Belçika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Belçika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

01 Eylül 2010

Yarışma: Belçika Sonrası

Spa Francorchamps pisti, en sevdiğimiz, her zaman ağzımızın suyunu akıtan, mükemmel bir pist olmasının dışında, ne kadar pilot pisti olduğunu, ne kadar safkan bir motorsporları pisti olduğunu bu haftasonu tekrar hatırlattı bizlere.

Hamilton, çok iyi sürüşüne rağmen yine de zar zor kazandı yarışı. Hele de kum havuzuna girdiği an, bütün F1 camiası nefeslerini tuttu ve bekledi. O, yine de mükemmel bir sürüş ile kum havuzundan çıkmayı bildi (oraya girdikten sonra stop etmeden ve kuma gömülmeden çıkmak gerçekten çok büyük bir beceri).

Ama bizim yarışmanın bu haftaki galibi, baya rahat bir şekilde kazandı, hiç öyle Hamilton gibi zorlanmadı. Doğru yerde doğru adamı yazaraktan ciddi puan toplamayı bildi klasman lideri Mali.

Mali Selışık: 32+7=39
Sinan Kolat: 27+3=30
Obiyah: 21+3=24
Sukullacı: 19+0=19
Nazlı: 9+1=10
Emre: 0+0=0

Mali iyice arayı açarken, Obiyah da, bu hafta tahmin yapmayan Sukullacından biraz olsun sıyrıldı ve arayı 5 puan yaptı. Nazlı da bu hafta iki haneli puanlara geldi. Ve aramıza yeni katılan Emre, maalesef bu yarıştan çok şey bekleyen ama sıfır çeken Vettel-Alonso-Button grubunun arasına yazıldı.

Monza var sırada, 2 hafta sonra. Bakalım Mali arayı açacak mı? Obiyah ikincilik için benimle kapışmaya hazır mı? Yoksa kovalayanların haftası mı olacak Monza? Yine de bu hafta Mali'nin performansından sonra insan soruyor, Massa gibi bir headstart o da yapmış olmasın sakın!?!?

25 Ağustos 2010

Spa'lar Kovalasın Bizi

F1 takvimi Hermann Tilke'nin not defterine dönmeden önce, eskinin şövalyelerine dönüp bakmakta yarar var. Eğer bir pistte 24 saat yarışları düzenlenebiliyorsa uzun yıllar boyunca, o pistte bir sihir vardır demektir. Eski Nordschliefe versiyonlu Nürburgring, pistlerin ağababası tabi ki. Yıllardır buraya binlerce fanatik toplanıp hala yapılan 24 saat yarışlarını izler. Aynı şekilde Le Mans da.

Ama Spa Francorchamps pistinin farkı, üstünde 24 saatlik yarış geleneği sürdürülen tek modern F1 pisti olması. Tabi burada ne kadar modern olduğunu tartışabiliriz ama yersiz bir tartışma olur bu. Sonuçta bir Shakir veya Sepang değil ama onlardan çok daha fazlası.

Pist, 1920'lerin başında ilk kullanıldığında 15 km'lik bir konfigürasyona sahipmiş. Şimdikinin tersine La Source'tan sonra başlayan tur, Eau Rouge nehrinin üstünden geçen o efsanevi Eau Rouge-Radillion kombinasyonundan sonra sağa dönüp Ancienne Douane adlı yavaş bir bölüme geçermiş. Savaş sonrası yapılan değişikliklerle pist, bu yavaş bölümün de kaldırılmasıyla 14 km'ye düşürülmüş ve bu haliyle F1'de yer almış uzun yıllarca. 60'ların sonlarında, güvenlik sebebiyle takvimden çıkarılan pist, 7 km'lik uzunluğa düşürülürken aynı zamanda pistin en tehlikeli ve nefes kesici bölümlerinden biri de böylece tarih kitaplarına karışmış. "Masta", iki çok uzun düzlüğü ortadan kesen, süper hızlı bir şikan olarak pilotlara gözdağı veriyormuş.

1983'ten beri, aralıklarla da olsa, F1 takviminde bulunan Spa'da, hala ufak tefek değişiklikler olmakta. Mesela Bus Stop şikanı olarak belirtilen yer, eskiden gerçek bir otobüs durağı gibi, iki şikandan oluşan yavaş bir bölümdü. Şu anda o şikanlardan biri kaldırılarak tek bir fren noktası ve geçiş imkanına dönüştürüldü. Ben eski versiyonunu daha çok seviyordum açıkçası. Ayrıca La Source'dan sonraki bölüme eklenen kaçış alanları, artık start sonrasının eskisi kadar heyecan geçmemesi demek oldu maalesef. Aynı zamanda Bus Stop'un geri çekilmesi ve La Source'un ileri itilmesiyle start finiş düzlüğü de uzamış oldu.

Yine de karakterinden ve tehlikesinden vazgeçmeyen iki önemli viraj, hala modern Spa Francorchamps'taki varlıklarını devam ettirmekte. Biri, uzun uzun konuştuğumuz, yukarı doğru bir rampayı andıran, kör sonlu Eau Rouge-Radillion ikilisi. Öbürü de Bus Stop'tan hemen önce gelen, uzun, hızlı bir sol viraj olan Blanchimont. Turun sonlarına doğru, fark yaratacak bu güzel viraj, aynı zamanda lastik bariyerlere gömülen Luciano Burti'nin kaza yaptığı yer de.

Monaco, Monza gibi Spa da tam bir pilot pisti. Eğer bir pilotta yetenek var mı yok mu diye anlamak istiyorsanız Spa'da ne yaptığına bakabilirsiniz. Ilk yarışına 1991'de burada çıkan Michael Schumacher, tek yarışta kendini gösterdikten sonra Bernie Ecclestone'ın da çabasıyla Jordan'dan, şampiyonluklar kazanabileceği (ve kazandığı) Benetton'a transfer oluyor. Bugünlerde F1.com'da yayınlanan Bernie&Schumacher röportajında da bu noktaya değiniyorlar. Schumacher'in kazandığı ilk yarış da bir sene sonra 1992 Belçika GP'si oluyor. 6 kere de bu pistin en başarılı ismi oluyor daha sonra Alman pilot. Spa'da ikinci en fazla yarış kazanan isim ise yine tanıdık ve sevdik bir isim: Ayrton Senna. 4'ü arka arkaya olmak üzere 5 kere burada zafere ulaşırken yine bir 4'lü çeken ismin de rekorunu egale ediyor Brezilyalı efsane. O da 1960'ların ortasını domine eden Jim Clark. Son zamanların Spa fatihi ise, son 5 yarışın 4ünü kazanan Kimi Raikkonen. Iyi pilotların pisti dememin sebebini şimdiye kadar anlamayanlar için şöyle bir not ekleyeyim: Spa'yı birden fazla kazanan pilotlar arasında şampiyon olmayan yok (Schumacher, Senna, Clark, Raikkonen, Hill, Fangio, Lauda, Prost, Fittipaldi ve Ascari).

Biraz da bu seneye dönelim. Yarışmada düşüncelerimi yazdım. Red Bull pilotları özellikle düzlüklerden çekiniyorlar. Eau Rouge sonrasındaki yokuş yukarı Kemmel düzlüğünün onlara yaramayacağı kesin. Hem F-Duct eksiği hem de Renault motorunun Mercedes motoruna olan dezavantajı, burayı, ve hemen sonrasındaki Les Combs virajının frenaj noktasını, Red Bull'ların aşil tandonuna dönüştürüyor. Ama Red Bull'ların hızlı virajlardaki avantajları, onları Mclaren'lerin önüne taşıyacaktır diye düşünüyorum. Eau Rouge-Radillion, Pouhon ve Blanchimont'ta Red Bull'ların taşıyacakları hız, onlara Kemmel'de kaybettikleri avantajlarını geri verecektir. Tabi bir de son bir kaç yarıştır kendine gelen Ferrari var. Geliştirme yarışına tekrar dahil olan Şahlanan At, en son Red Bull çok avantajlı olduğu pistte Vettel ile Webber'in arasında podyuma çıkmayı başarmıştı. Domenicali ve Alonso, tatile çıkarken bile kafalarının durmayacağını, daha iyisi için kafa patlatacaklarını açıklamıştı. Onu da görücez.

Spa'nın hızlı doğası, takvimin ikinci yarısına daha hakim olan diğer hızlı pistlerle örtüşüyor. O yüzden bu haftasonu çıkacak sonucun, şampiyonanın geri kalanı için de önemli işaret vereceğini düşünebiliriz. Gelsin artık haftasonu da Spa'lar kovalasın bizi!

Yarışma: Belçika Öncesi

Formula 1 eşrafı tatiline gitti, dinlendi, eğlendi, kafaları rahatlattı geldi. Muhtemelen bol bol ıstakoz gibi insanlar görücez Belçika gridinde.

Ben ve Bloggaraj'daki blogger arkadaşlar, bu pazar TRT stüdyolarında olacağız. Yanık değiliz (en azından ben değilim) ama Formula 1'i, icra edenler kadar özledim. Yarışmamızı da...

Benim takvimde en sevdiğim pist için ekstra kafa yoruyorum, inşallah yüzüm kara çıkmaz. Hazırsanız geliyor:

Pol Pozisyonu: Vettel
Yarış Galibi: Vettel
Podyum: Vettel-Alonso-Hamilton
En hızlı tur: Hamilton

Hatırlatmak açısından, Macaristan sonrasındaki yarış durumuna şuradan bakabilirsiniz. Herkese iyi şanslar!

27 Mayıs 2010

F1'in Efsanevi 10 Virajı

Türkiye GP'si yaklaştıkça hepimizde heyecan artıyor tabi ki. F1.com'da 8. virajımız övülürken aklıma, daha önceki blogum Ezeli Ebedi'de 26 Ağustos 2009 tarihinde yayınladığım bir yazı geldi: F1'in Efsanevi 10 virajı. Sizlerle de tekrar paylaşmak istedim. Umarım hoşunuza gider.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Haftasonu malumunuz Valencia GP'si vardı. Barrichello'nun kazanması ve Mclaren'in pit stop rezaleti dışında inanılmaz bayık geçen yarış sırasında blog yazarınız kollarını kavuşturup uyudu maalesef. Valencia'dan önceki yarış da Macaristan GP'siydi. Hala takvimde olmasını sadece pist girişindeki Bernie Ecclestone heykeline bağlayabildiğim bu sıkıcı ve eski pistte de pek enteresan bir yarış olmamıştı, Hamilton'ın bu seneki ilk yarışını kazanması dışında. Tabi Massa olayını saymıyorum.

Ama ey F1 sever, gönlünü rahat tut. Çünkü sezonun bundan sonraki yarışları birbirinden güzel, tarihi ve enteresan yarışlar. Hele de bu hafta sonu koşulacak Spa-Francorchamps ve bir sonraki Monza pistleri.

Spa'yı Spa yapan şey, hızlı ve akıcı bir pist olması dışında turun başındaki Eau Rouge virajıdır. Her sene bütün pilotlar bir över, sever, methiyeler düzer. Işbu blog da buradan yola çıkarak, bir süredir ertelediği "F1'in Efsane 10 Virajı" yazısını yazmaya karar verdi. Buyrun boyunkıran, lastik patlatan, araç zıplatan, yürek hoplatan listemize:
1) Eau Rouge: Madem buradan ilham aldık buradan başlayalım. Belçika'nın Spa-Francorchamps pistinde aslında zaten bir çok ünlü viraj vardır, bir de artık aramızda olmayan Bus Stop Şikanı var ama onu sayamıyoruz. Yine de Eau Rouge hem bu pistin, hem de büyük ihtimalle bütün takvimin en heyecan verici virajı. Bir "drivers' favorite". Ilk viraj hengamesinden kurtulan pilotlar son gaz buraya geliyor, önce hafif sol, sonra da sağa doğru göğe fırlıyorlar deyim yerindeyse. Ciddi bir yokuş yukarı bu viraj, bir sürü pilot burayı çıkarken sadece gökyüzünü gördüklerini söylüyor ki 300 km ile giderken gökyüzünü görmek cennet kadar mükemmel veya cehennem kadar korkunç olabilir. Buraya flat-out çıkmak da tur zamanı için elzem. Ingilizce'den chicken translate yaparsak erkekleri oğlanlardan ayıran bu viraj/pist, aynı zamanda Schumacher'in ilk yarışını da kazandığı yer.

2) Curva Parabolica: Monza, Ferrari'nin ve onların fanları tifosilerin evi olmasıyla, çok çok hızlı (ve neredeyse virajsız) bir pist olmasıyla ve son virajı Parabolica ile bilinir. Ascari virajından buraya kadar tam gaz gelirsiniz, o zamana kadar yaptığınız mükemmel turu aynı şekilde bitirmek için bir Parabolica yeter. Ama işte sorun da orada. Bu uzun, 180 derecelik sağa virajın kilidi, onu doğru çizgide dönebilmek. Aslında tam bir bilgisayar oynu virajı, önce gazdan çok dönüşe abanırsın, sonralarında dönüşten çok gaza. Burayı iyi döndün mü tifosilerin sağır edici kornalarının arasında tam bir victory lap çıkarmış olabilirsin. Geçen sene Sebastian Vettel'in vaftiz edildiği yer diyelim buraya.

3) Melbourne Ilk Viraj: Biraz duygusal bir seçim aslında. Bütün yaz 4 gözle sezonun başlamasını bekleyen bizleri sabahın dik köründe televizyon karşısına diker Melbourne GP. Hani okula ilk başladığın gün, bahçede arkadaşlarla konuşmak gibi biraz. Ve bu pistin, seneler boyu ne kazalar görmüş ilk virajı. Kim çıkacak kim çıkamayacak diye iddiaya bile giriliyor. Ayrıca yukarıdaki resmi de akıllara kazıyan virajdır burası. Avustralya'nın bundan önceki pisti Adeledie'in iki uzun düzlük arasındaki virajını da unutmamak lazım. Hakkinen, o virajda ölümden dönmüştü 1995'te.

4) Istanbul 8. Viraj: Bakmayın Türk olduğumuza, bu viraj cidden F1 efsanelerinden biri oldu şimdiden. Sola doğru 4 tane virajı birleştiren ve 4 tane apex'i olan bu viraj, gerçekten pilotları ciddi zorluyor. Hamilton'ın 2 sene önce sağ ön lastiğinin patlaması, özellikle bu virajda oraya binen yüklerden dolayı. Zorluğu sırf lastiklere de değil, genelde sağ virajların domine ettiği F1'de boyunları en zorlayan sol viraj burası. Ayrıca 4 viraj boyunca da yarış çizgisini takip etmek ve flat-out gidebilmek yarım saniye kazandırır, yapılmazsa da kaybettirebilir. Hermann Tilke'nin elinden çıkan bu virajımız ile ne kadar övünsek az.
5) Maggots-Becketts-Chapel: Yarışların ana vatanı Ingiltere'de bundan sonra yarış olup olmayacağı veya nerede olacağı büyük bir tartışma konusu. Ama şu ana kadar Ingiltere GP'sine ev sahipliği yapan Silverstone'un ne kadar güzel bir pist olduğunu değiştirmez bunlar. Hele de turun başındaki Maggots-Becketts-Chapel bölümü. 250-290 km hızla sol-sağ-sol-sağ-sol formasyonunda devam ederken eğer araç içi kameradan izliyorsanız insanı aptal eden bir komplekstir burası. Işin en büyük sıkıntısı, bu kadar yüksek hızlarda alınırken ideal yarış çizgisinden çıkmak ya çok ciddi zaman ve hız kaybına ya bir çimen yolculuğuna ya da yarış dışı kalmanıza sebep verir. Rollercoaster'dan Horror Train'e dönüşebilir.
6) Wall of Champions: Kişisel favorilerimden burası. Ayrıca listemizde ad verilmeyen, adını kendi alan tek viraj. Şu an takvimde bulunmaması çok üzücü olan Montreal yarışının en son virajı, upuzun bir düzlüğün sonundaki fren katili. Maksimum sürat ile gelinen sağ-sol kombinasyonu, start-finiş düzlüğünün sağ duvarına santimetreler kala bitiyor ve yeni bir tura başlamaya yelken (veya gaz) açıyor pilotlar. Tabi Şampiyonlar Duvarı'nı geçebilenler. Hikaye süper: 1999 Kanada GP'sinde o sıralar yarışan eski Dünya Şampiyonları'nın hepsi (Damon Hill, Jacques Villeneuve ve Michael Schumacher) bu duvara çarpıp yarışdışı kalıyorlar. O günden bugüne oranın adı Şampiyonlar Duvarı. Curse of the Black Pearl gibi, şampiyonların uzak durması gereken bir mekan.

7) S do Senna: Listeye giren S virajları üçlemesinin ilki. Brezilya GP'sinin ilk virajı, adını çok doğal olarak Brezilyalı efsane pilot Ayrton Senna'dan alıyor. Interlagos, bizim pist gibi, saat yönünün tersine olan nadir pistlerden. Ve yine bizim gibi, sola doğru yokuş aşağı bir viraj ile başlıyor. Yarış içinde pilotlar, Indy pistleri gibi uzun, dönen ve yana doğru açılı son virajdan başlayarak burada Senna S'e ciddi hızlarla geliyorlar ve yarış içinde geçiş için en uygun yerlerden biri. Brezilya GP'si senenin genelde son yarışı olduğundan dolayı da heyecanı çok. O yüzden Senna S'e doğru yakın gelen iki pilot, ciddi kalp ritm yüksekliği yapan bir yerdir. Belki listedeki diğer virajlar kadar zaman kazandırmak veya kaybettirmez ama burası direk pozisyon kazandırır veya kaybettirir. Adı da ayrı bir sempati öğesi zaten. Buranın unutulmaz anlardan biri de 2001'de Juan Pablo Montoya'nın gözünü karartıp Michael Schumacher'in iç tarafına dalmasıdır hatta. Büyük Ayrton'u da buradan anmış olalım.
8) Fuji S Curves: S üçlemesinin ikincisi Japonya Fuji'den geliyor. Uzun ve sağa doğru giden ilk virajın sonundan lunaparkın da gözüktüğü Dunlop'a kadar uzanan bir yokuş aslında burası. Gran Turismo oynayan arkadaşlar buradan eminim çok çekmişlerdir. Hem yokuş yukarı hem 3 viraj olduğu için fren burada bir opsiyon değil. O yüzden gaz pedalını kral gibi kullanan burada uzayıp gidiyor. Kerbleri kullanmak da burayı hızlı geçmenin önemli bir noktası. Çok fazla aksiyon olmaz belki ama, motor zorlayıcı bir virajdır burası. Zor Fuji pistinin en sessiz ama iyi bir tur zamanı için en önemli virajlarından.
9) Castrol S: Üçlemenin sonuncusu Nürburgring'den. Niki Lauda'nın yandığı pist olarak ün yapan (ve o yarıştan sonra kapanan) aynı adlı efsane pistin günümüz versiyonu burası. Gran Turismo'da ilk defa oynamıştım eski versiyonunu, bitmek bilmeyen virajları, darlığı, kaçış alanı olmaması ve carousel'leri ile çok ciddi bir sabır ve dayanıklılık testiydi pistin eski versiyonu. Yenisi aslında bi boka da benzemiyor itiraf etmek gerekirse. Bir tek ilk viraj kompleksi hariç. Start-finişin sonunda yol bir anda sağa düşüyor resmen, yaklaşık 160 derece. Öyle bir dönüş ki devasa genişlikteki bu virajda hep birileri yoldan çıkıyor. Buraya tam giremeyen, 2. ve 3. virajlarda arkasındakiler tarafından çok pis avlanır ayrıca. Bir de yokuş aşağı frenlemesi var ki onu Kimi Raikkonen iyi bilir. 2005'te Alonso'nun önünde lider giderken son turun başlangıcında, patlamak üzere olan lastiği bu virajda patlamıştı ve şampiyonluk yarışında galibiyeti en yakın rakibine hediye etmişti.
10) Monaco: Buraya bir imtiyazlık vermemek doğru olmazdı. Formula 1 tarihinin baştacı pistte hangi viraj efsane değil ki? St Devote ile başlayan ve sırasıyla Massenet, Casino, Mirabeau, Hairpin, Portier, tünel çıkışındaki Chicanne, Tabac, Piscinne ve La Rascasse derken Anthony Noghes ile biten bir pist burası. Neresine ayrı bir önem vereyim, neresiyle ilgili hangi anıyı yazabilirim. Koskoca bir tarih yatıyor burada. En iyisi mi siz gidin f1.com adresine, oradan videolar bölümüne girip on-board kameralarından burayı izleyin. Tek bir tur izlerken kusuyordum, o adamlar 70 tur arka arkaya atıyor. Respect bro!

Eğer buraya kadar okuduysanız, size açık ve net teşekkür ediyorum. Virajları herhangi bir sıraya koymadım, hepsi birbirinden güzel ve özel. Bundan sonra Formula 1 ile ilgili yapmamı istediğiniz başka listeler varsa onları da yaparım, siz yorum bölümüne ekleyin. Haftasonu Spa'da görüşmek üzere.
Related Posts with Thumbnails