Renault etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Renault etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

07 Şubat 2011

Kubica'nın Kazası #2

Robert Kubica'nın yaptığı kazayı bir de hemen arkasından gelen ekibin on-board kamerasından izleyelim. Videonun sonlarında yer alıyor kaza yeri. Ama o zamana kadar ıslak zemin, dar yollar ortada. Bariyerlere dik girip aracın nasıl döndüğü de gözüküyor. 1 saat boyunca araçta yarı baygın mahsur kalan Kubica da video çekildiği sırada araçta.

Kubica'nın Kazası

Kubica'nın kazasından sonra ilk görüntüler
Yükleyen EurosportTurkiye. - Diğer spor videolarına göz at.

2011 sezonu için yeni Renault'su ile arkadan gelip işleri karıştıracak, belki de aracının potansiyeline kendi potansiyelini ekleyip şampiyonluk yarışına girecek diye beklediğimiz Robert Kubica, maalesef sezon başlamadan bariyerlere girmiş oldu. Yukarıdaki videoda aracın halini görebilirsiniz. Hızlı bir virajda yoldan çıkıp ilk önce yandaki kilisenin duvarına oradan sekerek öbür yandaki bariyerlere giren araç, ciddi hasar alıyor. Bu sırada da Kubica'nın sağ eli, ciddi şekilde yaralanıyor.

Dün akşam Italya'da yapılan 7 saatlik özel el ameliyatından sonra doktorlar, elin ısısını kazandığını ve bunun cesaret verici bir gelişme olduğunu ama 5-7 gün süresince yeniden dikilen ele giden damarların reaksiyon verebileceğini, bu yüzden de durumunun kritikliğini koruduğunu belirttiler. Dün akşam da iyileşme sürecine yardım etmesi için suni komaya sokulduğu haberi verildi. Şu an için iyi senaryo 1 sene sonra pistlere dönebileceği, kötü senaryo ise sağ elinin fonksiyonlarını kaybedebileceği.

Hastaneye, ziyarete ilk gidenin yakın arkadaşı Alonso olduğunu, takım patronu ve takım arkadaşının bugün Italya'ya gideceğini de not düşelim. Ve her ne kadar kişisel olarak Kubica'ya üzüldüğüne emin olsam da bu olayın, Bruno Senna için bulunmaz talih kuşu olduğunu da ekleyelim.

7 Aralık 1984 doğumlu, hala aslında çok genç olan ve henüz şampiyonluk kazanabileceği bir araca binmemiş bu sempatik ve inatçı Leh'in, hakettiği şansa kavuşmadan sağ elinin fonksiyonlarını yitirmesi gerçekten çok üzücü olur. Umalım ki bu yaşanmaz ve her ne kadar 1 sene pistlerden uzak kalacak bile olsa 2012 için şimdiden beklemeye koyulalım. Bütün F1 dünyası gibi, bizim de umutlarımız onunla.

08 Aralık 2010

Lotus Renault


Bu sene belli ki sürprizlerin senesi oluyor. Önce Williams, şok bir hamle ile Maldonado'yu açıkladı; görünüşe göre bugün Renault takımı, yeni adını Lotus Renault olarak basına tanıtacak.

Uzun zamandır söylenenler söyleniyor hala: 5 yıllık, yılda 20 milyon pound'luk bir anlaşma olacak, title sponsorship şeklinde. Bir soru işareti takımın hisseleri adına var sadece. Bilindiği üzere Renault'nun yüzde 75'i Genii Capital'e, kalanı ise hakiki has Renault'ya ait. Renault, bu hisseleri verip sadece motor ve şasi üreticisi olarak sporda kalmak istiyor. Eğer bir hisse el değişimi olacaksa muhtemelen Renault'nun elindekileri Lotus Group alacak demektir. Ama bu olacak mı, gün içinde o da açıklanır. (Şu anda resmi açıklama geldi, Group Lotus, takımın ana hissedarı olacak ve Renault'nun hissesi kalmayacak).

Tabi burada asıl garip olan, cümbüş yaratacak olan Lotus Renault. Daha önce de yazmıştık Lotus Racing ile Lotus Group arasındaki çekişmeyi. Mahkemeler devam ediyor ama eğer FIA, Renault'nun isim değişikliği kabul ederse bugün sonunda gridde iki tane Lotus Renault takımı olacak. Biri Tony Fernandes'in geçen sene canlandırdığı, bu sene yeni takımların en iyisi olarak sıralamada 10. sırayı alan takım. Öbürü de Kubica ile Petrov'un yarıştığı, siyah sarı renkli olan. Ve gariplikler bununla da bitmiyor. Iki takım da 2011'de, Team Lotus'un 80'lerin başında kullandığı John Special Player renkleri olan altın-siyah rengi ile yarışacaklarını açıkladılar. Red Bull, en azından ikinci takımının adını Italyanca'ya çevirmiş, renklere azıcık dokunmuştu.

Bugünden mahkeme sonucu açıklanıp hangi takımın Lotus Renault ismi ve renklerini kullanacağına karar verileceği güne kadar bu durumun absürdlüğü daha çok konuşulur. Ama burada, bu durumun F1 için aslında ne kadar üzücü olduğunun altını çizmek istiyorum.

Birincisi, Lotus gibi önemli ve tarihi bir üreticinin adının, bu şekilde harcanması. Lotus, March gibi Brabham gibi F1 tarihinin önemli parçalarından biridir ve bu mirasın her taraftan çekiliyor olması, bir F1 fanı olarak beni utandırıyor.

Ikincisi ve daha önemlisi, bütün bu olay silsilesinin, para için yapılıyor olması. Lotus, bu sene 10. olarak Concorde Anlaşmasına göre sınıf atlamanın eşiğine gelmiş durumda. Yani bir kere daha ilk ona girerlerse Tier 3 takımı olmaktan Tier 2 takımı olmaya çıkacaklar ve TV gelirlerinden çok daha fazla bir pay alacaklar. Bu seneki başarılarının üstüne Red Bull arka taraf ve hidrolikleri, ayrıca Renault motoru (yani şampiyon paket eksi Newey) eklenince, HRT ve Marussia Virgin'i geçmeleri çok hayal değil. Ama isim değişikliği olursa, bütün takımların izni olmadığı sürece bu seneki TV gelirleri paylarını alamayacaklar; ki yeni takımlar için bunun hayati önem taşıdığı ortada. Dany Bahar'ın başında olduğu Group Lotus ise ürettikleri arabaları Ferrari sınıfına taşımak ve marka değerini yükseltebilmek için başta F1, bütün yarış serilerine giriyorlar/girmeye hazırlanıyorlar. Nicholas Todt'un başında olduğu başarılı GP2 takımı ART ile şimdiden anlaştılar, seneye takım Lotus ART olacak. Bir çok insan, zaten banka kredileriyle ayakta duran Lotus Group'un, kazanılması çok zor bir kumar oynadığını söylüyor. Ve haklı da olabilirler. Sadece F1 takımına 100 milyon pound yatırmak, üstüne diğer yarış takımlarına para vermek ve bir yandan da Lotus yol arabaları üretmek, altından kolay kalkılabilecek bir yük değil.

Bu da Formula 1'in finansal tarafının ne kadar zorlaştığını, Renault gibi ikonik bir ismin bile orta vadede kendini kaosa götürebilecek bir seçeneği seçenebileceğini gösteriyor. Bir yandan Hulkenberg'in para için Maldonado'ya seçildiğini, başka bir yandan de la Rosa, Heidfeld gibi isimlerin arkalarında büyük sponsorlar olmadığı için gridde yer bulamadıklarını, Aleshin gibi bir gencin veya Petrov gibi bir kamikazenin yer bulmakta sıkıntı çekmemelerini de yanyana koyarsak F1 ruhunu para için satıyor mu tartışmalarının dozu artacakmış gibi duruyor.

Acil harekete geçmesi gereken iki kamp var bence: 1) FIA, masraf kısma anlaşmalarını ciddi şekilde empoze etmeli, 2) Kubica, hemen Ferrari'ye geçmeli. Iki tane de heyecanla beklediğim cevap var: Biri FIA'nın tekrar açıklaması gereken revize edilmiş takım listesi (yani bu değişikliği kabul edip etmeyecekleri), öbürü de Fernandes'in Lotus Renault'sundan gelecek cevap. Siz hatta kalın, gelişmeleri aktaracağım.

02 Aralık 2010

2010 Ödül Töreni

F1 sezonu bitmiş ve sezon sonu testlerinden sonra herkes biraz soluklanıyorken, sene sonu ödüllerini dağıtmanın zamanı geldi sanki. Bu kategorileri de, adayları da, kazananları da kafamdan attım; yani sizin de ekleme ve yorum yapma serbestiniz mevcut. Okuyun, sonra da kendi düşüncelerinizi yazın.

Yılın Pilotları: Kubica, Vettel, Webber, Alonso, Rosberg ve Kovalainen
Yılın Takımları: Red Bull, Lotus, Renault (üçünün de seneye Renault motoru kullanacak olması enteresan)
Yılın Yarışları: Istanbul, Melbourne, Kore, Montreal, Malezya, Spa
Seneye Izlenecekler: Kobayashi, Alguersuari, Lotus, Schumacher
Yılın Çaylağı: Hulkenberg
Yılın Çatlağı: Kobayashi
Yılın Kamikazesi: Petrov
En Iyi Sıralama Turu Performansı: Hulkenberg (BRE), Hamilton (CAN)
En Iyi Yarış Performansı: Webber (MON ve ISP)


Yılın Pilotları:
-Kişisel olarak Kubica'nın, Renault aracıyla çıkardığı performansı, neredeyse BMW yıllarında gösterdiği performanstan daha iyi buldum. Zaten sene sonu listelerinde de ona hep yer verilmiş durumda ve bu şans değil. Kesinlikle daha iyi bir aracı ve bir sürü şampiyonluğu hakkediyor. Italyan sempatisi ve Italyan'ların ona olan sempatisinden dolayı Massa'yı baskı altına aldığı konuşuluyor.
-Vettel, şampiyon olarak aslında tabi ki bu listenin başında olması gerekiyordu ama sonuçta elinin altında bir Red Bull vardı. Ortaya koyduğu inanılmaz sürüşler ve felaket hatalarla hiç bir zaman ortalama bir performans sergilemedi. Ama ileride altın bir çağ olarak anılacak bu yılların en önemli aktörlerinden olduğunu gösterdi.
-Eğer Webber de Vettel kadar genç olsaydı, sadece Istanbul'da değil, heralde her yarışta çarpışabilirlerdi. Avustralyalı'nın, bu kadar iyi bir araca bu kadar geç ulaşması üzücü ama onun kadar inatçı ve profesyonel bir karakterin, seneye de aynı azim ile geri döneceğini düşünüyorum.
-Bu seneye kadar Alonso'ya bir antipati beslediğimi gizleyemem ama bu sene, işler kötü giderken ipleri eline alışı ve geriye düştüğü zaman bile vazgeçmemesi inanılmazdı. Ilk önce takımda kimin patron olduğunu Massa'ya gösterdi, sonra da takımını, azmiyle ileri taşıdı. Çok bariz bir pit hatasıyla şampiyonluğu kaybederken bile takımı suçlamaması ve optimizmi de alkışa değer.
-Geçen sene bu zamanlar herkes Schumacher'i konuşurken, şu an Mercedes denince akla sarı kaskıyla Rosberg geliyor. Aldığı podyumlar, bütün takım nerede yanlış yaptık diye düşünürken onun pist üstündeki savaşı, sessiz sedasız işini yapması, yakışıklığını bile gölgede bıraktı.
-Ve Kovalainen... Mclaren'den Lotus'a. Bir uçtan öbür uca... Böyle bir ortam değişikliğini çok olgun karşıladı ve hem diğer yeni takımların pilotlarını hem de kendi takım arkadaşını net bir şekilde geçti. Moralini bozmadan böyle bir performans çıkarmak kendisinin mental olarak ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Umarım RoC kazasını kolay atlatır.

Yılın Takımları:
- Klasik bir Adrian Newey; hızlı ama kırılgan. Araç olarak bütün sene, belki Monza ve Montreal dışında, en iyilerdi. Tartışmasız. Ama takım içi yönetim olarak aynısını söyleyemeyeceğim. Vettel'i, Webber'den üstün tutmak için çok sayıda ve çok mantıklı sebepleri var ama bunu yapmak vardır, bunu yapmak vardır. Ve Horner'ın, bunu yeteri kadar iyi yönetemediğini düşünüyorum, sonunda destekledikleri pilot şampiyon olsa bile. Ama araç olarak bir efsane ile karşı karşıyaydık, o ayrı.
- Renault, kendilerinden beklenmeyecek bir azim ile her yarışa yenilemelerle geldiler. Bu takımın geçen sene crashgate skandalı ile çalkalandığını düşündükçe o günler ne kadar uzak geliyor. Eric Boullier gibi sessizce işini yapan ve başarılı olan insanları da seviyorum. Ayrıca ellerinde Kubica gibi bir yeteneğin dışında önemli bir altyapı pilot kaynağı var. Buranın geleceği parlak bence.
- Lotus, bu senesini film projesi olarak Hollywood'a satabilir bence. Son anda gride gelip yarış bitirerek, yıl sonunda 10. olarak, Lotus Group ile verdiği savaştan ve her yerden bulduğu destekten, gerçekten rüya gibi bir sezon geçirdi Tony Fernandes ve Gascoyne. Seneye Red Bull ve Renault desteği ile orta sıraları da sallayacaklarına eminim.

Yılın Yarışları:
- Tabi ki şehrimin yarışını, yerinde izlediğim yarışı en başa koyucam. Ama o da öyle bir yarış oldu ki bütün sezonu kökten salladı. Webber-Vettel çarpışması hala konuşuluyor ve konuşulacak da. Mclaren'lerin düellosunu pist üstünde bitirmeleri ise sezon boyu burada suların durgun olmasını sağladı. Ferrari içinse dip oldu Istanbul, bir tokat.
- Lewis Hamilton'ın iterek bitirdiği sıralama turlarından Schumacher'in sert hamlelerine, Alonso'nun Mclaren'e geçilmesine çok güzel bir yarış oldu hakkaten. Lastik performanslarının çok belirleyici olduğu yarış da Pirelli'ye bir çok fikir vermişe benziyor.
- Olacak mı olmayacak mı derken Kore, yağmuruyla beraber o kadar kritik bir yarış oldu ki bir tur yerimizde oturamadık. Webber'in kazası, Vettel'in motoru, Schumacher'in kendine gelişi, Alonso'nun liderliğe oturuşu ve aslında fena da olmayan pist. Seneye görüşürüz Yeongam.
- Gönüllerin sezon başlangıcı Melbourne, bu sene bize, Bahreyn'de unuttuğumuz herşeyi hatırlattı. Burada Jenson Button'a da teşekkür etmeliyiz tabi bir yandan. Heyecansız tur geçtiğini hatırlamıyorum, en son koltukta zıplıyordum.
- Malezya'nın sıralama turları yarışından daha eğlenceliydi, doğruya doğru. Ferrari ve Mclaren'lerin, yeni takımlara bile geçilmesi, hele de sezonun bu kadar başında, lezizdi. David ve Goliath hikayesinin 2010 versiyonuydu.
- Spa her zaman güzel yarışlara ev sahipliği yapar zaten, şaşırtmaz. Ama bu sene Hamilton'ın mükemmel pilotajı ve klasikleşmiş yağmur sürpriziyle bizleri yine mest etti.

Seneye Izlenecekler:
- Kobayashi... Daha söze gerek var mı? Daha fazla özgüven, seneye daha iyi gireceğini düşündüğüm bir Sauber ve küçük gözler...
- Alguersuari'nin bu seneki gelişimi çoğu gözden kaçmış olabilir ama Franz Tost, ona ne kadar güvendiğini bu hafta açıkladı. Gerçekten de bazen mavi gözlü DJ Ispanyol'un ne kadar genç olduğunu unutabiliyoruz. 2. ful senesinde eminim çok daha iyi işlere imza atacaktır.
- Yukarıda da değindik Lotus'a. Çok kısa bir zamanda çok iyi bir iş çıkarmışlardı 2010'un başında. Seneye Red Bull ve Renault desteği ile teknik olarak en sıkıntı çektikleri alanları kuvvetlendirdiler. Ayrıca 2011'de siyah-altın renklerinde olacaklar. Daha ne olsun...
- Herkes bu sene sonunda bırakması gerektiğini söylese de bence sene içinde ne iyi ne kötü bir iş çıkardı Schumacher. Hatta sene sonunda kendine geldiği ve iyi yarışlar çıkardığını bile söyleyebiliriz. Kendi geliştirdiği bir Mercedes'te 2011'e beklenmedik bir damga vurabilir bence.

Yılın Çaylağı:
- Belki Petrov ondan daha fazla puan almış olabilir ama Hulkenberg'in altında, sene boyunca genel olarak, daha az rekabetçi bir araç vardı. Buna rağmen efsanevi bir pol pozisyonu almayı bildi. Petrov ise genelde kazaları ile akılda kaldı. O da fena performans sergilemedi ama bu bir "Hulkenberg gitmesin" çağrısı aynı zamanda!

Yılın Çatlağı:
- Suzuka'yı izlemek bile tek başına yeter ama Kobayashi'nin istikrarlı sürüşünün buna o geçiş hamlelerini sağladığını unutmamak lazım. Ayrıca gözlerinin küçüklüğünden dolayı daha rahat geçiş yaptığına dair demeci de F1'de artık pek görmediğimiz türden samimi. Seviyoruz bu genci, Erbatur kadar olamasa bile...

Yılın Kamikazesi:
- Her ne kadar Sutil, Kore'de önüne gelen her araca vurmaya çalışsa da bütün sezon boyunca daha istikrarlı bir şekilde araç parçalayan Petrov, bu kategorinin en başarılı ismi oldu. Genelde Japon pilotlara ait olan kamikaze kültürünü devam ettirdiği için kendisine Kamikaziov adını da layık görüyorum. Kutlarız kendisini, daha nice şasilere...

En Iyi Sıralama Turu Performansları:
- Herkesin şampiyonluk mücadelesine konsantre olduğu Brezilya'da bir anda ortaya çıkıp ikinci Vettel'e bir saniyede fazla fark atarak herkese küçük dilini yutturdu genç Alman. Bazıları abartıp Senna'nın 1988 Monaco sıralama turu ile karşılaştırsa da yine de tarihteki yerini aldı Hulkenberg.
- Red Bull'ların pol pozisyonlarda tulum çıkaracağı inancının virüs gibi yayıldığı günlerde Lewis Hamilton'ın, benzinsiz kalma pahasına attığı tur, onun ne kadar mükemmel bir pilot olduğunun kanıtı sanki. Sonrasında aracını itmekten de geri kalmadı tabi.

En Iyi Yarış Performansları:
Uzun zamandır bu kadar beklenmedik bir pilot, bu kadar dominant bir çift galibiyet almamıştı galiba. 2009 herkese Button gerçeğini gösterdiyse, 2010 Monaco ve Barcelona da bütün dünyaya Webber'i sundu: Gözlerinizin önünde bir şampiyonluk adayı var, artık onu da hesaba katın.

05 Kasım 2010

Team Lotus Racing Group

Hazır Lotus'tan bahsetmişken, Renault anlaşmasının niye ancak bugün açıklanabildiğinden de dem vuralım. Yalnız yavaş okumak ve yüksek konsantrasyon gerekecek. Bu paragrafta 3 farklı Lotus var: 1- Lotus, yani şu anki takım, 2-Lotus Group, yani Lotus'un yol araçlarını da üreten, Proton'un sahibi olduğu Malezyalı firma, 3- Team Lotus, yani efsanevi takımın ismi ve isim hakkı. Lotus, Formula 1'e girerken Colin Chapman'ın ailesi ile anlaşıyor ve efsane ismi kullanıyor. Yani, gibi gibi. Team Lotus olarak değil ama Lotus Racing olarak. Ama sene içinde, 2011'den itibaren efsanevi Team Lotus markasının da kullanımı hakkında anlaşıyorlar. Bunu duyan Lotus Group ise gelişmelerden memnun değil. Çünkü şirketin başındaki Isviçre-Türk asıllı Dany Bahar, bu ismin ne kadar yüksek bir marka değeri olduğunu biliyor ve bunu kendi kullanmak istiyor. Hele de vizyonu, Lotus yol araçlarını Ferrari ve Aston Martin'e rakip olarak lanse etmek olan biri için bu nokta çok kritik. Bu yüzden de Ingiltere ve Malezya'da davalar açılıyor ve Team Lotus markasının kendilerine ait olduğunu, bu konuda karar verme yetkisinin Chapman ailesi veya Lotus Racing'de olmadığını belirtiyorlar. Henüz bir karar verilmiş değil ama bu süregelen hukuksal süreçten dolayı Lotus Racing, Renault ile olan anlaşmasını bir türlü açıklayamadı.

Bugün Renault ile Lotus arasındaki anlaşma açıklanırken çok dikkat çeken nokta, iki takımın da Lotus ismini kullanmamasıydı. Renault, 1Malaysia Racing Team UK ile yaptığı anlaşmadan memnunmuş; Tony Fernandes ve Mike Gascoiyne ise seneye kullanacakları araçta Renault motoru görmekten. Sanki Fernandes ve ekibi, Lotus isim hakkını kaybediyor gibi algılanabilir bu gelişme. Yoksa niye kendi takımına adıyla hitap etmesinler? Lotus, 10. olarak güzel milyon dolarlar kazanacak olabilir ama ana sponsoru olmayan herhangi bir F1 takımının şu anki mücadelede varolması imkansız, özellikle de Lotus gibi küçük bir takımın. Burada Fernandes, kendi markası AirAsia'yı topa sokabilir. Veya bir başka ana sponsor bulabilir; sonuçta Renault ve Red Bull müşterisi olarak muhtemelen seneye sonlarda olmayacaklar ve bu anlaşmalarla elleri son derece güçlü.

Lotus Group'un ise başka planları var. Araçlarını dünyanın en iyi araçlarıyla aynı markette göstermek için bol bol reklam yapmaları ve bunun en kısa yolunun da F1'den geçtiğinin farkındalar. Halihazırda Lotus ile beraber hareket edecekleri noktada baskın taraf olmak istiyorlar ve Tony Fernandes'in ekibi ile hısım olarak başlamış bir ilişki ne kadar iyiye gidebilir? Eğer Malezya mahkemeleri, iki grubun tek çatı altında birleşmesine izin vermezse Dany Bahar ve ekibinin Lotus ismini alıp Renault'nun kapısını çalacağı söyleniyor. Zaten Gerard Lopez'in, Renault'ya para getirmekte sıkıntılı olduğu ve takımın likit sorununun açığa çıktığı bugünlerde, Renault'nun bir bölüm hissesini alarak hem onları kurtarabilir hem de kendini F1'in ortasına atabilir Bahar. Lotus-Renault; kulağa da hoş geliyor. Komplo teorisi üretirsek, aslında Lotus Group'un Renault ile, kağıt üstünde olmasa bile, bu konuda anlaştığını, şu anki Lotus takımına da Renault motorları vererek sus payı sundukları, bu yüzden de Lotus'tan kimsenin takıma ismiyle hitap etmediğini düşünebiliriz. Sanki herşey oturuyor.

Yine de heyecanlı giden bir F1 sezonunun ardından, bu enteresan hikayeye çok fazla yerde rastlayabileceğimize inanıyorum. Seneye bu iki takımı nasıl anacağız bakalım?

Lotus, Motorlar, HRT, Sponsorlar

Yeni takımlar F1'e girerken, beklentiler mümkün olduğunca düşüktü; diğer takımların tek isteği, pist üstünde blok gibi durmamalarıydı. Ilk sezonları sona ermeye yakınken ne harikalar yarattıklarını ne de beklenildiği kadar kötü olduklarını söyleyebiliriz.

Zaten kendi aralarında bir şampiyonaları var bu 3 takımın. Üstten ne kadar yarışdışı kalan araç olursa onlar yukarı çıkıyor ve en üstte yarışı bitirebilen (ki aslında bu bile baya başarı) bu şampiyonayı önde kapatıyordu. 3 takım da henüz puan alamasa da Heikki Kovalainen'in Japonya'daki 12.liği, Lotus'u diğer takımlardan bir adım önde tutuyor. Yani markalar şampiyonasında Lotus, 10.lukta bulunuyor. Bu sonuç, psikolojik olmanın çok ötesinde, çünkü halihazırda yürürlükteki Concorde Anlaşmasına göre TV gelirleri 10 takıma bölünüyor. Yani 10. olan yeni takım, milyon dolarları cukkalıyor.

Bir yandan finansal sıkıntılar yaşarken bu üçlü, bir yandan da gelecekte daha rekabetçi olmanın yollarını arıyorlar. Bu sene üçü de Cosworth motoru ve Xtrac vites kutus-hidrolikleri kullanıyorken, aralarındaki en büyük fark aerodinamiden kaynaklanıyordu. 2011'den itibaren bu durum değişecek.

Lotus, geçen ay, 2011'den itibaren Red Bull vites kutusu ve hidroliklerini kullanacaklarını açıkladılar. Yani iki senedir şampiyonluk için yarışan aracın parçalarını alıp kullanacaklar. Tabi bunun iki anlamı var: 1) Lotus, Red Bull arka kısmını da alıyor (difüzör mesela), 2) Lotus, Renault ile motor anlaşmasına vardı. Çünkü Red Bull da Renault motoru kullanıyor ve kendi tasarladıkları vites kutusu ve hidrolik sistemler de, çok doğal olarak, Renault motoruna göre tasarlanıyor. Yani Lotus, 2011'de Adrian Neweysiz bir Red Bull olacak diyebiliriz. Yani şampiyonluklara oynamak için bir Newey eksikleri var, iki de şampiyonluk seviyesindeki pilot tabi ki.

Bu sezonun tartışmasız en yavaş takımı HRT de, 2011'den itibaren Williams vites kutusu ve hidroliklerini kullanacaklarını açıkladılar. Hemen hemen her yarışta hidrolik sıkıntısı çeken takım için önemli bir adım tabi ki, ama peşinden de, her iki takım için soru işaretleri getiriyor sanki. HRT, Lotus gibi TV gelirlerinden yararlanamayacak büyük ihtimalle. Takımın sahibi Cabrante ailesi de pek para akıtmıyor. Yani ciddi bir finansal sıkıntıları var. Bu yoklukta nasıl Williams'tan bu parçaları satın alabildikleri ciddi bir muamma. Bir ihtimal, Cabrante'ler, takımdan ellerini ayaklarını çekmek ve takımı başkasına satmak istiyorlar, bu yüzden de paketi olabildiğince çekici yapmaya çalışıyorlar. Bakalım başarılı olabilecekler mi?

Williams tarafında ise biraz daha havada sorular var. Bir süredir Frank Williams ve ekibi, seneye Barrichello'nun yanında kimi yarıştıracakları konusunda kararsızlar. Hulkenberg'in iyi bir pilot olduğu ve F1 gridinde yer bulabileceğinden dem vuruyorlar; ama kendileri ile olacaklarını konfirme edemiyorlar. Sebebi de bu senenin GP2 şampiyonu Pastor Maldonado. Williams, arkasında Venezüela Ulusal Petrol Şirketi PDVSA'nin desteği ve milyon sterlinleri olan acemi Maldonado ile bir senedir takımla yarışan ve geleceğin şampiyonu gözüyle bakılan Hulkenberg arasında bir seçim yapmak durumunda. Seneye birden fazla önemli sponsoruyla yollarını ayıracak takım için önemli bir durum tabi ki. Acaba HRT'ye satacakları servisler ve alacakları para, bu seçimi ne kadar pür yetenek üstüne yapmalarına yardımcı olacak.

Ve elimizde Virgin kaldı. Xtrac'in çok da başarılı olmayan yürüyen aksamını seneye kullanacak tek takım olan Virgin. Richard Branson ortaya para koymamaya devam ettiği sürece Bernie'nin oklarını çekiyor ama durumları HRT'den iyi, orası kesin. Yine de klasmanda onların gerisindeler ve ileri adım atmak istiyorlarsa hızla bir şeyler yapmak durumundalar. Her ne kadar araçlarını tamamen CFD ile yarattıysalar da ilk senelerinde Lotus ile kıyasla sırıtmadılar. Ama uzun vadede bu yeterli değil ve CFD'den çok daha fazlasını çıkarmak durumundalar. Belki diğer takımlarla gidilebilecek bir ortaklık, bu yöndeki adımları hızlandırır.

22 Ekim 2010

Kimi Raikkonen'in Geleceği

Herhangi bir analiz gibi yazılmıyor Kimi Raikkonen yazıları. Sırtı koltuğa dayayarak, uzun uzun "eveeet" çekerek başlayabiliyorum ancak. Çünkü bir analiz belli düşünceler, olaylar ve gidişatlara bakarak, yani somut verilerle uğraşılarak yapılabiliyor. Kimi'nin durumunda ise bunlar yok.

Dün Katalunya Rallisi'nin shakedown'ında yaptığı kazada takla atıp rollcage'ine hasar verince, yarışa katılmasına izin verilmedi. Kurallar böyle, yapacak bir şey yok. Bugünkü röportajına bakınca, koca koca iç çektim. Bir kere bu ralli, bütün takvimde pist yarışlarına en çok benzeyen, bu yüzden de Raikkonen'in muhtemelen en hızlı olacağı ralli idi. Kaçırdı. Citroen Junior takımını da tek kişi bıraktı (Ogier, an itibariyle Loeb'ün arkasında ikinci). Böylesine önemli bir hatadan sonra yaptığı yorum ise tam Kimi stayla: "Ben de Isviçre'ye geri dönerim, napiim!" Hasarlı aracının yanında cebinden dondurma çıkıp yememesine şükretmek lazım, ne de olsa yağmurdan iptal edilen Malezya 2009'da yapmışlığı var.

Bir yandan da geleceği hakkında yorumlarda bulunmuş Buz Adam. "Önümde opisyonlar var, bakıyorum, çok yakında bir karar vermem lazım, benim için iyi olur umarım" demiş. Bu "çok hızlı karar verme" olayı, 3 aydır devam ediyor galiba. Öncesi de olabilir tabi. Arada Renault ile F1'e ha döndü ha dönecek oldu. Bir aya yakın hem Kimi hem Renault manşetlerde kaldı. Sonra Kimi sıkıldı, gelmiyorum ben dedi. Çoğu F1 hayranının aksine, Kimi'nin F1'e geri dönmesini hiç istemedim. Her ne kadar nefes kesen bir yeteneği de olsa, motivasyonsuz Kimi gerçekten hiç çekilmiyor. Mızmız, zorla yarıştırılan biri oluyor sanki. Ve Ferrari'deki son zamanlarında da böyleydi. Massa'nın kazasından sonra takımı sırtlıyor ve bir el arabası kadar hızlı Ferrari'sinden galibiyet bile çıkarabiliyordu ama gitmek istediği belliydi. 2007'deki azim yoktu, açık ve net.

O yüzden de Formula 1'in elegant dünyasından WRC'nin daha rahat dünyasına geçmesine oldukça sevinmiştim. Yeni bir sayfa, yeni bir mücadele; hem de Finlandiya'nın ata sporunda.

Bu sezon gösterdiği performansı hiç de fena bulmuyorum. Loeb sonrası dönemde şampiyonluk adaylarından biri olabilir hatta Kimi. Doğuştan gelen hızını motivasyon ile birleştiriyor, umursamaz tavrı fazla kaza yapmasına sebebiyet verse de kendi (ve aracının) sınırlarını öğrendikten sonra eminim yukarılara hızla çıkacaktır. Ispanya'daki kaza, henüz o eşiği aşmadığını gösteriyor ama.

Peki bir türlü karar veremediği geleceğinde neler var Kimi Raikkonen'in? Bence Formula 1 yok, ve aslında hiç olmadı. Sadece ralli dünyasına blöf için, nabız yoklamak için, Kimi'nin menajerinin yem atması olarak görüyorum olayı şahsen. NASCAR dedi bazıları. Kimi gibi sıkılgan bir insanın, bir süre sonra sola dönmekten sıkılacağını ve bu sürenin çok kısa olacağını öngörmek zor değil. Le Mans için bir kaç senesi var, ayrıca sadece bir yarış ile sezon bitmez. Yani yine WRC'de gibi bakabiliriz Buz Adam'a.

Peki nerede? Citroen, şu anda en kuvvetli aday gibi duruyor. Fabrika takımına çıkacak bir performans sergilemediği aşikar. Zaten Loeb'ün yanına Ogier, bazen de Sordo'nun geldiği yerde henüz tutunacak istikrarda değil. Citroen Junior Team'de kalır. Hem de Red Bull sponsorluğunda olacak. Kimi için önemli bir şey bu, zira onun motivasyonunu en çok düşüren olayların başında PR programları var ve Red Bull'un PR programları, tam Kimi'nin isteyebileceği türden: çılgın, eğlenceli ve adrenalin yüklü.

Ama aynı tutkuyu yan kapıda da bulabilir. WRC tayfasında Kimi'nin en yakın arkadaşı Ken Block. Yani kendisi gibi hız ve eğlenceyi birleştiren ikinci adam. Block, Monster WRT'si için seneye, eğer finansmanı bulursa, ikinci bir pilot arıyor. Sene başında bunun genç Avustralyalı Chris Atkinson olacağı söyleniyordu ama bu aralar Kimi de olabileceği konuşuluyor. Neden olmasın, heyecan verici bir ikili olurlar. Sonuçta Ford'un fabrika takımında yer yok, diğer takımların da bütçeleri küçük ve yeteri kadar eğlenceli değiller. Bakarsınız Kimi, Ken ile beraber Gymkhana videosu bile çekebilir ileride.

Peki MINI? Bir ara bu dedikodular da çıktı ama açıkçası çok zor görüyorum bunu. Çünkü David Richards'ın ekibi için en önemli kriter, aracın olabildikçe kilometre yapması ve teste girmesi. Kimi, yaptığı kilometre başına az puan toplamasa da, aracı finişe getirmek konusunda çok başarılı değil (hatta bazen start'a bile getiremiyor bu haftasonu olduğu gibi). Ayrıca bu süre rallilerde yarışmış biri gibi feedback sağlayamayacağından aracın gelişimine yeteri kadar yardımcı olamaz; hele de S1600 kategorisindeki araçlarda hiç tecrübesi yok. Yani Kimi ile MINI'nin kimyası şimdilik uymaz (MINI, Kris Meeke'yi seçerek çok iyi bir tercih yaptı bence).

Yani Buz Adam'ın önünde bir opsiyon denizi yok, ama buna rağmen karar vermekte çok zorlanıyor. Açıkçası gelecekte, bu ayların sırlarının açıklanmasını bekliyorum; bakalım Kimi'nin aklından neler geçmiş!

15 Ekim 2010

2014 Sochi GP, Türkiye, Petrov ve Aleshin

Iki gündür Formula 1 dünyasında hiç durmadan bahsedilen haber, Bernie'nin yıllardır süren Rusya'da yarış isteğinin sonunda gerçekleşmesi oldu. Putin ile Sochi'de buluşan Bernie, 2014'ten itibaren bu Karadeniz kentinde yarışların yapılması için 5 yıllık anlaşma imzaladılar. 2014 Kış Olimpiyatları'nın da aynı şehirde yapılacağını hatırlatalım. Olimpiyatlar'a hazırlık yüzünden herhangi bir gecikme olursa pist, 2015 takvimiyle de hayatına başlayabilir.

Bu olaya en başta pist politikaları açısından bakalım. Bu sene Kore, seneye Hindistan, 2012'de de Austin pistlerinin ekleneceği kesinlik kazandı. 2013'te bir ihtimal Roma, 2014'te de Sochi. 5 senede 5 yeni pist. Şu anda takvimde 19 pist var. Seneye Hindistan da eklenince 20 olacak ve Bernie, takvimin daha uzatılmasının söz konusu olmadığını açık açık söyledi. Bu demektir ki şu an takvimde bulunan bazı pistler çıkarılacak. Maalesef gidici pistlerin başında bizim pistimiz var. Görünüşe göre 2010'da artan seyirci rakamları 2011'da da bu trendi devam ettirse bile, en fazla bir kaç sene içinde (ama kuvvetle muhtemelen seneye) Formula 1 takviminden çıkıyoruz. Bizimle birlikte diğer iki aday ise Valencia ve Sakhir.

Valencia, hiç bir zaman kimsenin favorisi olamadı, düzgün yarışlar izlettiremedi ve hali hazırda Ispanya'da bir yarış zaten var. Sakhir de aynı şekilde başarısız bir pist oldu ve özellikle yanındaki Abu Dhabi'nin Yas Marina'sına bakılınca fazlasıyla sönük. O yüzden muhtemelen F1 hayatına, kış testleri pisti olarak devam edecek Sakhir.

Eğer yukarıda bahsettiğim 5 pist de takvime eklenecekse ve halihazırda yarışılan 3 pistten biri takvimde kalacaksa, başka bir pistin çıkıyor olması gerek. Japonya'nın F1'de giderek azalan etkinliği ile beraber Suzuka/Fuji yarışı takvimden çıkabilir ama ciddi bir F1 kültürü olan ülkeyi kaybetmek, şahsi olarak beni çok üzer. Macaristan GP'si gitse sevinirim, ama yıllardır düşmeyen seyirci ortalamaları ile onları takvimden çıkarmak da zor olur. Başka bir aday da Malezya olabilir. Tilke'nin ilk pistlerinden Malezya'da seyirci sayıları gittikçe düşmekte. Ülke, yıllar içinde istediği düzenli ilgiyi yaratamadı. Malezya'nın avantajları ise Petronas gibi büyük bir sponsorları, Lotus gibi önemli bir ismi taşıyan takımları ve Fairuz gibi alttan gelen pilotlarının olması. Eğer Türkiye-Sakhir-Valencia'dan biri takvimde kalmaya devam edecekse, plase kaybedenlerim bunlar.

Bunun yanında Rusya'nın kendisine bakalım ve biraz da ders çıkaralım Türkiye olarak. Uzun vadeli planları ile Rus sporunun gittikçe ilerlediğini görmemek, körlüktür. Futbolda, çok para harcanıyor bile olsa, Rus ekipleri düzenli olarak yükseliyorlar. Hem yerli hem de ülkelerine gelen yabancı oyuncuları, Avrupa'ya pazarlayabiliyorlar artık. Bunun dışında Sochi'de kış olimpiyatlarını yapıyorlar. Şimdiden planlarını yapıp Formula 1 pistini de Olimpik Köyün içine koyuyorlar. Hatta üstteki resimde görebileceğiniz gibi bütün planlar çizilmiş. Bu tip bir plan program bizde imkansız, Türkiye olarak ev sahibi olma hakkını kazandığımız turnuvaların salonlarını bile son dakikada inşaa ediyoruz, ya da edemiyoruz. Ruslar, bir yandan F1 takviminde yer bulurken, bir yandan genç pilotlar çıkarıp bunları F1'e yollamanın yollarını arıyorlar. Ve sponsorları da, yarış koltuğu bulması gittikçe güçleşen F1 gridinde, onlara yardım ediyor. Midland F1'in de, ne kadar kısa süreli ve başarısız olsa da, ilk Rus F1 takımı olduğunu unutmayalım. Türkiye'de takvimden çıkarılmayı bekleyen Istanbul Park hariç bunların hangisi var?

Ve Renault... Raikkonen ile Reina çıkışında kolkola gazetecilere yakalansalar da sadece arkadaş olduklarını söylediler ve farklı taksilere binerek mekandan ayrıldılar. Raikkonen hakkında ayrıca bir yazı yazmak lazım ama bu olay, belki de Renault'nun işine geldi. Bir süredir ekonomik darboğazdan geçtiği, hatta Bob Bell gibi bir dehanın işine yüksek ücreti yüzünden son verdiği dedikoduları dolaşan Renault'nun, Petrov sayesinde artan Rus sponsorların tek ilgi odağı olacak olması, takımı orta vadede daha geniş kaynaklı ve müteakip olarak daha güçlü/hızlı kılabilir. Ayrıca Petrov, bütün bu fırsatları heba edercesine sürmüyor da. Takım arkadaşından en çok puan farkı yiyen pilot olsa da, tecrübe ile hızlanacak potansiyeli olduğunu gösteriyor aralarda.

Bir yandan da World Series by Renault'nun şampiyonu pilotu Mikhail Aleshin var. Renault için iki Rus pilot, getirebileceği sponsorlara rağmen, çok fazla. Hele de ellerinde, takımı etrafında kurabilecekleri bir Kubica (şimdilik) varken. Aslında Aleshin'in gitmesi gereken takım, bence, Williams. Hulkenberg'in beklenen performansı gösteremediği aşikar. Ama bir o kadar aşikar olan da Williams'ın ona, ve Barrichello'ya, potansiyellerini gösterebilecekleri araçlar da verememesi. Bunun sebebi de Frank'in cebinde veya takımın bütçesi olmayan para. Rubens'in F1 aşkı devam etse de, emekliliğinin çok da uzakta olmadığı belli iken Aleshin'i takıma katsalar, üstünde çok büyük baskı ve beklenti olmadan bu genç pilotu yarıştırıp, bir yandan sponsorlarından faydalansalar, orta vadede de bu gelir ile kazanabilecek bir araç yaratsalar, F1 gridindeki herkes sevinmez mi?


Not: Yazıyı yazdıktan bir kaç saat sonra James Allen'ın aynı şekilde pist politikaları konusuna eğildiğini ve maalesef Türkiye hakkında aynı eleştirileri yazdığını görüyorum. Yazıyı buradan okuyabilirsiniz.

27 Ağustos 2010

Red Bull'un Eksik Parçası

Hem geçen sene hem de bu sene, Red Bull ekibi Adrian Newey önderliğinde şahane bir araç yaratırlarken bir konuda ağlıyorlardı: Renault motoru. Motorların dondurulması ile beraber tedavüldeki diğer motorların, beygir gücü olarak arkasında kalan Renault ile yarışan Red Bull, açık veya kapalı kaç kere dert yansa da bir türlü istediklerini alamadılar. Istedikleri neydi peki? Kendi motorlarının da Mercedes'ler kadar güçlü olması. Veya Mercedes'in kendisi.

Geçen yaz takım bunu çok denemiş ama spora artık kendi takımıyla katılan Mercedes, yeteri kadar müşterileri olduğu için kendilerini reddetmişti. Muhtemelen ne kendisi, ne de en önemli müşterisi Mclaren, böyle bir durumdan memnun olabilirlerdi. Düşünsenize, RB6'nın Mercedes motorlu (ve bir bakıma geçilemez) olduğunu. Eminim seyirciler olarak biz de bayabilirdik.

Bambaşka bir hikaye... Dikkatinizi çekmiştir, Force India, sene başında bazı ödemelerini yapmadığı için icra tehlikesiyle karşılaşmış, ödemeleri geç de olsa yapmış ve dertsiz tasasız yoluna devam etmişti. Bir kaç aydır da rüzgar tüneli firması Aerolab ile hukuki yollardan savaş veriyorlar. Force India, Aerolab'i, kendilerinden elde ettikleri bilgileri Lotus ile paylaşmakla suçluyor. Aerolab de Force India'yı ödemelerini yapmamakla. Ikinci dava geçen hafta Force India aleyhinde sonuçlandı ve 1 milyon euro ceza ödemek durumunda kaldı takım. Diğer dava ise devam ediyor.

Peki iki hikaye ne alaka di mi? Şudur: Force India, ödemelerini yapmakta sıkıntı çekiyor. Ve ödeme yaptığı firmalardan biri, motorlarını tedarik eden Mercedes. Ve Mercedes, 2011 için Force India'ya motor vermeye çekinceli davranıyor. Bu da Mercedes motorlarının bir başka takıma daha verilebileceği anlamına geliyor. Red Bull? Neden olmasın, çok iyi bir araba, yıldız aerodinamist, yıldız pilot, muhtemel bir şampiyon takım/pilot.

Peki Mercedes, koynunda yılan beslemek ister mi? Ben olsam böyle bir yılanı besleyebilirdim. Böylece hem Mclaren, hem Mercedes hem de Red Bull takımlarının verileri elimde olurdu. Sakla samanı gelir zamanı. Ama Mclaren bunu ister mi? Kime ne aslında değil mi, herkes kendi işine baksın. En azından Christian Horner böyle derdi. Ama Mclaren'dekiler enayi olmadıklarından, geçen sene Mercedes ile yolları ayırırken (stratejik partnerlik olarak), Mercedes'in hangi takıma motor sağlayacağı konusunda veto haklarını ellerinde tuttular. Ve ben Martin Whitmarsh olsam, Red Bull'un Renault'dan Mercedes'e geçmemesi için elimden geleni yaparım.

Tabi bunlar hep söylenti, Force India parasını öder, motorunu alır belki de seneye. Ama RB7'nin Mercedes motorlu olduğunu düşünmek bile, bir daha ki senenin sıkıcı geçebileceğine işaret ediyor. Martin Whitmarsh, Vijay Mallya'nın elini ne kadar da sıkı sıkıya tutuyor değil mi?

18 Ağustos 2010

Sezonun Ilk Yarısı - Başarılılar

2010 sezonunun orta noktasını geçmiş ve pratikte ikinci yarısına girmiş olsak da yaz tatili arası, geri dönüp sezonu değerlendirmek açısından güzel bir zaman. Sezonun ikinci yarısında veya ileri ki sezonlarda dönüp bakar, unuttuklarımızı hatırlarız. Bugün başarılılar var, bundan sonra da başarısızlar. Bu arada hemen belirteyim, tabi ki bunlar kişisel düşüncelerim, kimseyi bağlamaz. Yorumlar kısmı açık, amaç da o zaten.

En başarılı takımlar:

3- Renault: Bir takım, elindeki potansiyelden yararlanabildiği ölçüde iyi bir takım olabilir. Ve Reanult, potansiyelinin üstünde bir performansı sürdürülebilir şekilde veriyor bu sezon. Fransızlar, geçen sene uzun süre gündemi meşgul eden Briatore-Piquet Jr-Symonds şeytan üçgeninden sonra yepyeni bir yapılanmanın içindeler bu sene. Ellerinde de Kubica gibi muhteşem bir pilot var. Yine de bunlar sizleri yanıltmasın, 4 Büyükler ile aşık atmalarını kimse beklemiyor(du sezon öncesinde). Ama Eric Boullier liderliğindeki genç ekip, her yarışa yeni parçalarla geldi, başka takımların geliştirdiği parçaları (F-Duct, blown diffuser gibi) hızlı adapte edebildi ve sonuç olarak şu anda Mercedes GP'den sadece 26 puan arkadalar. Yani bir yarış galibiyeti sınırındalar neredeyse. Ve yeni puan sisteminde bu arayı kapatmak çok da zor olmayacaktır. Eğer Petrov, Kubica'nın puanlarına eklemeler yapmaya başlarsa, bir daha ki sene için TV gelirleri beklemedikleri şekilde artabilir Renault'nun. Bir alkışı da sarı-siyah orjinal renklerine döndükleri için verelim.

2- Mclaren: 2009'a kabus gibi girmişti takım. Araç, testlerde 3-4 saniye geriden geliyordu, yeni kurallara adapte olamamışlardı ve bir de Avustralya'da yalan skandalı ile uğraşmak zorunda kalmışlardı. 2010 kışında da istedikleri pozisyonda değillerdi Ingilizler. Bahreyn'de Ferrari'nin 1, Red Bull'un 1.5-2 saniye gerisinden başlıyorlardı tur zamanı bakımından. Sonrasında ise, 2009 aracını felaketten yarış kazanan hale getiren Mclaren mühendisleri, 2010 aracıyla ilk önce Ferrari'yi geçtiler, şimdi de Red Bull'u zorluyorlar. Bu seneki geliştirme yarışının açık galipleri onlar. Bir başka artıları da iki pilotlarını doğru düzgün yönetebilmeleri. Biliyorsunuz her takım bunu beceremiyor. Red Bull'un sıkıntılarından fazlasıyla yararlandılar ve her ne kadar araçları bir adım yavaş olsa da hala, iki şampiyonayı da son dakikaya kadar kovalayacakları belli.

1- Lotus: 0 (yazıyla sıfır) puan almış bir takım, nasıl ilk yarının en başarılı takımı olabilir ki demeyin. Tony Fernandes, bu işe soyunduğunda önünde aşması gereken birden fazla dağ vardı. Yeni takımların gridde olması bile bir mucizeyken (hatta bir tanesi bunu becerememişken) onların ilk yarıştan yarış bitirmeleri, bazı şeylerin doğru gittiğinin göstergesi adeta. O zamandan beri takım belki henüz puan alamadı ama yeni takımların en hızlısı ve dayanıklısı oldular, bir yandan da eski takımlarla arayı gittikçe kapıyorlar. Kısacası Mike Gascoiyne'un ekibi, aşılması gereken teknik dağları, alabilecek en az yaralarla aşıyorlar. Bir yandan da tarihi yeşil-sarı renkleri taşımanın manevi ağırlığı var tabi ki. Bunu da başarıyla taşıdıklarını Chapman ailesinin onları artık vaftiz etmesiyle görüyoruz. Eğer potansiyelini kat be kat geçen bir takım varsa, bu Lotus'tur. %107 kuralı işlemeye başladıktan sonra, daha açık bir şekilde bunun görüleceğine de inanıyorum.


En başarılı pilotlar:

3- Kovalainen: Mclaren'den Lotus'a gitmek, hem moral bozucu, hem demotive edici hem de cesaret gerektiren bir iş aynı zamanda. Herşeyin tıkır tıkır işlediği, yarışların kazanıldığı, şampiyonlukların peşinde koşulduğu bir takımdan, yeni ortaya çıkmış, puan almayı orta vadeli hedef yapmış, yarış sonunu getirmeyi uman bir takıma. Yine de Kovalainen'in iyi bir iş çıkardığı kesin. Takım arkadaşı Trulli'yi çoğu zaman geçen, daha fazla yarış bitiren ve ender de olsa eski takımların pilotlarını geçmeyi başarmış (Petrov, Kanada) olmak Mclaren'de yaptığı işten daha iyi bir iş çıkardığını söylüyor bana. Ayrıca elindeki zor göreve de iyi motive olduğunu.

2- Kubica: Takım arkadaşı ile en büyük puan farkını açan pilot olmak kimseye madalya kazandırmasa da önemli bir gösterge olabiliyor bazen. Kubica'nın topladığı 89 puan, Petrov'un topladıklarından 72 fazla. Yani neredeyse Renault=Kubica. Şaşılmayacak şekilde de kontratını uzatmak için elinden geleni yaptı Fransızlar. Doğru, Renault, hız olarak bir adım geriden geliyor belki ama pilot özelliklerinin fark yaratacağı pistlerde Kubica hep tepelerde (bknz Avustralya'da 2.lik, Monaco'da 3.lük). Zaten yıllar yılı Alonso için atılan Ferrari başlıkları, artık onun için atılıyor. Ve kariyerine Italya'da başlayan biri için bundan büyük bir mutluluk olamaz heralde.

1- Webber: Eğer bir küçük Emrah hikayesi varsa Formula 1'de, o da muhtemelen Mark Webber'inkidir. Tamam kimse annesine sulanmadı Emrah gibi ama takım içinde çok sevilmeyen, hatta en büyük kösteği takımı ve takım arkadaşı olan, yine de 4 yarış kazanan ve pilotlar şampiyonasında lider olan birini kalkıp ayakta alkışlamak lazım. Hele de sezon başında 2. pilot olması beklenen biriyse bu. Yıldız tozundan yapılmış Vettel'in, ardı ardına hatalar yaptığı (güvenlik aracı arkasında uyumayı kim açıklayabilir), hatta bazen kendisine direkt daldığı (Türkiye GP'sini hepimiz hatırlıyoruz) 2010 sezonu için, Webber'in şampiyon olmasını canı gönülden diliyorum. Minardi okulundan yetişmiş bir şampiyon daha!

19 Nisan 2010

Renault'dan Rakiplerine Teknik Çalım

Sabah sabah Renault, twitter hesaplarından heyecan yapmaya başladı. Ilk önce "bir saat içinde yepyeni bir teknolojik ilerleme ile karşınıza çıkıcaz, Autosport'ta azcık görmüş olabilirsiniz ama bu özel" dediler, heyecan yaptılar. Sonra da yeni F-Duck sistemlerini, sadece twitter üzerinden dünyaya ilk defa tanıtacak linki verdiler. O linke kesinlikle gidin:


Daha sonra aynı sistemin yakından fotoğrafını da yayınladılar, ona da buradan gidebilirsiniz.

Evet teknolojik gelişme, inanılmaz araçlar ve heyecanlı sürüşlerden dolayı takımları ve pilotları takdir ediyoruz ama bu sefer de eğlence ve dalga geçme anlayışıyla Renault bizden 10 tam puanı aldı.

04 Şubat 2010

Valencia'nın Ardından

Sonunda uzun ama heyecanı bol kış sezonu bitti ve artık yiğitler(in bir kısmı en azından) meydana indi. Valencia'daki 3 günlük test, aslında takımların birbirini tartarak başladığı futbol maçı başlangıcı gibi de oldu diyebiliriz. Tur zamanları önemsiz ama herkesin nerelerde olduğuna dair fikir veriyor.

Bir kere sezonun ilk testinden 3 puanı 3 golle alan bir Ferrari var. Ilk iki gün sakatlıktan çıkan Massa'yı, son gün Alonso taklit edince her gün zaman listelerinin başında kırmızılar vardı. Ciddi de tur sayısı yaptılar, belli bir teknik sıkıntı yaşamadan. Bu sene iddialı oldukları çok açık ama testlerin genel sorusu onlar için de soruluyor: Ne kadar benzinle yarıştınız beyler? Yine de aracın iyi olduğu belli, hız yerinde. Ama testlerde, Ferrari motorunun ne kadar benzin harcadığını anlayamıyoruz.

Ferrari'yle beraber testin diğer yıldızı da, havalı motor kapağı/arka kanat çözümüyle Mclaren'di. Özellikle Hamilton, bu sene şakası olmadığını hem rakiplerine hem de takım içindekilere gösterdi. Button ise maalesef aynı şekilde cevap veremedi. Lewis'in inine düşmesinin ilk sinyalleri mi diye soracaktır Ingiliz basını.

Merc ise bir adım geriden takip etti bu ikiliyi, en azından hız olarak. Ross Brawn da itiraf etmiş geride olduklarını ama sorunların nerede olduğunu bildiklerini ve Jerez testlerine kadar bunları çözeceklerini belirtmiş. Ross'un yalanı olmaz. Ayrıca iki pilotu da Ferrari'nin temposundan çok uzak değillerdi. Bu arada Schumacher'e gösterilen ilgiden de bahsetmek lazım. Aracı kullanmadığı zamanlarda bile büyük bir medya ordusu tarafından takip edildi comeback efsane. Kendisi de 1991'de hissettiklerini hissettiğini açıkladı. Havada aşk kokusu var diyebilir miyiz acaba?

Şampiyonluk adaylarından Red Bull ise bu testi atladı. Onların ne yapacağını bilemiyoruz ama bu 3 takımdan daha az iddialı olmayacakları kesin. Onları da haftaya Jerez'de göreceğiz.

Aslında bence en büyük sürprizi Sauber gerçekleştirdi. Ferrari'den sonra genel olarak ikinci sıralar civarında tutundu Sauber'in sponsorsuz aracı. Ama buradaki sponsorsuz vurgusu önemli, çünkü bu zamanlarla sponsor avında olabilirler. De La Rosa da temkinli konuşmuş, galibiyetler beklemek hata olur demiş. Yine de Sauber'in güzel şeyler yaptığını görmek güzel.

Pilotlarının, araçtan memnun olduğu bir diğer takım da Williams. Rubens de Nico da genel olarak memnunlar. Zamanlar çok parlak olmasa da takımın sözcüsü Claire, twitter'da Rubens'in genel olarak yarış simülasyonuna konsantre olduğunu yazdı. Bu arada Claire, gerçekten testlerin başka bir yıldızıydı. Twitter'ı bütün gün, an be an zamanlar ve fotoğraflarla şenlendirdi. Hem de sırf Williams'ların değil bütün gridin. Nico Rosberg'in, alışkanlıktan yeni Merc'ini gelip Williams garajına park ettiğini bildirmesi de ayrı bir komikti. Belli ki Rosberg, Williams'ta güzel bir iz bırakmış ve Williams kampından hala destek görüyor.

Renault, ilk gün Kubica ile zaman listesinin sonunda yer alsa da özellikle de dolu depo halinde aracın liderle yarışabileceğini söylüyor Leh pilot. Yine de hafif ağırlıklarda sıkıntı yaşayabiliyorlar. Ayrıca Petrov da, bu testte, resmi şekilde F1 aracı kullanan ilk Rus olarak tarihe geçti. Aslında Petrov (ve USF1'in tek pilotu Jose Maria Lopez) hakkında uzun uzun başka bir yazı yazmak lazım. Ayrıca sponsorsuz sarı-siyah aracın, en güzel gözüken araçlardan biri olduğunu da sölemeden geçmeyelim.

Toro Rosso ise ilk defa Red Bull'suz görücüye çıktı. En belirgin teknik sıkıntılar yaşayan takım da onlar oldu yine. Bakalım bu sene, tek başlarına üretici olmanın yükünü ne derecede kaldırabilecekler.

Son not da seyircilere gitsin. Yazılanlara göre, Valencia'daki ilk testi izlemeye 38000 civarında seyirci gelmiş, uzun trafik kuyrukları oluşmuş. Bu sayı genel olarak Türkiye GP'sini izlemeye gelenlerden daha fazla, maalesef. Yani oturmuş bir motorsporları kültürü olan ülkelerin bu işe merakını net bir şekilde göstermiş oluyor. Bir yandan da bu sezonun, daha başlamadan ne kadar ilgi çekeceğini de gözler önüne seriyor. Alonso'nun Ferrari debut'su, Mclaren'in yeni aracı ve tabi ki Schumacher efekti. 2010 gerçekten kımıl kımıl olacak!

21 Ocak 2010

2010 Sezon Değerlendirmesi - Takımlar ve Pilotlar Pt.2

Serinin önceki yazıları: Takvim, Takımlar ve Pilotlar Pt.1

Ilk bölümde şampiyonluğa oynayan takımlardan bahsetmiştik, bu sefer kuvvetle muhtemel midfield'ı oluşturacak takımları mercek altına alıyoruz.

Williams: Eski günlerini bu kadar şiddetle arayacağını hiç düşünmezdim Williams'ın. Ellerinde Nico Rosberg gibi bir yetenek ve sadece 3 takımda olan çift difüzörle bile son derece silik bir 2009 geçirdiler. O yüzden Sam Michael'ın bugünkü sözlerine şaşırmamak lazım: "2010 aracı, 2009'un evrimi değil, sil baştan yeni bir araç". Başa oynayan bu kadar takım olmasına rağmen araladında Williams'ın ismini anmıyor olmamız, ne hale geldiklerinin kanıtı. Ayrıca bu sene Rosberg'i de kaybettiler. Ama bir Nico gider, bir Nico gelir. Geçen senenin GP2 şampiyonu Nico Hulkenberg, bir çok kişi tarafından üstün kabiliyetli olarak anılıyor. Menajerliğini, Schumacher'in de menajeri olan Willi Webber'in yapıyor olması da ayrı bir işaret. Yanında da Brawn'dan kopan Barrichello var.

Williams'ın 2010 için kaybedeceği çok şey yok, bir başka silik sezon olarak tarihe geçebilir onlar için. Eğer bu trend devam ederse, eski takımlar arasında son sıraya bile inebilirler. Takımda çok soru işareti var ama galiba 2010'a başlarken yaptıkları en iyi şey, Nakajima'dan kurtulmaktı. En azından artık ön kanat giderlerinde ciddi bir düşüş olur. Ne de olsa zaman, tasarruf zamanı.

Aslında, hemen hemen her takımda olduğu gibi Williams'ın da en büyük soru işareti, motoru. Cosworth'ün performansı ve benzin harcaması nasıl olacak? 2010'u siliklikten uzaklaştırmanın en hızlı yolu buradan geçiyor olabilir.

Renault: Adı belki aynı ama aslında bambaşka bir takım izleyeceğiz bu sene. Sezon sonu F1'den ayrılmak isteyen Fransızlar, imzaladıkları Concorde Anlaşması yüzünden kapanarak daha fazla zarar edeceklerini farkedince takımı ve isim haklarını, Belçikalı Genii Capital'a sattılar. Operasyonların başına da Eric Boullier geldi. Buradaki işlerin iyi gittiğine dair ilk işaret Kubica'dan geldi bile aslında. Daha önce menajeri vasıtasıyla takımın gidişatına göre devam edip etmeyeceğine karar vereceğini açıklayan Kubica, daha sonra takımda kalmaya karar vermiş. Bunu takımın iyi yöne gittiğine yoralım, etrafta başka adam gibi boş koltuk kalmadığına değil.

Boş koltuk demişken... An itibariyle griddeki en güzel boş koltuk, Renault'da. Kubica'nın takım arkadaşının kim olacağı belli değil. Burada iki ciddi aday var. Biri, ezelden beri Kubica'nın takım arkadaşı olmuş ve boşta olan Quick Nick; öbürü de geçen sene Hulkenberg'in ardından GP2 ikincisi olan ve peşinden Rus milyon euro'larını getirecek Vitaly Petrov. Buradaki arz-talep dengesi, ciddi şekilde Renault'nun avantajına. Griddeki en az benzin harcayan motorun da sahibi olarak, şampiyonluk adayı dörtlünün arasına karışması en muhtemel takım olarak görüyorum onları. Yalnız Robert Kubica, potansiyel bir podyum anında güzel gözükmek için hızlıca saç ektirmeli. Kafadaki boşluklar hızla büyüyor çünkü.

Force India: Geçen sene Spa-Monza sıralarında Force India, ilk defa patronlarının yatı haricinde bir sıralamada başa oynuyordu. Bu sene, aynı performansı devam ettirmenin yollarını arıyacaklardır. Ne de olsa Vijay Mallya'nın podyum hedefi verdiği Hindistan GP'si yaklaşıyor ama bir dakika, bu hedefe zaten eriştiler. O zaman tamam.

Şaka bir yana, baskının azalması, Force India'nın en büyük artısı. Hem hedeflerine ulaştılar, hem de yepyeni kurallara alışmak zorunda değiller. Bunun üstüne pilot olarak Liuzzi ve Sutil ile devam edeceklerini ekleyince, takım belli bir istikrarı yakalamış oluyor. Şimdi sadece, bu istikrarı puanlara dönüştürmeliler. Bu da bir hayal değil aslında.

Toro Rosso: Bu sene, Toro Rosso için belki de ilk gerçek test. Franz Tost'un takımı, ilk defa RBR ile olan bağlarını resmi olarak koparacak. Ayrıca ellerinde benzin düşmanı Ferrari motoru da var. Yine de, abi takım Red Bull'un masa altından kart geçireceğini herkes biliyor.

Yine de bu sorunlardan çok, takım, pilot tercihleri ile medyada yer alıyor. Scott Speed, Liuzzi günlerinden beri pilotlarını son dakikaya kadar belirlememe alışkanlığı edinen Italya'nın küçük takımı, bu sene de geleneği bozmuyor. Isviçreli Buemi, tek konfirme edilen. Jaime Alguersuari ise kapıda bekliyor. Takımdan gelen haberler, Ispanyol'un aslen bu koltukta oturduğu ama kontratla ilgili pürüzlerden dolayı konfirme edilmediği. Peki Ralf Schumacher ve Bruno Senna dedikodularına ne demeli? Kişisel olarak Alguersuari'nin takımda devam edeceğini düşünsem de bu tip belirsizlikler her zaman sıkıntı olarak geri döner diyorum. Toro Rosso'nun önünde dağınık bir puzzle var ve bu puzzle bittiğinde ortaya nasıl bir şey çıkacağını kimse tam olarak bilmiyor, kendileri bile.

8 takımı geride bıraktık, sırada yeni takımlar var. Daha gride çıkmadan Virgin olan Manor, adına yakışmaya çalışan Malezyalı Lotus, BMW'siz Sauber, her yerinden gizem akan Amerikalılar USF1 ve Bruno Senna'dan başka bir şeyi olmayan Campos Meta sıradaki yazıda.

08 Ocak 2010

Spotlar Renault'da

Bir kaç gündür Renault kampında hareketli saatler yaşanıyor, haberler geliyor, gelişmeler oluyor. Kısaca bahsetmek de bize düşüyor.

Bir kere en bombası Flavio Briatore'den. Singapur 2008 yarışındaki Piquet kazasının ardından FIA'nın kendisine verdiği motorsporlarından ömür boyu men cezasına, Italyan playboy/takım patronu/pilot menajeri itiraz etmişti. Fransız mahkemeleri bu haftabaşında açıkladıkları kararlarıyla kendisini haklı bulmuşlar. Eşine çok rastlanmayacak bir karar gerçekten, daha önce bu tip karar merciilerinin mahkemelerce haksız bulunduğu aklıma gelmiyor (ama olabilir, bilen düzeltebilir). Flavio baya rahatladı tabi ki. Iade-i itibar'dan bahsediyor, Formula 1'e geri dönmeyi ileride düşünebilirim diyor. Ama bir noktayı atlamamak lazım. FIA'nın kararının bozulmasının tek sebebi usül yanlışlıkları. Yani kasten kaza yaptırmak ve başkalarının hayatını tehlikeye atmaktan halen suçlu. FIA, temyize gitse de üsul yanlışlıkları hep Briatore lehine olacaktır.

Anladığım kadarınca Jean Todt, FIA içinde yeni prosedürler başlatıp herşeyi hukuksal açıdan da doğru zemine oturtmak için hazırlık yapıyor. En başta FIA, kendisinin lisans vermediği birini spordan men etme hakkına sahip değil. Bu yüzden bir yandan kendi yetkisi içinde doğru cezalarla Briatore'yi suçlamayı, bir yandan da bundan sonra takımlar ve pilotlara ek olarak takım personelini de lisanslamayı düşünüyor. Böylece bir daha bu tip hukuksal sıkıntılarla uğraşmayacak. Son bir not olarak: Max Mosley, bu işin peşini bırakmaz ve bu olayda daha kan çıkar, sölemedi demeyin.

Bir de Renault'nun hala yaşayan tarafı var. Briatore'den boşalan takım patronluğuna Eric Boullier getirildi. Kendisi daha önce Fransa'nın A1GP takımının başındaydı. Bir yandan da bu sene Renault takımının çoğunluk hissesini alan Gravity Sports'un da CEO'su. Yani çok şaşılacak bir şey değil takımın başına geçmesi.

Boullier'in gelişi, bir süre önce yeni takımıyla yarışmadan ayrılabileceği sinyallerini veren Kubica'nın da gönlüne su serpmişe benziyor. Leh pilotun menajeri, Kubica'nın, takımın gidişatından memnun olduğunu ve ayrılmayı düşünmediğini belirtti. Ama hala Renault'nun ikinci pilotunun kim olacağı konusu muamma. Geçen seneki ikinci pilot Grosjean, bir aday ama en az şansı olanlardan biri. Gravity'nin kendi pilot yetiştirme akademisi var ama Boullier, koltuğu kapacak pilotla ilgili tek kriterin yeteneği olduğunu açıklaması ile anlaşılıyor ki ekmek, aslanın ağzında.

Yine de geçen sene ve sezon sonunu sıkıntılı geçiren Renault'nun (veya adı Renault olan takımın) kendini piste ve performansa odaklıyor olması güzel bir şey. Umarım eskilerin o efsane sarı-siyah renklerini keyifle izleriz 2010'dan itibaren.

Related Posts with Thumbnails