Ford etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ford etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Haziran 2011
13 Haziran 2011
Ford Günlerine Dönüş
Bu cumartesi, son iki haftada üçüncü kez Şile taraflarına gittim ama bu seferi diğerlerinden daha farklıydı. En başta evimden alındım, evime bırakıldım; Ford'un güzel organizasyonunda Akay Perker ve Yalçın Pembecioğlu olmak üzere sevdiğimiz diğer blogger arkadaşlarla beraberdik; herşeyin yanında sekiz yıl kullandığım Focus'un yepyeni halini test edebildim.
Kendi ilk jenerasyon Focus'umu hatırlıyorum, zamanı için son derece devrimci bir araçtı hem içten hem dıştan. Sport Trend olarak çift kapılı olan Focus'um, belki şimdi görsem çok sade diyebileceğim bir tasarımdaydı ama o zamanlar, ralli etaplarındaki versiyonunun da etkisiyle, son derece yırtıcı geliyordu bana. Ama bugünkü üçüncü jenerasyon Focus, zamanın getirdiği değişikliklere uyarak çok daha keskin bir görünüşe sahip. LED farlar, ilk anda bana biraz garip gelmiş olsa da şu an düşününce son derece doğal duruyorlar. Iki aracın içi ise tamamen farklı. Benim Focus'umda CDçalar ve sunroof olması bile bir mutluluk sebebi iken artık yenilerde sayılmayacak kadar çok opsiyon, çok daha şımartıcı bir iç tasarımla beraber sunuluyor. En göze çarpan yenilikler ise artık mavi tonlarındaki kadran ve göstergeler ile 6 ileriye geçmiş vites.
Hiç değişmemiş olan şey ise Focus'un kendine has yol tutuşu.
Lavanda Butik Otel'de (ona ayrı bir parantez açıcam yazının sonunda) edilen kahvaltının ardından Ford yetkilileri bize aracı bir sunum ile tanıttılar. Tabi ki herkes kendi çalıştığı yerden sordu. Örneğin Yalçın, aracın ulusal-uluslararası iletişimi ile ilgili sorular sorarken ben, WRC'de artık Focus yerine Fiesta kullanılmasının sonuçları ile ilgili sorular sordum. Ve bütün sorulara cevap aldık. Bu sunumda yetkililerin özellikle bahsettikleri bir konu vardı: One Ford. Yani dünyanın her yerinde yüzde 80 oranında aynı Focus'un üretilmesi ve kullanılması hedefleniyor bu yeni seri ile. Bununla beraber aynı platformda 6 araç daha geliyor. Yani bu, kolay bulunabilir yedek parça ve seri üretimin kolaylaşmasıyla beraber ucuzlayan fiyatlar anlamına da geliyor. Yani bir şekilde Wal-Mart stratejisi var işin içinde: Aynısından daha çok, daha çok, daha da çok. Böylece hem ucuz hem daha kaliteli olabilsin. Son derece mantıklı ve bildiğim kadarınca diğer büyük araba üreticilerinin de belli yol aldığı bir strateji bu. Yani Henry Ford'un izinden inovatif çizgisini devam ettiriyor bugün Ford.
Bize sunum yapan arkadaşların üzerinde durduğu ikinci en önemli konu da normalde Focus'tan beklediğimizden çok daha fazla teknolojiyi bulacağımız. Mesela otomatik park etme (videosu da var), 15 km'nin altındayken otomatik frenleme (onun da videosu var), aracın motor ısısı performansını arttıran aktif ön ızgaralar ve trafikte-ışıkta beklerken kontak kapatıp açan start-stop özelliği. Hayaldi gerçek oldu diyelim bunlar için.
Daha sonra hep beraber deneme sürüşlerine çıktık. Bir önceki hafta ERC etaplarına gitmek için kullandığımız yollardan, sunuma katılan Ford Rally pilotları ile beraber, bu sefer araç test etmek için geçtik. Ya da gazladık diyelim, daha uygun. Bunun videoları ileriki günlerde Ford tarafından bize yollandıkça sizlerle paylaşacağım ama şimdilik size güvenlilik sınırlarını zorlayarak tatlı hızlara çıktığımızı ve bundan son derece keyif aldığımızı söylemekle yetineyim. Gerçekten Focus, o kendine has sürüş zevkinden hiç bir şey yitirmemiş. Bana denk gelen aracın Ecoboost olmasından mıdır bilinmez, araç, devir saatinin her yerinde çok güzel ivmelendi. Zaten dayanamayıp önümdeki araçları geçtim ben de.
Daha sonra geldiğimiz köyde, aslında otelde yapmamız gereken otomatik park sisteminin testini yaptık. Fikir benden çıktı ve ne yalan söyleyeyim, aslında özellikle yaptım. Çünkü nasıl çalıştığını merak ettiğim bu sistemi, otelde ona uygun bir yerde yapmaktansa doğaçlama çıkmış ve hafif yokuş aşağı bir yerde, yani doğal ortamında denemek istedim. Ve beklediğimden çok daha iyi çalıştı.
Otele dönüşte, aynı şekilde 15 km'nin altındaki hızlarda öndeki arabayı sezip otomatik frenleme sisteminin testini yaptık. Bazılarımız düz çizgide gidemediği için araç öndeki engeli sezemedi ve kameralar ezildi ama burada sorun kesinlikle araçta değil sürücüdeydi. Bundan sonra adı A ile başlayan kay ile biten arkadaşa sakın ola ki arabalarınızı emanet etmeyiniz!
Peki hiç mi eleştirilecek yeri yok bu arabanın? Var tabi ki. Beni en rahatsız eden şey, orta kolçağın yüksekliği oldu. Onu kaldırana kadar viteslere ulaşmakta sıkıntı çektim, ancak teste başlarken kolçağı kaldırdım da beklediğim performansa ulaştım. Bunun dışında aracın otomatik vites versiyonu henüz Türkiye piyasasına gelmemiş ama sonbaharda geliyor.
Ve sıra Lavanda Butik Otel'in son kez şov yaptığı öğle yemeğinde. Peçetelerimizin yanında bizlere lavanda da verilen bir masada lezzetli etlerle bu güzel günü sonlandırmış olduk. Haftasonu kaçamağı düşünenlerin kesin gitmesi gereken bir yer. Dikkat edin bizimki gibi araba meraklıları organizasyon yapmamış olsun yalnız. Bu arada çıkarken son bir müjde daha aldık. Yakında Ford, bir başka event'i Ford Rally atölyesinde gerçekleştirecekmiş. Inşallah burada da olup asıl konumuz olan motorsporlarına çok daha yakın bir bakış atabileceğiz. Bu sırada geçen sene WRC sırasında yaptığımız gibi özel içerikler ve röportajlarla sizlere de ralliyi daha yakından tattıracağız diye umuyorum.
Kısacası benim için son derece nostaljik ve keyifli bir gün oldu cumartesi. Eski aşkım Focus'u, eskisinden çok daha iyi görmenin mutluluğu ile eve döndüm ve yeni araba almayı düşünen iki bayan arkadaşıma hemen tavsiye ettim. Zaten hevesle benden gelecek haberi bekliyorlardı. Otomatik parkı ile onları cezbetse de, beyler, bu aracın sürüş zevki, kullandığım bir sürü çok daha pahalı ve sofistike araçta yok. Eğer bu segmentte yeni bir araç almayı düşünüyorsanız Focus'u görmeden kararınızı vermeyin.
Kendi ilk jenerasyon Focus'umu hatırlıyorum, zamanı için son derece devrimci bir araçtı hem içten hem dıştan. Sport Trend olarak çift kapılı olan Focus'um, belki şimdi görsem çok sade diyebileceğim bir tasarımdaydı ama o zamanlar, ralli etaplarındaki versiyonunun da etkisiyle, son derece yırtıcı geliyordu bana. Ama bugünkü üçüncü jenerasyon Focus, zamanın getirdiği değişikliklere uyarak çok daha keskin bir görünüşe sahip. LED farlar, ilk anda bana biraz garip gelmiş olsa da şu an düşününce son derece doğal duruyorlar. Iki aracın içi ise tamamen farklı. Benim Focus'umda CDçalar ve sunroof olması bile bir mutluluk sebebi iken artık yenilerde sayılmayacak kadar çok opsiyon, çok daha şımartıcı bir iç tasarımla beraber sunuluyor. En göze çarpan yenilikler ise artık mavi tonlarındaki kadran ve göstergeler ile 6 ileriye geçmiş vites.
Hiç değişmemiş olan şey ise Focus'un kendine has yol tutuşu.
Lavanda Butik Otel'de (ona ayrı bir parantez açıcam yazının sonunda) edilen kahvaltının ardından Ford yetkilileri bize aracı bir sunum ile tanıttılar. Tabi ki herkes kendi çalıştığı yerden sordu. Örneğin Yalçın, aracın ulusal-uluslararası iletişimi ile ilgili sorular sorarken ben, WRC'de artık Focus yerine Fiesta kullanılmasının sonuçları ile ilgili sorular sordum. Ve bütün sorulara cevap aldık. Bu sunumda yetkililerin özellikle bahsettikleri bir konu vardı: One Ford. Yani dünyanın her yerinde yüzde 80 oranında aynı Focus'un üretilmesi ve kullanılması hedefleniyor bu yeni seri ile. Bununla beraber aynı platformda 6 araç daha geliyor. Yani bu, kolay bulunabilir yedek parça ve seri üretimin kolaylaşmasıyla beraber ucuzlayan fiyatlar anlamına da geliyor. Yani bir şekilde Wal-Mart stratejisi var işin içinde: Aynısından daha çok, daha çok, daha da çok. Böylece hem ucuz hem daha kaliteli olabilsin. Son derece mantıklı ve bildiğim kadarınca diğer büyük araba üreticilerinin de belli yol aldığı bir strateji bu. Yani Henry Ford'un izinden inovatif çizgisini devam ettiriyor bugün Ford.
Bize sunum yapan arkadaşların üzerinde durduğu ikinci en önemli konu da normalde Focus'tan beklediğimizden çok daha fazla teknolojiyi bulacağımız. Mesela otomatik park etme (videosu da var), 15 km'nin altındayken otomatik frenleme (onun da videosu var), aracın motor ısısı performansını arttıran aktif ön ızgaralar ve trafikte-ışıkta beklerken kontak kapatıp açan start-stop özelliği. Hayaldi gerçek oldu diyelim bunlar için.
Daha sonra hep beraber deneme sürüşlerine çıktık. Bir önceki hafta ERC etaplarına gitmek için kullandığımız yollardan, sunuma katılan Ford Rally pilotları ile beraber, bu sefer araç test etmek için geçtik. Ya da gazladık diyelim, daha uygun. Bunun videoları ileriki günlerde Ford tarafından bize yollandıkça sizlerle paylaşacağım ama şimdilik size güvenlilik sınırlarını zorlayarak tatlı hızlara çıktığımızı ve bundan son derece keyif aldığımızı söylemekle yetineyim. Gerçekten Focus, o kendine has sürüş zevkinden hiç bir şey yitirmemiş. Bana denk gelen aracın Ecoboost olmasından mıdır bilinmez, araç, devir saatinin her yerinde çok güzel ivmelendi. Zaten dayanamayıp önümdeki araçları geçtim ben de.
Daha sonra geldiğimiz köyde, aslında otelde yapmamız gereken otomatik park sisteminin testini yaptık. Fikir benden çıktı ve ne yalan söyleyeyim, aslında özellikle yaptım. Çünkü nasıl çalıştığını merak ettiğim bu sistemi, otelde ona uygun bir yerde yapmaktansa doğaçlama çıkmış ve hafif yokuş aşağı bir yerde, yani doğal ortamında denemek istedim. Ve beklediğimden çok daha iyi çalıştı.
Otele dönüşte, aynı şekilde 15 km'nin altındaki hızlarda öndeki arabayı sezip otomatik frenleme sisteminin testini yaptık. Bazılarımız düz çizgide gidemediği için araç öndeki engeli sezemedi ve kameralar ezildi ama burada sorun kesinlikle araçta değil sürücüdeydi. Bundan sonra adı A ile başlayan kay ile biten arkadaşa sakın ola ki arabalarınızı emanet etmeyiniz!
Peki hiç mi eleştirilecek yeri yok bu arabanın? Var tabi ki. Beni en rahatsız eden şey, orta kolçağın yüksekliği oldu. Onu kaldırana kadar viteslere ulaşmakta sıkıntı çektim, ancak teste başlarken kolçağı kaldırdım da beklediğim performansa ulaştım. Bunun dışında aracın otomatik vites versiyonu henüz Türkiye piyasasına gelmemiş ama sonbaharda geliyor.
Ve sıra Lavanda Butik Otel'in son kez şov yaptığı öğle yemeğinde. Peçetelerimizin yanında bizlere lavanda da verilen bir masada lezzetli etlerle bu güzel günü sonlandırmış olduk. Haftasonu kaçamağı düşünenlerin kesin gitmesi gereken bir yer. Dikkat edin bizimki gibi araba meraklıları organizasyon yapmamış olsun yalnız. Bu arada çıkarken son bir müjde daha aldık. Yakında Ford, bir başka event'i Ford Rally atölyesinde gerçekleştirecekmiş. Inşallah burada da olup asıl konumuz olan motorsporlarına çok daha yakın bir bakış atabileceğiz. Bu sırada geçen sene WRC sırasında yaptığımız gibi özel içerikler ve röportajlarla sizlere de ralliyi daha yakından tattıracağız diye umuyorum.
Kısacası benim için son derece nostaljik ve keyifli bir gün oldu cumartesi. Eski aşkım Focus'u, eskisinden çok daha iyi görmenin mutluluğu ile eve döndüm ve yeni araba almayı düşünen iki bayan arkadaşıma hemen tavsiye ettim. Zaten hevesle benden gelecek haberi bekliyorlardı. Otomatik parkı ile onları cezbetse de, beyler, bu aracın sürüş zevki, kullandığım bir sürü çok daha pahalı ve sofistike araçta yok. Eğer bu segmentte yeni bir araç almayı düşünüyorsanız Focus'u görmeden kararınızı vermeyin.
20 Nisan 2011
Fotofiniş Ogier
WRC sezonunun dördüncü ayağı Ürdün Rallisi, daha start verilmeden bir zamana karşı yarışa dönmüştü zaten. Suriye'deki politik sorunlar, malzemeleri Türkiye ve Suriye üzerinden Ürdün'e geçirmeyi planlayan WRC takımları için öyle büyük bir sekte oldu ki, en başta Ürdün Rallisi'nin lojistik ve güvenlik sebepleri ile iptal edilebileceği konuşuldu. Güvenlik sorunu yetkililerin güvence vermesiyle aşılınca bu sefer lojistik bir yarış başladı. Ölüdeniz geçişinin de kapanmasından korkan takımlar, daha önce hiç WRC ile ilgilenmemiş Israil rotasını kullanmak zorunda kaldılar. Italya'dan çıkan gemi, Haifa limanına gelecek ve herşeyi gümrüğe bırakacaktı. Kendi başına bile ucu ucuna yetişen bu program, gemi yola çıktıktan sonra arızalanıp tek motora düşmesiyle imkansızlaştı. Yola cenabet çıkan gemi, Haifa'ya ulaştığında fırtınaya tutulduğu için limana yanaşamadı. Ertesi gün fırtına geçtiğinde de tek çalışan motoru da duran gemi, ancak çekilerek limana getirildi ve yükü boşaltıldı. Bu sırada Ürdün'de takımlar, FIA ve North One Sport kendi aralarında toplantı yaparak ilk günün iptal edilerek onların yerine recce ve ceremonial start yapılmasına karar verdi. Bu sırada hemen hemen bütün ekipmanlar gümrükten geçmiş ve Ürdün'e doğru yola çıkmıştı; kritik bir kamyon hariç, lastikleri taşıyan kamyon.
Sonuçta, normalde perşembe sabahı yarışın başlaması planlanırken çarşamba akşamı park alanında, uçakla gelen arabalar hariç hiç bir şey yoktu. Ne servis alanları, ne hospitality alanları, hiç bir şey. O gece ulaşan kamyonlardaki ekipmanları, normal süresi olan 4 gün yerine tek gecede kuran mekanikerlerin nasıl bir mucize gerçekleştirdiği heralde buradan anlaşılabilir.
Ve henüz yazmaya başlayamadığımız yarış... 3 günden 2 güne düşen rotasına rağmen en az yarış öncesindeki kadar heyecana sahne oldu. Hirvonen'in yoldaki ilk pilot olarak zaman kaybettiği cuma gününü Ogier, taktik dinlemeden ilk sırada bitirdi. WRC pilotlarının artık klasikleşmiş daha avantajlı start pozisyonu için yavaşladığı sırada Fransız genç pilot, gaza basarak ikinci Loeb'ün 31 saniye önünde ikinci güne başlayacaktı. Hemen arkasında ise Loeb, Latvala ve Solberg, 3 saniye içinde sıralanmışlardı.
Ikinci ve son gün Solberg'in kazası ile başladı. Podyum için savaşmayı bekleyen Norveçli eski şampiyon, yarışdışı kalarak sıfır puan çekmiş oldu Ürdün'den. Oysa ki aracının ayarlarından hiç haz etmeyerek yavaşlayan Loeb'ü geçebilirdi yolda kalsaydı. Hatta belki Latvala ve Ogier'i de.
Latvala ise bu yarışı kazanmaya yeminliydi adeta. Günün ilk loop'unda Ogier ile farkı 19 saniyeye düşüren Ford'un Fin'i, ikinci loop'taki etaplarda daha da gaza basarak herkesi şaşırttı ve son seyirci etabına gelirken, son bir gayret ile Ogier'in yarım saniye önünde liderliğe yerleşti. Ama son powerstage'de hem Ogier hem Latvala, sınırlarda yarışsalar da sonunda Citroen'in Fransız'ı, yarışı Latvala'nın sadece 0.2 (sıfır nokta iki) saniye önünde bitirerek hem yarışı kazandı hem powerstage puanları ile birlikte bir yarıştan çıkarılabilecek en fazla puanı aldı hem de WRC tarihinin en küçük farklı galibiyeti rekorunu kırdı.
Kısaca Ürdün Rallisi, öncesinden son saniyesine kadar nefes nefese geçti.
Podyumun son basamağına çıkan Loeb, Hirvonen'in dördüncü olmasıyla genel sıralamada liderliğe çıktı. Loeb'ün iki puan arkasında Hirvonen, onun 3 puan arkasında Ogier, onun 3 puan arkasında da Latvala olunca pilotlar şampiyonası hala çok karışık ilerliyor. Markalar Şampiyonasında ise Ford ile Citroen, aynı puandalar. Sıradaki yarış, Türkiye GP'si ile aynı haftasonu Italya Sardinya adasında koşulacak. Gilles Panizzi ile hafızalara kazınan günlerinde asfalt rallisi olan ama artık tamamen toprak olan Italya'da bir konuğumuz daha olacak: Parkurlarda ilk defa WRC versiyonuyla yarışacak olan MINI!
Sonuçta, normalde perşembe sabahı yarışın başlaması planlanırken çarşamba akşamı park alanında, uçakla gelen arabalar hariç hiç bir şey yoktu. Ne servis alanları, ne hospitality alanları, hiç bir şey. O gece ulaşan kamyonlardaki ekipmanları, normal süresi olan 4 gün yerine tek gecede kuran mekanikerlerin nasıl bir mucize gerçekleştirdiği heralde buradan anlaşılabilir.
Ve henüz yazmaya başlayamadığımız yarış... 3 günden 2 güne düşen rotasına rağmen en az yarış öncesindeki kadar heyecana sahne oldu. Hirvonen'in yoldaki ilk pilot olarak zaman kaybettiği cuma gününü Ogier, taktik dinlemeden ilk sırada bitirdi. WRC pilotlarının artık klasikleşmiş daha avantajlı start pozisyonu için yavaşladığı sırada Fransız genç pilot, gaza basarak ikinci Loeb'ün 31 saniye önünde ikinci güne başlayacaktı. Hemen arkasında ise Loeb, Latvala ve Solberg, 3 saniye içinde sıralanmışlardı.
Ikinci ve son gün Solberg'in kazası ile başladı. Podyum için savaşmayı bekleyen Norveçli eski şampiyon, yarışdışı kalarak sıfır puan çekmiş oldu Ürdün'den. Oysa ki aracının ayarlarından hiç haz etmeyerek yavaşlayan Loeb'ü geçebilirdi yolda kalsaydı. Hatta belki Latvala ve Ogier'i de.
Latvala ise bu yarışı kazanmaya yeminliydi adeta. Günün ilk loop'unda Ogier ile farkı 19 saniyeye düşüren Ford'un Fin'i, ikinci loop'taki etaplarda daha da gaza basarak herkesi şaşırttı ve son seyirci etabına gelirken, son bir gayret ile Ogier'in yarım saniye önünde liderliğe yerleşti. Ama son powerstage'de hem Ogier hem Latvala, sınırlarda yarışsalar da sonunda Citroen'in Fransız'ı, yarışı Latvala'nın sadece 0.2 (sıfır nokta iki) saniye önünde bitirerek hem yarışı kazandı hem powerstage puanları ile birlikte bir yarıştan çıkarılabilecek en fazla puanı aldı hem de WRC tarihinin en küçük farklı galibiyeti rekorunu kırdı.
Kısaca Ürdün Rallisi, öncesinden son saniyesine kadar nefes nefese geçti.
26 Ocak 2011
WRC 2011 Preview
Paris-Dakar ve Monte Carlo Rallisi ile kısık ateşte hafif hafif pişen içimizdeki ralli canavarı, 2 hafta sonra Isveç Rallisi ile 2011 sezonuna tam gaz giriş yapmayı bekliyor. Pit Girişi olarak tavaya biraz yağ ekleyerek alevlendirme zamanı geldi galiba.Bir süredir bütün olayı "Loeb hangi yarışta şampiyonluğunu ilan edecek" ve "Loeb şampiyon, ikinci kim" haline gelen WRC, bu sene yeni kurallarla galiba hakkaten heyecanlanabilir. Ilk olarak World Rally Car adı altında izlediğimiz araçlar, bu sene tamamen değişiyor. S2000 araçlarının baz alındığı ama 1600 cc'lik motorları kullanmanın kural koşulmasıyla takımlar, araçlarını baştan aşağı yenilediler. Citroen C4'ten DS3'e, Ford Focus'tan Fiesta'ya geçerken MINI de uzun yılların ardından ralli parkurlarına geri dönüyor. Tek başına bu bile, bir heyecan kasırgası. Bakalım hangi takım bu seneye daha iyi hazırlanmış ve önde başlayacak.

Tahminim, Citroen'in, yeni kurallarla Ford'dan yine bir adım önde olacağı. Geçen sene Türkiye Rallisi sırasında sohbet etme şansı bulduğum Ford takım direktörü Malcolm Wilson da geliştirmelerini hızlandırmaları gerektiğini söyleyerek bunu açıkça itiraf etmişti zaten. Wilson ve ekibi, yeni araçlarını Arctic Rallisi'nde bir yarış testine sokmak istiyorlardı, bu da bize güzel bir fikir verecekti aracın durumuyla ilgili. Ama kimse Latvala'yı hesaba katmamış olacak ki uçan-kaçan Fin, aracı testlerde 150 km ile yol dışına savurunca yarışa yetiştirilemeyecek kadar dağılmış yeni Fiesta. Sezon başlamadan kazalarına başlayan genç Fin pilotu buradan tebrik ediyoruz. Eğer Ford, Citroen'i yakalama şansını Hirvonen ve Latvala'nın yapacağı hatalarla kaybederse 2012 için ciddi değişiklikler yapabilirler. Bakarsınız daha iyi bildiği Fiesta ile iyi işler çıkarırsa Ken Block fabrika takımına geçer!

Citroen ise eminim pilotlarına fazlasıyla güveniyordu. Loeb, zaten. Ogier de geçen seneki performansıyla hem Citroen'in A takımına geçti hem de Loeb'e en yakın rakip olacağını kanıtladı. Junior takımını ise dağıttı Fransızlar. Raikkonen, ICE Racing ile 10 yarışa katılacak bu sezon. Geçen seneye kendi takımıyla renk katan Petter Solberg de yine kendi takımıyla devam edecek.

MINI ise 2011'de bazı rallilere katılıp, full programa geçecekleri 2012 için hazırlık yapacaklar. Ama MINI'yi rallilere hazırlayacak Prodrive atölyesinin ne kadar tecrübeli ve bu işi bilen insanlar olduğunu anlatmamıza gerek yok. Ayrıca Countryman'i de, standart prosedür olan "eldeki arabayı ralli arabasına çevir" şeklinde değil de "ralliye en ideal arabayı bul, sonra firmayı ikna et" şeklinde hazırladıkları için ayrı bir heyecan getirmiyor değiller. Citroen'den şutlanan Sordo ve beklenen patlamayı bir türlü yapamayan Kris Meeke, MINI kokpitinde ne yapacaklar, onu da merakla bekliyoruz.
Isveç'in karlı, dönemeçli ve bol tuzaklı etapları şimdiden ufukta belirdi, aragazı vermeye başladı. 10 Şubat'a 15 gün kaldı.
Labels:
2011,
Citroen,
Ford,
latvl,
MINI,
Mikko Hirvonen,
Sebastian Loeb,
Sebastien Ogier,
WRC
11 Ocak 2011
Raikkonen Bilmecesinin Çözümü
Çok çekişmeli bir Formula 1 ve hiç çekişmesiz bir Dünya Ralli Şampiyonası sezonunun ardından 2011, Paris-Dakar ile aslında hızlı başladı. Dün koşulan 8. etapta Nasser Al Attiyah, Matador'u bu sene ilk defa geçerek liderliğe yerleşti. Bir yandan da Isveç Rallisi'nin ufukta gözükmesi anlamına gelen entry list'leri açıklandı. Çok şaşılmayacak şekilde herkesin başvurduğu kar ve buz festivali, son 6-7 aydır anlamsız bir şekilde uzayan Raikkonen napacak tartışmalarına da son noktayı koydu. Bir ara Ford'a giden, Renault ile F1'e geri dönüş yapar mı diye sorulan, Ken Block ile mi takılacak, yoksa aralıkta babasının vefat etmesinin ardından yarışmayacak mı diye sorulan Buz Adam, kaldığı yerden, Citroen'den devam ediyor. Işin enteresan tarafı Citroen Junior Team yerine ICE1 Racing Team adına yarışacak olması. Yoksa Iceman, kendine ICE1 diye takım mı kurdu?
Bu arada Citroen Junior, toptan kayboldu. Sebastian Ogier'in ana takıma geçmesi, Sordo'nun MINI ile anlaşma imzalası, Solberg'in kendi takımında kalması ve Raikkonen'in de ICE1 hamlesi sonucu zaten yarıştıracak adam kalmamıştı. O yüzden Isveç Rallisi'nde bir Citroen Junior takımı görmicez.
2011 WRC'nin ilk yarışı olan Isveç Rallisi'nin 10-13 Şubat'ta olduğunu tekrar hatırlatalım. Yani tam 1 ay kalmış durumda.
21 Kasım 2010
WRC 2010 Geçti Buralardan
F1'deki acayip mücadeleye, sezon bitmiş ve vaktimiz varken, daha rahat rahat giricez. Ama önce WRC. Çok şey vaad eden, biraz hayal kırıklığı biraz sürprizle bezeli, bir dönemin bittiği bir sezon oldu. Mikko Hirvonen, 2009'da Loeb'ün dominasyonunu bitirmeye çok yaklaşmış ama 1 puan kısa kalmıştı. Sezon öncesi taktiği belliydi: "Attack, attack, full attack". Yani artık dikkatli değil, hızlı olucam. Ilk yarış Isveç'i de kazanınca herkes bir "yoksa" dedi açıkçası, Loeb bile. Şu an bakınca Fin pilot için o günler ne kadar uzakta. O galibiyetin ardından bütün sezon bir tek kere daha podyuma çıkabildi, o da Türkiye'de üçüncülükle. Loeb'ün dominasyonunu bırakın kırmayı, sezonu altıncı tamamladı.

Bir de mücadelenin öbür yanı var: Loeb. Japonya'daki 5.liği hariç her yarışı podyumda bitirdi, takvimdeki 13 yarışın 8ini ise kazandı. Yeni puan sisteminin de yardımıyla ikinciye sezon sonunda 100 puandan fazla fark attı. Kısacası baydı. Loeb, ralli parkurlarının gördüğü belki de en yetenekli pilot ama Schumacher ile aynı karşı-argümanlara maruz kalıyor (en azından bence). Aynen Alman pilot gibi, sporunun altın era'larında birinde yarışmadı, çok fazla rakibi olmadı. Petter Solberg ile yarıştı, bir kaybetti bir kazandı, Marcus Gronhölm ile kapıştı, sonra da Hirvonen ile. Ama her zaman sadece bir rakibi oldu. Aynen Schumacher'in rakiplerinin de tek tek geldiği gibi; Hill, Villenueve, Hakkinen, Barrichello (!?), Raikkonen ve Alonso. Onun ardından F1 kendine geldi, son dört sezondaki çekişmelerden bunu anlayabiliyoruz. WRC de yeni kurallar ve yeni takımlarla umarım bu heyecanı yakalayacaktır.
Bu senenin yıldızı hem benim için hem de muhtemelen çoğu insan için Sebastian Ogier oldu. Citroen Junior takımından patlayarak geldi, belki sadece iki yarış kazandı ama çoğu yarışı da tek bir hata yüzünden kaybetti. Loeb ile pist üstünde aşık atabilen bir tek o oldu. Ödülünü de toprak rallilerde fabrika takımına geçerek aldı. Dani Sordo eğer performansını yükseltmezse, ki pek yükseltebilecek gibi durmuyor, Citroen'in bütün yarışlardaki ikinci pilotu da olabilir yakın bir zamanda. O kritik hatalarını biraz daha az yaparsa Loeb'ü şu anda durdurabilecek tek pilot o olabilir. Ve bu hataları yapmamayı öğrenmek de o kadar zor değil...

... Sadece Latvala'ya bakın. WRC tarihinin en spektaküler kazalarını yapmaya and içmiş bir adamdı genç Fin. Yarışın son özel seyirci etabında kaza yapar ikinciliği verir, 20+ taklalar atar araba yokederdi. Ama öğrendi. Öğrendi ve seneyi ikinci kapadı. Hirvonen'in bu kadar rezalet geçirdiği yılda Ford'un sorumluluğunu üstüne aldı ve gerçekten çok iyi sürüşlerle iki yarış da kazandı. Ki bunlardan biri Hirvonen'in liderlikten kaza yaparak yarışdışı kaldığı, ev sahibi olduğu Finlandiya Rallisi'ydi (Hadi, tekrar Bingöller Rallisi diyelim buna). Son yarış Ingiltere Rallisi'nde de (hala RAC diyesim geliyor bu yarışa da) klasman ikinciliği için Ogier ve Solberg ile girdiği mücadeleden galip çıktı. Seneye şampiyonluğa oynayıp oynayamayacağı kendisinden çok Ford Fiesta'ya bağlı ama ondaki gelişimi görmemek ve takdir etmemek ayıp olur.

Ve sezonun Don Kişot'u... Rakipleri pist üstünde yarışıp virajlara konsantre olurken, yarışmayı sadece sponsor toplantıları arasında yapabilen, hatta sponsor eksikliği yüzünden son iki rallisini kendi finanse eden Petter Solberg. Kendi takımıyla bu sezon yarış kazanamadı belki ama aldığı 5 ikincilik, onun, altında doğru arabayla, eski günlerine dönebileceğinin en güzel işareti. Yaşadığı bütün zorluklara, altında olduğu bütün dertlere rağmen o efsane gülüşünü de hiç kaybetmedi. Bunların üstüne kariyeri boyunca beraber yarıştığı, kendisi kadar sempatik co-pilotu Phil Mills ile yollarını ayırmasını da eklemeyi unutmayalım. Seneye kendi takımıyla yarışmak istemediğini, başka bir takıma geçip yarışlara konsantre olmayı düşündüğünü açıkladı. Bu, hem kendisi için mantıklı, hem de Ford'un yapması gereken bir hamle bence. Hirvonen, aynen Massa gibi hızlı ama istikrarsız olduğunu, şampiyonluk için gereken o son adımı atamayacağını gösterdi. Latvala ise fazla genç, öğrenecek çok şeyi var. Solberg gibi tecrübeli bir pilot hem Fiesta'nın gelişiminde yardımcı olabilir, hem de Ford'un elinde hazır bir şampiyonluk adayı olur. Neden olmasın?

Iki pilot daha çokça dikkat çekti WRC sahnesinde: Ken Block ve Kimi Raikkonen. Amerikalı, gymkhana'daki başarısını etaplara taşıyamadı genel olarak, puan almak için son sıraları kovaladı. Bir çok pilottan daha yaşlı WRC sahnesine atılması ve her yarışa katılmaması da dezavantajlarıydı. Ama bu seride gittikçe düşen ilgiyi yükselttiği kesin. Her ne kadar sezonu iki puan ile kapamış olsa da spektaküler hareketleri ile ralliseverleri mutlu etmeyi başardı. Ayrıca hiç bir takım veya pilot onun kadar iyi PR yapamadı. Seneye umarım devam eder, ne de olsa bildiği ve sevdiği Fiesta'ya geçiliyor artık.
Raikkonen ise hızı ile şaşırttı aslında. Bambaşka bir disiplinden gelerek ve öğrenme senesinde güzel sonuçlar alarak 25 puan topladı. Tamam çok değil, ama az da değil. Eğer seneye WRC'de kalırsa (kalacak gibi duruyor ama henüz karar vermiş değil, bence sezon başlamadan önce de veremeyecek bu kararı, Guns'n'Roses'ın Chinese Democracy albümüne döndü) bu sene yaptığı yanlışların çoğunu yapmaz. Burada Kaj Lindström çok tecrübeli bir copilotun da etkisini de unutmamak lazım. Böylece de hangi takımla yarışırsa yarışsın, markalar şampiyonasında o takıma yardımcı olur. Kendi şampiyonluğu içinse daha var açıkçası. Ama söylemeden edemicem, ona, Ispanya'da daha yarış başlamadan yarışdışı kaldığı için kızgınım. Tam kendisine uygun yollarda koşulacak yarışta nasıl yapacağını çok merak ediyordum. Bir sene daha beklicez şimdi.
C4 ve Focus ise emekli oluyor artık, yerlerini küçük kardeşleri DS3 ve Fiesta'ya bırakıyorlar. Yepyeni bir era, herşey sil baştan. Bakalım bu değişimden kim avantajlı çıkacak. Citroen, senelerdir süren dominasyonunu devam ettirebilecek mi, yoksa Ford, son senelerde düşen performansını Fiesta ile yükseltebilecek mi? Peki MINI? 2011'nin bu seneden daha iyi olacağı şimdiden belli.
Not: Türkiye Rallisi'nden çektiğim çok özel fotoğraflar için sayfanın sağ tarafındaki galeriye tıklamanız, WRC eşrafı ile yaptığım exclusive röportajlar için de arşivden nisan kısmına gitmeniz gerekir, hatırlatayım.
23 Ağustos 2010
The Asphalt Kings
Haftasonu, WRC takviminin en dişli asfalt rallilerinden Almanya koşuldu ve sonuçlar, hiç şaşırtıcı değil. Loeb, yine bu yarışı kazandı ve aynı ralliyi 8 defa kazanan ilk pilot olma rekorunu kırdı. Daha önce bu rekor Finlandiya Rallisi'ni 7 kez kazanan Marcus Gronhölm'e aitti. Iki notu da ekleyelim: 1- Loeb, kariyerinde katıldığı bütün Almanya Rallilerini kazandı, 2- 2004 Ispanya Rallisi'nden beri hiç bir asfalt rallisini kaybetmedi Fransız. Twitter tabiriyle #bokuçıktı!Peki geri kalanlar ne yaptı? Aslında haftasonu boyunca ilgi çekici sürüşler de oldu. Bunların başında Dani Sordo geliyor. Bu sene formunun dibinde olan, fabrika takımındaki yerini toprak rallilerde Sebastian Ogier'e kaptıran ve bu yarış öncesi co-pilot değiştiren Sordo, asfalttaki başarısını ikinci olarak gösterdi. Her ne kadar Loeb'ün 50 saniye gerisinde kalsa da, Loeb insan olmadığı için sorun yok. Eminim, bu sene baya azalan özgüvenini yerine getirmiştir bu ikincilik.
Sordo, ikinciliği biraz da Petter Solberg'e borçlu. Kendisinden bütün haftasonu daha hızlı olan Solberg, cuma günü lastik problemlerinden 4 dakika kaybedince zaten baya geri kalmış oluyordu. Ama Norveçli, Loeb'den sonra en hızlı pilot oldu haftasonunun geri kalanında. Hatta kendisi de Phil Mills'den sonra yeni copilotuyla yarışırken Panzerplatte etabını kazanarak, ciddi bir başarı da elde etmiş oldu. Hatırlayacaksınız, 2004 Almanya Rallisinde, gözgözü görmeyen yağmur altında çok ciddi bir kaza yapmıştı Solberg bu etapta. Bir şekilde rövanşı da almış oldu. Ilk gün kaybettiği o kadar zamandan sonra 5.liğe yükselmesi, Solberg'in bu sene ne kadar kendine geldiğinin kanıtı adeta.

Ogier ise rallinin sessiz galiplerinden sayılır. Podyumun son basamağına çıkarken hiç bir etap kazanmadan, öndeki ikilinin 80 saniye gerisinde, arkadaki Latvala'nın 20 saniye önünde temiz bir iş çıkarıp asfalt tecrübesine yenilerini ekledi. Her ne kadar genç de desek, asfalt rallilere yeni alışıyor da desek Ogier, pilotlar şampiyonasında ikinci ve yerini korumak için elinden geleni yapacaktır.
Bir de yarışan diğer fabrika takımı var. Ford, gerçekten kabus gibi bir haftasonu geçirdi. Yine! Latvala, 4. olarak takıma puanlar getirirken Hirvonen cumartesi günü transmisyon problemi yaşarken pazar sabahı da vites kutusuna çarpıldı ve yarıştan çekildi. Favorisi olduğu bir önceki yarış Finlandiya'dan da yaşadığı kaza yüzünden DNF çeken Finli, pilotlar şampiyonasının 5.liği için Dani Sordo ile çekişiyor şu an. Tam bir utanç! Ford'ün spektaküler adamı Ken Block da aynı şekilde şanssızlıklarla yarışı bitiremedi. Aslında temkinli yaklaşımı ile amacı olan yarışı bitirmeye çok yaklaşan Amerikalı, son güne daha başlamadan servise dönmek zorunda kaldı. Reaksiyonu: It sucks!

Haftaiçi Formula 1'in dışında da hayat var deyip geri dönmeyeceğinin sinyallerini veren Raikkonen, kendisine daha tanıdık gelen asfalt etaplarda 7. olarak hızını yine ortaya koydu. 2011 değil ama 2012 için tehlike olabileceğini de herkese gösterdi. Bu arada rallinin son etabı olan seyirci özel etabını da kazandı. Finli, aldığı 6 puanla toplamını 21'e çıkarmış oldu böylece, önündeki hedefler 25 puanla Henning Solberg ve 26 puanla Villagra.
Citroen, Loeb'ün de desteği ile tam bir asfalt canavarı oldu zaten. Hızı, sürüş rahatlığı (pilotlarının yalancısıyım) ve dayanıklılığı ile Loeb olmasa bile muhtemelen asfalt rallileri kendi sürücülerine kazandıracak bir araç C4. 2010 Almanya Rallisinde 4 farklı Citroen pilotunun bütün etapları kazandığını, ilk yediye 5 araçla girdiklerini de not düşelim. Bundan sonra WRC, 10-12 Eylül arası Japonya semalarına gidiyor. Bu sene de şampiyonun kim olacağı belli oldu diyebiliriz, bakalım best of the rest kim olacak?
06 Ağustos 2010
Temmuz'a Bakış
Ben yokken olan olaylara kısaca bir bakalım, yorumunu yapalım, sonra teker teker postlar gireriz.- F1'de Ferrari'nin geri dönüşünü görmemek imkansız. Valencia ve Ingiltere'de yaşadıkları şanssızlıkları Almanya'da kırdılar ve duble ile geri döndüler. Son 4 yarışın karakterlerinin farklı olduğunu ve Ferrari'nin hepsinde hızlı olabildiğini görünce sezonun geri kalanında da iyi olurlar diyor insan. Yine de flexi-kanatların buradaki etkisini ve FIA'nın getirdiği yeni denetimlerle bu gelişimin baltalanıp baltalanmayacağını göreceğiz Spa'da.
- Takım emirleri konusu çok konuşuldu ve 8 Eylül'deki duruşmaya kadar da çok konuşulacak belli ki. Bu konuda iki ekstrem var: Biri Almanya GP'sindeki Alonso&Massa, diğeri Türkiye GP'sindeki Vettel&Webber. Bir taraftar olarak hangisini izlemek daha zevkliydi? Tabi ki Red Bull'un başına gelenleri. Kaldı ki Alonso, Massa'yı eninde sonunda geçecek kadar hızlıydı ve geçmesi gerekiyordu. Pilotlar oraya yarışmak için geliyorlar ve günün sonunda her zaman en hızlı pilot kazanmıyor (bknz Alonso'nun Vettel'e yaptığı savunma hemen bir sonraki yarışta). O yüzden takım emirleri, yarış zevkini azaltıyor ve nihai hedef buysa kaldırması daha mantıklı. Yine de takımlar bir şekilde bunu yapacaklardır.
- Rob Smedley'nin Massa'ya yol vermesini üstü kapalı iletmesinden sonra özür dilemesi, iç burkucuydu.
- Ilk 5 pilotun 20 puan içinde sıralanması, inanılmaz bir sezon finaline doğru gittiğimizin habercisidir. Son saniyede kazanılan iki şampiyonluk gördük yakın tarihte, daha ne kadar iyi olabilir ki diyorduk. Bu sefer çok daha iyi olabilir, Abu Dhabi bütün beklentilerin üstüne çıkabilir. Buna benzer bir şey en son 2003 Ingiltere GP'sinde yaşanmıştı. Richard Burns, Carlos Sainz, Sebastian Loeb ve Petter Solberg, sezonun son yarışına şampiyonluk şansı ile girmişlerdi. Burns, yarıştan önce bayılınca yarıştan çekilmek zorunda kalmıştı, daha sonraki tetkiklerde kanser olduğu ortaya çıkmış ve 2005'te de hayatını kaybetmişti. Hakkında apayrı bir post da yazmak lazım. Konuyu dağıtmadan, bu tip bir sezon finali bizi bekliyor olabilir F1'de de.
- Bu arada Schumacher'in Barrichello'yu sıkıştırması var. Schumacher yıllarca üstüste şampiyonluklar yaşarken yolundan devamlı çekilen, yardım eden Barrichello'yu duvara kadar sıkıştırması. Jacques Villenueve'e çarparken bile Schumi'nin karizması bu kadar çizilmemişti benim gözümde. Üzüldüm.

- Kore GP'sinin yapılıp yapılmayacağı baya tartışılmaya başlandı bugünlerde. Pistin inşaatının planlandığı şekilde gitmesi OK ama Kuzey-Güney Kore gerilimlerinin gölgesinde. Açıkçası Kuzey'in Güney'e savaş açacak kadar gücü olduğunu düşünmediğimden bu yarışın da yapılacağına inanıyorum.
- Austin'deki yarış ile ilgili de detaylar geliyor ama hala çok net değil. 2012'deki yarışın bizim yarışın yerine gelebileceği de bir ihtimal. Eğer Alman dergilerinin sızdırdığı gibi bir 2011 takvimi varsa, Kanada'dan hemen sonra Türkiye GP'si olacak gelecek sene. Bir sonraki sene bizim için kritik olan bir sene ve Austin'deki pist inşa olursa Türkiye GP, Kanada'dan sonraki yerini Austin'e kaptırabilir maalesef. Umarız olmaz!
- Doğruya doğru, pasif olduğum günlerde en heyecanlandığım haber MINI'nin ralliye geri döneceği haberi oldu, hem de Prodrive ile birlikte. Subaru, WRC'den çekildiğinden beri Prodrive boynu bükük duruyordu, F1'e de girememişlerdi. David Richards her zaman heyecan verici bir karakter oldu benim için ve Prodrive'ın sonunda ralliye, hem de MINI gibi bir ikon ile girmesi şimdiden tüylerimi diken diken ediyor. Homologe edecekleri araç MINI Countryman bu arada. Bunun hakkında daha uzun bir post geliyor.
- Geçen sene neredeyse batan, yokoldu denilen Saab da, Spyker tarafından satın alındıktan sonra, MINI'nin ardından WRC'ye girmek istediğini belirtti. Bu haberlerden sonra insan soruyor: Bakalım Wolksvagen'i F1 mi yoksa WRC mi kapacak?

- Finlandiya Rallisi, Ford'un en büyük kalesi ve şampiyonada bir şey yapmak istiyorsa oynaması gereken son kozdu. Hirvonen, bir düzine takla atana kadar gayet iyi de gidiyorlardı ama artık bence Hirvonen'in şampiyonluk şansı tamamen bitti. Ford'un bayrağını ise ikinci pilotları Latvala taşıyor, o da bakalım nereye kadar?
- Ford'un Sebastian Ogier için yaptığı teklifi de genç Fransız reddetmiş gözüküyor. Fransız ekolünün şu anda Fin ekolünü geçtiğini görebiliriz en azından rallide. Seneye nolacağı ise bir soru işareti.
- Genç kategorilere dönersek Ferrari'nin genç umudu, Nicholas Todt'un menajerliğini yaptığı Jules Bianchi, Macaristan'da ciddi bir kaza ile ağır yaralandı. Ferrari'den yapılan açıklama uzun süre yarışamayacağı, bazı kaynaklar ise yarış hayatının bittiğini söylüyor. Ilk defa genç pilot programı yapan Ferrari için büyük şanssızlık, genç Jules için ise tam bir yıkım heralde. Gelecekte Ferrari koltuğu garantideyken böyle bir darbe yemek, düşman başına bile fazla. Bir not olarak, Jules Bianchi'ye çarpan pilot, eskiden Superleague Formula'da Galatasaray adına yarışan Çinli Ho-Pin Tung.
gp2 gp d'hongrie big big big crash
Yükleyen crash71100. - En heyecanlı yarış ve çarpışma videoları.
Labels:
Austin,
Citroen,
Felipe Massa,
Fernando Alonso,
Ferrari,
Ford,
Formula 1,
Jari Matti Latvala,
Jules Bianchi,
Kore,
MINI,
Michael Schumacher,
Rubens Barrichello,
Saab,
WRC
30 Mayıs 2010
Sonunda Ogier!!

Türkiye GP'si telaşında WRC Portekiz Rallisi'ni de atlamayalım. Yeni Zelanda'dan sonra tekrar Avrupa'ya dönen WRC'de, sonunda Ogier, kariyerinin ilk galibiyetini almayı başardı.
Bir şekilde Yeni Zelanda'nın finişi ile Portekiz Rallisi'ni birleştirmek lazım belki de. Türkiye Rallisi'nde de çok iyi giden ama yaptığı bir tek ufak hata ile galibiyeti kaçıran Ogier, bir sonraki yarış Yeni Zelanda'da da son 3 virajda spin atıp galibiyeti 2 saniye ile Latvala'ya kaptırmıştı. Portekiz'de ise aynı hatalardan yapmadı ve arkasından full atak gelen Loeb'e karşı kariyerinin ilk galibiyetini aldı. Gerçekten onun adına çok mutluyum, bir süredir hakkediyordu bunu.
Yeni Zelanda'nın diğer kahramanı Latvala ise, bütün şansını orada bırakmışa benziyor. Portekiz Rallisi'nin ikinci gününde hızlı bir spin ile başlayan kaos, ters bir şekilde ağaca çarpmasıyla bitti ve SupeRally kuralları ile bile geri dönemedi yarışa (videosu burada). Böylece Ford, zaten yavaş olduğu Portekiz'den sadece Hirvonen ile puan alabildi. Bu arada Latvala'nın Portekiz 2009'da da 20 takla atıp aracını parçaladığını hatırlatalım. Gerçekten uğursuz geliyor burası genç Fin'e.
Ogier'in galibiyeti, aslında Citroen tour-de-force'unun ilk adımı. Ilk 4 sırayı kapan Citroen şöyle sıralandılar: Ogier-Loeb-Sordo-Solberg. Yani, neredeyse diyelim en azından. Çünkü kendi takımı ile harikalar yaratmaya devam eden sempatik Solberg, Algarve Stadı'ndaki son özel seyirci etabında yandaki bariyerlerle haşır neşir olarak 4.lüğü son anda Hirvonen'e kaptırmış oldu.

Yine de bu son dakika hediyesi Portekiz'i hatırlanacak bir haftasonuna çevirmeye yetmedi Ford takımı adına. Latvala'nın yaptıklarına değindik. Eminim Malcolm Wilson, onunla güzel bir konuşma yapacaktır. Hirvonen de hiç bir zaman ciddi bir tehdit oluşturamadı Citroen'lere karşı ve hayal kırıklığı yaratmaya devam etti. Şu an Ford kampında "bu sene de gitti" konuşmaları açık açık yapılıyordur heralde. Belki de gerçekten bir dahaki senenin S2000 kurallarına konsantre olmaları, orta vadede onları Citroen'e daha yaklaştırabilir.
Haftaiçi Citroen'den, 2011'de 3 araçla yarışmak için izin isteyecekleri haberleri geldi. Loeb ve Sordo'nun yanına, bu seneki mükemmel performansı ile Ogier'i eklemek istiyorlardı. Sordo'nun yükselmeyen performansı ve Ogier'in artık yarış galibiyeti alacak kıvama gelmesiyle Loeb-Ogier ikilemesi, Citroen fabrika takımı için daha mantıklı görünüyor. Hatta eğer Raikkonen Formula 1'e dönerse, Sordo ve Solberg kurgulu bir Citroen Junior takımı, yine gayet güzel işler yapabilir. Yine de Sordo'nun hala şansı var. Genelde asfalt rallilerinde çok iyi giden Sordo, burada takıma ciddi katkı yaparsa, toprak zeminde yapamadıklarını bir nebze unutturabilir. Ama eğer asfaltta da işler yolunda gitmezse...
Pilotlar klasmanında Loeb'ün arkasına, iki Ford pilotunu birden geçen Ogier yerleşti. Portekiz'e klasmanda ikinci sırada başlayan Latvala ise, Hirvonen'in de gerisine düştü. Bundan sonra WRC'deki sorular "Ogier'in bu formu nereye kadar devam edecek", "Ogier, Sordo'nun yerine geçer mi" ve "Nolacak bu Ford'un hali" olur. 6 haftalık aradan sonra Bulgaristan Rallisi ile devam edecek WRC'den şimdilik bu kadar.
12 Mayıs 2010
Yeni Zelanda Rallisi ve Sonrası

Anneler günü, Barcelona GP'si derken aslında çok da güzel geçen bir Yeni Zelanda Rallisi'ni atlamış oluyorduk neredeyse. Loeb'ün klasman liderliği yüzünden ikinci başladığı yarışta, kendisinin de itiraf ettiği gibi kazanması çok zordu. Çünkü yolları süpürdüğü ilk gün kuru, diğer iki gün yağışlı ve tozsuz olacağından dolayı, ilk gün kaybettiği zamanı diğer günlerde toplaması son derece zor olacaktı. Cuma günü, bir köprü üstünden geçerken yaptığı kaza ile de az olan şansını sıfırladı. Elde ettiği üçüncülük ise inanılmaz bir cumartesi gününün hakedilmiş bir ödülü.
Ama şahsen ben Hirvonen'in bu sebeple daha bir asılacağını, kazanmaya yakın olacağını düşünüyordum. Tam tersine, WRC'nin iki genç yıldızı Yeni Zelanda'da sahneye çıktı: Citroen Junior Team pilotu Ogier ile Ford'un ikinci pilotu Latvala. Ogier, ilk WRC galibiyetini almaya 3 viraj uzaktayken attığı spin ile Latvala'ya kariyerindeki 3. galibiyeti getirmiş oldu. Fransız eminim kafasını duvarlara vuruyordur ama içinde bulunduğu gelişim süreci, seneye onu Citroen fabrika takımına götürecek gibi gözüküyor. Hatta bu, açık açık konuşuluyor da. Sezonun şu ana kadarki kısmında Citroen'in ikinci pilotu Sordo'yu rahatlıkla geçti zaten.
Latvala ise fabrika takımında olarak kendini zaten kanıtlamıştı. Pit Girişi Özel Latvala röportajında da takım liderliği konusunu kendisiyle konuşmuştuk. Yeni Zelanda'da ise bu adımda ciddi adımlar atmış gözüktü. Zira önemli olan buradaki galibiyet değil, o galibiyeti nasıl elde ettiğiydi. Daha önce saatli bomba gibi süren, çok hızlı ama bol kazalı performanslar sergileyen genç Fin, dersini iyi çalışmışa benziyor çünkü bu sefer, hiç bir etap galibiyeti olmadan, hızın aksine istikrarlı ve sabırlı bir şekilde sürerek, baskı yiyerek değil baskı kurarak yarışı kazandı ve belki de Malcolm Wilson'ın görmek istediği buydu. Kendisindeki yetenek çok fazla, ama kontrolsüz güç güç değildir!
Peki Hirvonen? Sene başında çok iddialıydı. Gazı kökleyeceğini, Loeb'ü bu sene geçeceğini, cesur olacağını söylüyordu. Ama şu anda hem Loeb'ün hem de takım arkadaşı Latvala'nın arkasında kaldı. Isveç Rallisi'ni kazandıktan sonra hiç bir rallide ciddi bir tehlike olamadı. Koltuğu ne bu sene, ne de 2011 için tehlike gibi gözüküyor ama ciddi bir form düşüklüğü yaşadığı açık. Eğer çok yakın zamanda toplanıp Latvala ile beraber Loeb'e karşı dominasyon kurmazlarsa, Fransız efsane bu sene çok daha rahat şampiyon olabilir. Sezonun asfalt rallilerinin daha başlamadığını da hatırlatmak gerek bu noktada.
Bir yandan da Yeni Zelanda'da 75. galibiyetini alan Ford, Lancia'nın 74 yarışlık rekorunu kırarak ralli tarihinin en çok yarış kazanan takımı oldu. Ford'u tebrik eder, Lancia'yı buradan hasretle anarız.
Kısacası Loeb ve Hirvonen çekişmesinin ardından ciddi bir ikili daha geliyor. Kendi takımıyle eski günlerine dönen Petter Solberg'i de katarsak yakında yarışlarda beşli çekişmeler bizi bekliyor olacak heralde.

07 Mayıs 2010
Devam, Nolursa Olsun!
2003 yazında TOSFED'de çalışırken, herkes ralli anıları paylaşır, eski günler yad edilir keyiflenirdi. Aklımda kalanlardan biri Ari Vatanen'in, yoldan birinin arka diferansiyelini alıp yarışa devam etmesi ve kazanması olmuştu. Bugün gelen haberler onu aratmayacak şekilde. Yeni Zelanda Rallisi'ne oldukça iyi başlayan Matthew Wilson, durup dururken solundaki camının kırılması ile ciddi bir sıkıntı yaşamaya başlamış. Hem kırılan cam parçaları hem de arabanın içine hiç durmadan dolan tozlar, servis noktasına kadar olan 1.5 etapta kendisini yavaşlatmış. Bu servis alanı da, ana değil de uzak servis alanı olduğu için takımın elinde cam yokmuş. Onlar da etraftan geçen bir Focus sürücüsünü ikna edip arabasının camını almışlar. Her ne kadar 4 kapılı Focus'tan çıktığı için tam oturmasa da Wilson, halinden memnunmuş.
1976'da Vatanen'e arka camını veren vatandaşa Ford, yeni bir araç hediye etmişti. Bakalım bu sefer Ford ne yapacak?
13 Nisan 2010
Türkiye Rallisi Zamanı Artık!

Sonunda geldi çattı WRC'nin Türkiye ayağı. Şu ana kadar Antalya'da koşulan Rally of Turkey, bu sene ilk defa Istanbul'a alındı. Bu da demek oluyor ki Sultanahmet'te ceremonial start, Kadıköy Meydanı'nda Seyirci Özel Etabı var. Baya enteresan geliyor kulağa ve muhtemelen gidip gördüğümüzde de aynı şekilde garip gelecek. Ama bir yandan da insanın içini mutluluk kaplıyor.
Ilk önce 2010 sezonunun genel gidişatına bakalım, Rally of Turkey öncesi. Şu ana kadar 3 ralli koşuldu: Isveç, Meksika ve Ürdün. Geçen sene Loeb'ün 6. şampiyonluğundan sonra Ford pilotu Hirvonen, bu sene her yarışa galibiyet parolasıyla çıkacağını açıklamış ve Isveç'teki galibiyetiyle şaka yapmadığını da herkese göstermişti. Hatta o haftasonu Finli'nin performansı o kadar iyiydi ki Loeb bile ikinci günün sonunda onu yakalayamayacağını itiraf etmişti. Ama etaplar, kardan toprağa geçince Hirvonen bu avantajını devam ettiremedi. Meksika Rallisi'nde tam bir Citroen dominasyonu vardı. Loeb'ün ilk sırayı almasının dışında Petter Solberg, kendi takımı adına ikinci, Sebastian Ogier de Citroen Junior takımı adına üçüncü olmuş ve podyumu Citroen'ler kaplamıştı. Ürdün Rallisi'nin baş kahramanı ise taktikler olmuştu. Toz toprağın bol olduğu rallide önde gitme dezavantajını kimse istemediğinden takımlar, favori pilotlarını olabildiğince arka atmaya çalışmış ama kaybeden sporun kendisi olmuştu. Hakkında yazmıştık da, buradan alalım sizi onun için.
3 yarış sonunda Loeb 68 puanla, Ford pilotları Latvala (43) ve Hirvonen'in (37) önünde. Onların arkasında sevimli Norveçli Solberg, Citroen Junior takımının yıldızı Ogier var. Citroen ana takımının ikinci pilotu Dani Sordo ise klasmanda 6. Kimi Raikkonen de Ürdün'de ilk defa finişe ulaştı ve 4 puan almayı başardı. Markalarda ise Citroen 101 puanla Ford'un 14 puan önünde. Arkalarındaki Citroen Junior ile Stobart Ford'u ise 4 puan ayırıyor.

Biraz da Türkiye Rallisi'nin tarihine bakalım. 2003'te WRC takvimine dahil edilen ulusal rallimizin ilk galibi, veteran Carlos Sainz olmuştu. O yıl şubatta koşulan ve karlı tepelerden geçen ralli, Ispanyol efsanenin sene içindeki tek galibiyeti olmuştu. 2004 ve 2005'te ralli, haziran sonuna kayarken, bu yarışları da Sebastian Loeb kazanmıştı. 2006'da ise Marcus Gronhölm, 3 yıllık Citroen Xsara dominasyonunu Ford Focus'u ile kırıp yarışı kazanmıştı. Takvimin rotasyona girmesi ile 2007'de ülkemizde yarış düzenlenmemişti, 2008'i ise yine Ford, bu sefer genç pilotları Mikko Hirvonen ile kazanmıştı. 2009'da da rotasyondan dolayı takvime giremeyen Türkiye Rallisi, 2010'dan sonra, Istanbul'un Kültür Başkenti olması dolayısıyla 2011'de yeniden takvimde olacak.
Son olarak da bilet edinmek için Biletix sayfasına linkleyelim sizleri, biletlerini kapıp bu haftasonu, güzel havalar altında dünyanın en iyi pilotlarını izlemekten geri kalmayın.
02 Nisan 2010
Ürdün Rallisi'ne Bakış

Aslında FIA, iki amiral gemisi serisini özellikle aynı haftasonlarına koymamak için çabalıyor ama gittikçe genişleyen takvimler yüzünden bazen şu anki gibi çakışmalar olabiliyor. Bu haftasonu, hem Malezya GP'si hem de Ürdün Rallisi koşuluyor. Malezya GP'sinin antreman turları yapılıyor ve henüz asıl aksiyon başlamamışken, biz Ürdün'e çevirelim gözlerimizi.
Ürdün'e gelirken Citroen, Meksika'daki 1-2-3'lerinden dolayı özgüven dolu idi. Ford ise Isveç Rallisi'nden sonraki formunu Meksika'da bulamamış ve Ürdün'ü hevesle bekliyordu. Ilk gün (dün), Loeb ve Hirvonen, ilk başlayan ekipler oldukları için sahneye ikinci pilotlar çıkmıştı. Jari Matti Latvala, Solberg ve Sordo'nun 3-5 saniye önünde ciddi bir savaş veriyordu. Hirvonen ve Loeb ise onların arkasında, günü minimum hasar ile kapatmaya çalışıyorlardı. Bu sırada Solberg ve Latvala'ya, etaba geç geldiklerinden dolayı ceza verilmesi gündeme geldi fakat pilotlar, yol bölümleri için kendilerine yeteri kadar zaman verilmediğini ve ellerinde bir şey olmadığını savunuyorlardı. Bunu dikkate alan yarış direktörleri, ceza vermemeye karar verdiler.
Gün sonunda yine taktikler ortaya çıktı doğal olarak. Meksika Rallisi'nin ilk gününü lider bitirip, ikinci günkü yollarda süpürücü görevini yapan Solberg, bu kez ders alıp yavaşladı ve günü 4. bitirdi. Sordo da takım emirlerine uyarak yavaşladı ve 6.lığa kadar indi. Latvala ise rakipleri yavaşlarken son gaz gitmeye ve ikinci gün için zaman farkını maksimuma çıkarmaya oynadı. Böylece ilk gün sonunda, ikinci Ogier ile arasında 30 saniye fark vardı. Burada Latvala ile ilgili şunu unutmamak lazım: Ilk gün de zaten yolda 3. sıradaydı. Yani elde ettiği liderliği, nispeten az bir avantaj ile yakalamıştı.
Lider pilotlar Hirvonen ve Loeb ise yavaşlayarak daha da vakit kaybetmek yerine arayı kapatmaya çalıştılar. Hirvonen 5., Loeb ise 3. bitirdi günü.

Fakat asıl bomba ikinci günün ilk etabında yaşandı. Yol pozisyonunun avantajını görmek ve liderlerle arayı hızla kapamak için atak pozisyonunda olan Hirvonen, ilk etapta taşa çarpıp süspansiyonunu kırdı ve yarışdışı kaldı. Yarın her ne kadar Superally kurallarıyla tekrar yarışacak olsa da, ciddi bir dezavantaja sahip. Görünüşe göre sezon başında aldığı "all-attack" kararı, Isveç Rallisi'nde birincilik getirse de şu anda sıkıntı yaşatıyor Finli'ye. Günün ikinci etabını ise sürpriz bir şekilde Nasser Al-Attiyah kazandı. Hem de etap ikinicisi Solberg'e bir dakika fark atarak. Solberg ise, an itibariyle Loeb ve Ogier'i geçerek 2.liğe oturdu. Latvala'nın ise 21 saniye gerisinde hala.
Rallinin bundan sonraki heyecanı, 2-3-4. sıradaki Citroen pilotlarının hem kendi aralarındaki mücadele hem de Latvala ile aralarını ne hızla kapayacakları olacak. Eğer bugün içinde genç Ford pilotunu yakalayamazlarsa, yarını daha konservatif ve finişe ulaşmak için kullanabilirler. Rallinin kaderinde, bugün iki kere koşulacak 25 km'lik Ürdün Nehri etabının fazlasıyla etkisi olacaktır.
Gelişmeler oldukça sizinle paylaşmaya devam edeceğiz.
14 Şubat 2010
Isveç Rallisi'nde Sona Gelirken

Sezonun ilk yarışında, 21 etabın 20'si tamamlanmışken sıralama neredeyse belli oldu. Ilk günün lideri Hirvonen, ikinci ve üçüncü günde de liderliğini kaybetmedi ve sonunda Sebastian Loeb'ü de yıldırdı. Tek etap kaldı ve arada 36 saniye var.
Uzun zamandır Loeb'ü böyle görmemiştim. 3. günün ortasında, Hirvonen'in kendisi için fazla hızlı olduğunu, hata yapacak kadar kendisini zorlasa bile Hirvonen'in hızına yetişemediğini itiraf etmiş ve artık tek hedefinin yarışı ikinci sırada bitirmek olduğunu belirtmişti. Insan sormadan edemiyor, acaba Loeb motivasyonunu mu kaybediyor? Ya da Hirvonen'in bu seneki daha saldırgan tavrına bekle-gör mü yapıyor?

Tamamen psikolojik bir savaş alanına çekiliyor Citroen-Ford kapışması. Şu an için de Ford sanki bir adım önde. Ihtiyaçları da vardı kesinlikle, geçen seneki basit hatalarından sonra. Onların işine yarayan şeylerden biri de, takvimin Isveç'te başlıyor olması. Daha önce Monte Carlo Rallisi, Loeb'ün herkesten çok üstün olduğu ve yıla 1-0 önde başladığı bir yerdi. Isveç ise Loeb'ün sevmediği ve bunu açık açık söylediği bir ralli. Bakalım Hirvonen, yelkenlerini dolduran bu rüzgar ile Loeb'ü durdurabilecek mi bu sene?
Ikinci pilotlar kapışmasında da Ford, Citroen'e üstünlük sağladı. Jari Matti Latvala, ilk gün gerisinde kaldığı Dani Sordo'yu, Ispanyol pilotun ikinci günkü ısı kalkanı sorunları sayesinde geçti ve bu sefer yerini korumayı başardı. Eğer son etapta da bir saçmalık yapmazsa, aradaki 1 dakikalık fark ona rahatça yeter. Ford da, Meksika'ya Citroen'in önünde ve kendine güveni tam gider.
Fabrika takımlarının hemen arkasında Citroen'in Fransız genci Ogier var. O da aslında yabancısı olduğu karlı etaplara çabuk alıştı ve seneye 5.lik ile başladı. Arkasında Solberg kardeşlerden büyüğü Henning, Malcolm Wilson'ın oğlu Matthew, Norveç altyapısından çıkma Mads Östberg, Solberg'lerin küçüğü Petter ve Per Gunnar Anderson, ilk 10'u tamamlıyor.
Her ne kadar emekliliğinden dönüp ralliyi kazanmasının bizim hayallerimizde kalacağı belli olsa da Marcus Gronhölm'ü 24. olarak görmek üzüyor. Ikinci gün yaşadığı sorunlardan belini doğrultamasa da en azından ilk 25'e geri döndü. Yine ikinci gün sorun yaşayan ve zirveden uzak kalan Kimi Raikkonen ise hala öğrenme aşamasında. Yine de kar yataklarında sıkışmadığı zamanlarda ne kadar hızlı olabileceğini gösterdi.
Artık 21. etap Varmullsasen kaldı bir tek, bu arada tek hata yapabilecek kişi Latvala gibi. Özel seyirci etaplarında bile yarışdışı kalma potansiyeli olan genç Fin de bir sorun yaşamazsa yarış büyük ihtimalle böyle biter. Ve Hirvonen, değişen puan sisteminin ilk 25 puanını aldı sayılır. Mart başında da Meksika'ya lider gider.
09 Şubat 2010
WRC 2010 Sezonu Başlıyor!

Formula 1 testleri ve araç tanıtımları, haberlerde daha çok yer alsa da bu haftasonu WRC sezonu başlıyor asıl. Son yıllarda kalitesinde düşüş yaşansa da, Jean Todt'un da yardımıyla, hakkettiği yere geleceğine inandığım bu mükemmel spor olayı, 2010 başlangıcını Isveç'te yapacak. Karlstad'ın kuzeyindeki parkurlar şimdiden karlarla dolu. Yarışacak isimler ise son derece heyecan verici.

En başta son yılların ezeli rakipleri Loeb ve Hirvonen var. Ford pilotu Hirvonen, bu sene temkinli ve garantici yarışmayı bırakıp daha atak olmak istediğini her yerde belirtiyor. Hırs yapması tabi ki sevindirici, çünkü Loeb, her ne kadar geçen sene 1 puan ile şampiyon olsa da, aslında potansiyelini tam anlamıyla kullanmamıştı. Kimse onu sonuna kadar zorlayamıyor maalesef, buna Hirvonen ve Citroen'den takım arkadaşı Sordo da dahil. Yalnız Hirvonen, gereken o ekstra hıza ulaşmaya çalışırken yolda kalmaya da dikkat etmeli. Motorsporları tarihi, birincilikler kazanıp şampiyon olamamış bir çok pilot ile dolu.
Bir yandan da Jari Matti-Latvala ile Dani Sordo rekabeti var. Ford ve Citroen'in ikinci pilotları, genelde birbirini yakın takip eden takım liderlerinin şampiyon olmasında her zaman çok önemli rol oynadı. Iki takımdan birinin yapacağı bir duble, diğer takımın şampiyon adayı pilot için önemli bir sıkıntı oldu. Geçen sene JML, son derece basit hatalar yapmış, hem Hirvonen'in şampiyonluk şansını azaltmış hem de Ford'a Markalar Şampiyonası'nda çok önemli puanlar kaybettirmişti. Hele de Polonya'da son özel seyirci etabında kaza yapıp ikinciliği kaybetmesi ve Portekiz'de attığı 17 takla hala akıllarda ilk günkü kadar taze.

Bir yandan da F1'den bu sene WRC'ye geçiş yapan Kimi Raikkonen var. Çok ciddi bir medya çekimi yaratıyor, uzun süredir WRC bu tip şeylere hasret kalmıştı açıkçası. Şampiyonluk beklenmiyor bu sene ama eğer F1'e dönmeyip parkurlarda devam ederse ileride ciddi başarılar yakalayabilir. Yanında da yılların eskitemediği, Makkinen'in co-pilotu Kaj Lindström var, daha önce katıldığı yarışlardaki gibi. Ayrıca Grönholm de Isveç Rallisi'ne katılmaya karar verdi ve bizleri sevindirdi. Amerikalı Ken Block, kendi Monster Rallye Takımı ile internetteki videolarda gösterdiği kabiliyetleri parkurlara taşımaya çalışacak (Isveç'te yok ama kendisi, ufak bir not olarak). Ayrıca bir güzel gelişme de Petter Solberg'in yıllar sonra ilk defa doğru düzgün bir araç ile (Citroen C4) yarışacağı. Güleryüzlü Norveçli'nin tekrardan yüzünün gülmesini isterim açıkçası.
Bir yandan da kural değişiklikleri var tabi ki. Kafaları karıştıran Superally sistemi gitti, onun yerine günün tamamını bitirenlere ekstra puan veriliyor. Bütün günü kapsamadığı sürece gece etaplarına izin çıktı. Eskisi gibi her ralli 3 gün sürmek zorunda değil, 2 veya 4 gün de sürebilir. Ama tabi ki seneye başlayacak S2000 kurallarının yanında bunlar son derece sıradan (S2000 değişimine daha sonra değiniriz).
Şimdiden Isveç Rallisi'nn heyecanı bünyeyi sardı, haftasonu olan biteni, görsel materyalleri yine sofraya sunar, üstünde konuşur, sevinir üzülürüz hep beraber. Viva la 2010!

Labels:
Citroen,
Ford,
Ken Block,
Kimi Raikkonen,
Marcus Grönholm,
Mikko Hirvonen,
Petter Solberg,
Sebastian Loeb,
WRC
23 Ocak 2010
Monte Carlo'yu Hirvonen Kazandı
Canlı canlı ralli izledik sonunda, WRC olmasa da IRC'yi. Monte Carlo, IRC takviminin ilk yarışıydı ve M-Sport, yeni Ford Fiesta S2000'i bu zorlu parkurda denemeye karar vermişti. Aldıkları riske değdi ve Hirvonen, rahat bir birincilik ile Isveç Rallisi'nden önce kendisine ve takımına özgüven aşıladı. 12-14 Şubat'ta karlar altında bu kadar rahat olmayacağı kesin ama artık Loeb'ün hegemonyasını kırma vakti geldi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



