Mclaren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mclaren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2010

Red Bull'un Eksik Parçası

Hem geçen sene hem de bu sene, Red Bull ekibi Adrian Newey önderliğinde şahane bir araç yaratırlarken bir konuda ağlıyorlardı: Renault motoru. Motorların dondurulması ile beraber tedavüldeki diğer motorların, beygir gücü olarak arkasında kalan Renault ile yarışan Red Bull, açık veya kapalı kaç kere dert yansa da bir türlü istediklerini alamadılar. Istedikleri neydi peki? Kendi motorlarının da Mercedes'ler kadar güçlü olması. Veya Mercedes'in kendisi.

Geçen yaz takım bunu çok denemiş ama spora artık kendi takımıyla katılan Mercedes, yeteri kadar müşterileri olduğu için kendilerini reddetmişti. Muhtemelen ne kendisi, ne de en önemli müşterisi Mclaren, böyle bir durumdan memnun olabilirlerdi. Düşünsenize, RB6'nın Mercedes motorlu (ve bir bakıma geçilemez) olduğunu. Eminim seyirciler olarak biz de bayabilirdik.

Bambaşka bir hikaye... Dikkatinizi çekmiştir, Force India, sene başında bazı ödemelerini yapmadığı için icra tehlikesiyle karşılaşmış, ödemeleri geç de olsa yapmış ve dertsiz tasasız yoluna devam etmişti. Bir kaç aydır da rüzgar tüneli firması Aerolab ile hukuki yollardan savaş veriyorlar. Force India, Aerolab'i, kendilerinden elde ettikleri bilgileri Lotus ile paylaşmakla suçluyor. Aerolab de Force India'yı ödemelerini yapmamakla. Ikinci dava geçen hafta Force India aleyhinde sonuçlandı ve 1 milyon euro ceza ödemek durumunda kaldı takım. Diğer dava ise devam ediyor.

Peki iki hikaye ne alaka di mi? Şudur: Force India, ödemelerini yapmakta sıkıntı çekiyor. Ve ödeme yaptığı firmalardan biri, motorlarını tedarik eden Mercedes. Ve Mercedes, 2011 için Force India'ya motor vermeye çekinceli davranıyor. Bu da Mercedes motorlarının bir başka takıma daha verilebileceği anlamına geliyor. Red Bull? Neden olmasın, çok iyi bir araba, yıldız aerodinamist, yıldız pilot, muhtemel bir şampiyon takım/pilot.

Peki Mercedes, koynunda yılan beslemek ister mi? Ben olsam böyle bir yılanı besleyebilirdim. Böylece hem Mclaren, hem Mercedes hem de Red Bull takımlarının verileri elimde olurdu. Sakla samanı gelir zamanı. Ama Mclaren bunu ister mi? Kime ne aslında değil mi, herkes kendi işine baksın. En azından Christian Horner böyle derdi. Ama Mclaren'dekiler enayi olmadıklarından, geçen sene Mercedes ile yolları ayırırken (stratejik partnerlik olarak), Mercedes'in hangi takıma motor sağlayacağı konusunda veto haklarını ellerinde tuttular. Ve ben Martin Whitmarsh olsam, Red Bull'un Renault'dan Mercedes'e geçmemesi için elimden geleni yaparım.

Tabi bunlar hep söylenti, Force India parasını öder, motorunu alır belki de seneye. Ama RB7'nin Mercedes motorlu olduğunu düşünmek bile, bir daha ki senenin sıkıcı geçebileceğine işaret ediyor. Martin Whitmarsh, Vijay Mallya'nın elini ne kadar da sıkı sıkıya tutuyor değil mi?

18 Ağustos 2010

Sezonun Ilk Yarısı - Başarılılar

2010 sezonunun orta noktasını geçmiş ve pratikte ikinci yarısına girmiş olsak da yaz tatili arası, geri dönüp sezonu değerlendirmek açısından güzel bir zaman. Sezonun ikinci yarısında veya ileri ki sezonlarda dönüp bakar, unuttuklarımızı hatırlarız. Bugün başarılılar var, bundan sonra da başarısızlar. Bu arada hemen belirteyim, tabi ki bunlar kişisel düşüncelerim, kimseyi bağlamaz. Yorumlar kısmı açık, amaç da o zaten.

En başarılı takımlar:

3- Renault: Bir takım, elindeki potansiyelden yararlanabildiği ölçüde iyi bir takım olabilir. Ve Reanult, potansiyelinin üstünde bir performansı sürdürülebilir şekilde veriyor bu sezon. Fransızlar, geçen sene uzun süre gündemi meşgul eden Briatore-Piquet Jr-Symonds şeytan üçgeninden sonra yepyeni bir yapılanmanın içindeler bu sene. Ellerinde de Kubica gibi muhteşem bir pilot var. Yine de bunlar sizleri yanıltmasın, 4 Büyükler ile aşık atmalarını kimse beklemiyor(du sezon öncesinde). Ama Eric Boullier liderliğindeki genç ekip, her yarışa yeni parçalarla geldi, başka takımların geliştirdiği parçaları (F-Duct, blown diffuser gibi) hızlı adapte edebildi ve sonuç olarak şu anda Mercedes GP'den sadece 26 puan arkadalar. Yani bir yarış galibiyeti sınırındalar neredeyse. Ve yeni puan sisteminde bu arayı kapatmak çok da zor olmayacaktır. Eğer Petrov, Kubica'nın puanlarına eklemeler yapmaya başlarsa, bir daha ki sene için TV gelirleri beklemedikleri şekilde artabilir Renault'nun. Bir alkışı da sarı-siyah orjinal renklerine döndükleri için verelim.

2- Mclaren: 2009'a kabus gibi girmişti takım. Araç, testlerde 3-4 saniye geriden geliyordu, yeni kurallara adapte olamamışlardı ve bir de Avustralya'da yalan skandalı ile uğraşmak zorunda kalmışlardı. 2010 kışında da istedikleri pozisyonda değillerdi Ingilizler. Bahreyn'de Ferrari'nin 1, Red Bull'un 1.5-2 saniye gerisinden başlıyorlardı tur zamanı bakımından. Sonrasında ise, 2009 aracını felaketten yarış kazanan hale getiren Mclaren mühendisleri, 2010 aracıyla ilk önce Ferrari'yi geçtiler, şimdi de Red Bull'u zorluyorlar. Bu seneki geliştirme yarışının açık galipleri onlar. Bir başka artıları da iki pilotlarını doğru düzgün yönetebilmeleri. Biliyorsunuz her takım bunu beceremiyor. Red Bull'un sıkıntılarından fazlasıyla yararlandılar ve her ne kadar araçları bir adım yavaş olsa da hala, iki şampiyonayı da son dakikaya kadar kovalayacakları belli.

1- Lotus: 0 (yazıyla sıfır) puan almış bir takım, nasıl ilk yarının en başarılı takımı olabilir ki demeyin. Tony Fernandes, bu işe soyunduğunda önünde aşması gereken birden fazla dağ vardı. Yeni takımların gridde olması bile bir mucizeyken (hatta bir tanesi bunu becerememişken) onların ilk yarıştan yarış bitirmeleri, bazı şeylerin doğru gittiğinin göstergesi adeta. O zamandan beri takım belki henüz puan alamadı ama yeni takımların en hızlısı ve dayanıklısı oldular, bir yandan da eski takımlarla arayı gittikçe kapıyorlar. Kısacası Mike Gascoiyne'un ekibi, aşılması gereken teknik dağları, alabilecek en az yaralarla aşıyorlar. Bir yandan da tarihi yeşil-sarı renkleri taşımanın manevi ağırlığı var tabi ki. Bunu da başarıyla taşıdıklarını Chapman ailesinin onları artık vaftiz etmesiyle görüyoruz. Eğer potansiyelini kat be kat geçen bir takım varsa, bu Lotus'tur. %107 kuralı işlemeye başladıktan sonra, daha açık bir şekilde bunun görüleceğine de inanıyorum.


En başarılı pilotlar:

3- Kovalainen: Mclaren'den Lotus'a gitmek, hem moral bozucu, hem demotive edici hem de cesaret gerektiren bir iş aynı zamanda. Herşeyin tıkır tıkır işlediği, yarışların kazanıldığı, şampiyonlukların peşinde koşulduğu bir takımdan, yeni ortaya çıkmış, puan almayı orta vadeli hedef yapmış, yarış sonunu getirmeyi uman bir takıma. Yine de Kovalainen'in iyi bir iş çıkardığı kesin. Takım arkadaşı Trulli'yi çoğu zaman geçen, daha fazla yarış bitiren ve ender de olsa eski takımların pilotlarını geçmeyi başarmış (Petrov, Kanada) olmak Mclaren'de yaptığı işten daha iyi bir iş çıkardığını söylüyor bana. Ayrıca elindeki zor göreve de iyi motive olduğunu.

2- Kubica: Takım arkadaşı ile en büyük puan farkını açan pilot olmak kimseye madalya kazandırmasa da önemli bir gösterge olabiliyor bazen. Kubica'nın topladığı 89 puan, Petrov'un topladıklarından 72 fazla. Yani neredeyse Renault=Kubica. Şaşılmayacak şekilde de kontratını uzatmak için elinden geleni yaptı Fransızlar. Doğru, Renault, hız olarak bir adım geriden geliyor belki ama pilot özelliklerinin fark yaratacağı pistlerde Kubica hep tepelerde (bknz Avustralya'da 2.lik, Monaco'da 3.lük). Zaten yıllar yılı Alonso için atılan Ferrari başlıkları, artık onun için atılıyor. Ve kariyerine Italya'da başlayan biri için bundan büyük bir mutluluk olamaz heralde.

1- Webber: Eğer bir küçük Emrah hikayesi varsa Formula 1'de, o da muhtemelen Mark Webber'inkidir. Tamam kimse annesine sulanmadı Emrah gibi ama takım içinde çok sevilmeyen, hatta en büyük kösteği takımı ve takım arkadaşı olan, yine de 4 yarış kazanan ve pilotlar şampiyonasında lider olan birini kalkıp ayakta alkışlamak lazım. Hele de sezon başında 2. pilot olması beklenen biriyse bu. Yıldız tozundan yapılmış Vettel'in, ardı ardına hatalar yaptığı (güvenlik aracı arkasında uyumayı kim açıklayabilir), hatta bazen kendisine direkt daldığı (Türkiye GP'sini hepimiz hatırlıyoruz) 2010 sezonu için, Webber'in şampiyon olmasını canı gönülden diliyorum. Minardi okulundan yetişmiş bir şampiyon daha!

29 Haziran 2010

Valencia Kuralları

Red Bull'lar için tatlı-ekşi, Mclaren'ler için iyi, Ferrari için berbat bir pazar günü oldu Valencia'da. Webber'in kazasından Kobayashi'nin sürüşüne, Alonso'nun isyanından Hamilton'ın çakallıklarına kadar analizini yapalım.

Webber, start verildiği andan itibaren olabilecek ne kadar şanssız/kötü şeyin başına gelmesiyle, o günü kesinlikle unutmak isteyecektir. 2. başladığı yarışta önce Hamilton ve Alonso'ya, ritmini tamamen kaybetmesiyle de Williams'ların arkasına kadar herkese geçildi. Valencia gibi pist üstü geçişin neredeyse imkansız olduğu bir pistte bu, yarışınızın bir mucize olmaması durumunda bitmesi demek. Yine de Mark Webber'in başına daha neler neler gelebileceğini o sırada tahmin edemezdik. Pitstopunu erken yapıp arkada temiz pistte hızlı turlar atarak, yarışa gizli gizli ortak olmak istemişti Avustralyalı pilot ve takımı. Ama bu sefer de sol ön lastiği çıkmadı pitte ve çok önemli saniyeler kaybetti. 2 tur sonra da Kovalainen'in Lotus'unu rampa şeklinde kullanarak havalandı ve aslında çok daha fazla zarar görebileceği kazadan hafif sıyrıklarla ayrıldı. Serhan Acar'ın da anlattığı 1999 Le Mans kazası, o an benim de aklıma geldi, videosu da aşağıda. Aracı havalanan Webber, havada hızlı taklalar atarak ağaçların arasına düşüyor. Sanki biri eliyle oyuncak bir arabayı kaldırıp bir yerlere fırlatır gibi adeta. Bu iki ciddi kazadan sıyrıklarla çıkan Mark Webber'in, bisiklet kazasında bacağını kırdığını da unutmayalım.

Mark Webber ile başladık, zira o kaza olmasaydı yine diğerleri kadar sıkıcı bir Valencia GP izleyebilirdik. Neyse ki zarar görülmeden atlanan bu kaza, yarışa da ciddi bir heyecan getirdi. Charlie Whiting, anında güvenlik aracını piste yolladı. Bu sırada start finiş düzlüğünde 4 araç vardı: Vettel-Hamilton-Alonso-Massa. Vettel, en önde olmanın verdiği avantaj ile Güvenlik Aracı pitten çıkmadan turuna devam edebildi. Hamilton, aslında Maylender'in SLS'inin yanında çok çarpıcı 1-2 saniye geçirdi. Güvenlik Aracı'nı görüp ilk önce yavaşlıyor, emin olamıyor ve kazanma hırsı ile muhtemelen "kendime avantajı sağlayayım, sonrasına bakarız" şeklinde bir düşünce ile SC'yi geçip gidiyor. Ve kendine inanılmaz bir avantaj sağlıyor. Çünkü o sırada SC, yarışın geri kalanındaki Kobayashi'yi oynuyor. Arkasında kalanlar yavaş olacak, önünde olanlar o eşiği geçmiş ve galibiyet için yarışıyor olacak.

Bu noktada kafama takılan sorular var. Hamilton'ın kuralları deldiği, illegal bir şey yaptığı çok açık. Bunu Maylender de biliyor, Alonso da biliyor, FOM kameramanları bile muhtemelen biliyor. Yine de Hamilton'ın hareketi, yarışın devamından uzun bir süre sonra inceleme altına alınıyor ve arkasından yine çok uzun bir süre geçtikten sonra karara bağlanıyor. Bu sırada zaten iş işten geçmiş ve Hamilton, kazandığı avantajın yanında çok küçük bir ceza ile yarışına devam etmiş oluyor. Burada isyanları oynayan Ferrari'yi kim suçlayabilir? Aslına bakılırsa pitten geçiş ve dur kalk cezalarına itiraz edilemiyor olması, Hamilton için, bu cezayı almayı daha da cazip kılıyor. Çünkü yarıştan sonraya kalabilecek herhangi bir değerlendirme, ona gerçekten hakkettiği derecede bir ceza anlamına gelebilirdi.

Bir bakıma Hamilton'ın yaptığı, sigara ve yüksek ses yasaklarını bilerek delen turizm işletmelerinin, bu sayede cezalardan çok daha büyük paraları kazanması ile aynı şey. Kendine ceza bütçesi yarat ama çok daha fazlasını cebe indir. Bu konuya da çok yakın zamanda bir ayar verir FIA.

Yarışa dönecek olursak, bu noktadan sonrası bir yandan Mourinho takımları gibi defans yapan Kobayashi, öbür yandan geçen seneki atak Kobayashi. SC sırasında bütün pilotlar pite dalarken onun dışarıda kalması, Q1'de elenen Japon pilotu bir anda 3.lüğe oturttu. Arkasındaki Button'dan, yeşil bayraklardan sonraki ilk tur içinde bir atak yapmasını, daha sonra da Kobayashi'nin, sıra ile herkese geçilmesini bekliyordum açıkçası. Ama o beni yanıltıp, yeri gelince Button ile arayı açmayı bile başardı. Son turlara girene kadar devam eden bu suni 3.lüğü, uzun zamandan beri ilk defa Peter Sauber'in ekranda, hem de gülümseyerek, belirmesine sebep oldu, bizi de mutlu etti. Defansif Kobayashi'nin pite girip yeni lastik almasıyla atak Kobayashi'ye dönüşmesi büyük zevkti, ama itiraf ediyorum ben izleyemedim. Yarışı Digitürk'ten kaydettim ama TRT, kendi programını kaydırdığı için son bir kaç turu kaydedememiş ve "drive of the day"i de kaçırmış bulundum. Internette bulup izleyeceğim inşallah.

Burada en büyük hayal kırıklığı Mercedes oldu. Cumartesi günü iki pilotuyla birden Q3 göremeyen Mercedes, yarıştan da puan alamamış oldu. Bunda kendi taktiklerinin çok büyük rol oynadığını da belirtmeliyiz. SC arkasında bütün pilotlar sıra ile geçerken Schumacher'in pit çıkışında öylece beklediğini izlemek, gerçekten iç burkucu ve belki de Schumi'nin dönüşünü fazlasıyla temsil eden anlardı.

Yarışın en büyük sürprizi de, gittikçe silikliğe doğru sürüklenen Williams'ın sonunda kendine gelmesiydi. Eski kurt Barrichello ve geçen senenin GP2 şampiyonu Hülkenberg'in rekabetçi turlar atması ve büyükleri ufukta kaybetmemesi, onlar için bir motivasyon olacaktır. En azından yaptıkları geliştirmeler işe yarıyor, yaramayanları da var (bknz Mercedes). Barrichello'nun 4.lüğü ne kadar iyiyse Hülkenberg'in egzosunun şasi ve lastiği yırtması da aynı şekilde kötü. Ama yine de toplamda pozitifte oldukları kesin.

Bu yazı biraz geç kaldı, çok meşgul olduğumdan yarısını yazdığım yazıyı bitiremedim, özürler. Ama beni daha da kötüsü bekliyor. Silverstone sırasında Denizli'de bir arkadaşımın düğününde, Hockenheim sırasında da kendi düğünümde oluyor olucam. Bana yardım etmek isteyen varsa seve seve kabul ederim.

02 Haziran 2010

Bruce Mclaren'den 40 Yıl Sonra

Henüz 30'lu yaşlarının başında olmasına rağmen, Quick Kiwi lakaplı Bruce Mclaren çok şeyler başarmıştı. Ilk önce kendi ülkesinde kendisini gösterip Jack Brabham'in protege'si olarak, Avrupa'ya adımını atmıştı. Cooper ile kazandığı 1959 ABD GP'siyle, o zamanın en genç yarış kazanan F1 pilotu olmuştu. Daha sonra kendi takımı Mclaren'i kurmuş, hem F1'de hem de Can-Am serisinde kendi aracıyla yarışmıştı. Büyük pilotların bir adım öne çıktığı Spa'da, Mclaren F1 takımının ilk yarışını kazandığında yıl 1968'di. Can-Am serisinde ise kendi tasarladığı araç, 1969 yılında, takvimdeki bütün yarışları kazanmıştı.

Takvimler 2 Temmuz 1970'i gösterirken Goodwood'da yeni Can-Am aracını denerken yaptığı kaza ile yol kenarındaki kuleye vurmuş, orada da hayatını kaybetmişti. Kendisinin ektiği tohumlar, 40 yıl sonra bugün, Formula 1 pistlerinde kazanarak büyümeye devam ediyor.

18 Nisan 2010

Çinçin: Button Iyiymiş!

Eski Tuttifrutti günlerinde çinçin yapılır, o zamanki yaşımızda pek bilmediğimiz ama öğrendiğimiz şeyler ortaya çıkardı. Yani biliyorduk onların orada olduğunu ama üstünde pek konuşulmazdı.

Button da biraz çinçin oldu aslında. Geçen senenin dünya şampiyonu adamına, kimse "bu da iyi pilot aslında" diyemiyordu. Dedirtmiyordu o da. Hamilton'a bakıyorsun, onu geçiyor, bunu ters tarafa yatırıyor, hırslı. Ama Button çift katmanlı difüzörün gölgesinde şampiyon oluyor, araba kötü olduğunda ortada yok falan filan.

O yüzden bugün onun için de bir eşikti sanki, onu eleştirenler için de. 5. başladığı yarışta kaosu yönetti, sonlardaki ufak hatası hariç yanlış bir adım atmadı ve sonuna kadar hakkederek Çin GP'sini kazandı. Arkasındakilere bakıyorsun: Hamilton 4 kere pit stop yapıyor, 2. bitirmesi tamamen güvenlik aracı sayesinde. Alonso 5 stop, biri ceza. Çoğu pilot bir yağmur lastiğine kaymış, 3 tur sonra geri dönmüş slickler için. Herkes kaostan, kakafoniden boğulmuş.

Button ise sessizce, işini yaparak, Rosberg'i avlayarak yarışını kazanıyor. Düşününce, Button'ın suçu bunu spektaküler şekilde yapmaması. Hep sakin, olaysız, kendi halinde yarışıp kazanıyor. Kendini paralıyor gibi gözükmüyor. Kimseye inanılmaz geçiş hamleleri yapmıyor. Bu yüzden de iyi pilotmuş gibi anılmıyor.

Burada Button ile Hamilton'ın Mclaren savaşına da değinmek lazım. Button'ın çok iyi yaptığı kaos kontrol, sinir kontrol, dil kontrol konularında Hamilton aynı şekilde kötü. Pist üzerinde kimseyi geçmekte zorlanmasa da lastiklerini parçalıyor, lastik seçimi yüzünden takımıyla kapışıyor ve onları medya/kamuoyunun önüne atıyor, üstüne üstlük artık sonuçları da getiremiyor. Button'ın, Hamilton'ın ini diyebileceğimiz Mclaren'de işinin zor olduğunu söylemiştim ama şu anki görünüşte 2009 şampiyonunun sakinliği, 2008 şampiyonunu gittikçe geriyor. Bu Lewis'in Mclaren kariyerini bitirebilir mi? Aklıma gelmiyor değil.

Ben de Button'ı çok yükseklerde tutmuyordum açıkçası ama bugünden itibaren görüşlerimi değiştirebileceğimi gördüm kendi adıma. Şampiyon olur mu? Bence zor, ama sezon sonunda yukarılarda bayrağı taşıyacağını düşünüyorum.

29 Mart 2010

Mclaren'de Oyun Değişiyor

Kış sezonunda Jenson Button, Brawn'ı bırakıp Mclaren'e geçince, ben de dahil bir sürü insan, "Hamilton'ın inine girdi, işi zor" diyordu. Bugünkü yarış galibiyetinden sonra bu sesleri biraz olsun susturmuş olacaktır. Ama benim değinmek istediğim başka konular var.

Hamilton, küçük yaşta pistlere adım attığından beri hep Mclaren bünyesindeydi. Onlara güvendi, onlar için çalıştı ve kendini bütünleştiriyordu. Geçen seneki Avusturalya GP'sinde takım ona, komiserlere yalan atmasını söylemiş ve o da yapmıştı. Daha sonra bu yalan ortaya çıkmış ve çok kötü bir pozisyona düşmüştü. Başka şeyleri düşünelim. Yarış galibiyetlerinden sonra Lewis'in fiks lafıdır, radyodan duyarız: "well done guys, it was an excellent job". Hemen takımı över, onlarla bir olurdu. Peki bugün yarıştan sonra "ben, hayatımın sürüşlerinden birini yaptım ama takımın stratejisi yüzünden hakkettiğim yerde değilim" açıklaması yapması? Artık Lewis'in gözünde "o" ve "takım" var. Bir değiller. Kendisi iyi süren, takım yanlış taktik veren oldu. Tabi bu arada, takım arkadaşı tek set lastiği rahat rahat kullanırken iki set lastiği birden parçalayan bir pilot olduğunu unutuyor.

Jenson ise Hamilton kadar kendini zorlamadı. Geçişler yapması gerekmedi. Kimseyle savaşmadı, Vettel yarışdışı kalınca yarışı kazanıverdi. Buradaki tek rakibi lastikleriydi ama Jense onların dilinden anlıyor. Yumuşak lastikleri 50 tur okşayarak kullanınca yarışı kazandı. Evet belki Lewis gibi kendine hayran bırakan bir sürüş sergilemedi ama hem doğru lastik seçimiyle, hem de susup işini yapmasıyla eminim takım içinde artı puanları toplamıştır.

Pist üzerinde Hamilton'ın Button'ı geçmesi, Button'ın ona yol vermeden Lewis'in söküp alması, takım arkadaşına "ben bu ormanın kralıyım" demesiydi adeta. Ama bir yarış, bir galibiyet ve iki farklı iş yapış şekli. Şu an Jenson, Lewis ile olan savaşında eskisinden çok daha güçlü.

Not: James Allen, bu yazısında, benim demek istediklerimi daha Hamilton odaklı ama çok daha net bir şekilde anlatmış. Saygı!

F1'i Sevme Sebepleri

Bahreyn'de "yarış çok sıkıcı" diye ağlayan Formula 1 camiası, muhtemelen Avustralya GP'siyle kendine gelmiştir. Bol bol geçiş, lastik lastiğe savaşlar, beklenmedik olaylar ve yağmur. Ama ben kendi açıma, Formula 1'i niye bu kadar sevdiğimi, niye motorsporlarının en uç noktası olduğunu bir kez daha gördüm.

Yarış sırasında beni kendine hayran bırakan anları&kişileri yazıyorum: Jenson Button'ın, kuru lastiğe geçme kararı, griddeki bir çok pilotun yapmayacağı (ve yapmadığı) bir kumardı. Bütün yarış boyunca bu kararın Jense tarafından mı takım tarafından mı verildiğini merak ettim, basın toplantısında Jense, kendisinin aldığını söyledi. O zaman tebrikler ona.

Alguersuari ve Luca di Grassi. Iki gencecik pilot. Yarış bitirmeleri bile başarı, puan almaları sevinç kaynağı. Ama di Grassi, Schumacher'in kendisini geçmesiyle pes etmedi, onu geri geçmeyi başardı. Içine bir Montoya kaçmış gibiydi. Aynı şekilde Alguersuari. Ehliyetini yeni ıslatacak yaşta bir pilot olarak, Schumi'yi yarışın sonlarına kadar arkasında tutmaya çalıştı. Bu iki sürüşü takdir etmeden geçmek, büyük ayıp.

Ve Kubica. Aslında onun hakkında çok daha uzun bir yazı lazım ama Leh pilotun, orta sınıf Renault'suyla arkasındaki bütün baskılara dayanıp ikinci olması (hele de 9. başladığı bir yarışta) ayakta alkışlanacak bir sürüştü.

Peki ya Alonso? Button, ilk virajda vurup döndürmeseydi, Alonso (ve Schumacher) üst sıraları çok daha net zorlayabilirdi. Ama Schumacher, gerilerde gençlik ateşiyle mücadele ederken Alonso, birer birer yukarı tırmandı ve 4. olmayı başardı. Bu sırada Hamilton'dan, Webber'den çok ciddi baskı yemesine rağmen. Hala şampiyona lideri olması, bugünkü olgun sürüşünün sonucu.

Ve orta şekerli kahveler Hamilton ile Webber'e geliyor. Hamilton ile başlayalım. Pistteki en deli dolu pilot oydu. Önündekilere uyguladığı baskı ve Rosberg'i geçerken gösterdiği ultra-usta sürüş, Hamilton'daki inanılmaz potansiyelin sonucu. Ama bunu yaparken 2 set lastiği parçalamasını da unutmamak lazım, hele de bütün rakipleri tek seti koruyabilmişken. Bu gerçek, sürüşünün değerini biraz azaltıyor gözümde. Webber de Hamilton gibi inanılmaz hızlıydı, zaten ev sahibi yarışında da genelde başarılı oluyor. Ama Webber'in, Massa'yı kaç kere geçmesi gerektiğini hatırlamıyorum. Fazla zorlayan ve fazla hata yapan rolüne büründü. En sonunda da Hamilton'a arkadan bindirip 9.lukta kaldı.

Sonunda 2010 gridinin, uzun zamandır görülen en iyi grid olması, meyvelerini verdi. Bahreyn'den sonra sıkıntı, geçişin olmayacağı ve en iyi pilotun önde olması durumunda yarışların sıkıcı geçeceğiydi. Fakat hepimizin sormayı unuttuğu soru şu oldu: "peki ya bir sebepten dolayı en iyi pilot önde değilse?". Yağmur, bir şekilde bunun oluşmasını engelledi ve daha iyi araba-pilot kombinasyonları geriye düşebildi. Sonrasındaysa şahane bir yarış oldu. Her yarışta bu olacak değil, o zaman da yarışlar sıkıcı olacaktır. Ama bu kurallardan önce de her sene bir sürü sıkıcı yarış olurdu, bu yeni bir durum değil kısaca. Bence bir süre daha bekleyip, takımların ve pilotların kurallara alışmasını görmeliyiz. Sonrasında daha doğru şeyler söylenebilir.

Haftaya koşulacak Malezya GP'sini şimdiden hevesle bekliyorum. Ya orada da yağmur yağarsa?

19 Mart 2010

Ferrarileşen McLaren

Yıllar önce verilmiş bir söz. McLaren'e 3 şampiyonluk kazandırması halinde Ron Dennis, Lewis Hamilton'a, bizzat kendi elleriyle şu anda McLaren müzesinde duran turuncu Mclaren F1 aracını hediye edecek. Son derece güzel bir motivasyon unsuru yukarıdaki fotoğrafta üstte duran araç. Peki alttaki?

Işte o McLaren'in geleceği. Hem de bir sürü açıdan. Geçen sene Avustralya'daki yalan skandalı, Ron Dennis'i kendi beklentisinden daha yakın bir zamanda takımdaki aktif rollerinden etmişti. Ama şu anda, Jean Todt'un Ferrari takımından ayrılıp Ferrari şirketinin CEO'su olması gibi, Ron Dennis de McLaren firmasının CEO'su. Ve artık o şirketin yepyeni bir yönü var: Kendi yol araçlarını yapıp satacaklar.

Zaten Mclaren ile Mercedes'in bu yaz aralarının açılmasının sebebi de buydu. Iki firma, artık hem partner hem de rakip olacak. Mclaren, lüks spor araba pazarına girerken buradaki rakipleri arasında Ferrari ve Mercedes olduğunu unutmamak lazım. Mercedes de, partnerleri Mclaren'in kendi iş alanlarında kendilerine rakip çıkmasına, Brawn'ı alıp F1 cephesinde Mclaren'e rakip olarak cevap verdi. Bir yandan da Mercedes'in sahip olduğu Mclaren hisseleri, bölüm bölüm Mclaren tarafından geri alınıyor. Yani al gülüm ver gülüm yapılıyor, bundan sonra senle rakibiz kanka.

Mclaren bu konuda başarılı olabilir mi? Uzun süredir Mercedes ile çok başarılı bir ortaklık götürmelerine rağmen Mclaren mazisinde, Mercedessiz de bir çok başarı var. Hatırlamak isteyenler, Prost-Senna döneminin Honda motorlu araçlarına bakabilir. Ayrıca Merc ile partner olunmasa da bir motor kullanıcısı olarak devam edebilirler.

Ama aynı başarının spor araba ticaretinde gelmesi o kadar kolay değil. Özellikle krizin vurduğu günümüzde, satışlarda ciddi düşüş yaşanıyor. Bu sektörün lideri Ferrari ve Mercedes'in yeni çıkardığı, dizayn ödülleri alan, Gran Turismo 5'in kapağını süsleyen ve artık F1 yarışlarında Güvenlik Aracı olarak kullanılacak SLS varken Mclaren'in bu konuda daha bir kaç fırın ekmek yemesi gerekecek. Hele de Ron Dennis'in dediği gibi Mclaren, Ferrari'nin pazar payına göz dikmediyse. Bunun anlamı ya pazarı büyütecekleri ya da aynı segmentte yarışmayacakları. Fotoğraftaki ikinci turuncu araba, dün tanıttıkları yeni Mclaren yol aracı. Ve kesinlikle Ferrari ile aynı segmentte.

Lewis Hamilton olsam, muhtemelen gözüm yenisine doğru kayardı. Ama büyük resme bakınca, Yeni Zelandalı Bruce Mclaren'in hayallerinin bu olmadığı kesin. Kabuğundan çıkan ve bir metamorfoz geçiren Mclaren, bakalım daha mı güçlü olacak yoksa kendini sonunu mu hazırlıyor?

05 Mart 2010

Seninki Kaç Yapıyor Hacı?

Jenson Button, elinde kahvesi, yan masadaki çalışma arkadaşını ziyarete çıkmış gibi. Bir yandan da Hamilton'daki her düğmeden kendisinde de olduğundan emin olmaya çalışıyor sanki. Eğer Jenson, Mclaren'de başarılı olmak istiyorsa, Hamilton'ı yenmesi gerek. Zira Lewis, takım arkadaşı öğütücüsü gibi; kariyerinin 4. yılına girerken 3. yeni takım arkadaşı Jenson.

04 Şubat 2010

Valencia'nın Ardından

Sonunda uzun ama heyecanı bol kış sezonu bitti ve artık yiğitler(in bir kısmı en azından) meydana indi. Valencia'daki 3 günlük test, aslında takımların birbirini tartarak başladığı futbol maçı başlangıcı gibi de oldu diyebiliriz. Tur zamanları önemsiz ama herkesin nerelerde olduğuna dair fikir veriyor.

Bir kere sezonun ilk testinden 3 puanı 3 golle alan bir Ferrari var. Ilk iki gün sakatlıktan çıkan Massa'yı, son gün Alonso taklit edince her gün zaman listelerinin başında kırmızılar vardı. Ciddi de tur sayısı yaptılar, belli bir teknik sıkıntı yaşamadan. Bu sene iddialı oldukları çok açık ama testlerin genel sorusu onlar için de soruluyor: Ne kadar benzinle yarıştınız beyler? Yine de aracın iyi olduğu belli, hız yerinde. Ama testlerde, Ferrari motorunun ne kadar benzin harcadığını anlayamıyoruz.

Ferrari'yle beraber testin diğer yıldızı da, havalı motor kapağı/arka kanat çözümüyle Mclaren'di. Özellikle Hamilton, bu sene şakası olmadığını hem rakiplerine hem de takım içindekilere gösterdi. Button ise maalesef aynı şekilde cevap veremedi. Lewis'in inine düşmesinin ilk sinyalleri mi diye soracaktır Ingiliz basını.

Merc ise bir adım geriden takip etti bu ikiliyi, en azından hız olarak. Ross Brawn da itiraf etmiş geride olduklarını ama sorunların nerede olduğunu bildiklerini ve Jerez testlerine kadar bunları çözeceklerini belirtmiş. Ross'un yalanı olmaz. Ayrıca iki pilotu da Ferrari'nin temposundan çok uzak değillerdi. Bu arada Schumacher'e gösterilen ilgiden de bahsetmek lazım. Aracı kullanmadığı zamanlarda bile büyük bir medya ordusu tarafından takip edildi comeback efsane. Kendisi de 1991'de hissettiklerini hissettiğini açıkladı. Havada aşk kokusu var diyebilir miyiz acaba?

Şampiyonluk adaylarından Red Bull ise bu testi atladı. Onların ne yapacağını bilemiyoruz ama bu 3 takımdan daha az iddialı olmayacakları kesin. Onları da haftaya Jerez'de göreceğiz.

Aslında bence en büyük sürprizi Sauber gerçekleştirdi. Ferrari'den sonra genel olarak ikinci sıralar civarında tutundu Sauber'in sponsorsuz aracı. Ama buradaki sponsorsuz vurgusu önemli, çünkü bu zamanlarla sponsor avında olabilirler. De La Rosa da temkinli konuşmuş, galibiyetler beklemek hata olur demiş. Yine de Sauber'in güzel şeyler yaptığını görmek güzel.

Pilotlarının, araçtan memnun olduğu bir diğer takım da Williams. Rubens de Nico da genel olarak memnunlar. Zamanlar çok parlak olmasa da takımın sözcüsü Claire, twitter'da Rubens'in genel olarak yarış simülasyonuna konsantre olduğunu yazdı. Bu arada Claire, gerçekten testlerin başka bir yıldızıydı. Twitter'ı bütün gün, an be an zamanlar ve fotoğraflarla şenlendirdi. Hem de sırf Williams'ların değil bütün gridin. Nico Rosberg'in, alışkanlıktan yeni Merc'ini gelip Williams garajına park ettiğini bildirmesi de ayrı bir komikti. Belli ki Rosberg, Williams'ta güzel bir iz bırakmış ve Williams kampından hala destek görüyor.

Renault, ilk gün Kubica ile zaman listesinin sonunda yer alsa da özellikle de dolu depo halinde aracın liderle yarışabileceğini söylüyor Leh pilot. Yine de hafif ağırlıklarda sıkıntı yaşayabiliyorlar. Ayrıca Petrov da, bu testte, resmi şekilde F1 aracı kullanan ilk Rus olarak tarihe geçti. Aslında Petrov (ve USF1'in tek pilotu Jose Maria Lopez) hakkında uzun uzun başka bir yazı yazmak lazım. Ayrıca sponsorsuz sarı-siyah aracın, en güzel gözüken araçlardan biri olduğunu da sölemeden geçmeyelim.

Toro Rosso ise ilk defa Red Bull'suz görücüye çıktı. En belirgin teknik sıkıntılar yaşayan takım da onlar oldu yine. Bakalım bu sene, tek başlarına üretici olmanın yükünü ne derecede kaldırabilecekler.

Son not da seyircilere gitsin. Yazılanlara göre, Valencia'daki ilk testi izlemeye 38000 civarında seyirci gelmiş, uzun trafik kuyrukları oluşmuş. Bu sayı genel olarak Türkiye GP'sini izlemeye gelenlerden daha fazla, maalesef. Yani oturmuş bir motorsporları kültürü olan ülkelerin bu işe merakını net bir şekilde göstermiş oluyor. Bir yandan da bu sezonun, daha başlamadan ne kadar ilgi çekeceğini de gözler önüne seriyor. Alonso'nun Ferrari debut'su, Mclaren'in yeni aracı ve tabi ki Schumacher efekti. 2010 gerçekten kımıl kımıl olacak!

20 Ocak 2010

2010 Sezon Değerlendirmesi - Takımlar ve Pilotlar

2010 sezonu ufukta gözükürken biz değerlendirmelerimize devam ediyoruz. Ilk bölümde takvime ve pistlere değinmiştik. Sıra takımlar ve pilotlarda, şampiyonluk adayı 4 takımdan başlayalım:

Mercedes GP: Ross Brawn'ın nasıl hayal gibi bir yıl yaşadığına bütün dünya şahitlik etti. Sezon sonu biten bir Honda'nın mirasını, şampiyon bir takıma dönüştürmek, aslında tam Hollywood'luk bir senaryo. Ama bu sefer Brawn, hayal edebileceğinin bile ötesinde bir ödül aldı açıkçası. 2009 başında en büyük yapabilecekleri şey çifte şampiyon olmak gibi duruyordu. Bunu gerçekleştirmekle kalmadılar, bir de sezon sonunda Mercedes tarafından satın alınıp, dünyanın en köklü otomobil markalarından birinin fabrika takımı oldular. Bir de üstüne üstlük, Formula 1 tarihinin en başarılı pilotunu geri getirdiler. Yani masal devam ediyor.

Ross Brawn ve Nick Fry'ın yanında bu sefer Michael Schumacher, Nico Rosberg, Merc ve Petronas var. Yani geçen senenin şampiyon aracında bir efsane ve bir genç yetenek, arkalarında taktiksel deha ve para var. Ben başarı için bir eksik görmüyorum. Bu kamptaki soru işaretlerinin en büyüğü geri dönen Schumi'nin performansı.

Red Bull Renault: Aynen Merc GP gibi, RBR'da da takım arkadaşı çekişmesinin tamamen tatlı olması bekleniyor. Vettel ve Webber, geçen seneyi birbirlerine yardımcı olaraktan son derece verimli geçirdiler ve bu senenin de öyle olmaması için bir sebep yok. Takımın, sezon sonunda, performans bakımından gridin gerisinde olan Renault motorundan, en fazla beygir gücüne sahip Mercedes'e geçmeye çalıştığını ama Mclaren ve Brawn tarafından engellendiğini açıkladı Christian Horner. Aslında bu işlerine de gelebilir 2010'da. Çünkü bilinen gerçek, performans bakımından geride kalsa da, Renault'nun griddeki en az benzin kullanan motor olduğu. 2010'da benzin almanın yasaklanmasıyla bu, çok ciddi bir koz olacak. RBR'ın zaten aerodinamik bir sorunu yoktu, hatta Adrian Newey tasarımı araç, bu bakımdan gridin en iyisi ve F2010'un ilhamı kaynağı.

Yine Renault ile ilgili başka bir soru işareti var aslında. Geçen sene motorlar, fazlasıyla yüzüstü bırakmıştı RBR'ı. Dayanıklılığın hızdan daha önemli olduğu modern F1'de, belki de Vettel'in şampiyonluk için hiç bir zaman ciddi bir şansı olmamasının sebebi de buydu. Yani sonuçta RBR kampının bütün kapıları Renault'ya açılıyor: Motor, yapmasını gerekeni yaparsa Vettel, kendisini favori gösteren Bernie'yi haklı çıkarabilir. Ama öbür türlü, RBR erken havlu atabilir ve Vettel, kendine başka bir takım bakabilir.

Bu arada RBR, şampiyonluk adayı 4 takım arasında Valencia'daki ilk teste katılmayacak tek takım. Bunun yerine vakitlerini rüzgar tünelinde geçirmeye karar vermişler, geçen seneki gibi.

Mclaren: Ingilizlerin medai iftiharı Mclaren, 2010'a Mercedes ile olan ortaklığını azaltmış ama geçen senenin şampiyonunu saflarına katarak başlayacak. Son iki senenin şampiyonu iki Ingiliz, Ingiliz bayrağı altında yarışacak, Silverstone'daki uğultu şimdiden kulaklarımda.

Aslında bu kampta çok bir değişiklik yok bunun dışında. Teknik kadro yerinde, Mercedes motorunun sıcaklığı altında, geçen seneye erken havlu atan takım, elinden geleni yapmakta. Ama buradaki sıkıntı takımın içinden, pilotlarından. Anne ve babanın ardından konuştuğu üçüncü kelime Mclaren olan Hamilton, daha çaylak sezonunda bile son şampiyon Alonso ile boynuz tokuşturmuştu. Aynı derecede politik ve hırslı Alonso, Macaristan pitinde ona cevap vermiş ama takımı arkasında bulamayınca sene sonunda takımdan ayrılmıştı. Şimdiki Hamilton, şampiyonluk tatmış, berbat geçen 2009'da iyi bir performans çıkarmış ve olgunlaşmış durumda. Button ise Honda ve Brawn'da politikaya karışmamış, kokpitime otururum vazifemi yaparım yaklaşımında. Mclaren'e gelerek Lewis'i evinde yenmeye çalışacak. Onu 32 dişle karşılayan Lewis ise taktiklerini belirlemiş, takım içi kulisini çoktan yapmıştır. Onun için menüde yine son şampiyon var.

Sezon öncesi testlerde rengi belli olur ama Mclaren, sezona kötü bir araç ile başlarsa Button, bir daha belini doğrultamaz. Hiç bir zaman sorunları halledebilen biri olmadı zaten, ancak altına iyi bir araç verildiğinde fark yaratabilir. Hamilton ise 2009'daki berbat araçla yarış kazanabilmişti. Bugün 30. doğumgününü kutlayan Jenson'ın bir avantajı var ama: onun temiz sürüş stili, depoların büyüdüğü ve araçların ağırlaştığı 2010'da, lastikleri korumak adına büyük bir artı. Hamilton'ın agresif tekniği ise kendisine eksi. Yani sorular çok burada, olay takım arkadaşlarında bitiyor.

Ferrari: Zıt kardeşi Mclaren ile durumu çok farklı değil Şahlanan At'ın aslında. Çok kötü geçmiş bir 2009 ve patlamaya hazır iki pilot. Kimse 2007 Almanya GP'sinde fazla yakın savaşan Alonso ve Massa'yı unutmadı. Kaynayan Latin kanı da hem takımda hem pilotlarda var, aman dikkat! Yine de iki pilot da, geçen haftaki geleneksel Ferrari kayak tatilinde, aralarında bir sorun olmadığının üstüne basa basa değindiler.

Zaten aslında Ferrari'nin sıkıntısı bu değil. Alonso, gridde Schumacher'i yenebilmiş tek pilot. Ayrıca Schumi'nin rakipleri ile geri dönmüş olmasının verdiği hırs da var. Ama bunlar, ortadaki iki büyük soru işaretini kaldırmıyor: 1- Massa'nın, kazadan sonraki dönüşü nasıl olacak? 2- Ferrari motoru, nasıl daha az benzin yiyecek?

Geçen sene Macaristan'daki kazasından sonra Massa, fiziksel olarak tamamen iyileştiğini söylüyor. F2007 ile çıktığı testlerde de bir sorun hissetmemiş. Peki psikolojik olarak hazır mı? Uzun düzlükler sonunda bir anda içe dalarken, virajlarda lastik lastiğe mücadelede ayağını gazdan çekecek mi yoksa gözünü karartacak mı? Sakatlığının hemen ardından baba olduğunu da unutmamak lazım: Formula 1'de her çocuk, saniyenin yüzde 1'i yavaşlatır derler.

Hadi Massa da OK diyelim, ya Ferrari motoru? 2010'da yasaklanan benzin ikmali en çok Kırmızı'ları vuracak gibi duruyor, çünkü motor, tabiri caizse benzin içiyor. Domenicali, en çok bu konu üstüne yoğunlaştıklarını açıkladı geçen hafta. Peki hangi seviyeye çekebilecekler, bu kampın en önemli sorusu bu. Eğer istenilen seviyeye çekemezlerse Merc ve Renault motorları ile kapışmaları imkansıza yakın. Her startta yer kaybeden Ferrariler, tifosileri kanser eder.

Sırada yenilenmiş Renault, post-Rosberg Williams, artık Red Bull'suz Toro Rosso ve geçen senenin sürprizi Force India var.

01 Ocak 2010

Yeni Ciciler





Geçtiğimiz sezon Brawn GP'nin çifte şampiyonluğunda her ikisinin de payı çok büyüktü. Sezon sonunda ikisinin de yolu Ross Brawn'un takımıyla yolları ayrıldı. Jenson Button McLaren Mercedes'e, Rubens Barrichello da Williams'a geçti.
Her ikisi de yeni takımlarının kıyafetiyle basın mensuplarına poz vermiş. Biz de bloga ekleyelim dedik...

16 Aralık 2009

Schumacher ve Mercedes GP

Uzun süredir kulaktan kulağa, blogdan bloga, siteden siteye dolaşan dedikodular yavaş yavaş gerçeklik kazanıyor: Michael Schumacher, Mercedes GP ile bir yıllık anlaşma imzalamak üzere.

En başta şunu söyleyeyim. Geçen seneki son dakika kazığından sonra, Bahreyn GP'nin gridinde onu görene kadar inanmam bu dedikoduya (veya gelecekte imzalanacak bir anlaşmaya). Yazının geri kalanı, efsane Alman pilotun, geri döndüğünü varsayarak kaleme alınıyor.

Akla gelen ilk soru şu: Schumacher geri dönme veya dönmeme kararını niye verir? Neyi kanıtlaması gerek ki daha, Formula 1 tarihinin ciddi farkla en başarılı pilotu. Yani ortada kazanacağından çok kaybedeceği şeyler var. Tabi ki kaybedeceklerinin başında üstün imajı geliyor. Geri dönüp ortalarda debelenirse, tabiri caizse, bebelere oyuncak olur. Bir de öbür türlü bakmak lazım. Post-Schumacher döneminde Hamilton, Raikkonen, Kubica gibi önemli aktörler ortaya çıktı. Gridde yer alıp Schumacher'i geçebilen tek pilot da Alonso. Eğer Schumi geri gelip bu arkadaşları yener giderse, bu sefer Formula 1 gridi çocuk yuvasına döner. Herkes "bunlar kendi aralarında yarışıyor ama adam gibi biri çıksa hepsine toz yutturacak demek ki" der ve ciddiye almaz yukarıda adı geçen adamları. Çok da haklı olarak. Ama sırf bunu dedirtmek için geri dönmek akıl karı mı?

Bence hakkıyla geri dönüşün iki sebebi olabilir. Birincisi, yarıştığı sırada da hep ağzından duyduğumuz, sonrasında da hep belirttiği gibi, Schumacher'in içinde durdurulamayan bir rekabet arzusu var. Sonuçta yapamadığı için bırakmadı ve şimdi yapamayacağına dair herhangi bir izlenimi de yok. O rekabet ateşine yenik düşmesidir başlıca sebebi. Ikinci sebebi de Mercedes GP. Ferrari ile özdeşleşen bir isim olarak, Schumi'nin geri dönüş yapabileceği tek ortam, şu andaki Merc GP ortamı. Nedir? Oluşumun başında, bütün kariyeri boyunca beraber olduğu ve sonsuz güven duyduğu Ross Brawn var. Böylece kendi etrafında takımı kurmak, nispeten kolay olacaktır (Nico Rosberg bugün açıklama yapıp Schumi'nin yardımcı pilotu olmayacağını söyledi, o ayrı). Bir nokta da Schumacher'in, Mercedes'e olan borcu. Silver Arrows, Formula 1'e çıkana kadar ona sponsor oldu, yardım etti, hatta kendi takımlarında da yarıştırdı. Ama Jordan ile başlayan, Benetton ve Ferrari ile devam eden kariyerinde (Hakkinen yılları hariç) hep Merc'leri yenerek geri ödedi Alman pilot. Şimdi bu borcu kapamanın zamanı aslında. Son olarak kim diyebilir ki 2010 öncesi Merc-Schumacher ikilisinin şampiyonluk şansı, 2009 öncesi Brawn-Button ikilisinin şampiyonluk şansından daha az?

Peki Mercedes GP niye Schumacher'i ister veya istemez? Bu takım değil miydi, daha Brawn GP ile anlaştığı gün küçük bütçelerle operasyon yapacağını açıklayan? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Peki yıllık 7 milyon euro'yu ne için vermeyi düşünüyorlar? En başta Michael Schumacher'in, en azından teoride yeni kurulmuş bir takımla, geri dönmesi en büyük PR başarısıdır, herkes seni konuşur, seni düşünür. Bu da çok doğal olarak sponsor magneti olur. Hele de Henkel'le ilgili haberlerden sonra bu önemli bir artı. Ayrıca rakiplerle karşılaştırınca, Merc'in iyi bir lineup çıkarması lazım. Hamilton&Button, Alonso&Massa, Vettel&Webber ikililerine karşı Rosberg ile diğer aday Heidfeld ikilisi zayıf kalabilir. Ama Rosberg&Schumacher ikilisinin gücü, yadsınamaz. Schumacher'in yanında, kariyeri boyunca Williams'ta sürünen ve potansiyelini ortaya koyamayan Rosberg de aslında şampiyonluk adayı diyebiliriz.

Yukarıdaki rekabetlerden bir tanesi, diğerlerinden daha önemli. Mercedes GP vs McLaren. Bu iki firma, Formula 1 tarihinin en uzun ortaklığının da sahipleri. Her ne kadar Mercedes, Mclaren'e motor sağlamaya devam edecek olsa da artık farklı yollara gitmeye karar verdiler. Yani uzun süre en yakın arkadaş olup sonra küsen iki kız gibiler. Bu ayrılığın hemen ardından, Mclaren, Button'ı ayartarak bir bakıma eski kankasının erkek arkadaşını ayartmış oldu. Yani "ilk yeni manita yapma" avantajı Mclaren'de. Mercedes de mekanın kapısından "o ünlü yakışıklı playboy"la girerek cevap vermek istiyor. Yani susuzluk hiç bir şeydir, psikoloji herşey.

Henkel olayına değindik, sponsorluk olayına biraz daha geniş bakalım. Virgin ve Brawn birlikteliği, sezon sonu noktalandı. Henkel ile yapılan 90 milyon euroluk anlaşma da patlak çıktı. Yani aslında bütçede kocaman bir boşluk var. Şu andaki sponsorları kim bilmiyoruz ama bu halde Mercedes'in Schumacher'i kendi kampına çekmesi, ciddi bir risk. Yani ya 7 milyon euro'yu verecekler ama ciddi sponsor çekecekler ya da verdikleri yıllık ücret ile kalacaklar.

Schumacher'in kararının bir etkisi daha var. Mercedes'in aportunda bekleyen Heidfeld ile başlayan ve zincirleme bir şekilde hangi takımın kimle yarışacağını ortaya çıkaracak bir pilot marketi var. Buraya ek olarak Kubica'nın Renault'dan ayrılma ihtimali var. Yani sezonun başlamasına 90 günden az kala durumlar hala karışık.

Toplamak gerekirse bu sene hem Mercedes GP hem de Michael Schumacher için ciddi bir sınav. Mercedes GP, 50'lerden beri ilk defa fabrika takımı olarak gireceği Formula 1'de ya Brawn'ın mirası ile ileriye gidecek ya da özellikle bütçe sıkıntıları ile başaltı bir pozisyona düşecek. Schumacher de ya gençlere maskara olacak, ya da Niki Lauda'nın 1984'te yaptığı gibi bir come-back şampiyon olarak tarihe bir kez daha altın harflerle kazınacak.

Related Posts with Thumbnails