Kimi Raikkonen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kimi Raikkonen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2011

Rei Do Algarve: Ogier

Portekiz Rallisi, 2009'daki kazasından sonra her zaman Jari Matti Latvala ile beraber anılırdı. Fazla hızlı girdiği virajın ardından attığı yaklaşık 15 takla, tekrarlaması zor bir "başarı" olsa da bu sene Ken Block, henüz recce'de iddialı bir hareketle "ben de buradayım" dedi. Latvala'nın, uçurumdan inerken attığı uzun ve yavaş taklalardan farklı olarak hızlı, kısa mesafede ciddi yükselerek 5 takla attı Amerikalı ve yarışa başlayamadı bile. Eğlence meraklısı Block, twitter hesabı üzerinden "bir kaya ile yaşadığımız yanlış anlaşma yüzünden" yaşadığı kazanın ardından Ford ve M-Sport ekibine teşekkürü de tam anlamıyla boynunun borcu bilmiş. "Biz o kazadan nasıl yürüyerek çıktık bilmiyoruz" diye de sözlerini bitirmiş. Olayın videosunu ralliden önce yazdığım yazıda bulabilirsiniz.

Ama Latvala için iki senedir kabus olan ralli, bu sefer o kadar da kötü gitmeyecekti.

Algarve Stadı'ndaki seyirci özel etabından itibaren en başta olağan şüpheliler oldu ralli boyunca; Ogier, Loeb, Hirvonen, Latvala. Fabrika ekiplerinin sürücüleri dışında Petter Solberg, yaptığı zamanlarla cumartesi ve pazar günü oldukça dikkat çekti. Ama cuma günü patlattığı 4 lastik, onu çoktan ön gruptan uzaklaştırmıştı. Yine boşa giden bir performans sergilemek durumunda kaldı Norveçli eski şampiyon. Bu sene, bu tip şanssızlıkları fazlasıyla yaşıyor ve aslında rallileri kazananlarla aynı hızda gitse de, yaşadığı şanssızlıklar yüzünden hep geriden gelmek zorunda kalıyor. Kendi ralli takımı ile yarışan ve araç sürmek dışında sponsor ve bütçe gibi çok sıkıntılı işleri de üstlenen Solberg, umuyorum ki yakın zamanda hakettiği sıralarda bulunur.

Cuma günü Ford üstünlüğü ile geçilirken, Citroen'ler, daha iyi pozisyonda çıkış yapmalarına rağmen neyin yanlış gittiğini pek anlayamadılar. Yine de günün sonunda Ogier, ufak farkla liderken frene basarak ikinci güne dördüncü başlamayı seçti. Taktikler, taktikler. Ikinci gün bu seçim, oldukça işine yaradı genç Fransız'ın. Önce Hirvonen'in sorun yaşaması, daha sonra patlayan lastiğini değiştiren Hirvonen'in hemen arkasından gelen Loeb'ü toza boğarak şampiyonu geride tutması, ardından da Latvala'nın yaşadığı driveshaft problemi ile Ogier, muhtemelen savaşarak kazanacağı yarışı, beklediğinden çok daha rahat bir şekilde kazandı. Geçen sene kariyerindeki ilk galibiyeti de burada elde eden Ogier için, Meksika'da liderken yaptığı kazanın ardından önemli bir güven tazelemesi oldu bu. Takım arkadaşı Loeb, ikinci olarak Citroen'e duble getirirken Latvala üçüncü, Hirvonen dördüncü olarak Ford'un hasarını en aza indirmiş oldular.

Loeb, belki de Ogier'in en büyük rakibi olacakken Hirvonen ile yaşadığı yüzünden liderlik mücadelesi veremedi. Aslında olay şu: Hirvonen, patlayan lastiğini durup değiştiriyor ve yola kaldığı yerden devam ediyor. Ama tozlu etaplarda 8 saniye arkasından gelen Loeb var ve Hirvonen'in kaldırdığı toz yüzünden Loeb, önünü göremiyor ve ciddi zaman kaybediyor. Telsizden takıma, Ford'a haber verip Hirvonen'in çekilmesini istiyor ama Ford bunu kabul etmiyor. Etap sonunda finiş noktasına gelince de Loeb, Hirvonen'in Ford'una arkadan kasten çarpıyor sinirini göstermek için. Her ne kadar sinir bozucu olsa da daha sonra ilgili partiler, bunun bir yarış olayı olduğunu anlıyor, kötü niyet aranmıyor ve Loeb, Hirvonen'den özür diliyor. Yine de rallisinin içine ediliyor.

Bu senenin yükselen yıldızı Mads Ostberg, bu sefer pek parlayamayarak puan alamasa da onun yerini bir başkası doldurdu; Armindo Araujo. Production kategorisinde son iki senenin şampiyonu yerel kahraman, ilk defa aksiyon gören MINI ile önemli bir test verdi aslında. Prodrive'ın da gözü bu rallideydi o yüzden. Ilk gün aldığı sonuçlarla yedincilik seviyelerinde gezinirken daha sonra yaşadığı mekanik arızalar yüzünden yarışı bitiremedi ama MINI'nin gerçek debut'sunu yapacağı Italya Rallisi'nde neler yapabileceğini gösterdi. Üstelik Araujo'nun aracı, WRC değil S2000 spesifikasyonundaydı. David Richards ve ekibi, bu haftasonu huzurlu uyumuşlardır eminim.

Bir parantez de Kimi Raikkonen'e açalım. Geçen seneyi 25 puanla tamamlayan ve taklalardan bolca nasibini alan Flying Finn, bu sene iki rallisinden toplamda 10 puan çıkararak olgunlaşma sinyalleri veriyor.

Sürücüler klasmanında Loeb ile Hirvonen'in 58'şer puan ile zirvede bulunurken Latvala 48, Portekiz'in galibi Ogier ise 41 puanda. Bu seneki 3 ralliyi 3 farklı ismin kazandığını da belirtmeden geçmeyelim. Markalarda ise Ford, Citroen'in hala 10 puan önünde. Takvimdeki bir sonraki ralli 14-16 Nisan'daki Ürdün Rallisi ama gerçekleşip gerçekleşmeyeceği henüz belli değil. Komşusu Suriye'deki isyanlar yüzünden onların kaderi de F1 Bahreyn GP'si gibi olabilir. Bu durumda da Mayıs başında Italya Rallisi'ne kadar beklememiz gerekecek. Acaba son dakikada Türkiye takvime eklenir mi? Keşke...

11 Ocak 2011

Raikkonen Bilmecesinin Çözümü

Çok çekişmeli bir Formula 1 ve hiç çekişmesiz bir Dünya Ralli Şampiyonası sezonunun ardından 2011, Paris-Dakar ile aslında hızlı başladı. Dün koşulan 8. etapta Nasser Al Attiyah, Matador'u bu sene ilk defa geçerek liderliğe yerleşti.

Bir yandan da Isveç Rallisi'nin ufukta gözükmesi anlamına gelen entry list'leri açıklandı. Çok şaşılmayacak şekilde herkesin başvurduğu kar ve buz festivali, son 6-7 aydır anlamsız bir şekilde uzayan Raikkonen napacak tartışmalarına da son noktayı koydu. Bir ara Ford'a giden, Renault ile F1'e geri dönüş yapar mı diye sorulan, Ken Block ile mi takılacak, yoksa aralıkta babasının vefat etmesinin ardından yarışmayacak mı diye sorulan Buz Adam, kaldığı yerden, Citroen'den devam ediyor. Işin enteresan tarafı Citroen Junior Team yerine ICE1 Racing Team adına yarışacak olması. Yoksa Iceman, kendine ICE1 diye takım mı kurdu?

Bu arada Citroen Junior, toptan kayboldu. Sebastian Ogier'in ana takıma geçmesi, Sordo'nun MINI ile anlaşma imzalası, Solberg'in kendi takımında kalması ve Raikkonen'in de ICE1 hamlesi sonucu zaten yarıştıracak adam kalmamıştı. O yüzden Isveç Rallisi'nde bir Citroen Junior takımı görmicez.

2011 WRC'nin ilk yarışı olan Isveç Rallisi'nin 10-13 Şubat'ta olduğunu tekrar hatırlatalım. Yani tam 1 ay kalmış durumda.

21 Kasım 2010

WRC 2010 Geçti Buralardan

F1'deki acayip mücadeleye, sezon bitmiş ve vaktimiz varken, daha rahat rahat giricez. Ama önce WRC. Çok şey vaad eden, biraz hayal kırıklığı biraz sürprizle bezeli, bir dönemin bittiği bir sezon oldu.

Mikko Hirvonen, 2009'da Loeb'ün dominasyonunu bitirmeye çok yaklaşmış ama 1 puan kısa kalmıştı. Sezon öncesi taktiği belliydi: "Attack, attack, full attack". Yani artık dikkatli değil, hızlı olucam. Ilk yarış Isveç'i de kazanınca herkes bir "yoksa" dedi açıkçası, Loeb bile. Şu an bakınca Fin pilot için o günler ne kadar uzakta. O galibiyetin ardından bütün sezon bir tek kere daha podyuma çıkabildi, o da Türkiye'de üçüncülükle. Loeb'ün dominasyonunu bırakın kırmayı, sezonu altıncı tamamladı.

Bir de mücadelenin öbür yanı var: Loeb. Japonya'daki 5.liği hariç her yarışı podyumda bitirdi, takvimdeki 13 yarışın 8ini ise kazandı. Yeni puan sisteminin de yardımıyla ikinciye sezon sonunda 100 puandan fazla fark attı. Kısacası baydı. Loeb, ralli parkurlarının gördüğü belki de en yetenekli pilot ama Schumacher ile aynı karşı-argümanlara maruz kalıyor (en azından bence). Aynen Alman pilot gibi, sporunun altın era'larında birinde yarışmadı, çok fazla rakibi olmadı. Petter Solberg ile yarıştı, bir kaybetti bir kazandı, Marcus Gronhölm ile kapıştı, sonra da Hirvonen ile. Ama her zaman sadece bir rakibi oldu. Aynen Schumacher'in rakiplerinin de tek tek geldiği gibi; Hill, Villenueve, Hakkinen, Barrichello (!?), Raikkonen ve Alonso. Onun ardından F1 kendine geldi, son dört sezondaki çekişmelerden bunu anlayabiliyoruz. WRC de yeni kurallar ve yeni takımlarla umarım bu heyecanı yakalayacaktır.

Bu senenin yıldızı hem benim için hem de muhtemelen çoğu insan için Sebastian Ogier oldu. Citroen Junior takımından patlayarak geldi, belki sadece iki yarış kazandı ama çoğu yarışı da tek bir hata yüzünden kaybetti. Loeb ile pist üstünde aşık atabilen bir tek o oldu. Ödülünü de toprak rallilerde fabrika takımına geçerek aldı. Dani Sordo eğer performansını yükseltmezse, ki pek yükseltebilecek gibi durmuyor, Citroen'in bütün yarışlardaki ikinci pilotu da olabilir yakın bir zamanda. O kritik hatalarını biraz daha az yaparsa Loeb'ü şu anda durdurabilecek tek pilot o olabilir. Ve bu hataları yapmamayı öğrenmek de o kadar zor değil...

... Sadece Latvala'ya bakın. WRC tarihinin en spektaküler kazalarını yapmaya and içmiş bir adamdı genç Fin. Yarışın son özel seyirci etabında kaza yapar ikinciliği verir, 20+ taklalar atar araba yokederdi. Ama öğrendi. Öğrendi ve seneyi ikinci kapadı. Hirvonen'in bu kadar rezalet geçirdiği yılda Ford'un sorumluluğunu üstüne aldı ve gerçekten çok iyi sürüşlerle iki yarış da kazandı. Ki bunlardan biri Hirvonen'in liderlikten kaza yaparak yarışdışı kaldığı, ev sahibi olduğu Finlandiya Rallisi'ydi (Hadi, tekrar Bingöller Rallisi diyelim buna). Son yarış Ingiltere Rallisi'nde de (hala RAC diyesim geliyor bu yarışa da) klasman ikinciliği için Ogier ve Solberg ile girdiği mücadeleden galip çıktı. Seneye şampiyonluğa oynayıp oynayamayacağı kendisinden çok Ford Fiesta'ya bağlı ama ondaki gelişimi görmemek ve takdir etmemek ayıp olur.

Ve sezonun Don Kişot'u... Rakipleri pist üstünde yarışıp virajlara konsantre olurken, yarışmayı sadece sponsor toplantıları arasında yapabilen, hatta sponsor eksikliği yüzünden son iki rallisini kendi finanse eden Petter Solberg. Kendi takımıyla bu sezon yarış kazanamadı belki ama aldığı 5 ikincilik, onun, altında doğru arabayla, eski günlerine dönebileceğinin en güzel işareti. Yaşadığı bütün zorluklara, altında olduğu bütün dertlere rağmen o efsane gülüşünü de hiç kaybetmedi. Bunların üstüne kariyeri boyunca beraber yarıştığı, kendisi kadar sempatik co-pilotu Phil Mills ile yollarını ayırmasını da eklemeyi unutmayalım. Seneye kendi takımıyla yarışmak istemediğini, başka bir takıma geçip yarışlara konsantre olmayı düşündüğünü açıkladı. Bu, hem kendisi için mantıklı, hem de Ford'un yapması gereken bir hamle bence. Hirvonen, aynen Massa gibi hızlı ama istikrarsız olduğunu, şampiyonluk için gereken o son adımı atamayacağını gösterdi. Latvala ise fazla genç, öğrenecek çok şeyi var. Solberg gibi tecrübeli bir pilot hem Fiesta'nın gelişiminde yardımcı olabilir, hem de Ford'un elinde hazır bir şampiyonluk adayı olur. Neden olmasın?

Iki pilot daha çokça dikkat çekti WRC sahnesinde: Ken Block ve Kimi Raikkonen. Amerikalı, gymkhana'daki başarısını etaplara taşıyamadı genel olarak, puan almak için son sıraları kovaladı. Bir çok pilottan daha yaşlı WRC sahnesine atılması ve her yarışa katılmaması da dezavantajlarıydı. Ama bu seride gittikçe düşen ilgiyi yükselttiği kesin. Her ne kadar sezonu iki puan ile kapamış olsa da spektaküler hareketleri ile ralliseverleri mutlu etmeyi başardı. Ayrıca hiç bir takım veya pilot onun kadar iyi PR yapamadı. Seneye umarım devam eder, ne de olsa bildiği ve sevdiği Fiesta'ya geçiliyor artık.

Raikkonen ise hızı ile şaşırttı aslında. Bambaşka bir disiplinden gelerek ve öğrenme senesinde güzel sonuçlar alarak 25 puan topladı. Tamam çok değil, ama az da değil. Eğer seneye WRC'de kalırsa (kalacak gibi duruyor ama henüz karar vermiş değil, bence sezon başlamadan önce de veremeyecek bu kararı, Guns'n'Roses'ın Chinese Democracy albümüne döndü) bu sene yaptığı yanlışların çoğunu yapmaz. Burada Kaj Lindström çok tecrübeli bir copilotun da etkisini de unutmamak lazım. Böylece de hangi takımla yarışırsa yarışsın, markalar şampiyonasında o takıma yardımcı olur. Kendi şampiyonluğu içinse daha var açıkçası. Ama söylemeden edemicem, ona, Ispanya'da daha yarış başlamadan yarışdışı kaldığı için kızgınım. Tam kendisine uygun yollarda koşulacak yarışta nasıl yapacağını çok merak ediyordum. Bir sene daha beklicez şimdi.

C4 ve Focus ise emekli oluyor artık, yerlerini küçük kardeşleri DS3 ve Fiesta'ya bırakıyorlar. Yepyeni bir era, herşey sil baştan. Bakalım bu değişimden kim avantajlı çıkacak. Citroen, senelerdir süren dominasyonunu devam ettirebilecek mi, yoksa Ford, son senelerde düşen performansını Fiesta ile yükseltebilecek mi? Peki MINI? 2011'nin bu seneden daha iyi olacağı şimdiden belli.

Not: Türkiye Rallisi'nden çektiğim çok özel fotoğraflar için sayfanın sağ tarafındaki galeriye tıklamanız, WRC eşrafı ile yaptığım exclusive röportajlar için de arşivden nisan kısmına gitmeniz gerekir, hatırlatayım.

22 Ekim 2010

Kimi Raikkonen'in Geleceği

Herhangi bir analiz gibi yazılmıyor Kimi Raikkonen yazıları. Sırtı koltuğa dayayarak, uzun uzun "eveeet" çekerek başlayabiliyorum ancak. Çünkü bir analiz belli düşünceler, olaylar ve gidişatlara bakarak, yani somut verilerle uğraşılarak yapılabiliyor. Kimi'nin durumunda ise bunlar yok.

Dün Katalunya Rallisi'nin shakedown'ında yaptığı kazada takla atıp rollcage'ine hasar verince, yarışa katılmasına izin verilmedi. Kurallar böyle, yapacak bir şey yok. Bugünkü röportajına bakınca, koca koca iç çektim. Bir kere bu ralli, bütün takvimde pist yarışlarına en çok benzeyen, bu yüzden de Raikkonen'in muhtemelen en hızlı olacağı ralli idi. Kaçırdı. Citroen Junior takımını da tek kişi bıraktı (Ogier, an itibariyle Loeb'ün arkasında ikinci). Böylesine önemli bir hatadan sonra yaptığı yorum ise tam Kimi stayla: "Ben de Isviçre'ye geri dönerim, napiim!" Hasarlı aracının yanında cebinden dondurma çıkıp yememesine şükretmek lazım, ne de olsa yağmurdan iptal edilen Malezya 2009'da yapmışlığı var.

Bir yandan da geleceği hakkında yorumlarda bulunmuş Buz Adam. "Önümde opisyonlar var, bakıyorum, çok yakında bir karar vermem lazım, benim için iyi olur umarım" demiş. Bu "çok hızlı karar verme" olayı, 3 aydır devam ediyor galiba. Öncesi de olabilir tabi. Arada Renault ile F1'e ha döndü ha dönecek oldu. Bir aya yakın hem Kimi hem Renault manşetlerde kaldı. Sonra Kimi sıkıldı, gelmiyorum ben dedi. Çoğu F1 hayranının aksine, Kimi'nin F1'e geri dönmesini hiç istemedim. Her ne kadar nefes kesen bir yeteneği de olsa, motivasyonsuz Kimi gerçekten hiç çekilmiyor. Mızmız, zorla yarıştırılan biri oluyor sanki. Ve Ferrari'deki son zamanlarında da böyleydi. Massa'nın kazasından sonra takımı sırtlıyor ve bir el arabası kadar hızlı Ferrari'sinden galibiyet bile çıkarabiliyordu ama gitmek istediği belliydi. 2007'deki azim yoktu, açık ve net.

O yüzden de Formula 1'in elegant dünyasından WRC'nin daha rahat dünyasına geçmesine oldukça sevinmiştim. Yeni bir sayfa, yeni bir mücadele; hem de Finlandiya'nın ata sporunda.

Bu sezon gösterdiği performansı hiç de fena bulmuyorum. Loeb sonrası dönemde şampiyonluk adaylarından biri olabilir hatta Kimi. Doğuştan gelen hızını motivasyon ile birleştiriyor, umursamaz tavrı fazla kaza yapmasına sebebiyet verse de kendi (ve aracının) sınırlarını öğrendikten sonra eminim yukarılara hızla çıkacaktır. Ispanya'daki kaza, henüz o eşiği aşmadığını gösteriyor ama.

Peki bir türlü karar veremediği geleceğinde neler var Kimi Raikkonen'in? Bence Formula 1 yok, ve aslında hiç olmadı. Sadece ralli dünyasına blöf için, nabız yoklamak için, Kimi'nin menajerinin yem atması olarak görüyorum olayı şahsen. NASCAR dedi bazıları. Kimi gibi sıkılgan bir insanın, bir süre sonra sola dönmekten sıkılacağını ve bu sürenin çok kısa olacağını öngörmek zor değil. Le Mans için bir kaç senesi var, ayrıca sadece bir yarış ile sezon bitmez. Yani yine WRC'de gibi bakabiliriz Buz Adam'a.

Peki nerede? Citroen, şu anda en kuvvetli aday gibi duruyor. Fabrika takımına çıkacak bir performans sergilemediği aşikar. Zaten Loeb'ün yanına Ogier, bazen de Sordo'nun geldiği yerde henüz tutunacak istikrarda değil. Citroen Junior Team'de kalır. Hem de Red Bull sponsorluğunda olacak. Kimi için önemli bir şey bu, zira onun motivasyonunu en çok düşüren olayların başında PR programları var ve Red Bull'un PR programları, tam Kimi'nin isteyebileceği türden: çılgın, eğlenceli ve adrenalin yüklü.

Ama aynı tutkuyu yan kapıda da bulabilir. WRC tayfasında Kimi'nin en yakın arkadaşı Ken Block. Yani kendisi gibi hız ve eğlenceyi birleştiren ikinci adam. Block, Monster WRT'si için seneye, eğer finansmanı bulursa, ikinci bir pilot arıyor. Sene başında bunun genç Avustralyalı Chris Atkinson olacağı söyleniyordu ama bu aralar Kimi de olabileceği konuşuluyor. Neden olmasın, heyecan verici bir ikili olurlar. Sonuçta Ford'un fabrika takımında yer yok, diğer takımların da bütçeleri küçük ve yeteri kadar eğlenceli değiller. Bakarsınız Kimi, Ken ile beraber Gymkhana videosu bile çekebilir ileride.

Peki MINI? Bir ara bu dedikodular da çıktı ama açıkçası çok zor görüyorum bunu. Çünkü David Richards'ın ekibi için en önemli kriter, aracın olabildikçe kilometre yapması ve teste girmesi. Kimi, yaptığı kilometre başına az puan toplamasa da, aracı finişe getirmek konusunda çok başarılı değil (hatta bazen start'a bile getiremiyor bu haftasonu olduğu gibi). Ayrıca bu süre rallilerde yarışmış biri gibi feedback sağlayamayacağından aracın gelişimine yeteri kadar yardımcı olamaz; hele de S1600 kategorisindeki araçlarda hiç tecrübesi yok. Yani Kimi ile MINI'nin kimyası şimdilik uymaz (MINI, Kris Meeke'yi seçerek çok iyi bir tercih yaptı bence).

Yani Buz Adam'ın önünde bir opsiyon denizi yok, ama buna rağmen karar vermekte çok zorlanıyor. Açıkçası gelecekte, bu ayların sırlarının açıklanmasını bekliyorum; bakalım Kimi'nin aklından neler geçmiş!

07 Ekim 2010

Peter Sauber Akademisi

Önce bir not: Bir aydır hasta olmadan, askerlik işleri ile ilgili GATA'da yattığım ve internet başına geçemediğim için hiç bir şey yazamadım, özür diliyorum. Yakında o hikayenin tamamını kişisel blogum Random Defunct'ta yazacağım, oradan takip edebilirsiniz. Yarışma konusunda da, post yazmadığım için herkes tahminde bulunamadı. Tahminde bulunmayan yarışmacılara o hafta alınan en az puanı otomatik olarak vermeyi düşündüm. Yine de bir yorumunuz/fikriniz varsa söyleyin.

Gelelim Formula 1'e. Bugünlerde adı medyadan düşmeyen takımların başında Sauber geliyor. Ilk önce de la Rosa'yı sallaması, sonra da çiçeği burnunda Pirelli test pilotu Heidfeld'i aralarına katmaları ile sıkça adından söz ettirdi. Ve şimdi de seneye Kobayashi'nin yanında GP2'de an itibariyle 2. olan Sergio Perez'i yarıştıracağını açıkladı. Ayrıca GP3 şampiyonu Esteban Gutierrez'i de yedek pilot olarak kadroya kattılar. Bu iki Meksikalı'nın gelişinde yetenek tabi ki önemli ama Meksika'nın telekomünikasyon devi Telmex'in sponsorluğunun da bembeyaz Sauber'lere ilaç gibi geldiği kesin.

Perez'in F1'e ilk adımını Peter Sauber'in kanatlarının altında atıyor olması, Isviçreli'nin ne kadar büyük bir yetenek avcısı ve rookie-sever olduğunu bizlere bir kere daha hatırlattı. Biz de Formula 1'in önemli altyapılarından biri olan Peter Sauber Akademisi'nden çıkan pilotlara bir göz atalım dedik.

1970'lerden beri motorsporları ile iç içe olan Peter, 1993 sezonu için Mercedes'in desteğini alarak F1 takımını kurdu. 1994'te de ilk çaylağını seçti: Heinz Harald-Frentzen. Frentzen, Sauber'in en güvendiği isimlerden biri olarak, 2003'te bile gelip takımla yarışmaya devam edecek önündeki 10 yıl boyunca. Ama çaylak sezonu hem onun hem de takım için fazlasıyla zorlu oldu. Wendlinger'in o uğursuz 94 San Marino GP'sindeki kazasıyla Frentzen, takımdaki tek istikrarlı pilot oldu ve sezon boyunca 7 puan alabildi. Iki sezon daha Isviçreli takım adına yarışan Frentzen, 1997'de Williams'a gidecek ve ilk yarış galibiyetini de orada ulaşacak.

Ilk çaylak deneyimi başarılı geçen Peter Sauber, 1995'te Williams'a kontratlı Fransız Jean-Christophe Boullion'u takıma kattı. Ama Fransız, Frentzen'in hızına kesinlikle yetişemedi ve daha sezon dolmadan, yerine geçtiği Wendlinger'e koltuğunu geri kaptırdı.

Sütten ağzı yanan Peter Sauber, 2001'e kadar kısa bir mecburiyet periyodu hariç hiç çaylak pilot yarıştırmadı. 1997'de Johnny Herbert'a takım arkadaşlığı yapan Larini'nin sakatlanışı, Italyan Gianni Morbidelli'nin onun yerine geçmesini, Morbidelli'nin de sakatlanması 3 yarışlığına Norberto Fontana'nın onun yerine geçmesini sağlamıştı. Yedeğin yedeği çaylak Fontana da ilk fırsatta takımdan sepetlenmişti zaten.

Peter Sauber akademisinin gerçek çıkışı da 2000'li yıllarda oldu. 2001 sezonunda Sauber, öyle bir kumar oynamaya niyetlendi ki bütün Formula 1 camiası ayağa kalktı. Yarıştığı en ciddi kategori Formula Renault olan ve Sauber adına bir tek F1 testi yapmış genç bir Fin pilotu 2001 sezonunun tamamında yarıştıracağını açıklaması, Max Mosley ve çoğu pilot tarafından son derece tehlikeli bulunmuş ve FIA'nın süperlisans çıkarmaması için baskı yapılmıştı. Sauber'in rica minnet, bir kaç yarışlık süper lisans çıkarttırıp yarıştırdığı genç Kimi Raikkonen'den başkası değildi. Zaten böyle bir yeteneği Sauber, sadece bir sene elinde tutabilmiş, ertesi sene Mclaren'e kaptırmıştı. Geri kalan hikayeyi anlatarak vakit kaybetmiyorum.

Çaylak balı tekrardan ağzına çalınan Peter, ertesi sene için (2002) Brezilya'dan tıfıl bir genci daha çekip çıkarmıştı. Ve yine normal F1 öncesi adım olan Formula 3'ten değil, Euro Formula 3000'den. Felipe Massa, gösterdiği hızlı gelişimi Formula 1'e gelince devam ettiremedi ve ertesi sene Heidfeld'in yanındaki koltuğunu Frentzen'e kaptırdı. Tipik Massa; bir gün iyi, bir gün kötü. Bir adım ileri, bir adım geri. Yine de 2003'te Ferrari test pilotluğu ileride ona Şahlanan At'ın yolunu açtı.

2006'da Peter Sauber, takımı Alman devi BMW'ye emanet etmiş, operasyonlardan biraz geri çekilmiş ve danışman olarak yardım ediyordu takıma. Ama takım, teknik olarak hala Sauber ismini ve onun mirasını taşıyordu. O yüzden Robert Kubica'nın gelişini de buraya ekleyebiliriz. 2006 yılına test pilotu olarak başlayan genç Pol'e şans Macaristan GP'sinde güldü.Villenueve'den beklenen verim alınmayınca, Almanya GP'sindeki kazasından sonra kendisini, Kanadalı'nın itirazına rağmen, bir sonraki Macaristan GP'sinde yarışamayacak olarak açıkladı BMW, yerine de Kubica'yı yarıştırdı. Pol de beklentileri anında aştı. Sıralamada tecrübeli takım arkadaşı Heidfeld'i geçti ve 7. olarak aslında ilk puanlarını almıştı da yarışta. Ama aracı, minimum ağırlığın altında çıkınca diskalifiye edilmişti. Bu başarı, BMW'yi ikna etmiş ve Kubica, hem sezonun geri kalanı hem de bir sonraki sezon için takıma alınmıştı. O da teşekkürü, daha üçüncü yarışı olan Monza'da podyuma çıkarak yapmıştı.

Genç Pol, ertesi sene Kanada GP'sinde, yakın tarihin en korkunç kazasını geçirdi ama neyse ki sadece bileğindeki çürüklerle atlattı. Ama bir sonraki Amerika GP'sinde yarışamayacağı belliydi. O yüzden bu sefer bir yarışlığına yerinden olan Kubica'ydı, yerine geçen ise, yarışarak F1 tarihinin en genç pilotu olacak Sebastian Vettel idi. Sauber takımıyla beraber ilk yarış deneyimini yaşayan genç Alman pilot, yine Kubica'nın bir sene önce yaptığı gibi ilk yarışında son derece etkileyici bir performans ortaya koyarak puan almayı başardı (ve diskalifiye olmadı). Böylece tarihin en genç puan alan pilotu olma ünvanını da elde etti aynı haftasonu. Vettel'in kariyeri ertesi sene Toro Rosso'ya geçmesi ve 2008 Monza GP'sini kazanması ile hızlı bir yükselişe geçecekti.

Peter Sauber'in takımı BMW'den geri alıp kurtarmasıyla beraber ilk yaptığı işlerden biri Kamui Kobayashi'yi takıma katmak oldu. Geçen senenin sonunda pistlerden çekilen Toyota'nın evladı olan Kobayashi, son yarışlarda büyük potansiyel göstermesine rağmen Sauber olmasaydı muhtemelen (kendi deyimiyle) babasının suşi restoranında çalışacaktı. Çaylak olmasa da Japon pilota ilk full sezon deneyimi şansını veren de Peter Sauber oldu böylece. Hem de sponsorsuz yarışan ilk Japon pilot oldu böylece genç Kamui.

Ve seneye Perez. Frentzen, Raikkonen, Massa, Kubica, Vettel gibi önemli bir çok pilotun çıktığı akademiye girme şansını elde etti. O altyapıdan yukarı doğru adım atmayı başarabilirse başarısız olması son derece zor. Biz de Peter Sauber'e bir kez daha duacı oluruz böylece. Şimdiye kadar yaptıklarını hatırlamak/hatırlatmak da boynumuzun borcuydu tabi ki.

23 Ağustos 2010

The Asphalt Kings

Haftasonu, WRC takviminin en dişli asfalt rallilerinden Almanya koşuldu ve sonuçlar, hiç şaşırtıcı değil. Loeb, yine bu yarışı kazandı ve aynı ralliyi 8 defa kazanan ilk pilot olma rekorunu kırdı. Daha önce bu rekor Finlandiya Rallisi'ni 7 kez kazanan Marcus Gronhölm'e aitti. Iki notu da ekleyelim: 1- Loeb, kariyerinde katıldığı bütün Almanya Rallilerini kazandı, 2- 2004 Ispanya Rallisi'nden beri hiç bir asfalt rallisini kaybetmedi Fransız. Twitter tabiriyle #bokuçıktı!

Peki geri kalanlar ne yaptı? Aslında haftasonu boyunca ilgi çekici sürüşler de oldu. Bunların başında Dani Sordo geliyor. Bu sene formunun dibinde olan, fabrika takımındaki yerini toprak rallilerde Sebastian Ogier'e kaptıran ve bu yarış öncesi co-pilot değiştiren Sordo, asfalttaki başarısını ikinci olarak gösterdi. Her ne kadar Loeb'ün 50 saniye gerisinde kalsa da, Loeb insan olmadığı için sorun yok. Eminim, bu sene baya azalan özgüvenini yerine getirmiştir bu ikincilik.

Sordo, ikinciliği biraz da Petter Solberg'e borçlu. Kendisinden bütün haftasonu daha hızlı olan Solberg, cuma günü lastik problemlerinden 4 dakika kaybedince zaten baya geri kalmış oluyordu. Ama Norveçli, Loeb'den sonra en hızlı pilot oldu haftasonunun geri kalanında. Hatta kendisi de Phil Mills'den sonra yeni copilotuyla yarışırken Panzerplatte etabını kazanarak, ciddi bir başarı da elde etmiş oldu. Hatırlayacaksınız, 2004 Almanya Rallisinde, gözgözü görmeyen yağmur altında çok ciddi bir kaza yapmıştı Solberg bu etapta. Bir şekilde rövanşı da almış oldu. Ilk gün kaybettiği o kadar zamandan sonra 5.liğe yükselmesi, Solberg'in bu sene ne kadar kendine geldiğinin kanıtı adeta.

Ogier ise rallinin sessiz galiplerinden sayılır. Podyumun son basamağına çıkarken hiç bir etap kazanmadan, öndeki ikilinin 80 saniye gerisinde, arkadaki Latvala'nın 20 saniye önünde temiz bir iş çıkarıp asfalt tecrübesine yenilerini ekledi. Her ne kadar genç de desek, asfalt rallilere yeni alışıyor da desek Ogier, pilotlar şampiyonasında ikinci ve yerini korumak için elinden geleni yapacaktır.

Bir de yarışan diğer fabrika takımı var. Ford, gerçekten kabus gibi bir haftasonu geçirdi. Yine! Latvala, 4. olarak takıma puanlar getirirken Hirvonen cumartesi günü transmisyon problemi yaşarken pazar sabahı da vites kutusuna çarpıldı ve yarıştan çekildi. Favorisi olduğu bir önceki yarış Finlandiya'dan da yaşadığı kaza yüzünden DNF çeken Finli, pilotlar şampiyonasının 5.liği için Dani Sordo ile çekişiyor şu an. Tam bir utanç! Ford'ün spektaküler adamı Ken Block da aynı şekilde şanssızlıklarla yarışı bitiremedi. Aslında temkinli yaklaşımı ile amacı olan yarışı bitirmeye çok yaklaşan Amerikalı, son güne daha başlamadan servise dönmek zorunda kaldı. Reaksiyonu: It sucks!

Haftaiçi Formula 1'in dışında da hayat var deyip geri dönmeyeceğinin sinyallerini veren Raikkonen, kendisine daha tanıdık gelen asfalt etaplarda 7. olarak hızını yine ortaya koydu. 2011 değil ama 2012 için tehlike olabileceğini de herkese gösterdi. Bu arada rallinin son etabı olan seyirci özel etabını da kazandı. Finli, aldığı 6 puanla toplamını 21'e çıkarmış oldu böylece, önündeki hedefler 25 puanla Henning Solberg ve 26 puanla Villagra.

Citroen, Loeb'ün de desteği ile tam bir asfalt canavarı oldu zaten. Hızı, sürüş rahatlığı (pilotlarının yalancısıyım) ve dayanıklılığı ile Loeb olmasa bile muhtemelen asfalt rallileri kendi sürücülerine kazandıracak bir araç C4. 2010 Almanya Rallisinde 4 farklı Citroen pilotunun bütün etapları kazandığını, ilk yediye 5 araçla girdiklerini de not düşelim. Bundan sonra WRC, 10-12 Eylül arası Japonya semalarına gidiyor. Bu sene de şampiyonun kim olacağı belli oldu diyebiliriz, bakalım best of the rest kim olacak?

14 Şubat 2010

Nereden Nereye

Before...

After...

Isveç Rallisi'nde Sona Gelirken

Sezonun ilk yarışında, 21 etabın 20'si tamamlanmışken sıralama neredeyse belli oldu. Ilk günün lideri Hirvonen, ikinci ve üçüncü günde de liderliğini kaybetmedi ve sonunda Sebastian Loeb'ü de yıldırdı. Tek etap kaldı ve arada 36 saniye var.

Uzun zamandır Loeb'ü böyle görmemiştim. 3. günün ortasında, Hirvonen'in kendisi için fazla hızlı olduğunu, hata yapacak kadar kendisini zorlasa bile Hirvonen'in hızına yetişemediğini itiraf etmiş ve artık tek hedefinin yarışı ikinci sırada bitirmek olduğunu belirtmişti. Insan sormadan edemiyor, acaba Loeb motivasyonunu mu kaybediyor? Ya da Hirvonen'in bu seneki daha saldırgan tavrına bekle-gör mü yapıyor?

Tamamen psikolojik bir savaş alanına çekiliyor Citroen-Ford kapışması. Şu an için de Ford sanki bir adım önde. Ihtiyaçları da vardı kesinlikle, geçen seneki basit hatalarından sonra. Onların işine yarayan şeylerden biri de, takvimin Isveç'te başlıyor olması. Daha önce Monte Carlo Rallisi, Loeb'ün herkesten çok üstün olduğu ve yıla 1-0 önde başladığı bir yerdi. Isveç ise Loeb'ün sevmediği ve bunu açık açık söylediği bir ralli. Bakalım Hirvonen, yelkenlerini dolduran bu rüzgar ile Loeb'ü durdurabilecek mi bu sene?

Ikinci pilotlar kapışmasında da Ford, Citroen'e üstünlük sağladı. Jari Matti Latvala, ilk gün gerisinde kaldığı Dani Sordo'yu, Ispanyol pilotun ikinci günkü ısı kalkanı sorunları sayesinde geçti ve bu sefer yerini korumayı başardı. Eğer son etapta da bir saçmalık yapmazsa, aradaki 1 dakikalık fark ona rahatça yeter. Ford da, Meksika'ya Citroen'in önünde ve kendine güveni tam gider.

Fabrika takımlarının hemen arkasında Citroen'in Fransız genci Ogier var. O da aslında yabancısı olduğu karlı etaplara çabuk alıştı ve seneye 5.lik ile başladı. Arkasında Solberg kardeşlerden büyüğü Henning, Malcolm Wilson'ın oğlu Matthew, Norveç altyapısından çıkma Mads Östberg, Solberg'lerin küçüğü Petter ve Per Gunnar Anderson, ilk 10'u tamamlıyor.

Her ne kadar emekliliğinden dönüp ralliyi kazanmasının bizim hayallerimizde kalacağı belli olsa da Marcus Gronhölm'ü 24. olarak görmek üzüyor. Ikinci gün yaşadığı sorunlardan belini doğrultamasa da en azından ilk 25'e geri döndü. Yine ikinci gün sorun yaşayan ve zirveden uzak kalan Kimi Raikkonen ise hala öğrenme aşamasında. Yine de kar yataklarında sıkışmadığı zamanlarda ne kadar hızlı olabileceğini gösterdi.

Artık 21. etap Varmullsasen kaldı bir tek, bu arada tek hata yapabilecek kişi Latvala gibi. Özel seyirci etaplarında bile yarışdışı kalma potansiyeli olan genç Fin de bir sorun yaşamazsa yarış büyük ihtimalle böyle biter. Ve Hirvonen, değişen puan sisteminin ilk 25 puanını aldı sayılır. Mart başında da Meksika'ya lider gider.

Tommi ve Kimi

Tommi ile Kimi'yi kıyaslamak zor, ama en bariz ortak yönleri doğal hızları. Teknik her zaman geliştirilebilir, Kimi ile de bunun üstünde çalışıyoruz şu anda. Ama hız öğrenilmez. Kimi bugün, hız ve tekniği birleştirince neler olabileceğini gösterdi. O'nun gelişimi beni çok etkiledi, bunun üstünde daha da çok çalışacağız.


Kaj Lindström
Tommi Makkinen ile 4 sene üstüste şampiyonluk yaşayan ve şu anda Raikkonen'in co-pilotu olan Lindström'ün, tecrübesi ile hem iki pilotu karşılaştırıyor hem de nasıl bir mentor olduğunu gösteriyor.

12 Şubat 2010

Isveç Rallisi Ilk Gün Sonu

Sonunda Dünya Ralli Şampiyonası startı verildi Karlstad'da bu sabah, dün akşam Dani Sordo'nun kazandığı özel seyirci etabını saymıyorum.

3 etabın ikişer kere geçildiği gün, tam anlamıyla iki farklı durum ortaya çıkardı. Loeb, güne çok iyi başladı. Hirvonen ise ancak Sordo ile arkadan takip etmek durumunda kaldı. Latvala ise dördüncülüğünü pekiştirici bir sürüş ile podyumun uzağındaydı. Ne olduysa, gün ortası servisten sonra oldu. Karla kaplı etapların bozulması ile yol tutuşlar değişince Loeb, Isveç Rallisi'ni neden sevmediğini hatırladı heralde. Sebepsiz bir şekilde Hirvonen'e zaman kaybetmeye başladı. Gün sonunda Hirvonen, Loeb'ün 8 saniye önünde liderdi. Sordo ise üçüncüydü. Etaplardan ikinci geçişlerin Ford'a yaradığı, Latvala'nın da Sordo'ya yetiştiğini gördük.

Etapların ikinci koşuları başladığında, her ne kadar Hirvonen, lastiklerini fazla agresif kullandığını düşünse de, gün sonunda kazanan o oldu. Loeb'ün lastiklerini riske atmaması ise gün sonunda beklediği avantajı kendisine getirmedi. Enteresan olan, genelde tam tersi olurdu şimdiye kadar. Hirvonen temkinli, Loeb ise atak olurdu.

Günün diğer haberlerinde Petter Solberg'in Matthew Wilson ile çarpıştığını ama ikisinin de ralliye devam ettiğini, Marcus Gronhölm ve Kimi Raikkonen'in SS5'te sorunlarla karşılaştılar, Ogier ise kariyerindeki ilk Isveç Rallisi'nde fabrika takımları haricinde lider (yani genel klasmanda 5.).

Yarın yeni bir gün, yeni etaplar ama kar, hep kar!

09 Şubat 2010

WRC 2010 Sezonu Başlıyor!

Formula 1 testleri ve araç tanıtımları, haberlerde daha çok yer alsa da bu haftasonu WRC sezonu başlıyor asıl. Son yıllarda kalitesinde düşüş yaşansa da, Jean Todt'un da yardımıyla, hakkettiği yere geleceğine inandığım bu mükemmel spor olayı, 2010 başlangıcını Isveç'te yapacak. Karlstad'ın kuzeyindeki parkurlar şimdiden karlarla dolu. Yarışacak isimler ise son derece heyecan verici.
En başta son yılların ezeli rakipleri Loeb ve Hirvonen var. Ford pilotu Hirvonen, bu sene temkinli ve garantici yarışmayı bırakıp daha atak olmak istediğini her yerde belirtiyor. Hırs yapması tabi ki sevindirici, çünkü Loeb, her ne kadar geçen sene 1 puan ile şampiyon olsa da, aslında potansiyelini tam anlamıyla kullanmamıştı. Kimse onu sonuna kadar zorlayamıyor maalesef, buna Hirvonen ve Citroen'den takım arkadaşı Sordo da dahil. Yalnız Hirvonen, gereken o ekstra hıza ulaşmaya çalışırken yolda kalmaya da dikkat etmeli. Motorsporları tarihi, birincilikler kazanıp şampiyon olamamış bir çok pilot ile dolu.

Bir yandan da Jari Matti-Latvala ile Dani Sordo rekabeti var. Ford ve Citroen'in ikinci pilotları, genelde birbirini yakın takip eden takım liderlerinin şampiyon olmasında her zaman çok önemli rol oynadı. Iki takımdan birinin yapacağı bir duble, diğer takımın şampiyon adayı pilot için önemli bir sıkıntı oldu. Geçen sene JML, son derece basit hatalar yapmış, hem Hirvonen'in şampiyonluk şansını azaltmış hem de Ford'a Markalar Şampiyonası'nda çok önemli puanlar kaybettirmişti. Hele de Polonya'da son özel seyirci etabında kaza yapıp ikinciliği kaybetmesi ve Portekiz'de attığı 17 takla hala akıllarda ilk günkü kadar taze.

Bir yandan da F1'den bu sene WRC'ye geçiş yapan Kimi Raikkonen var. Çok ciddi bir medya çekimi yaratıyor, uzun süredir WRC bu tip şeylere hasret kalmıştı açıkçası. Şampiyonluk beklenmiyor bu sene ama eğer F1'e dönmeyip parkurlarda devam ederse ileride ciddi başarılar yakalayabilir. Yanında da yılların eskitemediği, Makkinen'in co-pilotu Kaj Lindström var, daha önce katıldığı yarışlardaki gibi. Ayrıca Grönholm de Isveç Rallisi'ne katılmaya karar verdi ve bizleri sevindirdi. Amerikalı Ken Block, kendi Monster Rallye Takımı ile internetteki videolarda gösterdiği kabiliyetleri parkurlara taşımaya çalışacak (Isveç'te yok ama kendisi, ufak bir not olarak). Ayrıca bir güzel gelişme de Petter Solberg'in yıllar sonra ilk defa doğru düzgün bir araç ile (Citroen C4) yarışacağı. Güleryüzlü Norveçli'nin tekrardan yüzünün gülmesini isterim açıkçası.

Bir yandan da kural değişiklikleri var tabi ki. Kafaları karıştıran Superally sistemi gitti, onun yerine günün tamamını bitirenlere ekstra puan veriliyor. Bütün günü kapsamadığı sürece gece etaplarına izin çıktı. Eskisi gibi her ralli 3 gün sürmek zorunda değil, 2 veya 4 gün de sürebilir. Ama tabi ki seneye başlayacak S2000 kurallarının yanında bunlar son derece sıradan (S2000 değişimine daha sonra değiniriz).

Şimdiden Isveç Rallisi'nn heyecanı bünyeyi sardı, haftasonu olan biteni, görsel materyalleri yine sofraya sunar, üstünde konuşur, sevinir üzülürüz hep beraber. Viva la 2010!

04 Ocak 2010

Yeni Ciciler 2

Mustafa'nın tatil dinlemeden 1 Ocak'ta koyduğu fotoğraflardan sonra, yeni bir transfer, yeni bir takım tulumunu daha koymak gerekti.

Raikkonen, Red Bull tulumu içinde. Ama RBR değil, Red Bull Citroen. Artık onun koşacağı yollar genelde çamurdan, ralli parkurları olacak. Bugünlerde etrafta dolaşan bir dedikodudan da bahsedelim yeri geldikçe. Kimi, bu seneyi Red Bull'un ralli takımıyla geçirdikten sonra seneye Webber'in yerine geçecek deniliyordu, Red Bull tarafından yalanlama geldi bu haberlere. Ama neler yalanladı da sonradan oldu, kimse artık ciddiye almıyor bu sözleri.

29 Aralık 2009

1 puan ve 5 şampiyonluk

2010 gridine bakınca uzun zamandır olmadığı kadar fazla eski şampiyon ve yıldız pilot gözüküyor. Schumacher, Hamilton, Alonso, Vettel, Button ve Massa. Bu isimlerin hepsi şampiyonluğa oynayabilir. Yani sezon büyük ihtimalle yakın puanlarla bitecek demektir.

Pit Girişi olarak tarihe dönüp bir baktık. 1984'te Niki Lauda'nın Mclaren'den takım arkadaşı Prost'un sadece yarım puan önünde ipi göğüslemesi dışında, şampiyonların tek bir puan ile galip geldiği yıllara bakalım dedik. Kim bilir, belki de sene sonunda bu listeye 2010'u da ekleyebiliriz.

1958 ve 1964:
Bu iki sezonu anlamak için o zamanın atmosferine geri dönelim. Kazanın 58'de 8/64'te 9 puan aldığı, her pilotun sadece en iyi 6 sonucunun hesaplandığı, 58'de en hızlı turlara 1 puan verildiği yıllar o zamanlar. 1958, aynı zamanda Fangio'nun yarışları bıraktığı ve markalar şampiyonasının başladığı yıl.

Ilk sezonumuzun baş atları Stirling Moss ve Mike Hawthorn. Bizim zamanımızdan bakınca şampiyonluğu olmayan en iyi pilot denilen Stirling Moss, Vanwall ile Mike Hawthorn'un Ferrari Dino'sunu galibiyetler konusunda ciddi eziyor, 4e 1. Ama Moss'un sıkıntısı, sadece 5 yarış bitirmesi; şampiyona puanına katkı yapacak 6. bir yarışı yok. Hawthorn ise çok daha istikrarlı. Sezon sonunda puan aldığı 6 yarıştan bir galibiyet var ama diğer 5'i ikincilik. Ama toplamda aldığı 49 puan, 6 en iyi skoru hesaplanınca 42'ye iniyor. Moss'un ise hiç bir puan düşmüyor, yine de 41'de kalıyor.

Ama 6 yarıştan puan alma kuralının asıl etkisi 1964'te çıkıyor. Bu yılın aktörleri Jim Clark, Graham Hill ve John Surtees. Clark, 1958'te Moss'un başına geldiği şekilde, toplamda zaten 5 yarış bitirebildiği için, en çok galibiyeti (3) alan pilot olmasına rağmen bir adım geride kalıyor. Hill ve Surtees ise 2'şer galibiyet ve 3'er ikincilik alıyorlar. Bunlar dışında Hill, Hollanda'da dördüncü, Belçika'da beşinci oluyor. Surtees'in elinde ise Ingiltere'deki üçüncülüğü var. Bu sonuçlarla aslen Graham Hill, 41 puanla John Surtees'in 1 puanla önünde sezonu bitiriyor. Ama kurallara göre Belçika'da aldığı iki puanı bırakıyor ve 1 puan geride bitiriyor sezonu. Böylece tarihte ilk defa daha fazla puan toplayan pilot, şampiyon olamıyor.

Yine de görüleceği üzere, bir pilotun sadece en iyi 6 bitişinden puan aldığı sistem, takibi ciddi zor ve mantıksızmış. Neyse ki daha sonra da vazgeçilmiş.

1976:
Zaman, Niki Lauda'nın zamanı. Ferrari'nin bodur Avusturyalı'sı, 1975 şampiyonluğundan sonra 76 için de net favori. James Hunt ise, bir önceki sezon Hesketh takımının ilk ve tek galibiyetini alsa da, bir türlü kazalardan uzak duramamasından dolayı hala "underdog" muamelesi görüyor. Beklendiği gibi Lauda, sezona fırtına gibi giriyor. Ilk 6 yarıştan 4ünü kazanıyor. James Hunt ise politikalarla çevrili. Ispanya'yı kazanıyor, sonra diskalifiye ediliyor, sonra karar döndürülüyor. Ingiltere'de ilk viraj kazasına kurban gidiyor, yedek araçla yarışmasına izin verilmiyor, seyircilerin protesto ile yarışa katılıyor ve kazanıyor, yarıştan sonra diskalifiye ediliyor. Yani sezon baya çalkantılı. Ta ki Nürburgring'de Niki Lauda'nın kazasına kadar. Ölümden dönen ve bütün vücudu yanan Lauda, hasta yatağından James Hunt'ın sezon içindeki puan farkını eritmesini izliyor. Ingiliz'in galibiyetlerine dayanamayan Avusturyalı, yatağından kalkıp kokpite oturuyor. Fuji'deki son yarışa da 3 puan önde geliyor.

Ingilizlerin uzun zamandır ilk defa bu kadar ilgi gösterdiği yarış, Bernie'nin çabaları sayesinde Formula 1 tarihinin ilk canlı yayınlanan yarışı oluyor. İşte tam bu sebeple, akıl almaz yağmur altındaki yarış iptal edilemiyor. Niki Lauda, ilk tur sonunda güvenlik gerekçesiyle yarıştan çekiliyor; James Hunt da üçüncü olarak ilk ve tek şampiyonluğunu 1 puan farkla alıyor. Lauda ise 1977'de ikinci şampiyonluğuna, 1984'te üçüncü şampiyonluğuna uzanıyor.

1994:
1994, 1 puan farkla biten mücadelesinden çok, Senna'nın San Marino'da kaza yapıp hayatını kaybetmesiyle anılıyor. Ama bir efsanenin bitişi, bir başka efsaneyi çıkardı da denilebilir. Williams ve Senna ikilisi, ilk 3 yarışta pol pozisyonu alarak gücünü göstermişti. Ama 3 yarışı da Schumacher kazanmıştı. Sezon boyunca Damon Hill ve Michael Schumacher, iki yarış hariç bütün hepsini kazandılar.

1994, şampiyonanın gidişatı olarak, ciddi şekilde 1976'ya benziyor aslında. Sezon başında Schumacher de Lauda gibi ciddi bir fark açmıştı ve şampiyonluğa koşar adımlarla ilerliyordu. Ingiltere'de siyah bayraklara uymamaktan, Belçika'da da teknik sebeplerden diskalifiye edilen, 2 yarış da ceza alan Alman, aynen Lauda gibi sezon ortasında, açtığı puan farkının erimesini izlemek durumunda kaldı. Bu durumdan yararlanan ise bir başka Ingiliz, Graham Hill'in oğlu, Damon Hill idi. Avustralya'daki sezon finaline Schumacher, Hill'in 1 puan önünde girdi. Ikili, startta Mansell'i geçip öne kurulmuşlar ve arkadakilerle arayı ciddi açmışlardı. Yani "atan alır" şeklinde bir mücadele içindelerdi. Ta ki Hill, Schumacher'i geçmek için atak yaptığında, Alman pilot kapıyı kapatıp ikili çarpışana kadar. Schumacher orada, Hill de pitlerde yarışlara veda etmiş ve Schumacher, ilk şampiyonluğunu 1 puan farkla kazanmıştı.

Schumacher, aynı manevrayı, 1997'nin son yarışına 1 puan farkla önünde girdiği Jacques Villenueve'e de yapmış ancak sadece kendisi yarış dışı kalınca JV tek şampiyonluğunu kazanmıştı. FIA, aynı zamanda Schumacher'i o senenin sonuçların diskalifiye etmişti.

2007:
Michael Schumacher, sezon öncesi yarışları bırakmış ve bir dönem kapanmıştı aslında. Yerine de Mclaren'in yetenekli ama soğuk, Iceman lakaplı Fin'i Kimi Raikkonen gelmişti. Bazılarına göre şampiyona, Ferrari'nin karakterine daha uygun olan ve bir kaç senedir takımda bulunan Massa ile geçen senenin şampiyonu, Renault'dan Mclaren'e geçen Alonso arasında olacaktı.

Hesaplarda olmayan iki adam, 2007'yi domine etti: Kimi Raikkonen ve Lewis Hamilton. Özellikle, sezon başlamadan Hamilton'a şans veren yoktu. Ama çaylak pilot arka arkaya podyumlarını Kanada'da ilk galibyete döndürdükten sonra aldı başını gitti. Ilk yılında, uzun süre lider kaldı. Bu arada en büyük rakibi de kendi takım arkadaşı Alonso idi. Bazen kapalı kapılar arkasındaki kavgaları ile, bazen pitte birbirlerini engelleyerek, bazen de puanlarla hep birbirlerini yediler. Son iki yarışa da Raikkonen'in önünde girdiler. Kimi'nin, aradaki 17 puanlık farkı son iki yarışta kapaması için ciddi bir mucize gerekiyordu. Şangay'da yarışı önde götüren Lewis, pite girerken (kabak lastiklerinin de etkisiyle) kum havuzuna saplanıyor ve yarışdışı kalıyordu. Kimi birinci, Alonso da ikinciydi podyumda.

Son yarış Brezilya ise uzun zamandır görülmemiş dramalara sahne olacaktı. Kimi'nin şampiyon olması için Alonso'nun üçüncülük, Hamilton'ın yedincilikten yukarı çıkmaması ve Kimi'nin yarışı kazanması gerekiyordu. Ikinci cepten yarışa başlayan Hamilton, vites kutusu arızası ile çok zaman kaybetmiş ve geriye düşmüştü. Massa önde, arkasında Kimi ve Alonso. Daha sonra pitstoplarda Ferrari, iki pilotunun yerini değiştirmiş ve şampiyonluk için Kimi'nin önünü açmıştı. Iceman 110 puanla, 109 puanlı Alonso ve Hamilton'ın önünde şampiyon olmuştu. 1 puanın 3 pilotu ayırdığı tek sezon olarak da tarihe geçti 2007.

2008:
Hamilton, 2007 Brezilya'nın acısını 2008 Brezilya'da çıkarmaya niyetliydi. En büyük rakibi Alonso, Mclaren'deki uyumsuzluğundan Renault'ya geri dönmüş ve gerilerde kalmıştı. Raikkonen ise istikrarsızlığının had safhalarındaydı. Sezonu 2 yarış galibiyetiyle kapayacaktı. Ama bu sefer karşısında, yıllardır şampiyonluk için sırasının gelmesini bekleyen Massa vardı. Ama ikilinin arasındaki mücadele, iki süper sürüşten çok, kim daha az basit hata yapacak şeklindeydi. Hamilton Kanada'da pit çıkışında duran Kimi'nin üstüne çıkmıştı, Massa Singapur'da benzin hortumuyla pitten ayrılmıştı vs. Ve son yarışa Hamilton, Massa'nın 5 puan önünde gelmişti.

Son yarış Brezilya, Massa'nın anavatanı. Uzun süredir bir yerlinin kazandığına şahit olamayan, bir önceki sene Massa'nın Kimi'ye şampiyonluğu hediye ettiği, Hamilton'ın şampiyonluğu parmaklarının arasından kaçırdığı yarış. Eğer Mclaren'in Ingiliz'i 6. olursa üstüste ikinci sene şampiyonluğu son yarışta bir puan farkla kaçıracaktı. Iki pilot için de çok ciddi psikolojik baskı kısaca. Massa, yarışa polden başlıyor ve hep önde götürüyor ama gözler Hamilton'da. Yağmurun başlamasıyla beraber ilk önce vakit kaybediyor genç pilot, sonra tekrar çıkıyor beşinciliğe. Ama birden, şaşkın bakışlar arasında, dışa kayan Hamilton, Vettel'e geçiliyor. O an şampiyonluk Massa'nın. Hamilton, bir türlü Vettel'i geçemiyor. Ama şans ona başka şekilde gülüyor. Kuru hava lastikleri ile devam eden Timo Glock, son turun son virajında hem Vettel'e hem de Hamilton'a geçiliyor. Yarışı kazandığı sırada şampiyon olan Massa ise, Hamilton'ın Glock'u geçmesiyle 1 puan geride kalıyor. Mclaren'in manevi oğlu tarihin en genç şampiyonu, Brezilya'nın bodur evladı da gözü yaşlı bir yarış galibi oluyor.

2010'un da en az yukarıdakiler kadar güzel bir sezon olması dileğiyle...
Related Posts with Thumbnails