Lotus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lotus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mayıs 2011

Lotus Kazandı!

Sonunda, bir süredir devam eden Group Lotus vs Team Lotus davası sonuçlandı. Ingiliz mahkemeleri, Team Lotus'un, bu ismi kullanmaya devam edebileceği yönünde karar verdi. Yani Tony Fernandes ve ekibinin istediğini aldığını söyleyebiliriz. Işin garip tarafı, Group Lotus da davayı kendilerinin kazandığını iddia ediyor. Bunun için iki dayanakları var. Birincisi, mahkeme, Lotus isminin tek başına kullanım hakkını sadece Group Lotus'a verdi. Yani Tony Fernandes ve ekibi, "Lotus"u değil "Team Lotus"u kullanabilirler. Ikinci konu da Fernandes, takımın ismini Lotus Racing'den Team Lotus'a çevirdiği zamana kadarki olan sürede Proton ile olan anlaşmasını ihlal etmiş gibi sayıldı ve ceza ödemesine karar verildi. Ama sorarlar, ki Tony Fernandes de soruyor, Group Lotus bu kararı kendi için zafer gibi gösteriyorsa neden temyiz mahkemesine gidiyor?

Şimdilik detaylar bu kadar, Monako GP sırasında eminim konuyla ilgili yeni bilgiler de gün ışığına çıkar ve bunları paylaşırız. Zaten bugünlük bu kadar kafa karışıklığı ve Lotus ismi de yeter.

08 Aralık 2010

Lotus Renault


Bu sene belli ki sürprizlerin senesi oluyor. Önce Williams, şok bir hamle ile Maldonado'yu açıkladı; görünüşe göre bugün Renault takımı, yeni adını Lotus Renault olarak basına tanıtacak.

Uzun zamandır söylenenler söyleniyor hala: 5 yıllık, yılda 20 milyon pound'luk bir anlaşma olacak, title sponsorship şeklinde. Bir soru işareti takımın hisseleri adına var sadece. Bilindiği üzere Renault'nun yüzde 75'i Genii Capital'e, kalanı ise hakiki has Renault'ya ait. Renault, bu hisseleri verip sadece motor ve şasi üreticisi olarak sporda kalmak istiyor. Eğer bir hisse el değişimi olacaksa muhtemelen Renault'nun elindekileri Lotus Group alacak demektir. Ama bu olacak mı, gün içinde o da açıklanır. (Şu anda resmi açıklama geldi, Group Lotus, takımın ana hissedarı olacak ve Renault'nun hissesi kalmayacak).

Tabi burada asıl garip olan, cümbüş yaratacak olan Lotus Renault. Daha önce de yazmıştık Lotus Racing ile Lotus Group arasındaki çekişmeyi. Mahkemeler devam ediyor ama eğer FIA, Renault'nun isim değişikliği kabul ederse bugün sonunda gridde iki tane Lotus Renault takımı olacak. Biri Tony Fernandes'in geçen sene canlandırdığı, bu sene yeni takımların en iyisi olarak sıralamada 10. sırayı alan takım. Öbürü de Kubica ile Petrov'un yarıştığı, siyah sarı renkli olan. Ve gariplikler bununla da bitmiyor. Iki takım da 2011'de, Team Lotus'un 80'lerin başında kullandığı John Special Player renkleri olan altın-siyah rengi ile yarışacaklarını açıkladılar. Red Bull, en azından ikinci takımının adını Italyanca'ya çevirmiş, renklere azıcık dokunmuştu.

Bugünden mahkeme sonucu açıklanıp hangi takımın Lotus Renault ismi ve renklerini kullanacağına karar verileceği güne kadar bu durumun absürdlüğü daha çok konuşulur. Ama burada, bu durumun F1 için aslında ne kadar üzücü olduğunun altını çizmek istiyorum.

Birincisi, Lotus gibi önemli ve tarihi bir üreticinin adının, bu şekilde harcanması. Lotus, March gibi Brabham gibi F1 tarihinin önemli parçalarından biridir ve bu mirasın her taraftan çekiliyor olması, bir F1 fanı olarak beni utandırıyor.

Ikincisi ve daha önemlisi, bütün bu olay silsilesinin, para için yapılıyor olması. Lotus, bu sene 10. olarak Concorde Anlaşmasına göre sınıf atlamanın eşiğine gelmiş durumda. Yani bir kere daha ilk ona girerlerse Tier 3 takımı olmaktan Tier 2 takımı olmaya çıkacaklar ve TV gelirlerinden çok daha fazla bir pay alacaklar. Bu seneki başarılarının üstüne Red Bull arka taraf ve hidrolikleri, ayrıca Renault motoru (yani şampiyon paket eksi Newey) eklenince, HRT ve Marussia Virgin'i geçmeleri çok hayal değil. Ama isim değişikliği olursa, bütün takımların izni olmadığı sürece bu seneki TV gelirleri paylarını alamayacaklar; ki yeni takımlar için bunun hayati önem taşıdığı ortada. Dany Bahar'ın başında olduğu Group Lotus ise ürettikleri arabaları Ferrari sınıfına taşımak ve marka değerini yükseltebilmek için başta F1, bütün yarış serilerine giriyorlar/girmeye hazırlanıyorlar. Nicholas Todt'un başında olduğu başarılı GP2 takımı ART ile şimdiden anlaştılar, seneye takım Lotus ART olacak. Bir çok insan, zaten banka kredileriyle ayakta duran Lotus Group'un, kazanılması çok zor bir kumar oynadığını söylüyor. Ve haklı da olabilirler. Sadece F1 takımına 100 milyon pound yatırmak, üstüne diğer yarış takımlarına para vermek ve bir yandan da Lotus yol arabaları üretmek, altından kolay kalkılabilecek bir yük değil.

Bu da Formula 1'in finansal tarafının ne kadar zorlaştığını, Renault gibi ikonik bir ismin bile orta vadede kendini kaosa götürebilecek bir seçeneği seçenebileceğini gösteriyor. Bir yandan Hulkenberg'in para için Maldonado'ya seçildiğini, başka bir yandan de la Rosa, Heidfeld gibi isimlerin arkalarında büyük sponsorlar olmadığı için gridde yer bulamadıklarını, Aleshin gibi bir gencin veya Petrov gibi bir kamikazenin yer bulmakta sıkıntı çekmemelerini de yanyana koyarsak F1 ruhunu para için satıyor mu tartışmalarının dozu artacakmış gibi duruyor.

Acil harekete geçmesi gereken iki kamp var bence: 1) FIA, masraf kısma anlaşmalarını ciddi şekilde empoze etmeli, 2) Kubica, hemen Ferrari'ye geçmeli. Iki tane de heyecanla beklediğim cevap var: Biri FIA'nın tekrar açıklaması gereken revize edilmiş takım listesi (yani bu değişikliği kabul edip etmeyecekleri), öbürü de Fernandes'in Lotus Renault'sundan gelecek cevap. Siz hatta kalın, gelişmeleri aktaracağım.

02 Aralık 2010

2010 Ödül Töreni

F1 sezonu bitmiş ve sezon sonu testlerinden sonra herkes biraz soluklanıyorken, sene sonu ödüllerini dağıtmanın zamanı geldi sanki. Bu kategorileri de, adayları da, kazananları da kafamdan attım; yani sizin de ekleme ve yorum yapma serbestiniz mevcut. Okuyun, sonra da kendi düşüncelerinizi yazın.

Yılın Pilotları: Kubica, Vettel, Webber, Alonso, Rosberg ve Kovalainen
Yılın Takımları: Red Bull, Lotus, Renault (üçünün de seneye Renault motoru kullanacak olması enteresan)
Yılın Yarışları: Istanbul, Melbourne, Kore, Montreal, Malezya, Spa
Seneye Izlenecekler: Kobayashi, Alguersuari, Lotus, Schumacher
Yılın Çaylağı: Hulkenberg
Yılın Çatlağı: Kobayashi
Yılın Kamikazesi: Petrov
En Iyi Sıralama Turu Performansı: Hulkenberg (BRE), Hamilton (CAN)
En Iyi Yarış Performansı: Webber (MON ve ISP)


Yılın Pilotları:
-Kişisel olarak Kubica'nın, Renault aracıyla çıkardığı performansı, neredeyse BMW yıllarında gösterdiği performanstan daha iyi buldum. Zaten sene sonu listelerinde de ona hep yer verilmiş durumda ve bu şans değil. Kesinlikle daha iyi bir aracı ve bir sürü şampiyonluğu hakkediyor. Italyan sempatisi ve Italyan'ların ona olan sempatisinden dolayı Massa'yı baskı altına aldığı konuşuluyor.
-Vettel, şampiyon olarak aslında tabi ki bu listenin başında olması gerekiyordu ama sonuçta elinin altında bir Red Bull vardı. Ortaya koyduğu inanılmaz sürüşler ve felaket hatalarla hiç bir zaman ortalama bir performans sergilemedi. Ama ileride altın bir çağ olarak anılacak bu yılların en önemli aktörlerinden olduğunu gösterdi.
-Eğer Webber de Vettel kadar genç olsaydı, sadece Istanbul'da değil, heralde her yarışta çarpışabilirlerdi. Avustralyalı'nın, bu kadar iyi bir araca bu kadar geç ulaşması üzücü ama onun kadar inatçı ve profesyonel bir karakterin, seneye de aynı azim ile geri döneceğini düşünüyorum.
-Bu seneye kadar Alonso'ya bir antipati beslediğimi gizleyemem ama bu sene, işler kötü giderken ipleri eline alışı ve geriye düştüğü zaman bile vazgeçmemesi inanılmazdı. Ilk önce takımda kimin patron olduğunu Massa'ya gösterdi, sonra da takımını, azmiyle ileri taşıdı. Çok bariz bir pit hatasıyla şampiyonluğu kaybederken bile takımı suçlamaması ve optimizmi de alkışa değer.
-Geçen sene bu zamanlar herkes Schumacher'i konuşurken, şu an Mercedes denince akla sarı kaskıyla Rosberg geliyor. Aldığı podyumlar, bütün takım nerede yanlış yaptık diye düşünürken onun pist üstündeki savaşı, sessiz sedasız işini yapması, yakışıklığını bile gölgede bıraktı.
-Ve Kovalainen... Mclaren'den Lotus'a. Bir uçtan öbür uca... Böyle bir ortam değişikliğini çok olgun karşıladı ve hem diğer yeni takımların pilotlarını hem de kendi takım arkadaşını net bir şekilde geçti. Moralini bozmadan böyle bir performans çıkarmak kendisinin mental olarak ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Umarım RoC kazasını kolay atlatır.

Yılın Takımları:
- Klasik bir Adrian Newey; hızlı ama kırılgan. Araç olarak bütün sene, belki Monza ve Montreal dışında, en iyilerdi. Tartışmasız. Ama takım içi yönetim olarak aynısını söyleyemeyeceğim. Vettel'i, Webber'den üstün tutmak için çok sayıda ve çok mantıklı sebepleri var ama bunu yapmak vardır, bunu yapmak vardır. Ve Horner'ın, bunu yeteri kadar iyi yönetemediğini düşünüyorum, sonunda destekledikleri pilot şampiyon olsa bile. Ama araç olarak bir efsane ile karşı karşıyaydık, o ayrı.
- Renault, kendilerinden beklenmeyecek bir azim ile her yarışa yenilemelerle geldiler. Bu takımın geçen sene crashgate skandalı ile çalkalandığını düşündükçe o günler ne kadar uzak geliyor. Eric Boullier gibi sessizce işini yapan ve başarılı olan insanları da seviyorum. Ayrıca ellerinde Kubica gibi bir yeteneğin dışında önemli bir altyapı pilot kaynağı var. Buranın geleceği parlak bence.
- Lotus, bu senesini film projesi olarak Hollywood'a satabilir bence. Son anda gride gelip yarış bitirerek, yıl sonunda 10. olarak, Lotus Group ile verdiği savaştan ve her yerden bulduğu destekten, gerçekten rüya gibi bir sezon geçirdi Tony Fernandes ve Gascoyne. Seneye Red Bull ve Renault desteği ile orta sıraları da sallayacaklarına eminim.

Yılın Yarışları:
- Tabi ki şehrimin yarışını, yerinde izlediğim yarışı en başa koyucam. Ama o da öyle bir yarış oldu ki bütün sezonu kökten salladı. Webber-Vettel çarpışması hala konuşuluyor ve konuşulacak da. Mclaren'lerin düellosunu pist üstünde bitirmeleri ise sezon boyu burada suların durgun olmasını sağladı. Ferrari içinse dip oldu Istanbul, bir tokat.
- Lewis Hamilton'ın iterek bitirdiği sıralama turlarından Schumacher'in sert hamlelerine, Alonso'nun Mclaren'e geçilmesine çok güzel bir yarış oldu hakkaten. Lastik performanslarının çok belirleyici olduğu yarış da Pirelli'ye bir çok fikir vermişe benziyor.
- Olacak mı olmayacak mı derken Kore, yağmuruyla beraber o kadar kritik bir yarış oldu ki bir tur yerimizde oturamadık. Webber'in kazası, Vettel'in motoru, Schumacher'in kendine gelişi, Alonso'nun liderliğe oturuşu ve aslında fena da olmayan pist. Seneye görüşürüz Yeongam.
- Gönüllerin sezon başlangıcı Melbourne, bu sene bize, Bahreyn'de unuttuğumuz herşeyi hatırlattı. Burada Jenson Button'a da teşekkür etmeliyiz tabi bir yandan. Heyecansız tur geçtiğini hatırlamıyorum, en son koltukta zıplıyordum.
- Malezya'nın sıralama turları yarışından daha eğlenceliydi, doğruya doğru. Ferrari ve Mclaren'lerin, yeni takımlara bile geçilmesi, hele de sezonun bu kadar başında, lezizdi. David ve Goliath hikayesinin 2010 versiyonuydu.
- Spa her zaman güzel yarışlara ev sahipliği yapar zaten, şaşırtmaz. Ama bu sene Hamilton'ın mükemmel pilotajı ve klasikleşmiş yağmur sürpriziyle bizleri yine mest etti.

Seneye Izlenecekler:
- Kobayashi... Daha söze gerek var mı? Daha fazla özgüven, seneye daha iyi gireceğini düşündüğüm bir Sauber ve küçük gözler...
- Alguersuari'nin bu seneki gelişimi çoğu gözden kaçmış olabilir ama Franz Tost, ona ne kadar güvendiğini bu hafta açıkladı. Gerçekten de bazen mavi gözlü DJ Ispanyol'un ne kadar genç olduğunu unutabiliyoruz. 2. ful senesinde eminim çok daha iyi işlere imza atacaktır.
- Yukarıda da değindik Lotus'a. Çok kısa bir zamanda çok iyi bir iş çıkarmışlardı 2010'un başında. Seneye Red Bull ve Renault desteği ile teknik olarak en sıkıntı çektikleri alanları kuvvetlendirdiler. Ayrıca 2011'de siyah-altın renklerinde olacaklar. Daha ne olsun...
- Herkes bu sene sonunda bırakması gerektiğini söylese de bence sene içinde ne iyi ne kötü bir iş çıkardı Schumacher. Hatta sene sonunda kendine geldiği ve iyi yarışlar çıkardığını bile söyleyebiliriz. Kendi geliştirdiği bir Mercedes'te 2011'e beklenmedik bir damga vurabilir bence.

Yılın Çaylağı:
- Belki Petrov ondan daha fazla puan almış olabilir ama Hulkenberg'in altında, sene boyunca genel olarak, daha az rekabetçi bir araç vardı. Buna rağmen efsanevi bir pol pozisyonu almayı bildi. Petrov ise genelde kazaları ile akılda kaldı. O da fena performans sergilemedi ama bu bir "Hulkenberg gitmesin" çağrısı aynı zamanda!

Yılın Çatlağı:
- Suzuka'yı izlemek bile tek başına yeter ama Kobayashi'nin istikrarlı sürüşünün buna o geçiş hamlelerini sağladığını unutmamak lazım. Ayrıca gözlerinin küçüklüğünden dolayı daha rahat geçiş yaptığına dair demeci de F1'de artık pek görmediğimiz türden samimi. Seviyoruz bu genci, Erbatur kadar olamasa bile...

Yılın Kamikazesi:
- Her ne kadar Sutil, Kore'de önüne gelen her araca vurmaya çalışsa da bütün sezon boyunca daha istikrarlı bir şekilde araç parçalayan Petrov, bu kategorinin en başarılı ismi oldu. Genelde Japon pilotlara ait olan kamikaze kültürünü devam ettirdiği için kendisine Kamikaziov adını da layık görüyorum. Kutlarız kendisini, daha nice şasilere...

En Iyi Sıralama Turu Performansları:
- Herkesin şampiyonluk mücadelesine konsantre olduğu Brezilya'da bir anda ortaya çıkıp ikinci Vettel'e bir saniyede fazla fark atarak herkese küçük dilini yutturdu genç Alman. Bazıları abartıp Senna'nın 1988 Monaco sıralama turu ile karşılaştırsa da yine de tarihteki yerini aldı Hulkenberg.
- Red Bull'ların pol pozisyonlarda tulum çıkaracağı inancının virüs gibi yayıldığı günlerde Lewis Hamilton'ın, benzinsiz kalma pahasına attığı tur, onun ne kadar mükemmel bir pilot olduğunun kanıtı sanki. Sonrasında aracını itmekten de geri kalmadı tabi.

En Iyi Yarış Performansları:
Uzun zamandır bu kadar beklenmedik bir pilot, bu kadar dominant bir çift galibiyet almamıştı galiba. 2009 herkese Button gerçeğini gösterdiyse, 2010 Monaco ve Barcelona da bütün dünyaya Webber'i sundu: Gözlerinizin önünde bir şampiyonluk adayı var, artık onu da hesaba katın.

16 Kasım 2010

Adu Dhabi'den Inciler

Tatilde olduğum için çok fazla yazamıyorum ve bu heyecanlı şampiyonluk mücadelesinin hakkını veremiyorum ama son yarış sırasında aklımdan geçen bazı şeyleri yazayım istedim. Inşallah haftaya daha fazla şey yazarım. Bu arada herkese iyi bayramlar...

- Herkes "acaba Vettel, Webber'e yardım eder mi" diye tartışırken hiç beklenmeyen oldu ve ilk 10 tur, Alonso dördüncü-Webber beşinci giderken Webber, Vettel'e şampiyonluk yolunda yardım edecek bir duruma düştü. Alonso'yu geçse takım arkadaşını şampiyon yapacaktı. Sonuçta Alonso'yu geçmedi ama dibe inerken onu da dibe çekti. Webber'in pitstopu yüzünden Alonso da defansif bir hamle ile pite girdi ve orada şampiyonluğu kaybetti.

- Yarıştan sonra podyuma, Red Bull'u temsilen çıkan kişinin Helmut Marko olması çok ironikti. Bütün sezon Vettel'i el üstünde tutan ve Webber'i bastıran birinci kişiydi Marko ve kendinin haklı çıkmasının keyfiyle podyumdaydı. Acaba Webber şampiyon olsa yine podyuma çıkar mıydı? Webber ile sarılırlar mıydı? Ne olursa olsun Helmut Marko'nun projesi, Vettel, başarılı oldu ve Red Bull, Webber'e yaptığı bütün haksızlıklardan doğruyu yapmış olarak çıktı. Hayat ironik!

- Ferrari, bütün sezon pist üstünde araç geçmekte zorlandı. Vettel veya Hamilton arkalara düştüklerinde rakiplerini vızır vızır geçmeyi başarırlarken, geriye düşen Alonso veya Massa hiç bir zaman, pist üstünde rakiplerini çıtır çerez geçemediler. Bu da son yarışta suratlarına vurulan tokatın başlıca sebebi oldu. Alonso'nun yarışın dörtte üçünde Petrov'u geçemediğinden şampiyon olamaması tam bir utanç kaynağı.

- Almanya, Vettel'in başarısı ile sevinçten uçarken Italya ise Ferrari'nin şampiyonluğu bu şekilde kaybetmesinden dolayı kızgın. Politikacılar bile Ferrari'yi suçluyorlar. Luca di Montezemolo ise lafı yapıştırmış resmi siteden: "Bakan Calderoli, hayatı boyunca, Ferrari'nin ülkesi için yaptığını yüzde birini yapmış olsaydı cevap vermeye değer bulurdum". Ağır gelmiş!

- Rosberg de sezonu, Kubica'nın 6 puan önünde bitirdi. Uzaktan takip ettiğim, şampiyonluk mücadelesinin yanında göz ucuyla kaçırmadığım bir rekabetti ikilininki. Brezilya'da Nico öne geçti, Abu Dhabi'de de "best of the rest" olmayı başardı. Iki pilotun da sezon boyunca çıkardığı işin gerçekten süper olduğunu eklemeden geçmeyelim.

- Takımlarda ise orta sınıfın 3 oyuncusunun rekabetini hevesle bekliyordum sene başında. Kubica etkisiyle Renault, bu oynu erken bitirdi, 5. oldu rahat rahat. Ama Williams ile Force India, son yarışa kadar dişediş geldiler. Force India sezonun ilk yarısında, Williams ise ikinci yarısında parladı. Ve sonunda Ingilizler, Hintlileri bir tek puan ile geçip ekstra milyon dolara kondular. Ilk yaptıkları iş ise 5 yıl aradan sonra kendilerine ilk polü getiren Hülkenberg'i sallamak oldu.

- Bu senenin en beğendiğim takımlarından biri de Lotus. Yeni takımların lideri olup önemli TV yayın hakları parası almayı başardılar. Ama seneye bu parayı alabilecekler mi, soru işareti. Çünkü Lotus adı ile ilgili sıkıntılar var, daha önce uzun uzun yazmıştık ve bu yüzden de kazandıkları parayı alamama ihtimalleri, az da olsa, var. Ama seneye siyah-altın renkleri ile yarışacaklarını açıkladılar ve içim şimdiden cız etti. Evet, Lotus klasik renkleri yeşil-sarı ama benim için Lotus hep John Player Special renkleri olmuştur. Ne mutlu bunları tekrar görecek bizlere!

- Yakın zamanda bizim yarışmanın sonucunu açıklıyor olucam. Ben de daha bakmadım ama bakan herkes de sonucu görecektir zaten. Yine de yazılmalı ve herkese teşekkür edilmeli. Bunun dışında biraz silly season yazar, sonra da genç pilot testine geçeriz haftaya.

05 Kasım 2010

Team Lotus Racing Group

Hazır Lotus'tan bahsetmişken, Renault anlaşmasının niye ancak bugün açıklanabildiğinden de dem vuralım. Yalnız yavaş okumak ve yüksek konsantrasyon gerekecek. Bu paragrafta 3 farklı Lotus var: 1- Lotus, yani şu anki takım, 2-Lotus Group, yani Lotus'un yol araçlarını da üreten, Proton'un sahibi olduğu Malezyalı firma, 3- Team Lotus, yani efsanevi takımın ismi ve isim hakkı. Lotus, Formula 1'e girerken Colin Chapman'ın ailesi ile anlaşıyor ve efsane ismi kullanıyor. Yani, gibi gibi. Team Lotus olarak değil ama Lotus Racing olarak. Ama sene içinde, 2011'den itibaren efsanevi Team Lotus markasının da kullanımı hakkında anlaşıyorlar. Bunu duyan Lotus Group ise gelişmelerden memnun değil. Çünkü şirketin başındaki Isviçre-Türk asıllı Dany Bahar, bu ismin ne kadar yüksek bir marka değeri olduğunu biliyor ve bunu kendi kullanmak istiyor. Hele de vizyonu, Lotus yol araçlarını Ferrari ve Aston Martin'e rakip olarak lanse etmek olan biri için bu nokta çok kritik. Bu yüzden de Ingiltere ve Malezya'da davalar açılıyor ve Team Lotus markasının kendilerine ait olduğunu, bu konuda karar verme yetkisinin Chapman ailesi veya Lotus Racing'de olmadığını belirtiyorlar. Henüz bir karar verilmiş değil ama bu süregelen hukuksal süreçten dolayı Lotus Racing, Renault ile olan anlaşmasını bir türlü açıklayamadı.

Bugün Renault ile Lotus arasındaki anlaşma açıklanırken çok dikkat çeken nokta, iki takımın da Lotus ismini kullanmamasıydı. Renault, 1Malaysia Racing Team UK ile yaptığı anlaşmadan memnunmuş; Tony Fernandes ve Mike Gascoiyne ise seneye kullanacakları araçta Renault motoru görmekten. Sanki Fernandes ve ekibi, Lotus isim hakkını kaybediyor gibi algılanabilir bu gelişme. Yoksa niye kendi takımına adıyla hitap etmesinler? Lotus, 10. olarak güzel milyon dolarlar kazanacak olabilir ama ana sponsoru olmayan herhangi bir F1 takımının şu anki mücadelede varolması imkansız, özellikle de Lotus gibi küçük bir takımın. Burada Fernandes, kendi markası AirAsia'yı topa sokabilir. Veya bir başka ana sponsor bulabilir; sonuçta Renault ve Red Bull müşterisi olarak muhtemelen seneye sonlarda olmayacaklar ve bu anlaşmalarla elleri son derece güçlü.

Lotus Group'un ise başka planları var. Araçlarını dünyanın en iyi araçlarıyla aynı markette göstermek için bol bol reklam yapmaları ve bunun en kısa yolunun da F1'den geçtiğinin farkındalar. Halihazırda Lotus ile beraber hareket edecekleri noktada baskın taraf olmak istiyorlar ve Tony Fernandes'in ekibi ile hısım olarak başlamış bir ilişki ne kadar iyiye gidebilir? Eğer Malezya mahkemeleri, iki grubun tek çatı altında birleşmesine izin vermezse Dany Bahar ve ekibinin Lotus ismini alıp Renault'nun kapısını çalacağı söyleniyor. Zaten Gerard Lopez'in, Renault'ya para getirmekte sıkıntılı olduğu ve takımın likit sorununun açığa çıktığı bugünlerde, Renault'nun bir bölüm hissesini alarak hem onları kurtarabilir hem de kendini F1'in ortasına atabilir Bahar. Lotus-Renault; kulağa da hoş geliyor. Komplo teorisi üretirsek, aslında Lotus Group'un Renault ile, kağıt üstünde olmasa bile, bu konuda anlaştığını, şu anki Lotus takımına da Renault motorları vererek sus payı sundukları, bu yüzden de Lotus'tan kimsenin takıma ismiyle hitap etmediğini düşünebiliriz. Sanki herşey oturuyor.

Yine de heyecanlı giden bir F1 sezonunun ardından, bu enteresan hikayeye çok fazla yerde rastlayabileceğimize inanıyorum. Seneye bu iki takımı nasıl anacağız bakalım?

Lotus, Motorlar, HRT, Sponsorlar

Yeni takımlar F1'e girerken, beklentiler mümkün olduğunca düşüktü; diğer takımların tek isteği, pist üstünde blok gibi durmamalarıydı. Ilk sezonları sona ermeye yakınken ne harikalar yarattıklarını ne de beklenildiği kadar kötü olduklarını söyleyebiliriz.

Zaten kendi aralarında bir şampiyonaları var bu 3 takımın. Üstten ne kadar yarışdışı kalan araç olursa onlar yukarı çıkıyor ve en üstte yarışı bitirebilen (ki aslında bu bile baya başarı) bu şampiyonayı önde kapatıyordu. 3 takım da henüz puan alamasa da Heikki Kovalainen'in Japonya'daki 12.liği, Lotus'u diğer takımlardan bir adım önde tutuyor. Yani markalar şampiyonasında Lotus, 10.lukta bulunuyor. Bu sonuç, psikolojik olmanın çok ötesinde, çünkü halihazırda yürürlükteki Concorde Anlaşmasına göre TV gelirleri 10 takıma bölünüyor. Yani 10. olan yeni takım, milyon dolarları cukkalıyor.

Bir yandan finansal sıkıntılar yaşarken bu üçlü, bir yandan da gelecekte daha rekabetçi olmanın yollarını arıyorlar. Bu sene üçü de Cosworth motoru ve Xtrac vites kutus-hidrolikleri kullanıyorken, aralarındaki en büyük fark aerodinamiden kaynaklanıyordu. 2011'den itibaren bu durum değişecek.

Lotus, geçen ay, 2011'den itibaren Red Bull vites kutusu ve hidroliklerini kullanacaklarını açıkladılar. Yani iki senedir şampiyonluk için yarışan aracın parçalarını alıp kullanacaklar. Tabi bunun iki anlamı var: 1) Lotus, Red Bull arka kısmını da alıyor (difüzör mesela), 2) Lotus, Renault ile motor anlaşmasına vardı. Çünkü Red Bull da Renault motoru kullanıyor ve kendi tasarladıkları vites kutusu ve hidrolik sistemler de, çok doğal olarak, Renault motoruna göre tasarlanıyor. Yani Lotus, 2011'de Adrian Neweysiz bir Red Bull olacak diyebiliriz. Yani şampiyonluklara oynamak için bir Newey eksikleri var, iki de şampiyonluk seviyesindeki pilot tabi ki.

Bu sezonun tartışmasız en yavaş takımı HRT de, 2011'den itibaren Williams vites kutusu ve hidroliklerini kullanacaklarını açıkladılar. Hemen hemen her yarışta hidrolik sıkıntısı çeken takım için önemli bir adım tabi ki, ama peşinden de, her iki takım için soru işaretleri getiriyor sanki. HRT, Lotus gibi TV gelirlerinden yararlanamayacak büyük ihtimalle. Takımın sahibi Cabrante ailesi de pek para akıtmıyor. Yani ciddi bir finansal sıkıntıları var. Bu yoklukta nasıl Williams'tan bu parçaları satın alabildikleri ciddi bir muamma. Bir ihtimal, Cabrante'ler, takımdan ellerini ayaklarını çekmek ve takımı başkasına satmak istiyorlar, bu yüzden de paketi olabildiğince çekici yapmaya çalışıyorlar. Bakalım başarılı olabilecekler mi?

Williams tarafında ise biraz daha havada sorular var. Bir süredir Frank Williams ve ekibi, seneye Barrichello'nun yanında kimi yarıştıracakları konusunda kararsızlar. Hulkenberg'in iyi bir pilot olduğu ve F1 gridinde yer bulabileceğinden dem vuruyorlar; ama kendileri ile olacaklarını konfirme edemiyorlar. Sebebi de bu senenin GP2 şampiyonu Pastor Maldonado. Williams, arkasında Venezüela Ulusal Petrol Şirketi PDVSA'nin desteği ve milyon sterlinleri olan acemi Maldonado ile bir senedir takımla yarışan ve geleceğin şampiyonu gözüyle bakılan Hulkenberg arasında bir seçim yapmak durumunda. Seneye birden fazla önemli sponsoruyla yollarını ayıracak takım için önemli bir durum tabi ki. Acaba HRT'ye satacakları servisler ve alacakları para, bu seçimi ne kadar pür yetenek üstüne yapmalarına yardımcı olacak.

Ve elimizde Virgin kaldı. Xtrac'in çok da başarılı olmayan yürüyen aksamını seneye kullanacak tek takım olan Virgin. Richard Branson ortaya para koymamaya devam ettiği sürece Bernie'nin oklarını çekiyor ama durumları HRT'den iyi, orası kesin. Yine de klasmanda onların gerisindeler ve ileri adım atmak istiyorlarsa hızla bir şeyler yapmak durumundalar. Her ne kadar araçlarını tamamen CFD ile yarattıysalar da ilk senelerinde Lotus ile kıyasla sırıtmadılar. Ama uzun vadede bu yeterli değil ve CFD'den çok daha fazlasını çıkarmak durumundalar. Belki diğer takımlarla gidilebilecek bir ortaklık, bu yöndeki adımları hızlandırır.

27 Ağustos 2010

Red Bull'un Eksik Parçası

Hem geçen sene hem de bu sene, Red Bull ekibi Adrian Newey önderliğinde şahane bir araç yaratırlarken bir konuda ağlıyorlardı: Renault motoru. Motorların dondurulması ile beraber tedavüldeki diğer motorların, beygir gücü olarak arkasında kalan Renault ile yarışan Red Bull, açık veya kapalı kaç kere dert yansa da bir türlü istediklerini alamadılar. Istedikleri neydi peki? Kendi motorlarının da Mercedes'ler kadar güçlü olması. Veya Mercedes'in kendisi.

Geçen yaz takım bunu çok denemiş ama spora artık kendi takımıyla katılan Mercedes, yeteri kadar müşterileri olduğu için kendilerini reddetmişti. Muhtemelen ne kendisi, ne de en önemli müşterisi Mclaren, böyle bir durumdan memnun olabilirlerdi. Düşünsenize, RB6'nın Mercedes motorlu (ve bir bakıma geçilemez) olduğunu. Eminim seyirciler olarak biz de bayabilirdik.

Bambaşka bir hikaye... Dikkatinizi çekmiştir, Force India, sene başında bazı ödemelerini yapmadığı için icra tehlikesiyle karşılaşmış, ödemeleri geç de olsa yapmış ve dertsiz tasasız yoluna devam etmişti. Bir kaç aydır da rüzgar tüneli firması Aerolab ile hukuki yollardan savaş veriyorlar. Force India, Aerolab'i, kendilerinden elde ettikleri bilgileri Lotus ile paylaşmakla suçluyor. Aerolab de Force India'yı ödemelerini yapmamakla. Ikinci dava geçen hafta Force India aleyhinde sonuçlandı ve 1 milyon euro ceza ödemek durumunda kaldı takım. Diğer dava ise devam ediyor.

Peki iki hikaye ne alaka di mi? Şudur: Force India, ödemelerini yapmakta sıkıntı çekiyor. Ve ödeme yaptığı firmalardan biri, motorlarını tedarik eden Mercedes. Ve Mercedes, 2011 için Force India'ya motor vermeye çekinceli davranıyor. Bu da Mercedes motorlarının bir başka takıma daha verilebileceği anlamına geliyor. Red Bull? Neden olmasın, çok iyi bir araba, yıldız aerodinamist, yıldız pilot, muhtemel bir şampiyon takım/pilot.

Peki Mercedes, koynunda yılan beslemek ister mi? Ben olsam böyle bir yılanı besleyebilirdim. Böylece hem Mclaren, hem Mercedes hem de Red Bull takımlarının verileri elimde olurdu. Sakla samanı gelir zamanı. Ama Mclaren bunu ister mi? Kime ne aslında değil mi, herkes kendi işine baksın. En azından Christian Horner böyle derdi. Ama Mclaren'dekiler enayi olmadıklarından, geçen sene Mercedes ile yolları ayırırken (stratejik partnerlik olarak), Mercedes'in hangi takıma motor sağlayacağı konusunda veto haklarını ellerinde tuttular. Ve ben Martin Whitmarsh olsam, Red Bull'un Renault'dan Mercedes'e geçmemesi için elimden geleni yaparım.

Tabi bunlar hep söylenti, Force India parasını öder, motorunu alır belki de seneye. Ama RB7'nin Mercedes motorlu olduğunu düşünmek bile, bir daha ki senenin sıkıcı geçebileceğine işaret ediyor. Martin Whitmarsh, Vijay Mallya'nın elini ne kadar da sıkı sıkıya tutuyor değil mi?

18 Ağustos 2010

Sezonun Ilk Yarısı - Başarılılar

2010 sezonunun orta noktasını geçmiş ve pratikte ikinci yarısına girmiş olsak da yaz tatili arası, geri dönüp sezonu değerlendirmek açısından güzel bir zaman. Sezonun ikinci yarısında veya ileri ki sezonlarda dönüp bakar, unuttuklarımızı hatırlarız. Bugün başarılılar var, bundan sonra da başarısızlar. Bu arada hemen belirteyim, tabi ki bunlar kişisel düşüncelerim, kimseyi bağlamaz. Yorumlar kısmı açık, amaç da o zaten.

En başarılı takımlar:

3- Renault: Bir takım, elindeki potansiyelden yararlanabildiği ölçüde iyi bir takım olabilir. Ve Reanult, potansiyelinin üstünde bir performansı sürdürülebilir şekilde veriyor bu sezon. Fransızlar, geçen sene uzun süre gündemi meşgul eden Briatore-Piquet Jr-Symonds şeytan üçgeninden sonra yepyeni bir yapılanmanın içindeler bu sene. Ellerinde de Kubica gibi muhteşem bir pilot var. Yine de bunlar sizleri yanıltmasın, 4 Büyükler ile aşık atmalarını kimse beklemiyor(du sezon öncesinde). Ama Eric Boullier liderliğindeki genç ekip, her yarışa yeni parçalarla geldi, başka takımların geliştirdiği parçaları (F-Duct, blown diffuser gibi) hızlı adapte edebildi ve sonuç olarak şu anda Mercedes GP'den sadece 26 puan arkadalar. Yani bir yarış galibiyeti sınırındalar neredeyse. Ve yeni puan sisteminde bu arayı kapatmak çok da zor olmayacaktır. Eğer Petrov, Kubica'nın puanlarına eklemeler yapmaya başlarsa, bir daha ki sene için TV gelirleri beklemedikleri şekilde artabilir Renault'nun. Bir alkışı da sarı-siyah orjinal renklerine döndükleri için verelim.

2- Mclaren: 2009'a kabus gibi girmişti takım. Araç, testlerde 3-4 saniye geriden geliyordu, yeni kurallara adapte olamamışlardı ve bir de Avustralya'da yalan skandalı ile uğraşmak zorunda kalmışlardı. 2010 kışında da istedikleri pozisyonda değillerdi Ingilizler. Bahreyn'de Ferrari'nin 1, Red Bull'un 1.5-2 saniye gerisinden başlıyorlardı tur zamanı bakımından. Sonrasında ise, 2009 aracını felaketten yarış kazanan hale getiren Mclaren mühendisleri, 2010 aracıyla ilk önce Ferrari'yi geçtiler, şimdi de Red Bull'u zorluyorlar. Bu seneki geliştirme yarışının açık galipleri onlar. Bir başka artıları da iki pilotlarını doğru düzgün yönetebilmeleri. Biliyorsunuz her takım bunu beceremiyor. Red Bull'un sıkıntılarından fazlasıyla yararlandılar ve her ne kadar araçları bir adım yavaş olsa da hala, iki şampiyonayı da son dakikaya kadar kovalayacakları belli.

1- Lotus: 0 (yazıyla sıfır) puan almış bir takım, nasıl ilk yarının en başarılı takımı olabilir ki demeyin. Tony Fernandes, bu işe soyunduğunda önünde aşması gereken birden fazla dağ vardı. Yeni takımların gridde olması bile bir mucizeyken (hatta bir tanesi bunu becerememişken) onların ilk yarıştan yarış bitirmeleri, bazı şeylerin doğru gittiğinin göstergesi adeta. O zamandan beri takım belki henüz puan alamadı ama yeni takımların en hızlısı ve dayanıklısı oldular, bir yandan da eski takımlarla arayı gittikçe kapıyorlar. Kısacası Mike Gascoiyne'un ekibi, aşılması gereken teknik dağları, alabilecek en az yaralarla aşıyorlar. Bir yandan da tarihi yeşil-sarı renkleri taşımanın manevi ağırlığı var tabi ki. Bunu da başarıyla taşıdıklarını Chapman ailesinin onları artık vaftiz etmesiyle görüyoruz. Eğer potansiyelini kat be kat geçen bir takım varsa, bu Lotus'tur. %107 kuralı işlemeye başladıktan sonra, daha açık bir şekilde bunun görüleceğine de inanıyorum.


En başarılı pilotlar:

3- Kovalainen: Mclaren'den Lotus'a gitmek, hem moral bozucu, hem demotive edici hem de cesaret gerektiren bir iş aynı zamanda. Herşeyin tıkır tıkır işlediği, yarışların kazanıldığı, şampiyonlukların peşinde koşulduğu bir takımdan, yeni ortaya çıkmış, puan almayı orta vadeli hedef yapmış, yarış sonunu getirmeyi uman bir takıma. Yine de Kovalainen'in iyi bir iş çıkardığı kesin. Takım arkadaşı Trulli'yi çoğu zaman geçen, daha fazla yarış bitiren ve ender de olsa eski takımların pilotlarını geçmeyi başarmış (Petrov, Kanada) olmak Mclaren'de yaptığı işten daha iyi bir iş çıkardığını söylüyor bana. Ayrıca elindeki zor göreve de iyi motive olduğunu.

2- Kubica: Takım arkadaşı ile en büyük puan farkını açan pilot olmak kimseye madalya kazandırmasa da önemli bir gösterge olabiliyor bazen. Kubica'nın topladığı 89 puan, Petrov'un topladıklarından 72 fazla. Yani neredeyse Renault=Kubica. Şaşılmayacak şekilde de kontratını uzatmak için elinden geleni yaptı Fransızlar. Doğru, Renault, hız olarak bir adım geriden geliyor belki ama pilot özelliklerinin fark yaratacağı pistlerde Kubica hep tepelerde (bknz Avustralya'da 2.lik, Monaco'da 3.lük). Zaten yıllar yılı Alonso için atılan Ferrari başlıkları, artık onun için atılıyor. Ve kariyerine Italya'da başlayan biri için bundan büyük bir mutluluk olamaz heralde.

1- Webber: Eğer bir küçük Emrah hikayesi varsa Formula 1'de, o da muhtemelen Mark Webber'inkidir. Tamam kimse annesine sulanmadı Emrah gibi ama takım içinde çok sevilmeyen, hatta en büyük kösteği takımı ve takım arkadaşı olan, yine de 4 yarış kazanan ve pilotlar şampiyonasında lider olan birini kalkıp ayakta alkışlamak lazım. Hele de sezon başında 2. pilot olması beklenen biriyse bu. Yıldız tozundan yapılmış Vettel'in, ardı ardına hatalar yaptığı (güvenlik aracı arkasında uyumayı kim açıklayabilir), hatta bazen kendisine direkt daldığı (Türkiye GP'sini hepimiz hatırlıyoruz) 2010 sezonu için, Webber'in şampiyon olmasını canı gönülden diliyorum. Minardi okulundan yetişmiş bir şampiyon daha!

23 Ocak 2010

2010 Sezon Değerlendirmesi - Takımlar ve Pilotlar Pt.3


Eskiler hakkında konuştuk, fikirlerimizi paylaştık. Bir de bu sene aramıza katılacak yeni takımlar var. Grid 10 takımdan 13 takıma çıkarken, Toyota ve BMW'nin çekilmesi ile beraber, yeni takım sayısı da üçten beşe çıktı (Not: BMW Sauber'in burada olmasının sebebi, ilk önce çekilmesi, daha sonra gridde yer alma hakkını baştan almasından dolayı).

Bu takımlardan Sauber hariç hepsi Cosworth motorunu kullanıyor, Sauber ise Ferrari ile anlaştı. O yüzden motor performansı, bu takımların geleceği konusunda önemli bir rol oynayacak. Bir yandan da bu takımlar, kaybedecekleri hiç bir şey olmamasından dolayı, olaya çok daha radikal bakabiliyorlar. Kullanılan yeniliklerin başında da imkanı olanların, araçlarını rüzgar tüneli yerine tamamen CFD yardımıyla dizayn etmesi geliyor. O konuya daha detaylı girmek farz, ileride değineceğiz, F1Racing'in geçen ayki makalesinden de yardım alacağız. Ama takımlara dönelim yavaştan. Bu yazıyı iyi okuyun çünkü aslında bu takımların bütün derdi birbirlerini geçmek, yenilerin en iyisi olmak.

BMW Sauber: BMW spordan çıktı ama Peter Sauber, takımı almakla kalmadı, Almanları takımın isminden de çıkarmadı. En başta Kubica ve Heidfeld'i kaybettiler. Yerine geçen senenin en potansiyel gösteren çaylağı Kamui Kobayashi'yi getirdiler. Sonra da sürpriz bir şekilde Pedro De La Rosa'yı bağladılar. Yani pilotlar bakımından sıkıntı yaşamayacaklarını düşünüyorum.

Ama Ferrari motoru bir muamma. Bir daha ki sene çok kritik olacak benzin harcamaları konusunda tam bir kara delik ve Italyanlar, bunun üstüne çözüm aramalarına rağmen, ne seviyedeler bilinmiyor. Muhtemelen testlerdeki yarış simülasyonlarına kadar da kimse net bir bilgi veremeyecek. Sauber'in, motor sıkıntısını şasi mucizeleri ile aşması da zor gözüküyor. Çünkü geçen seneki BMW, aerodinamik açıdan gridin en büyük hayal kırıklığıydı. Bunu geliştirmek için gerekli kaynak havuzunun, uzun süreli sponsorları Petronas'ın Merc GP'ye geçmesiyle ağır yara aldığı da belli.

Bir konudaki bilgi eksikliğimi sizlerle paylaşıyorum: BMW Sauber, geçen seneki televizyon gelirlerini alabiliyor mu, yoksa Concorde Anlaşmasındaki hakkını kaybedip yeni bir takım olarak girdiğinden dolayı bu gelirden mahrum mu oluyor? Cevap ne olursa olsun, Sauber ve Hinwil'deki ekibin 2008 Kanada'ya dönmesi çok kolay gözükmüyor.

Virgin GP: Öyle bir yeni takım ile karşı karşıyayız ki daha tek tur lastik döndürmeden takımın ismi değişti. Manor GP, Richard Branson'ın gelişiyle resmi olarak Virgin GP'ye döndü. Branson'ın belki de en büyük hayali buydu, o yüzden daha geçen senenin ortasından beri açık açık söylüyordu "sene sonunda Brawn ile olan anlaşmamız bitiyor ve Manor GP'nin isim sponsoru olacağız". Deli Richard, yaptığı işlere yüzde yüzünden aşağısını vermiyor.

Virgin ve Branson'ın olduğu yerde heyecan da eksik olmaz. Yeni bir takımın, yeni bir organizasyonun heyecanına en uygun olan şey de, yetenekli ama hala kendini kanıtlaması gereken iki pilottur. Bu konuyu da ex-Toyota Timo Glock ve ex-Renault test pilotu Luca di Grassi ile hallettiler. Aracı da tamamen CFD ile bilgisayarda tasarlıyorlar. Ayrıca aralıkta Llyods Banking ile de sponsorluk anlaşması imzaladılar. Yani Ingiltere'den kıpır kıpır bir takım daha doğuyor. Yenilerin en iyisi olmaya, benim gözümde, en yakın adaylar.

Lotus GP: Logosundan renklerine herşeyleri efsane Lotus'u hatırlatsa da, bu konu o kadar basit değil. Bir kere aynı Lotus değiller, çünkü bu organizasyonun arkasındakiler Malezyalılar. Ama tam olarak apayrı da değiller çünkü takımın destekçilerinden Proton, bildiğimiz Lotus'un da sahibi. Yani yıllarca alakasız ve tanışmayan ama yeni taşınıp ufaktan kaynaşmaya başlayan iki uzaktan kuzen gibiler.

Bunu aradan çıkardıktan sonra takımın kadrosuna bakalım. Air Asia'nın sahibi ve aktif Twittercı Tony Fernandes, yeni sezon başlayana kadar takım patronu görevine devam edecek. Teknik patron ise başarılı ama huysuz Mike Gascoyne. Bunların yanında takım, iki pilotu birden yarış kazanmış sadece dört takımdan biri. Trulli ve Kovalainen, birer yarış kazanmış olsalar da en azından kazanmanın ne demek olduğunu biliyorlar ve takımı ileriye götürebilecek iki pilot. Aramızda kalsın, neyse ki Malezyalı bir pilot imzalayarak Minardi'nin Alex Yoong ile düştüğü hataya düşmediler. Yoong demişken, o da Lotus'un genç pilot yetiştirme direktörü.

En büyük dertleri para olmasa da Malezyalı dev Petronas'ın, Merc GP'ye sponsor olmasına Sauber kadar onlar da sinirlendiler. Iki taraf da haklı ama ben de olsam ben de Schumacher'e sponsor olurdum. Bunun, Lotus bütçesinde bir yara açtığı kesin. Yine de Fernandes, Virgin Havayollarının sahibi Richard Branson ile iddialaşmaktan geri kalmıyor. Ikilinin iddiasına göre, kimin takımı geride kalırsa, geri kalan patron, diğerinin uçağında hosteslik yapacak. Çok tatsız, çok.

USF1: Yılların Ken Anderson'u ve Peter Windsor'u, kafa kafaya verip Formula 1 takımı kurmaya karar verdiklerinden beri hep iddialı oldular. Amerika bazlı bir takım olmak hiç kolay değil, F1'de yarışabilecek iki Amerikalı pilot daha bile zor. Ama ikili ne de olsa fırsatlar ülkesinden gelmeler, bir şekilde bunu başaracaklarına inanıyorlardı. Ve yaptılar da.

Ama tam olarak ne yaptılar pek bir kişi bilmiyor. Ortada bir pilot yok, araç hakkında çok sınırlı bilgi var, websiteleri bile çok yeni (ilk yatırımcıları Youtube olmasına rağmen). Amerika'da test yapmalarına izin verildi, Ispanya'da bir operasyon üstleri var. Gerisi aslında muamma. Tam olarak bir yeni sezon tanıtım zamanı bile vermediler. Ama yine de onları yerinde ziyaret eden herkes, işlerin yolunda olduğunu söylüyor. Gerçekten enteresan. Haklarında çıkan en son haber, araç dizaynına yepyeni bakış açıları getirmeye çalıştıklarını söylemeleriydi. Acaba 6 tekerlekli Tyrell'leri hatırlatan şeyler mi çıkacak? Ne olursa olsun, bu kampın her yeri soru işareti. Kişisel görüşüm, en başta olmasa da, sezon (veya sezonlar) ilerledikçe buradan enteresan işler çıkacağı.

Campos Meta: Ama belki de asıl muamma burada. Ispanyollar, yeniler arasında bile hiç bir zaman en dikkat çekeni olmadılar. Bir tek, gelecek vaad eden, sihirli soyadı olan Bruno Senna'yı renklerine bağladıklarında gözler onlara çevrildi. Araçları crash test'leri geçmiş, ama Bahreyn'de olmayacaklarına iddiaya giren bir Bernie var. Eğer o bodur, bir şeyi bu kadar çok tekrarlarsa bir bildiği vardır. Zaten son zamanlarda sponsor sıkıntıları (yani para sıkıntıları da diyebiliriz) olduğunu kendileri de itiraf etmeye başladılar. Yani durum sıkıntılı.

Henüz bir pilotları eksik, ama gelen az haberler, içeride çok daha fazla eksik olduğunu söylüyor. Bunun bir işareti de Bruno Senna'nın henüz bugün dolan ikinci Toro Rosso koltuğu için adının geçmesiydi. Demek ki bu kamp sıkıntılı. Kendilerini Bahreyn'de görecek miyiz acaba?

Takımlar ve pilotlar böyle, 3 bölümde anlatmaya çalıştık. Bir de dışarıda kalanlar var. Mesela Quick Nick. Adını belli yerlerde andık ama bugün çıkan haberler kuvvetle ihtimal Merc GP'nin test pilotu olacağına dair. Fena fikir değil, zira Schumacher'in ne kadar devam edebileceği bir soru işareti. Yıllarca da gidebilir, iki yarış sonra bırakabilir de. Oynamaya değer bir kumar. Ayrıca seneye Mercedes, motor sağladığı bir takıma da gitmesini sağlayabilir. Bunun dışında aslında konuşulması gereken bir Stefan GP hadisesi var. Yeni takımlardan biri olmak için başvuran ama kabul edilmeyen, yine de yılmayan, Toyota'nın fasilitelerini ve 2010 araç dizaynını satın alan, sanki Bahreyn'de gridde olacakmış gibi çalışan ve muhtemelen Campos Meta'nın beyaz bayrağı çekeceği günü dişlerini bileyerek bekleyen Sırp F1 takımı Stefan GP.

Bazı yazlar, transfer sezonuna o kadar odaklanıyorum ki, maçlar başlayınca yeteri kadar heyecanlı gelmiyorlar. Bu kış sezonu da Formula 1 için biraz öyle oldu. Umarım yarışlar, off season'dan daha heyecanlı geçer de ekranların başından kalkamayız.
Related Posts with Thumbnails