Mercedes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mercedes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2010

Red Bull'un Eksik Parçası

Hem geçen sene hem de bu sene, Red Bull ekibi Adrian Newey önderliğinde şahane bir araç yaratırlarken bir konuda ağlıyorlardı: Renault motoru. Motorların dondurulması ile beraber tedavüldeki diğer motorların, beygir gücü olarak arkasında kalan Renault ile yarışan Red Bull, açık veya kapalı kaç kere dert yansa da bir türlü istediklerini alamadılar. Istedikleri neydi peki? Kendi motorlarının da Mercedes'ler kadar güçlü olması. Veya Mercedes'in kendisi.

Geçen yaz takım bunu çok denemiş ama spora artık kendi takımıyla katılan Mercedes, yeteri kadar müşterileri olduğu için kendilerini reddetmişti. Muhtemelen ne kendisi, ne de en önemli müşterisi Mclaren, böyle bir durumdan memnun olabilirlerdi. Düşünsenize, RB6'nın Mercedes motorlu (ve bir bakıma geçilemez) olduğunu. Eminim seyirciler olarak biz de bayabilirdik.

Bambaşka bir hikaye... Dikkatinizi çekmiştir, Force India, sene başında bazı ödemelerini yapmadığı için icra tehlikesiyle karşılaşmış, ödemeleri geç de olsa yapmış ve dertsiz tasasız yoluna devam etmişti. Bir kaç aydır da rüzgar tüneli firması Aerolab ile hukuki yollardan savaş veriyorlar. Force India, Aerolab'i, kendilerinden elde ettikleri bilgileri Lotus ile paylaşmakla suçluyor. Aerolab de Force India'yı ödemelerini yapmamakla. Ikinci dava geçen hafta Force India aleyhinde sonuçlandı ve 1 milyon euro ceza ödemek durumunda kaldı takım. Diğer dava ise devam ediyor.

Peki iki hikaye ne alaka di mi? Şudur: Force India, ödemelerini yapmakta sıkıntı çekiyor. Ve ödeme yaptığı firmalardan biri, motorlarını tedarik eden Mercedes. Ve Mercedes, 2011 için Force India'ya motor vermeye çekinceli davranıyor. Bu da Mercedes motorlarının bir başka takıma daha verilebileceği anlamına geliyor. Red Bull? Neden olmasın, çok iyi bir araba, yıldız aerodinamist, yıldız pilot, muhtemel bir şampiyon takım/pilot.

Peki Mercedes, koynunda yılan beslemek ister mi? Ben olsam böyle bir yılanı besleyebilirdim. Böylece hem Mclaren, hem Mercedes hem de Red Bull takımlarının verileri elimde olurdu. Sakla samanı gelir zamanı. Ama Mclaren bunu ister mi? Kime ne aslında değil mi, herkes kendi işine baksın. En azından Christian Horner böyle derdi. Ama Mclaren'dekiler enayi olmadıklarından, geçen sene Mercedes ile yolları ayırırken (stratejik partnerlik olarak), Mercedes'in hangi takıma motor sağlayacağı konusunda veto haklarını ellerinde tuttular. Ve ben Martin Whitmarsh olsam, Red Bull'un Renault'dan Mercedes'e geçmemesi için elimden geleni yaparım.

Tabi bunlar hep söylenti, Force India parasını öder, motorunu alır belki de seneye. Ama RB7'nin Mercedes motorlu olduğunu düşünmek bile, bir daha ki senenin sıkıcı geçebileceğine işaret ediyor. Martin Whitmarsh, Vijay Mallya'nın elini ne kadar da sıkı sıkıya tutuyor değil mi?

21 Ağustos 2010

Sezonun Ilk Yarısı - Başarısızlar


Yaz tatili öncesindeki performanslara göre elinden geleni yapan, potansiyelini gösteren veya aşanları yazmıştık, yukarıdaki linkte bulabilirsiniz. Biraz da bunun tam tersini yapanlara bakalım. Herşeyde olduğu gibi F1'de de başarısızlıklar var sonuçta.

En başarısız takımlar:

3- Ferrari: Geçen yıl yavaş bir araba, biri kafasına süspansiyon yayı yemiş diğeri motive olamamış iki sürücü ile geçiren Ferrari, Alonso'nun yıllar bekleyen gelişinden sonra artık tekrar başa oynamayı bekliyordu. Ilk yarıştaki duble de iştahları kabartmış, Red Bull ile rekabetleri her yarışı iple çekmemizi sağlayacaktı. Olmadı. Onun yerine ilk yarıştan itibaren geriye giden, performansını arttıramayan, F-Duct gelişimine fazla odaklanan (ve beceremeyen), bu yüzden de diğer performans arttırıcı özellikleri araca ekleyemeyen bir takım gördük karşımızda. Bir yandan da Alonso'nun Massa'yı pit girişinde geçişini izledik Çin'de. Egolar çarpışıyordu. Malezya'da iki sürücü birden Q1'de elenmişti, neyse ki Mclaren de aynı şekilde yağmura takıldı ki yüz kızarıklığı paylaşıldı. Takım, F-Duct ısrarından vazgeçip performansını geliştirdiği zaman da şanssızlıklar yaşamaya başladı (bknz Valencia'daki Güvenlik Aracı periyodu). Alonso, şampiyonluk şansının yüzde 50 olduğunu söylese de gittikçe yükselmek zorunda olan geliştirme hızı ve takım emirleri suçu ile yargılanacakları WMSC toplantısı, onlar için kayıp bir seneyi daha işaret ediyor sanki. En hızlı çözüm Massa ve Domenicali'nin bavullarından geçiyor.

2- Red Bull: Yılın tartışmasız en hızlı aracı. Biri yıldız doğan, öbürü yıldızlaşan iki çok iyi pilot. Deha bir aerodinamist. Mükemmel PR. Iki şampiyonada da liderlik. Ben bile kendime sorarım bu takım niye burada diye! Eğer başarının formülü, elindeki potansiyelle pistte yaptıklarının karşılaştırılmasından geçiyorsa, Red Bull, gerçekten şu ana kadar çok kötü bir performans gösterdi diyebiliriz. Çünkü elinde, geçen sene Brawn'ın yaptığı gibi şampiyonaları çoktan süpürecek potansiyel varken hala ucu ucuna (pilotlarda 4, takımlarda 8 puan farkla) öndeyse yanlış giden birden fazla şey vardır diyebiliriz. Ki bunların en başında takım yönetimi geliyor. Vettel ile Webber'in aralarındaki çekişme gittikçe nefrete dönüşüyor, takımiçi politikalardan pist üstü çarpışmalara geliyor.

Durup bakmak lazım. 3 yıl önce güvenlik aracı arkasında seyrederken önündeki pilota çarpan Vettel ve ikinci götürdüğü yarışta genç Alman'ın yanlışından dolayı yarış dışı kalan Webber. Webber'in Vettel'i azarlaması ve Vettel'in gözyaşları. 3 yıl sonra; Vettel şampiyonluğa koşarken, ikinci pilot olması beklenen Webber'in inanılmaz yükselişi ve Alonso-Hamilton tarzı çekişmeler. Olaylar ne kadar hızla ters dönebiliyor. Takımda bunları engellemesi gereken adamın, Christian Horner'ın, tam tersine etrafındaki diğer insanların altında ezilmesi, Red Bull'un Istanbul'daki sahneleri tekrar yaşayabileceğinin en büyük örneği. Helmut Marko açıklama yapıyor, Vettel'i haklı buluyor ve Horner, bunun tersi açıklama yapamıyor. Newey, yeni kanadı kullandırmak istiyor ve Horner, bu yüzden takım içi dengeleri sallıyor.

Red Bull, bundan sonra takvimdeki bütün pistlerde galibiyete oynayacaktır, kesinlikle. Ama en büyük rakipleri, kendileri olacaktır. Orası da kesin! Potansiyellerini biraz daha ortaya koyarlarsa, sezonun geri kalanını süpürebilirler bile.

1- Mercedes: Alman marka, geçen senenin şampiyonu Brawn'ı satın aldığında öyle bir heyecan yarattı ve öyle bir güçler birliği oluşturdu ki sezona da direkt şampiyonluk adayı olarak başladılar. Ferrari, başarısız performansının arasında, kötü gidişe reaksiyon verip mucizeler yaratsa da Mercedes'te o bile olamadı. Ross Brawn'ın stratejik aklı, pit yollarında güvenlik aracı ve arkasındaki konvoyun geçmesini bekleyen Schumacher ile kayboldu. Gençlerin gelip teker teker geçmesi (hatta tur bindirmesi), ön lastiklere bir türlü alışamamak, artık yarış raporlarında adının bile geçmemesi Schumacher'e nasıl etki ediyordur acaba? Gerçekten verdiği karar yanlış mıydı? Petronas'ın akıttığı onca maddi güç, sadece Rosberg'in kazandığı bir kaç podyuma dönüştü. Ve yaz tatilinden sonra artık 2011 aracına odaklanacaklar. Renault'nun elindekilerle ortaya çıkardığına bakınca, Mercedes'in bu sezondan utanması lazım. Topluca, bütün takım olarak!


En başarısız pilotlar:

3- Felipe Massa: Hiç bir zaman şampiyonluk kazanacak kadar olgun bir sürüş yeteneği görmemiştim Massa'da, Hamilton Interlagos 2008'de, Massa'nın kendi seyircisi önünde, son virajda şampiyonluğu ondan kopardığında bile. Yine de Ferrari'nin karakterine uyuyordu işte, yıldız sürücünün yanındaki ikinci pilot. Sempatikliğinin yanında, geçen seneki kazanın da ona bu seneki Ferrari koltuğunu hediye ettiğini söylemek belki bir adım ileri gitmek olabilir ama gerçekten de çok fazla uzak değil. Kazanın ardından geri döndüğünde, istikrarlı bir şekilde Alonso'nun gerisinde kaldı. Almanya'daki takım emirleri, Çin'de pit yolunda geçilmesi gibi çok net bir tercih oluştu takımda: Ferrari'de Alonso'nun borusu ötüyor. Peki o ne yaptı? Hiç. Son derece silik yarışlarla hep takım arkadaşının arkasında kaldı. Bazen Webber, bazen Kubica koltuğuna aday gösterildi. Seneye de Ferrari'de kalacağı şimdiden biliniyor ama sözleşmesini uzatmasındaki neden (bence) pist üstündeki performansından çok, menajeri (ve Jean'ın oğlu) Nicolas Todt sayesinde oldu. Kimi Raikkonen'in, Alonso ile anlaşıldığı sırada, çok ciddi tazminatlar verilerek, kontratı doldurulmadan takımdan gönderildiğini hatırlatalım.

2- Sebastian Vettel: Starchild! Tam olarak bu hatta. Toz yutma kültürü oluşturmuş Toro Rosso'yu Monza'da, inanılmaz yağmurlar altında zafere taşırken, tek bilinmeyen, gelecekteki şampiyonluğun kaç sene sonra olacağıydı! Bernie dahil herkesi şampiyon olacağına ikna etmişti. Hala da herkes inanıyor, yalan yok. Ama psikolojik olarak atacağı adımlar, fazlasıyla var.

Alonso, Mclaren'e son şampiyon olarak geçtiğinde, çaylak ve beklentilerin orta karar olduğu takım arkadaşı Hamilton'dan fazla sorun çıkarmamasını istiyordu sadece. Sene sonunda ikisi aynı puanı almış, pit yollarında birbirlerini bloke etmiş, puanlar çalmış ve ikisinden birine gitmesi garanti bir şampiyonluğu Raikkonen'e kaptırmışlardı. Ve Mclaren, kendi çocuğu Hamilton'ın arkasında durmuş, Alonso da kaçmıştı. Isimleri ve takımları değiştir, Red Bull'un hikayesi de aynı. Vettel, yıllardır çok ciddi bir ilerleme kaydedememiş Webber'den yolunda durmamasını bekliyordu sadece. 4 yarış kazanıp yaz tatiline lider girmesini değil. Vettel'in starchild'dan villain'a dönüşü ise şanslı bizlerin gözleri önünde oldu. Ilk önce Webber'in yanına geldi, sonra üstüne. Red Bull, kendi çocuklarının arkasında durdu, durmaya da devam etti (bknz Silverstone) ama Webber hala lider. Vettel ise artık yaramaz çocuk imajı taşıyor.

Vettel'e birilerinin, önünde uzun yıllar olduğunu, pistte kaybetmenin bazen aslında kazanmak olduğunu ve yeteneğin unutulmaz bir şampiyon olmak için yeterli olmayacağını söylemesi lazım. Çünkü belli ki halihazırda etrafında olan kimse bunu yapamıyor.

1- Michael Schumacher: 7 yıldızlı şapkanın sahibi! Şu an için potansiyelinin hiç bir yüzdesini gösteremiyor ama 3 yıllık aradan ve Button'a göre ayarlanmış bir araçtan sonra karar vermek için henüz erken. O yüzden performansı hakkında konuşmak için hala erken bence. Ön lastikleriyle yaşadığı sıkıntılarını, seneye Pirelli'nin gelişi ve herkesin sıfırdan başlayacağı günlerde atlatabilir. Herşey OK. Ama Barrichello'ya yaptıkları? Schumacher, en iyi olduğu zamanda bile çok tartışıldı. Villenueve'e yaptıklarını kimse unutmadı. Eski pilotların hepsi, Schumacher'i kötü anıyor. Ama kariyeri boyunca ona en yardım eden adamı, yıllarca aynı takımı paylaştığı, zamanı geldiğinde hakkettiği galibiyeti kendi elleriyle ona hediye ettiği, muhteşem sevimli adamı duvara mıhlamaya çalışmak? Yılın ilk yarısının rüküşü ödülü sana geliyor Schumy.

19 Mart 2010

Ferrarileşen McLaren

Yıllar önce verilmiş bir söz. McLaren'e 3 şampiyonluk kazandırması halinde Ron Dennis, Lewis Hamilton'a, bizzat kendi elleriyle şu anda McLaren müzesinde duran turuncu Mclaren F1 aracını hediye edecek. Son derece güzel bir motivasyon unsuru yukarıdaki fotoğrafta üstte duran araç. Peki alttaki?

Işte o McLaren'in geleceği. Hem de bir sürü açıdan. Geçen sene Avustralya'daki yalan skandalı, Ron Dennis'i kendi beklentisinden daha yakın bir zamanda takımdaki aktif rollerinden etmişti. Ama şu anda, Jean Todt'un Ferrari takımından ayrılıp Ferrari şirketinin CEO'su olması gibi, Ron Dennis de McLaren firmasının CEO'su. Ve artık o şirketin yepyeni bir yönü var: Kendi yol araçlarını yapıp satacaklar.

Zaten Mclaren ile Mercedes'in bu yaz aralarının açılmasının sebebi de buydu. Iki firma, artık hem partner hem de rakip olacak. Mclaren, lüks spor araba pazarına girerken buradaki rakipleri arasında Ferrari ve Mercedes olduğunu unutmamak lazım. Mercedes de, partnerleri Mclaren'in kendi iş alanlarında kendilerine rakip çıkmasına, Brawn'ı alıp F1 cephesinde Mclaren'e rakip olarak cevap verdi. Bir yandan da Mercedes'in sahip olduğu Mclaren hisseleri, bölüm bölüm Mclaren tarafından geri alınıyor. Yani al gülüm ver gülüm yapılıyor, bundan sonra senle rakibiz kanka.

Mclaren bu konuda başarılı olabilir mi? Uzun süredir Mercedes ile çok başarılı bir ortaklık götürmelerine rağmen Mclaren mazisinde, Mercedessiz de bir çok başarı var. Hatırlamak isteyenler, Prost-Senna döneminin Honda motorlu araçlarına bakabilir. Ayrıca Merc ile partner olunmasa da bir motor kullanıcısı olarak devam edebilirler.

Ama aynı başarının spor araba ticaretinde gelmesi o kadar kolay değil. Özellikle krizin vurduğu günümüzde, satışlarda ciddi düşüş yaşanıyor. Bu sektörün lideri Ferrari ve Mercedes'in yeni çıkardığı, dizayn ödülleri alan, Gran Turismo 5'in kapağını süsleyen ve artık F1 yarışlarında Güvenlik Aracı olarak kullanılacak SLS varken Mclaren'in bu konuda daha bir kaç fırın ekmek yemesi gerekecek. Hele de Ron Dennis'in dediği gibi Mclaren, Ferrari'nin pazar payına göz dikmediyse. Bunun anlamı ya pazarı büyütecekleri ya da aynı segmentte yarışmayacakları. Fotoğraftaki ikinci turuncu araba, dün tanıttıkları yeni Mclaren yol aracı. Ve kesinlikle Ferrari ile aynı segmentte.

Lewis Hamilton olsam, muhtemelen gözüm yenisine doğru kayardı. Ama büyük resme bakınca, Yeni Zelandalı Bruce Mclaren'in hayallerinin bu olmadığı kesin. Kabuğundan çıkan ve bir metamorfoz geçiren Mclaren, bakalım daha mı güçlü olacak yoksa kendini sonunu mu hazırlıyor?

04 Şubat 2010

Valencia'nın Ardından

Sonunda uzun ama heyecanı bol kış sezonu bitti ve artık yiğitler(in bir kısmı en azından) meydana indi. Valencia'daki 3 günlük test, aslında takımların birbirini tartarak başladığı futbol maçı başlangıcı gibi de oldu diyebiliriz. Tur zamanları önemsiz ama herkesin nerelerde olduğuna dair fikir veriyor.

Bir kere sezonun ilk testinden 3 puanı 3 golle alan bir Ferrari var. Ilk iki gün sakatlıktan çıkan Massa'yı, son gün Alonso taklit edince her gün zaman listelerinin başında kırmızılar vardı. Ciddi de tur sayısı yaptılar, belli bir teknik sıkıntı yaşamadan. Bu sene iddialı oldukları çok açık ama testlerin genel sorusu onlar için de soruluyor: Ne kadar benzinle yarıştınız beyler? Yine de aracın iyi olduğu belli, hız yerinde. Ama testlerde, Ferrari motorunun ne kadar benzin harcadığını anlayamıyoruz.

Ferrari'yle beraber testin diğer yıldızı da, havalı motor kapağı/arka kanat çözümüyle Mclaren'di. Özellikle Hamilton, bu sene şakası olmadığını hem rakiplerine hem de takım içindekilere gösterdi. Button ise maalesef aynı şekilde cevap veremedi. Lewis'in inine düşmesinin ilk sinyalleri mi diye soracaktır Ingiliz basını.

Merc ise bir adım geriden takip etti bu ikiliyi, en azından hız olarak. Ross Brawn da itiraf etmiş geride olduklarını ama sorunların nerede olduğunu bildiklerini ve Jerez testlerine kadar bunları çözeceklerini belirtmiş. Ross'un yalanı olmaz. Ayrıca iki pilotu da Ferrari'nin temposundan çok uzak değillerdi. Bu arada Schumacher'e gösterilen ilgiden de bahsetmek lazım. Aracı kullanmadığı zamanlarda bile büyük bir medya ordusu tarafından takip edildi comeback efsane. Kendisi de 1991'de hissettiklerini hissettiğini açıkladı. Havada aşk kokusu var diyebilir miyiz acaba?

Şampiyonluk adaylarından Red Bull ise bu testi atladı. Onların ne yapacağını bilemiyoruz ama bu 3 takımdan daha az iddialı olmayacakları kesin. Onları da haftaya Jerez'de göreceğiz.

Aslında bence en büyük sürprizi Sauber gerçekleştirdi. Ferrari'den sonra genel olarak ikinci sıralar civarında tutundu Sauber'in sponsorsuz aracı. Ama buradaki sponsorsuz vurgusu önemli, çünkü bu zamanlarla sponsor avında olabilirler. De La Rosa da temkinli konuşmuş, galibiyetler beklemek hata olur demiş. Yine de Sauber'in güzel şeyler yaptığını görmek güzel.

Pilotlarının, araçtan memnun olduğu bir diğer takım da Williams. Rubens de Nico da genel olarak memnunlar. Zamanlar çok parlak olmasa da takımın sözcüsü Claire, twitter'da Rubens'in genel olarak yarış simülasyonuna konsantre olduğunu yazdı. Bu arada Claire, gerçekten testlerin başka bir yıldızıydı. Twitter'ı bütün gün, an be an zamanlar ve fotoğraflarla şenlendirdi. Hem de sırf Williams'ların değil bütün gridin. Nico Rosberg'in, alışkanlıktan yeni Merc'ini gelip Williams garajına park ettiğini bildirmesi de ayrı bir komikti. Belli ki Rosberg, Williams'ta güzel bir iz bırakmış ve Williams kampından hala destek görüyor.

Renault, ilk gün Kubica ile zaman listesinin sonunda yer alsa da özellikle de dolu depo halinde aracın liderle yarışabileceğini söylüyor Leh pilot. Yine de hafif ağırlıklarda sıkıntı yaşayabiliyorlar. Ayrıca Petrov da, bu testte, resmi şekilde F1 aracı kullanan ilk Rus olarak tarihe geçti. Aslında Petrov (ve USF1'in tek pilotu Jose Maria Lopez) hakkında uzun uzun başka bir yazı yazmak lazım. Ayrıca sponsorsuz sarı-siyah aracın, en güzel gözüken araçlardan biri olduğunu da sölemeden geçmeyelim.

Toro Rosso ise ilk defa Red Bull'suz görücüye çıktı. En belirgin teknik sıkıntılar yaşayan takım da onlar oldu yine. Bakalım bu sene, tek başlarına üretici olmanın yükünü ne derecede kaldırabilecekler.

Son not da seyircilere gitsin. Yazılanlara göre, Valencia'daki ilk testi izlemeye 38000 civarında seyirci gelmiş, uzun trafik kuyrukları oluşmuş. Bu sayı genel olarak Türkiye GP'sini izlemeye gelenlerden daha fazla, maalesef. Yani oturmuş bir motorsporları kültürü olan ülkelerin bu işe merakını net bir şekilde göstermiş oluyor. Bir yandan da bu sezonun, daha başlamadan ne kadar ilgi çekeceğini de gözler önüne seriyor. Alonso'nun Ferrari debut'su, Mclaren'in yeni aracı ve tabi ki Schumacher efekti. 2010 gerçekten kımıl kımıl olacak!

Ve Rezervlerde Nick Heidfeld

Quick Nick, bugün Merc GP tarafından rezerv ve test pilotu olarak açıklandı. Merc için iyi, Nick için orta şekerli bir haber. Takım, pilotlarından birine herhangi bir şey olursa, aracını gözü kapalı teslim edebileceği birini buldu. Heidfeld ise 2010'da arkalardaki bir takımla yarışmaktansa önlerdeki bir takımın test pilotu oldu. Yine de Quick Nick'i bu sene yarışlarda göremeyecek olmaz üzücü.

20 Ocak 2010

2010 Sezon Değerlendirmesi - Takımlar ve Pilotlar

2010 sezonu ufukta gözükürken biz değerlendirmelerimize devam ediyoruz. Ilk bölümde takvime ve pistlere değinmiştik. Sıra takımlar ve pilotlarda, şampiyonluk adayı 4 takımdan başlayalım:

Mercedes GP: Ross Brawn'ın nasıl hayal gibi bir yıl yaşadığına bütün dünya şahitlik etti. Sezon sonu biten bir Honda'nın mirasını, şampiyon bir takıma dönüştürmek, aslında tam Hollywood'luk bir senaryo. Ama bu sefer Brawn, hayal edebileceğinin bile ötesinde bir ödül aldı açıkçası. 2009 başında en büyük yapabilecekleri şey çifte şampiyon olmak gibi duruyordu. Bunu gerçekleştirmekle kalmadılar, bir de sezon sonunda Mercedes tarafından satın alınıp, dünyanın en köklü otomobil markalarından birinin fabrika takımı oldular. Bir de üstüne üstlük, Formula 1 tarihinin en başarılı pilotunu geri getirdiler. Yani masal devam ediyor.

Ross Brawn ve Nick Fry'ın yanında bu sefer Michael Schumacher, Nico Rosberg, Merc ve Petronas var. Yani geçen senenin şampiyon aracında bir efsane ve bir genç yetenek, arkalarında taktiksel deha ve para var. Ben başarı için bir eksik görmüyorum. Bu kamptaki soru işaretlerinin en büyüğü geri dönen Schumi'nin performansı.

Red Bull Renault: Aynen Merc GP gibi, RBR'da da takım arkadaşı çekişmesinin tamamen tatlı olması bekleniyor. Vettel ve Webber, geçen seneyi birbirlerine yardımcı olaraktan son derece verimli geçirdiler ve bu senenin de öyle olmaması için bir sebep yok. Takımın, sezon sonunda, performans bakımından gridin gerisinde olan Renault motorundan, en fazla beygir gücüne sahip Mercedes'e geçmeye çalıştığını ama Mclaren ve Brawn tarafından engellendiğini açıkladı Christian Horner. Aslında bu işlerine de gelebilir 2010'da. Çünkü bilinen gerçek, performans bakımından geride kalsa da, Renault'nun griddeki en az benzin kullanan motor olduğu. 2010'da benzin almanın yasaklanmasıyla bu, çok ciddi bir koz olacak. RBR'ın zaten aerodinamik bir sorunu yoktu, hatta Adrian Newey tasarımı araç, bu bakımdan gridin en iyisi ve F2010'un ilhamı kaynağı.

Yine Renault ile ilgili başka bir soru işareti var aslında. Geçen sene motorlar, fazlasıyla yüzüstü bırakmıştı RBR'ı. Dayanıklılığın hızdan daha önemli olduğu modern F1'de, belki de Vettel'in şampiyonluk için hiç bir zaman ciddi bir şansı olmamasının sebebi de buydu. Yani sonuçta RBR kampının bütün kapıları Renault'ya açılıyor: Motor, yapmasını gerekeni yaparsa Vettel, kendisini favori gösteren Bernie'yi haklı çıkarabilir. Ama öbür türlü, RBR erken havlu atabilir ve Vettel, kendine başka bir takım bakabilir.

Bu arada RBR, şampiyonluk adayı 4 takım arasında Valencia'daki ilk teste katılmayacak tek takım. Bunun yerine vakitlerini rüzgar tünelinde geçirmeye karar vermişler, geçen seneki gibi.

Mclaren: Ingilizlerin medai iftiharı Mclaren, 2010'a Mercedes ile olan ortaklığını azaltmış ama geçen senenin şampiyonunu saflarına katarak başlayacak. Son iki senenin şampiyonu iki Ingiliz, Ingiliz bayrağı altında yarışacak, Silverstone'daki uğultu şimdiden kulaklarımda.

Aslında bu kampta çok bir değişiklik yok bunun dışında. Teknik kadro yerinde, Mercedes motorunun sıcaklığı altında, geçen seneye erken havlu atan takım, elinden geleni yapmakta. Ama buradaki sıkıntı takımın içinden, pilotlarından. Anne ve babanın ardından konuştuğu üçüncü kelime Mclaren olan Hamilton, daha çaylak sezonunda bile son şampiyon Alonso ile boynuz tokuşturmuştu. Aynı derecede politik ve hırslı Alonso, Macaristan pitinde ona cevap vermiş ama takımı arkasında bulamayınca sene sonunda takımdan ayrılmıştı. Şimdiki Hamilton, şampiyonluk tatmış, berbat geçen 2009'da iyi bir performans çıkarmış ve olgunlaşmış durumda. Button ise Honda ve Brawn'da politikaya karışmamış, kokpitime otururum vazifemi yaparım yaklaşımında. Mclaren'e gelerek Lewis'i evinde yenmeye çalışacak. Onu 32 dişle karşılayan Lewis ise taktiklerini belirlemiş, takım içi kulisini çoktan yapmıştır. Onun için menüde yine son şampiyon var.

Sezon öncesi testlerde rengi belli olur ama Mclaren, sezona kötü bir araç ile başlarsa Button, bir daha belini doğrultamaz. Hiç bir zaman sorunları halledebilen biri olmadı zaten, ancak altına iyi bir araç verildiğinde fark yaratabilir. Hamilton ise 2009'daki berbat araçla yarış kazanabilmişti. Bugün 30. doğumgününü kutlayan Jenson'ın bir avantajı var ama: onun temiz sürüş stili, depoların büyüdüğü ve araçların ağırlaştığı 2010'da, lastikleri korumak adına büyük bir artı. Hamilton'ın agresif tekniği ise kendisine eksi. Yani sorular çok burada, olay takım arkadaşlarında bitiyor.

Ferrari: Zıt kardeşi Mclaren ile durumu çok farklı değil Şahlanan At'ın aslında. Çok kötü geçmiş bir 2009 ve patlamaya hazır iki pilot. Kimse 2007 Almanya GP'sinde fazla yakın savaşan Alonso ve Massa'yı unutmadı. Kaynayan Latin kanı da hem takımda hem pilotlarda var, aman dikkat! Yine de iki pilot da, geçen haftaki geleneksel Ferrari kayak tatilinde, aralarında bir sorun olmadığının üstüne basa basa değindiler.

Zaten aslında Ferrari'nin sıkıntısı bu değil. Alonso, gridde Schumacher'i yenebilmiş tek pilot. Ayrıca Schumi'nin rakipleri ile geri dönmüş olmasının verdiği hırs da var. Ama bunlar, ortadaki iki büyük soru işaretini kaldırmıyor: 1- Massa'nın, kazadan sonraki dönüşü nasıl olacak? 2- Ferrari motoru, nasıl daha az benzin yiyecek?

Geçen sene Macaristan'daki kazasından sonra Massa, fiziksel olarak tamamen iyileştiğini söylüyor. F2007 ile çıktığı testlerde de bir sorun hissetmemiş. Peki psikolojik olarak hazır mı? Uzun düzlükler sonunda bir anda içe dalarken, virajlarda lastik lastiğe mücadelede ayağını gazdan çekecek mi yoksa gözünü karartacak mı? Sakatlığının hemen ardından baba olduğunu da unutmamak lazım: Formula 1'de her çocuk, saniyenin yüzde 1'i yavaşlatır derler.

Hadi Massa da OK diyelim, ya Ferrari motoru? 2010'da yasaklanan benzin ikmali en çok Kırmızı'ları vuracak gibi duruyor, çünkü motor, tabiri caizse benzin içiyor. Domenicali, en çok bu konu üstüne yoğunlaştıklarını açıkladı geçen hafta. Peki hangi seviyeye çekebilecekler, bu kampın en önemli sorusu bu. Eğer istenilen seviyeye çekemezlerse Merc ve Renault motorları ile kapışmaları imkansıza yakın. Her startta yer kaybeden Ferrariler, tifosileri kanser eder.

Sırada yenilenmiş Renault, post-Rosberg Williams, artık Red Bull'suz Toro Rosso ve geçen senenin sürprizi Force India var.

23 Aralık 2009

Mercedes GP Açıkladı: Schumi Is Back!

Çok şaşırtıcı olmasa da flaş haber olarak geçmek lazım; bu sabah, yeni adıyla Mercedes GP Petronas, ikinci pilotları olarak Michael Schumacher'i açıkladılar.

Olay üstüne okunulası şeyler:

BBC'den olaya reaksiyonların derlemesi (Herbert belli ki F1 tarihini çok bilmiyor, birilerinin Niki Lauda ismini kulağına fısıldaması lazım)

21 Aralık 2009

Petronas'tan Arka Arkaya Çalımlar

Bazen şirketinizin iyiliği için, hele de milyon dolarlar söz konusuysa, rahatça çıkıp herkesin önünde külliyen yalanlar atabilirsiniz. Örnek mi? Petronas.

1997'den beri önce Sauber, sonra BMW ile ortaklığını devam ettiren Malezyalı dev, geçen hafta takım sponsorluğu yapmayacağını duyurmuştu. Bundan sonra Formula 1 ile tek bağ olarak da Sepang pistine isimlerini vereceklerini açıklamışlardı. Kriz sebebiyle Toyota, Honda, BMW ve yarı-Renault gibi takımlar ile ING gibi dev sponsorlar bütçe kısıyordu sonuçta; Petronas'ın onlardan neyi eksikti ki. Bu duruma, son anda gride geri dönen Sauber ve Malezya'nın medari iftiharları Lotus bile bir şey diyemedi.

Ama Petronas'ın ne tilki olduğunu bu sabah gelen haberlerle görmüş olduk. Geçen hafta Formula 1'den uzaklaşan Malezyalı petrol devi, bu sabah Mercedes GP ile uzun dönemli isim anlaşması konusunda anlaştıklarını açıkladı. "Uzun dönem" ve "isim sponsorluğu"; yani takım adının Mercedes Petronas olması. Daha da basitleştirirsek toplamda 3 haneli milyon euro'lar. Böyle bir balığı kaçıran Lotus cephesinden hemen bol acılı açıklamalar gelmiş. Alex Yoong, eski F1 pilotu ve Lotus'un pilot geliştirme programının başı, Twitter'ında "Petronas'ın yaptıklarını açıklayacak kelimeler bulamıyorum" demiş. Sauber tarafından herhangi bir açıklama yok ama eminim Peter Sauber de "olsun canım" demiyordur.

Tabi Mercedes GP de göbek atmaya müsait, gözden ırak yerler arıyordur. Geçen haftaki Henkel skandalından sonra, bu tip büyük bir anlaşmaya çok ciddi şekilde ihtiyacı vardı Brawn&Haug ikilisinin. Bugünün açıklamaları bir yandan postun delinen yerini yamadıklarını gösteriyor, ama bir yandan da herkesin bildiği ama kimsenin emin olamadığı şeyi de açıklıyor sanki. Schumi, ufak ufak Mercedes tulumuna girmiş bile olabilir. Petronas, milyon euro'larını, gride son anda girmiş ve pilotsuz bir takıma mı, kendi ülkesinden bile olsa ismini başka bir araba üreticisinden alan ve Trulli ile Heikki gibi iki ortalama pilotla yarışan bir takıma mı, yoksa geçen senenin çifte şampiyonu olan, dünyanın en önemli araba üreticilerinden biri ile birleşen ve tarihin en başarılı pilotunu saflarına çeken bir takıma mı versin? Cevap ortada sanki.

Bir de şu nokta var; geçen haftaki kapsamlı Schumacher ve Mercedes yazısında da bahsettiğim kumar meselesi. Mercedes, yeni haberlere göre Schumi'ye 20 milyon pound verecek. Ama aslında bu bir yatırım, sponsor yatırımı. Komple paketin ne kadar şaşaalı ise, o kadar sponsor çekersin. Tabi bir de paketine yatırım yapıp elinde kalması riski var. Ross Brawn, bu riski aldı, anladığımız kadarınca Schumacher'i takımına kattı ve Petronas'ı da ödül olarak cebe indirdi. Yani şampiyonluğa oynamak için gereken parçalar tamamlandı; para tamam, teknik ekip tamam, pilotlar tamam.

Eminim şu anda kış testlerini en büyük hevesle bekleyen takım Mercedes Petronas'tır.

16 Aralık 2009

Schumacher ve Mercedes GP

Uzun süredir kulaktan kulağa, blogdan bloga, siteden siteye dolaşan dedikodular yavaş yavaş gerçeklik kazanıyor: Michael Schumacher, Mercedes GP ile bir yıllık anlaşma imzalamak üzere.

En başta şunu söyleyeyim. Geçen seneki son dakika kazığından sonra, Bahreyn GP'nin gridinde onu görene kadar inanmam bu dedikoduya (veya gelecekte imzalanacak bir anlaşmaya). Yazının geri kalanı, efsane Alman pilotun, geri döndüğünü varsayarak kaleme alınıyor.

Akla gelen ilk soru şu: Schumacher geri dönme veya dönmeme kararını niye verir? Neyi kanıtlaması gerek ki daha, Formula 1 tarihinin ciddi farkla en başarılı pilotu. Yani ortada kazanacağından çok kaybedeceği şeyler var. Tabi ki kaybedeceklerinin başında üstün imajı geliyor. Geri dönüp ortalarda debelenirse, tabiri caizse, bebelere oyuncak olur. Bir de öbür türlü bakmak lazım. Post-Schumacher döneminde Hamilton, Raikkonen, Kubica gibi önemli aktörler ortaya çıktı. Gridde yer alıp Schumacher'i geçebilen tek pilot da Alonso. Eğer Schumi geri gelip bu arkadaşları yener giderse, bu sefer Formula 1 gridi çocuk yuvasına döner. Herkes "bunlar kendi aralarında yarışıyor ama adam gibi biri çıksa hepsine toz yutturacak demek ki" der ve ciddiye almaz yukarıda adı geçen adamları. Çok da haklı olarak. Ama sırf bunu dedirtmek için geri dönmek akıl karı mı?

Bence hakkıyla geri dönüşün iki sebebi olabilir. Birincisi, yarıştığı sırada da hep ağzından duyduğumuz, sonrasında da hep belirttiği gibi, Schumacher'in içinde durdurulamayan bir rekabet arzusu var. Sonuçta yapamadığı için bırakmadı ve şimdi yapamayacağına dair herhangi bir izlenimi de yok. O rekabet ateşine yenik düşmesidir başlıca sebebi. Ikinci sebebi de Mercedes GP. Ferrari ile özdeşleşen bir isim olarak, Schumi'nin geri dönüş yapabileceği tek ortam, şu andaki Merc GP ortamı. Nedir? Oluşumun başında, bütün kariyeri boyunca beraber olduğu ve sonsuz güven duyduğu Ross Brawn var. Böylece kendi etrafında takımı kurmak, nispeten kolay olacaktır (Nico Rosberg bugün açıklama yapıp Schumi'nin yardımcı pilotu olmayacağını söyledi, o ayrı). Bir nokta da Schumacher'in, Mercedes'e olan borcu. Silver Arrows, Formula 1'e çıkana kadar ona sponsor oldu, yardım etti, hatta kendi takımlarında da yarıştırdı. Ama Jordan ile başlayan, Benetton ve Ferrari ile devam eden kariyerinde (Hakkinen yılları hariç) hep Merc'leri yenerek geri ödedi Alman pilot. Şimdi bu borcu kapamanın zamanı aslında. Son olarak kim diyebilir ki 2010 öncesi Merc-Schumacher ikilisinin şampiyonluk şansı, 2009 öncesi Brawn-Button ikilisinin şampiyonluk şansından daha az?

Peki Mercedes GP niye Schumacher'i ister veya istemez? Bu takım değil miydi, daha Brawn GP ile anlaştığı gün küçük bütçelerle operasyon yapacağını açıklayan? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Peki yıllık 7 milyon euro'yu ne için vermeyi düşünüyorlar? En başta Michael Schumacher'in, en azından teoride yeni kurulmuş bir takımla, geri dönmesi en büyük PR başarısıdır, herkes seni konuşur, seni düşünür. Bu da çok doğal olarak sponsor magneti olur. Hele de Henkel'le ilgili haberlerden sonra bu önemli bir artı. Ayrıca rakiplerle karşılaştırınca, Merc'in iyi bir lineup çıkarması lazım. Hamilton&Button, Alonso&Massa, Vettel&Webber ikililerine karşı Rosberg ile diğer aday Heidfeld ikilisi zayıf kalabilir. Ama Rosberg&Schumacher ikilisinin gücü, yadsınamaz. Schumacher'in yanında, kariyeri boyunca Williams'ta sürünen ve potansiyelini ortaya koyamayan Rosberg de aslında şampiyonluk adayı diyebiliriz.

Yukarıdaki rekabetlerden bir tanesi, diğerlerinden daha önemli. Mercedes GP vs McLaren. Bu iki firma, Formula 1 tarihinin en uzun ortaklığının da sahipleri. Her ne kadar Mercedes, Mclaren'e motor sağlamaya devam edecek olsa da artık farklı yollara gitmeye karar verdiler. Yani uzun süre en yakın arkadaş olup sonra küsen iki kız gibiler. Bu ayrılığın hemen ardından, Mclaren, Button'ı ayartarak bir bakıma eski kankasının erkek arkadaşını ayartmış oldu. Yani "ilk yeni manita yapma" avantajı Mclaren'de. Mercedes de mekanın kapısından "o ünlü yakışıklı playboy"la girerek cevap vermek istiyor. Yani susuzluk hiç bir şeydir, psikoloji herşey.

Henkel olayına değindik, sponsorluk olayına biraz daha geniş bakalım. Virgin ve Brawn birlikteliği, sezon sonu noktalandı. Henkel ile yapılan 90 milyon euroluk anlaşma da patlak çıktı. Yani aslında bütçede kocaman bir boşluk var. Şu andaki sponsorları kim bilmiyoruz ama bu halde Mercedes'in Schumacher'i kendi kampına çekmesi, ciddi bir risk. Yani ya 7 milyon euro'yu verecekler ama ciddi sponsor çekecekler ya da verdikleri yıllık ücret ile kalacaklar.

Schumacher'in kararının bir etkisi daha var. Mercedes'in aportunda bekleyen Heidfeld ile başlayan ve zincirleme bir şekilde hangi takımın kimle yarışacağını ortaya çıkaracak bir pilot marketi var. Buraya ek olarak Kubica'nın Renault'dan ayrılma ihtimali var. Yani sezonun başlamasına 90 günden az kala durumlar hala karışık.

Toplamak gerekirse bu sene hem Mercedes GP hem de Michael Schumacher için ciddi bir sınav. Mercedes GP, 50'lerden beri ilk defa fabrika takımı olarak gireceği Formula 1'de ya Brawn'ın mirası ile ileriye gidecek ya da özellikle bütçe sıkıntıları ile başaltı bir pozisyona düşecek. Schumacher de ya gençlere maskara olacak, ya da Niki Lauda'nın 1984'te yaptığı gibi bir come-back şampiyon olarak tarihe bir kez daha altın harflerle kazınacak.

Related Posts with Thumbnails