Formula 1 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Formula 1 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mayıs 2011

Selahattin'in Türkiye'si

Bu yazının sebebi bir başka yazı. Selahattin Duman, 9 Mayıs'ta Vatan Gazetesi'ndeki köşesinde F1 Türkiye GP'si hakkında önemli gözlemlerde bulunmuş, buradan okuyabilirsiniz. Hatta kesin okuyun, enteresan bir yazı. Aşağıda okuyacağınız yazı, Duman'ın hiciv yapmadığını ve ters manyer vermediğini düşünerek yazılmıştır. Eğer öyle yaptıysa affola, büyüksün Selahattin Duman!

---------------------------------

Yıl 2015. Ülkemize dış güçlerin kazıklama içgüdüsüyle gelen Formula 1'i, "Istanbul ahalisi"nin tek yumruk olup denize dökmesinin dördüncü yıldönümü. Zengin piçi Formula bebelerinin, bir de onlara özenen, zaten hayatını orta sınıf anne babasını sömürerek geçiren çapulsuzların dışında kimse, bu salak oyuna gelmedi. Böylece başında hipofiz cücesi Bernie Ecclestone'ın olduğu dış mihraklar, arkalarına bile bakmadan gittiler. Oh!

Türkiye'deki son GP'nin koşulduğu günlerde Birleşmiş Milletler on yıllık "Yollarda Güvenlik" promosyonuna başlamıştı. Biz de o salak araba merdanesine vereceğimiz yıllık 26 milyon doları, bu güzel amaç uğruna harcıyoruz. Emniyet şeritlerimizi genişlettik, asfaltlarını düzelttik. Havalı korna, emniyet kemeri başı ve kırmızı-mavi çakar fiyatlarını indirdik. Otomobil modifiye parçalarına uygulanan gümrüğü sıfıra indirdik. Harbi delikanlılarımız rahat rahat yarışsınlar, başka araçlar onları rahatsız etmesin diye orta yerinde iki köprü olan o canım otobanları günün belirli saatlerinde trafiğe kapatıyoruz. Böylece kazananı herkesin anladığı yarışlar yapılıyor.

Ayrıca zengin piçleri ve onlara özenen orta sınıf bebelerinin ecnebi özentisi hayat tarzlarının da önüne geçmek için önlemler aldık. Artık camına siyah film kaplatmayan, belli bir sesin altında çıp tak müzik dinlemeyen, düzgün fren yapan ve kalkışlarda yavaş kalanlara da trafik cezası var. EDS'lerle kırmızı ışığın son 2 saniyesinde hala yerinde duranlara fotoğraflı delilleri yollanıyor, 3 kere tekrarlarlarsa ehliyetlerine el koyuluyor. En müjdeli haber ise Türk otomotiv sektörünün önünü kesenlere inat (Ferrari gibi firmalar filan), Serçe ve kuş serisi otomobillerimizin seri üretimine yeniden başladık. Özlediğimiz eski özelliklerinin yanında opsiyonel olarak gerçekten işe yarayan (ama merkezi olmayan) kilit, cam silebilen silecekler, kurukafa şeklinde vites topuzu, aracın rengine uygun "maşallah" ve "babam sağolsun ama alın teri" yazıları, Cadillac amblemleri ve değişen renklerde far da sunuluyor.

Bir yandan da ülkemizin ahlak seviyesi de regüle ediliyor artık. Seksüel prodüktör camiası, uzun süren sessizliğini Selahattin Duman'ın tokat gibi yazısı sayesinde sona erdirdi ve 2011'den beri kullanılmayan Istanbul Park pistinde dernekleşerek isteyen gençlere kurs vermeye başladılar. Onların müzikleri daha bir farklı yalnız, "o tip" müzikleri ancak sertifikalı seksüel prodüktörler çalabiliyor. Böylece porno websiteleri, otobüslerde elele tutuşmalar gibi tarihinde hiç görmediği ahlaksızlıkları uzun uğraşlar sonucunda elimine etmiş ülkemizde cinsel aktiviteler de doğru ve işin ehli ellerden yayılıyor.

Bir de size, şahane ülkemize tehdit oluşturanların başına gelenleri anlatayım, ibret-i alem olsun. Etiler-Ulus hattında gezinen zengin piçleri var ya, hani şu müziği sadece şan olsun diye dinleyen bebeler, Serçeli cengaverlerimizi üstlerine saldık ve teker teker telef ettik. Yeditepe Üniversitesi'ni kapattık. Formula (ama Formula 1 diil, sadece Formula) günlerinde de gittikçe azaltılan içki tüketimini, toptan yasakladık. Yerine üzüm suyu, şalgamı pohpohluyoruz. Paranın kime gideceğine de karar verdiğimizden artık ne o zengin piçleri ne de babaları olacak denyolar zengin. Onlara özenen orta sınıf zavallılar, ailelerinin sırtlarından geçinmesinler diye master yapmayı yasakladık. En fazla üniversite, o da belki. Memur çocuklarını, onlara özel bir yasa ile taksicilik ve minibüsçülüğe özendiriyoruz. Bu sınıfa girenlere taksi plakası ve minibüs hattı bedava. Onları araçlarının arkasındaki TKMF (Türkiye Kapışma ve Makas Federasyonu'nun kısaltılmışı) ibarelerinden anlayabilirsiniz, onlara lisansı TKMF çıkarıyor çünkü.

Yeri geldiğinde göz zevkimizi, yeri geldiğinde sinirimizi bozan otistikleri, dış güçlerin Türklüğü bozmak için aramıza attıkları bozuk tohumlar olduğunu bilimsel olarak kanıtladıktan sonra, koyduk çuvala salladık salladık vurduk duvara. Hipofiz cücelerine de, Selahattin Duman'a Bernie Ecclestone'ı hatırlattığı için, evden çıkma yasağı getirdik. Yurtdışından saçma sapan gruplar bıkbık ettiler, faşitmişiz, insan değilmişiz diye ama neyse ki irademiz güçlüdür bizim. Yılmadık ve Türkiye'yi 2023 hedefine doğru emin adımlarla götürüyoruz.

Kısacası siz siz olun, Selahattin Duman gibi saf süzme insanların peşinden ayrılmayın. Onlar ülkemizin doğru yöne gitmesi, gelişmesi ve büyümesi için el üstünde tutmamız gereken fikir prodüktörleri. O yoldan ayrılanların başına ne geldiğini de okudunuz. Aman ha, iyi çocuklara benziyorsunuz, üzmeyin anne babalarınızı...

19 Mart 2011

2011 Başlamadan

Yeni sezon başlamadan adettendir, herkes düşüncelerini, gördüklerini yazar, işkembeden tahmin yapar. Soru şu, bizim neyimiz eksik?

Kural değişiklikleri ile beraber 2011, bolca kural değişikliği yapılan diğer yıllar kadar belirsiz başlıyor aslında. 2010 sezonunun da yükselttiği beklentilerle herkeste bir heyecan, herkeste bir coşku. Haftaya bu aralar fiziksel olarak dünyanın binbir tarafında da olsak ruhumuz Melbourne'de olacak.

Bu senenin en büyük olayı yeni Pirelli lastikleri olacaktır. Kimsenin tam olarak nasıl çalıştıracağını çok anlamadığı bu lastikler, Terminator-vari Bridgestone'ların yerine çok kısa sürede ciddi performans kaybına uğruyor. Bu yüzden çok farklı taktikler uygulayacak takımlar. Yeni lastikleri anlamak için en elzem şey, onları testlerde bolcana kullanmaktı. Mesela Ferrari, neredeyse hiç mekanik arıza yaşamadığı sezon öncesi testlerinde en çok kilometre kateden takım oldu. Ama Mclaren, yeni aracını piste geç sürme isteği ve egzost ısınma sorunlarını halledemediğinden bu konuda ciddi sıkıntı yaşadı.

Bunun dışında bir de arka kanat olayı var. Aslında onu uzun uzun yazmıştık, buradan ulaşabilirsiniz. Son derece karmaşık kuralları olan, açıldığında güvenlik sorunu çıkarabilecek, eğer işe yararsa geçişi fazla kolaylaştırma ihtimali bulunan, pilotlar açısından direksiyondaki kumandaları fazlalaştıran ve fanatik olmayan F1 izleyicisinin zor anlayacağı bir şey bu arka kanat. Şimdiden F1'in kemik takipçileri arasında da tepki topladı ve hayatına 1-0 geriden başlayacak. Bu sistemin tek artısı, mesela KERS gibi aracın etrafında kurulduğu bir şey değil. Takım patronlarının genel politikası "bekle ve gör", eğer sistem gereken etkiyi sağlamaz ve spora katkı vermezse eski arka kanatlara dönüş nispeten kolay olacak.

KERS ise bambaşka bir tren. 2013'te daha çevreci olacak F1 için, uzun vadeli bir çözüm ve bunu gittikçe daha iyi kullanan takımlar, diğerlerini yavaş yavaş geçebilir. Sistemin en önemli noktalarından biri, bu teknolojinin, araba üreticileri tarafından yol araçlarında da kullanılabilecek olması. Ama açılır-kapanır arka kanadı kendi arabamda göremiyorum, ne şimdi ne de gelecekte.

Aslında kimsenin tam bir şey anlamadığı sezon öncesi testlerde işkembelerin ortak görüşü, Red Bull'un yine sezona iyi başlayacağı. Webber bile "şu ana kadar geçirdiğimiz en iyi kıştı" dediğine göre, içi dolu bir tahmin bu. Ferrari de Red Bull'la aşık atabilecek tek takım gibi duruyor. Üçüncülük kürsüsü testler içinde el değiştirdi biraz. Renault, ciddi bir beklenti yarattı ilk testlerde. Egzost borularını sidepod'ların yanından çıkartıp geçen senenin blown exhaust'larının yasaklanmasının etkisini minimize etmişe benziyorlardı. Ross Brawn da 2009'da kendi takımına şampiyonluk getiren double diffuser'dan bile daha büyük bir etkisi olabileceğini söylemişti.

Tabi o günlerde Renault'da Kubica vardı. Sonunda şampiyonluğa oynayabilecek, dark horse pilotun altında dark horse bir araç olacaktı. Ama o şanssız ralli kazası ile kendi kendini baltalamış oldu. En son haberleri de verelim. Geçen hafta 4. kez ameliyat masasına yatan Leh pilotun gelişimi, bütün doktorları etkilemiş durumda. Elini ve kolunu kullanabiliyor ve bir kaç hafta içinde yürüyebileceği bile konuşuluyor. Umarız en yakın zamanda pistlere, eskisi gibi, geri döner.

Son testlere kadar Schumacher ve Rosberg'den yükselen "bu sene de bizden cacık olmaz" naraları, son teste gelen aerodinamik yenilemeler ve alınan hızlı tur zamanları ile "bakarsınız galibiyetlere oynarız, kim bilir"lere döndü. Sanki şu anda Red Bull ve Ferrari'nin arkasında Mercedes var gibi o yüzden. Bu senenin en kısa aracını üreten Almanlar, bunun avantajını belli pistlerde kullanacaklardır kesinlikle.

Bir yandan da ciddi aşama kaydetmiş Toro Rosso, Williams ve Sauber var. Force India'nın gittikçe gerilediği gridde bu üçlü "best of the rest" pozisyonu için ciddi şekilde çekişebilir. Burada genel kanı en büyük aşamayı Toro Rosso'nun kaydettiği. Ama bu sene aracın hızlı olmasının dışında lastikleri istikrarlı kullanması da fazlasıyla önemli olduğu için kişisel olarak bu 3 takım arasında bir sıralama tahmini yapmayı düşünmüyorum. Bir de Lotus, Renault motoru ve Red Bull arka tarafı ile ciddi atılım yaptı ama yaşadıkları sorunlarla henüz tam olarak dayanıklı olmadıklarını da gösterdiler. Bu sene Lotus'un puan almasını bekliyorum açıkçası. Lotus vs Lotus davası ise bir süredir harlanmadı, iki takım da konsantrasyonu piste verdi. Ama sezon ortasında bu konuyu yine binbir kere duyacağız.

Bu senenin kaybedenleri de var tabi. Mclaren ismini yukarıda anmadık. Egzost çıkışlarını bir türlü soğutamadıklarından araçla yeterli kilometre yapamadılar testlerde. Zaten bir hafta geç tanıttıkları yeni araçları, bu yüzden yeteri kadar Pirelli'lerle haşır neşir de olamadı. Mclaren, belki hızlı olma potansiyeli olan bir araç üretmiş olabilir ama şu anda o potansiyeli ortaya çıkaracak bir dayanıklıkları yok ve test eksikliğinden dolayı aracın baz setup'ı konusunda da diğer takımların arkasındalar. Her ne kadar Martin Whitmarsh, Avustralya'da sürpriz yapabiliriz dese de kafalarda heyecandan çok soru işaretleri var.

Force India, geçen sene Williams'a son yarışta bir puan ile geçilerek Markalar Şampiyonasında altıncılığı kaptırmıştı ama onları uzun dönemde aşağı sürükleyen sebepler önemli personellerini Lotus ve Sauber'e kaptırmaları ile Vijay Mallya'nın F1'e uymayan ciddiyetsiz yönetimi. 2011 için kontratı olmasına rağmen kışkışlamak istedikleri Liuzzi'yi napacaklarını bilmedikleri için bir türlü pilotlarını bile açıklayamamıştı takım. Bu kafa ile Force India'nın bir yere gideceğini düşünmüyorum, şu anda midfield'ın en arkasında gibi duruyorlar açıkçası. Bir de bu sene de sezon öncesi testlerde sıfır kilometre kateden HRT var. 2011'de de gridde olmaları başlı başına bir sürpriz zaten. Bu uzatmaların devam etmesi, parasız takıma herşeyi kiralayan Colin Kolles'e patlayacak gibi duruyor açıkçası. Bir de Marussia Virgin var. Kendi pilotları bile aracı yeteri kadar geliştiremediklerinden bahsediyorsa ortada bir sorun vardır. HRT ve Virgin, %107 kuralının geri dönüşü ile bu sene bazı yarışlarda cumartesiden tası tarağı toplayıp dönebilir geliyor bana.

Bu sene gözümün üstünde olacağı üç çaylak da pistlere çıkıyor: Pastor Maldonado, Paul di Resta ve Sergio Perez. Jerome d'Ambrosio da var ama onun Virgin ile neler yapabileceği meçhul olduğu için Genii pilot akademisi mensubu genci, ileriki yıllarda başka takımlarda daha iyi tartabiliriz gibi geliyor. Sergio Perez, testlerde elde ettiği iyi sonuçlarla dikkat çekti ve Formula 1 camiasına hızlı adapte olmuş gibi. Maldonado ise Williams'ın arızalarından bolcana etkilendi.

Hindistan'ın da eklendiği takvimde, son notu da sezonun Melbourne'de başlayacak olmasından ne kadar mutlu olduğumu belirtmeye ayırayım. Bahreyn'in ilk, Abu Dhabi'nin son yarış olmak için attıkları taklalardan geleneksel bir F1 seyircisi olarak mutsuzdum, neyse ki 2011 Melbourne'de başlayıp Interlagos'ta bitecek; olması gerektiği gibi!

Haftaiçinde yarışma postlarına tekrar başlayacağız. Bloglara erişimin kısıtlanmasından dolayı bana email atarak da tahminde bulunabileceksiniz, ben de onları post'ların alt kısmına yorum olarak koyarım toptan.

O zaman artık gözler Avustralya'da. Heyecanla 2011 sezonunun başlamasını bekliyoruz!

16 Ocak 2011

Cash is King! (Sponsorluk Denemesi)

Bu aralar taktığım bir konu paranın F1'deki etkisi. Yalan Rüzgarı dedik, Petrov dedik, Maldonado dedik, Karthikeyan dedik. Yani en üst takımlar hariç, 26 koltuğun çoğu satılık durumda. Üzücü bir durum ama takımların, bu sıkıntılı ekonomik durumlarda sponsor parasına sarılması zaruri.

Bir süre önce twitter'da, THY niye Formula 1'e sponsor olmuyor diye bir muhabbet dönmüştü. Gerçekten de uçan kuşa sponsor olan havayolumuz, ülkemizde can çekişen F1 yarışına sponsor olsa, eminim takvimde kalmamıza dair ümitlerimize çok büyük etkisi olur. Benim duyduğum kadarıyla THY'nin bu tip bir sponsorluktan çekinmesinin sebebi, kazalarla ilişkilendirilmek.

Peki dünyada durum nasıl? Şu anda Qantas Avustralya'ya, Etihad Abu Dhabi'ye, Gulf Air de Bahreyn'e sponsorluk yapıyor. Virgin markasında bir kaç havayolu bulunduğunu, Lotus'un patron Tony Fernandes'in AirAsia'nın sahibi olduğunu da unutmayalım. Yani dünya çapındaki havayollarında genelde böyle bir durum yok.

THY'nin uzun vadeli planlarında dünyada önemli bir aktör olma, filo büyütme ve bunun promosyonunu da spor üstünden yapmak varken daha ne kadar uygun olabilir Türkiye GP'sine sponsor olmak diye düşünüyor insan. Isim sponsorluğu için istenebilecek bedel konusunda bir fikrim yok ama 1) Manchester United veya Barcelona'ya sponsor olmaktan çok pahalı olmasa gerek, 2) bütün sene markanın, devamlı anılacak olması muhtemelen o bedele değer. Türkiye GP'si ile yapılacak bir senelik deneme anlaşması eminim iki taraf için de bu işin olurunu ortaya koyacaktır.

Bir beyin fırtınası yapalım. 2010'da Türkiye GP'sinin adı 2010 Formula 1 Turkish Airlines Turkish Grand Prix olsaydı... Sezonunun en önemli dönüm noktalarından biri olan Webber-Vettel çarpışmasının ardından aylarca, hatta sezon bittikten sonra sezon özetleriyle tekrar tekrar THY adı bütün dünyaya yayılacaktı.

Başka bir fikir: Bir pistin, geçmiş/kültür yaratabilmesinin en önemli noktalarından biri virajları. Ve bizde öyle bir viraj var ki, bu kadar kısa zamanda tarihin en iyi virajları arasında yerini almış durumda. Bütün pilotlar, yazarlar, takım patronları buradan bahsediyor. Yeni yapılacak pistler, kendilerine bunun kopyasını yapıyor. Ama biz bunu bir kültüre, bir yaşanmışlığa döndüremiyoruz. Nasıl döndürebiliriz? Oraya bir ad vererek. Hermann Tilke pistlerinin en önemli dezavantajlarından biri suni olmaları, 1. viraj, 2. viraj vs... Oraya mesela F1 lastiklerini Türkiye'de üreten Pirelli, ismini verse. Pirelli virajı. Veya aynı şekilde THY virajı, son yasakların üstüne Efes Virajı mesela. Veya bir sigorta şirketi, oraya ismini verdikten sonra reklamında orada yoldan çıkan araçların görüntüleriyle sükse yapmaz mı? Yarışa adını vermek gibi pahalı bir şey olacağını da zannetmiyorum. Aynı şekilde arka düzlüğümüzün ortasındaki kırılma bölümüne veya sondaki 3 yavaş viraja ad verilse yarışımızın havası ne kadar değişir bir anda. Buradan gelecek paralarla biletler de daha ucuz olabilir. Daha ucuz bilet, daha fazla insan. Işte Bernie Ecclestone'ın ülkemiz hakkında dediği motorsporları altyapısı yok eleştirisinin asıl karşılığı bunlardır bence.

Bir fikir de uluslararası şirketler ve FIA için. Herşey takım, yarış, pilot bazlı düşünülüyor, bunların marketing değeri üzerinden hesaplanıyor. Ama Formula 1'in de kendi değeri var açıkçası. Bu da bir sponsor çekebilir açıkçası. Mesela şu anda spordaki en büyük sponsorlardan olan Santander, Formula 1'e sponsor olabilir; Santander Formula 1 Championship. Veya pilotlar şampiyonasına bir, markalar şampiyonasına başka bir sponsor bulunabilir ama bu biraz kafa karıştırabilir. Ilk bakışta garipsenebilecek bile olsa, bakarsanız çok uzak değiliz buna. Sonuçta DHL Fastest Lap yarışması yapılmıyor muydu? Bunu, FIA'nın herkes için aldığı bir havuz sponsor olarak algılarsak, yani buradan gelecek gelirin takımlara dağıtıldığı ve takımlara ekstra gelir sağlandığı bir ortamda daha eşit bir rekabet ve takımların sponsorlara karşı ellerinin daha sağlam olduğu bir ortam oluşmaz mı?

Paranın, sporun ruhuna zarar verdiği tartışmalarının ortasında belki çok kapitalist bir yazı gibi durdu ama sponsor gelirlerinin, diğer bütün sporlar gibi Formula 1 için de çok önemli olduğu bir ortamda, bu parayı nasıl daha iyi kullanırız ve sporun gelişimine katkı sağlarız diye düşünmek, para sporun ruhunu öldürüyor demekten daha yararlı.

22 Ekim 2010

Kimi Raikkonen'in Geleceği

Herhangi bir analiz gibi yazılmıyor Kimi Raikkonen yazıları. Sırtı koltuğa dayayarak, uzun uzun "eveeet" çekerek başlayabiliyorum ancak. Çünkü bir analiz belli düşünceler, olaylar ve gidişatlara bakarak, yani somut verilerle uğraşılarak yapılabiliyor. Kimi'nin durumunda ise bunlar yok.

Dün Katalunya Rallisi'nin shakedown'ında yaptığı kazada takla atıp rollcage'ine hasar verince, yarışa katılmasına izin verilmedi. Kurallar böyle, yapacak bir şey yok. Bugünkü röportajına bakınca, koca koca iç çektim. Bir kere bu ralli, bütün takvimde pist yarışlarına en çok benzeyen, bu yüzden de Raikkonen'in muhtemelen en hızlı olacağı ralli idi. Kaçırdı. Citroen Junior takımını da tek kişi bıraktı (Ogier, an itibariyle Loeb'ün arkasında ikinci). Böylesine önemli bir hatadan sonra yaptığı yorum ise tam Kimi stayla: "Ben de Isviçre'ye geri dönerim, napiim!" Hasarlı aracının yanında cebinden dondurma çıkıp yememesine şükretmek lazım, ne de olsa yağmurdan iptal edilen Malezya 2009'da yapmışlığı var.

Bir yandan da geleceği hakkında yorumlarda bulunmuş Buz Adam. "Önümde opisyonlar var, bakıyorum, çok yakında bir karar vermem lazım, benim için iyi olur umarım" demiş. Bu "çok hızlı karar verme" olayı, 3 aydır devam ediyor galiba. Öncesi de olabilir tabi. Arada Renault ile F1'e ha döndü ha dönecek oldu. Bir aya yakın hem Kimi hem Renault manşetlerde kaldı. Sonra Kimi sıkıldı, gelmiyorum ben dedi. Çoğu F1 hayranının aksine, Kimi'nin F1'e geri dönmesini hiç istemedim. Her ne kadar nefes kesen bir yeteneği de olsa, motivasyonsuz Kimi gerçekten hiç çekilmiyor. Mızmız, zorla yarıştırılan biri oluyor sanki. Ve Ferrari'deki son zamanlarında da böyleydi. Massa'nın kazasından sonra takımı sırtlıyor ve bir el arabası kadar hızlı Ferrari'sinden galibiyet bile çıkarabiliyordu ama gitmek istediği belliydi. 2007'deki azim yoktu, açık ve net.

O yüzden de Formula 1'in elegant dünyasından WRC'nin daha rahat dünyasına geçmesine oldukça sevinmiştim. Yeni bir sayfa, yeni bir mücadele; hem de Finlandiya'nın ata sporunda.

Bu sezon gösterdiği performansı hiç de fena bulmuyorum. Loeb sonrası dönemde şampiyonluk adaylarından biri olabilir hatta Kimi. Doğuştan gelen hızını motivasyon ile birleştiriyor, umursamaz tavrı fazla kaza yapmasına sebebiyet verse de kendi (ve aracının) sınırlarını öğrendikten sonra eminim yukarılara hızla çıkacaktır. Ispanya'daki kaza, henüz o eşiği aşmadığını gösteriyor ama.

Peki bir türlü karar veremediği geleceğinde neler var Kimi Raikkonen'in? Bence Formula 1 yok, ve aslında hiç olmadı. Sadece ralli dünyasına blöf için, nabız yoklamak için, Kimi'nin menajerinin yem atması olarak görüyorum olayı şahsen. NASCAR dedi bazıları. Kimi gibi sıkılgan bir insanın, bir süre sonra sola dönmekten sıkılacağını ve bu sürenin çok kısa olacağını öngörmek zor değil. Le Mans için bir kaç senesi var, ayrıca sadece bir yarış ile sezon bitmez. Yani yine WRC'de gibi bakabiliriz Buz Adam'a.

Peki nerede? Citroen, şu anda en kuvvetli aday gibi duruyor. Fabrika takımına çıkacak bir performans sergilemediği aşikar. Zaten Loeb'ün yanına Ogier, bazen de Sordo'nun geldiği yerde henüz tutunacak istikrarda değil. Citroen Junior Team'de kalır. Hem de Red Bull sponsorluğunda olacak. Kimi için önemli bir şey bu, zira onun motivasyonunu en çok düşüren olayların başında PR programları var ve Red Bull'un PR programları, tam Kimi'nin isteyebileceği türden: çılgın, eğlenceli ve adrenalin yüklü.

Ama aynı tutkuyu yan kapıda da bulabilir. WRC tayfasında Kimi'nin en yakın arkadaşı Ken Block. Yani kendisi gibi hız ve eğlenceyi birleştiren ikinci adam. Block, Monster WRT'si için seneye, eğer finansmanı bulursa, ikinci bir pilot arıyor. Sene başında bunun genç Avustralyalı Chris Atkinson olacağı söyleniyordu ama bu aralar Kimi de olabileceği konuşuluyor. Neden olmasın, heyecan verici bir ikili olurlar. Sonuçta Ford'un fabrika takımında yer yok, diğer takımların da bütçeleri küçük ve yeteri kadar eğlenceli değiller. Bakarsınız Kimi, Ken ile beraber Gymkhana videosu bile çekebilir ileride.

Peki MINI? Bir ara bu dedikodular da çıktı ama açıkçası çok zor görüyorum bunu. Çünkü David Richards'ın ekibi için en önemli kriter, aracın olabildikçe kilometre yapması ve teste girmesi. Kimi, yaptığı kilometre başına az puan toplamasa da, aracı finişe getirmek konusunda çok başarılı değil (hatta bazen start'a bile getiremiyor bu haftasonu olduğu gibi). Ayrıca bu süre rallilerde yarışmış biri gibi feedback sağlayamayacağından aracın gelişimine yeteri kadar yardımcı olamaz; hele de S1600 kategorisindeki araçlarda hiç tecrübesi yok. Yani Kimi ile MINI'nin kimyası şimdilik uymaz (MINI, Kris Meeke'yi seçerek çok iyi bir tercih yaptı bence).

Yani Buz Adam'ın önünde bir opsiyon denizi yok, ama buna rağmen karar vermekte çok zorlanıyor. Açıkçası gelecekte, bu ayların sırlarının açıklanmasını bekliyorum; bakalım Kimi'nin aklından neler geçmiş!

06 Ağustos 2010

Temmuz'a Bakış

Ben yokken olan olaylara kısaca bir bakalım, yorumunu yapalım, sonra teker teker postlar gireriz.

- F1'de Ferrari'nin geri dönüşünü görmemek imkansız. Valencia ve Ingiltere'de yaşadıkları şanssızlıkları Almanya'da kırdılar ve duble ile geri döndüler. Son 4 yarışın karakterlerinin farklı olduğunu ve Ferrari'nin hepsinde hızlı olabildiğini görünce sezonun geri kalanında da iyi olurlar diyor insan. Yine de flexi-kanatların buradaki etkisini ve FIA'nın getirdiği yeni denetimlerle bu gelişimin baltalanıp baltalanmayacağını göreceğiz Spa'da.

- Takım emirleri konusu çok konuşuldu ve 8 Eylül'deki duruşmaya kadar da çok konuşulacak belli ki. Bu konuda iki ekstrem var: Biri Almanya GP'sindeki Alonso&Massa, diğeri Türkiye GP'sindeki Vettel&Webber. Bir taraftar olarak hangisini izlemek daha zevkliydi? Tabi ki Red Bull'un başına gelenleri. Kaldı ki Alonso, Massa'yı eninde sonunda geçecek kadar hızlıydı ve geçmesi gerekiyordu. Pilotlar oraya yarışmak için geliyorlar ve günün sonunda her zaman en hızlı pilot kazanmıyor (bknz Alonso'nun Vettel'e yaptığı savunma hemen bir sonraki yarışta). O yüzden takım emirleri, yarış zevkini azaltıyor ve nihai hedef buysa kaldırması daha mantıklı. Yine de takımlar bir şekilde bunu yapacaklardır.

- Rob Smedley'nin Massa'ya yol vermesini üstü kapalı iletmesinden sonra özür dilemesi, iç burkucuydu.

- Ilk 5 pilotun 20 puan içinde sıralanması, inanılmaz bir sezon finaline doğru gittiğimizin habercisidir. Son saniyede kazanılan iki şampiyonluk gördük yakın tarihte, daha ne kadar iyi olabilir ki diyorduk. Bu sefer çok daha iyi olabilir, Abu Dhabi bütün beklentilerin üstüne çıkabilir. Buna benzer bir şey en son 2003 Ingiltere GP'sinde yaşanmıştı. Richard Burns, Carlos Sainz, Sebastian Loeb ve Petter Solberg, sezonun son yarışına şampiyonluk şansı ile girmişlerdi. Burns, yarıştan önce bayılınca yarıştan çekilmek zorunda kalmıştı, daha sonraki tetkiklerde kanser olduğu ortaya çıkmış ve 2005'te de hayatını kaybetmişti. Hakkında apayrı bir post da yazmak lazım. Konuyu dağıtmadan, bu tip bir sezon finali bizi bekliyor olabilir F1'de de.

- Bu arada Schumacher'in Barrichello'yu sıkıştırması var. Schumacher yıllarca üstüste şampiyonluklar yaşarken yolundan devamlı çekilen, yardım eden Barrichello'yu duvara kadar sıkıştırması. Jacques Villenueve'e çarparken bile Schumi'nin karizması bu kadar çizilmemişti benim gözümde. Üzüldüm.

- Kore GP'sinin yapılıp yapılmayacağı baya tartışılmaya başlandı bugünlerde. Pistin inşaatının planlandığı şekilde gitmesi OK ama Kuzey-Güney Kore gerilimlerinin gölgesinde. Açıkçası Kuzey'in Güney'e savaş açacak kadar gücü olduğunu düşünmediğimden bu yarışın da yapılacağına inanıyorum.

- Austin'deki yarış ile ilgili de detaylar geliyor ama hala çok net değil. 2012'deki yarışın bizim yarışın yerine gelebileceği de bir ihtimal. Eğer Alman dergilerinin sızdırdığı gibi bir 2011 takvimi varsa, Kanada'dan hemen sonra Türkiye GP'si olacak gelecek sene. Bir sonraki sene bizim için kritik olan bir sene ve Austin'deki pist inşa olursa Türkiye GP, Kanada'dan sonraki yerini Austin'e kaptırabilir maalesef. Umarız olmaz!

- Doğruya doğru, pasif olduğum günlerde en heyecanlandığım haber MINI'nin ralliye geri döneceği haberi oldu, hem de Prodrive ile birlikte. Subaru, WRC'den çekildiğinden beri Prodrive boynu bükük duruyordu, F1'e de girememişlerdi. David Richards her zaman heyecan verici bir karakter oldu benim için ve Prodrive'ın sonunda ralliye, hem de MINI gibi bir ikon ile girmesi şimdiden tüylerimi diken diken ediyor. Homologe edecekleri araç MINI Countryman bu arada. Bunun hakkında daha uzun bir post geliyor.

- Geçen sene neredeyse batan, yokoldu denilen Saab da, Spyker tarafından satın alındıktan sonra, MINI'nin ardından WRC'ye girmek istediğini belirtti. Bu haberlerden sonra insan soruyor: Bakalım Wolksvagen'i F1 mi yoksa WRC mi kapacak?

- Finlandiya Rallisi, Ford'un en büyük kalesi ve şampiyonada bir şey yapmak istiyorsa oynaması gereken son kozdu. Hirvonen, bir düzine takla atana kadar gayet iyi de gidiyorlardı ama artık bence Hirvonen'in şampiyonluk şansı tamamen bitti. Ford'un bayrağını ise ikinci pilotları Latvala taşıyor, o da bakalım nereye kadar?

- Ford'un Sebastian Ogier için yaptığı teklifi de genç Fransız reddetmiş gözüküyor. Fransız ekolünün şu anda Fin ekolünü geçtiğini görebiliriz en azından rallide. Seneye nolacağı ise bir soru işareti.

- Genç kategorilere dönersek Ferrari'nin genç umudu, Nicholas Todt'un menajerliğini yaptığı Jules Bianchi, Macaristan'da ciddi bir kaza ile ağır yaralandı. Ferrari'den yapılan açıklama uzun süre yarışamayacağı, bazı kaynaklar ise yarış hayatının bittiğini söylüyor. Ilk defa genç pilot programı yapan Ferrari için büyük şanssızlık, genç Jules için ise tam bir yıkım heralde. Gelecekte Ferrari koltuğu garantideyken böyle bir darbe yemek, düşman başına bile fazla. Bir not olarak, Jules Bianchi'ye çarpan pilot, eskiden Superleague Formula'da Galatasaray adına yarışan Çinli Ho-Pin Tung.


gp2 gp d'hongrie big big big crash
Yükleyen crash71100. - En heyecanlı yarış ve çarpışma videoları.

24 Haziran 2010

Yarışma: Avrupa GP

Zaman o kadar hızlı geçiyor ki Valencia GP zamanı gelmiş. Oysa daha Kanada'daki heyecandan adrenalimiz düşmemişti. Bu arada klasik yarışma başlangıcı günümüz olan çarşambayı da atlamışız, bir gün gecikmeli de olsa karşınızdayız. Ben başlıyorum:

Pol: Hamilton
Galibiyet: Alonso
Podyum: Alonso, Hamilton, Vettel
En hızlı tur: Hamilton

Biraz sebeplendirelim. Red Bull'ların, Kanada'daki gibi çok hızlı olmayabilecekleri bir pist Valencia. Mclaren ise güçlü olacaktır, zaten son iki yarışta da duble yaparak rüzgarı arkalarına aldılar. Yine de yatay egzostunu ilk defa Ferrari ve ev sahibi Alonso'nun, Kanada'nın rövanşını alacağını düşünüyorum.

Kısacası gölü mayaladık, bakalım tutacak mı?

27 Mayıs 2010

Bridgestone ile Paddock Pass

Hatırlayacaksınız blog okurları, Pit Girişi olarak, sadece davetlilerin katıldığı WRC feribotuna binip sizlere çok özel röportajlarla gelmiştik. Geçen ayki arşivde röportajlar, bu adreste de fotoğrafları bulabilirsiniz.

Aynı şekilde bu cumartesi de Bridgestone'un davetlisi olarak Formula 1 Türkiye GP'sinin sıralama turlarına paddock pass ile gidiyoruz. Oradan yine sizlere çok özel fotoğraflar, yorumlar ve yapabilirsek röportajlarla geleceğiz.

F1 pilotlarına soracağınız sorular varsa bize iletin, elimizden geleni yapmaya çalışacağız (ama söz veremiyoruz).

10 Mayıs 2010

Yarışma: Katalunya Sonrası

Avrupa sezonu başlarken kimse Red Bull'ların bu kadar hızlı olacağını ve arayı açacaklarını beklemiyordu. Bu blogdaki tahminlerde de Alonso'ya inananlar çoğunluktaydı. Red Bull galibiyetinde bile Vettel'e daha çok şans tanınıyordu. Ama Webber hepimizi ters köşeye yatırdı ve bu haftaki puanlar baya sınırlı kaldı. Sukullacı, bu kısır haftada arayı bir puan da olsa kapatmayı bildi.

Mali Selışık: 14+2=16
Sinan Kolat: 8+2=10
Sukullacı: 4+3=7
Obiyah: 1+2=3
Sportman: 1+0=1
Yağmur-Mehmet: 1+0=1
T.G: 0+0=0

Şimdiden Monaco tahminlerini görür gibiyim, acaba Webber mi Vettel mi soruları kafada dönecek herkeste. Bu hafta çarşambaya kadar size düşünme vakti...

Webber, Si!

Anneler günü ve Yeni Zelanda Rallisi ile çakışan Katalunya GP'sini canlı izleyemedim. Bir de Digitürk, sessiz ve durarak kaydederek beni iyice sekteye vurdurmuş oldu. Yine de bir şeyler yakaladım yarıştan.

En belirgin olanı Webber'di. Polden sonra sadece ilk virajda zorlandı, geri kalanında kafası rahat bir yarış oldu Avustralyalı için. Ayrıca Red Bull'un hem hızda hem de geliştirme hızında diğer takımlardan bir adım önde olduğunu gördük. Fark kapanacağına açılmış ve bundan sonra rakiplerinin fazla fazla çalışması gerekecek belli ki. Ama Vettel, Red Bull'un hala teknik dayanıklılık konusunda mükemmel olmadığını, bu hızlı aracın bile bir aşil tendonunun olduğunu hatırlattı. Yine de 3. olması ise bambaşka bir başarı.

Ferrari'lerin son derece silik olduğu haftasonunda, Alonso, takım liderliğini pekiştirirken, bir yandan da Massa, kendisini Italyan takımında tutacak formdan bir adım daha uzaklaştı. Önünde kapışan Button-Schumacher'e bir türlü yaklaşamayarak tifosileri hayal kırıklığına uğrattı. Kubica-Ferrari flörtü, şimdiden gazetelerde yeterince yer buluyor.

Mclaren ise günün şanssızı idi. Hamilton'ın son turda lastik patlatması, akıllara aynı pistte Kovalainen'in lastiğinin sönüp duvara girmesini hatırlattı. Lewis'in bu sene pek şanslı olduğu söylenemez. Button'ı ise Schumacher'siz anmak olmaz bu yarışta; sadece birbirlerini gördü iki pilot. Ve hatta Schumacher, bu yarışın en iyi sürüşünü yaptı. Kendisinden açıkça daha hızlı Button'ı, tur üstüne tur arkasında tutmayı başarmak, eski Schumacher'e yavaş yavaş dönmenin sinyalleri olabilir.

Günün bir başka başarılı sürüşü ise Alguersuari'den geldi. Genç Ispanyol, ciddi geçiş hamleleri yaptı, bir pitten geçiş cezası almasına rağmen son puana tutundu. Eğer o cezayı almamış olsa ne olurdu diye sormadan edemiyor insan. Barrichello kadar fazla sıra çıkmasa da, Jaime'nin bir üst kademe bir takımda yer bulması gerekiyor.

Hızlı izlediğimden mi bilemiyorum ama sezonun Bahreyn'den sonraki ilk normal yarışı, hiç de fena değildi sanki. Güzel çekişmeler, şans/şanssızlık, pitstoplarda geçişler; hepsi vardı ve sonucunu merak ettirdi. Demek ki yağmur olmadan da yarışlar fena geçmeyebiliyormuş. Haftaya Monaco var, çok sıkıcı veya inanılmaz heyecanlı geçebilir. Sonra da Türkiye GP!! Işte şimdi F1 sezonu hız almaya başladı yavaş yavaş!

21 Nisan 2010

Io sono Stefano

Stefano Domenicali. Ferrari Formula 1 takımının Jean Todt'tan sonraki direktörü, patronu. Kısaca bilgi vermek gerekirse, hayatı boyunca sadece Ferrari'de çalıştı, en aşağılardan başlayıp tepeye vardı ve Formula 1 takımının başına geldi. 2007'de bu göreve atandığı açıklandı ve pit duvarından takımı yönetmeye başladı, 2008'den beri de bu görevi resmi olarak yapıyor.

Domenicali, Ferrari'ye, firmanın/takımın çok önemli bir zamanında geldi. Michael Schumacher, Jean Todt, Ross Brawn liderliğinde Şahlanan At'ın, F1 tarihinde görülmemiş bir şekilde şahlanmasının hemen ardına geldi Italyan. Ve belki de F1'in en köklü takımının, en büyük kabuk değiştirmesinde pivotal bir rol üstlenmeye geldi.

Ve geçen zamana bakınca, kişisel olarak Domenicali'nin, görevini layıkıyla yapamadığını, elindeki işi yüzüne gözüne bulaştırdığını düşünüyorum. Niye mi?

2007'de Raikkonen'in gelen şampiyonluğu var ama burada, son ana kadar geride olan Kimi'den çok, bütün sezon boyunca dominant olan araçlarında birbirlerini yiyen iki Mclaren pilotunun rolü var. Yani Kimi'nin kazandığı değil Hamilton-Alonso'nun kaybettiği bir şampiyonluktan söz edebiliriz. Ferrari'nin kazandığı Markalar Şampiyonluğu'nun da, spy-gate skandalı ile geldiğini hatırlayalım.

2008... Raikkonen'in, şampiyonluktan sonra motive olmadığı ve kimsenin onu motive edemediği bir sezon. Bu sırada Massa'nın şampiyonluk yarışında öne geçtiği ama Hamilton'a kaybedilen bir sezon. Massa'nın kazandığı yarışlar hep Ferrari'nin dominant olduğu ve önden başladığı yarışlar. Tek istisna Belçika GP'si. Biraz daha açarsak, Hamilton'ın kazandığı ama verilen ceza ile galibiyetin Massa'ya gittiği Belçika 2008. Yani Domenicali ve ekibi, zor anlarda karar vererek yarış kazanmamışlar; zaten hızlı oldukları pistlerde düz yarışlar kazanmışlar.

Aynı sene Hamilton'ın kazandığı yarışlara bakalım. Kazandığı 5 yarıştan sadece Çin GP'si normal bir yarış. Diğerleri: neredeyse herkesin yolda kaldığı Avustralya, kaza yapmasına rağmen yağmur altında kazandığı Monaco, Massa'nın 5 spin attığı yine yağmurlu Ingiltere ve Glock'un kazasıyla alt üst olan Almanya. Bunlara ilaveten yağmurlu Brezilya GP'sinde Massa'nın kazandığını ama Hamilton'ın geriden gelerek yeterli puan almasını, bir de Singapur GP'sinde Massa'nın pitstop rezaletini hatırlayalım. Bütün kaos yarışlarında Mclaren, Ferrari'den daha doğru kararlar vermiş ve Hamilton'ı Massa'nın önünde şampiyon yapmıştı. Hatta Ferrari'nin doğru karar verdiğini ben göremiyorum.

Ve 2009... Domenicali'nin altındaki ekibin ilk defa tek başlarına imza atacakları aracın doğum yılı. Geçen sene olanları hatırlatmanın gereği yok heralde. Ferrari ile Mclaren'in çok geride başladığı ama Mclaren'in bir süre sonra bir kaç yarış kazanacak kadar kendini geliştirdiği, Ferrari'ninse KERS sayesinde tek bir yarış kazandığı yıl oldu 2009. Bunun yanında Massa'nın ciddi kazası var geçen seneden. Barrichello'nun aracından kopan parçaya kimsenin müdahale etme şansı yok tabi ki. Ama sonrasında takımdaki kaosu kontrol etmek Domenicali'nin işi. Schumacher'i getirmek için çok çabalayan ve ona fazla güvenen takım, sonunda Luca Badoer'e kalmış ve tarihinde ilk defa iki yarış üstüste gridin son sırasında yer almıştı. Sonrasında da yana yakıla Fisichella'nın getirilişi var. Burada kaosun iyi yöneltildiği söylenebilir mi?

Sezon sonunda 2007 dünya şampiyonluğundan beri motive edilemeyen Raikkonen takımdan (ve spordan) ayrılırken yerine Alonso getirildi. Bu kadar sene Ferrari'ye geçeceği konuşulan, dedikoduların bir türlü durdurulamadığı değişiklik oldu yani. Aynen şimdi ki Massa-Kubica dedikoduları gibi.

Kırmızılar, 2009 sezonunun ortasında aracı geliştirmeyi bırakıp 2010'un aracını geliştirmeye başlamışlardı. Bu sefer araç hızlıydı (sezon açılışında duble yaparak da bunu kanıtladı) ama Red Bull ve zaman zaman Mclaren daha hızlıydı. Bunun yanında, sezonun 4 yarışı geride kaldığında Domenicali, kaoslu, doğru karar, güçlü liderlik gerektiren yarışlarda hala başarılı değil. Malezya'da yağmuru yanlış yorumlayarak iki Ferrari'nin birden Q1'de elenmesi, tam anlamıyla bir rezalet. Burada neyse ki Mclaren de aynı hatayı yaptı da tek eleştirilen olmadılar. Çin de ise Massa ve Alonso'nun pite girerkenki kapışması konuşuldu. Şu anda verilen dostluk mesajları, 2007'de Hamilton-Alonso'nun verdiği dostluk mesajları gibi: yatsının mumu pist üstünde kameralar önünde inkar edilemeyecek şekilde kapışana kadar yanar.

Benim gördüğüm, göreve geldiğinden beri Domenicali'nin, üstündeki baskıyı kaldıramadığı ve fırtınalı havalarda gemiyi limana getiremediği. Jean Todt-Ross Brawn günlerinde yarış içinde taktik değiştirip kazanan bir takım, şu anda düzgün gitmeyen her yarışta geride kalıyor. Bunda da pilotlardan, teknisyenlerden, taktikçilerden çok liderin suçu var diye düşünüyorum.

Yani olayı basitleştireyim, eğer Ferrari, altın yıllara geri dönmek istiyorsa bunun adresi belli. Skor basını dilinde yazarsak, "Domenicali istifa!".

19 Nisan 2010

Renault'dan Rakiplerine Teknik Çalım

Sabah sabah Renault, twitter hesaplarından heyecan yapmaya başladı. Ilk önce "bir saat içinde yepyeni bir teknolojik ilerleme ile karşınıza çıkıcaz, Autosport'ta azcık görmüş olabilirsiniz ama bu özel" dediler, heyecan yaptılar. Sonra da yeni F-Duck sistemlerini, sadece twitter üzerinden dünyaya ilk defa tanıtacak linki verdiler. O linke kesinlikle gidin:


Daha sonra aynı sistemin yakından fotoğrafını da yayınladılar, ona da buradan gidebilirsiniz.

Evet teknolojik gelişme, inanılmaz araçlar ve heyecanlı sürüşlerden dolayı takımları ve pilotları takdir ediyoruz ama bu sefer de eğlence ve dalga geçme anlayışıyla Renault bizden 10 tam puanı aldı.

18 Nisan 2010

Yarışma: Çin Sonrası


Sportman'in dediği gibi, Vettel veya Webber dışında birini pol pozisyonuna yazanın elleri kırılsın bundan sonra. Şimdiden Barcelona için Vettel diyorum, başka bir şey dersem beni uyarın.

Button'ın galibiyeti, F1 camiasının geri kalanı gibi bizleri de ters yatırdı ve kimse bu kategoriyi bilemedi. Ama Mclaren'in domine ettiği bi haftasonu olduğu açıktı. Bizim aramızda ise durum şöyle (geçen haftadan gelen puanlar + bu hafta kazanılanlar):

Mali Selışık: 9+5=14
Sinan Kolat: 4+4=8
Sukullacı: 1+3=4
Obiyah: 0+1=1
Sportman: 1+0=1
Yağmur-Mehmet: 1+0=1
T.G: 0+0=0

Mali'nin arayı bir puan daha açtığı ve haftanın galibi olduğunu görüyoruz. Sukullacı da gerçek anlamda çıkışını bu hafta yapmış ve şampiyonluk iddiasını bir sonraki haftaya taşımış bulunuyor. Ben de istikrarımı devam ettirdim, mutluyum, Avrupa sezonunu bekliyorum.

Çinçin: Button Iyiymiş!

Eski Tuttifrutti günlerinde çinçin yapılır, o zamanki yaşımızda pek bilmediğimiz ama öğrendiğimiz şeyler ortaya çıkardı. Yani biliyorduk onların orada olduğunu ama üstünde pek konuşulmazdı.

Button da biraz çinçin oldu aslında. Geçen senenin dünya şampiyonu adamına, kimse "bu da iyi pilot aslında" diyemiyordu. Dedirtmiyordu o da. Hamilton'a bakıyorsun, onu geçiyor, bunu ters tarafa yatırıyor, hırslı. Ama Button çift katmanlı difüzörün gölgesinde şampiyon oluyor, araba kötü olduğunda ortada yok falan filan.

O yüzden bugün onun için de bir eşikti sanki, onu eleştirenler için de. 5. başladığı yarışta kaosu yönetti, sonlardaki ufak hatası hariç yanlış bir adım atmadı ve sonuna kadar hakkederek Çin GP'sini kazandı. Arkasındakilere bakıyorsun: Hamilton 4 kere pit stop yapıyor, 2. bitirmesi tamamen güvenlik aracı sayesinde. Alonso 5 stop, biri ceza. Çoğu pilot bir yağmur lastiğine kaymış, 3 tur sonra geri dönmüş slickler için. Herkes kaostan, kakafoniden boğulmuş.

Button ise sessizce, işini yaparak, Rosberg'i avlayarak yarışını kazanıyor. Düşününce, Button'ın suçu bunu spektaküler şekilde yapmaması. Hep sakin, olaysız, kendi halinde yarışıp kazanıyor. Kendini paralıyor gibi gözükmüyor. Kimseye inanılmaz geçiş hamleleri yapmıyor. Bu yüzden de iyi pilotmuş gibi anılmıyor.

Burada Button ile Hamilton'ın Mclaren savaşına da değinmek lazım. Button'ın çok iyi yaptığı kaos kontrol, sinir kontrol, dil kontrol konularında Hamilton aynı şekilde kötü. Pist üzerinde kimseyi geçmekte zorlanmasa da lastiklerini parçalıyor, lastik seçimi yüzünden takımıyla kapışıyor ve onları medya/kamuoyunun önüne atıyor, üstüne üstlük artık sonuçları da getiremiyor. Button'ın, Hamilton'ın ini diyebileceğimiz Mclaren'de işinin zor olduğunu söylemiştim ama şu anki görünüşte 2009 şampiyonunun sakinliği, 2008 şampiyonunu gittikçe geriyor. Bu Lewis'in Mclaren kariyerini bitirebilir mi? Aklıma gelmiyor değil.

Ben de Button'ı çok yükseklerde tutmuyordum açıkçası ama bugünden itibaren görüşlerimi değiştirebileceğimi gördüm kendi adıma. Şampiyon olur mu? Bence zor, ama sezon sonunda yukarılarda bayrağı taşıyacağını düşünüyorum.

17 Nisan 2010

Çin GP Sıralama Turları

Dışarıda yağmur yağdıkça sanki televizyonda da her an yağacakmış gibi geliyor insana, ama bu Formula 1 için değil Dünya Ralli Şampiyonası için geçerli olabilir olsa olsa. Tabi yağmur yağmayınca, Formula 1'in zevki de sınırlı oluyor.

Vettel'in polü, Red Bull'un bu seneki klasiğini devam ettirmesini, sıralama turlarında 4'te 4 yapmasını sağladı. Hemen arkasında da takım arkadaşı Webber var. Ama bu sefer ikili arasındaki çekişme, Q3'ün son saniyelerine kadar taşındı. Webber'in kirli taraftan kalkacak olması ise 3. sırada olan Alonso'nun ne kadar işine gelecek göreceğiz. O da bütün haftasonu başlıkları süsledi, zira cuma günü antremanlarında motor patlatınca Ferrari'nin dayanıklılığı, herkesin diline dolandı. Bunun hakkında daha uzun bir yazı yazmak lazım, muhtemelen Çin GP'sinden sonra gelecektir o.

Alonso'nun ardından Rosberg 4. olarak hem takım arkadaşı Schumacher'i hem de haftasonunun en hızlı aracı gibi gözüken iki Mclaren birden geçmeyi başardı. Bu da demek oluyor ki ya Mercedes, gözüktüğü kadar yavaş değil ya da Rosberg düşündüğümüzden çok daha iyi bir iş çıkarıyor.

Mclaren'ler, dediğimiz gibi haftasonunun en hızlı aracı gibi gözükseler ve Q1-Q2'de en hızlı zaman atsalar da dananın kuyruğunun kopacağı Q3'te yeteri kadar hızlı olamadılar ve 3. çizgiyi paylaşmak durumunda kaldılar. Massa ise onların ardından 7. Sezonun gidişatına bakınca, Massa, Button'ın arka kanadını görmeye fazlasıyla alışmıştır heralde. Starttaki görüntüsü yine aynı olacak.

Kubica, iyi başladığı sezonu iyi götürmeye de devam ediyor. 8.lik çok iyi gözükmese de, elindeki Renault ile yine de fena sayılmaz ve şu ana kadar gördük ki önündekilerin en ufak bir hatasını çok iyi değerlendiriyor Leh pilot. Eğer sürpriz bir podyum gelirse, Polonya'yı sarsan uçak kazasına bir gönderme görebiliriz Kubica'dan. Arkasında Michael Schumacher, yine kendisinden beklenen patlamayı gerçekleştiremedi. Eminim Alman pilot, Avrupa sezonunu büyük bir hevesle bekliyordur. Sutil ise istikrarlı bir şekilde Q3'e kalarak Force India'nın orta saha takımları arasındaki yerini güçlendiriyor. Öndeki 4 takım ile arasında bir tek Kubica var.

Q2'de elenenler arasında iki Sauber, iki Toro Rosso, iki Williams ve Petrov'un Renault'su var. Bu seans nispeten beklenen sonuçların alındığı, heyecanı daha az bir seans oldu maalesef. Yine de Petrov ve Buemi'nin, cumartesi ve cuma günü yaşadıklarından sonra piste çıkmaları, başlı başında birer ekip başarısı. Asıl sürpriz ise Force India'sı ile Q1'de elenen Liuzzi idi. Aracındaki yol tutunma ve denge sorunlarını halledemeyince Q3'e çıkan takım arkadaşının sevincine gölge düşürmüş ve yarınki yarışta geçişlerini beklediğimiz pilot oldu.

Yeni takımlar arasında da Timo Glock'un hem takım arkadaşını hem de Lotus'ları geçme alışkanlığı devam ediyor. O yüzden iki takım arasında kimin daha hızlı olduğu, kimin daha hızlı geliştiği çok belli değil. Çünkü Glock'un ardından yine iki Lotus var, sonra yine Virgin ile Di Grassi geliyor. HRT'nin sonunculuğu ise artık sürpriz değil.

Yarın Red Bull'ları kimin durduracağı meçhul, eğer ilk virajda Alonso, Webber'i geçemezse pek bir tehdit oluşturacağını zannetmiyorum. O durumda da Red Bull'ların tek düşünmesi gereken şey yarışı bitirmek olur. Mclaren'lerin ise Q3 dışındaki performanslarını gösterip, en azından Rosberg ve Alonso'yu oldukça zorlayacağını düşünüyorum. Liuzzi'nin performansı da, sorunlarını hallederse, yarışın izlenecek noktalarından biri olacaktır. Ama asıl sürprizler, yarın beklenen yağmur gelirse olacaktır. Sabah 10'da Türkiye Rallisi etaplarında olacağımdan izleyemeyeceğim ama heyecanlanmadığım anlamına gelmiyor bu.

15 Mart 2010

Şampiyonlar


Formula 1'in 60. yılı şerefine yaşayan eski şampiyonların hepsi, Bahreyn yarışına çağırıldı. Gelemeyen iki kişi Raikkonen (bu haftasonu WRC yarışı da yoktu ama o üşenmiştir) ve Nelson Piquet (Nelsinho yüzündendir o da) olmuş. Geri kalanı ise:

Üst sıra soldan sağa: Fernando Alonso, Sir Jack Brabham, Michael Schumacher, Emerson Fittipaldi, Lewis Hamilton, Mika Hakkinen ve Damon Hill
Orta sıra soldan sağa: Niki Lauda, Keke Rosberg, Mario Andretti, ekoseli pantolonu ile Jackie Stewart, Alain Prost, kilo koleksiyonu yapan Jacques Villenueve ve geçen sene oğlunu kaybeden John Surtees
Alt sıra soldan sağa: Alan Jones, bıyıklarını özlediğimiz Nigel Mansell, Prens bişi bişi, Bernie, Jody Scheckter ve son şampiyon Jense.

13 Mart 2010

2010 Sezonunun Ilk Sıralaması

Sezon sonunda başladı, ilk sıralama turları bitti. Sonuçlar belli, hemen iletelim:

Polde Vettel, yanında Massa
Hemen arkalarında Alonso, yanında Hamilton
Rosberg ile Webber
Schumacher ile Button
Kubica ile Sutil

Q2'de ilk elenenler Barrichello ve Liuzzi
Arkalarında Hulk ve de la Rosa
Buemi ile Kobayashi
Petrov, yanında da Q1'de ilk elenen Alguersuari

Yenilerin sıralaması ise Glock ve yanında Trulli,
Kovalainen ve di Grassi
Senna ile Chandook

Biraz da anlamlarına bakalım. Iki şey ortaya çıktı. Birincisi P9, P10 ve P18'in, orta sınıfın iyilerini ve kötülerini belirlemede önemli olacağı. Q1'de 7 araç elenecek ve bunların altısı banko şekilde yeni takımlar. Son elenecek araç ise orta sınıftaki en kötü olacak. P9 ile P10 da tam tersi. Ilk 8 sırayı şampiyonluk adayı 4 takımın araçlarının alacağı da garanti gibi, sorun yaşamadıkları sürece. O yüzden son bölüme kalabilen P9 ve P10 araçları da orta sınıfın en iyileri olacak. Bahreyn'de P18'i Alguersuari, P10'u Liuzzi, P9'u da Kubica aldı. Toro Rosso'nun bu sene iddiasız olacağını tahmin ediyordum zaten. Ne de olsa üretici olarak ilk seneleri ve bu duruma alışmak durumundalar. Alguersuari'nin 18.liğinde bunun kadar tecrübesizliğinin de etkisi vardır. Kubica'nın P9 olmasında tecrübenin etkisi olduğu gibi. Sonuçta Renault'nun yeniden yapılanması, Toro Rosso'nun üretici olmaya alışmasıyla benzer bir süreç.

Bu sıralama turlarından çıkan ikinci sonuç, sıralama turları ile yarışın bu sezon iki farklı şey olacağı. Mesela Sauber. Lastiklerini koruyarak yarış sırasında rakiplerine karşı avantajlı olacaklar ama bunu, bir tur üstünde gerçekleştirmeleri imkansız. Veya Renault. Az benzin harcayan motorları ile yarışa daha az benzin (yani yük) ile başlayacaklar. Ama tek turda, güç dezavantajları kendini daha çok gösteriyor. Mclaren ise beklenmedik bir şekilde geride kaldı, yarış sırasında ne halde olacakları da yarından önceki en büyük sorulardan biri.

Yenilerin kendi aralarındaki rekabeti ise takip etmeye değer. Virgin ile Lotus'un zamanları birbiriyle çok yakın. HRT ise yarıştan önceki "Virgin ve Lotus'tan bir saniye daha hızlıyız" açıklamalarına karşın tartışmasız sonuncu olarak rezil oldu diyebiliriz. Bu takımların gelişimleri ve orta sıralara ne kadar yaklaşabileceklerini de dikkatle izleyeceğiz sezon sırasında. Yarın yarışı bitirebilmek ise bu takımlar için ciddi başarı olacaktır.

Kısacası herşey yarınki yarış için hazır, alarmlar 14.00'e kuruldu. Getirin artık startı!

12 Mart 2010

Sezon Başlarken Anket Vakti

2010 Formula 1 sezonu, bu sabah yapılan antreman seansları ile Bahreyn'de başlamış durumda. Yarışa kadar cevaplarınızı girin, kim ne kadar haklı görelim.






05 Mart 2010

Seninki Kaç Yapıyor Hacı?

Jenson Button, elinde kahvesi, yan masadaki çalışma arkadaşını ziyarete çıkmış gibi. Bir yandan da Hamilton'daki her düğmeden kendisinde de olduğundan emin olmaya çalışıyor sanki. Eğer Jenson, Mclaren'de başarılı olmak istiyorsa, Hamilton'ı yenmesi gerek. Zira Lewis, takım arkadaşı öğütücüsü gibi; kariyerinin 4. yılına girerken 3. yeni takım arkadaşı Jenson.

23 Ocak 2010

2010 Sezon Değerlendirmesi - Takımlar ve Pilotlar Pt.3


Eskiler hakkında konuştuk, fikirlerimizi paylaştık. Bir de bu sene aramıza katılacak yeni takımlar var. Grid 10 takımdan 13 takıma çıkarken, Toyota ve BMW'nin çekilmesi ile beraber, yeni takım sayısı da üçten beşe çıktı (Not: BMW Sauber'in burada olmasının sebebi, ilk önce çekilmesi, daha sonra gridde yer alma hakkını baştan almasından dolayı).

Bu takımlardan Sauber hariç hepsi Cosworth motorunu kullanıyor, Sauber ise Ferrari ile anlaştı. O yüzden motor performansı, bu takımların geleceği konusunda önemli bir rol oynayacak. Bir yandan da bu takımlar, kaybedecekleri hiç bir şey olmamasından dolayı, olaya çok daha radikal bakabiliyorlar. Kullanılan yeniliklerin başında da imkanı olanların, araçlarını rüzgar tüneli yerine tamamen CFD yardımıyla dizayn etmesi geliyor. O konuya daha detaylı girmek farz, ileride değineceğiz, F1Racing'in geçen ayki makalesinden de yardım alacağız. Ama takımlara dönelim yavaştan. Bu yazıyı iyi okuyun çünkü aslında bu takımların bütün derdi birbirlerini geçmek, yenilerin en iyisi olmak.

BMW Sauber: BMW spordan çıktı ama Peter Sauber, takımı almakla kalmadı, Almanları takımın isminden de çıkarmadı. En başta Kubica ve Heidfeld'i kaybettiler. Yerine geçen senenin en potansiyel gösteren çaylağı Kamui Kobayashi'yi getirdiler. Sonra da sürpriz bir şekilde Pedro De La Rosa'yı bağladılar. Yani pilotlar bakımından sıkıntı yaşamayacaklarını düşünüyorum.

Ama Ferrari motoru bir muamma. Bir daha ki sene çok kritik olacak benzin harcamaları konusunda tam bir kara delik ve Italyanlar, bunun üstüne çözüm aramalarına rağmen, ne seviyedeler bilinmiyor. Muhtemelen testlerdeki yarış simülasyonlarına kadar da kimse net bir bilgi veremeyecek. Sauber'in, motor sıkıntısını şasi mucizeleri ile aşması da zor gözüküyor. Çünkü geçen seneki BMW, aerodinamik açıdan gridin en büyük hayal kırıklığıydı. Bunu geliştirmek için gerekli kaynak havuzunun, uzun süreli sponsorları Petronas'ın Merc GP'ye geçmesiyle ağır yara aldığı da belli.

Bir konudaki bilgi eksikliğimi sizlerle paylaşıyorum: BMW Sauber, geçen seneki televizyon gelirlerini alabiliyor mu, yoksa Concorde Anlaşmasındaki hakkını kaybedip yeni bir takım olarak girdiğinden dolayı bu gelirden mahrum mu oluyor? Cevap ne olursa olsun, Sauber ve Hinwil'deki ekibin 2008 Kanada'ya dönmesi çok kolay gözükmüyor.

Virgin GP: Öyle bir yeni takım ile karşı karşıyayız ki daha tek tur lastik döndürmeden takımın ismi değişti. Manor GP, Richard Branson'ın gelişiyle resmi olarak Virgin GP'ye döndü. Branson'ın belki de en büyük hayali buydu, o yüzden daha geçen senenin ortasından beri açık açık söylüyordu "sene sonunda Brawn ile olan anlaşmamız bitiyor ve Manor GP'nin isim sponsoru olacağız". Deli Richard, yaptığı işlere yüzde yüzünden aşağısını vermiyor.

Virgin ve Branson'ın olduğu yerde heyecan da eksik olmaz. Yeni bir takımın, yeni bir organizasyonun heyecanına en uygun olan şey de, yetenekli ama hala kendini kanıtlaması gereken iki pilottur. Bu konuyu da ex-Toyota Timo Glock ve ex-Renault test pilotu Luca di Grassi ile hallettiler. Aracı da tamamen CFD ile bilgisayarda tasarlıyorlar. Ayrıca aralıkta Llyods Banking ile de sponsorluk anlaşması imzaladılar. Yani Ingiltere'den kıpır kıpır bir takım daha doğuyor. Yenilerin en iyisi olmaya, benim gözümde, en yakın adaylar.

Lotus GP: Logosundan renklerine herşeyleri efsane Lotus'u hatırlatsa da, bu konu o kadar basit değil. Bir kere aynı Lotus değiller, çünkü bu organizasyonun arkasındakiler Malezyalılar. Ama tam olarak apayrı da değiller çünkü takımın destekçilerinden Proton, bildiğimiz Lotus'un da sahibi. Yani yıllarca alakasız ve tanışmayan ama yeni taşınıp ufaktan kaynaşmaya başlayan iki uzaktan kuzen gibiler.

Bunu aradan çıkardıktan sonra takımın kadrosuna bakalım. Air Asia'nın sahibi ve aktif Twittercı Tony Fernandes, yeni sezon başlayana kadar takım patronu görevine devam edecek. Teknik patron ise başarılı ama huysuz Mike Gascoyne. Bunların yanında takım, iki pilotu birden yarış kazanmış sadece dört takımdan biri. Trulli ve Kovalainen, birer yarış kazanmış olsalar da en azından kazanmanın ne demek olduğunu biliyorlar ve takımı ileriye götürebilecek iki pilot. Aramızda kalsın, neyse ki Malezyalı bir pilot imzalayarak Minardi'nin Alex Yoong ile düştüğü hataya düşmediler. Yoong demişken, o da Lotus'un genç pilot yetiştirme direktörü.

En büyük dertleri para olmasa da Malezyalı dev Petronas'ın, Merc GP'ye sponsor olmasına Sauber kadar onlar da sinirlendiler. Iki taraf da haklı ama ben de olsam ben de Schumacher'e sponsor olurdum. Bunun, Lotus bütçesinde bir yara açtığı kesin. Yine de Fernandes, Virgin Havayollarının sahibi Richard Branson ile iddialaşmaktan geri kalmıyor. Ikilinin iddiasına göre, kimin takımı geride kalırsa, geri kalan patron, diğerinin uçağında hosteslik yapacak. Çok tatsız, çok.

USF1: Yılların Ken Anderson'u ve Peter Windsor'u, kafa kafaya verip Formula 1 takımı kurmaya karar verdiklerinden beri hep iddialı oldular. Amerika bazlı bir takım olmak hiç kolay değil, F1'de yarışabilecek iki Amerikalı pilot daha bile zor. Ama ikili ne de olsa fırsatlar ülkesinden gelmeler, bir şekilde bunu başaracaklarına inanıyorlardı. Ve yaptılar da.

Ama tam olarak ne yaptılar pek bir kişi bilmiyor. Ortada bir pilot yok, araç hakkında çok sınırlı bilgi var, websiteleri bile çok yeni (ilk yatırımcıları Youtube olmasına rağmen). Amerika'da test yapmalarına izin verildi, Ispanya'da bir operasyon üstleri var. Gerisi aslında muamma. Tam olarak bir yeni sezon tanıtım zamanı bile vermediler. Ama yine de onları yerinde ziyaret eden herkes, işlerin yolunda olduğunu söylüyor. Gerçekten enteresan. Haklarında çıkan en son haber, araç dizaynına yepyeni bakış açıları getirmeye çalıştıklarını söylemeleriydi. Acaba 6 tekerlekli Tyrell'leri hatırlatan şeyler mi çıkacak? Ne olursa olsun, bu kampın her yeri soru işareti. Kişisel görüşüm, en başta olmasa da, sezon (veya sezonlar) ilerledikçe buradan enteresan işler çıkacağı.

Campos Meta: Ama belki de asıl muamma burada. Ispanyollar, yeniler arasında bile hiç bir zaman en dikkat çekeni olmadılar. Bir tek, gelecek vaad eden, sihirli soyadı olan Bruno Senna'yı renklerine bağladıklarında gözler onlara çevrildi. Araçları crash test'leri geçmiş, ama Bahreyn'de olmayacaklarına iddiaya giren bir Bernie var. Eğer o bodur, bir şeyi bu kadar çok tekrarlarsa bir bildiği vardır. Zaten son zamanlarda sponsor sıkıntıları (yani para sıkıntıları da diyebiliriz) olduğunu kendileri de itiraf etmeye başladılar. Yani durum sıkıntılı.

Henüz bir pilotları eksik, ama gelen az haberler, içeride çok daha fazla eksik olduğunu söylüyor. Bunun bir işareti de Bruno Senna'nın henüz bugün dolan ikinci Toro Rosso koltuğu için adının geçmesiydi. Demek ki bu kamp sıkıntılı. Kendilerini Bahreyn'de görecek miyiz acaba?

Takımlar ve pilotlar böyle, 3 bölümde anlatmaya çalıştık. Bir de dışarıda kalanlar var. Mesela Quick Nick. Adını belli yerlerde andık ama bugün çıkan haberler kuvvetle ihtimal Merc GP'nin test pilotu olacağına dair. Fena fikir değil, zira Schumacher'in ne kadar devam edebileceği bir soru işareti. Yıllarca da gidebilir, iki yarış sonra bırakabilir de. Oynamaya değer bir kumar. Ayrıca seneye Mercedes, motor sağladığı bir takıma da gitmesini sağlayabilir. Bunun dışında aslında konuşulması gereken bir Stefan GP hadisesi var. Yeni takımlardan biri olmak için başvuran ama kabul edilmeyen, yine de yılmayan, Toyota'nın fasilitelerini ve 2010 araç dizaynını satın alan, sanki Bahreyn'de gridde olacakmış gibi çalışan ve muhtemelen Campos Meta'nın beyaz bayrağı çekeceği günü dişlerini bileyerek bekleyen Sırp F1 takımı Stefan GP.

Bazı yazlar, transfer sezonuna o kadar odaklanıyorum ki, maçlar başlayınca yeteri kadar heyecanlı gelmiyorlar. Bu kış sezonu da Formula 1 için biraz öyle oldu. Umarım yarışlar, off season'dan daha heyecanlı geçer de ekranların başından kalkamayız.

22 Ocak 2010

Yeni Araçların Sahnesi

1 Şubattaki ilk testte herkes birbirini tartacak fırsat bulsa da, asıl görsel şov, takımların yeni sezon tanıtımlarındadır her zaman. Tasarruf yapmak amaçlı ortak tanıtım planları suya düştüğünden beri herkes, kendi tanıtım günlerini açıklıyor. Biz de hem kendimize hatırlamak hem de sizlere derlemek amaçlı bulunduralım blogumuzda.

28 Ocak ___________Ferrari
29 Ocak ___________Mclaren
31 Ocak ___________BMW Sauber ve Renault
1 Şubat ___________Mercedes ve Williams
4 Şubat ___________Virgin
10 Şubat __________Red Bull ve Force India
12 Şubat __________Lotus

USF1, Amerika'da tek başına koşacakları testlerde ilk defa kamuoyunun karşısına çıkacaklar. Bu da şubat başına tekabül etse de tam zamanı belli değil. Campos Meta ve Toro Rosso ise henüz bir tarih belirtmediler.
Related Posts with Thumbnails