WRC'de sezonun beşinci yarışı Sardinya'da koşuldu ama pist üstündeki gelişmeler kadar spora girecek/giren yeni takımlar da ilgi çekti. Volkswagen'in rallilere dönüşünü uzun uzun yazmıştık, onun dışında MINI fabrika takımı da (test amaçlı bile olsa) ilk rallisine çıktı bu haftasonu. Parkurlarda da Loeb'ün, yol pozisyonundan dolayı, zorlanacağı tahmin ediliyordu ama bütün rallide ilk başlayan olmasına rağmen güzel bir galibiyet alarak pilotlar şampiyonasında Hirvonen ile arasını açtı.
MINI'den başlayalım. Aslında bu projeye "MINI by Prodrive" desek daha doğru olur, zira ünlü atölyenin elinden çıkıyor ikonik araçlar. David Richards her ne kadar bu işin başında olsa da kafamda bir soru işareti vardı. MINI'nin rallilere katılacağının açıklandığı sırada Richards, artık kendisinin değil yeni nesil çalışanlarının bu projeyi yönlendireceğini belirtmişti. Bir bakıma altyapıdan mühendis çıkarıyor ve firma, kendisine ve insanlara olan bağımlılığını kırıyordu. Sonuç şahane. Ilk rallisine çıkan MINI, son derece güzel sonuçlarla evine dönüyor. Kris Meeke, ilk gün dördüncülüğe kadar çıkıp öndeki araçlarla aşık atabiliyordu. Daha sonra çok temel olmayan bir debriyaj sorunu, ikinci günde rallisini bitirse de hızı kesinlikle iştah kabartıcıydı. Meeke'nin DNF'inin yanında Dani Sordo'nun istikrarlı derecelerle ralliyi altıncı bitirmesi, henüz ilk defa pistlerde toz yutan MINI'nin, cidden hızlı olacağını müjdeliyor bence. Motorsporlarının ünlü sözüdür: Hızlı bir aracı dayanıklı yapabilirsiniz ama dayanıklı bir aracı hızlı yapmak çok zordur. Sordo'nun derecesine belki bir Latvala ayarı çekmek gerekebilir. Yarışta en fazla etap kazanan isim olmasına rağmen yaşadığı sorunlardan dolayı ancak 18. oldu Latvala. Bu sorunları yaşamasa büyük ihtimalle Sordo'nun önünde yer alırdı. Yani gerçekçi bir resimde MINI'ler şu an en azından Stobart ve Kimi Raikkonen ile çekişir durumdalar. Dediğim gibi, ilk yarışları için çok ciddi bir aşama. Eğer bu öğrenme ivmesini devam ettirebilirlerse Citroen ve Ford'un çok başını ağrıtırlar. Wrc.com ise Sardinya Rallisi haberini enteresan bir cümle ile bitirdi. MINI ve VW'nin ardından, bir başka fabrika takımının daha parkurlarda yerini alabileceğini ima ediyorlar. Gelişmeleri biz de aktaracağız elbet.
WRC tarihinin en çok yarış kazanan adamı Loeb'ün, bu yarışı kazanması ne kadar enteresan olabilir ki? Buradaki en dikkat çekici şey, toprak rallide hem ilk gün, hem de diğer günlerde birinci sıradan start alıp hiç geriye düşmemek. Adama saygı duymak lazım, eğer hala duymuyorsanız. Bunun dışında geriye düşen iki pilotun, Latvala ve Solberg'in, performansları dikkat çekiciydi. Latvala, yarışın en fazla etap kazanan ismi olsa da 18. olabildi. Solberg'in sezonu ise çok şanssız geçiyordu. Fabrika takımında yarışmadığı için, onun formunun gidişatı, diğer pilotlara oranla çok daha kritik. Bu yarışta da ilk etabı kazandıktan sonra egzost sorunu ile 40 saniye kaybedince gidişatın değişmeyeceğini düşünüyordum. Neyse ki eski şampiyon, son derece iyi zamanlarla bu senenin ilk podyum başarısını yakaladı. Solberg'in ağzından "bu podyum, sponsorlarım açısından çok iyi oldu" diye duymak, insanın için burkuyor. Umarım en yakın zamanda sponsorlardan çok yarışmasına odaklanabileceği bir yarış koltuğu bulur kendine.
Bir sonraki ralli, iki hafta sonraki Arjantin Rallisi, Barcelona'daki Ispanya GP'si ile aynı günlerde.
Jari Matti Latvala etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jari Matti Latvala etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Mayıs 2011
20 Nisan 2011
Fotofiniş Ogier
WRC sezonunun dördüncü ayağı Ürdün Rallisi, daha start verilmeden bir zamana karşı yarışa dönmüştü zaten. Suriye'deki politik sorunlar, malzemeleri Türkiye ve Suriye üzerinden Ürdün'e geçirmeyi planlayan WRC takımları için öyle büyük bir sekte oldu ki, en başta Ürdün Rallisi'nin lojistik ve güvenlik sebepleri ile iptal edilebileceği konuşuldu. Güvenlik sorunu yetkililerin güvence vermesiyle aşılınca bu sefer lojistik bir yarış başladı. Ölüdeniz geçişinin de kapanmasından korkan takımlar, daha önce hiç WRC ile ilgilenmemiş Israil rotasını kullanmak zorunda kaldılar. Italya'dan çıkan gemi, Haifa limanına gelecek ve herşeyi gümrüğe bırakacaktı. Kendi başına bile ucu ucuna yetişen bu program, gemi yola çıktıktan sonra arızalanıp tek motora düşmesiyle imkansızlaştı. Yola cenabet çıkan gemi, Haifa'ya ulaştığında fırtınaya tutulduğu için limana yanaşamadı. Ertesi gün fırtına geçtiğinde de tek çalışan motoru da duran gemi, ancak çekilerek limana getirildi ve yükü boşaltıldı. Bu sırada Ürdün'de takımlar, FIA ve North One Sport kendi aralarında toplantı yaparak ilk günün iptal edilerek onların yerine recce ve ceremonial start yapılmasına karar verdi. Bu sırada hemen hemen bütün ekipmanlar gümrükten geçmiş ve Ürdün'e doğru yola çıkmıştı; kritik bir kamyon hariç, lastikleri taşıyan kamyon.
Sonuçta, normalde perşembe sabahı yarışın başlaması planlanırken çarşamba akşamı park alanında, uçakla gelen arabalar hariç hiç bir şey yoktu. Ne servis alanları, ne hospitality alanları, hiç bir şey. O gece ulaşan kamyonlardaki ekipmanları, normal süresi olan 4 gün yerine tek gecede kuran mekanikerlerin nasıl bir mucize gerçekleştirdiği heralde buradan anlaşılabilir.
Ve henüz yazmaya başlayamadığımız yarış... 3 günden 2 güne düşen rotasına rağmen en az yarış öncesindeki kadar heyecana sahne oldu. Hirvonen'in yoldaki ilk pilot olarak zaman kaybettiği cuma gününü Ogier, taktik dinlemeden ilk sırada bitirdi. WRC pilotlarının artık klasikleşmiş daha avantajlı start pozisyonu için yavaşladığı sırada Fransız genç pilot, gaza basarak ikinci Loeb'ün 31 saniye önünde ikinci güne başlayacaktı. Hemen arkasında ise Loeb, Latvala ve Solberg, 3 saniye içinde sıralanmışlardı.
Ikinci ve son gün Solberg'in kazası ile başladı. Podyum için savaşmayı bekleyen Norveçli eski şampiyon, yarışdışı kalarak sıfır puan çekmiş oldu Ürdün'den. Oysa ki aracının ayarlarından hiç haz etmeyerek yavaşlayan Loeb'ü geçebilirdi yolda kalsaydı. Hatta belki Latvala ve Ogier'i de.
Latvala ise bu yarışı kazanmaya yeminliydi adeta. Günün ilk loop'unda Ogier ile farkı 19 saniyeye düşüren Ford'un Fin'i, ikinci loop'taki etaplarda daha da gaza basarak herkesi şaşırttı ve son seyirci etabına gelirken, son bir gayret ile Ogier'in yarım saniye önünde liderliğe yerleşti. Ama son powerstage'de hem Ogier hem Latvala, sınırlarda yarışsalar da sonunda Citroen'in Fransız'ı, yarışı Latvala'nın sadece 0.2 (sıfır nokta iki) saniye önünde bitirerek hem yarışı kazandı hem powerstage puanları ile birlikte bir yarıştan çıkarılabilecek en fazla puanı aldı hem de WRC tarihinin en küçük farklı galibiyeti rekorunu kırdı.
Kısaca Ürdün Rallisi, öncesinden son saniyesine kadar nefes nefese geçti.
Podyumun son basamağına çıkan Loeb, Hirvonen'in dördüncü olmasıyla genel sıralamada liderliğe çıktı. Loeb'ün iki puan arkasında Hirvonen, onun 3 puan arkasında Ogier, onun 3 puan arkasında da Latvala olunca pilotlar şampiyonası hala çok karışık ilerliyor. Markalar Şampiyonasında ise Ford ile Citroen, aynı puandalar. Sıradaki yarış, Türkiye GP'si ile aynı haftasonu Italya Sardinya adasında koşulacak. Gilles Panizzi ile hafızalara kazınan günlerinde asfalt rallisi olan ama artık tamamen toprak olan Italya'da bir konuğumuz daha olacak: Parkurlarda ilk defa WRC versiyonuyla yarışacak olan MINI!
Sonuçta, normalde perşembe sabahı yarışın başlaması planlanırken çarşamba akşamı park alanında, uçakla gelen arabalar hariç hiç bir şey yoktu. Ne servis alanları, ne hospitality alanları, hiç bir şey. O gece ulaşan kamyonlardaki ekipmanları, normal süresi olan 4 gün yerine tek gecede kuran mekanikerlerin nasıl bir mucize gerçekleştirdiği heralde buradan anlaşılabilir.
Ve henüz yazmaya başlayamadığımız yarış... 3 günden 2 güne düşen rotasına rağmen en az yarış öncesindeki kadar heyecana sahne oldu. Hirvonen'in yoldaki ilk pilot olarak zaman kaybettiği cuma gününü Ogier, taktik dinlemeden ilk sırada bitirdi. WRC pilotlarının artık klasikleşmiş daha avantajlı start pozisyonu için yavaşladığı sırada Fransız genç pilot, gaza basarak ikinci Loeb'ün 31 saniye önünde ikinci güne başlayacaktı. Hemen arkasında ise Loeb, Latvala ve Solberg, 3 saniye içinde sıralanmışlardı.
Ikinci ve son gün Solberg'in kazası ile başladı. Podyum için savaşmayı bekleyen Norveçli eski şampiyon, yarışdışı kalarak sıfır puan çekmiş oldu Ürdün'den. Oysa ki aracının ayarlarından hiç haz etmeyerek yavaşlayan Loeb'ü geçebilirdi yolda kalsaydı. Hatta belki Latvala ve Ogier'i de.
Latvala ise bu yarışı kazanmaya yeminliydi adeta. Günün ilk loop'unda Ogier ile farkı 19 saniyeye düşüren Ford'un Fin'i, ikinci loop'taki etaplarda daha da gaza basarak herkesi şaşırttı ve son seyirci etabına gelirken, son bir gayret ile Ogier'in yarım saniye önünde liderliğe yerleşti. Ama son powerstage'de hem Ogier hem Latvala, sınırlarda yarışsalar da sonunda Citroen'in Fransız'ı, yarışı Latvala'nın sadece 0.2 (sıfır nokta iki) saniye önünde bitirerek hem yarışı kazandı hem powerstage puanları ile birlikte bir yarıştan çıkarılabilecek en fazla puanı aldı hem de WRC tarihinin en küçük farklı galibiyeti rekorunu kırdı.
Kısaca Ürdün Rallisi, öncesinden son saniyesine kadar nefes nefese geçti.
28 Mart 2011
Rei Do Algarve: Ogier
Portekiz Rallisi, 2009'daki kazasından sonra her zaman Jari Matti Latvala ile beraber anılırdı. Fazla hızlı girdiği virajın ardından attığı yaklaşık 15 takla, tekrarlaması zor bir "başarı" olsa da bu sene Ken Block, henüz recce'de iddialı bir hareketle "ben de buradayım" dedi. Latvala'nın, uçurumdan inerken attığı uzun ve yavaş taklalardan farklı olarak hızlı, kısa mesafede ciddi yükselerek 5 takla attı Amerikalı ve yarışa başlayamadı bile. Eğlence meraklısı Block, twitter hesabı üzerinden "bir kaya ile yaşadığımız yanlış anlaşma yüzünden" yaşadığı kazanın ardından Ford ve M-Sport ekibine teşekkürü de tam anlamıyla boynunun borcu bilmiş. "Biz o kazadan nasıl yürüyerek çıktık bilmiyoruz" diye de sözlerini bitirmiş. Olayın videosunu ralliden önce yazdığım yazıda bulabilirsiniz.
Ama Latvala için iki senedir kabus olan ralli, bu sefer o kadar da kötü gitmeyecekti.
Algarve Stadı'ndaki seyirci özel etabından itibaren en başta olağan şüpheliler oldu ralli boyunca; Ogier, Loeb, Hirvonen, Latvala. Fabrika ekiplerinin sürücüleri dışında Petter Solberg, yaptığı zamanlarla cumartesi ve pazar günü oldukça dikkat çekti. Ama cuma günü patlattığı 4 lastik, onu çoktan ön gruptan uzaklaştırmıştı. Yine boşa giden bir performans sergilemek durumunda kaldı Norveçli eski şampiyon. Bu sene, bu tip şanssızlıkları fazlasıyla yaşıyor ve aslında rallileri kazananlarla aynı hızda gitse de, yaşadığı şanssızlıklar yüzünden hep geriden gelmek zorunda kalıyor. Kendi ralli takımı ile yarışan ve araç sürmek dışında sponsor ve bütçe gibi çok sıkıntılı işleri de üstlenen Solberg, umuyorum ki yakın zamanda hakettiği sıralarda bulunur.
Cuma günü Ford üstünlüğü ile geçilirken, Citroen'ler, daha iyi pozisyonda çıkış yapmalarına rağmen neyin yanlış gittiğini pek anlayamadılar. Yine de günün sonunda Ogier, ufak farkla liderken frene basarak ikinci güne dördüncü başlamayı seçti. Taktikler, taktikler. Ikinci gün bu seçim, oldukça işine yaradı genç Fransız'ın. Önce Hirvonen'in sorun yaşaması, daha sonra patlayan lastiğini değiştiren Hirvonen'in hemen arkasından gelen Loeb'ü toza boğarak şampiyonu geride tutması, ardından da Latvala'nın yaşadığı driveshaft problemi ile Ogier, muhtemelen savaşarak kazanacağı yarışı, beklediğinden çok daha rahat bir şekilde kazandı. Geçen sene kariyerindeki ilk galibiyeti de burada elde eden Ogier için, Meksika'da liderken yaptığı kazanın ardından önemli bir güven tazelemesi oldu bu. Takım arkadaşı Loeb, ikinci olarak Citroen'e duble getirirken Latvala üçüncü, Hirvonen dördüncü olarak Ford'un hasarını en aza indirmiş oldular.
Loeb, belki de Ogier'in en büyük rakibi olacakken Hirvonen ile yaşadığı yüzünden liderlik mücadelesi veremedi. Aslında olay şu: Hirvonen, patlayan lastiğini durup değiştiriyor ve yola kaldığı yerden devam ediyor. Ama tozlu etaplarda 8 saniye arkasından gelen Loeb var ve Hirvonen'in kaldırdığı toz yüzünden Loeb, önünü göremiyor ve ciddi zaman kaybediyor. Telsizden takıma, Ford'a haber verip Hirvonen'in çekilmesini istiyor ama Ford bunu kabul etmiyor. Etap sonunda finiş noktasına gelince de Loeb, Hirvonen'in Ford'una arkadan kasten çarpıyor sinirini göstermek için. Her ne kadar sinir bozucu olsa da daha sonra ilgili partiler, bunun bir yarış olayı olduğunu anlıyor, kötü niyet aranmıyor ve Loeb, Hirvonen'den özür diliyor. Yine de rallisinin içine ediliyor.
Bu senenin yükselen yıldızı Mads Ostberg, bu sefer pek parlayamayarak puan alamasa da onun yerini bir başkası doldurdu; Armindo Araujo. Production kategorisinde son iki senenin şampiyonu yerel kahraman, ilk defa aksiyon gören MINI ile önemli bir test verdi aslında. Prodrive'ın da gözü bu rallideydi o yüzden. Ilk gün aldığı sonuçlarla yedincilik seviyelerinde gezinirken daha sonra yaşadığı mekanik arızalar yüzünden yarışı bitiremedi ama MINI'nin gerçek debut'sunu yapacağı Italya Rallisi'nde neler yapabileceğini gösterdi. Üstelik Araujo'nun aracı, WRC değil S2000 spesifikasyonundaydı. David Richards ve ekibi, bu haftasonu huzurlu uyumuşlardır eminim.
Bir parantez de Kimi Raikkonen'e açalım. Geçen seneyi 25 puanla tamamlayan ve taklalardan bolca nasibini alan Flying Finn, bu sene iki rallisinden toplamda 10 puan çıkararak olgunlaşma sinyalleri veriyor.
Sürücüler klasmanında Loeb ile Hirvonen'in 58'şer puan ile zirvede bulunurken Latvala 48, Portekiz'in galibi Ogier ise 41 puanda. Bu seneki 3 ralliyi 3 farklı ismin kazandığını da belirtmeden geçmeyelim. Markalarda ise Ford, Citroen'in hala 10 puan önünde. Takvimdeki bir sonraki ralli 14-16 Nisan'daki Ürdün Rallisi ama gerçekleşip gerçekleşmeyeceği henüz belli değil. Komşusu Suriye'deki isyanlar yüzünden onların kaderi de F1 Bahreyn GP'si gibi olabilir. Bu durumda da Mayıs başında Italya Rallisi'ne kadar beklememiz gerekecek. Acaba son dakikada Türkiye takvime eklenir mi? Keşke...
24 Mart 2011
Kazaların Rallisi: Portekiz
Dünya Ralli Şampiyonası, bu haftasonu Beşiktaşlı'ların memleketi Portekiz'de. Takvimin üçüncü ayağına girerken Isveç ve Meksika'ya kısaca bir göz atalım, sonra haftasonu hakkında konuşalım.
Yeni WRC araçlarının ilk rallisi de olan Isveç'te galibiyeti, geçen sene olduğu gibi yine Hirvonen aldı. Ikinci Mads Ostberg, üçüncü de Jari Matti Latvala oldu ve podyumu Ford kapadı. Peki bunun anlamı ne? Hirvonen, geçen sene de Isveç'i kazanmış ama sezonun geri kalanında hiç bir varlık gösterememişti, o yüzden onun hakkında iddialı açıklamalar yapmak için erken. Ford'un, özellikle kar rallilerinde Citroen'e karşı hep avantajı vardı, bunu yeni Fiesta ile DS3'e karşı devam ettirdiklerini gördük. Ama bence altı çizilmesi gereken en önemli nokta, yeni nesil S2000 tarzı WRC'lerle genç pilotların, deneyimli ve şampiyon pilotlarla daha rahat aşık attığını gördük. Mads Ostberg, ralliyi uzun süre önde götürdü ve Hirvonen'in sadece 6.5 saniye arkasında ikinci oldu. Şansa, bir iki etaptaki başarıyla veya öndekilerin kazasıyla gelmemiş bir başarı bu.
Aynısını Meksika'da da gördük. Meksika'nın önemi, yeni araçların ilk toprak rallisi olmalarıydı. Akla kara daha rahat seçilecekti. Nitekim Citroen, bu sefer bir adım öne çıktı, Loeb, Ogier ve Solberg ile rallinin ilk iki gününde bütün etapları kazandı. Solberg her ne kadar sorunlar ve cezalarla Ford pilotlarının gerisinde kalsa da Ogier ile Loeb, rahat bir duble yapmak üzereyken Fransızlar'dan genç olanı kaza yapınca Loeb, podyumda Ford'lar tarafından sarıldı. Hirvonen 2., Latvala 3. olurken Mads Ostberg 5. olarak yine önemli bir başarıya imza atıyordu. Ama Isveç'te Ostberg'in yaptığını bu sefer Rus Novikov yapmak üzereydi. Öndeki gruptan uzun süre kopmayan ve Latvala ile dördüncülük için çekişen Novikov, ikinci gün motorunun hararet yapması üzerine yarıştan çekilmek durumunda kaldı. Ama M-Sport'un iki genci, Ostberg ve Novikov, bu sene sürpriz gençleri yukarıda görmeye alışmamız gerektiği mesajını verdi.
Ve Portekiz... Latvala'nın spektaküler kazaları ile hatırladığımız ralli, daha başlamadan ilk kurbanını Ralli Tanrılarına hediye etti bile. Ken Block, recce'de yaptığı kaza ile hem yürekleri hoplattı hem de WRC'lerin ne kadar sağlam olduğunu hepimize (kendileri başta olmak üzere) hatırlattı. Amerikalı, aracındaki hasarlardan dolayı ralliye başlayamıyor bile. Iki tarafı ağaçlı dar yolların rallisi Portekiz, bakalım bu sefer nasıl rekabetlere ev sahipliği yapacak! Bu haftasonu Formula 1'de sezon açılışının dışında Portekiz'den de haberler geçeceğiz.
Not: Niye bilmiyorum resim koyamadım, ama neyse ki video var.
21 Kasım 2010
WRC 2010 Geçti Buralardan
F1'deki acayip mücadeleye, sezon bitmiş ve vaktimiz varken, daha rahat rahat giricez. Ama önce WRC. Çok şey vaad eden, biraz hayal kırıklığı biraz sürprizle bezeli, bir dönemin bittiği bir sezon oldu. Mikko Hirvonen, 2009'da Loeb'ün dominasyonunu bitirmeye çok yaklaşmış ama 1 puan kısa kalmıştı. Sezon öncesi taktiği belliydi: "Attack, attack, full attack". Yani artık dikkatli değil, hızlı olucam. Ilk yarış Isveç'i de kazanınca herkes bir "yoksa" dedi açıkçası, Loeb bile. Şu an bakınca Fin pilot için o günler ne kadar uzakta. O galibiyetin ardından bütün sezon bir tek kere daha podyuma çıkabildi, o da Türkiye'de üçüncülükle. Loeb'ün dominasyonunu bırakın kırmayı, sezonu altıncı tamamladı.

Bir de mücadelenin öbür yanı var: Loeb. Japonya'daki 5.liği hariç her yarışı podyumda bitirdi, takvimdeki 13 yarışın 8ini ise kazandı. Yeni puan sisteminin de yardımıyla ikinciye sezon sonunda 100 puandan fazla fark attı. Kısacası baydı. Loeb, ralli parkurlarının gördüğü belki de en yetenekli pilot ama Schumacher ile aynı karşı-argümanlara maruz kalıyor (en azından bence). Aynen Alman pilot gibi, sporunun altın era'larında birinde yarışmadı, çok fazla rakibi olmadı. Petter Solberg ile yarıştı, bir kaybetti bir kazandı, Marcus Gronhölm ile kapıştı, sonra da Hirvonen ile. Ama her zaman sadece bir rakibi oldu. Aynen Schumacher'in rakiplerinin de tek tek geldiği gibi; Hill, Villenueve, Hakkinen, Barrichello (!?), Raikkonen ve Alonso. Onun ardından F1 kendine geldi, son dört sezondaki çekişmelerden bunu anlayabiliyoruz. WRC de yeni kurallar ve yeni takımlarla umarım bu heyecanı yakalayacaktır.
Bu senenin yıldızı hem benim için hem de muhtemelen çoğu insan için Sebastian Ogier oldu. Citroen Junior takımından patlayarak geldi, belki sadece iki yarış kazandı ama çoğu yarışı da tek bir hata yüzünden kaybetti. Loeb ile pist üstünde aşık atabilen bir tek o oldu. Ödülünü de toprak rallilerde fabrika takımına geçerek aldı. Dani Sordo eğer performansını yükseltmezse, ki pek yükseltebilecek gibi durmuyor, Citroen'in bütün yarışlardaki ikinci pilotu da olabilir yakın bir zamanda. O kritik hatalarını biraz daha az yaparsa Loeb'ü şu anda durdurabilecek tek pilot o olabilir. Ve bu hataları yapmamayı öğrenmek de o kadar zor değil...

... Sadece Latvala'ya bakın. WRC tarihinin en spektaküler kazalarını yapmaya and içmiş bir adamdı genç Fin. Yarışın son özel seyirci etabında kaza yapar ikinciliği verir, 20+ taklalar atar araba yokederdi. Ama öğrendi. Öğrendi ve seneyi ikinci kapadı. Hirvonen'in bu kadar rezalet geçirdiği yılda Ford'un sorumluluğunu üstüne aldı ve gerçekten çok iyi sürüşlerle iki yarış da kazandı. Ki bunlardan biri Hirvonen'in liderlikten kaza yaparak yarışdışı kaldığı, ev sahibi olduğu Finlandiya Rallisi'ydi (Hadi, tekrar Bingöller Rallisi diyelim buna). Son yarış Ingiltere Rallisi'nde de (hala RAC diyesim geliyor bu yarışa da) klasman ikinciliği için Ogier ve Solberg ile girdiği mücadeleden galip çıktı. Seneye şampiyonluğa oynayıp oynayamayacağı kendisinden çok Ford Fiesta'ya bağlı ama ondaki gelişimi görmemek ve takdir etmemek ayıp olur.

Ve sezonun Don Kişot'u... Rakipleri pist üstünde yarışıp virajlara konsantre olurken, yarışmayı sadece sponsor toplantıları arasında yapabilen, hatta sponsor eksikliği yüzünden son iki rallisini kendi finanse eden Petter Solberg. Kendi takımıyla bu sezon yarış kazanamadı belki ama aldığı 5 ikincilik, onun, altında doğru arabayla, eski günlerine dönebileceğinin en güzel işareti. Yaşadığı bütün zorluklara, altında olduğu bütün dertlere rağmen o efsane gülüşünü de hiç kaybetmedi. Bunların üstüne kariyeri boyunca beraber yarıştığı, kendisi kadar sempatik co-pilotu Phil Mills ile yollarını ayırmasını da eklemeyi unutmayalım. Seneye kendi takımıyla yarışmak istemediğini, başka bir takıma geçip yarışlara konsantre olmayı düşündüğünü açıkladı. Bu, hem kendisi için mantıklı, hem de Ford'un yapması gereken bir hamle bence. Hirvonen, aynen Massa gibi hızlı ama istikrarsız olduğunu, şampiyonluk için gereken o son adımı atamayacağını gösterdi. Latvala ise fazla genç, öğrenecek çok şeyi var. Solberg gibi tecrübeli bir pilot hem Fiesta'nın gelişiminde yardımcı olabilir, hem de Ford'un elinde hazır bir şampiyonluk adayı olur. Neden olmasın?

Iki pilot daha çokça dikkat çekti WRC sahnesinde: Ken Block ve Kimi Raikkonen. Amerikalı, gymkhana'daki başarısını etaplara taşıyamadı genel olarak, puan almak için son sıraları kovaladı. Bir çok pilottan daha yaşlı WRC sahnesine atılması ve her yarışa katılmaması da dezavantajlarıydı. Ama bu seride gittikçe düşen ilgiyi yükselttiği kesin. Her ne kadar sezonu iki puan ile kapamış olsa da spektaküler hareketleri ile ralliseverleri mutlu etmeyi başardı. Ayrıca hiç bir takım veya pilot onun kadar iyi PR yapamadı. Seneye umarım devam eder, ne de olsa bildiği ve sevdiği Fiesta'ya geçiliyor artık.
Raikkonen ise hızı ile şaşırttı aslında. Bambaşka bir disiplinden gelerek ve öğrenme senesinde güzel sonuçlar alarak 25 puan topladı. Tamam çok değil, ama az da değil. Eğer seneye WRC'de kalırsa (kalacak gibi duruyor ama henüz karar vermiş değil, bence sezon başlamadan önce de veremeyecek bu kararı, Guns'n'Roses'ın Chinese Democracy albümüne döndü) bu sene yaptığı yanlışların çoğunu yapmaz. Burada Kaj Lindström çok tecrübeli bir copilotun da etkisini de unutmamak lazım. Böylece de hangi takımla yarışırsa yarışsın, markalar şampiyonasında o takıma yardımcı olur. Kendi şampiyonluğu içinse daha var açıkçası. Ama söylemeden edemicem, ona, Ispanya'da daha yarış başlamadan yarışdışı kaldığı için kızgınım. Tam kendisine uygun yollarda koşulacak yarışta nasıl yapacağını çok merak ediyordum. Bir sene daha beklicez şimdi.
C4 ve Focus ise emekli oluyor artık, yerlerini küçük kardeşleri DS3 ve Fiesta'ya bırakıyorlar. Yepyeni bir era, herşey sil baştan. Bakalım bu değişimden kim avantajlı çıkacak. Citroen, senelerdir süren dominasyonunu devam ettirebilecek mi, yoksa Ford, son senelerde düşen performansını Fiesta ile yükseltebilecek mi? Peki MINI? 2011'nin bu seneden daha iyi olacağı şimdiden belli.
Not: Türkiye Rallisi'nden çektiğim çok özel fotoğraflar için sayfanın sağ tarafındaki galeriye tıklamanız, WRC eşrafı ile yaptığım exclusive röportajlar için de arşivden nisan kısmına gitmeniz gerekir, hatırlatayım.
23 Ağustos 2010
The Asphalt Kings
Haftasonu, WRC takviminin en dişli asfalt rallilerinden Almanya koşuldu ve sonuçlar, hiç şaşırtıcı değil. Loeb, yine bu yarışı kazandı ve aynı ralliyi 8 defa kazanan ilk pilot olma rekorunu kırdı. Daha önce bu rekor Finlandiya Rallisi'ni 7 kez kazanan Marcus Gronhölm'e aitti. Iki notu da ekleyelim: 1- Loeb, kariyerinde katıldığı bütün Almanya Rallilerini kazandı, 2- 2004 Ispanya Rallisi'nden beri hiç bir asfalt rallisini kaybetmedi Fransız. Twitter tabiriyle #bokuçıktı!Peki geri kalanlar ne yaptı? Aslında haftasonu boyunca ilgi çekici sürüşler de oldu. Bunların başında Dani Sordo geliyor. Bu sene formunun dibinde olan, fabrika takımındaki yerini toprak rallilerde Sebastian Ogier'e kaptıran ve bu yarış öncesi co-pilot değiştiren Sordo, asfalttaki başarısını ikinci olarak gösterdi. Her ne kadar Loeb'ün 50 saniye gerisinde kalsa da, Loeb insan olmadığı için sorun yok. Eminim, bu sene baya azalan özgüvenini yerine getirmiştir bu ikincilik.
Sordo, ikinciliği biraz da Petter Solberg'e borçlu. Kendisinden bütün haftasonu daha hızlı olan Solberg, cuma günü lastik problemlerinden 4 dakika kaybedince zaten baya geri kalmış oluyordu. Ama Norveçli, Loeb'den sonra en hızlı pilot oldu haftasonunun geri kalanında. Hatta kendisi de Phil Mills'den sonra yeni copilotuyla yarışırken Panzerplatte etabını kazanarak, ciddi bir başarı da elde etmiş oldu. Hatırlayacaksınız, 2004 Almanya Rallisinde, gözgözü görmeyen yağmur altında çok ciddi bir kaza yapmıştı Solberg bu etapta. Bir şekilde rövanşı da almış oldu. Ilk gün kaybettiği o kadar zamandan sonra 5.liğe yükselmesi, Solberg'in bu sene ne kadar kendine geldiğinin kanıtı adeta.

Ogier ise rallinin sessiz galiplerinden sayılır. Podyumun son basamağına çıkarken hiç bir etap kazanmadan, öndeki ikilinin 80 saniye gerisinde, arkadaki Latvala'nın 20 saniye önünde temiz bir iş çıkarıp asfalt tecrübesine yenilerini ekledi. Her ne kadar genç de desek, asfalt rallilere yeni alışıyor da desek Ogier, pilotlar şampiyonasında ikinci ve yerini korumak için elinden geleni yapacaktır.
Bir de yarışan diğer fabrika takımı var. Ford, gerçekten kabus gibi bir haftasonu geçirdi. Yine! Latvala, 4. olarak takıma puanlar getirirken Hirvonen cumartesi günü transmisyon problemi yaşarken pazar sabahı da vites kutusuna çarpıldı ve yarıştan çekildi. Favorisi olduğu bir önceki yarış Finlandiya'dan da yaşadığı kaza yüzünden DNF çeken Finli, pilotlar şampiyonasının 5.liği için Dani Sordo ile çekişiyor şu an. Tam bir utanç! Ford'ün spektaküler adamı Ken Block da aynı şekilde şanssızlıklarla yarışı bitiremedi. Aslında temkinli yaklaşımı ile amacı olan yarışı bitirmeye çok yaklaşan Amerikalı, son güne daha başlamadan servise dönmek zorunda kaldı. Reaksiyonu: It sucks!

Haftaiçi Formula 1'in dışında da hayat var deyip geri dönmeyeceğinin sinyallerini veren Raikkonen, kendisine daha tanıdık gelen asfalt etaplarda 7. olarak hızını yine ortaya koydu. 2011 değil ama 2012 için tehlike olabileceğini de herkese gösterdi. Bu arada rallinin son etabı olan seyirci özel etabını da kazandı. Finli, aldığı 6 puanla toplamını 21'e çıkarmış oldu böylece, önündeki hedefler 25 puanla Henning Solberg ve 26 puanla Villagra.
Citroen, Loeb'ün de desteği ile tam bir asfalt canavarı oldu zaten. Hızı, sürüş rahatlığı (pilotlarının yalancısıyım) ve dayanıklılığı ile Loeb olmasa bile muhtemelen asfalt rallileri kendi sürücülerine kazandıracak bir araç C4. 2010 Almanya Rallisinde 4 farklı Citroen pilotunun bütün etapları kazandığını, ilk yediye 5 araçla girdiklerini de not düşelim. Bundan sonra WRC, 10-12 Eylül arası Japonya semalarına gidiyor. Bu sene de şampiyonun kim olacağı belli oldu diyebiliriz, bakalım best of the rest kim olacak?
06 Ağustos 2010
Temmuz'a Bakış
Ben yokken olan olaylara kısaca bir bakalım, yorumunu yapalım, sonra teker teker postlar gireriz.- F1'de Ferrari'nin geri dönüşünü görmemek imkansız. Valencia ve Ingiltere'de yaşadıkları şanssızlıkları Almanya'da kırdılar ve duble ile geri döndüler. Son 4 yarışın karakterlerinin farklı olduğunu ve Ferrari'nin hepsinde hızlı olabildiğini görünce sezonun geri kalanında da iyi olurlar diyor insan. Yine de flexi-kanatların buradaki etkisini ve FIA'nın getirdiği yeni denetimlerle bu gelişimin baltalanıp baltalanmayacağını göreceğiz Spa'da.
- Takım emirleri konusu çok konuşuldu ve 8 Eylül'deki duruşmaya kadar da çok konuşulacak belli ki. Bu konuda iki ekstrem var: Biri Almanya GP'sindeki Alonso&Massa, diğeri Türkiye GP'sindeki Vettel&Webber. Bir taraftar olarak hangisini izlemek daha zevkliydi? Tabi ki Red Bull'un başına gelenleri. Kaldı ki Alonso, Massa'yı eninde sonunda geçecek kadar hızlıydı ve geçmesi gerekiyordu. Pilotlar oraya yarışmak için geliyorlar ve günün sonunda her zaman en hızlı pilot kazanmıyor (bknz Alonso'nun Vettel'e yaptığı savunma hemen bir sonraki yarışta). O yüzden takım emirleri, yarış zevkini azaltıyor ve nihai hedef buysa kaldırması daha mantıklı. Yine de takımlar bir şekilde bunu yapacaklardır.
- Rob Smedley'nin Massa'ya yol vermesini üstü kapalı iletmesinden sonra özür dilemesi, iç burkucuydu.
- Ilk 5 pilotun 20 puan içinde sıralanması, inanılmaz bir sezon finaline doğru gittiğimizin habercisidir. Son saniyede kazanılan iki şampiyonluk gördük yakın tarihte, daha ne kadar iyi olabilir ki diyorduk. Bu sefer çok daha iyi olabilir, Abu Dhabi bütün beklentilerin üstüne çıkabilir. Buna benzer bir şey en son 2003 Ingiltere GP'sinde yaşanmıştı. Richard Burns, Carlos Sainz, Sebastian Loeb ve Petter Solberg, sezonun son yarışına şampiyonluk şansı ile girmişlerdi. Burns, yarıştan önce bayılınca yarıştan çekilmek zorunda kalmıştı, daha sonraki tetkiklerde kanser olduğu ortaya çıkmış ve 2005'te de hayatını kaybetmişti. Hakkında apayrı bir post da yazmak lazım. Konuyu dağıtmadan, bu tip bir sezon finali bizi bekliyor olabilir F1'de de.
- Bu arada Schumacher'in Barrichello'yu sıkıştırması var. Schumacher yıllarca üstüste şampiyonluklar yaşarken yolundan devamlı çekilen, yardım eden Barrichello'yu duvara kadar sıkıştırması. Jacques Villenueve'e çarparken bile Schumi'nin karizması bu kadar çizilmemişti benim gözümde. Üzüldüm.

- Kore GP'sinin yapılıp yapılmayacağı baya tartışılmaya başlandı bugünlerde. Pistin inşaatının planlandığı şekilde gitmesi OK ama Kuzey-Güney Kore gerilimlerinin gölgesinde. Açıkçası Kuzey'in Güney'e savaş açacak kadar gücü olduğunu düşünmediğimden bu yarışın da yapılacağına inanıyorum.
- Austin'deki yarış ile ilgili de detaylar geliyor ama hala çok net değil. 2012'deki yarışın bizim yarışın yerine gelebileceği de bir ihtimal. Eğer Alman dergilerinin sızdırdığı gibi bir 2011 takvimi varsa, Kanada'dan hemen sonra Türkiye GP'si olacak gelecek sene. Bir sonraki sene bizim için kritik olan bir sene ve Austin'deki pist inşa olursa Türkiye GP, Kanada'dan sonraki yerini Austin'e kaptırabilir maalesef. Umarız olmaz!
- Doğruya doğru, pasif olduğum günlerde en heyecanlandığım haber MINI'nin ralliye geri döneceği haberi oldu, hem de Prodrive ile birlikte. Subaru, WRC'den çekildiğinden beri Prodrive boynu bükük duruyordu, F1'e de girememişlerdi. David Richards her zaman heyecan verici bir karakter oldu benim için ve Prodrive'ın sonunda ralliye, hem de MINI gibi bir ikon ile girmesi şimdiden tüylerimi diken diken ediyor. Homologe edecekleri araç MINI Countryman bu arada. Bunun hakkında daha uzun bir post geliyor.
- Geçen sene neredeyse batan, yokoldu denilen Saab da, Spyker tarafından satın alındıktan sonra, MINI'nin ardından WRC'ye girmek istediğini belirtti. Bu haberlerden sonra insan soruyor: Bakalım Wolksvagen'i F1 mi yoksa WRC mi kapacak?

- Finlandiya Rallisi, Ford'un en büyük kalesi ve şampiyonada bir şey yapmak istiyorsa oynaması gereken son kozdu. Hirvonen, bir düzine takla atana kadar gayet iyi de gidiyorlardı ama artık bence Hirvonen'in şampiyonluk şansı tamamen bitti. Ford'un bayrağını ise ikinci pilotları Latvala taşıyor, o da bakalım nereye kadar?
- Ford'un Sebastian Ogier için yaptığı teklifi de genç Fransız reddetmiş gözüküyor. Fransız ekolünün şu anda Fin ekolünü geçtiğini görebiliriz en azından rallide. Seneye nolacağı ise bir soru işareti.
- Genç kategorilere dönersek Ferrari'nin genç umudu, Nicholas Todt'un menajerliğini yaptığı Jules Bianchi, Macaristan'da ciddi bir kaza ile ağır yaralandı. Ferrari'den yapılan açıklama uzun süre yarışamayacağı, bazı kaynaklar ise yarış hayatının bittiğini söylüyor. Ilk defa genç pilot programı yapan Ferrari için büyük şanssızlık, genç Jules için ise tam bir yıkım heralde. Gelecekte Ferrari koltuğu garantideyken böyle bir darbe yemek, düşman başına bile fazla. Bir not olarak, Jules Bianchi'ye çarpan pilot, eskiden Superleague Formula'da Galatasaray adına yarışan Çinli Ho-Pin Tung.
gp2 gp d'hongrie big big big crash
Yükleyen crash71100. - En heyecanlı yarış ve çarpışma videoları.
Labels:
Austin,
Citroen,
Felipe Massa,
Fernando Alonso,
Ferrari,
Ford,
Formula 1,
Jari Matti Latvala,
Jules Bianchi,
Kore,
MINI,
Michael Schumacher,
Rubens Barrichello,
Saab,
WRC
12 Mayıs 2010
Yeni Zelanda Rallisi ve Sonrası

Anneler günü, Barcelona GP'si derken aslında çok da güzel geçen bir Yeni Zelanda Rallisi'ni atlamış oluyorduk neredeyse. Loeb'ün klasman liderliği yüzünden ikinci başladığı yarışta, kendisinin de itiraf ettiği gibi kazanması çok zordu. Çünkü yolları süpürdüğü ilk gün kuru, diğer iki gün yağışlı ve tozsuz olacağından dolayı, ilk gün kaybettiği zamanı diğer günlerde toplaması son derece zor olacaktı. Cuma günü, bir köprü üstünden geçerken yaptığı kaza ile de az olan şansını sıfırladı. Elde ettiği üçüncülük ise inanılmaz bir cumartesi gününün hakedilmiş bir ödülü.
Ama şahsen ben Hirvonen'in bu sebeple daha bir asılacağını, kazanmaya yakın olacağını düşünüyordum. Tam tersine, WRC'nin iki genç yıldızı Yeni Zelanda'da sahneye çıktı: Citroen Junior Team pilotu Ogier ile Ford'un ikinci pilotu Latvala. Ogier, ilk WRC galibiyetini almaya 3 viraj uzaktayken attığı spin ile Latvala'ya kariyerindeki 3. galibiyeti getirmiş oldu. Fransız eminim kafasını duvarlara vuruyordur ama içinde bulunduğu gelişim süreci, seneye onu Citroen fabrika takımına götürecek gibi gözüküyor. Hatta bu, açık açık konuşuluyor da. Sezonun şu ana kadarki kısmında Citroen'in ikinci pilotu Sordo'yu rahatlıkla geçti zaten.
Latvala ise fabrika takımında olarak kendini zaten kanıtlamıştı. Pit Girişi Özel Latvala röportajında da takım liderliği konusunu kendisiyle konuşmuştuk. Yeni Zelanda'da ise bu adımda ciddi adımlar atmış gözüktü. Zira önemli olan buradaki galibiyet değil, o galibiyeti nasıl elde ettiğiydi. Daha önce saatli bomba gibi süren, çok hızlı ama bol kazalı performanslar sergileyen genç Fin, dersini iyi çalışmışa benziyor çünkü bu sefer, hiç bir etap galibiyeti olmadan, hızın aksine istikrarlı ve sabırlı bir şekilde sürerek, baskı yiyerek değil baskı kurarak yarışı kazandı ve belki de Malcolm Wilson'ın görmek istediği buydu. Kendisindeki yetenek çok fazla, ama kontrolsüz güç güç değildir!
Peki Hirvonen? Sene başında çok iddialıydı. Gazı kökleyeceğini, Loeb'ü bu sene geçeceğini, cesur olacağını söylüyordu. Ama şu anda hem Loeb'ün hem de takım arkadaşı Latvala'nın arkasında kaldı. Isveç Rallisi'ni kazandıktan sonra hiç bir rallide ciddi bir tehlike olamadı. Koltuğu ne bu sene, ne de 2011 için tehlike gibi gözüküyor ama ciddi bir form düşüklüğü yaşadığı açık. Eğer çok yakın zamanda toplanıp Latvala ile beraber Loeb'e karşı dominasyon kurmazlarsa, Fransız efsane bu sene çok daha rahat şampiyon olabilir. Sezonun asfalt rallilerinin daha başlamadığını da hatırlatmak gerek bu noktada.
Bir yandan da Yeni Zelanda'da 75. galibiyetini alan Ford, Lancia'nın 74 yarışlık rekorunu kırarak ralli tarihinin en çok yarış kazanan takımı oldu. Ford'u tebrik eder, Lancia'yı buradan hasretle anarız.
Kısacası Loeb ve Hirvonen çekişmesinin ardından ciddi bir ikili daha geliyor. Kendi takımıyle eski günlerine dönen Petter Solberg'i de katarsak yakında yarışlarda beşli çekişmeler bizi bekliyor olacak heralde.

27 Nisan 2010
Pit Girişi Özel: Jari Matti Latvala Röportajı
Hem sizden gelen, hem de merak ettiğimiz soruları WRC camiasına yönelttik.
Pit Girişi: Ford'da bir süredir Fin geleneği var. Hirvonen'den 5 yaş küçüksün, bir süre sonra onun yerine takım lideri olabilirsin.
Jari Matti Latvala: Çok güzel olur böyle bir şey tabi ki. Mikko ile çok iyi anlaşıyoruz. O çok rahat biri, bana da yardımcı oluyor. Hatta genelde beraber seyahat de ediyoruz.
PG: Gelişme çizgini nasıl görüyorsun? Geçen sene daha kazalı idi, bu sene daha iyi gidiyorsun.
JML: Geçen sene olan kazalar genelde benim hatamdı. Bunu biliyorum, ben de üstünde çalışıyorum. Bu sene kesinlikle daha iyi ama daha da iyi olacak.
PG: Polonya'09 mu daha kötüydü Portekiz'09 mu?
JML: Polonya
PG: Polonya'dan sonra Malcolm (Wilson, takım direktörü) sana ne dedi?
JML: (Bu soruyu cevaplamak istemedi)
PG: Portekiz'deki kazandan sonra sürüş tarzında değişiklikler olduğunu hissediyor musun?
JML: Evet, aslında farketti sürüşüm ondan sonra. En başta artık daha konsantreyim, dikkatliyim. Orada yaptığım hata, çok çok geç fren yapmamdan kaynaklanmıştı.
PG: Taktiklerden en çok ikinci pilotlar etkileniyor.
JML: Evet, ben de bu sene ikinci pilotum. Yine de elimden geleni yapıyorum, görevim diğer Citroen pilotlarını geçmek, Mikko'nun işini kolaylaştırmak. Bu seneki önceliğim istikrar, seneye ne olacak görürüz.
PG: 2000'lerin ilk yarısında bir grup "geleceğin şampiyonları" yetişiyordu ama bakınca onların arasında sadece sen fabrika takımında devamlılık sağlayabildin.
JML: Ford'a burada teşekkür etmek lazım. Ayrıca takım sayısı azaldıkça sürüş bulmak gittikçe zorlaştı. Ayrıca işler yolunda gitmeyince, arkanızdaki destek bir anda kayboluyor, buna mental olarak çok güçlü olanlar katlanabiliyor. Zor zamanlar geçirdim ben de, ama yanlışlarımdan dersler çıkardım, kendimi geliştirdim ve şu an buradayım.
13 Nisan 2010
Türkiye Rallisi Zamanı Artık!

Sonunda geldi çattı WRC'nin Türkiye ayağı. Şu ana kadar Antalya'da koşulan Rally of Turkey, bu sene ilk defa Istanbul'a alındı. Bu da demek oluyor ki Sultanahmet'te ceremonial start, Kadıköy Meydanı'nda Seyirci Özel Etabı var. Baya enteresan geliyor kulağa ve muhtemelen gidip gördüğümüzde de aynı şekilde garip gelecek. Ama bir yandan da insanın içini mutluluk kaplıyor.
Ilk önce 2010 sezonunun genel gidişatına bakalım, Rally of Turkey öncesi. Şu ana kadar 3 ralli koşuldu: Isveç, Meksika ve Ürdün. Geçen sene Loeb'ün 6. şampiyonluğundan sonra Ford pilotu Hirvonen, bu sene her yarışa galibiyet parolasıyla çıkacağını açıklamış ve Isveç'teki galibiyetiyle şaka yapmadığını da herkese göstermişti. Hatta o haftasonu Finli'nin performansı o kadar iyiydi ki Loeb bile ikinci günün sonunda onu yakalayamayacağını itiraf etmişti. Ama etaplar, kardan toprağa geçince Hirvonen bu avantajını devam ettiremedi. Meksika Rallisi'nde tam bir Citroen dominasyonu vardı. Loeb'ün ilk sırayı almasının dışında Petter Solberg, kendi takımı adına ikinci, Sebastian Ogier de Citroen Junior takımı adına üçüncü olmuş ve podyumu Citroen'ler kaplamıştı. Ürdün Rallisi'nin baş kahramanı ise taktikler olmuştu. Toz toprağın bol olduğu rallide önde gitme dezavantajını kimse istemediğinden takımlar, favori pilotlarını olabildiğince arka atmaya çalışmış ama kaybeden sporun kendisi olmuştu. Hakkında yazmıştık da, buradan alalım sizi onun için.
3 yarış sonunda Loeb 68 puanla, Ford pilotları Latvala (43) ve Hirvonen'in (37) önünde. Onların arkasında sevimli Norveçli Solberg, Citroen Junior takımının yıldızı Ogier var. Citroen ana takımının ikinci pilotu Dani Sordo ise klasmanda 6. Kimi Raikkonen de Ürdün'de ilk defa finişe ulaştı ve 4 puan almayı başardı. Markalarda ise Citroen 101 puanla Ford'un 14 puan önünde. Arkalarındaki Citroen Junior ile Stobart Ford'u ise 4 puan ayırıyor.

Biraz da Türkiye Rallisi'nin tarihine bakalım. 2003'te WRC takvimine dahil edilen ulusal rallimizin ilk galibi, veteran Carlos Sainz olmuştu. O yıl şubatta koşulan ve karlı tepelerden geçen ralli, Ispanyol efsanenin sene içindeki tek galibiyeti olmuştu. 2004 ve 2005'te ralli, haziran sonuna kayarken, bu yarışları da Sebastian Loeb kazanmıştı. 2006'da ise Marcus Gronhölm, 3 yıllık Citroen Xsara dominasyonunu Ford Focus'u ile kırıp yarışı kazanmıştı. Takvimin rotasyona girmesi ile 2007'de ülkemizde yarış düzenlenmemişti, 2008'i ise yine Ford, bu sefer genç pilotları Mikko Hirvonen ile kazanmıştı. 2009'da da rotasyondan dolayı takvime giremeyen Türkiye Rallisi, 2010'dan sonra, Istanbul'un Kültür Başkenti olması dolayısıyla 2011'de yeniden takvimde olacak.
Son olarak da bilet edinmek için Biletix sayfasına linkleyelim sizleri, biletlerini kapıp bu haftasonu, güzel havalar altında dünyanın en iyi pilotlarını izlemekten geri kalmayın.
02 Nisan 2010
Ürdün Rallisi'ne Bakış

Aslında FIA, iki amiral gemisi serisini özellikle aynı haftasonlarına koymamak için çabalıyor ama gittikçe genişleyen takvimler yüzünden bazen şu anki gibi çakışmalar olabiliyor. Bu haftasonu, hem Malezya GP'si hem de Ürdün Rallisi koşuluyor. Malezya GP'sinin antreman turları yapılıyor ve henüz asıl aksiyon başlamamışken, biz Ürdün'e çevirelim gözlerimizi.
Ürdün'e gelirken Citroen, Meksika'daki 1-2-3'lerinden dolayı özgüven dolu idi. Ford ise Isveç Rallisi'nden sonraki formunu Meksika'da bulamamış ve Ürdün'ü hevesle bekliyordu. Ilk gün (dün), Loeb ve Hirvonen, ilk başlayan ekipler oldukları için sahneye ikinci pilotlar çıkmıştı. Jari Matti Latvala, Solberg ve Sordo'nun 3-5 saniye önünde ciddi bir savaş veriyordu. Hirvonen ve Loeb ise onların arkasında, günü minimum hasar ile kapatmaya çalışıyorlardı. Bu sırada Solberg ve Latvala'ya, etaba geç geldiklerinden dolayı ceza verilmesi gündeme geldi fakat pilotlar, yol bölümleri için kendilerine yeteri kadar zaman verilmediğini ve ellerinde bir şey olmadığını savunuyorlardı. Bunu dikkate alan yarış direktörleri, ceza vermemeye karar verdiler.
Gün sonunda yine taktikler ortaya çıktı doğal olarak. Meksika Rallisi'nin ilk gününü lider bitirip, ikinci günkü yollarda süpürücü görevini yapan Solberg, bu kez ders alıp yavaşladı ve günü 4. bitirdi. Sordo da takım emirlerine uyarak yavaşladı ve 6.lığa kadar indi. Latvala ise rakipleri yavaşlarken son gaz gitmeye ve ikinci gün için zaman farkını maksimuma çıkarmaya oynadı. Böylece ilk gün sonunda, ikinci Ogier ile arasında 30 saniye fark vardı. Burada Latvala ile ilgili şunu unutmamak lazım: Ilk gün de zaten yolda 3. sıradaydı. Yani elde ettiği liderliği, nispeten az bir avantaj ile yakalamıştı.
Lider pilotlar Hirvonen ve Loeb ise yavaşlayarak daha da vakit kaybetmek yerine arayı kapatmaya çalıştılar. Hirvonen 5., Loeb ise 3. bitirdi günü.

Fakat asıl bomba ikinci günün ilk etabında yaşandı. Yol pozisyonunun avantajını görmek ve liderlerle arayı hızla kapamak için atak pozisyonunda olan Hirvonen, ilk etapta taşa çarpıp süspansiyonunu kırdı ve yarışdışı kaldı. Yarın her ne kadar Superally kurallarıyla tekrar yarışacak olsa da, ciddi bir dezavantaja sahip. Görünüşe göre sezon başında aldığı "all-attack" kararı, Isveç Rallisi'nde birincilik getirse de şu anda sıkıntı yaşatıyor Finli'ye. Günün ikinci etabını ise sürpriz bir şekilde Nasser Al-Attiyah kazandı. Hem de etap ikinicisi Solberg'e bir dakika fark atarak. Solberg ise, an itibariyle Loeb ve Ogier'i geçerek 2.liğe oturdu. Latvala'nın ise 21 saniye gerisinde hala.
Rallinin bundan sonraki heyecanı, 2-3-4. sıradaki Citroen pilotlarının hem kendi aralarındaki mücadele hem de Latvala ile aralarını ne hızla kapayacakları olacak. Eğer bugün içinde genç Ford pilotunu yakalayamazlarsa, yarını daha konservatif ve finişe ulaşmak için kullanabilirler. Rallinin kaderinde, bugün iki kere koşulacak 25 km'lik Ürdün Nehri etabının fazlasıyla etkisi olacaktır.
Gelişmeler oldukça sizinle paylaşmaya devam edeceğiz.
14 Şubat 2010
Isveç Rallisi'nde Sona Gelirken

Sezonun ilk yarışında, 21 etabın 20'si tamamlanmışken sıralama neredeyse belli oldu. Ilk günün lideri Hirvonen, ikinci ve üçüncü günde de liderliğini kaybetmedi ve sonunda Sebastian Loeb'ü de yıldırdı. Tek etap kaldı ve arada 36 saniye var.
Uzun zamandır Loeb'ü böyle görmemiştim. 3. günün ortasında, Hirvonen'in kendisi için fazla hızlı olduğunu, hata yapacak kadar kendisini zorlasa bile Hirvonen'in hızına yetişemediğini itiraf etmiş ve artık tek hedefinin yarışı ikinci sırada bitirmek olduğunu belirtmişti. Insan sormadan edemiyor, acaba Loeb motivasyonunu mu kaybediyor? Ya da Hirvonen'in bu seneki daha saldırgan tavrına bekle-gör mü yapıyor?

Tamamen psikolojik bir savaş alanına çekiliyor Citroen-Ford kapışması. Şu an için de Ford sanki bir adım önde. Ihtiyaçları da vardı kesinlikle, geçen seneki basit hatalarından sonra. Onların işine yarayan şeylerden biri de, takvimin Isveç'te başlıyor olması. Daha önce Monte Carlo Rallisi, Loeb'ün herkesten çok üstün olduğu ve yıla 1-0 önde başladığı bir yerdi. Isveç ise Loeb'ün sevmediği ve bunu açık açık söylediği bir ralli. Bakalım Hirvonen, yelkenlerini dolduran bu rüzgar ile Loeb'ü durdurabilecek mi bu sene?
Ikinci pilotlar kapışmasında da Ford, Citroen'e üstünlük sağladı. Jari Matti Latvala, ilk gün gerisinde kaldığı Dani Sordo'yu, Ispanyol pilotun ikinci günkü ısı kalkanı sorunları sayesinde geçti ve bu sefer yerini korumayı başardı. Eğer son etapta da bir saçmalık yapmazsa, aradaki 1 dakikalık fark ona rahatça yeter. Ford da, Meksika'ya Citroen'in önünde ve kendine güveni tam gider.
Fabrika takımlarının hemen arkasında Citroen'in Fransız genci Ogier var. O da aslında yabancısı olduğu karlı etaplara çabuk alıştı ve seneye 5.lik ile başladı. Arkasında Solberg kardeşlerden büyüğü Henning, Malcolm Wilson'ın oğlu Matthew, Norveç altyapısından çıkma Mads Östberg, Solberg'lerin küçüğü Petter ve Per Gunnar Anderson, ilk 10'u tamamlıyor.
Her ne kadar emekliliğinden dönüp ralliyi kazanmasının bizim hayallerimizde kalacağı belli olsa da Marcus Gronhölm'ü 24. olarak görmek üzüyor. Ikinci gün yaşadığı sorunlardan belini doğrultamasa da en azından ilk 25'e geri döndü. Yine ikinci gün sorun yaşayan ve zirveden uzak kalan Kimi Raikkonen ise hala öğrenme aşamasında. Yine de kar yataklarında sıkışmadığı zamanlarda ne kadar hızlı olabileceğini gösterdi.
Artık 21. etap Varmullsasen kaldı bir tek, bu arada tek hata yapabilecek kişi Latvala gibi. Özel seyirci etaplarında bile yarışdışı kalma potansiyeli olan genç Fin de bir sorun yaşamazsa yarış büyük ihtimalle böyle biter. Ve Hirvonen, değişen puan sisteminin ilk 25 puanını aldı sayılır. Mart başında da Meksika'ya lider gider.
12 Şubat 2010
Isveç Rallisi Ilk Gün Sonu

Sonunda Dünya Ralli Şampiyonası startı verildi Karlstad'da bu sabah, dün akşam Dani Sordo'nun kazandığı özel seyirci etabını saymıyorum.
3 etabın ikişer kere geçildiği gün, tam anlamıyla iki farklı durum ortaya çıkardı. Loeb, güne çok iyi başladı. Hirvonen ise ancak Sordo ile arkadan takip etmek durumunda kaldı. Latvala ise dördüncülüğünü pekiştirici bir sürüş ile podyumun uzağındaydı. Ne olduysa, gün ortası servisten sonra oldu. Karla kaplı etapların bozulması ile yol tutuşlar değişince Loeb, Isveç Rallisi'ni neden sevmediğini hatırladı heralde. Sebepsiz bir şekilde Hirvonen'e zaman kaybetmeye başladı. Gün sonunda Hirvonen, Loeb'ün 8 saniye önünde liderdi. Sordo ise üçüncüydü. Etaplardan ikinci geçişlerin Ford'a yaradığı, Latvala'nın da Sordo'ya yetiştiğini gördük.
Etapların ikinci koşuları başladığında, her ne kadar Hirvonen, lastiklerini fazla agresif kullandığını düşünse de, gün sonunda kazanan o oldu. Loeb'ün lastiklerini riske atmaması ise gün sonunda beklediği avantajı kendisine getirmedi. Enteresan olan, genelde tam tersi olurdu şimdiye kadar. Hirvonen temkinli, Loeb ise atak olurdu.
Günün diğer haberlerinde Petter Solberg'in Matthew Wilson ile çarpıştığını ama ikisinin de ralliye devam ettiğini, Marcus Gronhölm ve Kimi Raikkonen'in SS5'te sorunlarla karşılaştılar, Ogier ise kariyerindeki ilk Isveç Rallisi'nde fabrika takımları haricinde lider (yani genel klasmanda 5.).
Yarın yeni bir gün, yeni etaplar ama kar, hep kar!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





