WRC'de sezonun beşinci yarışı Sardinya'da koşuldu ama pist üstündeki gelişmeler kadar spora girecek/giren yeni takımlar da ilgi çekti. Volkswagen'in rallilere dönüşünü uzun uzun yazmıştık, onun dışında MINI fabrika takımı da (test amaçlı bile olsa) ilk rallisine çıktı bu haftasonu. Parkurlarda da Loeb'ün, yol pozisyonundan dolayı, zorlanacağı tahmin ediliyordu ama bütün rallide ilk başlayan olmasına rağmen güzel bir galibiyet alarak pilotlar şampiyonasında Hirvonen ile arasını açtı.
MINI'den başlayalım. Aslında bu projeye "MINI by Prodrive" desek daha doğru olur, zira ünlü atölyenin elinden çıkıyor ikonik araçlar. David Richards her ne kadar bu işin başında olsa da kafamda bir soru işareti vardı. MINI'nin rallilere katılacağının açıklandığı sırada Richards, artık kendisinin değil yeni nesil çalışanlarının bu projeyi yönlendireceğini belirtmişti. Bir bakıma altyapıdan mühendis çıkarıyor ve firma, kendisine ve insanlara olan bağımlılığını kırıyordu. Sonuç şahane. Ilk rallisine çıkan MINI, son derece güzel sonuçlarla evine dönüyor. Kris Meeke, ilk gün dördüncülüğe kadar çıkıp öndeki araçlarla aşık atabiliyordu. Daha sonra çok temel olmayan bir debriyaj sorunu, ikinci günde rallisini bitirse de hızı kesinlikle iştah kabartıcıydı. Meeke'nin DNF'inin yanında Dani Sordo'nun istikrarlı derecelerle ralliyi altıncı bitirmesi, henüz ilk defa pistlerde toz yutan MINI'nin, cidden hızlı olacağını müjdeliyor bence. Motorsporlarının ünlü sözüdür: Hızlı bir aracı dayanıklı yapabilirsiniz ama dayanıklı bir aracı hızlı yapmak çok zordur. Sordo'nun derecesine belki bir Latvala ayarı çekmek gerekebilir. Yarışta en fazla etap kazanan isim olmasına rağmen yaşadığı sorunlardan dolayı ancak 18. oldu Latvala. Bu sorunları yaşamasa büyük ihtimalle Sordo'nun önünde yer alırdı. Yani gerçekçi bir resimde MINI'ler şu an en azından Stobart ve Kimi Raikkonen ile çekişir durumdalar. Dediğim gibi, ilk yarışları için çok ciddi bir aşama. Eğer bu öğrenme ivmesini devam ettirebilirlerse Citroen ve Ford'un çok başını ağrıtırlar. Wrc.com ise Sardinya Rallisi haberini enteresan bir cümle ile bitirdi. MINI ve VW'nin ardından, bir başka fabrika takımının daha parkurlarda yerini alabileceğini ima ediyorlar. Gelişmeleri biz de aktaracağız elbet.
WRC tarihinin en çok yarış kazanan adamı Loeb'ün, bu yarışı kazanması ne kadar enteresan olabilir ki? Buradaki en dikkat çekici şey, toprak rallide hem ilk gün, hem de diğer günlerde birinci sıradan start alıp hiç geriye düşmemek. Adama saygı duymak lazım, eğer hala duymuyorsanız. Bunun dışında geriye düşen iki pilotun, Latvala ve Solberg'in, performansları dikkat çekiciydi. Latvala, yarışın en fazla etap kazanan ismi olsa da 18. olabildi. Solberg'in sezonu ise çok şanssız geçiyordu. Fabrika takımında yarışmadığı için, onun formunun gidişatı, diğer pilotlara oranla çok daha kritik. Bu yarışta da ilk etabı kazandıktan sonra egzost sorunu ile 40 saniye kaybedince gidişatın değişmeyeceğini düşünüyordum. Neyse ki eski şampiyon, son derece iyi zamanlarla bu senenin ilk podyum başarısını yakaladı. Solberg'in ağzından "bu podyum, sponsorlarım açısından çok iyi oldu" diye duymak, insanın için burkuyor. Umarım en yakın zamanda sponsorlardan çok yarışmasına odaklanabileceği bir yarış koltuğu bulur kendine.
Bir sonraki ralli, iki hafta sonraki Arjantin Rallisi, Barcelona'daki Ispanya GP'si ile aynı günlerde.
Italya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Italya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Mayıs 2011
07 Ekim 2010
Yarışmayı Toplama ve Suzuka Tahminleri
Post atmadığım için yarışmayı hatırlamayanlar, hatırlamadıkları için de haksız olarak alabilecekleri puanları alamayanlar olmuştur. Kişisel olarak en adil tavrın, o hafta alınan minimum puanın, yarışmaya daha önce katılmış ama post'u olmayan yarışmalara katılamamış insanlara otomatik olarak eklenmesi olacağını düşündüm. Bu esasa göre de yarışmanın şu anki tablosunu sizlere sunmaktan gurur duyarım:
Mali Selışık: 39 + 1 + 2= 42
Sinan Kolat: 30 + 6 + 3= 39
Obiyah: 24 +(1) + (2)= 27
Sukullacı: 19 + 6 + (2)= 27
Nazlı: 10 + (1) + (2)= 13
Emre: 0 + (1) + (2)= 3
Sırası ile daha önceki puan+Monza+Singapur olarak yazdım, parantez içindeki puanlar ise tahmin yapılmadan alınan puanları gösteriyor. Arayı açmış giden Mali ile, özellikle de Monza sayesinde farkı kapamış bulunuyorum. 3.lük savaşında ise Obiyah ile Sukullacı, kıyasıya çekişiyorlar. Bizim yarışmanın da gerçek sezondan geri kalır yanı yok kısaca.
Ve Suzuka... Şimdi sıra onda, kendi tahminlerimle başlayayım.
Pol: Vettel
Galibiyet: Alonso
Podyum: Alonso, Vettel, Kubica
EHT: Webber
Bakalım, son 4 (Kore patlarsa 3) yarışta neler olacak?
27 Mayıs 2010
F1'in Efsanevi 10 Virajı
Türkiye GP'si yaklaştıkça hepimizde heyecan artıyor tabi ki. F1.com'da 8. virajımız övülürken aklıma, daha önceki blogum Ezeli Ebedi'de 26 Ağustos 2009 tarihinde yayınladığım bir yazı geldi: F1'in Efsanevi 10 virajı. Sizlerle de tekrar paylaşmak istedim. Umarım hoşunuza gider.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Haftasonu malumunuz Valencia GP'si vardı. Barrichello'nun kazanması ve Mclaren'in pit stop rezaleti dışında inanılmaz bayık geçen yarış sırasında blog yazarınız kollarını kavuşturup uyudu maalesef. Valencia'dan önceki yarış da Macaristan GP'siydi. Hala takvimde olmasını sadece pist girişindeki Bernie Ecclestone heykeline bağlayabildiğim bu sıkıcı ve eski pistte de pek enteresan bir yarış olmamıştı, Hamilton'ın bu seneki ilk yarışını kazanması dışında. Tabi Massa olayını saymıyorum.
Ama ey F1 sever, gönlünü rahat tut. Çünkü sezonun bundan sonraki yarışları birbirinden güzel, tarihi ve enteresan yarışlar. Hele de bu hafta sonu koşulacak Spa-Francorchamps ve bir sonraki Monza pistleri.
Spa'yı Spa yapan şey, hızlı ve akıcı bir pist olması dışında turun başındaki Eau Rouge virajıdır. Her sene bütün pilotlar bir över, sever, methiyeler düzer. Işbu blog da buradan yola çıkarak, bir süredir ertelediği "F1'in Efsane 10 Virajı" yazısını yazmaya karar verdi. Buyrun boyunkıran, lastik patlatan, araç zıplatan, yürek hoplatan listemize:
1) Eau Rouge: Madem buradan ilham aldık buradan başlayalım. Belçika'nın Spa-Francorchamps pistinde aslında zaten bir çok ünlü viraj vardır, bir de artık aramızda olmayan Bus Stop Şikanı var ama onu sayamıyoruz. Yine de Eau Rouge hem bu pistin, hem de büyük ihtimalle bütün takvimin en heyecan verici virajı. Bir "drivers' favorite". Ilk viraj hengamesinden kurtulan pilotlar son gaz buraya geliyor, önce hafif sol, sonra da sağa doğru göğe fırlıyorlar deyim yerindeyse. Ciddi bir yokuş yukarı bu viraj, bir sürü pilot burayı çıkarken sadece gökyüzünü gördüklerini söylüyor ki 300 km ile giderken gökyüzünü görmek cennet kadar mükemmel veya cehennem kadar korkunç olabilir. Buraya flat-out çıkmak da tur zamanı için elzem. Ingilizce'den chicken translate yaparsak erkekleri oğlanlardan ayıran bu viraj/pist, aynı zamanda Schumacher'in ilk yarışını da kazandığı yer.

2) Curva Parabolica: Monza, Ferrari'nin ve onların fanları tifosilerin evi olmasıyla, çok çok hızlı (ve neredeyse virajsız) bir pist olmasıyla ve son virajı Parabolica ile bilinir. Ascari virajından buraya kadar tam gaz gelirsiniz, o zamana kadar yaptığınız mükemmel turu aynı şekilde bitirmek için bir Parabolica yeter. Ama işte sorun da orada. Bu uzun, 180 derecelik sağa virajın kilidi, onu doğru çizgide dönebilmek. Aslında tam bir bilgisayar oynu virajı, önce gazdan çok dönüşe abanırsın, sonralarında dönüşten çok gaza. Burayı iyi döndün mü tifosilerin sağır edici kornalarının arasında tam bir victory lap çıkarmış olabilirsin. Geçen sene Sebastian Vettel'in vaftiz edildiği yer diyelim buraya.

3) Melbourne Ilk Viraj: Biraz duygusal bir seçim aslında. Bütün yaz 4 gözle sezonun başlamasını bekleyen bizleri sabahın dik köründe televizyon karşısına diker Melbourne GP. Hani okula ilk başladığın gün, bahçede arkadaşlarla konuşmak gibi biraz. Ve bu pistin, seneler boyu ne kazalar görmüş ilk virajı. Kim çıkacak kim çıkamayacak diye iddiaya bile giriliyor. Ayrıca yukarıdaki resmi de akıllara kazıyan virajdır burası. Avustralya'nın bundan önceki pisti Adeledie'in iki uzun düzlük arasındaki virajını da unutmamak lazım. Hakkinen, o virajda ölümden dönmüştü 1995'te.

4) Istanbul 8. Viraj: Bakmayın Türk olduğumuza, bu viraj cidden F1 efsanelerinden biri oldu şimdiden. Sola doğru 4 tane virajı birleştiren ve 4 tane apex'i olan bu viraj, gerçekten pilotları ciddi zorluyor. Hamilton'ın 2 sene önce sağ ön lastiğinin patlaması, özellikle bu virajda oraya binen yüklerden dolayı. Zorluğu sırf lastiklere de değil, genelde sağ virajların domine ettiği F1'de boyunları en zorlayan sol viraj burası. Ayrıca 4 viraj boyunca da yarış çizgisini takip etmek ve flat-out gidebilmek yarım saniye kazandırır, yapılmazsa da kaybettirebilir. Hermann Tilke'nin elinden çıkan bu virajımız ile ne kadar övünsek az.
5) Maggots-Becketts-Chapel: Yarışların ana vatanı Ingiltere'de bundan sonra yarış olup olmayacağı veya nerede olacağı büyük bir tartışma konusu. Ama şu ana kadar Ingiltere GP'sine ev sahipliği yapan Silverstone'un ne kadar güzel bir pist olduğunu değiştirmez bunlar. Hele de turun başındaki Maggots-Becketts-Chapel bölümü. 250-290 km hızla sol-sağ-sol-sağ-sol formasyonunda devam ederken eğer araç içi kameradan izliyorsanız insanı aptal eden bir komplekstir burası. Işin en büyük sıkıntısı, bu kadar yüksek hızlarda alınırken ideal yarış çizgisinden çıkmak ya çok ciddi zaman ve hız kaybına ya bir çimen yolculuğuna ya da yarış dışı kalmanıza sebep verir. Rollercoaster'dan Horror Train'e dönüşebilir.
6) Wall of Champions: Kişisel favorilerimden burası. Ayrıca listemizde ad verilmeyen, adını kendi alan tek viraj. Şu an takvimde bulunmaması çok üzücü olan Montreal yarışının en son virajı, upuzun bir düzlüğün sonundaki fren katili. Maksimum sürat ile gelinen sağ-sol kombinasyonu, start-finiş düzlüğünün sağ duvarına santimetreler kala bitiyor ve yeni bir tura başlamaya yelken (veya gaz) açıyor pilotlar. Tabi Şampiyonlar Duvarı'nı geçebilenler. Hikaye süper: 1999 Kanada GP'sinde o sıralar yarışan eski Dünya Şampiyonları'nın hepsi (Damon Hill, Jacques Villeneuve ve Michael Schumacher) bu duvara çarpıp yarışdışı kalıyorlar. O günden bugüne oranın adı Şampiyonlar Duvarı. Curse of the Black Pearl gibi, şampiyonların uzak durması gereken bir mekan.

7) S do Senna: Listeye giren S virajları üçlemesinin ilki. Brezilya GP'sinin ilk virajı, adını çok doğal olarak Brezilyalı efsane pilot Ayrton Senna'dan alıyor. Interlagos, bizim pist gibi, saat yönünün tersine olan nadir pistlerden. Ve yine bizim gibi, sola doğru yokuş aşağı bir viraj ile başlıyor. Yarış içinde pilotlar, Indy pistleri gibi uzun, dönen ve yana doğru açılı son virajdan başlayarak burada Senna S'e ciddi hızlarla geliyorlar ve yarış içinde geçiş için en uygun yerlerden biri. Brezilya GP'si senenin genelde son yarışı olduğundan dolayı da heyecanı çok. O yüzden Senna S'e doğru yakın gelen iki pilot, ciddi kalp ritm yüksekliği yapan bir yerdir. Belki listedeki diğer virajlar kadar zaman kazandırmak veya kaybettirmez ama burası direk pozisyon kazandırır veya kaybettirir. Adı da ayrı bir sempati öğesi zaten. Buranın unutulmaz anlardan biri de 2001'de Juan Pablo Montoya'nın gözünü karartıp Michael Schumacher'in iç tarafına dalmasıdır hatta. Büyük Ayrton'u da buradan anmış olalım.

8) Fuji S Curves: S üçlemesinin ikincisi Japonya Fuji'den geliyor. Uzun ve sağa doğru giden ilk virajın sonundan lunaparkın da gözüktüğü Dunlop'a kadar uzanan bir yokuş aslında burası. Gran Turismo oynayan arkadaşlar buradan eminim çok çekmişlerdir. Hem yokuş yukarı hem 3 viraj olduğu için fren burada bir opsiyon değil. O yüzden gaz pedalını kral gibi kullanan burada uzayıp gidiyor. Kerbleri kullanmak da burayı hızlı geçmenin önemli bir noktası. Çok fazla aksiyon olmaz belki ama, motor zorlayıcı bir virajdır burası. Zor Fuji pistinin en sessiz ama iyi bir tur zamanı için en önemli virajlarından.
9) Castrol S: Üçlemenin sonuncusu Nürburgring'den. Niki Lauda'nın yandığı pist olarak ün yapan (ve o yarıştan sonra kapanan) aynı adlı efsane pistin günümüz versiyonu burası. Gran Turismo'da ilk defa oynamıştım eski versiyonunu, bitmek bilmeyen virajları, darlığı, kaçış alanı olmaması ve carousel'leri ile çok ciddi bir sabır ve dayanıklılık testiydi pistin eski versiyonu. Yenisi aslında bi boka da benzemiyor itiraf etmek gerekirse. Bir tek ilk viraj kompleksi hariç. Start-finişin sonunda yol bir anda sağa düşüyor resmen, yaklaşık 160 derece. Öyle bir dönüş ki devasa genişlikteki bu virajda hep birileri yoldan çıkıyor. Buraya tam giremeyen, 2. ve 3. virajlarda arkasındakiler tarafından çok pis avlanır ayrıca. Bir de yokuş aşağı frenlemesi var ki onu Kimi Raikkonen iyi bilir. 2005'te Alonso'nun önünde lider giderken son turun başlangıcında, patlamak üzere olan lastiği bu virajda patlamıştı ve şampiyonluk yarışında galibiyeti en yakın rakibine hediye etmişti.
10) Monaco: Buraya bir imtiyazlık vermemek doğru olmazdı. Formula 1 tarihinin baştacı pistte hangi viraj efsane değil ki? St Devote ile başlayan ve sırasıyla Massenet, Casino, Mirabeau, Hairpin, Portier, tünel çıkışındaki Chicanne, Tabac, Piscinne ve La Rascasse derken Anthony Noghes ile biten bir pist burası. Neresine ayrı bir önem vereyim, neresiyle ilgili hangi anıyı yazabilirim. Koskoca bir tarih yatıyor burada. En iyisi mi siz gidin f1.com adresine, oradan videolar bölümüne girip on-board kameralarından burayı izleyin. Tek bir tur izlerken kusuyordum, o adamlar 70 tur arka arkaya atıyor. Respect bro!
Eğer buraya kadar okuduysanız, size açık ve net teşekkür ediyorum. Virajları herhangi bir sıraya koymadım, hepsi birbirinden güzel ve özel. Bundan sonra Formula 1 ile ilgili yapmamı istediğiniz başka listeler varsa onları da yaparım, siz yorum bölümüne ekleyin. Haftasonu Spa'da görüşmek üzere.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


