Valencia etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Valencia etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

02 Temmuz 2010

Yarışma: Valencia Sonrası

Previously on Yarışma, Mali ile benim aramda 1 puan kalmış, Obiyah ile de Sukullacı 3.lük için çekişiyorlardı. Bu hafta aramıza Nazlı Hanım da katıldı. Bakalım kim Mark Webber gibi uçtu, kim Sebastian Vettel gibi...

Mali Selışık: 18+4= 22
Sinan Kolat: 17+2= 19
Obiyah: 8+7= 15
Sukullacı: 8+2= 10
Nazlı: 1

Görüldüğü üzere Obiyah, açık ara Avrupa GP'sinin en başarılısı oldu bizim aramızda. Sukullacı ile giriştiği mücadelede farkı açtı, eğer böyle bir hafta daha geçirirse liderlik mücadelesine ortak olacağını açık açık belirtti.

Haftaya haftasonu Silverstone var. Ayrıca Dünya Kupası finali. Ayrıca Denizli'de yakın bir arkadaşımın düğünü var ve ben yollardayım. Hayat zor ama keyifli olacak.

29 Haziran 2010

Valencia Kuralları

Red Bull'lar için tatlı-ekşi, Mclaren'ler için iyi, Ferrari için berbat bir pazar günü oldu Valencia'da. Webber'in kazasından Kobayashi'nin sürüşüne, Alonso'nun isyanından Hamilton'ın çakallıklarına kadar analizini yapalım.

Webber, start verildiği andan itibaren olabilecek ne kadar şanssız/kötü şeyin başına gelmesiyle, o günü kesinlikle unutmak isteyecektir. 2. başladığı yarışta önce Hamilton ve Alonso'ya, ritmini tamamen kaybetmesiyle de Williams'ların arkasına kadar herkese geçildi. Valencia gibi pist üstü geçişin neredeyse imkansız olduğu bir pistte bu, yarışınızın bir mucize olmaması durumunda bitmesi demek. Yine de Mark Webber'in başına daha neler neler gelebileceğini o sırada tahmin edemezdik. Pitstopunu erken yapıp arkada temiz pistte hızlı turlar atarak, yarışa gizli gizli ortak olmak istemişti Avustralyalı pilot ve takımı. Ama bu sefer de sol ön lastiği çıkmadı pitte ve çok önemli saniyeler kaybetti. 2 tur sonra da Kovalainen'in Lotus'unu rampa şeklinde kullanarak havalandı ve aslında çok daha fazla zarar görebileceği kazadan hafif sıyrıklarla ayrıldı. Serhan Acar'ın da anlattığı 1999 Le Mans kazası, o an benim de aklıma geldi, videosu da aşağıda. Aracı havalanan Webber, havada hızlı taklalar atarak ağaçların arasına düşüyor. Sanki biri eliyle oyuncak bir arabayı kaldırıp bir yerlere fırlatır gibi adeta. Bu iki ciddi kazadan sıyrıklarla çıkan Mark Webber'in, bisiklet kazasında bacağını kırdığını da unutmayalım.

Mark Webber ile başladık, zira o kaza olmasaydı yine diğerleri kadar sıkıcı bir Valencia GP izleyebilirdik. Neyse ki zarar görülmeden atlanan bu kaza, yarışa da ciddi bir heyecan getirdi. Charlie Whiting, anında güvenlik aracını piste yolladı. Bu sırada start finiş düzlüğünde 4 araç vardı: Vettel-Hamilton-Alonso-Massa. Vettel, en önde olmanın verdiği avantaj ile Güvenlik Aracı pitten çıkmadan turuna devam edebildi. Hamilton, aslında Maylender'in SLS'inin yanında çok çarpıcı 1-2 saniye geçirdi. Güvenlik Aracı'nı görüp ilk önce yavaşlıyor, emin olamıyor ve kazanma hırsı ile muhtemelen "kendime avantajı sağlayayım, sonrasına bakarız" şeklinde bir düşünce ile SC'yi geçip gidiyor. Ve kendine inanılmaz bir avantaj sağlıyor. Çünkü o sırada SC, yarışın geri kalanındaki Kobayashi'yi oynuyor. Arkasında kalanlar yavaş olacak, önünde olanlar o eşiği geçmiş ve galibiyet için yarışıyor olacak.

Bu noktada kafama takılan sorular var. Hamilton'ın kuralları deldiği, illegal bir şey yaptığı çok açık. Bunu Maylender de biliyor, Alonso da biliyor, FOM kameramanları bile muhtemelen biliyor. Yine de Hamilton'ın hareketi, yarışın devamından uzun bir süre sonra inceleme altına alınıyor ve arkasından yine çok uzun bir süre geçtikten sonra karara bağlanıyor. Bu sırada zaten iş işten geçmiş ve Hamilton, kazandığı avantajın yanında çok küçük bir ceza ile yarışına devam etmiş oluyor. Burada isyanları oynayan Ferrari'yi kim suçlayabilir? Aslına bakılırsa pitten geçiş ve dur kalk cezalarına itiraz edilemiyor olması, Hamilton için, bu cezayı almayı daha da cazip kılıyor. Çünkü yarıştan sonraya kalabilecek herhangi bir değerlendirme, ona gerçekten hakkettiği derecede bir ceza anlamına gelebilirdi.

Bir bakıma Hamilton'ın yaptığı, sigara ve yüksek ses yasaklarını bilerek delen turizm işletmelerinin, bu sayede cezalardan çok daha büyük paraları kazanması ile aynı şey. Kendine ceza bütçesi yarat ama çok daha fazlasını cebe indir. Bu konuya da çok yakın zamanda bir ayar verir FIA.

Yarışa dönecek olursak, bu noktadan sonrası bir yandan Mourinho takımları gibi defans yapan Kobayashi, öbür yandan geçen seneki atak Kobayashi. SC sırasında bütün pilotlar pite dalarken onun dışarıda kalması, Q1'de elenen Japon pilotu bir anda 3.lüğe oturttu. Arkasındaki Button'dan, yeşil bayraklardan sonraki ilk tur içinde bir atak yapmasını, daha sonra da Kobayashi'nin, sıra ile herkese geçilmesini bekliyordum açıkçası. Ama o beni yanıltıp, yeri gelince Button ile arayı açmayı bile başardı. Son turlara girene kadar devam eden bu suni 3.lüğü, uzun zamandan beri ilk defa Peter Sauber'in ekranda, hem de gülümseyerek, belirmesine sebep oldu, bizi de mutlu etti. Defansif Kobayashi'nin pite girip yeni lastik almasıyla atak Kobayashi'ye dönüşmesi büyük zevkti, ama itiraf ediyorum ben izleyemedim. Yarışı Digitürk'ten kaydettim ama TRT, kendi programını kaydırdığı için son bir kaç turu kaydedememiş ve "drive of the day"i de kaçırmış bulundum. Internette bulup izleyeceğim inşallah.

Burada en büyük hayal kırıklığı Mercedes oldu. Cumartesi günü iki pilotuyla birden Q3 göremeyen Mercedes, yarıştan da puan alamamış oldu. Bunda kendi taktiklerinin çok büyük rol oynadığını da belirtmeliyiz. SC arkasında bütün pilotlar sıra ile geçerken Schumacher'in pit çıkışında öylece beklediğini izlemek, gerçekten iç burkucu ve belki de Schumi'nin dönüşünü fazlasıyla temsil eden anlardı.

Yarışın en büyük sürprizi de, gittikçe silikliğe doğru sürüklenen Williams'ın sonunda kendine gelmesiydi. Eski kurt Barrichello ve geçen senenin GP2 şampiyonu Hülkenberg'in rekabetçi turlar atması ve büyükleri ufukta kaybetmemesi, onlar için bir motivasyon olacaktır. En azından yaptıkları geliştirmeler işe yarıyor, yaramayanları da var (bknz Mercedes). Barrichello'nun 4.lüğü ne kadar iyiyse Hülkenberg'in egzosunun şasi ve lastiği yırtması da aynı şekilde kötü. Ama yine de toplamda pozitifte oldukları kesin.

Bu yazı biraz geç kaldı, çok meşgul olduğumdan yarısını yazdığım yazıyı bitiremedim, özürler. Ama beni daha da kötüsü bekliyor. Silverstone sırasında Denizli'de bir arkadaşımın düğününde, Hockenheim sırasında da kendi düğünümde oluyor olucam. Bana yardım etmek isteyen varsa seve seve kabul ederim.

24 Haziran 2010

Yarışma: Avrupa GP

Zaman o kadar hızlı geçiyor ki Valencia GP zamanı gelmiş. Oysa daha Kanada'daki heyecandan adrenalimiz düşmemişti. Bu arada klasik yarışma başlangıcı günümüz olan çarşambayı da atlamışız, bir gün gecikmeli de olsa karşınızdayız. Ben başlıyorum:

Pol: Hamilton
Galibiyet: Alonso
Podyum: Alonso, Hamilton, Vettel
En hızlı tur: Hamilton

Biraz sebeplendirelim. Red Bull'ların, Kanada'daki gibi çok hızlı olmayabilecekleri bir pist Valencia. Mclaren ise güçlü olacaktır, zaten son iki yarışta da duble yaparak rüzgarı arkalarına aldılar. Yine de yatay egzostunu ilk defa Ferrari ve ev sahibi Alonso'nun, Kanada'nın rövanşını alacağını düşünüyorum.

Kısacası gölü mayaladık, bakalım tutacak mı?

09 Nisan 2010

F1 Takviminden Çıkması Gereken Pistler

Bir süredir yazmaya niyetli olduğum, yazılar arasında draft'ta bekleyen bu yazıyı yazma zamanı gelmiş. Konu F1'e heyecan katmayan, takvimi şişiren ve pazarlarımızı televizyon karşısında uyuyarak geçirmemizi sağlayan yarışlar. Gerçekten enteresan pistler çıkıyorken, bir sürü ülke enteresan fikirlerle geliyorken, bu tip bayık yarışları takvimden çıkarmak herkes için en hayırlısı olabilir.

Peki bir süredir bekleyen bu post'u yazmamı sağlayan nedir? F1 Fanatic'te yayınlanan bu anket. Bernie'nin "yeni yarışlara yer açmak için bazı yarışları bırakabiliriz" sözünden çıkarak, okuyucularına hangi pistler gitsin diye sormuşlar. 3 pist seçebildiğiniz cevaplar arasında Bahreyn %67 ile liderken, Valencia %60 ile ikinci, %38 ile Türkiye üçüncü. Monaco'nun gitmesini isteyen 6 kişi varken Montreal, Spa, Monza, Suzuka ve Interlagos'a kimse oy vermemiş. Benim oylarım ise Bahreyn, Valencia, Macaristan şeklinde oldu. Enteresan sonuçlardan biri, henüz hiç yarışılmayan Kore GP'sine 9 kişinin oy vermesi.

Madem daha önce F1'e Geri Dönmesinin Istediğim 5 Pist ve Geçmiş Zaman Amerikan Pistleri'ni yazdık, onları hatırlatıp biraz da istemediklerimize dönelim.

Macaristan:
Takvimin açık ara en sıkıcı pist Hungaroring aslında. 1986'dan beri her sene düzenlenen yarışın, ilk senelerindeki en büyük özelliği, Demir Perde ülkelerinde düzenlenen ilk GP olmasıydı. Virajlı, dar, geçme noktaları olmayan bu pistin şu anda takvimde bulunmasının heralde en büyük sebebi girişinde yükselen Bernie Ecclestone heykeli ve piste çıkan yolun adının Bernie Ecclestone Caddesi olması. Halk arasında yalakalık dediğimiz bu numaralar yüzünden, takvimin bir ayağı bu piste heba ediliyor maalesef.

Yine de Sezar'ın hakkını Sezar'a verelim. 2006'da Jenson Button'ın kariyerindeki ilk galibiyeti aldığı yarış, piste ilk defa yağmur yağmasıyla beraber zevkli geçmiş ve 3 sene sonrasının Dünya Şampiyonu 14. cepten kalkıp yarışı kazanmıştı. Ama bu kadar yıldan beri tek heyecanlı geçen Macaristan GP'siydi bu. Bununla beraber Kovalainen, Alonso ve Damon Hill'in de ilk galibiyetlerini burada aldığını not düşelim.

Valencia:
2008 sezonu başlarken takvimde iki yeni pist vardı: Valencia ve Singapur. Ikisi de cadde pistiydi. Singapur, tarihin ilk gece yarışı da olmasıyla dikkatleri üstüne çekerken Valencia bir adım geride kalmıştı. Yapılan ilk yarıştan sonra da adı bir daha iyi bir şekilde anılmadı.

Sokak yarışları, Monaco'dan desturlanınca hep zevkli geçecekmiş gibi gelirdi. Valencia, anormal sıkıcı geçen, araçların sadece birbirlerini takip ettiği yarışı ile bu algıyı kırmayı başardı. Ayrıca Valencia gibi aslen güzel bir şehrin, nehir kıyısındaki Arts&Science Center yerine gidip çirkin limanında yapılması, yarışı daha da zevksiz kıldı. Zaten herkes buradan olabildiğince çabuk gitmek istiyor. Yerine en büyük aday da Roma GP'si.

Bahreyn:
Ortadoğu'daki ilk F1 yarışının evsahibi Bahreyn, aslında belki de bu sezona kadar sessiz sedasız, şikayetsiz koşuluyordu. Evet, hiç bir zaman çok zevkli yarışlar çıkarmadı ama tesisleri çok modern, hizmeti iyi, gerektiğinde kış testlerine de ev sahipliği yapmasıyla iş görüyordu. Ne olduysa bu sene oldu.

Daha sezon başlamadan, ilk yarış özelliğini parayı bastırıp satın alan Bahreyn, sırf benim değil bir çok yarışseverin antipatisini kazanmış oldu. Avustralya, demek ki bizimle bile enteresan bir bağ kurmuş. 2006'da da takvimin ilk yarışı olmuştu Bahreyn ama bunun sebebi Avustralya'daki Commonwealth Games idi. Bu sefer sezon açılışı yeri, tam anlamıyla satın alınmıştı (aynen Abu Dhabi'nin sezon finali yerini Interlagos'un elinden çalması gibi).

Zaten bizi üzen bu gelişmeden sonra, Bahreyn yetkililerinin piste yeni bir bölüm eklemesi ile ikinci şaşkınlığı yaşadık. Bu bölüm, sıfırdan yaratılan, virajlı ve kısa zamanda yapılmanın da etkisiyle oldukça tümsekliydi. Pilotların çok sıkıntı çektiği, herkesin bir o yana bir bu yana sallandığı bir bölüm oldu 5. ve 6. virajlar.

Burada Bahreyn'in şanssızlığı da, çok büyük beklentilerle başlayan sezonda yarışların sıkıcı geçeceğinin ilk göstergesi olmasıydı aslında. Muhtemelen sezon içinde yeni kurallardan dolayı bir çok sıkıcı haftasonu geçirecekken, bunların ilkinin Bahreyn'e denk gelmesi, artık F1severler arasında Shakir pistinin kötü bir imajla yer almasını sağladı.

Yakında, takvime dahil olmaya aday pistler hakkında da bir seri yaparız. Bunu da buraya not düşmüş olalım.
Related Posts with Thumbnails