Beklemek istedim, hemen bir yazı yazmak istemedim çünkü herkesin bakış açısını ve açıklamasını duymak istiyordum. Ama üstünden bir kaç gün geçtikten ve taraflar düşüncelerini açıkladıktan sonra, yine de Bahreyn GP'sinin yapılma sebeplerini anlamış değilim. Bir çok konu birden komplikeleşiyor, peki ne için?
Ortadoğu'daki özgürlük ve demokrasi dalgasına kapılan ülkelerden biri de Bahreyn bildiğiniz gibi. Ama bu ülkedeki protestolar bir türlü bitmek bilmiyor. Politikadan anlamadığım ve sevmediğim için Bahreyn konusunda ahkam kesmicem. Ama kesin olan bir şey var ki Formula 1, Bahreyn'e geri dönerek kendi kendini sıkıntıya sokuyor. Burada asıl amacın Bernie'nin paragözlülüğü olduğunu söylemek, işin kolayına kaçmak gibi sanki.
Bana kalırsa Bernie ve FIA, artık dünyanın en önemli para merkezlerinden olan Ortadoğu ile olan bağlarını güçlü tutmak niyetinde olduğu için Bahreyn'e geri dönüyor. Bahreyn'in, Mclaren'in önemli hissedarlarından olduğunu biliyoruz. Bunun dışında Mclaren, Ferrari, Mercedes gibi lüks sınıfı araç üreticilerinin de en büyük pazarlarından biri. Para musluğunu elinde tutanlara karşı çıkmak da o kadar kolay değil, hatta her geçen gün daha da zorlaşıyor. Bahreyn'e geri dönmek, hem ülkedeki hem de bölgedeki ülke yöneticilerine açık bir mesaj aslında: "Sizinle aynı saftayız". Bunun uzun vadeli avantajlarına göz dikilmiş durumda; bir yarış daha yapılınca elde edilecek para kimsenin umrunda değil.
Peki bu da kendi içinde bir çelişkiyi ortaya çıkartıyor. Formula 1'i döndüren para, sponsorlardan geliyor. Ve sponsorluk, bir imaj yaratmak için yapılıyor. Ama Bahreyn gibi durumu sıkıntılı ülkelere gidince sponsorların yaratacağı imaj da zarar görmüş oluyor. Yani ben bir sponsor olsam, Bahreyn'de olanlara karşı, o yarışlık logolarımın aracın üzerinde olmamasını tercih ederim. Kontrat gereği belki yine parayı ödemek zorunda kalabilirim ama yaratacağım imajdır önemli olan.
Bir yandan da 20 Ekimde koşulacak Bahreyn GP'sinin F1'den götürecekleri listesi var, ki oldukça kabarık bir liste bu. Birinci ve en önemli soru güvenlik. Protestocular, yarışı, kendilerini dünyaya göstermek için bir fırsat olacak bileceklerini açıklıyorlar. Hükümet ise F1 camiasının güvende olacağı garantisini veriyor. Yani bir yandan pistte araçlar dönerken diğer taraftan dışarıda bir savaş olacak. Takımlar, pilotlar vs ciddi güvenlik önlemleri içinde, muhtemelen pistin dibinde veya içinde kalacaklarken sporu takip eden, daha düşük profilli bir sürü insan, protestoların içinde kalacak. Onlara garantiyi kim verecek?
2012 için açıklanan takvimde Bahreyn GP'si, sezonu açan yarış olarak gözüküyor. Yani yaklaşık 5 aylık bir periyodda iki kere ülkeye gidecek F1 camiası. Ne kadar mantıklı? Kim tribünlere gelecek? Ayrıca ilk defa koşulacak Hindistan GP'si de bu sezonun son yarışı olacak. Muhtemelen Bahreynliler'den çok Hindistan yarışı organizastörlerinin işine geldi bu. Sezon finali yapmak her zaman prestijlidir ve ilk senelerinde, istemeden de olsa bunu yapacaklar. Ayrıca her yeni pist, elindeki bütün zamanı kullanmak ister. Hindistan'daki pist, muhtemelen zamanında bitecek bile olsa, onlara belli bir rahatlık vermiştir bu. Ayrıca sene sonunda ilk defa Hindistan'da yapılacak olan geleneksel FIA Yıl Sonu Galası ile de yarışın birleştirilmesi bekleniyor. Lojistik olarak mantıklı. Ama peki takım personelleri? Zaten oldukça az tatil yapabilen bu insanlar için Noel zamanının Hindistan'da geçirilmesi, ciddi bir moral, motivasyon ve performans kaybı olacaktır.
Şu anda F1'de aktif olanlar arasında sadece Mark Webber, delikanlı gibi çıkıp düşündüklerini açıklayabildi. Takımlar, konuyu FOTA toplantısında konuşacaklarını açıkladılar ama buradan da bir iki yuvarlak cümle hariç ciddi bir kararın çıkmasını düşünmek naiflik olur. Herşeyi geçtim, Mclaren'in hangi tarafta oy kullanacağı açık, böylece oy birliği ile verilecek bir karar olması imkansız. Yine de F1 emeklileri, düşüncelerini çok rahat bir şekilde açıklayabiliyorlar. Bunlardan biri Damon Hill, öbürü de Max Mosley. Artık onları, bu sahnedeki çıkar ilişkilerine bağlayan bir durum yok. O yüzden özgürcene konuşabiliyorlar.
Mark Webber'in dediği gibi, bu karara rağmen Bahreyn GP'sinin yapılıp yapılamayacağı hala bir muamma benim gözümde de. F1 camiasının, sessizliğinin arkasında, yine de ülkeye gitmek istemediği izlenimini de alıyorum ama kontratsal konulardan dolayı ses çıkaramıyorlar. Yine de ilk fırsatta yarışı yine iptal edip "biz gelecektik ama olaylar geçmedi" diyeceklerini düşünüyorum. Ama F1, politikadan uzak durma politikasının içine etmiş olmuyor mu?
Bahreyn etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bahreyn etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Şubat 2011
Bahreyn GP'nin Iptali
Arap dünyasındaki isyan hareketi, bu durumlarla en alakasız görünen partilerden Formula 1 dünyasını da kalbinden vuruverdi. Bahreyn'deki politik isyan yüzünden Bahreyn Prensi, ülkenin içinde bulunduğu duruma odaklanmak adına bu seneki GP'den vazgeçtiklerini açıkladılar. Bir süredir gelen haberler zaten içaçıcı değildi. Ilk önce ülkede yapılması gereken GP2 Asya serisi yarışı iptal edilmişti, ama daha sonra Bernie Ecclestone, ülkede durumun düzelmekte olduğunu ve kararı henüz vermeyeceklerini açıklamıştı. Dün gelen haberlerde de Bernie, GP hakkındaki kararı Prens'e bıraktığını söylemişti. Özellikle Ingiliz medyası tarafından bu hareket ciddi şekilde eleştirildi. Ama aslına bakınca durumun ne olacağı belliydi, bunu dünyaya Bernie kendisi açıklayıp Prens'i küçük duruma düşüreceğine söz hakkını Prens'e vermişti. Bugün de Prens kendinden beklenen açıklamayı yaptı. Şu anki durumda sezonun ilk yarışı 27 Mart'ta Avustralya'da olacak.
Kişisel olarak beni bir kaç açıdan mutlu eden bir haber oldu bu. En başta aslında genelde kendi içine kapanık ve para aşığı F1 dünyasının, dünyada olan diğer şeylere reaksiyon gösterdiğini, pilot ve takımlardan gelen bozuk seslerle bir şekilde muhalif yanda olduğunu göstermesi (en azından iktidar safında olmaması) önemli bir değişiklikti benim gözümde. Ayrıca Bahreyn GP'nin, F1 tarihinin altın yılı olabilecek 2010'daki en sıkıcı yarış olduğunu da unutmadık. Gönüllerin sezon açılışı olan Melbourne'e dönüyor olmak da ayrı bir güzel. Albert Park'ın ilk virajının yarattığı heyecanı iliklerimde şimdiden hissediyorum. Bahreyn'in ise yılın ilerleyen bir zamanına mı ertelendiği yoksa bu senelik tamamen iptal mi edildiği açıklanmadı. Kuvvetle muhtemel bu seneyi pas geçecekler.
Atlamadan ekleyelim, haftaya yapılması planlanan sezon öncesi son testler de Bahreyn'de olacaktı ve haliyle onlar da iptal edildi. Takımlar, bugün bitirdikleri Barcelona testlerine haftaya devam edecekler. Bu işe tek bozulan, daha sıcak havalarda test yapmak isteyen Pirelli oldu heralde.
Bugünlerde haliyle F1 medyası, bu gelişmeyi diline pelesenk edecek, Bahreyn aşağı Bahreyn yukarı diyecektir. Haber sitesi olmadığımız için muhtemelen bunları pek buraya da taşımayız (bknz yan taraftaki blogroll). Ama uzun vadede bakmak gerek bu gelişmeye bir yandan.
Formula 1 yarışları, artık hükümetler doğrudan finansal destek vermeden o ülkeye gitmiyor. Ciddi bir yarış düzenleme ücreti var ve yarışların yapıldığı çoğu yer, kafasında soru işaretleri ile hareket ediyor. En klasik örneği, yıllardır para kazanamayan ve son yıllarda bir kaç kez takvimden çıkıp geri gelen, takvimin en kemik yarışlarından Spa Francorchamps. Veya artık yapılmayan Fransa GP'si. Yarışların bir süredir paralı yerlere gittiği de yadsınamaz gerçek. Son 10 yılın yeni yarışlarına bakacak olursanız genel olarak hep Ortadoğu (ki bizi de öyle algılıyorlar, doğru veya yanlış) ve Uzak Doğu'dan çıkıyor yeni pistler.
Arap meydanlarının parasızlıktan, işsizlikten, aşsızlıktan kırıldığını ve temel yaşam hakları için savaştığını düşünürsek, yıllık maliyeti 30 milyon euro civarından başlayan yarışlar için bir soru işareti oluşabilir kafalarda. Açıkçası Bahreyn'in ileriki yıllar için takvimden çıkacağını inanmıyorum. Yine de unutmamak lazım ki yeni gelecek yönetimin öncelikleri arasında F1 yer almazsa, yeni yarışlara nereden yer açacağını şaşıran Bernie pek fazla üzülmez bence.

Burada Türkiye GP'nin eli güçleniyor tabi ki. Rus GP'sinin Olimpiyatlar dolayısıyla bir sene ertelenebileceği, Avustralya'da yerel otoritelerin F1 istemez tavırları, Spa'nın para yapmaması, Valencia'nın kötü bir pist olması ve sadece Alonso faktörü ile ayakta durması, bu pistleri hep takvimdışına atmak için sebep. Bizim de tabi ki bu sırada kıçımızın üstüne oturmak yerine yarışa gitmemiz, lokal heyecan yaratmamız lazım. Ülkemizdeki yarışın dolu olması ve para kazanması başta Bernie, bütün F1 camiasının istediği bir şey gerçekten. Çünkü Türkiye büyük bir market, Hermann Tilke'nin en iyi pisti, lojistik olarak da acısız ama Avrupa'da değil.
Tabi hep kendimizi düşünmenin bir anlamı yok, büyük resme de bakmak lazım. Açıkçası Bahreyn'in kısa vadede dengesiz olması veya uzun vadede takvimden çıkmasını en isteyen ülke Katar. Dünya Kupası düzenleme hakkını alan ve sporda çok ciddi yatırımlar yapan ülkenin, motorsporlarına ilgisi de uzun bir süredir biliniyor. Para bakımından sıkıntıları yok, üstelik bunu spora yatırmaktan da çekinmiyorlar. O yüzden gerçekten güzel bir pist yapabileceklerinden şüphe etmiyor kimse. Ayrıca her ne kadar pist üstünde bir kaç yıldır harikalar yaratamasa da lobi gücü devam eden Williams, Katar'a çok ciddi yatırım yapıyor. Uzun vadede finansal güç kazanmanın dışında, Katar'da bir Williams Technology Centre (alttaki resim) kurmuş durumda Frank Williams ve ekibi (daha doğrusu bu tip hamlelerin arkasında Adam Parr var). Porsche ile ortaklaşa yürütülen flywheel enerji sistemlerinin Ar-Ge'si de burada yapılıyor. Bunda Porsche'un %49.9'una Katar Emirliğinin sahip olmasının payı da var.
Ama bu kadarla da bitmiyor. Katar Emirliği aynı zamanda Volkswagen'ın da %17'sine sahip. Bu nokta çok kritik. Çünkü Bahreyn yerine takvime çekilecek bir Katar GP, yanında Formula 1'in ne kadar zamandır saflarına katmak istediği Volkswagen'ı da yanında getirebilir. 2013'teki motor değişikliği ile bu girişime sıcak bakacağını açıklayan VW, eminim yakın ilişkiler içinde olduğu Katar'ı da kollamak isteyecektir. Ve tabi ki dirsek temasında olduğu Williams'ı da. Almanlar, niyetlerini kesinleştirdikten sonra bile sorulacak çok soru var. En başta hangi marka ile girecekler? Porsche, Audi ve VW üzerinde duruluyor doğal olarak. Ama Grup, aynı zamanda devam ettirdiği Le Mans programlarını da düşünmek zorunda bu kararı vermeden önce. Bu arada Bugatti ve Lamborghini'nin de VW Grup çatısı altında olduğunu ve F1 tarihçeleri bulunduğunu hatırlatalım, şu anlık düşünülmeseler bile. Bundan sonraki soru fabrika takımı olmak mı yoksa motor üreticisi olmak mı? Takım olunacaksa yeni takım mı kurulacak yoksa bir takım satın mı alınacak? Yani uzun ve meşakatli bir yol ama herkesi yakından ilgilendiriyor.
Konu biraz dağıldı biliyorum, Bahreyn sokaklarındaki isyanı Volkswagen Grubunun Formula 1 planlarına bile getirdik Katar üstünden. Daha da dağılmadan burada duralım. Düşününce Avustralya'nın ilk yarış olması yine de çok heyecan verici!!! 27 Mart!!
09 Nisan 2010
F1 Takviminden Çıkması Gereken Pistler
Bir süredir yazmaya niyetli olduğum, yazılar arasında draft'ta bekleyen bu yazıyı yazma zamanı gelmiş. Konu F1'e heyecan katmayan, takvimi şişiren ve pazarlarımızı televizyon karşısında uyuyarak geçirmemizi sağlayan yarışlar. Gerçekten enteresan pistler çıkıyorken, bir sürü ülke enteresan fikirlerle geliyorken, bu tip bayık yarışları takvimden çıkarmak herkes için en hayırlısı olabilir.
Peki bir süredir bekleyen bu post'u yazmamı sağlayan nedir? F1 Fanatic'te yayınlanan bu anket. Bernie'nin "yeni yarışlara yer açmak için bazı yarışları bırakabiliriz" sözünden çıkarak, okuyucularına hangi pistler gitsin diye sormuşlar. 3 pist seçebildiğiniz cevaplar arasında Bahreyn %67 ile liderken, Valencia %60 ile ikinci, %38 ile Türkiye üçüncü. Monaco'nun gitmesini isteyen 6 kişi varken Montreal, Spa, Monza, Suzuka ve Interlagos'a kimse oy vermemiş. Benim oylarım ise Bahreyn, Valencia, Macaristan şeklinde oldu. Enteresan sonuçlardan biri, henüz hiç yarışılmayan Kore GP'sine 9 kişinin oy vermesi.
Madem daha önce F1'e Geri Dönmesinin Istediğim 5 Pist ve Geçmiş Zaman Amerikan Pistleri'ni yazdık, onları hatırlatıp biraz da istemediklerimize dönelim.
Macaristan:
Takvimin açık ara en sıkıcı pist Hungaroring aslında. 1986'dan beri her sene düzenlenen yarışın, ilk senelerindeki en büyük özelliği, Demir Perde ülkelerinde düzenlenen ilk GP olmasıydı. Virajlı, dar, geçme noktaları olmayan bu pistin şu anda takvimde bulunmasının heralde en büyük sebebi girişinde yükselen Bernie Ecclestone heykeli ve piste çıkan yolun adının Bernie Ecclestone Caddesi olması. Halk arasında yalakalık dediğimiz bu numaralar yüzünden, takvimin bir ayağı bu piste heba ediliyor maalesef.
Yine de Sezar'ın hakkını Sezar'a verelim. 2006'da Jenson Button'ın kariyerindeki ilk galibiyeti aldığı yarış, piste ilk defa yağmur yağmasıyla beraber zevkli geçmiş ve 3 sene sonrasının Dünya Şampiyonu 14. cepten kalkıp yarışı kazanmıştı. Ama bu kadar yıldan beri tek heyecanlı geçen Macaristan GP'siydi bu. Bununla beraber Kovalainen, Alonso ve Damon Hill'in de ilk galibiyetlerini burada aldığını not düşelim.
Valencia:
2008 sezonu başlarken takvimde iki yeni pist vardı: Valencia ve Singapur. Ikisi de cadde pistiydi. Singapur, tarihin ilk gece yarışı da olmasıyla dikkatleri üstüne çekerken Valencia bir adım geride kalmıştı. Yapılan ilk yarıştan sonra da adı bir daha iyi bir şekilde anılmadı.
Sokak yarışları, Monaco'dan desturlanınca hep zevkli geçecekmiş gibi gelirdi. Valencia, anormal sıkıcı geçen, araçların sadece birbirlerini takip ettiği yarışı ile bu algıyı kırmayı başardı. Ayrıca Valencia gibi aslen güzel bir şehrin, nehir kıyısındaki Arts&Science Center yerine gidip çirkin limanında yapılması, yarışı daha da zevksiz kıldı. Zaten herkes buradan olabildiğince çabuk gitmek istiyor. Yerine en büyük aday da Roma GP'si.

Bahreyn:
Ortadoğu'daki ilk F1 yarışının evsahibi Bahreyn, aslında belki de bu sezona kadar sessiz sedasız, şikayetsiz koşuluyordu. Evet, hiç bir zaman çok zevkli yarışlar çıkarmadı ama tesisleri çok modern, hizmeti iyi, gerektiğinde kış testlerine de ev sahipliği yapmasıyla iş görüyordu. Ne olduysa bu sene oldu.
Daha sezon başlamadan, ilk yarış özelliğini parayı bastırıp satın alan Bahreyn, sırf benim değil bir çok yarışseverin antipatisini kazanmış oldu. Avustralya, demek ki bizimle bile enteresan bir bağ kurmuş. 2006'da da takvimin ilk yarışı olmuştu Bahreyn ama bunun sebebi Avustralya'daki Commonwealth Games idi. Bu sefer sezon açılışı yeri, tam anlamıyla satın alınmıştı (aynen Abu Dhabi'nin sezon finali yerini Interlagos'un elinden çalması gibi).
Zaten bizi üzen bu gelişmeden sonra, Bahreyn yetkililerinin piste yeni bir bölüm eklemesi ile ikinci şaşkınlığı yaşadık. Bu bölüm, sıfırdan yaratılan, virajlı ve kısa zamanda yapılmanın da etkisiyle oldukça tümsekliydi. Pilotların çok sıkıntı çektiği, herkesin bir o yana bir bu yana sallandığı bir bölüm oldu 5. ve 6. virajlar.
Burada Bahreyn'in şanssızlığı da, çok büyük beklentilerle başlayan sezonda yarışların sıkıcı geçeceğinin ilk göstergesi olmasıydı aslında. Muhtemelen sezon içinde yeni kurallardan dolayı bir çok sıkıcı haftasonu geçirecekken, bunların ilkinin Bahreyn'e denk gelmesi, artık F1severler arasında Shakir pistinin kötü bir imajla yer almasını sağladı.
Yakında, takvime dahil olmaya aday pistler hakkında da bir seri yaparız. Bunu da buraya not düşmüş olalım.
14 Mart 2010
Bahreyn: Bir Ferrari Rüyası

En başta şunu rahatlıkla söyleyebilirim, çok özlemişiz. Vettel'in sorunu haricinde sıkıcı olarak değerlendirebileceğimiz bir yarış bile, heyecan verdi.
Yarışı uzun süre önde götüren, hatta güzel şekilde kontrol eden Vettel'in, egzost sorunu yüzünden Ferrari'lerin ve Hamilton'ın arkasında kalması, gerçekten çok yazık oldu. Çünkü bu sene şampiyonluğa oynamasını beklediğim bir pilot genç Seb. Onun sorunu sayesinde Ferrari de sezona duble ile başladı. Bu arada Ferrari'nin bir önceki dublesi Fransa 2008'de de Raikkonen, aynı egzost sorunu ile yarışı kazanmıştı. Şans dediğin bu olsa gerek.
Italyanlarda Alonso, Kimi gibi, Ferrari'deki ilk yarışını kazandı. Şimdi soru, yine Kimi gibi, Ferrari'deki ilk senesinde şampiyon olabilecek mi? O kadar ileriye gitmeden söyleyebileceğimiz, belli ki Alonso'nun şu an griddeki en mutlu insan olduğu. Zigzaglarla finiş çizgisine gelirken de bu açıkça belliydi.
Bir yandan da Massa'nın hikayesi var. Büyük sıkıntılardan sonra gelen bu ikincilik (ki basın toplantısında kendisinin de belirttiği gibi en iyi sezon başlangıcı oldu), üstünden büyük bir yük atmış ve onun için de en az Michael Schumacher kadar ikinci bir başlangıç olmuştur.
Mclaren'de ise durum şimdiden belirginleşti gibi. Hamilton, çok rahat bir şekilde Button'ı geçti, yani beklenen oldu. Hamilton, downforce sıkıntısı yaşayan Mclaren'i ile podyuma çıkarken, Button'ın sorunlu araçtan performans alamama hastalığı yine ortaya çıktı. Heralde kimse Webber'i arkasında tutup 7. olmasını başarı olarak görmüyordur.
Mercedes GP, nispeten sessiz başladı ve bitirdi sezonun ilk yarışını. Rosberg'in Schumacher'den bütün haftasonu boyunca daha hızlı olması dikkatleri çekti ama Schumi, üstündeki pası atınca neler olacak merakla bekliyoruz. Yine de Red Bull ve Mclaren gibi karışık duygular yerine, daha istikrarlı turların sahibi oldular, ki bu bile başarı.

Ferrari, rüşdünü ispatladı. Mercedes, 5.lik ve 6.lık ile en iyi üçüncü takım gibi durdu. Mclaren ve Red Bull ise karışık sinyaller verdiler. Red Bull'un hızı da dayanıklılık seviyesi de ortada. Hangi denge ağır basarsa oraya gidecek takım belli ki. Ama eğer geçen senekinden daha az sorun yaşarlarsa Vettel'in şampiyon olmamak için bir nedeni kalmaz.
Bu gridin başı. Peki sonu? Yeni takımlardan HRT, beklendiği gibiydi. Karun'u ilk turda kaybettiler, bir kaç tur sonra da Bruno Senna gitti. Henüz üstüne yazı yazacak bir performans bile sergileyemediler. Virgin, yarış başlarında Lotus ile eşit seviyede gibiydi. Zaten Glock da Lotus'ların önünde başlıyordu yarışa. Ama onlar da en başta di Grassi'yi, sonra da Glock'u kaybedince gözler Lotus'a döndü. Malezyalılar, gridin geri kalanına göre çok yavaşlardı, burası kesin. Ama çok kısa sürede iki tane finiş görecek araç hazırlamaları bile gerçekten çok büyük başarı. Yeniler grubundan sıyrılıp orta sınıfları hedefleyecek ilk takım olacaklarını, adeta bayrak açar gibi ilan ettiler.
Orta sıralarda ise Force India, bu seneki hedefleri "markalar sıralamasında beşincilik"in hakkını verdiler ve ilk dört takımın arkasına kuruldular. Sutil, sert lastiklerle 10. başladığı yarışta, ilk virajda Kubica ile çarpışmasaydı belli ki iyi bir yerlere gelecekti. Onun yerine yarışta 9.luğu, yarışa 12. başlayan takım arkadaşı Liuzzi aldı.

Renault ise neler yapabileceğine bakıp üzülüyordur. Kubica, ilk virajda Sutil ile çarpışıp sonunculuğa düşünce iki pilot için de berbat oldu yarış. Petrov ise son derece iyi başladığı yarışta, bir kerb'ün üstünden sert geçince süspansiyonuna hasar verdi ve yarışdışı kaldı. Not etmek gerek ki eski takımlardan klasmana giremeyen tek sürücü de Petrov oldu. Yine de Renault, iyi bir geliştirme süreci yaşarsa orta sıralarda büyük bir güç olur.
Williams ise Force India ile olan mücadelesinde bu yarışlık yenildi diyebiliriz. Rubens Liuzzi'nin, Hulk Sutil'in arkasında kaldı. Ama yine de silik geçen sezonların ardından takım, bu sene çok daha iyi bir tempoda ve şevkli gözüktü. Frank Williams'ı ve ekibinin böyle görmek, her Formula 1 severi mutlu etmiştir eminim ki.
Yarışın kötü sürprizlerinden biri Sauber oldu benim için. Herkesi şaşırtıcaklarını beklerken sessiz sedasız iki aracı da kenara çektiler. Oysa lastikleri yumuşak kullanmaları ve Ferrari motorları ile potansiyelli gözüküyorlardı. Toro Rosso'da ise Buemi, yarış sonlarında kenara çekse de Alguersuari, tur yemeyerek ve yarışın en iyi tur zamanlarından birine imza atarak aslında kendi çapında bir mucizeye imza attı. Ne var ki onun da derecesi 13.lüktü.
Hızlı bir özetini geçmiş olduk Bahreyn GP'sinin. Hafta boyunca açıklamalar ve yorumlarla daha çok yazarız üstüne. Bir sonraki yarışın iki hafta sonra Melbourne'de olduğunu da hatırlatalım.
13 Mart 2010
2010 Sezonunun Ilk Sıralaması

Sezon sonunda başladı, ilk sıralama turları bitti. Sonuçlar belli, hemen iletelim:
Polde Vettel, yanında Massa
Hemen arkalarında Alonso, yanında Hamilton
Rosberg ile Webber
Schumacher ile Button
Kubica ile Sutil
Q2'de ilk elenenler Barrichello ve Liuzzi
Arkalarında Hulk ve de la Rosa
Buemi ile Kobayashi
Petrov, yanında da Q1'de ilk elenen Alguersuari
Yenilerin sıralaması ise Glock ve yanında Trulli,
Kovalainen ve di Grassi
Senna ile Chandook

Biraz da anlamlarına bakalım. Iki şey ortaya çıktı. Birincisi P9, P10 ve P18'in, orta sınıfın iyilerini ve kötülerini belirlemede önemli olacağı. Q1'de 7 araç elenecek ve bunların altısı banko şekilde yeni takımlar. Son elenecek araç ise orta sınıftaki en kötü olacak. P9 ile P10 da tam tersi. Ilk 8 sırayı şampiyonluk adayı 4 takımın araçlarının alacağı da garanti gibi, sorun yaşamadıkları sürece. O yüzden son bölüme kalabilen P9 ve P10 araçları da orta sınıfın en iyileri olacak. Bahreyn'de P18'i Alguersuari, P10'u Liuzzi, P9'u da Kubica aldı. Toro Rosso'nun bu sene iddiasız olacağını tahmin ediyordum zaten. Ne de olsa üretici olarak ilk seneleri ve bu duruma alışmak durumundalar. Alguersuari'nin 18.liğinde bunun kadar tecrübesizliğinin de etkisi vardır. Kubica'nın P9 olmasında tecrübenin etkisi olduğu gibi. Sonuçta Renault'nun yeniden yapılanması, Toro Rosso'nun üretici olmaya alışmasıyla benzer bir süreç.
Bu sıralama turlarından çıkan ikinci sonuç, sıralama turları ile yarışın bu sezon iki farklı şey olacağı. Mesela Sauber. Lastiklerini koruyarak yarış sırasında rakiplerine karşı avantajlı olacaklar ama bunu, bir tur üstünde gerçekleştirmeleri imkansız. Veya Renault. Az benzin harcayan motorları ile yarışa daha az benzin (yani yük) ile başlayacaklar. Ama tek turda, güç dezavantajları kendini daha çok gösteriyor. Mclaren ise beklenmedik bir şekilde geride kaldı, yarış sırasında ne halde olacakları da yarından önceki en büyük sorulardan biri.

Yenilerin kendi aralarındaki rekabeti ise takip etmeye değer. Virgin ile Lotus'un zamanları birbiriyle çok yakın. HRT ise yarıştan önceki "Virgin ve Lotus'tan bir saniye daha hızlıyız" açıklamalarına karşın tartışmasız sonuncu olarak rezil oldu diyebiliriz. Bu takımların gelişimleri ve orta sıralara ne kadar yaklaşabileceklerini de dikkatle izleyeceğiz sezon sırasında. Yarın yarışı bitirebilmek ise bu takımlar için ciddi başarı olacaktır.
Kısacası herşey yarınki yarış için hazır, alarmlar 14.00'e kuruldu. Getirin artık startı!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





