekleyen gelişinden sonra artık tekrar başa oynamayı bekliyordu. Ilk yarıştaki duble de iştahları kabartmış, Red Bull ile rekabetleri her yarışı iple çekmemizi sağlayacaktı. Olmadı. Onun yerine ilk yarıştan itibaren geriye giden, performansını arttıramayan, F-Duct gelişimine fazla odaklanan (ve beceremeyen), bu yüzden de diğer performans arttırıcı özellikleri araca ekleyemeyen bir takım gördük karşımızda. Bir yandan da Alonso'nun Massa'yı pit girişinde geçişini izledik Çin'de. Egolar çarpışıyordu. Malezya'da iki sürücü birden Q1'de elenmişti, neyse ki Mclaren de aynı şekilde yağmura takıldı ki yüz kızarıklığı paylaşıldı. Takım, F-Duct ısrarından vazgeçip performansını geliştirdiği zaman da şanssızlıklar yaşamaya başladı (bknz Valencia'daki Güvenlik Aracı periyodu). Alonso, şampiyonluk şansının yüzde 50 olduğunu söylese de gittikçe yükselmek zorunda olan geliştirme hızı ve takım emirleri suçu ile yargılanacakları WMSC toplantısı, onlar için kayıp bir seneyi daha işaret ediyor sanki. En hızlı çözüm Massa ve Domenicali'nin bavullarından geçiyor.
2- Red Bull: Yılın tartışmasız en hızlı aracı. Biri yıldız doğan, öbürü yıldızlaşan iki çok iyi pilot. Deha bir aerodinamist. Mükemmel PR. Iki şampiyonada da liderlik. Ben bile kendime sorarım bu takım niye burada diye! Eğer başarının formülü, elindeki potansiyelle pistte yaptıklarının karşılaştırılmasından geçiyorsa, Red Bull, gerçekten şu ana kadar çok kötü bir performans gösterdi diyebiliriz. Çünkü elinde, geçen sene Brawn'ın yaptığı gibi şampiyonaları çoktan süpürecek potansiyel varken hala ucu ucuna (pilotlarda 4, takımlarda 8 puan farkla) öndeyse yanlış giden birden fazla şey vardır diyebiliriz. Ki bunların en başında takım yönetimi geliyor. Vettel ile Webber'in aralarındaki çekişme gittikçe nefrete dönüşüyor, takımiçi politikalardan pist üstü çarpışmalara geliyor.
Durup bakmak lazım. 3 yıl önce güvenlik aracı arkasında seyrederken önündeki pilota çarpan Vettel ve ikinci götürdüğü yarışta genç Alman'ın yanlışından dolayı yarış dışı kalan Webber. Webber'in Vettel'i azarlaması ve Vettel'in gözyaşları. 3 yıl sonra; Vettel şampiyonluğa koşarken, ikinci pilot olması beklenen Webber'in inanılmaz yükselişi ve Alonso-Hamilton tarzı çekişmeler. Olaylar ne kadar hızla ters dönebiliyor. Takımda bunları engellemesi gereken adamın, Christian Horner'ın, tam tersine etrafındaki diğer insanların altında ezilmesi, Red Bull'un Istanbul'daki sahneleri tekrar yaşayabileceğinin en büyük örneği. Helmut Marko açıklama yapıyor, Vettel'i haklı buluyor ve Horner, bunun tersi açıklama yapamıyor. Newey, yeni kanadı kullandırmak istiyor ve Horner, bu yüzden takım içi dengeleri sallıyor.
Red Bull, bundan sonra takvimdeki bütün pistlerde galibiyete oynayacaktır, kesinlikle. Ama en büyük rakipleri, kendileri olacaktır. Orası da kesin! Potansiyellerini biraz daha ortaya koyarlarsa, sezonun geri kalanını süpürebilirler bile.

1- Mercedes: Alman marka, geçen senenin şampiyonu Brawn'ı satın aldığında öyle bir heyecan yarattı ve öyle bir güçler birliği oluşturdu ki sezona da direkt şampiyonluk adayı olarak başladılar. Ferrari, başarısız performansının arasında, kötü gidişe reaksiyon verip mucizeler yaratsa da Mercedes'te o bile olamadı. Ross Brawn'ın stratejik aklı, pit yollarında güvenlik aracı ve arkasındaki konvoyun geçmesini bekleyen Schumacher ile kayboldu. Gençlerin gelip teker teker geçmesi (hatta tur bindirmesi), ön lastiklere bir türlü alışamamak, artık yarış raporlarında adının bile geçmemesi Schumacher'e nasıl etki ediyordur acaba? Gerçekten verdiği karar yanlış mıydı? Petronas'ın akıttığı onca maddi güç, sadece Rosberg'in kazandığı bir kaç podyuma dönüştü. Ve yaz tatilinden sonra artık 2011 aracına odaklanacaklar. Renault'nun elindekilerle ortaya çıkardığına bakınca, Mercedes'in bu sezondan utanması lazım. Topluca, bütün takım olarak!
En başarısız pilotlar:
3- Felipe Massa: Hiç bir zaman şampiyonluk kazanacak kadar olgun bir sürüş yeteneği görmemiştim Massa'da, Hamilton Interlagos 2008'de, Massa'nın kendi seyircisi önünde, son virajda şampiyonluğu ondan kopardığında bile. Yine de Ferrari'nin karakterine uyuyordu işte, yıldız sürücünün yanındaki ikinci pilot. Sempatikliğinin yanında, geçen seneki kazanın da ona bu seneki Ferrari koltuğunu hediye ettiğini söylemek belki bir adım ileri gitmek olabilir ama gerçekten de çok fazla uzak değil. Kazanın ardından geri döndüğünde, istikrarlı bir şekilde Alonso'nun gerisinde kaldı. Almanya'daki takım emirleri, Çin'de pit yolunda geçilmesi gibi çok net bir tercih oluştu takımda: Ferrari'de Alonso'nun borusu ötüyor. Peki o ne yaptı? Hiç. Son derece silik yarışlarla hep takım arkadaşının arkasında kaldı. Bazen Webber, bazen Kubica koltuğuna aday gösterildi. Seneye de Ferrari'de kalacağı şimdiden biliniyor ama sözleşmesini uzatmasındaki neden (bence) pist üstündeki performansından çok, menajeri (ve Jean'ın oğlu) Nicolas Todt sayesinde oldu. Kimi Raikkonen'in, Alonso ile anlaşıldığı sırada, çok ciddi tazminatlar verilerek, kontratı doldurulmadan takımdan gönderildiğini hatırlatalım.
2- Sebastian Vettel: Starchild! Tam olarak bu hatta. Toz yutma kültürü oluşturmuş Toro Rosso'yu Monza'da, inanılmaz yağmurlar altında zafere taşırken, tek bilinmeyen, gelecekteki şampiyonluğun kaç sene sonra olacağıydı! Bernie dahil herkesi şampiyon olacağına ikna etmişti. Hala da herkes inanıyor, yalan yok. Ama psikolojik olarak atacağı adımlar, fazlasıyla var.
Alonso, Mclaren'e son şampiyon olarak geçtiğinde, çaylak ve beklentilerin orta karar olduğu takım arkadaşı Hamilton'dan fazla sorun çıkarmamasını istiyordu sadece. Sene sonunda ikisi aynı puanı almış, pit yollarında birbirlerini bloke etmiş, puanlar çalmış ve ikisinden birine gitmesi garanti bir şampiyonluğu Raikkonen'e kaptırmışlardı. Ve Mclaren, kendi çocuğu Hamilton'ın arkasında durmuş, Alonso da kaçmıştı. Isimleri ve takımları değiştir, Red Bull'un hikayesi de aynı. Vettel, yıllardır çok ciddi bir ilerleme kaydedememiş Webber'den yolunda durmamasını bekliyordu sadece. 4 yarış kazanıp yaz tatiline lider girmesini değil. Vettel'in starchild'dan villain'a dönüşü ise şanslı bizlerin gözleri önünde oldu. Ilk önce Webber'in yanına geldi, sonra üstüne. Red Bull, kendi çocuklarının arkasında durdu, durmaya da devam etti (bknz Silverstone) ama Webber hala lider. Vettel ise artık yaramaz çocuk imajı taşıyor.
Vettel'e birilerinin, önünde uzun yıllar olduğunu, pistte kaybetmenin bazen aslında kazanmak olduğunu ve yeteneğin unutulmaz bir şampiyon olmak için yeterli olmayacağını söylemesi lazım. Çünkü belli ki halihazırda etrafında olan kimse bunu yapamıyor.
1- Michael Schumacher: 7 yıldızlı şapkanın sahibi! Şu an için potansiyelinin hiç bir yüzdesini gösteremiyor ama 3 yıllık aradan ve Button'a göre ayarlanmış bir araçtan sonra karar vermek için henüz erken. O yüzden performansı hakkında konuşmak için hala erken bence. Ön lastikleriyle yaşadığı sıkıntılarını, seneye Pirelli'nin gelişi ve herkesin sıfırdan başlayacağı günlerde atlatabilir. Herşey OK. Ama Barrichello'ya yaptıkları? Schumacher, en iyi olduğu zamanda bile çok tartışıldı. Villenueve'e yaptıklarını kimse unutmadı. Eski pilotların hepsi, Schumacher'i kötü anıyor. Ama kariyeri boyunca ona en yardım eden adamı, yıllarca aynı takımı paylaştığı, zamanı geldiğinde hakkettiği galibiyeti kendi elleriyle ona hediye ettiği, muhteşem sevimli adamı duvara mıhlamaya çalışmak? Yılın ilk yarısının rüküşü ödülü sana geliyor Schumy.
Labels:
2010,
Felipe Massa,
Ferrari,
Mercedes,
Michael Schumacher,
Red Bull,
Sebastian Vettel
06 Ağustos 2010
Temmuz'a Bakış
Ben yokken olan olaylara kısaca bir bakalım, yorumunu yapalım, sonra teker teker postlar gireriz.- F1'de Ferrari'nin geri dönüşünü görmemek imkansız. Valencia ve Ingiltere'de yaşadıkları şanssızlıkları Almanya'da kırdılar ve duble ile geri döndüler. Son 4 yarışın karakterlerinin farklı olduğunu ve Ferrari'nin hepsinde hızlı olabildiğini görünce sezonun geri kalanında da iyi olurlar diyor insan. Yine de flexi-kanatların buradaki etkisini ve FIA'nın getirdiği yeni denetimlerle bu gelişimin baltalanıp baltalanmayacağını göreceğiz Spa'da.
- Takım emirleri konusu çok konuşuldu ve 8 Eylül'deki duruşmaya kadar da çok konuşulacak belli ki. Bu konuda iki ekstrem var: Biri Almanya GP'sindeki Alonso&Massa, diğeri Türkiye GP'sindeki Vettel&Webber. Bir taraftar olarak hangisini izlemek daha zevkliydi? Tabi ki Red Bull'un başına gelenleri. Kaldı ki Alonso, Massa'yı eninde sonunda geçecek kadar hızlıydı ve geçmesi gerekiyordu. Pilotlar oraya yarışmak için geliyorlar ve günün sonunda her zaman en hızlı pilot kazanmıyor (bknz Alonso'nun Vettel'e yaptığı savunma hemen bir sonraki yarışta). O yüzden takım emirleri, yarış zevkini azaltıyor ve nihai hedef buysa kaldırması daha mantıklı. Yine de takımlar bir şekilde bunu yapacaklardır.
- Rob Smedley'nin Massa'ya yol vermesini üstü kapalı iletmesinden sonra özür dilemesi, iç burkucuydu.
- Ilk 5 pilotun 20 puan içinde sıralanması, inanılmaz bir sezon finaline doğru gittiğimizin habercisidir. Son saniyede kazanılan iki şampiyonluk gördük yakın tarihte, daha ne kadar iyi olabilir ki diyorduk. Bu sefer çok daha iyi olabilir, Abu Dhabi bütün beklentilerin üstüne çıkabilir. Buna benzer bir şey en son 2003 Ingiltere GP'sinde yaşanmıştı. Richard Burns, Carlos Sainz, Sebastian Loeb ve Petter Solberg, sezonun son yarışına şampiyonluk şansı ile girmişlerdi. Burns, yarıştan önce bayılınca yarıştan çekilmek zorunda kalmıştı, daha sonraki tetkiklerde kanser olduğu ortaya çıkmış ve 2005'te de hayatını kaybetmişti. Hakkında apayrı bir post da yazmak lazım. Konuyu dağıtmadan, bu tip bir sezon finali bizi bekliyor olabilir F1'de de.
- Bu arada Schumacher'in Barrichello'yu sıkıştırması var. Schumacher yıllarca üstüste şampiyonluklar yaşarken yolundan devamlı çekilen, yardım eden Barrichello'yu duvara kadar sıkıştırması. Jacques Villenueve'e çarparken bile Schumi'nin karizması bu kadar çizilmemişti benim gözümde. Üzüldüm.

- Kore GP'sinin yapılıp yapılmayacağı baya tartışılmaya başlandı bugünlerde. Pistin inşaatının planlandığı şekilde gitmesi OK ama Kuzey-Güney Kore gerilimlerinin gölgesinde. Açıkçası Kuzey'in Güney'e savaş açacak kadar gücü olduğunu düşünmediğimden bu yarışın da yapılacağına inanıyorum.
- Austin'deki yarış ile ilgili de detaylar geliyor ama hala çok net değil. 2012'deki yarışın bizim yarışın yerine gelebileceği de bir ihtimal. Eğer Alman dergilerinin sızdırdığı gibi bir 2011 takvimi varsa, Kanada'dan hemen sonra Türkiye GP'si olacak gelecek sene. Bir sonraki sene bizim için kritik olan bir sene ve Austin'deki pist inşa olursa Türkiye GP, Kanada'dan sonraki yerini Austin'e kaptırabilir maalesef. Umarız olmaz!
- Doğruya doğru, pasif olduğum günlerde en heyecanlandığım haber MINI'nin ralliye geri döneceği haberi oldu, hem de Prodrive ile birlikte. Subaru, WRC'den çekildiğinden beri Prodrive boynu bükük duruyordu, F1'e de girememişlerdi. David Richards her zaman heyecan verici bir karakter oldu benim için ve Prodrive'ın sonunda ralliye, hem de MINI gibi bir ikon ile girmesi şimdiden tüylerimi diken diken ediyor. Homologe edecekleri araç MINI Countryman bu arada. Bunun hakkında daha uzun bir post geliyor.
- Geçen sene neredeyse batan, yokoldu denilen Saab da, Spyker tarafından satın alındıktan sonra, MINI'nin ardından WRC'ye girmek istediğini belirtti. Bu haberlerden sonra insan soruyor: Bakalım Wolksvagen'i F1 mi yoksa WRC mi kapacak?

- Finlandiya Rallisi, Ford'un en büyük kalesi ve şampiyonada bir şey yapmak istiyorsa oynaması gereken son kozdu. Hirvonen, bir düzine takla atana kadar gayet iyi de gidiyorlardı ama artık bence Hirvonen'in şampiyonluk şansı tamamen bitti. Ford'un bayrağını ise ikinci pilotları Latvala taşıyor, o da bakalım nereye kadar?
- Ford'un Sebastian Ogier için yaptığı teklifi de genç Fransız reddetmiş gözüküyor. Fransız ekolünün şu anda Fin ekolünü geçtiğini görebiliriz en azından rallide. Seneye nolacağı ise bir soru işareti.
- Genç kategorilere dönersek Ferrari'nin genç umudu, Nicholas Todt'un menajerliğini yaptığı Jules Bianchi, Macaristan'da ciddi bir kaza ile ağır yaralandı. Ferrari'den yapılan açıklama uzun süre yarışamayacağı, bazı kaynaklar ise yarış hayatının bittiğini söylüyor. Ilk defa genç pilot programı yapan Ferrari için büyük şanssızlık, genç Jules için ise tam bir yıkım heralde. Gelecekte Ferrari koltuğu garantideyken böyle bir darbe yemek, düşman başına bile fazla. Bir not olarak, Jules Bianchi'ye çarpan pilot, eskiden Superleague Formula'da Galatasaray adına yarışan Çinli Ho-Pin Tung.
gp2 gp d'hongrie big big big crash
Yükleyen crash71100. - En heyecanlı yarış ve çarpışma videoları.
Labels:
Austin,
Citroen,
Felipe Massa,
Fernando Alonso,
Ferrari,
Ford,
Formula 1,
Jari Matti Latvala,
Jules Bianchi,
Kore,
MINI,
Michael Schumacher,
Rubens Barrichello,
Saab,
WRC
21 Nisan 2010
Io sono Stefano

Stefano Domenicali. Ferrari Formula 1 takımının Jean Todt'tan sonraki direktörü, patronu. Kısaca bilgi vermek gerekirse, hayatı boyunca sadece Ferrari'de çalıştı, en aşağılardan başlayıp tepeye vardı ve Formula 1 takımının başına geldi. 2007'de bu göreve atandığı açıklandı ve pit duvarından takımı yönetmeye başladı, 2008'den beri de bu görevi resmi olarak yapıyor.
Domenicali, Ferrari'ye, firmanın/takımın çok önemli bir zamanında geldi. Michael Schumacher, Jean Todt, Ross Brawn liderliğinde Şahlanan At'ın, F1 tarihinde görülmemiş bir şekilde şahlanmasının hemen ardına geldi Italyan. Ve belki de F1'in en köklü takımının, en büyük kabuk değiştirmesinde pivotal bir rol üstlenmeye geldi.
Ve geçen zamana bakınca, kişisel olarak Domenicali'nin, görevini layıkıyla yapamadığını, elindeki işi yüzüne gözüne bulaştırdığını düşünüyorum. Niye mi?
2007'de Raikkonen'in gelen şampiyonluğu var ama burada, son ana kadar geride olan Kimi'den çok, bütün sezon boyunca dominant olan araçlarında birbirlerini yiyen iki Mclaren pilotunun rolü var. Yani Kimi'nin kazandığı değil Hamilton-Alonso'nun kaybettiği bir şampiyonluktan söz edebiliriz. Ferrari'nin kazandığı Markalar Şampiyonluğu'nun da, spy-gate skandalı ile geldiğini hatırlayalım.
2008... Raikkonen'in, şampiyonluktan sonra motive olmadığı ve kimsenin onu motive edemediği bir sezon. Bu sırada Massa'nın şampiyonluk yarışında öne geçtiği ama Hamilton'a kaybedilen bir sezon. Massa'nın kazandığı yarışlar hep Ferrari'nin dominant olduğu ve önden başladığı yarışlar. Tek istisna Belçika GP'si. Biraz daha açarsak, Hamilton'ın kazandığı ama verilen ceza ile galibiyetin Massa'ya gittiği Belçika 2008. Yani Domenicali ve ekibi, zor anlarda karar vererek yarış kazanmamışlar; zaten hızlı oldukları pistlerde düz yarışlar kazanmışlar.
Aynı sene Hamilton'ın kazandığı yarışlara bakalım. Kazandığı 5 yarıştan sadece Çin GP'si normal bir yarış. Diğerleri: neredeyse herkesin yolda kaldığı Avustralya, kaza yapmasına rağmen yağmur altında kazandığı Monaco, Massa'nın 5 spin attığı yine yağmurlu Ingiltere ve Glock'un kazasıyla alt üst olan Almanya. Bunlara ilaveten yağmurlu Brezilya GP'sinde Massa'nın kazandığını ama Hamilton'ın geriden gelerek yeterli puan almasını, bir de Singapur GP'sinde Massa'nın pitstop rezaletini hatırlayalım. Bütün kaos yarışlarında Mclaren, Ferrari'den daha doğru kararlar vermiş ve Hamilton'ı Massa'nın önünde şampiyon yapmıştı. Hatta Ferrari'nin doğru karar verdiğini ben göremiyorum.
Ve 2009... Domenicali'nin altındaki ekibin ilk defa tek başlarına imza atacakları aracın doğum yılı. Geçen sene olanları hatırlatmanın gereği yok heralde. Ferrari ile Mclaren'in çok geride başladığı ama Mclaren'in bir süre sonra bir kaç yarış kazanacak kadar kendini geliştirdiği, Ferrari'ninse KERS sayesinde tek bir yarış kazandığı yıl oldu 2009. Bunun yanında Massa'nın ciddi kazası var geçen seneden. Barrichello'nun aracından kopan parçaya kimsenin müdahale etme şansı yok tabi ki. Ama sonrasında takımdaki kaosu kontrol etmek Domenicali'nin işi. Schumacher'i getirmek için çok çabalayan ve ona fazla güvenen takım, sonunda Luca Badoer'e kalmış ve tarihinde ilk defa iki yarış üstüste gridin son sırasında yer almıştı. Sonrasında da yana yakıla Fisichella'nın getirilişi var. Burada kaosun iyi yöneltildiği söylenebilir mi?
Sezon sonunda 2007 dünya şampiyonluğundan beri motive edilemeyen Raikkonen takımdan (ve spordan) ayrılırken yerine Alonso getirildi. Bu kadar sene Ferrari'ye geçeceği konuşulan, dedikoduların bir türlü durdurulamadığı değişiklik oldu yani. Aynen şimdi ki Massa-Kubica dedikoduları gibi.
Kırmızılar, 2009 sezonunun ortasında aracı geliştirmeyi bırakıp 2010'un aracını geliştirmeye başlamışlardı. Bu sefer araç hızlıydı (sezon açılışında duble yaparak da bunu kanıtladı) ama Red Bull ve zaman zaman Mclaren daha hızlıydı. Bunun yanında, sezonun 4 yarışı geride kaldığında Domenicali, kaoslu, doğru karar, güçlü liderlik gerektiren yarışlarda hala başarılı değil. Malezya'da yağmuru yanlış yorumlayarak iki Ferrari'nin birden Q1'de elenmesi, tam anlamıyla bir rezalet. Burada neyse ki Mclaren de aynı hatayı yaptı da tek eleştirilen olmadılar. Çin de ise Massa ve Alonso'nun pite girerkenki kapışması konuşuldu. Şu anda verilen dostluk mesajları, 2007'de Hamilton-Alonso'nun verdiği dostluk mesajları gibi: yatsının mumu pist üstünde kameralar önünde inkar edilemeyecek şekilde kapışana kadar yanar.
Benim gördüğüm, göreve geldiğinden beri Domenicali'nin, üstündeki baskıyı kaldıramadığı ve fırtınalı havalarda gemiyi limana getiremediği. Jean Todt-Ross Brawn günlerinde yarış içinde taktik değiştirip kazanan bir takım, şu anda düzgün gitmeyen her yarışta geride kalıyor. Bunda da pilotlardan, teknisyenlerden, taktikçilerden çok liderin suçu var diye düşünüyorum.
Yani olayı basitleştireyim, eğer Ferrari, altın yıllara geri dönmek istiyorsa bunun adresi belli. Skor basını dilinde yazarsak, "Domenicali istifa!".

19 Mart 2010
Ferrarileşen McLaren

Yıllar önce verilmiş bir söz. McLaren'e 3 şampiyonluk kazandırması halinde Ron Dennis, Lewis Hamilton'a, bizzat kendi elleriyle şu anda McLaren müzesinde duran turuncu Mclaren F1 aracını hediye edecek. Son derece güzel bir motivasyon unsuru yukarıdaki fotoğrafta üstte duran araç. Peki alttaki?
Işte o McLaren'in geleceği. Hem de bir sürü açıdan. Geçen sene Avustralya'daki yalan skandalı, Ron Dennis'i kendi beklentisinden daha yakın bir zamanda takımdaki aktif rollerinden etmişti. Ama şu anda, Jean Todt'un Ferrari takımından ayrılıp Ferrari şirketinin CEO'su olması gibi, Ron Dennis de McLaren firmasının CEO'su. Ve artık o şirketin yepyeni bir yönü var: Kendi yol araçlarını yapıp satacaklar.
Zaten Mclaren ile Mercedes'in bu yaz aralarının açılmasının sebebi de buydu. Iki firma, artık hem partner hem de rakip olacak. Mclaren, lüks spor araba pazarına girerken buradaki rakipleri arasında Ferrari ve Mercedes olduğunu unutmamak lazım. Mercedes de, partnerleri Mclaren'in kendi iş alanlarında kendilerine rakip çıkmasına, Brawn'ı alıp F1 cephesinde Mclaren'e rakip olarak cevap verdi. Bir yandan da Mercedes'in sahip olduğu Mclaren hisseleri, bölüm bölüm Mclaren tarafından geri alınıyor. Yani al gülüm ver gülüm yapılıyor, bundan sonra senle rakibiz kanka.
Mclaren bu konuda başarılı olabilir mi? Uzun süredir Mercedes ile çok başarılı bir ortaklık götürmelerine rağmen Mclaren mazisinde, Mercedessiz de bir çok başarı var. Hatırlamak isteyenler, Prost-Senna döneminin Honda motorlu araçlarına bakabilir. Ayrıca Merc ile partner olunmasa da bir motor kullanıcısı olarak devam edebilirler.
Ama aynı başarının spor araba ticaretinde gelmesi o kadar kolay değil. Özellikle krizin vurduğu günümüzde, satışlarda ciddi düşüş yaşanıyor. Bu sektörün lideri Ferrari ve Mercedes'in yeni çıkardığı, dizayn ödülleri alan, Gran Turismo 5'in kapağını süsleyen ve artık F1 yarışlarında Güvenlik Aracı olarak kullanılacak SLS varken Mclaren'in bu konuda daha bir kaç fırın ekmek yemesi gerekecek. Hele de Ron Dennis'in dediği gibi Mclaren, Ferrari'nin pazar payına göz dikmediyse. Bunun anlamı ya pazarı büyütecekleri ya da aynı segmentte yarışmayacakları. Fotoğraftaki ikinci turuncu araba, dün tanıttıkları yeni Mclaren yol aracı. Ve kesinlikle Ferrari ile aynı segmentte.
Lewis Hamilton olsam, muhtemelen gözüm yenisine doğru kayardı. Ama büyük resme bakınca, Yeni Zelandalı Bruce Mclaren'in hayallerinin bu olmadığı kesin. Kabuğundan çıkan ve bir metamorfoz geçiren Mclaren, bakalım daha mı güçlü olacak yoksa kendini sonunu mu hazırlıyor?
04 Şubat 2010
Valencia'nın Ardından

Sonunda uzun ama heyecanı bol kış sezonu bitti ve artık yiğitler(in bir kısmı en azından) meydana indi. Valencia'daki 3 günlük test, aslında takımların birbirini tartarak başladığı futbol maçı başlangıcı gibi de oldu diyebiliriz. Tur zamanları önemsiz ama herkesin nerelerde olduğuna dair fikir veriyor.
Bir kere sezonun ilk testinden 3 puanı 3 golle alan bir Ferrari var. Ilk iki gün sakatlıktan çıkan Massa'yı, son gün Alonso taklit edince her gün zaman listelerinin başında kırmızılar vardı. Ciddi de tur sayısı yaptılar, belli bir teknik sıkıntı yaşamadan. Bu sene iddialı oldukları çok açık ama testlerin genel sorusu onlar için de soruluyor: Ne kadar benzinle yarıştınız beyler? Yine de aracın iyi olduğu belli, hız yerinde. Ama testlerde, Ferrari motorunun ne kadar benzin harcadığını anlayamıyoruz.
Ferrari'yle beraber testin diğer yıldızı da, havalı motor kapağı/arka kanat çözümüyle Mclaren'di. Özellikle Hamilton, bu sene şakası olmadığını hem rakiplerine hem de takım içindekilere gösterdi. Button ise maalesef aynı şekilde cevap veremedi. Lewis'in inine düşmesinin ilk sinyalleri mi diye soracaktır Ingiliz basını.

Merc ise bir adım geriden takip etti bu ikiliyi, en azından hız olarak. Ross Brawn da itiraf etmiş geride olduklarını ama sorunların nerede olduğunu bildiklerini ve Jerez testlerine kadar bunları çözeceklerini belirtmiş. Ross'un yalanı olmaz. Ayrıca iki pilotu da Ferrari'nin temposundan çok uzak değillerdi. Bu arada Schumacher'e gösterilen ilgiden de bahsetmek lazım. Aracı kullanmadığı zamanlarda bile büyük bir medya ordusu tarafından takip edildi comeback efsane. Kendisi de 1991'de hissettiklerini hissettiğini açıkladı. Havada aşk kokusu var diyebilir miyiz acaba?
Şampiyonluk adaylarından Red Bull ise bu testi atladı. Onların ne yapacağını bilemiyoruz ama bu 3 takımdan daha az iddialı olmayacakları kesin. Onları da haftaya Jerez'de göreceğiz.
Aslında bence en büyük sürprizi Sauber gerçekleştirdi. Ferrari'den sonra genel olarak ikinci sıralar civarında tutundu Sauber'in sponsorsuz aracı. Ama buradaki sponsorsuz vurgusu önemli, çünkü bu zamanlarla sponsor avında olabilirler. De La Rosa da temkinli konuşmuş, galibiyetler beklemek hata olur demiş. Yine de Sauber'in güzel şeyler yaptığını görmek güzel.
Pilotlarının, araçtan memnun olduğu bir diğer takım da Williams. Rubens de Nico da genel olarak memnunlar. Zamanlar çok parlak olmasa da takımın sözcüsü Claire, twitter'da Rubens'in genel olarak yarış simülasyonuna konsantre olduğunu yazdı. Bu arada Claire, gerçekten testlerin başka bir yıldızıydı. Twitter'ı bütün gün, an be an zamanlar ve fotoğraflarla şenlendirdi. Hem de sırf Williams'ların değil bütün gridin. Nico Rosberg'in, alışkanlıktan yeni Merc'ini gelip Williams garajına park ettiğini bildirmesi de ayrı bir komikti. Belli ki Rosberg, Williams'ta güzel bir iz bırakmış ve Williams kampından hala destek görüyor.

Renault, ilk gün Kubica ile zaman listesinin sonunda yer alsa da özellikle de dolu depo halinde aracın liderle yarışabileceğini söylüyor Leh pilot. Yine de hafif ağırlıklarda sıkıntı yaşayabiliyorlar. Ayrıca Petrov da, bu testte, resmi şekilde F1 aracı kullanan ilk Rus olarak tarihe geçti. Aslında Petrov (ve USF1'in tek pilotu Jose Maria Lopez) hakkında uzun uzun başka bir yazı yazmak lazım. Ayrıca sponsorsuz sarı-siyah aracın, en güzel gözüken araçlardan biri olduğunu da sölemeden geçmeyelim.
Toro Rosso ise ilk defa Red Bull'suz görücüye çıktı. En belirgin teknik sıkıntılar yaşayan takım da onlar oldu yine. Bakalım bu sene, tek başlarına üretici olmanın yükünü ne derecede kaldırabilecekler.

Son not da seyircilere gitsin. Yazılanlara göre, Valencia'daki ilk testi izlemeye 38000 civarında seyirci gelmiş, uzun trafik kuyrukları oluşmuş. Bu sayı genel olarak Türkiye GP'sini izlemeye gelenlerden daha fazla, maalesef. Yani oturmuş bir motorsporları kültürü olan ülkelerin bu işe merakını net bir şekilde göstermiş oluyor. Bir yandan da bu sezonun, daha başlamadan ne kadar ilgi çekeceğini de gözler önüne seriyor. Alonso'nun Ferrari debut'su, Mclaren'in yeni aracı ve tabi ki Schumacher efekti. 2010 gerçekten kımıl kımıl olacak!
25 Ocak 2010
Bir Gariplik Var Sanki
20 Ocak 2010
Rossi ve Ferrari'si
2010 Sezon Değerlendirmesi - Takımlar ve Pilotlar

2010 sezonu ufukta gözükürken biz değerlendirmelerimize devam ediyoruz. Ilk bölümde takvime ve pistlere değinmiştik. Sıra takımlar ve pilotlarda, şampiyonluk adayı 4 takımdan başlayalım:
Mercedes GP: Ross Brawn'ın nasıl hayal gibi bir yıl yaşadığına bütün dünya şahitlik etti. Sezon sonu biten bir Honda'nın mirasını, şampiyon bir takıma dönüştürmek, aslında tam Hollywood'luk bir senaryo. Ama bu sefer Brawn, hayal edebileceğinin bile ötesinde bir ödül aldı açıkçası. 2009 başında en büyük yapabilecekleri şey çifte şampiyon olmak gibi duruyordu. Bunu gerçekleştirmekle kalmadılar, bir de sezon sonunda Mercedes tarafından satın alınıp, dünyanın en köklü otomobil markalarından birinin fabrika takımı oldular. Bir de üstüne üstlük, Formula 1 tarihinin en başarılı pilotunu geri getirdiler. Yani masal devam ediyor.
Ross Brawn ve Nick Fry'ın yanında bu sefer Michael Schumacher, Nico Rosberg, Merc ve Petronas var. Yani geçen senenin şampiyon aracında bir efsane ve bir genç yetenek, arkalarında taktiksel deha ve para var. Ben başarı için bir eksik görmüyorum. Bu kamptaki soru işaretlerinin en büyüğü geri dönen Schumi'nin performansı.

Red Bull Renault: Aynen Merc GP gibi, RBR'da da takım arkadaşı çekişmesinin tamamen tatlı olması bekleniyor. Vettel ve Webber, geçen seneyi birbirlerine yardımcı olaraktan son derece verimli geçirdiler ve bu senenin de öyle olmaması için bir sebep yok. Takımın, sezon sonunda, performans bakımından gridin gerisinde olan Renault motorundan, en fazla beygir gücüne sahip Mercedes'e geçmeye çalıştığını ama Mclaren ve Brawn tarafından engellendiğini açıkladı Christian Horner. Aslında bu işlerine de gelebilir 2010'da. Çünkü bilinen gerçek, performans bakımından geride kalsa da, Renault'nun griddeki en az benzin kullanan motor olduğu. 2010'da benzin almanın yasaklanmasıyla bu, çok ciddi bir koz olacak. RBR'ın zaten aerodinamik bir sorunu yoktu, hatta Adrian Newey tasarımı araç, bu bakımdan gridin en iyisi ve F2010'un ilhamı kaynağı.
Yine Renault ile ilgili başka bir soru işareti var aslında. Geçen sene motorlar, fazlasıyla yüzüstü bırakmıştı RBR'ı. Dayanıklılığın hızdan daha önemli olduğu modern F1'de, belki de Vettel'in şampiyonluk için hiç bir zaman ciddi bir şansı olmamasının sebebi de buydu. Yani sonuçta RBR kampının bütün kapıları Renault'ya açılıyor: Motor, yapmasını gerekeni yaparsa Vettel, kendisini favori gösteren Bernie'yi haklı çıkarabilir. Ama öbür türlü, RBR erken havlu atabilir ve Vettel, kendine başka bir takım bakabilir.
Bu arada RBR, şampiyonluk adayı 4 takım arasında Valencia'daki ilk teste katılmayacak tek takım. Bunun yerine vakitlerini rüzgar tünelinde geçirmeye karar vermişler, geçen seneki gibi.

Mclaren: Ingilizlerin medai iftiharı Mclaren, 2010'a Mercedes ile olan ortaklığını azaltmış ama geçen senenin şampiyonunu saflarına katarak başlayacak. Son iki senenin şampiyonu iki Ingiliz, Ingiliz bayrağı altında yarışacak, Silverstone'daki uğultu şimdiden kulaklarımda.
Aslında bu kampta çok bir değişiklik yok bunun dışında. Teknik kadro yerinde, Mercedes motorunun sıcaklığı altında, geçen seneye erken havlu atan takım, elinden geleni yapmakta. Ama buradaki sıkıntı takımın içinden, pilotlarından. Anne ve babanın ardından konuştuğu üçüncü kelime Mclaren olan Hamilton, daha çaylak sezonunda bile son şampiyon Alonso ile boynuz tokuşturmuştu. Aynı derecede politik ve hırslı Alonso, Macaristan pitinde ona cevap vermiş ama takımı arkasında bulamayınca sene sonunda takımdan ayrılmıştı. Şimdiki Hamilton, şampiyonluk tatmış, berbat geçen 2009'da iyi bir performans çıkarmış ve olgunlaşmış durumda. Button ise Honda ve Brawn'da politikaya karışmamış, kokpitime otururum vazifemi yaparım yaklaşımında. Mclaren'e gelerek Lewis'i evinde yenmeye çalışacak. Onu 32 dişle karşılayan Lewis ise taktiklerini belirlemiş, takım içi kulisini çoktan yapmıştır. Onun için menüde yine son şampiyon var.
Sezon öncesi testlerde rengi belli olur ama Mclaren, sezona kötü bir araç ile başlarsa Button, bir daha belini doğrultamaz. Hiç bir zaman sorunları halledebilen biri olmadı zaten, ancak altına iyi bir araç verildiğinde fark yaratabilir. Hamilton ise 2009'daki berbat araçla yarış kazanabilmişti. Bugün 30. doğumgününü kutlayan Jenson'ın bir avantajı var ama: onun temiz sürüş stili, depoların büyüdüğü ve araçların ağırlaştığı 2010'da, lastikleri korumak adına büyük bir artı. Hamilton'ın agresif tekniği ise kendisine eksi. Yani sorular çok burada, olay takım arkadaşlarında bitiyor.

Ferrari: Zıt kardeşi Mclaren ile durumu çok farklı değil Şahlanan At'ın aslında. Çok kötü geçmiş bir 2009 ve patlamaya hazır iki pilot. Kimse 2007 Almanya GP'sinde fazla yakın savaşan Alonso ve Massa'yı unutmadı. Kaynayan Latin kanı da hem takımda hem pilotlarda var, aman dikkat! Yine de iki pilot da, geçen haftaki geleneksel Ferrari kayak tatilinde, aralarında bir sorun olmadığının üstüne basa basa değindiler.
Zaten aslında Ferrari'nin sıkıntısı bu değil. Alonso, gridde Schumacher'i yenebilmiş tek pilot. Ayrıca Schumi'nin rakipleri ile geri dönmüş olmasının verdiği hırs da var. Ama bunlar, ortadaki iki büyük soru işaretini kaldırmıyor: 1- Massa'nın, kazadan sonraki dönüşü nasıl olacak? 2- Ferrari motoru, nasıl daha az benzin yiyecek?
Geçen sene Macaristan'daki kazasından sonra Massa, fiziksel olarak tamamen iyileştiğini söylüyor. F2007 ile çıktığı testlerde de bir sorun hissetmemiş. Peki psikolojik olarak hazır mı? Uzun düzlükler sonunda bir anda içe dalarken, virajlarda lastik lastiğe mücadelede ayağını gazdan çekecek mi yoksa gözünü karartacak mı? Sakatlığının hemen ardından baba olduğunu da unutmamak lazım: Formula 1'de her çocuk, saniyenin yüzde 1'i yavaşlatır derler.
Hadi Massa da OK diyelim, ya Ferrari motoru? 2010'da yasaklanan benzin ikmali en çok Kırmızı'ları vuracak gibi duruyor, çünkü motor, tabiri caizse benzin içiyor. Domenicali, en çok bu konu üstüne yoğunlaştıklarını açıkladı geçen hafta. Peki hangi seviyeye çekebilecekler, bu kampın en önemli sorusu bu. Eğer istenilen seviyeye çekemezlerse Merc ve Renault motorları ile kapışmaları imkansıza yakın. Her startta yer kaybeden Ferrariler, tifosileri kanser eder.
Sırada yenilenmiş Renault, post-Rosberg Williams, artık Red Bull'suz Toro Rosso ve geçen senenin sürprizi Force India var.
12 Ocak 2010
2010 Model Ferrari
La Gazetta Della Sport, haftasonu yeni Ferrari'nin ilk detaylarını yayınladı. Çizimler, bu işin dehası olarak gösterilen ve resmi F1 sitesinde de çizim yapan Giorgio Piola'ya ait. Geçen sene Ferrari'nin hayal kırıklıklarının en büyük sebebi, aerodinamik olarak yeterli olmamalarıydı. Çizimlere göre bu seneki araç, geçen senenin Red Bull'una baya yakın olacak. Çok şaşırtıcı değil gerçi, geçen sezonun RBR'ı, aerodinamik açıdan en başarılı araçtı. Çift difüzör olayı olmasa Brawn-Button yerine RBR-Vettel'i şampiyon görebilirdik, kişisel görüşüm bu. Ferrari'nin alıntı yaptığı yerler özellikle burundaki öne doğru kıvrım ve burnun yanlarının kalkıklığı. Yine de bu sene, benzin depoları en az iki kat büyüyecek ve Ferrari de buna göre değişiklikler yapmak durumunda.
Buraya kadarı zaten haberlerde de var. Yalnız benim anlamadığım kısım şu: Geçen sene benzin depoları çok daha küçüktü, bu sene bu büyüklük ve kilo artacak. Yani lastiklere, özellikle de yarışın başında daha çok iş düşecek, bunu biliyoruz. Yarış boyunca daha temiz sürüş yapanlar, agresif sürenlere nazaran yarış sonunda çok farklı hızlarda olacak. Peki soru şu; RBR'ın lastiklere ısı verişi herhangi bir arabadan farksızdı, yani üstün olduğu yer bu değildi. Ama Brawn'ın tasarımı, lastiklere daha zor ısı veren ama lastikleri çok daha rahat koruyan bir tasarımdı. Bu yüzden de soğuk yarışlarda lastiklere ısı geçiremeyerek RBR'ın gerisinde kaldılar. Bu sene büyük benzin depoları ile bu dertten kurtulacaklar, çünkü ağırlığı ile daha çok yere basan araç, lastikleri daha kolay ısıtacak. Yani sorun geçen seneki gibi lastik ısıtmak değil, tam tersine lastik korumak olacak 2010'da. Bu sebepten ötürü RBR'ın değil de Brawn'ın örnek alınması daha mantıklı olmaz mıydı?
Burada şöyle bir engel var. Geçen sene Brawn'ın başarısı, yukarıda dediğimiz gibi yüksek oranda çift difüzörü çok başarılı kullanmalarına bağlıydı. Ve takımlar, 2011'den itibaren bu sistemi kullanmamak için anlaşmaya vardılar. Yani Ferrari, bu yoldan gitmiş olsaydı kendisine başka çözümler bulmak durumunda kalacaktı. Yine de Brawn için 2009'da sorun olan aerodinamik yapı, 2010'da çok güzel iş görebilir ve ellerinde çift difüzör sorununu çözmek için bir yıl daha olabilirdi. Bu arada bunu yazana da sorarlar, araç tasarımı mı okudun, nereden emin oluyorsun? Mühendislik bile okumadım ama merak işte :)
Ve konuyu açıklayan soru: Ferrari, 2010 aracı için RBR 2009'dan esinlerek gerçekten doğru yolda mı gidiyor?
19 Aralık 2009
Di Montezemolo Konuşursa...
Ferrari Başkanı Luca di Montezemolo, Formula 1'in Aziz Yıldırım'ı gibi. Her konuşması olay, her dediği laf tartışma konusu. Şahlanan At'ın Noel yemeğinde de yağmış yağmur çakmış şimşek. Birkaç kublesi şöyle:- Michael ile en son Abu Dhabi'de konuşmuştum, bir kaç gün önce yine konuştuk. Bana "Mercedes ile yarışma ihtimalim oldukça fazla" dedi. Niye geri geldiğini anlayamıyorum. Sanki Michael'ın bir ikiz kardeşi var, Alman, 40-41 yaşlarında, her yönden aynılar. Ama onu tanımıyorum. Muhtemelen tifosiler çok mutlu olmayacaklar ama ben onlara yarışanın Michael değil, ikiz kardeşi olduğunu söyleyeceğim.
- Geçen sene, şansı varken geri gelememek onu çok üzdü biliyorum. Içindeki yarışma ateşini tekrar ateşledi o olay, o yüzden şimdi bu kadar geri dönmek istiyor.
- Max Mosley, özellikle de güvenlik konularında çok ciddi işler başardı. Ama son zamanlarında baya saçmalıyordu, Ferrari olarak biz bile yarışlardan çekilmeyi düşündük. Neyse ki şimdi Jean Todt gibi aklı başında biri FIA'nın başında.
- Formula 1, şu an bir geçiş dönemi yaşıyor. Burada herkes sorumluluğunu almalı ve sporumuzu, daha önce temsil ettiği gibi, en ileri teknoloji ve olumlu kurallarla donatmalıyız. Yoksa F1, F3'e döner.
- 3 yıl önce istediğimiz gün, istediğimiz yerde test yapabiliyorken, şimdi sezon içi kimse test yapamıyor. Sonra Alguersuari gibi biri çıkıyor ve ilk F1 deneyimi yarış haftasonunda yaşıyor. Şu anlık onaylasak da gelecek de böyle gidemez.
- Formula 1, trendleri yaratır, onları takip etmez. Spordan çıkan markaların, bazılarını ciddi düşünmeye yöneltmesi lazım. Herkesin omzuna çok büyük sorumluluk düşüyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










