Felipe Massa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Felipe Massa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

07 Ekim 2010

Peter Sauber Akademisi

Önce bir not: Bir aydır hasta olmadan, askerlik işleri ile ilgili GATA'da yattığım ve internet başına geçemediğim için hiç bir şey yazamadım, özür diliyorum. Yakında o hikayenin tamamını kişisel blogum Random Defunct'ta yazacağım, oradan takip edebilirsiniz. Yarışma konusunda da, post yazmadığım için herkes tahminde bulunamadı. Tahminde bulunmayan yarışmacılara o hafta alınan en az puanı otomatik olarak vermeyi düşündüm. Yine de bir yorumunuz/fikriniz varsa söyleyin.

Gelelim Formula 1'e. Bugünlerde adı medyadan düşmeyen takımların başında Sauber geliyor. Ilk önce de la Rosa'yı sallaması, sonra da çiçeği burnunda Pirelli test pilotu Heidfeld'i aralarına katmaları ile sıkça adından söz ettirdi. Ve şimdi de seneye Kobayashi'nin yanında GP2'de an itibariyle 2. olan Sergio Perez'i yarıştıracağını açıkladı. Ayrıca GP3 şampiyonu Esteban Gutierrez'i de yedek pilot olarak kadroya kattılar. Bu iki Meksikalı'nın gelişinde yetenek tabi ki önemli ama Meksika'nın telekomünikasyon devi Telmex'in sponsorluğunun da bembeyaz Sauber'lere ilaç gibi geldiği kesin.

Perez'in F1'e ilk adımını Peter Sauber'in kanatlarının altında atıyor olması, Isviçreli'nin ne kadar büyük bir yetenek avcısı ve rookie-sever olduğunu bizlere bir kere daha hatırlattı. Biz de Formula 1'in önemli altyapılarından biri olan Peter Sauber Akademisi'nden çıkan pilotlara bir göz atalım dedik.

1970'lerden beri motorsporları ile iç içe olan Peter, 1993 sezonu için Mercedes'in desteğini alarak F1 takımını kurdu. 1994'te de ilk çaylağını seçti: Heinz Harald-Frentzen. Frentzen, Sauber'in en güvendiği isimlerden biri olarak, 2003'te bile gelip takımla yarışmaya devam edecek önündeki 10 yıl boyunca. Ama çaylak sezonu hem onun hem de takım için fazlasıyla zorlu oldu. Wendlinger'in o uğursuz 94 San Marino GP'sindeki kazasıyla Frentzen, takımdaki tek istikrarlı pilot oldu ve sezon boyunca 7 puan alabildi. Iki sezon daha Isviçreli takım adına yarışan Frentzen, 1997'de Williams'a gidecek ve ilk yarış galibiyetini de orada ulaşacak.

Ilk çaylak deneyimi başarılı geçen Peter Sauber, 1995'te Williams'a kontratlı Fransız Jean-Christophe Boullion'u takıma kattı. Ama Fransız, Frentzen'in hızına kesinlikle yetişemedi ve daha sezon dolmadan, yerine geçtiği Wendlinger'e koltuğunu geri kaptırdı.

Sütten ağzı yanan Peter Sauber, 2001'e kadar kısa bir mecburiyet periyodu hariç hiç çaylak pilot yarıştırmadı. 1997'de Johnny Herbert'a takım arkadaşlığı yapan Larini'nin sakatlanışı, Italyan Gianni Morbidelli'nin onun yerine geçmesini, Morbidelli'nin de sakatlanması 3 yarışlığına Norberto Fontana'nın onun yerine geçmesini sağlamıştı. Yedeğin yedeği çaylak Fontana da ilk fırsatta takımdan sepetlenmişti zaten.

Peter Sauber akademisinin gerçek çıkışı da 2000'li yıllarda oldu. 2001 sezonunda Sauber, öyle bir kumar oynamaya niyetlendi ki bütün Formula 1 camiası ayağa kalktı. Yarıştığı en ciddi kategori Formula Renault olan ve Sauber adına bir tek F1 testi yapmış genç bir Fin pilotu 2001 sezonunun tamamında yarıştıracağını açıklaması, Max Mosley ve çoğu pilot tarafından son derece tehlikeli bulunmuş ve FIA'nın süperlisans çıkarmaması için baskı yapılmıştı. Sauber'in rica minnet, bir kaç yarışlık süper lisans çıkarttırıp yarıştırdığı genç Kimi Raikkonen'den başkası değildi. Zaten böyle bir yeteneği Sauber, sadece bir sene elinde tutabilmiş, ertesi sene Mclaren'e kaptırmıştı. Geri kalan hikayeyi anlatarak vakit kaybetmiyorum.

Çaylak balı tekrardan ağzına çalınan Peter, ertesi sene için (2002) Brezilya'dan tıfıl bir genci daha çekip çıkarmıştı. Ve yine normal F1 öncesi adım olan Formula 3'ten değil, Euro Formula 3000'den. Felipe Massa, gösterdiği hızlı gelişimi Formula 1'e gelince devam ettiremedi ve ertesi sene Heidfeld'in yanındaki koltuğunu Frentzen'e kaptırdı. Tipik Massa; bir gün iyi, bir gün kötü. Bir adım ileri, bir adım geri. Yine de 2003'te Ferrari test pilotluğu ileride ona Şahlanan At'ın yolunu açtı.

2006'da Peter Sauber, takımı Alman devi BMW'ye emanet etmiş, operasyonlardan biraz geri çekilmiş ve danışman olarak yardım ediyordu takıma. Ama takım, teknik olarak hala Sauber ismini ve onun mirasını taşıyordu. O yüzden Robert Kubica'nın gelişini de buraya ekleyebiliriz. 2006 yılına test pilotu olarak başlayan genç Pol'e şans Macaristan GP'sinde güldü.Villenueve'den beklenen verim alınmayınca, Almanya GP'sindeki kazasından sonra kendisini, Kanadalı'nın itirazına rağmen, bir sonraki Macaristan GP'sinde yarışamayacak olarak açıkladı BMW, yerine de Kubica'yı yarıştırdı. Pol de beklentileri anında aştı. Sıralamada tecrübeli takım arkadaşı Heidfeld'i geçti ve 7. olarak aslında ilk puanlarını almıştı da yarışta. Ama aracı, minimum ağırlığın altında çıkınca diskalifiye edilmişti. Bu başarı, BMW'yi ikna etmiş ve Kubica, hem sezonun geri kalanı hem de bir sonraki sezon için takıma alınmıştı. O da teşekkürü, daha üçüncü yarışı olan Monza'da podyuma çıkarak yapmıştı.

Genç Pol, ertesi sene Kanada GP'sinde, yakın tarihin en korkunç kazasını geçirdi ama neyse ki sadece bileğindeki çürüklerle atlattı. Ama bir sonraki Amerika GP'sinde yarışamayacağı belliydi. O yüzden bu sefer bir yarışlığına yerinden olan Kubica'ydı, yerine geçen ise, yarışarak F1 tarihinin en genç pilotu olacak Sebastian Vettel idi. Sauber takımıyla beraber ilk yarış deneyimini yaşayan genç Alman pilot, yine Kubica'nın bir sene önce yaptığı gibi ilk yarışında son derece etkileyici bir performans ortaya koyarak puan almayı başardı (ve diskalifiye olmadı). Böylece tarihin en genç puan alan pilotu olma ünvanını da elde etti aynı haftasonu. Vettel'in kariyeri ertesi sene Toro Rosso'ya geçmesi ve 2008 Monza GP'sini kazanması ile hızlı bir yükselişe geçecekti.

Peter Sauber'in takımı BMW'den geri alıp kurtarmasıyla beraber ilk yaptığı işlerden biri Kamui Kobayashi'yi takıma katmak oldu. Geçen senenin sonunda pistlerden çekilen Toyota'nın evladı olan Kobayashi, son yarışlarda büyük potansiyel göstermesine rağmen Sauber olmasaydı muhtemelen (kendi deyimiyle) babasının suşi restoranında çalışacaktı. Çaylak olmasa da Japon pilota ilk full sezon deneyimi şansını veren de Peter Sauber oldu böylece. Hem de sponsorsuz yarışan ilk Japon pilot oldu böylece genç Kamui.

Ve seneye Perez. Frentzen, Raikkonen, Massa, Kubica, Vettel gibi önemli bir çok pilotun çıktığı akademiye girme şansını elde etti. O altyapıdan yukarı doğru adım atmayı başarabilirse başarısız olması son derece zor. Biz de Peter Sauber'e bir kez daha duacı oluruz böylece. Şimdiye kadar yaptıklarını hatırlamak/hatırlatmak da boynumuzun borcuydu tabi ki.

21 Ağustos 2010

Sezonun Ilk Yarısı - Başarısızlar


Yaz tatili öncesindeki performanslara göre elinden geleni yapan, potansiyelini gösteren veya aşanları yazmıştık, yukarıdaki linkte bulabilirsiniz. Biraz da bunun tam tersini yapanlara bakalım. Herşeyde olduğu gibi F1'de de başarısızlıklar var sonuçta.

En başarısız takımlar:

3- Ferrari: Geçen yıl yavaş bir araba, biri kafasına süspansiyon yayı yemiş diğeri motive olamamış iki sürücü ile geçiren Ferrari, Alonso'nun yıllar bekleyen gelişinden sonra artık tekrar başa oynamayı bekliyordu. Ilk yarıştaki duble de iştahları kabartmış, Red Bull ile rekabetleri her yarışı iple çekmemizi sağlayacaktı. Olmadı. Onun yerine ilk yarıştan itibaren geriye giden, performansını arttıramayan, F-Duct gelişimine fazla odaklanan (ve beceremeyen), bu yüzden de diğer performans arttırıcı özellikleri araca ekleyemeyen bir takım gördük karşımızda. Bir yandan da Alonso'nun Massa'yı pit girişinde geçişini izledik Çin'de. Egolar çarpışıyordu. Malezya'da iki sürücü birden Q1'de elenmişti, neyse ki Mclaren de aynı şekilde yağmura takıldı ki yüz kızarıklığı paylaşıldı. Takım, F-Duct ısrarından vazgeçip performansını geliştirdiği zaman da şanssızlıklar yaşamaya başladı (bknz Valencia'daki Güvenlik Aracı periyodu). Alonso, şampiyonluk şansının yüzde 50 olduğunu söylese de gittikçe yükselmek zorunda olan geliştirme hızı ve takım emirleri suçu ile yargılanacakları WMSC toplantısı, onlar için kayıp bir seneyi daha işaret ediyor sanki. En hızlı çözüm Massa ve Domenicali'nin bavullarından geçiyor.

2- Red Bull: Yılın tartışmasız en hızlı aracı. Biri yıldız doğan, öbürü yıldızlaşan iki çok iyi pilot. Deha bir aerodinamist. Mükemmel PR. Iki şampiyonada da liderlik. Ben bile kendime sorarım bu takım niye burada diye! Eğer başarının formülü, elindeki potansiyelle pistte yaptıklarının karşılaştırılmasından geçiyorsa, Red Bull, gerçekten şu ana kadar çok kötü bir performans gösterdi diyebiliriz. Çünkü elinde, geçen sene Brawn'ın yaptığı gibi şampiyonaları çoktan süpürecek potansiyel varken hala ucu ucuna (pilotlarda 4, takımlarda 8 puan farkla) öndeyse yanlış giden birden fazla şey vardır diyebiliriz. Ki bunların en başında takım yönetimi geliyor. Vettel ile Webber'in aralarındaki çekişme gittikçe nefrete dönüşüyor, takımiçi politikalardan pist üstü çarpışmalara geliyor.

Durup bakmak lazım. 3 yıl önce güvenlik aracı arkasında seyrederken önündeki pilota çarpan Vettel ve ikinci götürdüğü yarışta genç Alman'ın yanlışından dolayı yarış dışı kalan Webber. Webber'in Vettel'i azarlaması ve Vettel'in gözyaşları. 3 yıl sonra; Vettel şampiyonluğa koşarken, ikinci pilot olması beklenen Webber'in inanılmaz yükselişi ve Alonso-Hamilton tarzı çekişmeler. Olaylar ne kadar hızla ters dönebiliyor. Takımda bunları engellemesi gereken adamın, Christian Horner'ın, tam tersine etrafındaki diğer insanların altında ezilmesi, Red Bull'un Istanbul'daki sahneleri tekrar yaşayabileceğinin en büyük örneği. Helmut Marko açıklama yapıyor, Vettel'i haklı buluyor ve Horner, bunun tersi açıklama yapamıyor. Newey, yeni kanadı kullandırmak istiyor ve Horner, bu yüzden takım içi dengeleri sallıyor.

Red Bull, bundan sonra takvimdeki bütün pistlerde galibiyete oynayacaktır, kesinlikle. Ama en büyük rakipleri, kendileri olacaktır. Orası da kesin! Potansiyellerini biraz daha ortaya koyarlarsa, sezonun geri kalanını süpürebilirler bile.

1- Mercedes: Alman marka, geçen senenin şampiyonu Brawn'ı satın aldığında öyle bir heyecan yarattı ve öyle bir güçler birliği oluşturdu ki sezona da direkt şampiyonluk adayı olarak başladılar. Ferrari, başarısız performansının arasında, kötü gidişe reaksiyon verip mucizeler yaratsa da Mercedes'te o bile olamadı. Ross Brawn'ın stratejik aklı, pit yollarında güvenlik aracı ve arkasındaki konvoyun geçmesini bekleyen Schumacher ile kayboldu. Gençlerin gelip teker teker geçmesi (hatta tur bindirmesi), ön lastiklere bir türlü alışamamak, artık yarış raporlarında adının bile geçmemesi Schumacher'e nasıl etki ediyordur acaba? Gerçekten verdiği karar yanlış mıydı? Petronas'ın akıttığı onca maddi güç, sadece Rosberg'in kazandığı bir kaç podyuma dönüştü. Ve yaz tatilinden sonra artık 2011 aracına odaklanacaklar. Renault'nun elindekilerle ortaya çıkardığına bakınca, Mercedes'in bu sezondan utanması lazım. Topluca, bütün takım olarak!


En başarısız pilotlar:

3- Felipe Massa: Hiç bir zaman şampiyonluk kazanacak kadar olgun bir sürüş yeteneği görmemiştim Massa'da, Hamilton Interlagos 2008'de, Massa'nın kendi seyircisi önünde, son virajda şampiyonluğu ondan kopardığında bile. Yine de Ferrari'nin karakterine uyuyordu işte, yıldız sürücünün yanındaki ikinci pilot. Sempatikliğinin yanında, geçen seneki kazanın da ona bu seneki Ferrari koltuğunu hediye ettiğini söylemek belki bir adım ileri gitmek olabilir ama gerçekten de çok fazla uzak değil. Kazanın ardından geri döndüğünde, istikrarlı bir şekilde Alonso'nun gerisinde kaldı. Almanya'daki takım emirleri, Çin'de pit yolunda geçilmesi gibi çok net bir tercih oluştu takımda: Ferrari'de Alonso'nun borusu ötüyor. Peki o ne yaptı? Hiç. Son derece silik yarışlarla hep takım arkadaşının arkasında kaldı. Bazen Webber, bazen Kubica koltuğuna aday gösterildi. Seneye de Ferrari'de kalacağı şimdiden biliniyor ama sözleşmesini uzatmasındaki neden (bence) pist üstündeki performansından çok, menajeri (ve Jean'ın oğlu) Nicolas Todt sayesinde oldu. Kimi Raikkonen'in, Alonso ile anlaşıldığı sırada, çok ciddi tazminatlar verilerek, kontratı doldurulmadan takımdan gönderildiğini hatırlatalım.

2- Sebastian Vettel: Starchild! Tam olarak bu hatta. Toz yutma kültürü oluşturmuş Toro Rosso'yu Monza'da, inanılmaz yağmurlar altında zafere taşırken, tek bilinmeyen, gelecekteki şampiyonluğun kaç sene sonra olacağıydı! Bernie dahil herkesi şampiyon olacağına ikna etmişti. Hala da herkes inanıyor, yalan yok. Ama psikolojik olarak atacağı adımlar, fazlasıyla var.

Alonso, Mclaren'e son şampiyon olarak geçtiğinde, çaylak ve beklentilerin orta karar olduğu takım arkadaşı Hamilton'dan fazla sorun çıkarmamasını istiyordu sadece. Sene sonunda ikisi aynı puanı almış, pit yollarında birbirlerini bloke etmiş, puanlar çalmış ve ikisinden birine gitmesi garanti bir şampiyonluğu Raikkonen'e kaptırmışlardı. Ve Mclaren, kendi çocuğu Hamilton'ın arkasında durmuş, Alonso da kaçmıştı. Isimleri ve takımları değiştir, Red Bull'un hikayesi de aynı. Vettel, yıllardır çok ciddi bir ilerleme kaydedememiş Webber'den yolunda durmamasını bekliyordu sadece. 4 yarış kazanıp yaz tatiline lider girmesini değil. Vettel'in starchild'dan villain'a dönüşü ise şanslı bizlerin gözleri önünde oldu. Ilk önce Webber'in yanına geldi, sonra üstüne. Red Bull, kendi çocuklarının arkasında durdu, durmaya da devam etti (bknz Silverstone) ama Webber hala lider. Vettel ise artık yaramaz çocuk imajı taşıyor.

Vettel'e birilerinin, önünde uzun yıllar olduğunu, pistte kaybetmenin bazen aslında kazanmak olduğunu ve yeteneğin unutulmaz bir şampiyon olmak için yeterli olmayacağını söylemesi lazım. Çünkü belli ki halihazırda etrafında olan kimse bunu yapamıyor.

1- Michael Schumacher: 7 yıldızlı şapkanın sahibi! Şu an için potansiyelinin hiç bir yüzdesini gösteremiyor ama 3 yıllık aradan ve Button'a göre ayarlanmış bir araçtan sonra karar vermek için henüz erken. O yüzden performansı hakkında konuşmak için hala erken bence. Ön lastikleriyle yaşadığı sıkıntılarını, seneye Pirelli'nin gelişi ve herkesin sıfırdan başlayacağı günlerde atlatabilir. Herşey OK. Ama Barrichello'ya yaptıkları? Schumacher, en iyi olduğu zamanda bile çok tartışıldı. Villenueve'e yaptıklarını kimse unutmadı. Eski pilotların hepsi, Schumacher'i kötü anıyor. Ama kariyeri boyunca ona en yardım eden adamı, yıllarca aynı takımı paylaştığı, zamanı geldiğinde hakkettiği galibiyeti kendi elleriyle ona hediye ettiği, muhteşem sevimli adamı duvara mıhlamaya çalışmak? Yılın ilk yarısının rüküşü ödülü sana geliyor Schumy.

06 Ağustos 2010

Temmuz'a Bakış

Ben yokken olan olaylara kısaca bir bakalım, yorumunu yapalım, sonra teker teker postlar gireriz.

- F1'de Ferrari'nin geri dönüşünü görmemek imkansız. Valencia ve Ingiltere'de yaşadıkları şanssızlıkları Almanya'da kırdılar ve duble ile geri döndüler. Son 4 yarışın karakterlerinin farklı olduğunu ve Ferrari'nin hepsinde hızlı olabildiğini görünce sezonun geri kalanında da iyi olurlar diyor insan. Yine de flexi-kanatların buradaki etkisini ve FIA'nın getirdiği yeni denetimlerle bu gelişimin baltalanıp baltalanmayacağını göreceğiz Spa'da.

- Takım emirleri konusu çok konuşuldu ve 8 Eylül'deki duruşmaya kadar da çok konuşulacak belli ki. Bu konuda iki ekstrem var: Biri Almanya GP'sindeki Alonso&Massa, diğeri Türkiye GP'sindeki Vettel&Webber. Bir taraftar olarak hangisini izlemek daha zevkliydi? Tabi ki Red Bull'un başına gelenleri. Kaldı ki Alonso, Massa'yı eninde sonunda geçecek kadar hızlıydı ve geçmesi gerekiyordu. Pilotlar oraya yarışmak için geliyorlar ve günün sonunda her zaman en hızlı pilot kazanmıyor (bknz Alonso'nun Vettel'e yaptığı savunma hemen bir sonraki yarışta). O yüzden takım emirleri, yarış zevkini azaltıyor ve nihai hedef buysa kaldırması daha mantıklı. Yine de takımlar bir şekilde bunu yapacaklardır.

- Rob Smedley'nin Massa'ya yol vermesini üstü kapalı iletmesinden sonra özür dilemesi, iç burkucuydu.

- Ilk 5 pilotun 20 puan içinde sıralanması, inanılmaz bir sezon finaline doğru gittiğimizin habercisidir. Son saniyede kazanılan iki şampiyonluk gördük yakın tarihte, daha ne kadar iyi olabilir ki diyorduk. Bu sefer çok daha iyi olabilir, Abu Dhabi bütün beklentilerin üstüne çıkabilir. Buna benzer bir şey en son 2003 Ingiltere GP'sinde yaşanmıştı. Richard Burns, Carlos Sainz, Sebastian Loeb ve Petter Solberg, sezonun son yarışına şampiyonluk şansı ile girmişlerdi. Burns, yarıştan önce bayılınca yarıştan çekilmek zorunda kalmıştı, daha sonraki tetkiklerde kanser olduğu ortaya çıkmış ve 2005'te de hayatını kaybetmişti. Hakkında apayrı bir post da yazmak lazım. Konuyu dağıtmadan, bu tip bir sezon finali bizi bekliyor olabilir F1'de de.

- Bu arada Schumacher'in Barrichello'yu sıkıştırması var. Schumacher yıllarca üstüste şampiyonluklar yaşarken yolundan devamlı çekilen, yardım eden Barrichello'yu duvara kadar sıkıştırması. Jacques Villenueve'e çarparken bile Schumi'nin karizması bu kadar çizilmemişti benim gözümde. Üzüldüm.

- Kore GP'sinin yapılıp yapılmayacağı baya tartışılmaya başlandı bugünlerde. Pistin inşaatının planlandığı şekilde gitmesi OK ama Kuzey-Güney Kore gerilimlerinin gölgesinde. Açıkçası Kuzey'in Güney'e savaş açacak kadar gücü olduğunu düşünmediğimden bu yarışın da yapılacağına inanıyorum.

- Austin'deki yarış ile ilgili de detaylar geliyor ama hala çok net değil. 2012'deki yarışın bizim yarışın yerine gelebileceği de bir ihtimal. Eğer Alman dergilerinin sızdırdığı gibi bir 2011 takvimi varsa, Kanada'dan hemen sonra Türkiye GP'si olacak gelecek sene. Bir sonraki sene bizim için kritik olan bir sene ve Austin'deki pist inşa olursa Türkiye GP, Kanada'dan sonraki yerini Austin'e kaptırabilir maalesef. Umarız olmaz!

- Doğruya doğru, pasif olduğum günlerde en heyecanlandığım haber MINI'nin ralliye geri döneceği haberi oldu, hem de Prodrive ile birlikte. Subaru, WRC'den çekildiğinden beri Prodrive boynu bükük duruyordu, F1'e de girememişlerdi. David Richards her zaman heyecan verici bir karakter oldu benim için ve Prodrive'ın sonunda ralliye, hem de MINI gibi bir ikon ile girmesi şimdiden tüylerimi diken diken ediyor. Homologe edecekleri araç MINI Countryman bu arada. Bunun hakkında daha uzun bir post geliyor.

- Geçen sene neredeyse batan, yokoldu denilen Saab da, Spyker tarafından satın alındıktan sonra, MINI'nin ardından WRC'ye girmek istediğini belirtti. Bu haberlerden sonra insan soruyor: Bakalım Wolksvagen'i F1 mi yoksa WRC mi kapacak?

- Finlandiya Rallisi, Ford'un en büyük kalesi ve şampiyonada bir şey yapmak istiyorsa oynaması gereken son kozdu. Hirvonen, bir düzine takla atana kadar gayet iyi de gidiyorlardı ama artık bence Hirvonen'in şampiyonluk şansı tamamen bitti. Ford'un bayrağını ise ikinci pilotları Latvala taşıyor, o da bakalım nereye kadar?

- Ford'un Sebastian Ogier için yaptığı teklifi de genç Fransız reddetmiş gözüküyor. Fransız ekolünün şu anda Fin ekolünü geçtiğini görebiliriz en azından rallide. Seneye nolacağı ise bir soru işareti.

- Genç kategorilere dönersek Ferrari'nin genç umudu, Nicholas Todt'un menajerliğini yaptığı Jules Bianchi, Macaristan'da ciddi bir kaza ile ağır yaralandı. Ferrari'den yapılan açıklama uzun süre yarışamayacağı, bazı kaynaklar ise yarış hayatının bittiğini söylüyor. Ilk defa genç pilot programı yapan Ferrari için büyük şanssızlık, genç Jules için ise tam bir yıkım heralde. Gelecekte Ferrari koltuğu garantideyken böyle bir darbe yemek, düşman başına bile fazla. Bir not olarak, Jules Bianchi'ye çarpan pilot, eskiden Superleague Formula'da Galatasaray adına yarışan Çinli Ho-Pin Tung.


gp2 gp d'hongrie big big big crash
Yükleyen crash71100. - En heyecanlı yarış ve çarpışma videoları.

21 Nisan 2010

Io sono Stefano

Stefano Domenicali. Ferrari Formula 1 takımının Jean Todt'tan sonraki direktörü, patronu. Kısaca bilgi vermek gerekirse, hayatı boyunca sadece Ferrari'de çalıştı, en aşağılardan başlayıp tepeye vardı ve Formula 1 takımının başına geldi. 2007'de bu göreve atandığı açıklandı ve pit duvarından takımı yönetmeye başladı, 2008'den beri de bu görevi resmi olarak yapıyor.

Domenicali, Ferrari'ye, firmanın/takımın çok önemli bir zamanında geldi. Michael Schumacher, Jean Todt, Ross Brawn liderliğinde Şahlanan At'ın, F1 tarihinde görülmemiş bir şekilde şahlanmasının hemen ardına geldi Italyan. Ve belki de F1'in en köklü takımının, en büyük kabuk değiştirmesinde pivotal bir rol üstlenmeye geldi.

Ve geçen zamana bakınca, kişisel olarak Domenicali'nin, görevini layıkıyla yapamadığını, elindeki işi yüzüne gözüne bulaştırdığını düşünüyorum. Niye mi?

2007'de Raikkonen'in gelen şampiyonluğu var ama burada, son ana kadar geride olan Kimi'den çok, bütün sezon boyunca dominant olan araçlarında birbirlerini yiyen iki Mclaren pilotunun rolü var. Yani Kimi'nin kazandığı değil Hamilton-Alonso'nun kaybettiği bir şampiyonluktan söz edebiliriz. Ferrari'nin kazandığı Markalar Şampiyonluğu'nun da, spy-gate skandalı ile geldiğini hatırlayalım.

2008... Raikkonen'in, şampiyonluktan sonra motive olmadığı ve kimsenin onu motive edemediği bir sezon. Bu sırada Massa'nın şampiyonluk yarışında öne geçtiği ama Hamilton'a kaybedilen bir sezon. Massa'nın kazandığı yarışlar hep Ferrari'nin dominant olduğu ve önden başladığı yarışlar. Tek istisna Belçika GP'si. Biraz daha açarsak, Hamilton'ın kazandığı ama verilen ceza ile galibiyetin Massa'ya gittiği Belçika 2008. Yani Domenicali ve ekibi, zor anlarda karar vererek yarış kazanmamışlar; zaten hızlı oldukları pistlerde düz yarışlar kazanmışlar.

Aynı sene Hamilton'ın kazandığı yarışlara bakalım. Kazandığı 5 yarıştan sadece Çin GP'si normal bir yarış. Diğerleri: neredeyse herkesin yolda kaldığı Avustralya, kaza yapmasına rağmen yağmur altında kazandığı Monaco, Massa'nın 5 spin attığı yine yağmurlu Ingiltere ve Glock'un kazasıyla alt üst olan Almanya. Bunlara ilaveten yağmurlu Brezilya GP'sinde Massa'nın kazandığını ama Hamilton'ın geriden gelerek yeterli puan almasını, bir de Singapur GP'sinde Massa'nın pitstop rezaletini hatırlayalım. Bütün kaos yarışlarında Mclaren, Ferrari'den daha doğru kararlar vermiş ve Hamilton'ı Massa'nın önünde şampiyon yapmıştı. Hatta Ferrari'nin doğru karar verdiğini ben göremiyorum.

Ve 2009... Domenicali'nin altındaki ekibin ilk defa tek başlarına imza atacakları aracın doğum yılı. Geçen sene olanları hatırlatmanın gereği yok heralde. Ferrari ile Mclaren'in çok geride başladığı ama Mclaren'in bir süre sonra bir kaç yarış kazanacak kadar kendini geliştirdiği, Ferrari'ninse KERS sayesinde tek bir yarış kazandığı yıl oldu 2009. Bunun yanında Massa'nın ciddi kazası var geçen seneden. Barrichello'nun aracından kopan parçaya kimsenin müdahale etme şansı yok tabi ki. Ama sonrasında takımdaki kaosu kontrol etmek Domenicali'nin işi. Schumacher'i getirmek için çok çabalayan ve ona fazla güvenen takım, sonunda Luca Badoer'e kalmış ve tarihinde ilk defa iki yarış üstüste gridin son sırasında yer almıştı. Sonrasında da yana yakıla Fisichella'nın getirilişi var. Burada kaosun iyi yöneltildiği söylenebilir mi?

Sezon sonunda 2007 dünya şampiyonluğundan beri motive edilemeyen Raikkonen takımdan (ve spordan) ayrılırken yerine Alonso getirildi. Bu kadar sene Ferrari'ye geçeceği konuşulan, dedikoduların bir türlü durdurulamadığı değişiklik oldu yani. Aynen şimdi ki Massa-Kubica dedikoduları gibi.

Kırmızılar, 2009 sezonunun ortasında aracı geliştirmeyi bırakıp 2010'un aracını geliştirmeye başlamışlardı. Bu sefer araç hızlıydı (sezon açılışında duble yaparak da bunu kanıtladı) ama Red Bull ve zaman zaman Mclaren daha hızlıydı. Bunun yanında, sezonun 4 yarışı geride kaldığında Domenicali, kaoslu, doğru karar, güçlü liderlik gerektiren yarışlarda hala başarılı değil. Malezya'da yağmuru yanlış yorumlayarak iki Ferrari'nin birden Q1'de elenmesi, tam anlamıyla bir rezalet. Burada neyse ki Mclaren de aynı hatayı yaptı da tek eleştirilen olmadılar. Çin de ise Massa ve Alonso'nun pite girerkenki kapışması konuşuldu. Şu anda verilen dostluk mesajları, 2007'de Hamilton-Alonso'nun verdiği dostluk mesajları gibi: yatsının mumu pist üstünde kameralar önünde inkar edilemeyecek şekilde kapışana kadar yanar.

Benim gördüğüm, göreve geldiğinden beri Domenicali'nin, üstündeki baskıyı kaldıramadığı ve fırtınalı havalarda gemiyi limana getiremediği. Jean Todt-Ross Brawn günlerinde yarış içinde taktik değiştirip kazanan bir takım, şu anda düzgün gitmeyen her yarışta geride kalıyor. Bunda da pilotlardan, teknisyenlerden, taktikçilerden çok liderin suçu var diye düşünüyorum.

Yani olayı basitleştireyim, eğer Ferrari, altın yıllara geri dönmek istiyorsa bunun adresi belli. Skor basını dilinde yazarsak, "Domenicali istifa!".

29 Aralık 2009

1 puan ve 5 şampiyonluk

2010 gridine bakınca uzun zamandır olmadığı kadar fazla eski şampiyon ve yıldız pilot gözüküyor. Schumacher, Hamilton, Alonso, Vettel, Button ve Massa. Bu isimlerin hepsi şampiyonluğa oynayabilir. Yani sezon büyük ihtimalle yakın puanlarla bitecek demektir.

Pit Girişi olarak tarihe dönüp bir baktık. 1984'te Niki Lauda'nın Mclaren'den takım arkadaşı Prost'un sadece yarım puan önünde ipi göğüslemesi dışında, şampiyonların tek bir puan ile galip geldiği yıllara bakalım dedik. Kim bilir, belki de sene sonunda bu listeye 2010'u da ekleyebiliriz.

1958 ve 1964:
Bu iki sezonu anlamak için o zamanın atmosferine geri dönelim. Kazanın 58'de 8/64'te 9 puan aldığı, her pilotun sadece en iyi 6 sonucunun hesaplandığı, 58'de en hızlı turlara 1 puan verildiği yıllar o zamanlar. 1958, aynı zamanda Fangio'nun yarışları bıraktığı ve markalar şampiyonasının başladığı yıl.

Ilk sezonumuzun baş atları Stirling Moss ve Mike Hawthorn. Bizim zamanımızdan bakınca şampiyonluğu olmayan en iyi pilot denilen Stirling Moss, Vanwall ile Mike Hawthorn'un Ferrari Dino'sunu galibiyetler konusunda ciddi eziyor, 4e 1. Ama Moss'un sıkıntısı, sadece 5 yarış bitirmesi; şampiyona puanına katkı yapacak 6. bir yarışı yok. Hawthorn ise çok daha istikrarlı. Sezon sonunda puan aldığı 6 yarıştan bir galibiyet var ama diğer 5'i ikincilik. Ama toplamda aldığı 49 puan, 6 en iyi skoru hesaplanınca 42'ye iniyor. Moss'un ise hiç bir puan düşmüyor, yine de 41'de kalıyor.

Ama 6 yarıştan puan alma kuralının asıl etkisi 1964'te çıkıyor. Bu yılın aktörleri Jim Clark, Graham Hill ve John Surtees. Clark, 1958'te Moss'un başına geldiği şekilde, toplamda zaten 5 yarış bitirebildiği için, en çok galibiyeti (3) alan pilot olmasına rağmen bir adım geride kalıyor. Hill ve Surtees ise 2'şer galibiyet ve 3'er ikincilik alıyorlar. Bunlar dışında Hill, Hollanda'da dördüncü, Belçika'da beşinci oluyor. Surtees'in elinde ise Ingiltere'deki üçüncülüğü var. Bu sonuçlarla aslen Graham Hill, 41 puanla John Surtees'in 1 puanla önünde sezonu bitiriyor. Ama kurallara göre Belçika'da aldığı iki puanı bırakıyor ve 1 puan geride bitiriyor sezonu. Böylece tarihte ilk defa daha fazla puan toplayan pilot, şampiyon olamıyor.

Yine de görüleceği üzere, bir pilotun sadece en iyi 6 bitişinden puan aldığı sistem, takibi ciddi zor ve mantıksızmış. Neyse ki daha sonra da vazgeçilmiş.

1976:
Zaman, Niki Lauda'nın zamanı. Ferrari'nin bodur Avusturyalı'sı, 1975 şampiyonluğundan sonra 76 için de net favori. James Hunt ise, bir önceki sezon Hesketh takımının ilk ve tek galibiyetini alsa da, bir türlü kazalardan uzak duramamasından dolayı hala "underdog" muamelesi görüyor. Beklendiği gibi Lauda, sezona fırtına gibi giriyor. Ilk 6 yarıştan 4ünü kazanıyor. James Hunt ise politikalarla çevrili. Ispanya'yı kazanıyor, sonra diskalifiye ediliyor, sonra karar döndürülüyor. Ingiltere'de ilk viraj kazasına kurban gidiyor, yedek araçla yarışmasına izin verilmiyor, seyircilerin protesto ile yarışa katılıyor ve kazanıyor, yarıştan sonra diskalifiye ediliyor. Yani sezon baya çalkantılı. Ta ki Nürburgring'de Niki Lauda'nın kazasına kadar. Ölümden dönen ve bütün vücudu yanan Lauda, hasta yatağından James Hunt'ın sezon içindeki puan farkını eritmesini izliyor. Ingiliz'in galibiyetlerine dayanamayan Avusturyalı, yatağından kalkıp kokpite oturuyor. Fuji'deki son yarışa da 3 puan önde geliyor.

Ingilizlerin uzun zamandır ilk defa bu kadar ilgi gösterdiği yarış, Bernie'nin çabaları sayesinde Formula 1 tarihinin ilk canlı yayınlanan yarışı oluyor. İşte tam bu sebeple, akıl almaz yağmur altındaki yarış iptal edilemiyor. Niki Lauda, ilk tur sonunda güvenlik gerekçesiyle yarıştan çekiliyor; James Hunt da üçüncü olarak ilk ve tek şampiyonluğunu 1 puan farkla alıyor. Lauda ise 1977'de ikinci şampiyonluğuna, 1984'te üçüncü şampiyonluğuna uzanıyor.

1994:
1994, 1 puan farkla biten mücadelesinden çok, Senna'nın San Marino'da kaza yapıp hayatını kaybetmesiyle anılıyor. Ama bir efsanenin bitişi, bir başka efsaneyi çıkardı da denilebilir. Williams ve Senna ikilisi, ilk 3 yarışta pol pozisyonu alarak gücünü göstermişti. Ama 3 yarışı da Schumacher kazanmıştı. Sezon boyunca Damon Hill ve Michael Schumacher, iki yarış hariç bütün hepsini kazandılar.

1994, şampiyonanın gidişatı olarak, ciddi şekilde 1976'ya benziyor aslında. Sezon başında Schumacher de Lauda gibi ciddi bir fark açmıştı ve şampiyonluğa koşar adımlarla ilerliyordu. Ingiltere'de siyah bayraklara uymamaktan, Belçika'da da teknik sebeplerden diskalifiye edilen, 2 yarış da ceza alan Alman, aynen Lauda gibi sezon ortasında, açtığı puan farkının erimesini izlemek durumunda kaldı. Bu durumdan yararlanan ise bir başka Ingiliz, Graham Hill'in oğlu, Damon Hill idi. Avustralya'daki sezon finaline Schumacher, Hill'in 1 puan önünde girdi. Ikili, startta Mansell'i geçip öne kurulmuşlar ve arkadakilerle arayı ciddi açmışlardı. Yani "atan alır" şeklinde bir mücadele içindelerdi. Ta ki Hill, Schumacher'i geçmek için atak yaptığında, Alman pilot kapıyı kapatıp ikili çarpışana kadar. Schumacher orada, Hill de pitlerde yarışlara veda etmiş ve Schumacher, ilk şampiyonluğunu 1 puan farkla kazanmıştı.

Schumacher, aynı manevrayı, 1997'nin son yarışına 1 puan farkla önünde girdiği Jacques Villenueve'e de yapmış ancak sadece kendisi yarış dışı kalınca JV tek şampiyonluğunu kazanmıştı. FIA, aynı zamanda Schumacher'i o senenin sonuçların diskalifiye etmişti.

2007:
Michael Schumacher, sezon öncesi yarışları bırakmış ve bir dönem kapanmıştı aslında. Yerine de Mclaren'in yetenekli ama soğuk, Iceman lakaplı Fin'i Kimi Raikkonen gelmişti. Bazılarına göre şampiyona, Ferrari'nin karakterine daha uygun olan ve bir kaç senedir takımda bulunan Massa ile geçen senenin şampiyonu, Renault'dan Mclaren'e geçen Alonso arasında olacaktı.

Hesaplarda olmayan iki adam, 2007'yi domine etti: Kimi Raikkonen ve Lewis Hamilton. Özellikle, sezon başlamadan Hamilton'a şans veren yoktu. Ama çaylak pilot arka arkaya podyumlarını Kanada'da ilk galibyete döndürdükten sonra aldı başını gitti. Ilk yılında, uzun süre lider kaldı. Bu arada en büyük rakibi de kendi takım arkadaşı Alonso idi. Bazen kapalı kapılar arkasındaki kavgaları ile, bazen pitte birbirlerini engelleyerek, bazen de puanlarla hep birbirlerini yediler. Son iki yarışa da Raikkonen'in önünde girdiler. Kimi'nin, aradaki 17 puanlık farkı son iki yarışta kapaması için ciddi bir mucize gerekiyordu. Şangay'da yarışı önde götüren Lewis, pite girerken (kabak lastiklerinin de etkisiyle) kum havuzuna saplanıyor ve yarışdışı kalıyordu. Kimi birinci, Alonso da ikinciydi podyumda.

Son yarış Brezilya ise uzun zamandır görülmemiş dramalara sahne olacaktı. Kimi'nin şampiyon olması için Alonso'nun üçüncülük, Hamilton'ın yedincilikten yukarı çıkmaması ve Kimi'nin yarışı kazanması gerekiyordu. Ikinci cepten yarışa başlayan Hamilton, vites kutusu arızası ile çok zaman kaybetmiş ve geriye düşmüştü. Massa önde, arkasında Kimi ve Alonso. Daha sonra pitstoplarda Ferrari, iki pilotunun yerini değiştirmiş ve şampiyonluk için Kimi'nin önünü açmıştı. Iceman 110 puanla, 109 puanlı Alonso ve Hamilton'ın önünde şampiyon olmuştu. 1 puanın 3 pilotu ayırdığı tek sezon olarak da tarihe geçti 2007.

2008:
Hamilton, 2007 Brezilya'nın acısını 2008 Brezilya'da çıkarmaya niyetliydi. En büyük rakibi Alonso, Mclaren'deki uyumsuzluğundan Renault'ya geri dönmüş ve gerilerde kalmıştı. Raikkonen ise istikrarsızlığının had safhalarındaydı. Sezonu 2 yarış galibiyetiyle kapayacaktı. Ama bu sefer karşısında, yıllardır şampiyonluk için sırasının gelmesini bekleyen Massa vardı. Ama ikilinin arasındaki mücadele, iki süper sürüşten çok, kim daha az basit hata yapacak şeklindeydi. Hamilton Kanada'da pit çıkışında duran Kimi'nin üstüne çıkmıştı, Massa Singapur'da benzin hortumuyla pitten ayrılmıştı vs. Ve son yarışa Hamilton, Massa'nın 5 puan önünde gelmişti.

Son yarış Brezilya, Massa'nın anavatanı. Uzun süredir bir yerlinin kazandığına şahit olamayan, bir önceki sene Massa'nın Kimi'ye şampiyonluğu hediye ettiği, Hamilton'ın şampiyonluğu parmaklarının arasından kaçırdığı yarış. Eğer Mclaren'in Ingiliz'i 6. olursa üstüste ikinci sene şampiyonluğu son yarışta bir puan farkla kaçıracaktı. Iki pilot için de çok ciddi psikolojik baskı kısaca. Massa, yarışa polden başlıyor ve hep önde götürüyor ama gözler Hamilton'da. Yağmurun başlamasıyla beraber ilk önce vakit kaybediyor genç pilot, sonra tekrar çıkıyor beşinciliğe. Ama birden, şaşkın bakışlar arasında, dışa kayan Hamilton, Vettel'e geçiliyor. O an şampiyonluk Massa'nın. Hamilton, bir türlü Vettel'i geçemiyor. Ama şans ona başka şekilde gülüyor. Kuru hava lastikleri ile devam eden Timo Glock, son turun son virajında hem Vettel'e hem de Hamilton'a geçiliyor. Yarışı kazandığı sırada şampiyon olan Massa ise, Hamilton'ın Glock'u geçmesiyle 1 puan geride kalıyor. Mclaren'in manevi oğlu tarihin en genç şampiyonu, Brezilya'nın bodur evladı da gözü yaşlı bir yarış galibi oluyor.

2010'un da en az yukarıdakiler kadar güzel bir sezon olması dileğiyle...
Related Posts with Thumbnails