Michael Schumacher etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Michael Schumacher etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2010

RoC Mevsimi

Sezonlar biter, sezonlar başlar ama motorsporlarında heyecan pek eksilmez. Bu kadar güzel geçen bir 2010 sezonu sona ererken, sezon sonu klasiği Race of Champions'ın da zamanı geldi. 27-28 Kasım'da, yani bu haftasonu, Düsseldorf'ta gerçekleştirilecek yarışa kimler katılıyor oradan bir başlayalım:

Formula 1'den yeni şampiyon Vettel, Schumacher, Kovalainen'in dışında Profesör Prost da geçmişlerden gelip yarışa katılacak. Zilyon kere ralli şampiyonu Loeb ve motorsiklet sihirbazı Avustralyalı Doohan, stuntman Tanner Foust, X-Games'in efsane ismi Amerikalı Pastrana, herkesten çok Le Mans kazanan adam Tom Kristensen, 3 DTM şampiyonluğu olan Andy Piraulx, Jason Plato, 2007 NASCAR şampiyonu Carl Edwards, genç pilotlar Alvaro Parente ve Filipe Albuquerque, Bertrand Baguette ve Jeroen Bleekemolen sahne alacak bu haftasonu. Bazıları çok iyi bildiğimiz, bazıları geçmişten gelen, bazıları geleceğe umutla bakan pilotlar.

Araçlar ise en az pilotlar kadar mükemmel: Audi R8 LMS, Porsche 911, VW Scirocco, RoC klasiği RoC car ve onun iki kişilik versiyonu, KTM X-Bow, FJ-Racecar, Buggy RX 150 ve Solution F Prototype.

Bu kadar özel pilot ve aracı biraraya getiren organizasyonu kalbimizde özel yapan asıl şey ise Henri Toivonen ve Michele Mouton. Yani kısaca ölümü sonucu hem ralli dünyasını değiştiren hem de bu yarışa ilham kaynağı olan Toivonen ile tarihin en başarılı bayan ralli pilotu ve bu yarışların başlamasına ön ayak olan Mouton. Onları da yarın bir başka yazıda detaylı olarak anıcaz.

21 Ağustos 2010

Sezonun Ilk Yarısı - Başarısızlar


Yaz tatili öncesindeki performanslara göre elinden geleni yapan, potansiyelini gösteren veya aşanları yazmıştık, yukarıdaki linkte bulabilirsiniz. Biraz da bunun tam tersini yapanlara bakalım. Herşeyde olduğu gibi F1'de de başarısızlıklar var sonuçta.

En başarısız takımlar:

3- Ferrari: Geçen yıl yavaş bir araba, biri kafasına süspansiyon yayı yemiş diğeri motive olamamış iki sürücü ile geçiren Ferrari, Alonso'nun yıllar bekleyen gelişinden sonra artık tekrar başa oynamayı bekliyordu. Ilk yarıştaki duble de iştahları kabartmış, Red Bull ile rekabetleri her yarışı iple çekmemizi sağlayacaktı. Olmadı. Onun yerine ilk yarıştan itibaren geriye giden, performansını arttıramayan, F-Duct gelişimine fazla odaklanan (ve beceremeyen), bu yüzden de diğer performans arttırıcı özellikleri araca ekleyemeyen bir takım gördük karşımızda. Bir yandan da Alonso'nun Massa'yı pit girişinde geçişini izledik Çin'de. Egolar çarpışıyordu. Malezya'da iki sürücü birden Q1'de elenmişti, neyse ki Mclaren de aynı şekilde yağmura takıldı ki yüz kızarıklığı paylaşıldı. Takım, F-Duct ısrarından vazgeçip performansını geliştirdiği zaman da şanssızlıklar yaşamaya başladı (bknz Valencia'daki Güvenlik Aracı periyodu). Alonso, şampiyonluk şansının yüzde 50 olduğunu söylese de gittikçe yükselmek zorunda olan geliştirme hızı ve takım emirleri suçu ile yargılanacakları WMSC toplantısı, onlar için kayıp bir seneyi daha işaret ediyor sanki. En hızlı çözüm Massa ve Domenicali'nin bavullarından geçiyor.

2- Red Bull: Yılın tartışmasız en hızlı aracı. Biri yıldız doğan, öbürü yıldızlaşan iki çok iyi pilot. Deha bir aerodinamist. Mükemmel PR. Iki şampiyonada da liderlik. Ben bile kendime sorarım bu takım niye burada diye! Eğer başarının formülü, elindeki potansiyelle pistte yaptıklarının karşılaştırılmasından geçiyorsa, Red Bull, gerçekten şu ana kadar çok kötü bir performans gösterdi diyebiliriz. Çünkü elinde, geçen sene Brawn'ın yaptığı gibi şampiyonaları çoktan süpürecek potansiyel varken hala ucu ucuna (pilotlarda 4, takımlarda 8 puan farkla) öndeyse yanlış giden birden fazla şey vardır diyebiliriz. Ki bunların en başında takım yönetimi geliyor. Vettel ile Webber'in aralarındaki çekişme gittikçe nefrete dönüşüyor, takımiçi politikalardan pist üstü çarpışmalara geliyor.

Durup bakmak lazım. 3 yıl önce güvenlik aracı arkasında seyrederken önündeki pilota çarpan Vettel ve ikinci götürdüğü yarışta genç Alman'ın yanlışından dolayı yarış dışı kalan Webber. Webber'in Vettel'i azarlaması ve Vettel'in gözyaşları. 3 yıl sonra; Vettel şampiyonluğa koşarken, ikinci pilot olması beklenen Webber'in inanılmaz yükselişi ve Alonso-Hamilton tarzı çekişmeler. Olaylar ne kadar hızla ters dönebiliyor. Takımda bunları engellemesi gereken adamın, Christian Horner'ın, tam tersine etrafındaki diğer insanların altında ezilmesi, Red Bull'un Istanbul'daki sahneleri tekrar yaşayabileceğinin en büyük örneği. Helmut Marko açıklama yapıyor, Vettel'i haklı buluyor ve Horner, bunun tersi açıklama yapamıyor. Newey, yeni kanadı kullandırmak istiyor ve Horner, bu yüzden takım içi dengeleri sallıyor.

Red Bull, bundan sonra takvimdeki bütün pistlerde galibiyete oynayacaktır, kesinlikle. Ama en büyük rakipleri, kendileri olacaktır. Orası da kesin! Potansiyellerini biraz daha ortaya koyarlarsa, sezonun geri kalanını süpürebilirler bile.

1- Mercedes: Alman marka, geçen senenin şampiyonu Brawn'ı satın aldığında öyle bir heyecan yarattı ve öyle bir güçler birliği oluşturdu ki sezona da direkt şampiyonluk adayı olarak başladılar. Ferrari, başarısız performansının arasında, kötü gidişe reaksiyon verip mucizeler yaratsa da Mercedes'te o bile olamadı. Ross Brawn'ın stratejik aklı, pit yollarında güvenlik aracı ve arkasındaki konvoyun geçmesini bekleyen Schumacher ile kayboldu. Gençlerin gelip teker teker geçmesi (hatta tur bindirmesi), ön lastiklere bir türlü alışamamak, artık yarış raporlarında adının bile geçmemesi Schumacher'e nasıl etki ediyordur acaba? Gerçekten verdiği karar yanlış mıydı? Petronas'ın akıttığı onca maddi güç, sadece Rosberg'in kazandığı bir kaç podyuma dönüştü. Ve yaz tatilinden sonra artık 2011 aracına odaklanacaklar. Renault'nun elindekilerle ortaya çıkardığına bakınca, Mercedes'in bu sezondan utanması lazım. Topluca, bütün takım olarak!


En başarısız pilotlar:

3- Felipe Massa: Hiç bir zaman şampiyonluk kazanacak kadar olgun bir sürüş yeteneği görmemiştim Massa'da, Hamilton Interlagos 2008'de, Massa'nın kendi seyircisi önünde, son virajda şampiyonluğu ondan kopardığında bile. Yine de Ferrari'nin karakterine uyuyordu işte, yıldız sürücünün yanındaki ikinci pilot. Sempatikliğinin yanında, geçen seneki kazanın da ona bu seneki Ferrari koltuğunu hediye ettiğini söylemek belki bir adım ileri gitmek olabilir ama gerçekten de çok fazla uzak değil. Kazanın ardından geri döndüğünde, istikrarlı bir şekilde Alonso'nun gerisinde kaldı. Almanya'daki takım emirleri, Çin'de pit yolunda geçilmesi gibi çok net bir tercih oluştu takımda: Ferrari'de Alonso'nun borusu ötüyor. Peki o ne yaptı? Hiç. Son derece silik yarışlarla hep takım arkadaşının arkasında kaldı. Bazen Webber, bazen Kubica koltuğuna aday gösterildi. Seneye de Ferrari'de kalacağı şimdiden biliniyor ama sözleşmesini uzatmasındaki neden (bence) pist üstündeki performansından çok, menajeri (ve Jean'ın oğlu) Nicolas Todt sayesinde oldu. Kimi Raikkonen'in, Alonso ile anlaşıldığı sırada, çok ciddi tazminatlar verilerek, kontratı doldurulmadan takımdan gönderildiğini hatırlatalım.

2- Sebastian Vettel: Starchild! Tam olarak bu hatta. Toz yutma kültürü oluşturmuş Toro Rosso'yu Monza'da, inanılmaz yağmurlar altında zafere taşırken, tek bilinmeyen, gelecekteki şampiyonluğun kaç sene sonra olacağıydı! Bernie dahil herkesi şampiyon olacağına ikna etmişti. Hala da herkes inanıyor, yalan yok. Ama psikolojik olarak atacağı adımlar, fazlasıyla var.

Alonso, Mclaren'e son şampiyon olarak geçtiğinde, çaylak ve beklentilerin orta karar olduğu takım arkadaşı Hamilton'dan fazla sorun çıkarmamasını istiyordu sadece. Sene sonunda ikisi aynı puanı almış, pit yollarında birbirlerini bloke etmiş, puanlar çalmış ve ikisinden birine gitmesi garanti bir şampiyonluğu Raikkonen'e kaptırmışlardı. Ve Mclaren, kendi çocuğu Hamilton'ın arkasında durmuş, Alonso da kaçmıştı. Isimleri ve takımları değiştir, Red Bull'un hikayesi de aynı. Vettel, yıllardır çok ciddi bir ilerleme kaydedememiş Webber'den yolunda durmamasını bekliyordu sadece. 4 yarış kazanıp yaz tatiline lider girmesini değil. Vettel'in starchild'dan villain'a dönüşü ise şanslı bizlerin gözleri önünde oldu. Ilk önce Webber'in yanına geldi, sonra üstüne. Red Bull, kendi çocuklarının arkasında durdu, durmaya da devam etti (bknz Silverstone) ama Webber hala lider. Vettel ise artık yaramaz çocuk imajı taşıyor.

Vettel'e birilerinin, önünde uzun yıllar olduğunu, pistte kaybetmenin bazen aslında kazanmak olduğunu ve yeteneğin unutulmaz bir şampiyon olmak için yeterli olmayacağını söylemesi lazım. Çünkü belli ki halihazırda etrafında olan kimse bunu yapamıyor.

1- Michael Schumacher: 7 yıldızlı şapkanın sahibi! Şu an için potansiyelinin hiç bir yüzdesini gösteremiyor ama 3 yıllık aradan ve Button'a göre ayarlanmış bir araçtan sonra karar vermek için henüz erken. O yüzden performansı hakkında konuşmak için hala erken bence. Ön lastikleriyle yaşadığı sıkıntılarını, seneye Pirelli'nin gelişi ve herkesin sıfırdan başlayacağı günlerde atlatabilir. Herşey OK. Ama Barrichello'ya yaptıkları? Schumacher, en iyi olduğu zamanda bile çok tartışıldı. Villenueve'e yaptıklarını kimse unutmadı. Eski pilotların hepsi, Schumacher'i kötü anıyor. Ama kariyeri boyunca ona en yardım eden adamı, yıllarca aynı takımı paylaştığı, zamanı geldiğinde hakkettiği galibiyeti kendi elleriyle ona hediye ettiği, muhteşem sevimli adamı duvara mıhlamaya çalışmak? Yılın ilk yarısının rüküşü ödülü sana geliyor Schumy.

06 Ağustos 2010

Temmuz'a Bakış

Ben yokken olan olaylara kısaca bir bakalım, yorumunu yapalım, sonra teker teker postlar gireriz.

- F1'de Ferrari'nin geri dönüşünü görmemek imkansız. Valencia ve Ingiltere'de yaşadıkları şanssızlıkları Almanya'da kırdılar ve duble ile geri döndüler. Son 4 yarışın karakterlerinin farklı olduğunu ve Ferrari'nin hepsinde hızlı olabildiğini görünce sezonun geri kalanında da iyi olurlar diyor insan. Yine de flexi-kanatların buradaki etkisini ve FIA'nın getirdiği yeni denetimlerle bu gelişimin baltalanıp baltalanmayacağını göreceğiz Spa'da.

- Takım emirleri konusu çok konuşuldu ve 8 Eylül'deki duruşmaya kadar da çok konuşulacak belli ki. Bu konuda iki ekstrem var: Biri Almanya GP'sindeki Alonso&Massa, diğeri Türkiye GP'sindeki Vettel&Webber. Bir taraftar olarak hangisini izlemek daha zevkliydi? Tabi ki Red Bull'un başına gelenleri. Kaldı ki Alonso, Massa'yı eninde sonunda geçecek kadar hızlıydı ve geçmesi gerekiyordu. Pilotlar oraya yarışmak için geliyorlar ve günün sonunda her zaman en hızlı pilot kazanmıyor (bknz Alonso'nun Vettel'e yaptığı savunma hemen bir sonraki yarışta). O yüzden takım emirleri, yarış zevkini azaltıyor ve nihai hedef buysa kaldırması daha mantıklı. Yine de takımlar bir şekilde bunu yapacaklardır.

- Rob Smedley'nin Massa'ya yol vermesini üstü kapalı iletmesinden sonra özür dilemesi, iç burkucuydu.

- Ilk 5 pilotun 20 puan içinde sıralanması, inanılmaz bir sezon finaline doğru gittiğimizin habercisidir. Son saniyede kazanılan iki şampiyonluk gördük yakın tarihte, daha ne kadar iyi olabilir ki diyorduk. Bu sefer çok daha iyi olabilir, Abu Dhabi bütün beklentilerin üstüne çıkabilir. Buna benzer bir şey en son 2003 Ingiltere GP'sinde yaşanmıştı. Richard Burns, Carlos Sainz, Sebastian Loeb ve Petter Solberg, sezonun son yarışına şampiyonluk şansı ile girmişlerdi. Burns, yarıştan önce bayılınca yarıştan çekilmek zorunda kalmıştı, daha sonraki tetkiklerde kanser olduğu ortaya çıkmış ve 2005'te de hayatını kaybetmişti. Hakkında apayrı bir post da yazmak lazım. Konuyu dağıtmadan, bu tip bir sezon finali bizi bekliyor olabilir F1'de de.

- Bu arada Schumacher'in Barrichello'yu sıkıştırması var. Schumacher yıllarca üstüste şampiyonluklar yaşarken yolundan devamlı çekilen, yardım eden Barrichello'yu duvara kadar sıkıştırması. Jacques Villenueve'e çarparken bile Schumi'nin karizması bu kadar çizilmemişti benim gözümde. Üzüldüm.

- Kore GP'sinin yapılıp yapılmayacağı baya tartışılmaya başlandı bugünlerde. Pistin inşaatının planlandığı şekilde gitmesi OK ama Kuzey-Güney Kore gerilimlerinin gölgesinde. Açıkçası Kuzey'in Güney'e savaş açacak kadar gücü olduğunu düşünmediğimden bu yarışın da yapılacağına inanıyorum.

- Austin'deki yarış ile ilgili de detaylar geliyor ama hala çok net değil. 2012'deki yarışın bizim yarışın yerine gelebileceği de bir ihtimal. Eğer Alman dergilerinin sızdırdığı gibi bir 2011 takvimi varsa, Kanada'dan hemen sonra Türkiye GP'si olacak gelecek sene. Bir sonraki sene bizim için kritik olan bir sene ve Austin'deki pist inşa olursa Türkiye GP, Kanada'dan sonraki yerini Austin'e kaptırabilir maalesef. Umarız olmaz!

- Doğruya doğru, pasif olduğum günlerde en heyecanlandığım haber MINI'nin ralliye geri döneceği haberi oldu, hem de Prodrive ile birlikte. Subaru, WRC'den çekildiğinden beri Prodrive boynu bükük duruyordu, F1'e de girememişlerdi. David Richards her zaman heyecan verici bir karakter oldu benim için ve Prodrive'ın sonunda ralliye, hem de MINI gibi bir ikon ile girmesi şimdiden tüylerimi diken diken ediyor. Homologe edecekleri araç MINI Countryman bu arada. Bunun hakkında daha uzun bir post geliyor.

- Geçen sene neredeyse batan, yokoldu denilen Saab da, Spyker tarafından satın alındıktan sonra, MINI'nin ardından WRC'ye girmek istediğini belirtti. Bu haberlerden sonra insan soruyor: Bakalım Wolksvagen'i F1 mi yoksa WRC mi kapacak?

- Finlandiya Rallisi, Ford'un en büyük kalesi ve şampiyonada bir şey yapmak istiyorsa oynaması gereken son kozdu. Hirvonen, bir düzine takla atana kadar gayet iyi de gidiyorlardı ama artık bence Hirvonen'in şampiyonluk şansı tamamen bitti. Ford'un bayrağını ise ikinci pilotları Latvala taşıyor, o da bakalım nereye kadar?

- Ford'un Sebastian Ogier için yaptığı teklifi de genç Fransız reddetmiş gözüküyor. Fransız ekolünün şu anda Fin ekolünü geçtiğini görebiliriz en azından rallide. Seneye nolacağı ise bir soru işareti.

- Genç kategorilere dönersek Ferrari'nin genç umudu, Nicholas Todt'un menajerliğini yaptığı Jules Bianchi, Macaristan'da ciddi bir kaza ile ağır yaralandı. Ferrari'den yapılan açıklama uzun süre yarışamayacağı, bazı kaynaklar ise yarış hayatının bittiğini söylüyor. Ilk defa genç pilot programı yapan Ferrari için büyük şanssızlık, genç Jules için ise tam bir yıkım heralde. Gelecekte Ferrari koltuğu garantideyken böyle bir darbe yemek, düşman başına bile fazla. Bir not olarak, Jules Bianchi'ye çarpan pilot, eskiden Superleague Formula'da Galatasaray adına yarışan Çinli Ho-Pin Tung.


gp2 gp d'hongrie big big big crash
Yükleyen crash71100. - En heyecanlı yarış ve çarpışma videoları.

17 Mayıs 2010

Flying Oz-man

Mark Webber'in Monaco zaferi, enteresan bir dominasyon olarak çarptı bana. Formula 1 tarihinde, bir şekilde pilotların/takımların domine ettiği dönemler oluyor hep. Ters kronolojik bakarsak Button ve Brawn'ın dönemi, Schumacher ve Ferrari yılları geliyor akla ilk.

Red Bull'un bu seneki performans avantajı, tam anlamıyla skor tabelasına yansımadı şu an iki şampiyonada lider olsalar da. Çünkü, eğer yansıyacak olsaydı, arayı ciddi açmış olmaları gerekirdi. Herşeyi bırak 6da 6 pol pozisyonu kazandılar. Ama Webber'in ikidir kazandığı yarışlar, aracın dominasyonundan çok, sakin ve çok hızlı sürüşlerin getirdiği bir şey. Bunu, yine şampiyonluk adayı takım arkadaşını geçişinden anlayabiliriz. Michael Schumacher ve Barrichello'nun arasında böyle bir karşılaştırma yoktu, Michael her zaman patron ve 1 numaraydı. Ama Red Bull'da iki şampiyonluk adayı birden var ve birbirlerine olan hızları, karşılaştırmaya çok müsait.

Webber, hem Barcelona'da hem de Monaco'da polden yarışı rahat bir şekilde kazandı. Geçişin zor olduğu bu pistlerde kesinlikle bundan yardım almadı üstelik. Dün, 5 kez güvenlik aracı girip açtığı farklar kapansa da yine, yeniden farkı açmasını bildi. Gerçekten ayağa kalkıp alkışlamanın zamanıdır.

Bir alkış da Kubica'ya. Araçlarının performansları arasındaki farkın kapandığı ve pilotajın öneminin arttığı Monaco'da, Leh sürücü gösterdi ki altında ciddi bir araçla şampiyonluğa rahat oynar. Ferrari, Webber hakkında çıkan dedikoduları yasaklasa da Kubica dedikodularına dur diyemez bundan sonra.

Tabi yarışın en ilginç olaylarından biri Schumacher'in son virajda Alonso'yu geçmesi ve sonrasında aldığı ceza. Serhan Acar, kendi sitesinde çok güzel açıklamış olayı, buradan bakabilirsiniz. Üstüne fazla birşey eklemeye gerek yok. Ama pist üstünde Schumacher'in Rosberg'i geçtiği, ve bunu, Rosberg'in sevdiği kısa dingil mesafeli şaside yaptığını unutmamak lazım. Bir dev, yeniden uyanıyor mu?

Yılın en beklenen yarışı Monaco GP, gerçekten güzel geçti. Williams'ların Güvenlik Aracı gerektirecek kazaları, Barrichello'nun direksiyonu fırlatması, Karun Chandok ile Jarno Trulli'nin üstüste çıkmaları, Alonso'nun cesur geçişleri, Webber'in kusursuz sürüşü ve çıkan rögar kapakları... Şimdi ise sırada bizim yarış var, heyecan doruk noktada. Biletix yollasın biletimizi de havaya girelim.

Bir de soru ile bitirelim yazıyı: Bu seneki kurallar, yarışları hakkaten sıkıcı kılıyor mu?

29 Aralık 2009

1 puan ve 5 şampiyonluk

2010 gridine bakınca uzun zamandır olmadığı kadar fazla eski şampiyon ve yıldız pilot gözüküyor. Schumacher, Hamilton, Alonso, Vettel, Button ve Massa. Bu isimlerin hepsi şampiyonluğa oynayabilir. Yani sezon büyük ihtimalle yakın puanlarla bitecek demektir.

Pit Girişi olarak tarihe dönüp bir baktık. 1984'te Niki Lauda'nın Mclaren'den takım arkadaşı Prost'un sadece yarım puan önünde ipi göğüslemesi dışında, şampiyonların tek bir puan ile galip geldiği yıllara bakalım dedik. Kim bilir, belki de sene sonunda bu listeye 2010'u da ekleyebiliriz.

1958 ve 1964:
Bu iki sezonu anlamak için o zamanın atmosferine geri dönelim. Kazanın 58'de 8/64'te 9 puan aldığı, her pilotun sadece en iyi 6 sonucunun hesaplandığı, 58'de en hızlı turlara 1 puan verildiği yıllar o zamanlar. 1958, aynı zamanda Fangio'nun yarışları bıraktığı ve markalar şampiyonasının başladığı yıl.

Ilk sezonumuzun baş atları Stirling Moss ve Mike Hawthorn. Bizim zamanımızdan bakınca şampiyonluğu olmayan en iyi pilot denilen Stirling Moss, Vanwall ile Mike Hawthorn'un Ferrari Dino'sunu galibiyetler konusunda ciddi eziyor, 4e 1. Ama Moss'un sıkıntısı, sadece 5 yarış bitirmesi; şampiyona puanına katkı yapacak 6. bir yarışı yok. Hawthorn ise çok daha istikrarlı. Sezon sonunda puan aldığı 6 yarıştan bir galibiyet var ama diğer 5'i ikincilik. Ama toplamda aldığı 49 puan, 6 en iyi skoru hesaplanınca 42'ye iniyor. Moss'un ise hiç bir puan düşmüyor, yine de 41'de kalıyor.

Ama 6 yarıştan puan alma kuralının asıl etkisi 1964'te çıkıyor. Bu yılın aktörleri Jim Clark, Graham Hill ve John Surtees. Clark, 1958'te Moss'un başına geldiği şekilde, toplamda zaten 5 yarış bitirebildiği için, en çok galibiyeti (3) alan pilot olmasına rağmen bir adım geride kalıyor. Hill ve Surtees ise 2'şer galibiyet ve 3'er ikincilik alıyorlar. Bunlar dışında Hill, Hollanda'da dördüncü, Belçika'da beşinci oluyor. Surtees'in elinde ise Ingiltere'deki üçüncülüğü var. Bu sonuçlarla aslen Graham Hill, 41 puanla John Surtees'in 1 puanla önünde sezonu bitiriyor. Ama kurallara göre Belçika'da aldığı iki puanı bırakıyor ve 1 puan geride bitiriyor sezonu. Böylece tarihte ilk defa daha fazla puan toplayan pilot, şampiyon olamıyor.

Yine de görüleceği üzere, bir pilotun sadece en iyi 6 bitişinden puan aldığı sistem, takibi ciddi zor ve mantıksızmış. Neyse ki daha sonra da vazgeçilmiş.

1976:
Zaman, Niki Lauda'nın zamanı. Ferrari'nin bodur Avusturyalı'sı, 1975 şampiyonluğundan sonra 76 için de net favori. James Hunt ise, bir önceki sezon Hesketh takımının ilk ve tek galibiyetini alsa da, bir türlü kazalardan uzak duramamasından dolayı hala "underdog" muamelesi görüyor. Beklendiği gibi Lauda, sezona fırtına gibi giriyor. Ilk 6 yarıştan 4ünü kazanıyor. James Hunt ise politikalarla çevrili. Ispanya'yı kazanıyor, sonra diskalifiye ediliyor, sonra karar döndürülüyor. Ingiltere'de ilk viraj kazasına kurban gidiyor, yedek araçla yarışmasına izin verilmiyor, seyircilerin protesto ile yarışa katılıyor ve kazanıyor, yarıştan sonra diskalifiye ediliyor. Yani sezon baya çalkantılı. Ta ki Nürburgring'de Niki Lauda'nın kazasına kadar. Ölümden dönen ve bütün vücudu yanan Lauda, hasta yatağından James Hunt'ın sezon içindeki puan farkını eritmesini izliyor. Ingiliz'in galibiyetlerine dayanamayan Avusturyalı, yatağından kalkıp kokpite oturuyor. Fuji'deki son yarışa da 3 puan önde geliyor.

Ingilizlerin uzun zamandır ilk defa bu kadar ilgi gösterdiği yarış, Bernie'nin çabaları sayesinde Formula 1 tarihinin ilk canlı yayınlanan yarışı oluyor. İşte tam bu sebeple, akıl almaz yağmur altındaki yarış iptal edilemiyor. Niki Lauda, ilk tur sonunda güvenlik gerekçesiyle yarıştan çekiliyor; James Hunt da üçüncü olarak ilk ve tek şampiyonluğunu 1 puan farkla alıyor. Lauda ise 1977'de ikinci şampiyonluğuna, 1984'te üçüncü şampiyonluğuna uzanıyor.

1994:
1994, 1 puan farkla biten mücadelesinden çok, Senna'nın San Marino'da kaza yapıp hayatını kaybetmesiyle anılıyor. Ama bir efsanenin bitişi, bir başka efsaneyi çıkardı da denilebilir. Williams ve Senna ikilisi, ilk 3 yarışta pol pozisyonu alarak gücünü göstermişti. Ama 3 yarışı da Schumacher kazanmıştı. Sezon boyunca Damon Hill ve Michael Schumacher, iki yarış hariç bütün hepsini kazandılar.

1994, şampiyonanın gidişatı olarak, ciddi şekilde 1976'ya benziyor aslında. Sezon başında Schumacher de Lauda gibi ciddi bir fark açmıştı ve şampiyonluğa koşar adımlarla ilerliyordu. Ingiltere'de siyah bayraklara uymamaktan, Belçika'da da teknik sebeplerden diskalifiye edilen, 2 yarış da ceza alan Alman, aynen Lauda gibi sezon ortasında, açtığı puan farkının erimesini izlemek durumunda kaldı. Bu durumdan yararlanan ise bir başka Ingiliz, Graham Hill'in oğlu, Damon Hill idi. Avustralya'daki sezon finaline Schumacher, Hill'in 1 puan önünde girdi. Ikili, startta Mansell'i geçip öne kurulmuşlar ve arkadakilerle arayı ciddi açmışlardı. Yani "atan alır" şeklinde bir mücadele içindelerdi. Ta ki Hill, Schumacher'i geçmek için atak yaptığında, Alman pilot kapıyı kapatıp ikili çarpışana kadar. Schumacher orada, Hill de pitlerde yarışlara veda etmiş ve Schumacher, ilk şampiyonluğunu 1 puan farkla kazanmıştı.

Schumacher, aynı manevrayı, 1997'nin son yarışına 1 puan farkla önünde girdiği Jacques Villenueve'e de yapmış ancak sadece kendisi yarış dışı kalınca JV tek şampiyonluğunu kazanmıştı. FIA, aynı zamanda Schumacher'i o senenin sonuçların diskalifiye etmişti.

2007:
Michael Schumacher, sezon öncesi yarışları bırakmış ve bir dönem kapanmıştı aslında. Yerine de Mclaren'in yetenekli ama soğuk, Iceman lakaplı Fin'i Kimi Raikkonen gelmişti. Bazılarına göre şampiyona, Ferrari'nin karakterine daha uygun olan ve bir kaç senedir takımda bulunan Massa ile geçen senenin şampiyonu, Renault'dan Mclaren'e geçen Alonso arasında olacaktı.

Hesaplarda olmayan iki adam, 2007'yi domine etti: Kimi Raikkonen ve Lewis Hamilton. Özellikle, sezon başlamadan Hamilton'a şans veren yoktu. Ama çaylak pilot arka arkaya podyumlarını Kanada'da ilk galibyete döndürdükten sonra aldı başını gitti. Ilk yılında, uzun süre lider kaldı. Bu arada en büyük rakibi de kendi takım arkadaşı Alonso idi. Bazen kapalı kapılar arkasındaki kavgaları ile, bazen pitte birbirlerini engelleyerek, bazen de puanlarla hep birbirlerini yediler. Son iki yarışa da Raikkonen'in önünde girdiler. Kimi'nin, aradaki 17 puanlık farkı son iki yarışta kapaması için ciddi bir mucize gerekiyordu. Şangay'da yarışı önde götüren Lewis, pite girerken (kabak lastiklerinin de etkisiyle) kum havuzuna saplanıyor ve yarışdışı kalıyordu. Kimi birinci, Alonso da ikinciydi podyumda.

Son yarış Brezilya ise uzun zamandır görülmemiş dramalara sahne olacaktı. Kimi'nin şampiyon olması için Alonso'nun üçüncülük, Hamilton'ın yedincilikten yukarı çıkmaması ve Kimi'nin yarışı kazanması gerekiyordu. Ikinci cepten yarışa başlayan Hamilton, vites kutusu arızası ile çok zaman kaybetmiş ve geriye düşmüştü. Massa önde, arkasında Kimi ve Alonso. Daha sonra pitstoplarda Ferrari, iki pilotunun yerini değiştirmiş ve şampiyonluk için Kimi'nin önünü açmıştı. Iceman 110 puanla, 109 puanlı Alonso ve Hamilton'ın önünde şampiyon olmuştu. 1 puanın 3 pilotu ayırdığı tek sezon olarak da tarihe geçti 2007.

2008:
Hamilton, 2007 Brezilya'nın acısını 2008 Brezilya'da çıkarmaya niyetliydi. En büyük rakibi Alonso, Mclaren'deki uyumsuzluğundan Renault'ya geri dönmüş ve gerilerde kalmıştı. Raikkonen ise istikrarsızlığının had safhalarındaydı. Sezonu 2 yarış galibiyetiyle kapayacaktı. Ama bu sefer karşısında, yıllardır şampiyonluk için sırasının gelmesini bekleyen Massa vardı. Ama ikilinin arasındaki mücadele, iki süper sürüşten çok, kim daha az basit hata yapacak şeklindeydi. Hamilton Kanada'da pit çıkışında duran Kimi'nin üstüne çıkmıştı, Massa Singapur'da benzin hortumuyla pitten ayrılmıştı vs. Ve son yarışa Hamilton, Massa'nın 5 puan önünde gelmişti.

Son yarış Brezilya, Massa'nın anavatanı. Uzun süredir bir yerlinin kazandığına şahit olamayan, bir önceki sene Massa'nın Kimi'ye şampiyonluğu hediye ettiği, Hamilton'ın şampiyonluğu parmaklarının arasından kaçırdığı yarış. Eğer Mclaren'in Ingiliz'i 6. olursa üstüste ikinci sene şampiyonluğu son yarışta bir puan farkla kaçıracaktı. Iki pilot için de çok ciddi psikolojik baskı kısaca. Massa, yarışa polden başlıyor ve hep önde götürüyor ama gözler Hamilton'da. Yağmurun başlamasıyla beraber ilk önce vakit kaybediyor genç pilot, sonra tekrar çıkıyor beşinciliğe. Ama birden, şaşkın bakışlar arasında, dışa kayan Hamilton, Vettel'e geçiliyor. O an şampiyonluk Massa'nın. Hamilton, bir türlü Vettel'i geçemiyor. Ama şans ona başka şekilde gülüyor. Kuru hava lastikleri ile devam eden Timo Glock, son turun son virajında hem Vettel'e hem de Hamilton'a geçiliyor. Yarışı kazandığı sırada şampiyon olan Massa ise, Hamilton'ın Glock'u geçmesiyle 1 puan geride kalıyor. Mclaren'in manevi oğlu tarihin en genç şampiyonu, Brezilya'nın bodur evladı da gözü yaşlı bir yarış galibi oluyor.

2010'un da en az yukarıdakiler kadar güzel bir sezon olması dileğiyle...

23 Aralık 2009

Mercedes GP Açıkladı: Schumi Is Back!

Çok şaşırtıcı olmasa da flaş haber olarak geçmek lazım; bu sabah, yeni adıyla Mercedes GP Petronas, ikinci pilotları olarak Michael Schumacher'i açıkladılar.

Olay üstüne okunulası şeyler:

BBC'den olaya reaksiyonların derlemesi (Herbert belli ki F1 tarihini çok bilmiyor, birilerinin Niki Lauda ismini kulağına fısıldaması lazım)

19 Aralık 2009

Di Montezemolo Konuşursa...

Ferrari Başkanı Luca di Montezemolo, Formula 1'in Aziz Yıldırım'ı gibi. Her konuşması olay, her dediği laf tartışma konusu. Şahlanan At'ın Noel yemeğinde de yağmış yağmur çakmış şimşek. Birkaç kublesi şöyle:

- Michael ile en son Abu Dhabi'de konuşmuştum, bir kaç gün önce yine konuştuk. Bana "Mercedes ile yarışma ihtimalim oldukça fazla" dedi. Niye geri geldiğini anlayamıyorum. Sanki Michael'ın bir ikiz kardeşi var, Alman, 40-41 yaşlarında, her yönden aynılar. Ama onu tanımıyorum. Muhtemelen tifosiler çok mutlu olmayacaklar ama ben onlara yarışanın Michael değil, ikiz kardeşi olduğunu söyleyeceğim.

- Geçen sene, şansı varken geri gelememek onu çok üzdü biliyorum. Içindeki yarışma ateşini tekrar ateşledi o olay, o yüzden şimdi bu kadar geri dönmek istiyor.

- Max Mosley, özellikle de güvenlik konularında çok ciddi işler başardı. Ama son zamanlarında baya saçmalıyordu, Ferrari olarak biz bile yarışlardan çekilmeyi düşündük. Neyse ki şimdi Jean Todt gibi aklı başında biri FIA'nın başında.

- Formula 1, şu an bir geçiş dönemi yaşıyor. Burada herkes sorumluluğunu almalı ve sporumuzu, daha önce temsil ettiği gibi, en ileri teknoloji ve olumlu kurallarla donatmalıyız. Yoksa F1, F3'e döner.

- 3 yıl önce istediğimiz gün, istediğimiz yerde test yapabiliyorken, şimdi sezon içi kimse test yapamıyor. Sonra Alguersuari gibi biri çıkıyor ve ilk F1 deneyimi yarış haftasonunda yaşıyor. Şu anlık onaylasak da gelecek de böyle gidemez.

- Formula 1, trendleri yaratır, onları takip etmez. Spordan çıkan markaların, bazılarını ciddi düşünmeye yöneltmesi lazım. Herkesin omzuna çok büyük sorumluluk düşüyor.

16 Aralık 2009

Schumacher ve Mercedes GP

Uzun süredir kulaktan kulağa, blogdan bloga, siteden siteye dolaşan dedikodular yavaş yavaş gerçeklik kazanıyor: Michael Schumacher, Mercedes GP ile bir yıllık anlaşma imzalamak üzere.

En başta şunu söyleyeyim. Geçen seneki son dakika kazığından sonra, Bahreyn GP'nin gridinde onu görene kadar inanmam bu dedikoduya (veya gelecekte imzalanacak bir anlaşmaya). Yazının geri kalanı, efsane Alman pilotun, geri döndüğünü varsayarak kaleme alınıyor.

Akla gelen ilk soru şu: Schumacher geri dönme veya dönmeme kararını niye verir? Neyi kanıtlaması gerek ki daha, Formula 1 tarihinin ciddi farkla en başarılı pilotu. Yani ortada kazanacağından çok kaybedeceği şeyler var. Tabi ki kaybedeceklerinin başında üstün imajı geliyor. Geri dönüp ortalarda debelenirse, tabiri caizse, bebelere oyuncak olur. Bir de öbür türlü bakmak lazım. Post-Schumacher döneminde Hamilton, Raikkonen, Kubica gibi önemli aktörler ortaya çıktı. Gridde yer alıp Schumacher'i geçebilen tek pilot da Alonso. Eğer Schumi geri gelip bu arkadaşları yener giderse, bu sefer Formula 1 gridi çocuk yuvasına döner. Herkes "bunlar kendi aralarında yarışıyor ama adam gibi biri çıksa hepsine toz yutturacak demek ki" der ve ciddiye almaz yukarıda adı geçen adamları. Çok da haklı olarak. Ama sırf bunu dedirtmek için geri dönmek akıl karı mı?

Bence hakkıyla geri dönüşün iki sebebi olabilir. Birincisi, yarıştığı sırada da hep ağzından duyduğumuz, sonrasında da hep belirttiği gibi, Schumacher'in içinde durdurulamayan bir rekabet arzusu var. Sonuçta yapamadığı için bırakmadı ve şimdi yapamayacağına dair herhangi bir izlenimi de yok. O rekabet ateşine yenik düşmesidir başlıca sebebi. Ikinci sebebi de Mercedes GP. Ferrari ile özdeşleşen bir isim olarak, Schumi'nin geri dönüş yapabileceği tek ortam, şu andaki Merc GP ortamı. Nedir? Oluşumun başında, bütün kariyeri boyunca beraber olduğu ve sonsuz güven duyduğu Ross Brawn var. Böylece kendi etrafında takımı kurmak, nispeten kolay olacaktır (Nico Rosberg bugün açıklama yapıp Schumi'nin yardımcı pilotu olmayacağını söyledi, o ayrı). Bir nokta da Schumacher'in, Mercedes'e olan borcu. Silver Arrows, Formula 1'e çıkana kadar ona sponsor oldu, yardım etti, hatta kendi takımlarında da yarıştırdı. Ama Jordan ile başlayan, Benetton ve Ferrari ile devam eden kariyerinde (Hakkinen yılları hariç) hep Merc'leri yenerek geri ödedi Alman pilot. Şimdi bu borcu kapamanın zamanı aslında. Son olarak kim diyebilir ki 2010 öncesi Merc-Schumacher ikilisinin şampiyonluk şansı, 2009 öncesi Brawn-Button ikilisinin şampiyonluk şansından daha az?

Peki Mercedes GP niye Schumacher'i ister veya istemez? Bu takım değil miydi, daha Brawn GP ile anlaştığı gün küçük bütçelerle operasyon yapacağını açıklayan? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Peki yıllık 7 milyon euro'yu ne için vermeyi düşünüyorlar? En başta Michael Schumacher'in, en azından teoride yeni kurulmuş bir takımla, geri dönmesi en büyük PR başarısıdır, herkes seni konuşur, seni düşünür. Bu da çok doğal olarak sponsor magneti olur. Hele de Henkel'le ilgili haberlerden sonra bu önemli bir artı. Ayrıca rakiplerle karşılaştırınca, Merc'in iyi bir lineup çıkarması lazım. Hamilton&Button, Alonso&Massa, Vettel&Webber ikililerine karşı Rosberg ile diğer aday Heidfeld ikilisi zayıf kalabilir. Ama Rosberg&Schumacher ikilisinin gücü, yadsınamaz. Schumacher'in yanında, kariyeri boyunca Williams'ta sürünen ve potansiyelini ortaya koyamayan Rosberg de aslında şampiyonluk adayı diyebiliriz.

Yukarıdaki rekabetlerden bir tanesi, diğerlerinden daha önemli. Mercedes GP vs McLaren. Bu iki firma, Formula 1 tarihinin en uzun ortaklığının da sahipleri. Her ne kadar Mercedes, Mclaren'e motor sağlamaya devam edecek olsa da artık farklı yollara gitmeye karar verdiler. Yani uzun süre en yakın arkadaş olup sonra küsen iki kız gibiler. Bu ayrılığın hemen ardından, Mclaren, Button'ı ayartarak bir bakıma eski kankasının erkek arkadaşını ayartmış oldu. Yani "ilk yeni manita yapma" avantajı Mclaren'de. Mercedes de mekanın kapısından "o ünlü yakışıklı playboy"la girerek cevap vermek istiyor. Yani susuzluk hiç bir şeydir, psikoloji herşey.

Henkel olayına değindik, sponsorluk olayına biraz daha geniş bakalım. Virgin ve Brawn birlikteliği, sezon sonu noktalandı. Henkel ile yapılan 90 milyon euroluk anlaşma da patlak çıktı. Yani aslında bütçede kocaman bir boşluk var. Şu andaki sponsorları kim bilmiyoruz ama bu halde Mercedes'in Schumacher'i kendi kampına çekmesi, ciddi bir risk. Yani ya 7 milyon euro'yu verecekler ama ciddi sponsor çekecekler ya da verdikleri yıllık ücret ile kalacaklar.

Schumacher'in kararının bir etkisi daha var. Mercedes'in aportunda bekleyen Heidfeld ile başlayan ve zincirleme bir şekilde hangi takımın kimle yarışacağını ortaya çıkaracak bir pilot marketi var. Buraya ek olarak Kubica'nın Renault'dan ayrılma ihtimali var. Yani sezonun başlamasına 90 günden az kala durumlar hala karışık.

Toplamak gerekirse bu sene hem Mercedes GP hem de Michael Schumacher için ciddi bir sınav. Mercedes GP, 50'lerden beri ilk defa fabrika takımı olarak gireceği Formula 1'de ya Brawn'ın mirası ile ileriye gidecek ya da özellikle bütçe sıkıntıları ile başaltı bir pozisyona düşecek. Schumacher de ya gençlere maskara olacak, ya da Niki Lauda'nın 1984'te yaptığı gibi bir come-back şampiyon olarak tarihe bir kez daha altın harflerle kazınacak.

Related Posts with Thumbnails