Üstünden günler geçmiş olmasına rağmen hala sorana ¨abi mükemmel bi yarıştı¨ diye salyalarla anlatıyorsam bi nefeste, demek ki hakikaten güzel geçmiş 2011 Monaco GP. Perez'in kazasından Petrov'un kazasına kadar olan süre içinde pist üstünde aksiyon bitmiş bile olsa F1 dünyası durmadı. Perez'den gelen haberler, Hamilton'ın en hızlı turunun iptal edilmesi ile 9.luktan başlayacak olması ve lastiklerin getireceği taktikler derken pazar öğlene kadar konuşacak yeni konular hep oldu. Yarış da bütün beklentileri karşıladı. Her F1 sever gibi son 6 turun gerçek anlamda yaşanamaması beni de çok üzmüş olsa da o zamana kadar yaşadığım heyecan, hele de ilk 3'ün 0.7 saniyede seyrederlerken 7-8 araçlık bir trafiğe girecek olması süperdi. Mercedes'lerin çok büyük hayalkırıklığı yarattığı, Kobayashi ve Sutil'in parladığı, Vettel'in müthiş sürüşünün şansının gölgesinde kaldığı, Williams'ın sezonun ilk puanlarını aldığı yarışta kırmızı bayrakların aktörleri Perez ve Petrov da büyük yaralar almadan kazanlarını atlattılar.
Ve bizim yarış... Kötü tahmin yapanın pek olmadığı bir yarış oldu bizim için, puanlar gittikçe artıyor, yarış kızışıyor:
Keyser Soze: 26+6= 32
Sukullacı: 23+5=28
Çekirdekçi Tayfa: 20+6=26
Sinan Kolat: 18+7=25
Cihan: 18+4=22
Nazlı: 17+4=21
Iki hafta sonra Gilles Villenueve pistinde koşulacak Kanada GP'sinin de en az Monaco kadar sürprizlerle dolu olması bekleniyor. Ne de olsa bu sene gördüğümüz lastik formülünün doğuşu, geçen seneki Kanada GP'sinde olmuştu. Lewis Hamilton'ın sıralamalarda aracını ittiğini de hala unutmadık. Bakalım Mclaren ve özellikle Hamilton, Red Bull'un gidişatına dur diyebilecek mi?
Monaco etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Monaco etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
01 Haziran 2011
25 Mayıs 2011
Yarışma: Monaco GP
Monaco... Yumuşak lastiklerin Ferrari'nin işine geleceği, iyi pilotun avantajlı olacağı, bu seneki kurallarla geçişlerin artıp artmayacağını konuşabiliriz belki; ama konuşmayabiliriz de. Sonuçta burası Monaco. En beklenmedik, en heyecanlı yarışların yeri. Aynı zamanda kızlar, Prensler, arabalar, ünlüler, yatlar ve tünelin yeri. F1'in kendini evinde hissettiği yer burası. Bence bu spora Nürburgring ile beraber en çok yakışan yer...
Bu yarışın sorusu: Sizi en heyecanlandıran 3 Monaco anı? Benimkiler muhtemelen Olivier Panis'in Ligier ile kazandığı yağmurlu 1996 yarışı, Ayrton Senna'nın Toleman'ı ile neredeyse kazandığı 1984 yarışı ve yine Senna'nın 1988'de attığı sıralama turları. Hele o sıralama turları, benim için Formula 1 tarihinin en heyecan veren anlarından olduğunu söyleyebilirim. Videoda da Jo Ramirez ile Gerald Donaldson'ın "o tur" hakkında konuşmaları var.
Ve her zaman olduğu gibi tahminler:
Pol: Vettel
Galibiyet: Vettel
Podyum: Vettel, Alonso, Hamilton
EHT: Alonso
27 Mayıs 2010
F1'in Efsanevi 10 Virajı
Türkiye GP'si yaklaştıkça hepimizde heyecan artıyor tabi ki. F1.com'da 8. virajımız övülürken aklıma, daha önceki blogum Ezeli Ebedi'de 26 Ağustos 2009 tarihinde yayınladığım bir yazı geldi: F1'in Efsanevi 10 virajı. Sizlerle de tekrar paylaşmak istedim. Umarım hoşunuza gider.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Haftasonu malumunuz Valencia GP'si vardı. Barrichello'nun kazanması ve Mclaren'in pit stop rezaleti dışında inanılmaz bayık geçen yarış sırasında blog yazarınız kollarını kavuşturup uyudu maalesef. Valencia'dan önceki yarış da Macaristan GP'siydi. Hala takvimde olmasını sadece pist girişindeki Bernie Ecclestone heykeline bağlayabildiğim bu sıkıcı ve eski pistte de pek enteresan bir yarış olmamıştı, Hamilton'ın bu seneki ilk yarışını kazanması dışında. Tabi Massa olayını saymıyorum.
Ama ey F1 sever, gönlünü rahat tut. Çünkü sezonun bundan sonraki yarışları birbirinden güzel, tarihi ve enteresan yarışlar. Hele de bu hafta sonu koşulacak Spa-Francorchamps ve bir sonraki Monza pistleri.
Spa'yı Spa yapan şey, hızlı ve akıcı bir pist olması dışında turun başındaki Eau Rouge virajıdır. Her sene bütün pilotlar bir över, sever, methiyeler düzer. Işbu blog da buradan yola çıkarak, bir süredir ertelediği "F1'in Efsane 10 Virajı" yazısını yazmaya karar verdi. Buyrun boyunkıran, lastik patlatan, araç zıplatan, yürek hoplatan listemize:
1) Eau Rouge: Madem buradan ilham aldık buradan başlayalım. Belçika'nın Spa-Francorchamps pistinde aslında zaten bir çok ünlü viraj vardır, bir de artık aramızda olmayan Bus Stop Şikanı var ama onu sayamıyoruz. Yine de Eau Rouge hem bu pistin, hem de büyük ihtimalle bütün takvimin en heyecan verici virajı. Bir "drivers' favorite". Ilk viraj hengamesinden kurtulan pilotlar son gaz buraya geliyor, önce hafif sol, sonra da sağa doğru göğe fırlıyorlar deyim yerindeyse. Ciddi bir yokuş yukarı bu viraj, bir sürü pilot burayı çıkarken sadece gökyüzünü gördüklerini söylüyor ki 300 km ile giderken gökyüzünü görmek cennet kadar mükemmel veya cehennem kadar korkunç olabilir. Buraya flat-out çıkmak da tur zamanı için elzem. Ingilizce'den chicken translate yaparsak erkekleri oğlanlardan ayıran bu viraj/pist, aynı zamanda Schumacher'in ilk yarışını da kazandığı yer.

2) Curva Parabolica: Monza, Ferrari'nin ve onların fanları tifosilerin evi olmasıyla, çok çok hızlı (ve neredeyse virajsız) bir pist olmasıyla ve son virajı Parabolica ile bilinir. Ascari virajından buraya kadar tam gaz gelirsiniz, o zamana kadar yaptığınız mükemmel turu aynı şekilde bitirmek için bir Parabolica yeter. Ama işte sorun da orada. Bu uzun, 180 derecelik sağa virajın kilidi, onu doğru çizgide dönebilmek. Aslında tam bir bilgisayar oynu virajı, önce gazdan çok dönüşe abanırsın, sonralarında dönüşten çok gaza. Burayı iyi döndün mü tifosilerin sağır edici kornalarının arasında tam bir victory lap çıkarmış olabilirsin. Geçen sene Sebastian Vettel'in vaftiz edildiği yer diyelim buraya.

3) Melbourne Ilk Viraj: Biraz duygusal bir seçim aslında. Bütün yaz 4 gözle sezonun başlamasını bekleyen bizleri sabahın dik köründe televizyon karşısına diker Melbourne GP. Hani okula ilk başladığın gün, bahçede arkadaşlarla konuşmak gibi biraz. Ve bu pistin, seneler boyu ne kazalar görmüş ilk virajı. Kim çıkacak kim çıkamayacak diye iddiaya bile giriliyor. Ayrıca yukarıdaki resmi de akıllara kazıyan virajdır burası. Avustralya'nın bundan önceki pisti Adeledie'in iki uzun düzlük arasındaki virajını da unutmamak lazım. Hakkinen, o virajda ölümden dönmüştü 1995'te.

4) Istanbul 8. Viraj: Bakmayın Türk olduğumuza, bu viraj cidden F1 efsanelerinden biri oldu şimdiden. Sola doğru 4 tane virajı birleştiren ve 4 tane apex'i olan bu viraj, gerçekten pilotları ciddi zorluyor. Hamilton'ın 2 sene önce sağ ön lastiğinin patlaması, özellikle bu virajda oraya binen yüklerden dolayı. Zorluğu sırf lastiklere de değil, genelde sağ virajların domine ettiği F1'de boyunları en zorlayan sol viraj burası. Ayrıca 4 viraj boyunca da yarış çizgisini takip etmek ve flat-out gidebilmek yarım saniye kazandırır, yapılmazsa da kaybettirebilir. Hermann Tilke'nin elinden çıkan bu virajımız ile ne kadar övünsek az.
5) Maggots-Becketts-Chapel: Yarışların ana vatanı Ingiltere'de bundan sonra yarış olup olmayacağı veya nerede olacağı büyük bir tartışma konusu. Ama şu ana kadar Ingiltere GP'sine ev sahipliği yapan Silverstone'un ne kadar güzel bir pist olduğunu değiştirmez bunlar. Hele de turun başındaki Maggots-Becketts-Chapel bölümü. 250-290 km hızla sol-sağ-sol-sağ-sol formasyonunda devam ederken eğer araç içi kameradan izliyorsanız insanı aptal eden bir komplekstir burası. Işin en büyük sıkıntısı, bu kadar yüksek hızlarda alınırken ideal yarış çizgisinden çıkmak ya çok ciddi zaman ve hız kaybına ya bir çimen yolculuğuna ya da yarış dışı kalmanıza sebep verir. Rollercoaster'dan Horror Train'e dönüşebilir.
6) Wall of Champions: Kişisel favorilerimden burası. Ayrıca listemizde ad verilmeyen, adını kendi alan tek viraj. Şu an takvimde bulunmaması çok üzücü olan Montreal yarışının en son virajı, upuzun bir düzlüğün sonundaki fren katili. Maksimum sürat ile gelinen sağ-sol kombinasyonu, start-finiş düzlüğünün sağ duvarına santimetreler kala bitiyor ve yeni bir tura başlamaya yelken (veya gaz) açıyor pilotlar. Tabi Şampiyonlar Duvarı'nı geçebilenler. Hikaye süper: 1999 Kanada GP'sinde o sıralar yarışan eski Dünya Şampiyonları'nın hepsi (Damon Hill, Jacques Villeneuve ve Michael Schumacher) bu duvara çarpıp yarışdışı kalıyorlar. O günden bugüne oranın adı Şampiyonlar Duvarı. Curse of the Black Pearl gibi, şampiyonların uzak durması gereken bir mekan.

7) S do Senna: Listeye giren S virajları üçlemesinin ilki. Brezilya GP'sinin ilk virajı, adını çok doğal olarak Brezilyalı efsane pilot Ayrton Senna'dan alıyor. Interlagos, bizim pist gibi, saat yönünün tersine olan nadir pistlerden. Ve yine bizim gibi, sola doğru yokuş aşağı bir viraj ile başlıyor. Yarış içinde pilotlar, Indy pistleri gibi uzun, dönen ve yana doğru açılı son virajdan başlayarak burada Senna S'e ciddi hızlarla geliyorlar ve yarış içinde geçiş için en uygun yerlerden biri. Brezilya GP'si senenin genelde son yarışı olduğundan dolayı da heyecanı çok. O yüzden Senna S'e doğru yakın gelen iki pilot, ciddi kalp ritm yüksekliği yapan bir yerdir. Belki listedeki diğer virajlar kadar zaman kazandırmak veya kaybettirmez ama burası direk pozisyon kazandırır veya kaybettirir. Adı da ayrı bir sempati öğesi zaten. Buranın unutulmaz anlardan biri de 2001'de Juan Pablo Montoya'nın gözünü karartıp Michael Schumacher'in iç tarafına dalmasıdır hatta. Büyük Ayrton'u da buradan anmış olalım.

8) Fuji S Curves: S üçlemesinin ikincisi Japonya Fuji'den geliyor. Uzun ve sağa doğru giden ilk virajın sonundan lunaparkın da gözüktüğü Dunlop'a kadar uzanan bir yokuş aslında burası. Gran Turismo oynayan arkadaşlar buradan eminim çok çekmişlerdir. Hem yokuş yukarı hem 3 viraj olduğu için fren burada bir opsiyon değil. O yüzden gaz pedalını kral gibi kullanan burada uzayıp gidiyor. Kerbleri kullanmak da burayı hızlı geçmenin önemli bir noktası. Çok fazla aksiyon olmaz belki ama, motor zorlayıcı bir virajdır burası. Zor Fuji pistinin en sessiz ama iyi bir tur zamanı için en önemli virajlarından.
9) Castrol S: Üçlemenin sonuncusu Nürburgring'den. Niki Lauda'nın yandığı pist olarak ün yapan (ve o yarıştan sonra kapanan) aynı adlı efsane pistin günümüz versiyonu burası. Gran Turismo'da ilk defa oynamıştım eski versiyonunu, bitmek bilmeyen virajları, darlığı, kaçış alanı olmaması ve carousel'leri ile çok ciddi bir sabır ve dayanıklılık testiydi pistin eski versiyonu. Yenisi aslında bi boka da benzemiyor itiraf etmek gerekirse. Bir tek ilk viraj kompleksi hariç. Start-finişin sonunda yol bir anda sağa düşüyor resmen, yaklaşık 160 derece. Öyle bir dönüş ki devasa genişlikteki bu virajda hep birileri yoldan çıkıyor. Buraya tam giremeyen, 2. ve 3. virajlarda arkasındakiler tarafından çok pis avlanır ayrıca. Bir de yokuş aşağı frenlemesi var ki onu Kimi Raikkonen iyi bilir. 2005'te Alonso'nun önünde lider giderken son turun başlangıcında, patlamak üzere olan lastiği bu virajda patlamıştı ve şampiyonluk yarışında galibiyeti en yakın rakibine hediye etmişti.
10) Monaco: Buraya bir imtiyazlık vermemek doğru olmazdı. Formula 1 tarihinin baştacı pistte hangi viraj efsane değil ki? St Devote ile başlayan ve sırasıyla Massenet, Casino, Mirabeau, Hairpin, Portier, tünel çıkışındaki Chicanne, Tabac, Piscinne ve La Rascasse derken Anthony Noghes ile biten bir pist burası. Neresine ayrı bir önem vereyim, neresiyle ilgili hangi anıyı yazabilirim. Koskoca bir tarih yatıyor burada. En iyisi mi siz gidin f1.com adresine, oradan videolar bölümüne girip on-board kameralarından burayı izleyin. Tek bir tur izlerken kusuyordum, o adamlar 70 tur arka arkaya atıyor. Respect bro!
Eğer buraya kadar okuduysanız, size açık ve net teşekkür ediyorum. Virajları herhangi bir sıraya koymadım, hepsi birbirinden güzel ve özel. Bundan sonra Formula 1 ile ilgili yapmamı istediğiniz başka listeler varsa onları da yaparım, siz yorum bölümüne ekleyin. Haftasonu Spa'da görüşmek üzere.
26 Mayıs 2010
Monaco'nun Küçük Prensleri: Part 2, Modern Era
Monaco 1982'yi Ricardo Patrese kazandıktan sonra, şampiyon olamayan pilotlar için kabus gibi bir dönem başladı. Keke Rosberg'in ardından Prost ve Senna, ardından da Schumacher, üstünlüklerini hem Krallık'ın sokaklarında, hem de şampiyonluk yarışlarında kanıtladılar. Ta ki hiç beklenmeyen biri, bu 14 yıllık hasreti dindirene kadar. Sırada F1'in modern çağında Monaco'yu kazanıp şampiyon olamayanlar var:

Olivier Panis: Trintignant ve Beltoise gibi Olivier Panis de kariyerinin tek galibiyetini Monaco'da alacaktı. 1996 yarışına 14.lükten başlayan Fransız, yağmurlu Monaco sokaklarında önündeki kazaların ve Irvine'ı geçişinin sayesinde mucizevi sayılabilecek bir galibiyet elde etti. Bu arada 3 aracın yarışı bitirebilmesiyle, herkesin podyuma çıktığını da buraya not edelim. 2004'e kadar yarışan Panis'in, kariyerinde başka bir başarısı olmasa da, en azından soyadıyla dalga geçenlere gösterebileceği bir Monaco kupası var.

David Coulthard: Kare çeneli Ingiliz'in kaderi, genel olarak Rubens Barrichello ile fazla benzerlik gösterir. Hep ikinci adamlık, uzun partnerlikler ve bir türlü gerçekleşmeyen potansiyeller. Belki de aralarındaki en büyük fark, DC'nin iki kez Monaco kazanmış olması ve Rubens'in buna karşılık verememesi. Hem 2000 hem 2002 yarışını kazanarak modern çağda birden fazla Monaco kazanıp şampiyon olamayan tek kişi olan DC, Red Bull'a ilk podyumlarını 2006 Monaco'da getirerek hem kazanmak kadar büyük bir iş yapmıştı hem de takım patronu Christian Horner'ın Superman peleriniyle havuza atlamasını sağlamıştı.

Juan Pablo Montoya: 1980'lerin başı gibi 2002-2003-2004 sezonları da şampiyon olamayanlar için keyifli zamanlardı. 2002'de DC'nin galibiyetinden sonra, 2003'te çılgın Kolombiyalı JPM, Monaco sokaklarında bir Williams zaferi yaşamıştı. Hem de o senenin iki şampiyonluk adayı Raikkonen ve Schumacher'in önünde. O sezonun geri kalanı JPM için iyi gitmemiş ve sezonun ortasında 2005 için Mclaren ile anlaştığını açıklamıştı. Deli diye boşuna demiyorlar.

Jarno Trulli: Renault'nun yıldız pilotu Alonso'dan beklenen Monaco galibiyeti, 2004 yılında Jarno Trulli tarafından gelmişti. Her zaman sıralama turlarında coşan ama bir türlü bunu yarış galibiyetine çeviremeyen Trulli'nin, geçişin çok zor olduğu ve sıralamanın neredeyse yarış sonucunu belirlediği Monaco'da kariyerinin tek zaferini alması ise aslında beklenen bir şeydi. Yani Trulli, bir galibiyet alacaksa bu, Monaco'da olmalıydı. Tabi burada, güvenlik aracı periyodu sırasında Schumacher'e arkadan koyan JPM'in payı da yok değil. Eğer bu yarışı Trulli değil de Schumacher kazansaydı, sezonun ilk 13 yarışını arka arkaya kazanarak ulaşılması imkansız bir rekor elde edecekti Alman. Bu yüzden de Jarno'ya teşekkür edilebilir sadece.
Trulli, şu an itibariyle Monaco kazanıp şampiyon olamayan son pilot. O günden beri kazanan Raikkonen, Alonso, Hamilton ve Button, aynı sene olmasa da kariyerlerini şampiyonluk ile süslemeyi başardılar. Bu sene kazanan Webber de henüz bu konuda günyüzü görebilmiş değil. Ama şu anda takım arkadaşı Vettel ile aynı puanda ve lider konumda. Sene sonunda hangi gruba gireceğini de beraber göreceğiz.
Labels:
David Coulthard,
Jarno Trulli,
Juan Pablo Montoya,
Monaco,
Olivier Panis,
tarih
25 Mayıs 2010
Monaco'nun Küçük Prensleri: Part 1, Eskiler

Monaco GP'si, sırf F1'in değil, motorsporları dünyasının tamamının en önemli yarışlarından biridir her zaman. En klasik deyiş ile, dünyanın en önemli 3 motorsporları yarışından biridir, Le Mans 24 Saat ve Indy 500 ile beraber.
Ufak krallıkta yapılan bu yarış, her zaman büyük sürücülerin yarışı olarak da bilinir. Dünyanın en iyi sürücüleri, bu yarışı bir veya birden çok kez kazanmış, rüşdlerini ispat etmişlerdir. Fakat her zaman kazın ayağı böyle olmamış tabi. Bir de Monaco'yu kazanmasına rağmen şampiyon olamayan pilotlar var. Son kazanan Mark Webber'i saymıyoruz, ondan önce istatistikleri verelim: Monaco galipleri arasında 16 şampiyon, 13 şampiyonluk göremeyen pilot var. Şampiyon pilotlar toplamda 38 kez Prens ile el sıkışmışken, şampiyonluk göremeyenler bu şerefe sadece 17 kere nail olmuşlar. Monaco'nun en başarılı pilotu 5'i arka arkaya olmak üzere 6 galibiyet ile efsanevi Ayrton Senna, hemen arkasında 5'er galibiyet ile Graham Hill ve Schumacher var. Şampiyonluk yaşamadan en fazla Monaco zaferi tadan kişi ise 3 kere ile Stirling Moss.
Dar ve virajlı yollarda zafer tadan ama kariyerinde şampiyonluk görememiş pilotlara bakalım şimdi de:

Maurice Trintignant: 1955 ve 1958'deki yarışların galibi Fransız, şampiyonluk kazanamamasına rağmen birden çok Monaco zaferi olan 3 pilottan biri (diğer ikisi Stirling Moss ve David Coulthard) ve bunların arasındaki tek Ingiliz olmayanı. Hatta daha da ilginç bir istatistik, kariyer toplamındaki iki galibiyetin de Monaco'da gelmiş olması. Yarış kariyerinden sonra şarap üreticiliğine geçen Trintignant (Jarno Trulli'nin de aynı yolun yolcusu olduğunu hatırlatalım), daha sonra üzüm bağlarının olduğu yerin valisi de olmuş biri.

Stirling Moss: Muhtemelen şampiyon olamamış pilotlar arasındaki en başarılı kişi olan Moss, Monaco'yu 1956, 1960 ve 1961'de kazanarak bu ünvanını adeta pekiştirmiş. Sir Stirling'i bu kısa satırlarda anlatmak anlamsız, ama Monaco dışında Nürburgring, Pescara, Mille Miglia gibi çok uzun ve zorlu yarışlardaki üstünlüğünü, ralliyi de denemiş olmasını ve Goodwood'62 sırasında yaptığı kaza ile altı ay komada kaldığını not düşelim buralara.

Bruce Mclaren: Stirling Moss'un komada olduğu sırada bir başka efsanevi pilot Monaco'yu kazanacaktı, o da şu anki Mclaren takımını yaratan kişi, Yeni Zelandalı Bruce Mclaren'di. Jack Brabham tarafından keşfedilen genç, 1960 sezonunda onun arkasında 2. olacaktı. Can-Am serilerini de kendi ürettiği araçlarla domine eden, aynı zamanda Mclaren takımının ilk galibiyetini de kendi alan Mclaren, 32 yaşında Goodwood'da yaptığı kazada hayata çok erken veda etti.

Jean-Pierre Beltoise: Formula 1 kariyerinin hemen hemen tamamını Matra ile geçiren Fransız, bu kariyerdeki tek galibiyetini de yağmur altında koşulan Monaco'72 yarışında, ikinci olan Jacky Ickx hariç herkese tur bindirerek sansasyonel bir şekilde kazanmış. Ama bunu Matra'dan BRM'e geçtiği sezonda yapması da bir bakıma şanssızlık olmuş. Başka büyük bir başarı kazanmadan 1974'te emekliye ayrılan bir Fransız'ı, bir başka Fransız, Olivier Panis, 24 sene birebir kopyalayacak.
.jpg)
Ronnie Peterson: Monaco 1974'ü, F1'in en sevilen ve muhtemelen en hızlı pilotlarından Isveçli Ronnie Peterson'un kazanması kimse için sürpriz değildi tabi. Lotus'u ile dar sokaklarda zaferi elde eden Peterson, belki kariyerinde Prens ile bir kaç kez daha karşılabilirdi. Ama Monza 78'deki kazasının ardından kırılan bacağından bir kemik parçasının kanına karışması ile F1'in en dramatik vefatlarından biri onu, Bruce Mclaren gibi, fazlasıyla erken aramızdan ayırdı.

Patrick Depailler: Fransız pilotların Monaco'yu kazanıp şampiyonluk kazanamama alışkanlığının bir devamı Depailler. Kariyerindeki iki galibiyetin ilkini Tyrell ile Monaco'da alan Depailler, sene sonunda Ligier'e, 1980'de de Alfa Romeo'ya geçiş yaptı. Aynı sene de Nürburgring'de yaptığı antreman kazasında hayatını kaybetti.

Carlos Reutermann: F1'in modern çağından önce şampiyon olamayanların Monaco'daki son saltanatı, 1980'deki Reutermann galibiyeti ile başladı. Peterson'un ölümünden sonra Ferrari'den Lotus'a geçen Reutermann, oradan da Williams'a geçmiş ve o seneki tek galibiyetini Monaco'da almıştı. F1 kariyerinden sonra politikaya merak saran Arjantinli, en son 2011 seçimlerinde Arjantin devlet başkanlığına oynacağını açıkladı. Daha da ilginci, bir sürü insan başkan olabileceğini de iddia ediyor. Herkes Ari Vatanen gibi değil demek ki.

Gilles Villeneuve: Kanada'nın medari iftiharı Gilles de, listedeki bir sürü başka pilot gibi pistte hayatını (oldukça erkenden) kaybedenlerden. 1979 şampiyonluğunu takım emirleri ile Jody Scheckter'e verse de en azından 1981'de Monaco'yu kazanmıştı. Hem de çok güçlü ama yol tutuşu düşük ve sürmesi çok zor Ferrari'si ile. Sonradan oğlu Jacques, Monaco'yu kazanamasa da şampiyon olarak efsane soyada en büyük kupayı getirmiş oldu.

Ricardo Patrese: Barrichello'dan önce F1'de en çok yarışa başlayan isim olan Italyan pilotun ilk yarış galibiyeti, Monaco 82'de, fazlasıyla şanslı bir şekilde gelmişti. Ilk önce lider De Cesaris'in, ardından yeni lider Pironi'nin benzinleri son tur içinde bitince, o tura 3. başlayan Patrese, bir anda yarışı kazanmıştı. Bundan sonra 11 sezon daha yarışsa da hiç bir zaman şampiyonluk göremeyen Patrese, aynı zamanda modern era'dan önce Monaco'yu kazanıp şampiyon olamayan son pilot oldu.
Reutermann, Villenueve ve Patrese'nin 3 sene üstüste kazanmasıyla Monaco'da şampiyon olamayanların egemenliği yaşandı 80'lerin başında. Ama sonrasında şampiyonlar, oldukça ağır bir şekilde rövanşı aldılar. 1996'de Olivier Panis'in kazandığı yarışa kadar geçen 14 senede Monaco'yu kazanan her pilot, şampiyonluğu da kazandı. Modern zamana ise bundan sonraki postta gireceğiz.
21 Mayıs 2010
Yarışma: Monaco Sonrası
Oldukça zevkli, kazalı, 5 güvenlik aracı periyodlu bir Monaco GP'sini geride bıraktık. Yarıştan önce herkes Red Bull'ları favori gösteriyordu, onlar da pek yanılttılar denilemez. Webber, Ispanya'da gösterdiği mükemmel formu devam ettirdi, Seb de ikinci olarak, kendisinin ve takımının şakası olmadığını ortaya koydu. Kubica ise, ne kadar yetenekli olduğunu, iyi bir araç ile nasıl şampiyonluk adayı olacağını adeta bağırdı.Onlar bu kadar başarılıydı, peki bizler? Biz baya çuvalladık aslında. Hatta şöyle ki, bu hafta puan çıkarabilen bir tek ben varım :) Hatta, Vettel yazdığım yerlere Webber, Webber yazdığım yerlere Vettel yazsaydım, full'e yakın puan çıkarıyordum.
Mali Selışık: 16+0=16
Sinan Kolat: 10+2=12
Sukullacı: 7+0=7
Obiyah: 3+0=3
Sportman: 1+0=1
Yağmur-Mehmet: 1+0=1
TG: 1+0=1
Sıradaki yarışı biliyoruz, heyecanlanıyoruz, pile çekiyoruz, yarışması haftaya. Pit Girişi blog olarak, sizlere yine çok özel sürprizlerimiz olacak (olması için çalışıyoruz diyelim).
17 Mayıs 2010
Red Bull Swimtag


David Coulthard'ın, Red Bull'un ilk podyumunu kazanıp Christian Horner'ı havuza atmasıyla başlayan gelenek, Webber'in galibiyetiyle devam ediyor. Şahane resimler var, ESPN'in sayfasından bunlara bakılabilir. Red Bull gerçekten eğlenmeyi biliyor.
Flying Oz-man

Mark Webber'in Monaco zaferi, enteresan bir dominasyon olarak çarptı bana. Formula 1 tarihinde, bir şekilde pilotların/takımların domine ettiği dönemler oluyor hep. Ters kronolojik bakarsak Button ve Brawn'ın dönemi, Schumacher ve Ferrari yılları geliyor akla ilk.
Red Bull'un bu seneki performans avantajı, tam anlamıyla skor tabelasına yansımadı şu an iki şampiyonada lider olsalar da. Çünkü, eğer yansıyacak olsaydı, arayı ciddi açmış olmaları gerekirdi. Herşeyi bırak 6da 6 pol pozisyonu kazandılar. Ama Webber'in ikidir kazandığı yarışlar, aracın dominasyonundan çok, sakin ve çok hızlı sürüşlerin getirdiği bir şey. Bunu, yine şampiyonluk adayı takım arkadaşını geçişinden anlayabiliriz. Michael Schumacher ve Barrichello'nun arasında böyle bir karşılaştırma yoktu, Michael her zaman patron ve 1 numaraydı. Ama Red Bull'da iki şampiyonluk adayı birden var ve birbirlerine olan hızları, karşılaştırmaya çok müsait.
Webber, hem Barcelona'da hem de Monaco'da polden yarışı rahat bir şekilde kazandı. Geçişin zor olduğu bu pistlerde kesinlikle bundan yardım almadı üstelik. Dün, 5 kez güvenlik aracı girip açtığı farklar kapansa da yine, yeniden farkı açmasını bildi. Gerçekten ayağa kalkıp alkışlamanın zamanıdır.
Bir alkış da Kubica'ya. Araçlarının performansları arasındaki farkın kapandığı ve pilotajın öneminin arttığı Monaco'da, Leh sürücü gösterdi ki altında ciddi bir araçla şampiyonluğa rahat oynar. Ferrari, Webber hakkında çıkan dedikoduları yasaklasa da Kubica dedikodularına dur diyemez bundan sonra.
Tabi yarışın en ilginç olaylarından biri Schumacher'in son virajda Alonso'yu geçmesi ve sonrasında aldığı ceza. Serhan Acar, kendi sitesinde çok güzel açıklamış olayı, buradan bakabilirsiniz. Üstüne fazla birşey eklemeye gerek yok. Ama pist üstünde Schumacher'in Rosberg'i geçtiği, ve bunu, Rosberg'in sevdiği kısa dingil mesafeli şaside yaptığını unutmamak lazım. Bir dev, yeniden uyanıyor mu?
Yılın en beklenen yarışı Monaco GP, gerçekten güzel geçti. Williams'ların Güvenlik Aracı gerektirecek kazaları, Barrichello'nun direksiyonu fırlatması, Karun Chandok ile Jarno Trulli'nin üstüste çıkmaları, Alonso'nun cesur geçişleri, Webber'in kusursuz sürüşü ve çıkan rögar kapakları... Şimdi ise sırada bizim yarış var, heyecan doruk noktada. Biletix yollasın biletimizi de havaya girelim.
Bir de soru ile bitirelim yazıyı: Bu seneki kurallar, yarışları hakkaten sıkıcı kılıyor mu?
12 Mayıs 2010
Yarışma: Monaco GP
Aslında bu hafta, WRC ile ilgili çok güzel yazılar yazmayı planlıyordum ama meşguliyetim, blogu bırakın kendime zamana ayıramayacak durumda olunca bunları ertelemek durumunda kaldım. Bari konu başlıkları vereyim yazık olmasınlar. Bir kere Jari Matti Latvala'nın Sebastian Ogier'i Yeni Zelanda rallisinin son 3 virajında geçmesi, son derece nefes kesiciydi. Bununla beraber dikkatimi çeken konular Hirvonen'in Ford takımındaki liderliğinin üstündeki soru işaretleri, Ford'un Lancia'yı geçerek ralli tarihinin en başarılı takımı ünvanını alması ve Ogier ile Latvala'nın çıkışları oldu. 3 farklı, 3 güzel yazı yazmayı planlıyorum.
Tabi bir yandan da Avrupa sezonuna Barselona'da hızlı bir başlangıç yapan Formula 1 camiası, hiç ara vermeden Monaco'ya geçiyor bu haftasonu. Yılın en beklenen, en coşkulu, F1 takviminin tacındaki elmas Monaco. Tarihi, galipleri de uzun uzun yazılası, irdelenesi şeyler. Vaktim hala yok maalesef. Ama tahminim var bu haftasonu ile ilgili.
Pol Pozisyonu: Vettel (geçen hafta hayal kırıklığı yaratsa da bu haftasonu geri alır)
Galip: Vettel
Podyum: Vettel-Webber-Alonso
En hızlı tur: Webber
Eminim bu hafta tahminler yine Red Bull ağırlıklı olacaktır, zaten rakip takımlar bile Red Bull karşısında küçük dillerini yutmuş durumdalar. Bunu açık açık da ortaya koyuyorlar. Sıra sizde, bakalım sizin tahminleriniz ne olacak?
Not: Dün Türkiye GP'si için biletimi aldım. Biletix'ler açık alan hariç biletleri basmıyor ve adrese yolluyor, yani zorunlu olarak da benden 35 TL sırf kurye parası aldı. O kadar parayı bilete veren adama koymaz mantığı hakim heralde, o kadar para aldık kurye de bizden olsun diyeceklerine. Gerçekten büyük rezalet!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



