WRC'de sezonun beşinci yarışı Sardinya'da koşuldu ama pist üstündeki gelişmeler kadar spora girecek/giren yeni takımlar da ilgi çekti. Volkswagen'in rallilere dönüşünü uzun uzun yazmıştık, onun dışında MINI fabrika takımı da (test amaçlı bile olsa) ilk rallisine çıktı bu haftasonu. Parkurlarda da Loeb'ün, yol pozisyonundan dolayı, zorlanacağı tahmin ediliyordu ama bütün rallide ilk başlayan olmasına rağmen güzel bir galibiyet alarak pilotlar şampiyonasında Hirvonen ile arasını açtı.
MINI'den başlayalım. Aslında bu projeye "MINI by Prodrive" desek daha doğru olur, zira ünlü atölyenin elinden çıkıyor ikonik araçlar. David Richards her ne kadar bu işin başında olsa da kafamda bir soru işareti vardı. MINI'nin rallilere katılacağının açıklandığı sırada Richards, artık kendisinin değil yeni nesil çalışanlarının bu projeyi yönlendireceğini belirtmişti. Bir bakıma altyapıdan mühendis çıkarıyor ve firma, kendisine ve insanlara olan bağımlılığını kırıyordu. Sonuç şahane. Ilk rallisine çıkan MINI, son derece güzel sonuçlarla evine dönüyor. Kris Meeke, ilk gün dördüncülüğe kadar çıkıp öndeki araçlarla aşık atabiliyordu. Daha sonra çok temel olmayan bir debriyaj sorunu, ikinci günde rallisini bitirse de hızı kesinlikle iştah kabartıcıydı. Meeke'nin DNF'inin yanında Dani Sordo'nun istikrarlı derecelerle ralliyi altıncı bitirmesi, henüz ilk defa pistlerde toz yutan MINI'nin, cidden hızlı olacağını müjdeliyor bence. Motorsporlarının ünlü sözüdür: Hızlı bir aracı dayanıklı yapabilirsiniz ama dayanıklı bir aracı hızlı yapmak çok zordur. Sordo'nun derecesine belki bir Latvala ayarı çekmek gerekebilir. Yarışta en fazla etap kazanan isim olmasına rağmen yaşadığı sorunlardan dolayı ancak 18. oldu Latvala. Bu sorunları yaşamasa büyük ihtimalle Sordo'nun önünde yer alırdı. Yani gerçekçi bir resimde MINI'ler şu an en azından Stobart ve Kimi Raikkonen ile çekişir durumdalar. Dediğim gibi, ilk yarışları için çok ciddi bir aşama. Eğer bu öğrenme ivmesini devam ettirebilirlerse Citroen ve Ford'un çok başını ağrıtırlar. Wrc.com ise Sardinya Rallisi haberini enteresan bir cümle ile bitirdi. MINI ve VW'nin ardından, bir başka fabrika takımının daha parkurlarda yerini alabileceğini ima ediyorlar. Gelişmeleri biz de aktaracağız elbet.
WRC tarihinin en çok yarış kazanan adamı Loeb'ün, bu yarışı kazanması ne kadar enteresan olabilir ki? Buradaki en dikkat çekici şey, toprak rallide hem ilk gün, hem de diğer günlerde birinci sıradan start alıp hiç geriye düşmemek. Adama saygı duymak lazım, eğer hala duymuyorsanız. Bunun dışında geriye düşen iki pilotun, Latvala ve Solberg'in, performansları dikkat çekiciydi. Latvala, yarışın en fazla etap kazanan ismi olsa da 18. olabildi. Solberg'in sezonu ise çok şanssız geçiyordu. Fabrika takımında yarışmadığı için, onun formunun gidişatı, diğer pilotlara oranla çok daha kritik. Bu yarışta da ilk etabı kazandıktan sonra egzost sorunu ile 40 saniye kaybedince gidişatın değişmeyeceğini düşünüyordum. Neyse ki eski şampiyon, son derece iyi zamanlarla bu senenin ilk podyum başarısını yakaladı. Solberg'in ağzından "bu podyum, sponsorlarım açısından çok iyi oldu" diye duymak, insanın için burkuyor. Umarım en yakın zamanda sponsorlardan çok yarışmasına odaklanabileceği bir yarış koltuğu bulur kendine.
Bir sonraki ralli, iki hafta sonraki Arjantin Rallisi, Barcelona'daki Ispanya GP'si ile aynı günlerde.
Petter Solberg etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Petter Solberg etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Mayıs 2011
20 Nisan 2011
Fotofiniş Ogier
WRC sezonunun dördüncü ayağı Ürdün Rallisi, daha start verilmeden bir zamana karşı yarışa dönmüştü zaten. Suriye'deki politik sorunlar, malzemeleri Türkiye ve Suriye üzerinden Ürdün'e geçirmeyi planlayan WRC takımları için öyle büyük bir sekte oldu ki, en başta Ürdün Rallisi'nin lojistik ve güvenlik sebepleri ile iptal edilebileceği konuşuldu. Güvenlik sorunu yetkililerin güvence vermesiyle aşılınca bu sefer lojistik bir yarış başladı. Ölüdeniz geçişinin de kapanmasından korkan takımlar, daha önce hiç WRC ile ilgilenmemiş Israil rotasını kullanmak zorunda kaldılar. Italya'dan çıkan gemi, Haifa limanına gelecek ve herşeyi gümrüğe bırakacaktı. Kendi başına bile ucu ucuna yetişen bu program, gemi yola çıktıktan sonra arızalanıp tek motora düşmesiyle imkansızlaştı. Yola cenabet çıkan gemi, Haifa'ya ulaştığında fırtınaya tutulduğu için limana yanaşamadı. Ertesi gün fırtına geçtiğinde de tek çalışan motoru da duran gemi, ancak çekilerek limana getirildi ve yükü boşaltıldı. Bu sırada Ürdün'de takımlar, FIA ve North One Sport kendi aralarında toplantı yaparak ilk günün iptal edilerek onların yerine recce ve ceremonial start yapılmasına karar verdi. Bu sırada hemen hemen bütün ekipmanlar gümrükten geçmiş ve Ürdün'e doğru yola çıkmıştı; kritik bir kamyon hariç, lastikleri taşıyan kamyon.
Sonuçta, normalde perşembe sabahı yarışın başlaması planlanırken çarşamba akşamı park alanında, uçakla gelen arabalar hariç hiç bir şey yoktu. Ne servis alanları, ne hospitality alanları, hiç bir şey. O gece ulaşan kamyonlardaki ekipmanları, normal süresi olan 4 gün yerine tek gecede kuran mekanikerlerin nasıl bir mucize gerçekleştirdiği heralde buradan anlaşılabilir.
Ve henüz yazmaya başlayamadığımız yarış... 3 günden 2 güne düşen rotasına rağmen en az yarış öncesindeki kadar heyecana sahne oldu. Hirvonen'in yoldaki ilk pilot olarak zaman kaybettiği cuma gününü Ogier, taktik dinlemeden ilk sırada bitirdi. WRC pilotlarının artık klasikleşmiş daha avantajlı start pozisyonu için yavaşladığı sırada Fransız genç pilot, gaza basarak ikinci Loeb'ün 31 saniye önünde ikinci güne başlayacaktı. Hemen arkasında ise Loeb, Latvala ve Solberg, 3 saniye içinde sıralanmışlardı.
Ikinci ve son gün Solberg'in kazası ile başladı. Podyum için savaşmayı bekleyen Norveçli eski şampiyon, yarışdışı kalarak sıfır puan çekmiş oldu Ürdün'den. Oysa ki aracının ayarlarından hiç haz etmeyerek yavaşlayan Loeb'ü geçebilirdi yolda kalsaydı. Hatta belki Latvala ve Ogier'i de.
Latvala ise bu yarışı kazanmaya yeminliydi adeta. Günün ilk loop'unda Ogier ile farkı 19 saniyeye düşüren Ford'un Fin'i, ikinci loop'taki etaplarda daha da gaza basarak herkesi şaşırttı ve son seyirci etabına gelirken, son bir gayret ile Ogier'in yarım saniye önünde liderliğe yerleşti. Ama son powerstage'de hem Ogier hem Latvala, sınırlarda yarışsalar da sonunda Citroen'in Fransız'ı, yarışı Latvala'nın sadece 0.2 (sıfır nokta iki) saniye önünde bitirerek hem yarışı kazandı hem powerstage puanları ile birlikte bir yarıştan çıkarılabilecek en fazla puanı aldı hem de WRC tarihinin en küçük farklı galibiyeti rekorunu kırdı.
Kısaca Ürdün Rallisi, öncesinden son saniyesine kadar nefes nefese geçti.
Podyumun son basamağına çıkan Loeb, Hirvonen'in dördüncü olmasıyla genel sıralamada liderliğe çıktı. Loeb'ün iki puan arkasında Hirvonen, onun 3 puan arkasında Ogier, onun 3 puan arkasında da Latvala olunca pilotlar şampiyonası hala çok karışık ilerliyor. Markalar Şampiyonasında ise Ford ile Citroen, aynı puandalar. Sıradaki yarış, Türkiye GP'si ile aynı haftasonu Italya Sardinya adasında koşulacak. Gilles Panizzi ile hafızalara kazınan günlerinde asfalt rallisi olan ama artık tamamen toprak olan Italya'da bir konuğumuz daha olacak: Parkurlarda ilk defa WRC versiyonuyla yarışacak olan MINI!
Sonuçta, normalde perşembe sabahı yarışın başlaması planlanırken çarşamba akşamı park alanında, uçakla gelen arabalar hariç hiç bir şey yoktu. Ne servis alanları, ne hospitality alanları, hiç bir şey. O gece ulaşan kamyonlardaki ekipmanları, normal süresi olan 4 gün yerine tek gecede kuran mekanikerlerin nasıl bir mucize gerçekleştirdiği heralde buradan anlaşılabilir.
Ve henüz yazmaya başlayamadığımız yarış... 3 günden 2 güne düşen rotasına rağmen en az yarış öncesindeki kadar heyecana sahne oldu. Hirvonen'in yoldaki ilk pilot olarak zaman kaybettiği cuma gününü Ogier, taktik dinlemeden ilk sırada bitirdi. WRC pilotlarının artık klasikleşmiş daha avantajlı start pozisyonu için yavaşladığı sırada Fransız genç pilot, gaza basarak ikinci Loeb'ün 31 saniye önünde ikinci güne başlayacaktı. Hemen arkasında ise Loeb, Latvala ve Solberg, 3 saniye içinde sıralanmışlardı.
Ikinci ve son gün Solberg'in kazası ile başladı. Podyum için savaşmayı bekleyen Norveçli eski şampiyon, yarışdışı kalarak sıfır puan çekmiş oldu Ürdün'den. Oysa ki aracının ayarlarından hiç haz etmeyerek yavaşlayan Loeb'ü geçebilirdi yolda kalsaydı. Hatta belki Latvala ve Ogier'i de.
Latvala ise bu yarışı kazanmaya yeminliydi adeta. Günün ilk loop'unda Ogier ile farkı 19 saniyeye düşüren Ford'un Fin'i, ikinci loop'taki etaplarda daha da gaza basarak herkesi şaşırttı ve son seyirci etabına gelirken, son bir gayret ile Ogier'in yarım saniye önünde liderliğe yerleşti. Ama son powerstage'de hem Ogier hem Latvala, sınırlarda yarışsalar da sonunda Citroen'in Fransız'ı, yarışı Latvala'nın sadece 0.2 (sıfır nokta iki) saniye önünde bitirerek hem yarışı kazandı hem powerstage puanları ile birlikte bir yarıştan çıkarılabilecek en fazla puanı aldı hem de WRC tarihinin en küçük farklı galibiyeti rekorunu kırdı.
Kısaca Ürdün Rallisi, öncesinden son saniyesine kadar nefes nefese geçti.
19 Ocak 2011
Monte Carlo Perdesi
Şu satırları yazdığım dakikalarda ekipler, Le Moulinon etabının başında IRC sezonunun başlamasını hevesle bekliyorlar. Yiğit Top, Eurosport Türkiye'nin stüdyosunda, yanında Kaan Özşenler. Monte Carlo başlamak üzere. Bir çok tanıdık isim orada. Petter Solberg, ikinci sırada bekliyor mesela. WRC sezonunun ilk rallisi Isveç'e de katılacak ama sonrası muamma. Menajeri bir ara DTM'e bakıyoruz demişti. Petter? DTM? Jan Kopecky, Freddy Loix, Francois Delecour hemen arkasında. Asfalt ustası Stephane Sarrazin var, sırada bekliyor. Zamanında JWRC'yi sallayan Suzuki ekibinden Guy Wilks Peugeot, Per Gunnar Anderson ise Proton kullanıyor. Bir başka Proton kullanıcısı bir kaç sene önce geleceğin WRC şampiyonu olarak bakılan Subaru altyapısından yetişme Chris Atkinson. Babasının tavsiyesiyle Henning de gelmiş, kardeşine göz kulak oluyor. 2 çeker sınıfında ise tanıdık bir isim: yerli kahraman Daniel Elena. Bu sefer aracın ters tarafına oturmuş. Hep derler "yeteri kadar iyi pilot olamayanlar copilot olur" diye, aklıma o sözü getirdi.
Madem saat 11:00'i geçti, size önden bir fındık lahmacun-mercimek çorbası tadında gaza getirici yazımı bitireyim de etaplar konuşsun. Meraklısı Eurosport'u açar izler. IRC ve WRC sezon öncesi yorumlarımı başka bir zaman yaparım.
11 Ocak 2011
Raikkonen Bilmecesinin Çözümü
Çok çekişmeli bir Formula 1 ve hiç çekişmesiz bir Dünya Ralli Şampiyonası sezonunun ardından 2011, Paris-Dakar ile aslında hızlı başladı. Dün koşulan 8. etapta Nasser Al Attiyah, Matador'u bu sene ilk defa geçerek liderliğe yerleşti. Bir yandan da Isveç Rallisi'nin ufukta gözükmesi anlamına gelen entry list'leri açıklandı. Çok şaşılmayacak şekilde herkesin başvurduğu kar ve buz festivali, son 6-7 aydır anlamsız bir şekilde uzayan Raikkonen napacak tartışmalarına da son noktayı koydu. Bir ara Ford'a giden, Renault ile F1'e geri dönüş yapar mı diye sorulan, Ken Block ile mi takılacak, yoksa aralıkta babasının vefat etmesinin ardından yarışmayacak mı diye sorulan Buz Adam, kaldığı yerden, Citroen'den devam ediyor. Işin enteresan tarafı Citroen Junior Team yerine ICE1 Racing Team adına yarışacak olması. Yoksa Iceman, kendine ICE1 diye takım mı kurdu?
Bu arada Citroen Junior, toptan kayboldu. Sebastian Ogier'in ana takıma geçmesi, Sordo'nun MINI ile anlaşma imzalası, Solberg'in kendi takımında kalması ve Raikkonen'in de ICE1 hamlesi sonucu zaten yarıştıracak adam kalmamıştı. O yüzden Isveç Rallisi'nde bir Citroen Junior takımı görmicez.
2011 WRC'nin ilk yarışı olan Isveç Rallisi'nin 10-13 Şubat'ta olduğunu tekrar hatırlatalım. Yani tam 1 ay kalmış durumda.
21 Kasım 2010
WRC 2010 Geçti Buralardan
F1'deki acayip mücadeleye, sezon bitmiş ve vaktimiz varken, daha rahat rahat giricez. Ama önce WRC. Çok şey vaad eden, biraz hayal kırıklığı biraz sürprizle bezeli, bir dönemin bittiği bir sezon oldu. Mikko Hirvonen, 2009'da Loeb'ün dominasyonunu bitirmeye çok yaklaşmış ama 1 puan kısa kalmıştı. Sezon öncesi taktiği belliydi: "Attack, attack, full attack". Yani artık dikkatli değil, hızlı olucam. Ilk yarış Isveç'i de kazanınca herkes bir "yoksa" dedi açıkçası, Loeb bile. Şu an bakınca Fin pilot için o günler ne kadar uzakta. O galibiyetin ardından bütün sezon bir tek kere daha podyuma çıkabildi, o da Türkiye'de üçüncülükle. Loeb'ün dominasyonunu bırakın kırmayı, sezonu altıncı tamamladı.

Bir de mücadelenin öbür yanı var: Loeb. Japonya'daki 5.liği hariç her yarışı podyumda bitirdi, takvimdeki 13 yarışın 8ini ise kazandı. Yeni puan sisteminin de yardımıyla ikinciye sezon sonunda 100 puandan fazla fark attı. Kısacası baydı. Loeb, ralli parkurlarının gördüğü belki de en yetenekli pilot ama Schumacher ile aynı karşı-argümanlara maruz kalıyor (en azından bence). Aynen Alman pilot gibi, sporunun altın era'larında birinde yarışmadı, çok fazla rakibi olmadı. Petter Solberg ile yarıştı, bir kaybetti bir kazandı, Marcus Gronhölm ile kapıştı, sonra da Hirvonen ile. Ama her zaman sadece bir rakibi oldu. Aynen Schumacher'in rakiplerinin de tek tek geldiği gibi; Hill, Villenueve, Hakkinen, Barrichello (!?), Raikkonen ve Alonso. Onun ardından F1 kendine geldi, son dört sezondaki çekişmelerden bunu anlayabiliyoruz. WRC de yeni kurallar ve yeni takımlarla umarım bu heyecanı yakalayacaktır.
Bu senenin yıldızı hem benim için hem de muhtemelen çoğu insan için Sebastian Ogier oldu. Citroen Junior takımından patlayarak geldi, belki sadece iki yarış kazandı ama çoğu yarışı da tek bir hata yüzünden kaybetti. Loeb ile pist üstünde aşık atabilen bir tek o oldu. Ödülünü de toprak rallilerde fabrika takımına geçerek aldı. Dani Sordo eğer performansını yükseltmezse, ki pek yükseltebilecek gibi durmuyor, Citroen'in bütün yarışlardaki ikinci pilotu da olabilir yakın bir zamanda. O kritik hatalarını biraz daha az yaparsa Loeb'ü şu anda durdurabilecek tek pilot o olabilir. Ve bu hataları yapmamayı öğrenmek de o kadar zor değil...

... Sadece Latvala'ya bakın. WRC tarihinin en spektaküler kazalarını yapmaya and içmiş bir adamdı genç Fin. Yarışın son özel seyirci etabında kaza yapar ikinciliği verir, 20+ taklalar atar araba yokederdi. Ama öğrendi. Öğrendi ve seneyi ikinci kapadı. Hirvonen'in bu kadar rezalet geçirdiği yılda Ford'un sorumluluğunu üstüne aldı ve gerçekten çok iyi sürüşlerle iki yarış da kazandı. Ki bunlardan biri Hirvonen'in liderlikten kaza yaparak yarışdışı kaldığı, ev sahibi olduğu Finlandiya Rallisi'ydi (Hadi, tekrar Bingöller Rallisi diyelim buna). Son yarış Ingiltere Rallisi'nde de (hala RAC diyesim geliyor bu yarışa da) klasman ikinciliği için Ogier ve Solberg ile girdiği mücadeleden galip çıktı. Seneye şampiyonluğa oynayıp oynayamayacağı kendisinden çok Ford Fiesta'ya bağlı ama ondaki gelişimi görmemek ve takdir etmemek ayıp olur.

Ve sezonun Don Kişot'u... Rakipleri pist üstünde yarışıp virajlara konsantre olurken, yarışmayı sadece sponsor toplantıları arasında yapabilen, hatta sponsor eksikliği yüzünden son iki rallisini kendi finanse eden Petter Solberg. Kendi takımıyla bu sezon yarış kazanamadı belki ama aldığı 5 ikincilik, onun, altında doğru arabayla, eski günlerine dönebileceğinin en güzel işareti. Yaşadığı bütün zorluklara, altında olduğu bütün dertlere rağmen o efsane gülüşünü de hiç kaybetmedi. Bunların üstüne kariyeri boyunca beraber yarıştığı, kendisi kadar sempatik co-pilotu Phil Mills ile yollarını ayırmasını da eklemeyi unutmayalım. Seneye kendi takımıyla yarışmak istemediğini, başka bir takıma geçip yarışlara konsantre olmayı düşündüğünü açıkladı. Bu, hem kendisi için mantıklı, hem de Ford'un yapması gereken bir hamle bence. Hirvonen, aynen Massa gibi hızlı ama istikrarsız olduğunu, şampiyonluk için gereken o son adımı atamayacağını gösterdi. Latvala ise fazla genç, öğrenecek çok şeyi var. Solberg gibi tecrübeli bir pilot hem Fiesta'nın gelişiminde yardımcı olabilir, hem de Ford'un elinde hazır bir şampiyonluk adayı olur. Neden olmasın?

Iki pilot daha çokça dikkat çekti WRC sahnesinde: Ken Block ve Kimi Raikkonen. Amerikalı, gymkhana'daki başarısını etaplara taşıyamadı genel olarak, puan almak için son sıraları kovaladı. Bir çok pilottan daha yaşlı WRC sahnesine atılması ve her yarışa katılmaması da dezavantajlarıydı. Ama bu seride gittikçe düşen ilgiyi yükselttiği kesin. Her ne kadar sezonu iki puan ile kapamış olsa da spektaküler hareketleri ile ralliseverleri mutlu etmeyi başardı. Ayrıca hiç bir takım veya pilot onun kadar iyi PR yapamadı. Seneye umarım devam eder, ne de olsa bildiği ve sevdiği Fiesta'ya geçiliyor artık.
Raikkonen ise hızı ile şaşırttı aslında. Bambaşka bir disiplinden gelerek ve öğrenme senesinde güzel sonuçlar alarak 25 puan topladı. Tamam çok değil, ama az da değil. Eğer seneye WRC'de kalırsa (kalacak gibi duruyor ama henüz karar vermiş değil, bence sezon başlamadan önce de veremeyecek bu kararı, Guns'n'Roses'ın Chinese Democracy albümüne döndü) bu sene yaptığı yanlışların çoğunu yapmaz. Burada Kaj Lindström çok tecrübeli bir copilotun da etkisini de unutmamak lazım. Böylece de hangi takımla yarışırsa yarışsın, markalar şampiyonasında o takıma yardımcı olur. Kendi şampiyonluğu içinse daha var açıkçası. Ama söylemeden edemicem, ona, Ispanya'da daha yarış başlamadan yarışdışı kaldığı için kızgınım. Tam kendisine uygun yollarda koşulacak yarışta nasıl yapacağını çok merak ediyordum. Bir sene daha beklicez şimdi.
C4 ve Focus ise emekli oluyor artık, yerlerini küçük kardeşleri DS3 ve Fiesta'ya bırakıyorlar. Yepyeni bir era, herşey sil baştan. Bakalım bu değişimden kim avantajlı çıkacak. Citroen, senelerdir süren dominasyonunu devam ettirebilecek mi, yoksa Ford, son senelerde düşen performansını Fiesta ile yükseltebilecek mi? Peki MINI? 2011'nin bu seneden daha iyi olacağı şimdiden belli.
Not: Türkiye Rallisi'nden çektiğim çok özel fotoğraflar için sayfanın sağ tarafındaki galeriye tıklamanız, WRC eşrafı ile yaptığım exclusive röportajlar için de arşivden nisan kısmına gitmeniz gerekir, hatırlatayım.
23 Ağustos 2010
The Asphalt Kings
Haftasonu, WRC takviminin en dişli asfalt rallilerinden Almanya koşuldu ve sonuçlar, hiç şaşırtıcı değil. Loeb, yine bu yarışı kazandı ve aynı ralliyi 8 defa kazanan ilk pilot olma rekorunu kırdı. Daha önce bu rekor Finlandiya Rallisi'ni 7 kez kazanan Marcus Gronhölm'e aitti. Iki notu da ekleyelim: 1- Loeb, kariyerinde katıldığı bütün Almanya Rallilerini kazandı, 2- 2004 Ispanya Rallisi'nden beri hiç bir asfalt rallisini kaybetmedi Fransız. Twitter tabiriyle #bokuçıktı!Peki geri kalanlar ne yaptı? Aslında haftasonu boyunca ilgi çekici sürüşler de oldu. Bunların başında Dani Sordo geliyor. Bu sene formunun dibinde olan, fabrika takımındaki yerini toprak rallilerde Sebastian Ogier'e kaptıran ve bu yarış öncesi co-pilot değiştiren Sordo, asfalttaki başarısını ikinci olarak gösterdi. Her ne kadar Loeb'ün 50 saniye gerisinde kalsa da, Loeb insan olmadığı için sorun yok. Eminim, bu sene baya azalan özgüvenini yerine getirmiştir bu ikincilik.
Sordo, ikinciliği biraz da Petter Solberg'e borçlu. Kendisinden bütün haftasonu daha hızlı olan Solberg, cuma günü lastik problemlerinden 4 dakika kaybedince zaten baya geri kalmış oluyordu. Ama Norveçli, Loeb'den sonra en hızlı pilot oldu haftasonunun geri kalanında. Hatta kendisi de Phil Mills'den sonra yeni copilotuyla yarışırken Panzerplatte etabını kazanarak, ciddi bir başarı da elde etmiş oldu. Hatırlayacaksınız, 2004 Almanya Rallisinde, gözgözü görmeyen yağmur altında çok ciddi bir kaza yapmıştı Solberg bu etapta. Bir şekilde rövanşı da almış oldu. Ilk gün kaybettiği o kadar zamandan sonra 5.liğe yükselmesi, Solberg'in bu sene ne kadar kendine geldiğinin kanıtı adeta.

Ogier ise rallinin sessiz galiplerinden sayılır. Podyumun son basamağına çıkarken hiç bir etap kazanmadan, öndeki ikilinin 80 saniye gerisinde, arkadaki Latvala'nın 20 saniye önünde temiz bir iş çıkarıp asfalt tecrübesine yenilerini ekledi. Her ne kadar genç de desek, asfalt rallilere yeni alışıyor da desek Ogier, pilotlar şampiyonasında ikinci ve yerini korumak için elinden geleni yapacaktır.
Bir de yarışan diğer fabrika takımı var. Ford, gerçekten kabus gibi bir haftasonu geçirdi. Yine! Latvala, 4. olarak takıma puanlar getirirken Hirvonen cumartesi günü transmisyon problemi yaşarken pazar sabahı da vites kutusuna çarpıldı ve yarıştan çekildi. Favorisi olduğu bir önceki yarış Finlandiya'dan da yaşadığı kaza yüzünden DNF çeken Finli, pilotlar şampiyonasının 5.liği için Dani Sordo ile çekişiyor şu an. Tam bir utanç! Ford'ün spektaküler adamı Ken Block da aynı şekilde şanssızlıklarla yarışı bitiremedi. Aslında temkinli yaklaşımı ile amacı olan yarışı bitirmeye çok yaklaşan Amerikalı, son güne daha başlamadan servise dönmek zorunda kaldı. Reaksiyonu: It sucks!

Haftaiçi Formula 1'in dışında da hayat var deyip geri dönmeyeceğinin sinyallerini veren Raikkonen, kendisine daha tanıdık gelen asfalt etaplarda 7. olarak hızını yine ortaya koydu. 2011 değil ama 2012 için tehlike olabileceğini de herkese gösterdi. Bu arada rallinin son etabı olan seyirci özel etabını da kazandı. Finli, aldığı 6 puanla toplamını 21'e çıkarmış oldu böylece, önündeki hedefler 25 puanla Henning Solberg ve 26 puanla Villagra.
Citroen, Loeb'ün de desteği ile tam bir asfalt canavarı oldu zaten. Hızı, sürüş rahatlığı (pilotlarının yalancısıyım) ve dayanıklılığı ile Loeb olmasa bile muhtemelen asfalt rallileri kendi sürücülerine kazandıracak bir araç C4. 2010 Almanya Rallisinde 4 farklı Citroen pilotunun bütün etapları kazandığını, ilk yediye 5 araçla girdiklerini de not düşelim. Bundan sonra WRC, 10-12 Eylül arası Japonya semalarına gidiyor. Bu sene de şampiyonun kim olacağı belli oldu diyebiliriz, bakalım best of the rest kim olacak?
14 Haziran 2010
Phil Has Left the Building
Türkiye Rallisi haftasonu, Petter Solberg ile kısa bir sohbet etme şansı bulduğumda, Phil Mills ile ilgili sorular sormuş, geçmişlerini birinci ağızdan öğrenme şansım olmuştu. Petter, WRC'ye ilk başladığı sıralarda daha tecrübeli olan Phil Mills ile çalışmaya başlamış ve sonra aynen devam etmişlerdi. Dile kolay 11 yıl, 152 ralli ve kazanılmış bir Dünya Şampiyonluğu.Geçen hafta itibariyle Phil Mills, hem Petter Solberg World Rally Team'den hem Petter'in copilotluğundan hem de tümden spordan emekli olmaya karar verdi. Bundan sonraki yarış olan Bulgaristan Rallisi'nden itibaren Solberg'in yanında başka biri oturacak. Takım, henüz yeni copilot seçimini yapmış değil.
Enteresan gelen bir kaç noktayı da not etmek lazım. Uzun süren, birbirine bağlı ve sempatiklikleri ile birbirine uyan bir çiftin, resmi site ve/veya başka bir yerde sebep vermeden pat diye birlikteliklerini bitirmesi enteresan olmuş. Mills'in, hayatın başka yanlarına konsantre olmasının arkasındaki gerçek sebepler nedir merak ettim doğrusu. Sonuçta ikili, Subaru'nun son senelerinde ve Japonlar spordan ayrıldıktan sonra ciddi türbülanslı bir kaç yıl geçirmişler, bu arada hiç başa oynayamamışlardı. Şimdi ise Petter'in kendi takımını kurması ve Citroen C4'lerle gerçekten iyi iş çıkarmaya başlamaları ile gün ışığı bariz bir şekilde görülmüştü. Kötü günlerde Petter ve ekibi ile beraber olan Mills'in bu zamanlaması büyük bir soru işareti olarak bende kalıyor. Eğer daha çok bilgi edinirsem buraya ekler sizlerle paylaşırım. Başka bir şey bilen varsa da lütfen benim merakımı gidersin.
12 Mayıs 2010
Yeni Zelanda Rallisi ve Sonrası

Anneler günü, Barcelona GP'si derken aslında çok da güzel geçen bir Yeni Zelanda Rallisi'ni atlamış oluyorduk neredeyse. Loeb'ün klasman liderliği yüzünden ikinci başladığı yarışta, kendisinin de itiraf ettiği gibi kazanması çok zordu. Çünkü yolları süpürdüğü ilk gün kuru, diğer iki gün yağışlı ve tozsuz olacağından dolayı, ilk gün kaybettiği zamanı diğer günlerde toplaması son derece zor olacaktı. Cuma günü, bir köprü üstünden geçerken yaptığı kaza ile de az olan şansını sıfırladı. Elde ettiği üçüncülük ise inanılmaz bir cumartesi gününün hakedilmiş bir ödülü.
Ama şahsen ben Hirvonen'in bu sebeple daha bir asılacağını, kazanmaya yakın olacağını düşünüyordum. Tam tersine, WRC'nin iki genç yıldızı Yeni Zelanda'da sahneye çıktı: Citroen Junior Team pilotu Ogier ile Ford'un ikinci pilotu Latvala. Ogier, ilk WRC galibiyetini almaya 3 viraj uzaktayken attığı spin ile Latvala'ya kariyerindeki 3. galibiyeti getirmiş oldu. Fransız eminim kafasını duvarlara vuruyordur ama içinde bulunduğu gelişim süreci, seneye onu Citroen fabrika takımına götürecek gibi gözüküyor. Hatta bu, açık açık konuşuluyor da. Sezonun şu ana kadarki kısmında Citroen'in ikinci pilotu Sordo'yu rahatlıkla geçti zaten.
Latvala ise fabrika takımında olarak kendini zaten kanıtlamıştı. Pit Girişi Özel Latvala röportajında da takım liderliği konusunu kendisiyle konuşmuştuk. Yeni Zelanda'da ise bu adımda ciddi adımlar atmış gözüktü. Zira önemli olan buradaki galibiyet değil, o galibiyeti nasıl elde ettiğiydi. Daha önce saatli bomba gibi süren, çok hızlı ama bol kazalı performanslar sergileyen genç Fin, dersini iyi çalışmışa benziyor çünkü bu sefer, hiç bir etap galibiyeti olmadan, hızın aksine istikrarlı ve sabırlı bir şekilde sürerek, baskı yiyerek değil baskı kurarak yarışı kazandı ve belki de Malcolm Wilson'ın görmek istediği buydu. Kendisindeki yetenek çok fazla, ama kontrolsüz güç güç değildir!
Peki Hirvonen? Sene başında çok iddialıydı. Gazı kökleyeceğini, Loeb'ü bu sene geçeceğini, cesur olacağını söylüyordu. Ama şu anda hem Loeb'ün hem de takım arkadaşı Latvala'nın arkasında kaldı. Isveç Rallisi'ni kazandıktan sonra hiç bir rallide ciddi bir tehlike olamadı. Koltuğu ne bu sene, ne de 2011 için tehlike gibi gözüküyor ama ciddi bir form düşüklüğü yaşadığı açık. Eğer çok yakın zamanda toplanıp Latvala ile beraber Loeb'e karşı dominasyon kurmazlarsa, Fransız efsane bu sene çok daha rahat şampiyon olabilir. Sezonun asfalt rallilerinin daha başlamadığını da hatırlatmak gerek bu noktada.
Bir yandan da Yeni Zelanda'da 75. galibiyetini alan Ford, Lancia'nın 74 yarışlık rekorunu kırarak ralli tarihinin en çok yarış kazanan takımı oldu. Ford'u tebrik eder, Lancia'yı buradan hasretle anarız.
Kısacası Loeb ve Hirvonen çekişmesinin ardından ciddi bir ikili daha geliyor. Kendi takımıyle eski günlerine dönen Petter Solberg'i de katarsak yakında yarışlarda beşli çekişmeler bizi bekliyor olacak heralde.

16 Nisan 2010
Pit Girişi Özel: Petter Solberg Röportajı
Hem sizden gelen hem de kendi merak ettiğimiz soruları, WRC camiasına yönelttik.
Pit Girişi: Yaptığın kazalarda, sana özel bir tepki veriyor musun veya bunun farkında mısın?
Petter Solberg: Oooooh! Galiba çok bir tepkim yok, hayır.
PG: Subaru ile özdeşleşmiş biriydin, hatta onların son şampiyonusun. Subaru'nun yarışlardan çekilmesi, profesyonel ve takım olarak değil ama kişisel/duygusal olarak nasıl bir etki bıraktı sende?
PS: Subaru'nun gitmesi gerçekten çok üzücü, büyük hayal kırıklığına uğradım. Geri gelmelerini kesinlikle çok isterim. Hala takımdan insanlarla, patronlarla konuşuyorum, belki geri gelirler.
PG: Şu anda kendi adını taşıyan, sana ait bir takımın hem patronu hem pilotusun.
PS: Kendi takımını kurmak ve yarışmak çok çok büyük bir yük. Bu duruma gelmek için bir çok şeyin oluşması ve oturması gerekti. Çok ciddi bir iş yükümüz var ama çok çalışıyoruz ve mutluyuz.
PG: Citroen ile Subaru arasındaki en bariz farklar neler?
PS: Çok büyük fark var iki araç arasında. Eski Subarular, 2001-2002-2003-2004, gerçekten çok iyiydi.
PG: Kendine yarış kazanmak veya şampiyonluğa oynamak için bir zaman çizelgesi yaptın mı?
PS: Yapmadım açıkçası, aklımdaki tek şey tam gaz gitmek!
PG: 35 yaşındasın, daha kaç yıl devam etmeyi düşünüyorsun?
PS: Önemli olan zevk alabilmek ve yapabiliyor olmak. Şu an zevk alıyorum ve bırakmayı düşünmüyorum.
PG: Ürdün Rallisi'nden beri en çok konuşulan olaylardan biri de taktikler. Bu konuda ne düşünüyorsun?
PS: Maalesef sporun içinde bu da var ve ne yaparsanız yapın tamamen bitmez. Bana göre en mantıklısı shakedown'un sıralama turları gibi kullanılması ve en hızlı pilottan başlayarak yol pozisyonunun seçilmesi.
PG: Kariyerin boyunca favori takım arkadaşların kimlerdi?
PS: Colin (McRae), Mikko (Hirvonen), Toni (Makkinen)
PG: Genelde pilotlar, kendi ülkelerinden bir co-pilot seçerler ama sen ve Phil Mills (alttaki fotoğrafta dansözün altındaki), yıllardır berabersiniz.
PS: Ilk co-pilotum Phil idi. WRC'ye ilk geldiğimde tecrübesizdim ve Phil hem iyiydi hem de tecrübeliydi. Bana fazlasıyla yardımı dokundu.
02 Nisan 2010
Ürdün Rallisi'ne Bakış

Aslında FIA, iki amiral gemisi serisini özellikle aynı haftasonlarına koymamak için çabalıyor ama gittikçe genişleyen takvimler yüzünden bazen şu anki gibi çakışmalar olabiliyor. Bu haftasonu, hem Malezya GP'si hem de Ürdün Rallisi koşuluyor. Malezya GP'sinin antreman turları yapılıyor ve henüz asıl aksiyon başlamamışken, biz Ürdün'e çevirelim gözlerimizi.
Ürdün'e gelirken Citroen, Meksika'daki 1-2-3'lerinden dolayı özgüven dolu idi. Ford ise Isveç Rallisi'nden sonraki formunu Meksika'da bulamamış ve Ürdün'ü hevesle bekliyordu. Ilk gün (dün), Loeb ve Hirvonen, ilk başlayan ekipler oldukları için sahneye ikinci pilotlar çıkmıştı. Jari Matti Latvala, Solberg ve Sordo'nun 3-5 saniye önünde ciddi bir savaş veriyordu. Hirvonen ve Loeb ise onların arkasında, günü minimum hasar ile kapatmaya çalışıyorlardı. Bu sırada Solberg ve Latvala'ya, etaba geç geldiklerinden dolayı ceza verilmesi gündeme geldi fakat pilotlar, yol bölümleri için kendilerine yeteri kadar zaman verilmediğini ve ellerinde bir şey olmadığını savunuyorlardı. Bunu dikkate alan yarış direktörleri, ceza vermemeye karar verdiler.
Gün sonunda yine taktikler ortaya çıktı doğal olarak. Meksika Rallisi'nin ilk gününü lider bitirip, ikinci günkü yollarda süpürücü görevini yapan Solberg, bu kez ders alıp yavaşladı ve günü 4. bitirdi. Sordo da takım emirlerine uyarak yavaşladı ve 6.lığa kadar indi. Latvala ise rakipleri yavaşlarken son gaz gitmeye ve ikinci gün için zaman farkını maksimuma çıkarmaya oynadı. Böylece ilk gün sonunda, ikinci Ogier ile arasında 30 saniye fark vardı. Burada Latvala ile ilgili şunu unutmamak lazım: Ilk gün de zaten yolda 3. sıradaydı. Yani elde ettiği liderliği, nispeten az bir avantaj ile yakalamıştı.
Lider pilotlar Hirvonen ve Loeb ise yavaşlayarak daha da vakit kaybetmek yerine arayı kapatmaya çalıştılar. Hirvonen 5., Loeb ise 3. bitirdi günü.

Fakat asıl bomba ikinci günün ilk etabında yaşandı. Yol pozisyonunun avantajını görmek ve liderlerle arayı hızla kapamak için atak pozisyonunda olan Hirvonen, ilk etapta taşa çarpıp süspansiyonunu kırdı ve yarışdışı kaldı. Yarın her ne kadar Superally kurallarıyla tekrar yarışacak olsa da, ciddi bir dezavantaja sahip. Görünüşe göre sezon başında aldığı "all-attack" kararı, Isveç Rallisi'nde birincilik getirse de şu anda sıkıntı yaşatıyor Finli'ye. Günün ikinci etabını ise sürpriz bir şekilde Nasser Al-Attiyah kazandı. Hem de etap ikinicisi Solberg'e bir dakika fark atarak. Solberg ise, an itibariyle Loeb ve Ogier'i geçerek 2.liğe oturdu. Latvala'nın ise 21 saniye gerisinde hala.
Rallinin bundan sonraki heyecanı, 2-3-4. sıradaki Citroen pilotlarının hem kendi aralarındaki mücadele hem de Latvala ile aralarını ne hızla kapayacakları olacak. Eğer bugün içinde genç Ford pilotunu yakalayamazlarsa, yarını daha konservatif ve finişe ulaşmak için kullanabilirler. Rallinin kaderinde, bugün iki kere koşulacak 25 km'lik Ürdün Nehri etabının fazlasıyla etkisi olacaktır.
Gelişmeler oldukça sizinle paylaşmaya devam edeceğiz.
12 Şubat 2010
Isveç Rallisi Ilk Gün Sonu

Sonunda Dünya Ralli Şampiyonası startı verildi Karlstad'da bu sabah, dün akşam Dani Sordo'nun kazandığı özel seyirci etabını saymıyorum.
3 etabın ikişer kere geçildiği gün, tam anlamıyla iki farklı durum ortaya çıkardı. Loeb, güne çok iyi başladı. Hirvonen ise ancak Sordo ile arkadan takip etmek durumunda kaldı. Latvala ise dördüncülüğünü pekiştirici bir sürüş ile podyumun uzağındaydı. Ne olduysa, gün ortası servisten sonra oldu. Karla kaplı etapların bozulması ile yol tutuşlar değişince Loeb, Isveç Rallisi'ni neden sevmediğini hatırladı heralde. Sebepsiz bir şekilde Hirvonen'e zaman kaybetmeye başladı. Gün sonunda Hirvonen, Loeb'ün 8 saniye önünde liderdi. Sordo ise üçüncüydü. Etaplardan ikinci geçişlerin Ford'a yaradığı, Latvala'nın da Sordo'ya yetiştiğini gördük.
Etapların ikinci koşuları başladığında, her ne kadar Hirvonen, lastiklerini fazla agresif kullandığını düşünse de, gün sonunda kazanan o oldu. Loeb'ün lastiklerini riske atmaması ise gün sonunda beklediği avantajı kendisine getirmedi. Enteresan olan, genelde tam tersi olurdu şimdiye kadar. Hirvonen temkinli, Loeb ise atak olurdu.
Günün diğer haberlerinde Petter Solberg'in Matthew Wilson ile çarpıştığını ama ikisinin de ralliye devam ettiğini, Marcus Gronhölm ve Kimi Raikkonen'in SS5'te sorunlarla karşılaştılar, Ogier ise kariyerindeki ilk Isveç Rallisi'nde fabrika takımları haricinde lider (yani genel klasmanda 5.).
Yarın yeni bir gün, yeni etaplar ama kar, hep kar!
09 Şubat 2010
WRC 2010 Sezonu Başlıyor!

Formula 1 testleri ve araç tanıtımları, haberlerde daha çok yer alsa da bu haftasonu WRC sezonu başlıyor asıl. Son yıllarda kalitesinde düşüş yaşansa da, Jean Todt'un da yardımıyla, hakkettiği yere geleceğine inandığım bu mükemmel spor olayı, 2010 başlangıcını Isveç'te yapacak. Karlstad'ın kuzeyindeki parkurlar şimdiden karlarla dolu. Yarışacak isimler ise son derece heyecan verici.

En başta son yılların ezeli rakipleri Loeb ve Hirvonen var. Ford pilotu Hirvonen, bu sene temkinli ve garantici yarışmayı bırakıp daha atak olmak istediğini her yerde belirtiyor. Hırs yapması tabi ki sevindirici, çünkü Loeb, her ne kadar geçen sene 1 puan ile şampiyon olsa da, aslında potansiyelini tam anlamıyla kullanmamıştı. Kimse onu sonuna kadar zorlayamıyor maalesef, buna Hirvonen ve Citroen'den takım arkadaşı Sordo da dahil. Yalnız Hirvonen, gereken o ekstra hıza ulaşmaya çalışırken yolda kalmaya da dikkat etmeli. Motorsporları tarihi, birincilikler kazanıp şampiyon olamamış bir çok pilot ile dolu.
Bir yandan da Jari Matti-Latvala ile Dani Sordo rekabeti var. Ford ve Citroen'in ikinci pilotları, genelde birbirini yakın takip eden takım liderlerinin şampiyon olmasında her zaman çok önemli rol oynadı. Iki takımdan birinin yapacağı bir duble, diğer takımın şampiyon adayı pilot için önemli bir sıkıntı oldu. Geçen sene JML, son derece basit hatalar yapmış, hem Hirvonen'in şampiyonluk şansını azaltmış hem de Ford'a Markalar Şampiyonası'nda çok önemli puanlar kaybettirmişti. Hele de Polonya'da son özel seyirci etabında kaza yapıp ikinciliği kaybetmesi ve Portekiz'de attığı 17 takla hala akıllarda ilk günkü kadar taze.

Bir yandan da F1'den bu sene WRC'ye geçiş yapan Kimi Raikkonen var. Çok ciddi bir medya çekimi yaratıyor, uzun süredir WRC bu tip şeylere hasret kalmıştı açıkçası. Şampiyonluk beklenmiyor bu sene ama eğer F1'e dönmeyip parkurlarda devam ederse ileride ciddi başarılar yakalayabilir. Yanında da yılların eskitemediği, Makkinen'in co-pilotu Kaj Lindström var, daha önce katıldığı yarışlardaki gibi. Ayrıca Grönholm de Isveç Rallisi'ne katılmaya karar verdi ve bizleri sevindirdi. Amerikalı Ken Block, kendi Monster Rallye Takımı ile internetteki videolarda gösterdiği kabiliyetleri parkurlara taşımaya çalışacak (Isveç'te yok ama kendisi, ufak bir not olarak). Ayrıca bir güzel gelişme de Petter Solberg'in yıllar sonra ilk defa doğru düzgün bir araç ile (Citroen C4) yarışacağı. Güleryüzlü Norveçli'nin tekrardan yüzünün gülmesini isterim açıkçası.
Bir yandan da kural değişiklikleri var tabi ki. Kafaları karıştıran Superally sistemi gitti, onun yerine günün tamamını bitirenlere ekstra puan veriliyor. Bütün günü kapsamadığı sürece gece etaplarına izin çıktı. Eskisi gibi her ralli 3 gün sürmek zorunda değil, 2 veya 4 gün de sürebilir. Ama tabi ki seneye başlayacak S2000 kurallarının yanında bunlar son derece sıradan (S2000 değişimine daha sonra değiniriz).
Şimdiden Isveç Rallisi'nn heyecanı bünyeyi sardı, haftasonu olan biteni, görsel materyalleri yine sofraya sunar, üstünde konuşur, sevinir üzülürüz hep beraber. Viva la 2010!

Labels:
Citroen,
Ford,
Ken Block,
Kimi Raikkonen,
Marcus Grönholm,
Mikko Hirvonen,
Petter Solberg,
Sebastian Loeb,
WRC
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




