Kanada etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kanada etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2011

Yarışma: Kanada Sonrası

Yarışı sanki Jessica Michibata kazanmış gibi
Sukullacı'nın yarış sonrası yorumu gibi "ne yarış oldu öyle ya!". Gerçekten tarihe geçecek anlarla dolu efsane bir yarış oldu Kanada 2011. Button'ın lastiklerle olan aşkından dolayı belki bir adım öne çıkabileceğini tahmin edenler hem yanıldı hem yanılmadı. Button hakkaten öne çıktı ama lastik kullanımından çok doğru taktiklerle ve herşeyden önemlisi gerçekten çok iyi bir sürüş ile yarışı kazandı. Biraz kavgalı, biraz kazalı da olsa tabiri caizse yolunu ite kaka açtı ve kesinlikle bu 25 puanı hakketti. Büyük tebrikler.

Bunun dışında Schumacher'in heyecan verici sürüşü, Massa'nın hiç de fena gitmediği bütün yarışı ve Kobayashi'yi son saniyede geçmesi, Toro Rosso'ların aldığı duble puan ve Serhan Acar'ın saatlerce yayında tek başına yaptığı savaş ayakta alkışlanacak türdendi. Bizler de koltuklarımızda süper heyecanlı bir yarış izlemiş olduk.

Bu arada Mclaren'lerin çarpışması Hamilton ile Button'ın kendi aralarındaki konuşma ile büyük sıkıntı yaratmadan atlatılmış gibi duruyor. Muhtemelen yalan da değildir ama bir daha böyle bir şey olması, aynı şekilde karşılanmayabilir. Lewis ile Jenson arasındaki dostluk, joker hakkını kullandı sanki. Bir de Mclaren'in şu anda Red Bull'lara karşı dik durması gerektiği gerçeği var. Eğer takımda, geçen seneki Red Bull vari bir dominasyon olsaydı ve iki pilot birden şampiyonluğa oynuyor olsaydı bu kadar çabuk geçiştiremezdi Martin Whitmarsh ve ekibi.

Bizim yarışmamız açıkçası biraz renksiz oldu bu hafta, çünkü hemen hemen herkes 3 puan alarak kapadı haftayı. Ama zaten lider giden Keyser Soze, 5 puan alarak zirvede gittikçe yalnızlaşıyor. Hemen puan tablosunu yazalım:

Keyser Soze: 32+5= 37
Sukullacı: 28+3= 31
Çekirdekçi Tayfa: 26+3= 29
Sinan Kolat: 25+4= 29
Cihan: 22+3= 25
Nazlı: 21+3= 24

Keyser Soze liderlikte arayı açarken orta sıralardaki çekişme aynı heyecanıyla devam ediyor. Ikincilik için Sukullacı, Çekirdekçi Tayfa ve benim aramdaki mücadelede sadece 2 puan farkı yaratıyorken hemen arkadan gelen Cihan ile Nazlı da bir yarışta arayı kapayabilirler.

 Bundan sonraki yarış 26 Haziran'da Valencia'da. Muhtemelen yağmur yağmayacak bu yarışta, bütün yarış boyunca iki DRS bölgesi kullanılacağından eski yıllara göre daha keyifli olabilecek bir yarış bizi bekliyordur inşallah. Aşağıdaki süper kahramanı da unutmamak lazım.

08 Haziran 2011

Yarışma: Kanada GP

Bahreyn GP'nin yapılıp yapılmayacağı ve 12 Haziran seçimleri gibi iki politik konunun gölgesinde Montreal'e geri dönecek F1 takımları. Yarış saati tam olarak oyların sayılmasının en civcivli saatlerine geleceği için, evde buna kitlenecek bir aile varsa yarışı kaçırma ihtimali de var demektir. Neyse ki benim için öyle bir sıkıntı yok, oyumu verdikten sonra ertesi gün gelecek kötü haberlere kadar kafam rahat olacak heralde.

Bir yandan da Bahreyn GP'nin yapılıp yapılmayacağı, yapılacaksa ne zaman yapılacağına dair binbir tür entrika dönüyor. Bugün Bernie Ecclestone, takımların hepsinin oybirliği olmadığından dolayı şu anda Bahreyn'e gidilmeyeceğini açıkladı. Bu adam, daha dün Bahreyn'e gitmenin en ateşli taraftarı değil miydi?

Montreal'e geri dönelim... Circuit Gilles Villenueve, geçen sene Red Bull'ların kırılamaz gibi gözüktüğü pol pozisyonu serisinin kırıldığı yerdi. Lewis Hamilton, benzininin bitmesi pahasına pol pozisyonunu aldıktan sonra pitlere aracını itmek durumunda kalmış, hatta sonrasında da bazı kurallar değişikliklerinin sebebi olmuştu. Bir yandan da bu sene gelen DRS'i, sıralama turlarında çok daha efektif kullanan bir Red Bull var. Ferrari de buraya ciddi update'lerle geleceğini açıkladı. Ve hepsinden önemlisi, yarış sırasında ilk defa çift DRS bölgesi olacak: hem arkadaki uzun düzlükte, hem de Şampiyonlar Duvarı'ndan ilk viraja olan kısımda. Pirelli'ye verilen lastik formülünün fikirbabası olan Montreal pistinde, bu seneki lastiklerin nasıl performans göstereceğini de ayrıca merak ediyorum.

Tahminden önce sizlere bu haftanın sorusunu sorayım. Şu anda gridde 5 şampiyon pilot bulunuyor, sizce kaçı Şampiyonlar Duvarı'na imza atacak?

Tahminlere gelirsek:

Pol: Vettel
Galibiyet: Vettel
Podyum: Vettel, Hamilton, Button
EHT: Hamilton

Bu haftadan itibaren şöyle bir değişikliğe gidiyor yarışma, sizlere de bunu belirteyim. Tahminleri, antreman turlarının başına kadar kabul ediyorum. Çünkü antreman turları, aslında yarışta olacaklar için az da olsa bir fikir verebiliyor herkese. Ilk antreman turları, cuma günü TSI ile 17.00'da. Aklınızda bulunsun.

17 Haziran 2010

Yarışma: Kanada Sonrası

Bu sefer yarışmayı biraz ertelemiş bulunduk ama inanın işlerim inanılmaz meşgul ediyor beni. Bir yandan da temmuzda evlenecek olmanın verdiği meşguliyet ile çok fazla kendime (ve bloga) vakit ayıramaz oldum.

Yine de yarışmamızı unutmadım. Previously on Yarışma: Obiyah ile Mali, Vettel'e fazla güvenmişler, kuponu direkt genç Alman'a basmışlardı. Ben ise Mclaren'in F-Duct'ına güvenmiştim. Neyse ki motor kapağındaki o boru, beni utandırmadı ve Mclaren'e bir duble getirdi. Şimdi yarışmadaki duruma bakalım bir de.

Mali Selışık: 1+17= 18
Sinan Kolat: 4+13= 17
Sukullacı: 0+8= 8
Obiyah: 2+6= 8

Yarışmamızda işler kızışıyor, ben Mali'yle arayı 1 puana düşürmüşken, üçüncülük mücadelesinde Obiyah da bu hafta tahmin yapmayan Sukullacı'nı yakalamış oldu. Sırada Valencia var, bakalım o neler getirecek?

PS: Fotoğraftaki Salut Gilles de hem çok güzel hem de çok duygusal.

14 Haziran 2010

Ite Ite Lewis

Her hikayenin iki tarafı vardır aslında ve Montreal'in hikayesi cumartesi başlıyor. Red Bull'un bu sene 7de 7 pol pozisyonu almasından sonra ilk defa Lewis Hamilton, cumartesi ilk cebi kazandı ve buradaki Boğa dominasyonunu kırdı. Şu ana kadar sürüş yüksekliği sistemi kullanmakla suçladığı rakibini, her yarışta gelişe gelişe artık sıralama turlarında geçebiliyorlar. Ferrari'nin önlerinde başladığı sezonda ilk önce onları geçtiler, sonra da Red Bull ile hem yarışta hem de sıralama turlarında aşık atabiliyorlar. Bu hızla gelişirlerse Mclaren'in önü açık diyebiliriz.

Bir de hikayenin öbür tarafına bakalım. Aerodinami harikası Red Bull'ların, hızlı virajsız bu pistte, F-Duct avantajını kullanan Mclaren'lerin gerisinde olacağı tahmin ediliyordu. Yine de griler, yüzde 110'luk bir performans, gereğinden az benzin ve yumuşak hamur ile anca geçebildi Lacivert'leri. Yani aslında Red Bull'un performansı yine de hiç fena değil. Hikayenin iki tarafı, nasıl değişik sonuçlar çıkarabiliyor.

Yumuşacık Piyango
Montreal'in kabusu frenlerin, tahtını lastiklere kaptırdığı haftasonunda stratejiler, biraz kör sürüş gibiydi, mesela Metin Şentürk'ün Ferrari kullanması gibi diyebiliriz. Yumuşak hamur ile sert hamur, birbiriyle tamamen uyumsuz iki farklı dayanma süreleri taşıdığı için kimse tam olarak ne yapacağını bilmiyordu. Burada Mclaren'lerin ve Alonso'nun podyuma çıkışına bakıp yumuşak lastik doğru tercihti demek, işi çok basite indirgemek oluyor aslında. Yumuşak lastik kullananlar, ilk hamleyi yapmak zorunda kaldılar. Bir süre sonra sert lastik kullananlar hamle yapmak zorunda kaldı. Sonrasında ise herkes kendine göre bir strateji belirledi.Mesela Webber'in gereksiz inadı ile geriye düşüşünü izledik. Oysa ki yumuşak lastikleri biraz daha erken takmış olsa, Vettel'i belki de yakalayabilirdi.

Demem o ki, lastikler, sıra ile herkese hamle yaptırmak zorunda kaldı Montreal'de. Yarış eğer 15 tur kısa veya 15 tur uzun olsa, yumuşak lastikle başlayanlar pite girmek zorunda kalacak ve o zaman da "sert hamurla başlamak doğru seçimmiş" diyecektik. Eminim bu hesaplar, cuma akşamı uzun uzun görüşülmüş ve cumartesi sıralamaya öyle çıkılmıştır. Ama kuvvetle muhtemel, çoğu takım stratejisini en az bir güvenlik aracı periyoduna göre ayarlamıştır. Yumuşak hamur kullananlar, yarış başında bir güvenlik aracı ile lastiklerinden kurtulmayı ve hamle üstünlüğünü ele geçirmeyi, sert hamurla başlayanlar yarışın sonlarına doğru bir güvenlik aracını ve lastiklerini finişe kadar biraz daha sağlam götürebilmeyi hayal etmiştir (Briatore olsaydı hayal etmekten ileri götürebilirdi bu işi tabi). Sonuçta yarışın gelişimi, yumuşak lastikle başlayanların işine yaradı ve podyumu onlar kaptı.

2 Tek 6 Duble
8 yarışın geriye kaldığı sezonda, bu yarışların altısında kazananların duble yaptığını görüyoruz. Bunun sebebi ne olabilir? Şu anda en hızlı iki takımın Mclaren ve Red Bull olduğunu düşünürsek, iki kampın araçlarının birbirinden çok çok farklı karakteristikleri olduğunu ve bir gün bir piste birinin, bir başka gün diğerinin uyum sağladığını ve uyum sağlayanın tabiri caizse "tuttuğunu kopardığını" görüyoruz. Kanada'daki Mclaren dublesi, bunun tam bir örneği. Veya Webber'in Monaco-Katalunya galibiyetleri. Tabi ki istisnalar yok değil. Ferrari'nin Bahreyn dublesi, Vettel'in aracındaki arızayla, Mclaren'in memleketimizdeki dublesi Vettel-Webber kazasıyla direkt bağlantılı. Yine de iki takım da, şans onların eline geçtiğinde bunu değerlendirecek kadar hızlıydı. Sırada Valencia var ve tenis dilinde "advantage Mclaren" diyebiliriz.

Kubica, Buemi, Kovalainen
Sevilmeyen underdog görmedim ben daha. Hem bu sebepten hem de aldığı çok iyi sonuçlardan dolayı, şu ana kadar yılın pilotu Kubica benim gözümde. Renault, kendini yavaş yavaş geliştirip Mercedes'e dayansa da Kubica, aracın performansının çok ötesinde. Rosberg ile arasında sadece 1 puan var, Massa'nın ise 6 puan önünde. En büyük şanssızlığı Massa'nın Ferrari kontratının uzatılması, yoksa seneye ciddi bir şampiyonluk adayı daha çıkardı karşımıza.

Buemi, dün Toro Rosso'su ile 8. olarak aslında büyük bir başarı da elde etti. Aracın performansı büyük bir soru işareti ama dün Buemi'nin, diğer yarışlarda da Alguersuari'nin cesur sürüşleri ile takım bir yerlere gelmeye çalışıyor ama kendi kendine araç geliştirmek onları çok zorlayacak gibi.

Kovalainen ise bence kariyerinin en iyi senesini yaşıyor. Renault ve Mclaren'deki silik performanslarının ardından, Lotus'ta bir takımı ileri götürmek ve elindeki paketi sonuna kadar zorlamak, onu bir sürücü olarak da geliştiriyor. Startta, kazalardan da yardım alarak 6.lığa kadar çıkması, bu sezonki performansında yalancı bir Kutup Yıldızı belki ama bir çok güzel sürüşünün farkedilmeden kaybolduğunu düşünürsek yerinde olmadı da değil.

Yavaştan yazının sonuna gelirken, yarış sırasında aklıma gelen bir şeyi söyleyeyim. Şampiyonlar Duvarı'na dalan Kobayashi, acaba ileride bir şampiyon olur mu? Bir de sıralama turları sonrası basın toplantısına giderken arkasında kocaman "Make Roads Safe" yazan araçtan beline kadar sarkan Hamilton, güzel bir tezat olmadı mı? Neyse, 2 hafta sonra Valencia'da olacak takımlar. Sıcak ve sıkıcı bir yarış bizi bekliyor gibi, favoriler yine Mclaren.

09 Haziran 2010

Yarışma: Kanada GP

Vettel ile Webber, artık rüyalarında birbirlerini kovalamıyor, Lewis ile Jenson benzin hesabı yapmıyorlardır çünkü Türkiye GP'sinin ardından neredeyse iki hafta geçti ve Formula 1 camiası, Kuzey Amerika'daki tek yarış için Montreal'e geldi. Bu demek ki bizim de yarışma zamanımız geldi.

Ben Mclaren ağırlıklı oynayacağım, buradaki uzun düzlükler ve keskin fren noktaları Red Bull'dan çok Mclaren'in F-Duct'ının işine yarayacaktır. Ayrıca cumartesi ve pazar da yağmur tahmin ediliyor, yani Ferrari taktiklerde bir çuvallama kesin yaşar.

Pol: Hamilton
Galibiyet: Button
Podyum: Button-Hamilton-Vettel
En hızlı tur: Hamilton

Çıksın pehlivanlar meydane!

27 Mayıs 2010

F1'in Efsanevi 10 Virajı

Türkiye GP'si yaklaştıkça hepimizde heyecan artıyor tabi ki. F1.com'da 8. virajımız övülürken aklıma, daha önceki blogum Ezeli Ebedi'de 26 Ağustos 2009 tarihinde yayınladığım bir yazı geldi: F1'in Efsanevi 10 virajı. Sizlerle de tekrar paylaşmak istedim. Umarım hoşunuza gider.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Haftasonu malumunuz Valencia GP'si vardı. Barrichello'nun kazanması ve Mclaren'in pit stop rezaleti dışında inanılmaz bayık geçen yarış sırasında blog yazarınız kollarını kavuşturup uyudu maalesef. Valencia'dan önceki yarış da Macaristan GP'siydi. Hala takvimde olmasını sadece pist girişindeki Bernie Ecclestone heykeline bağlayabildiğim bu sıkıcı ve eski pistte de pek enteresan bir yarış olmamıştı, Hamilton'ın bu seneki ilk yarışını kazanması dışında. Tabi Massa olayını saymıyorum.

Ama ey F1 sever, gönlünü rahat tut. Çünkü sezonun bundan sonraki yarışları birbirinden güzel, tarihi ve enteresan yarışlar. Hele de bu hafta sonu koşulacak Spa-Francorchamps ve bir sonraki Monza pistleri.

Spa'yı Spa yapan şey, hızlı ve akıcı bir pist olması dışında turun başındaki Eau Rouge virajıdır. Her sene bütün pilotlar bir över, sever, methiyeler düzer. Işbu blog da buradan yola çıkarak, bir süredir ertelediği "F1'in Efsane 10 Virajı" yazısını yazmaya karar verdi. Buyrun boyunkıran, lastik patlatan, araç zıplatan, yürek hoplatan listemize:
1) Eau Rouge: Madem buradan ilham aldık buradan başlayalım. Belçika'nın Spa-Francorchamps pistinde aslında zaten bir çok ünlü viraj vardır, bir de artık aramızda olmayan Bus Stop Şikanı var ama onu sayamıyoruz. Yine de Eau Rouge hem bu pistin, hem de büyük ihtimalle bütün takvimin en heyecan verici virajı. Bir "drivers' favorite". Ilk viraj hengamesinden kurtulan pilotlar son gaz buraya geliyor, önce hafif sol, sonra da sağa doğru göğe fırlıyorlar deyim yerindeyse. Ciddi bir yokuş yukarı bu viraj, bir sürü pilot burayı çıkarken sadece gökyüzünü gördüklerini söylüyor ki 300 km ile giderken gökyüzünü görmek cennet kadar mükemmel veya cehennem kadar korkunç olabilir. Buraya flat-out çıkmak da tur zamanı için elzem. Ingilizce'den chicken translate yaparsak erkekleri oğlanlardan ayıran bu viraj/pist, aynı zamanda Schumacher'in ilk yarışını da kazandığı yer.

2) Curva Parabolica: Monza, Ferrari'nin ve onların fanları tifosilerin evi olmasıyla, çok çok hızlı (ve neredeyse virajsız) bir pist olmasıyla ve son virajı Parabolica ile bilinir. Ascari virajından buraya kadar tam gaz gelirsiniz, o zamana kadar yaptığınız mükemmel turu aynı şekilde bitirmek için bir Parabolica yeter. Ama işte sorun da orada. Bu uzun, 180 derecelik sağa virajın kilidi, onu doğru çizgide dönebilmek. Aslında tam bir bilgisayar oynu virajı, önce gazdan çok dönüşe abanırsın, sonralarında dönüşten çok gaza. Burayı iyi döndün mü tifosilerin sağır edici kornalarının arasında tam bir victory lap çıkarmış olabilirsin. Geçen sene Sebastian Vettel'in vaftiz edildiği yer diyelim buraya.

3) Melbourne Ilk Viraj: Biraz duygusal bir seçim aslında. Bütün yaz 4 gözle sezonun başlamasını bekleyen bizleri sabahın dik köründe televizyon karşısına diker Melbourne GP. Hani okula ilk başladığın gün, bahçede arkadaşlarla konuşmak gibi biraz. Ve bu pistin, seneler boyu ne kazalar görmüş ilk virajı. Kim çıkacak kim çıkamayacak diye iddiaya bile giriliyor. Ayrıca yukarıdaki resmi de akıllara kazıyan virajdır burası. Avustralya'nın bundan önceki pisti Adeledie'in iki uzun düzlük arasındaki virajını da unutmamak lazım. Hakkinen, o virajda ölümden dönmüştü 1995'te.

4) Istanbul 8. Viraj: Bakmayın Türk olduğumuza, bu viraj cidden F1 efsanelerinden biri oldu şimdiden. Sola doğru 4 tane virajı birleştiren ve 4 tane apex'i olan bu viraj, gerçekten pilotları ciddi zorluyor. Hamilton'ın 2 sene önce sağ ön lastiğinin patlaması, özellikle bu virajda oraya binen yüklerden dolayı. Zorluğu sırf lastiklere de değil, genelde sağ virajların domine ettiği F1'de boyunları en zorlayan sol viraj burası. Ayrıca 4 viraj boyunca da yarış çizgisini takip etmek ve flat-out gidebilmek yarım saniye kazandırır, yapılmazsa da kaybettirebilir. Hermann Tilke'nin elinden çıkan bu virajımız ile ne kadar övünsek az.
5) Maggots-Becketts-Chapel: Yarışların ana vatanı Ingiltere'de bundan sonra yarış olup olmayacağı veya nerede olacağı büyük bir tartışma konusu. Ama şu ana kadar Ingiltere GP'sine ev sahipliği yapan Silverstone'un ne kadar güzel bir pist olduğunu değiştirmez bunlar. Hele de turun başındaki Maggots-Becketts-Chapel bölümü. 250-290 km hızla sol-sağ-sol-sağ-sol formasyonunda devam ederken eğer araç içi kameradan izliyorsanız insanı aptal eden bir komplekstir burası. Işin en büyük sıkıntısı, bu kadar yüksek hızlarda alınırken ideal yarış çizgisinden çıkmak ya çok ciddi zaman ve hız kaybına ya bir çimen yolculuğuna ya da yarış dışı kalmanıza sebep verir. Rollercoaster'dan Horror Train'e dönüşebilir.
6) Wall of Champions: Kişisel favorilerimden burası. Ayrıca listemizde ad verilmeyen, adını kendi alan tek viraj. Şu an takvimde bulunmaması çok üzücü olan Montreal yarışının en son virajı, upuzun bir düzlüğün sonundaki fren katili. Maksimum sürat ile gelinen sağ-sol kombinasyonu, start-finiş düzlüğünün sağ duvarına santimetreler kala bitiyor ve yeni bir tura başlamaya yelken (veya gaz) açıyor pilotlar. Tabi Şampiyonlar Duvarı'nı geçebilenler. Hikaye süper: 1999 Kanada GP'sinde o sıralar yarışan eski Dünya Şampiyonları'nın hepsi (Damon Hill, Jacques Villeneuve ve Michael Schumacher) bu duvara çarpıp yarışdışı kalıyorlar. O günden bugüne oranın adı Şampiyonlar Duvarı. Curse of the Black Pearl gibi, şampiyonların uzak durması gereken bir mekan.

7) S do Senna: Listeye giren S virajları üçlemesinin ilki. Brezilya GP'sinin ilk virajı, adını çok doğal olarak Brezilyalı efsane pilot Ayrton Senna'dan alıyor. Interlagos, bizim pist gibi, saat yönünün tersine olan nadir pistlerden. Ve yine bizim gibi, sola doğru yokuş aşağı bir viraj ile başlıyor. Yarış içinde pilotlar, Indy pistleri gibi uzun, dönen ve yana doğru açılı son virajdan başlayarak burada Senna S'e ciddi hızlarla geliyorlar ve yarış içinde geçiş için en uygun yerlerden biri. Brezilya GP'si senenin genelde son yarışı olduğundan dolayı da heyecanı çok. O yüzden Senna S'e doğru yakın gelen iki pilot, ciddi kalp ritm yüksekliği yapan bir yerdir. Belki listedeki diğer virajlar kadar zaman kazandırmak veya kaybettirmez ama burası direk pozisyon kazandırır veya kaybettirir. Adı da ayrı bir sempati öğesi zaten. Buranın unutulmaz anlardan biri de 2001'de Juan Pablo Montoya'nın gözünü karartıp Michael Schumacher'in iç tarafına dalmasıdır hatta. Büyük Ayrton'u da buradan anmış olalım.
8) Fuji S Curves: S üçlemesinin ikincisi Japonya Fuji'den geliyor. Uzun ve sağa doğru giden ilk virajın sonundan lunaparkın da gözüktüğü Dunlop'a kadar uzanan bir yokuş aslında burası. Gran Turismo oynayan arkadaşlar buradan eminim çok çekmişlerdir. Hem yokuş yukarı hem 3 viraj olduğu için fren burada bir opsiyon değil. O yüzden gaz pedalını kral gibi kullanan burada uzayıp gidiyor. Kerbleri kullanmak da burayı hızlı geçmenin önemli bir noktası. Çok fazla aksiyon olmaz belki ama, motor zorlayıcı bir virajdır burası. Zor Fuji pistinin en sessiz ama iyi bir tur zamanı için en önemli virajlarından.
9) Castrol S: Üçlemenin sonuncusu Nürburgring'den. Niki Lauda'nın yandığı pist olarak ün yapan (ve o yarıştan sonra kapanan) aynı adlı efsane pistin günümüz versiyonu burası. Gran Turismo'da ilk defa oynamıştım eski versiyonunu, bitmek bilmeyen virajları, darlığı, kaçış alanı olmaması ve carousel'leri ile çok ciddi bir sabır ve dayanıklılık testiydi pistin eski versiyonu. Yenisi aslında bi boka da benzemiyor itiraf etmek gerekirse. Bir tek ilk viraj kompleksi hariç. Start-finişin sonunda yol bir anda sağa düşüyor resmen, yaklaşık 160 derece. Öyle bir dönüş ki devasa genişlikteki bu virajda hep birileri yoldan çıkıyor. Buraya tam giremeyen, 2. ve 3. virajlarda arkasındakiler tarafından çok pis avlanır ayrıca. Bir de yokuş aşağı frenlemesi var ki onu Kimi Raikkonen iyi bilir. 2005'te Alonso'nun önünde lider giderken son turun başlangıcında, patlamak üzere olan lastiği bu virajda patlamıştı ve şampiyonluk yarışında galibiyeti en yakın rakibine hediye etmişti.
10) Monaco: Buraya bir imtiyazlık vermemek doğru olmazdı. Formula 1 tarihinin baştacı pistte hangi viraj efsane değil ki? St Devote ile başlayan ve sırasıyla Massenet, Casino, Mirabeau, Hairpin, Portier, tünel çıkışındaki Chicanne, Tabac, Piscinne ve La Rascasse derken Anthony Noghes ile biten bir pist burası. Neresine ayrı bir önem vereyim, neresiyle ilgili hangi anıyı yazabilirim. Koskoca bir tarih yatıyor burada. En iyisi mi siz gidin f1.com adresine, oradan videolar bölümüne girip on-board kameralarından burayı izleyin. Tek bir tur izlerken kusuyordum, o adamlar 70 tur arka arkaya atıyor. Respect bro!

Eğer buraya kadar okuduysanız, size açık ve net teşekkür ediyorum. Virajları herhangi bir sıraya koymadım, hepsi birbirinden güzel ve özel. Bundan sonra Formula 1 ile ilgili yapmamı istediğiniz başka listeler varsa onları da yaparım, siz yorum bölümüne ekleyin. Haftasonu Spa'da görüşmek üzere.
Related Posts with Thumbnails