Sebastian Vettel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sebastian Vettel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
09 Mayıs 2011
Istanbul Park'tan Izlenimler ve DRS
Bir daha Türkiye GP'si yapılacak mı yapılmayacak mı sorusu hala havada asılı dursa da biz kendi görevimizi yerine getirip paraları bayıldık, yarışı yerinden izledik. 1. virajdaki silver tribün, daha önce gittiğimde de bilet aldığım yerdi ve hiç bir zaman hayal kırıklığına uğramadım. Bir daha olursa arka düzlüğün oradaki tribünü de deneyebilirim ama.
Yarıştan önce ana tribünün arkasındaki takımların ürünlerinin satıldığı yerlere gittik. Ferrari, Mclaren gibi takımların yanında bu senenin en çok satanı muhtemelen Red Bull'du. Benim gibi Sauber ürünleri arayanlar ise hemen hemen bir hiç ile karşılaştılar. Sadece 2 tane şapka bulabildim, bir şapkaya 80 TL bayılmak gibi bir niyetim olmadığından onları da bıraktım. Tek aldığım şey kırmızı pit kulaklarıydı. Hiç fena değiller herkese tavsiye edebilirim. Tshirtler 75 ile 150 TL, bir bira 15 TL bu arada.
Yine bir çok yabancı vardı yarışta, hatta yine Türk'ten çok yabancı vardı da diyebiliriz. Rus, Bulgar, Yunan, Gürcü, Ingiliz ve Ispanyollar ilk göze çarpanlardı. Özellikle Ingilizler, yanlarına 3-5 yaşındaki çocuklarını alarak, onlara ufak yarış tulumları giydirerek gelmişlerdi. Biri motorsporları kültürü mü dedi? Muhtemelen bizden daha çok yabancılar üzülüyordur Istanbul Park'ın takvimden çıkmasına.
Yarış bitip arabaya bindikten 20 dakika sonra otobana çıkmış olarak ufak çapta bir rekor da bizim kırdığımızı düşünüyorum, Vettel-Kobayashi-Buemi'nin yanında haftasonunun iyi sürüşleri listesine geçebiliriz.
Ve yarış... Pistteyken yarışın kendisi izlemek her zaman biraz daha zordur, her ne kadar önümüzde devasa ekranlar olsa da. Bu seneki yarışların da gittikçe karışıklaştığını, hatta Türkiye GP'sinde bu karışıklığın had safhaya çıktığını da işin içine katarsak, 3. pitstoplardan sonra kimin nerede olduğunu anlamak ciddi sıkıntıydı. Vettel'in rahat olduğunu, Webber ile Alonso'nun, Mclaren'in ve Renault'ların kendi aralarında kapıştığını anladık ama Schumacher-Massa-Kobayashi-Buemi'nin nerelerde olduğunu çıkaramadık mesela. Bunun sebeplerinden biri değişik stratejiler belirlettiren Pirelli lastikleriydi belki ama önemli bir kısmı da DRS yüzündendi. Bir süre önce yazdığım gibi, DRS kullanıldığında öndeki sürücü fazlasıyla koyun oluyor ve geçilip geçilmeyeceği değil, ne kadar süre dayanabileceği tartışılıyor. Senna-vari güzel defansif hamleler yerine Prost-vari yarış okumalar ve akıllı davranmalar geçer akçe durumunda. Mühendislik mantıklarından biri, bir şeyin sonucunu görmek için onu alıp en uç seviyesine getirmektir. Bence Türkiye GP'si, DRS için uç örnek oldu. Bir süredir okuduğum yorumlara bakılırsa pilotlardan izleyicilere herkes, bu sefer de işin topuzunun öbür tarafa kaydığını düşünüyor.
Bana kalırsa, daha önce biraz bahsettiğim türden bir değişiklik, DRS'in çok efektif ve keyif verici olmasını sağlayabilir. Özetle tekrarlayayım: Bir F1 aracı, ilerlerken arkasında bir temiz hava koridoru bırakır. Bu sırada öndeki araca yaklaşmak daha kolaydır. Bu kısa koridordan sonrası ise karışık bir hava akımı olduğu için araçların birbirini takip etmesi daha zorlaşıyor. Daha önce de pilotlar, bu temiz hava koridorlarına girip geçiş yapıyorlardı. Pistten piste, araçtan araca değişmekle beraber bu hava koridorunun, 0.25 saniyelik mesafe olduğunu düşünelim. Kişisel düşüncem, pistin DRS bölgesi için iki araç arasındaki fark ölçüldüğü çizgide, o iki araç arasındaki fark eğer 0.25 saniye veya daha az ise DRS çalışmasın ve geçişin, doğal yollardan yapılması sağlansın. Yani örnek olarak DRS, iki aracın arasındaki fark 0.25 ile 1.25 saniye iken çalışabilsin; daha çok veya daha az iken çalışmasın. Bu, arkada araçların öndeki aracın hava koridoruna kadar girmesini sağlar ama öndekinin avlanmasını da biraz zorlaştırır. Takip etmesi kolay olmayabilir ama şu anda da yarışların kolay takip edildiğini söyleyemeyiz.
Bunun dışında Ferrari'nin kaydettiği aşama dikkate değerdi. Alonso, yarıştan önce, bu yarış için getirdikleri geliştirmelerin çok önemli olmadığını söylemişti ama ya elini göstermedi ya da kendisi de böyle bir şey beklemiyordu. Yine de Vettel, çok rahat bir galibiyet aldı. Bu seneki şampiyona, bu gidişle 2010'dan çok 2009'a benzeyecek gibi. Webber'in de pek formda olmadığını söyleyebiliriz, geçen seneki gibi takım arkadaşını zorlayamıyor. Bunun dışında günün en güzel sürüşleri sondan başlayıp puan alan Kobayashi ve 16. başlayıp 9. olan Buemi'ye gitti diyebiliriz. Mansiyon ödülüne de gittikçe gelişen Petrov'u aday gösterebiliriz bence.
Kaybedenlerin başında Mclaren'ler geliyordu. Hamilton, agresif sürüşü ve standart stratejisi sayesinde uzak ara dördüncü olabildi, Button ise kötü strateji kurbanı olarak ancak altıncı. Şimdiden söyleyeyim, Mclaren'ler bizim yarışmada baya birilerini yatırdı. Bunun dışında Massa ve Schumacher, adlarını Williams'ın yanına yazdırdılar. Williams içinse diyecek bir şey yok heralde. Sadece üzücü.
Böylece Istanbul Park'ın 7 yıllık kontratı da dolmuş oldu. Bundan sonra yarışların olup olmayacağını bilmiyoruz, umarım ki olur. Serhan Acar, olumlu gelişmeler olduğunu ama hiçbirşey netleşmediğini söyledi. Pistimiz güzel, Türk olmasa da yabancıların bolca geldiği bir yer. Ayrıca evden çıkıp F1 yarışına gitmek ve akşam eve dönmenin keyfi de paha biçilmez. WRC gibi elimizden kaçmasın bu yarış da. Umarım.
02 Aralık 2010
2010 Ödül Töreni
F1 sezonu bitmiş ve sezon sonu testlerinden sonra herkes biraz soluklanıyorken, sene sonu ödüllerini dağıtmanın zamanı geldi sanki. Bu kategorileri de, adayları da, kazananları da kafamdan attım; yani sizin de ekleme ve yorum yapma serbestiniz mevcut. Okuyun, sonra da kendi düşüncelerinizi yazın.
Yılın Pilotları: Kubica, Vettel, Webber, Alonso, Rosberg ve Kovalainen
Yılın Takımları: Red Bull, Lotus, Renault (üçünün de seneye Renault motoru kullanacak olması enteresan)
Yılın Yarışları: Istanbul, Melbourne, Kore, Montreal, Malezya, Spa
Seneye Izlenecekler: Kobayashi, Alguersuari, Lotus, Schumacher
Yılın Çaylağı: Hulkenberg
Yılın Çatlağı: Kobayashi
Yılın Kamikazesi: Petrov
En Iyi Sıralama Turu Performansı: Hulkenberg (BRE), Hamilton (CAN)
En Iyi Yarış Performansı: Webber (MON ve ISP)
Yılın Pilotları:
-Kişisel olarak Kubica'nın, Renault aracıyla çıkardığı performansı, neredeyse BMW yıllarında gösterdiği performanstan daha iyi buldum. Zaten sene sonu listelerinde de ona hep yer verilmiş durumda ve bu şans değil. Kesinlikle daha iyi bir aracı ve bir sürü şampiyonluğu hakkediyor. Italyan sempatisi ve Italyan'ların ona olan sempatisinden dolayı Massa'yı baskı altına aldığı konuşuluyor.
-Vettel, şampiyon olarak aslında tabi ki bu listenin başında olması gerekiyordu ama sonuçta elinin altında bir Red Bull vardı. Ortaya koyduğu inanılmaz sürüşler ve felaket hatalarla hiç bir zaman ortalama bir performans sergilemedi. Ama ileride altın bir çağ olarak anılacak bu yılların en önemli aktörlerinden olduğunu gösterdi.
-Eğer Webber de Vettel kadar genç olsaydı, sadece Istanbul'da değil, heralde her yarışta çarpışabilirlerdi. Avustralyalı'nın, bu kadar iyi bir araca bu kadar geç ulaşması üzücü ama onun kadar inatçı ve profesyonel bir karakterin, seneye de aynı azim ile geri döneceğini düşünüyorum.
-Bu seneye kadar Alonso'ya bir antipati beslediğimi gizleyemem ama bu sene, işler kötü giderken ipleri eline alışı ve geriye düştüğü zaman bile vazgeçmemesi inanılmazdı. Ilk önce takımda kimin patron olduğunu Massa'ya gösterdi, sonra da takımını, azmiyle ileri taşıdı. Çok bariz bir pit hatasıyla şampiyonluğu kaybederken bile takımı suçlamaması ve optimizmi de alkışa değer.
-Geçen sene bu zamanlar herkes Schumacher'i konuşurken, şu an Mercedes denince akla sarı kaskıyla Rosberg geliyor. Aldığı podyumlar, bütün takım nerede yanlış yaptık diye düşünürken onun pist üstündeki savaşı, sessiz sedasız işini yapması, yakışıklığını bile gölgede bıraktı.
-Ve Kovalainen... Mclaren'den Lotus'a. Bir uçtan öbür uca... Böyle bir ortam değişikliğini çok olgun karşıladı ve hem diğer yeni takımların pilotlarını hem de kendi takım arkadaşını net bir şekilde geçti. Moralini bozmadan böyle bir performans çıkarmak kendisinin mental olarak ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Umarım RoC kazasını kolay atlatır.
Yılın Takımları:
- Klasik bir Adrian Newey; hızlı ama kırılgan. Araç olarak bütün sene, belki Monza ve Montreal dışında, en iyilerdi. Tartışmasız. Ama takım içi yönetim olarak aynısını söyleyemeyeceğim. Vettel'i, Webber'den üstün tutmak için çok sayıda ve çok mantıklı sebepleri var ama bunu yapmak vardır, bunu yapmak vardır. Ve Horner'ın, bunu yeteri kadar iyi yönetemediğini düşünüyorum, sonunda destekledikleri pilot şampiyon olsa bile. Ama araç olarak bir efsane ile karşı karşıyaydık, o ayrı.
- Renault, kendilerinden beklenmeyecek bir azim ile her yarışa yenilemelerle geldiler. Bu takımın geçen sene crashgate skandalı ile çalkalandığını düşündükçe o günler ne kadar uzak geliyor. Eric Boullier gibi sessizce işini yapan ve başarılı olan insanları da seviyorum. Ayrıca ellerinde Kubica gibi bir yeteneğin dışında önemli bir altyapı pilot kaynağı var. Buranın geleceği parlak bence.
- Lotus, bu senesini film projesi olarak Hollywood'a satabilir bence. Son anda gride gelip yarış bitirerek, yıl sonunda 10. olarak, Lotus Group ile verdiği savaştan ve her yerden bulduğu destekten, gerçekten rüya gibi bir sezon geçirdi Tony Fernandes ve Gascoyne. Seneye Red Bull ve Renault desteği ile orta sıraları da sallayacaklarına eminim.
Yılın Yarışları:
- Tabi ki şehrimin yarışını, yerinde izlediğim yarışı en başa koyucam. Ama o da öyle bir yarış oldu ki bütün sezonu kökten salladı. Webber-Vettel çarpışması hala konuşuluyor ve konuşulacak da. Mclaren'lerin düellosunu pist üstünde bitirmeleri ise sezon boyu burada suların durgun olmasını sağladı. Ferrari içinse dip oldu Istanbul, bir tokat.
- Lewis Hamilton'ın iterek bitirdiği sıralama turlarından Schumacher'in sert hamlelerine, Alonso'nun Mclaren'e geçilmesine çok güzel bir yarış oldu hakkaten. Lastik performanslarının çok belirleyici olduğu yarış da Pirelli'ye bir çok fikir vermişe benziyor.
- Olacak mı olmayacak mı derken Kore, yağmuruyla beraber o kadar kritik bir yarış oldu ki bir tur yerimizde oturamadık. Webber'in kazası, Vettel'in motoru, Schumacher'in kendine gelişi, Alonso'nun liderliğe oturuşu ve aslında fena da olmayan pist. Seneye görüşürüz Yeongam.
- Gönüllerin sezon başlangıcı Melbourne, bu sene bize, Bahreyn'de unuttuğumuz herşeyi hatırlattı. Burada Jenson Button'a da teşekkür etmeliyiz tabi bir yandan. Heyecansız tur geçtiğini hatırlamıyorum, en son koltukta zıplıyordum.
- Malezya'nın sıralama turları yarışından daha eğlenceliydi, doğruya doğru. Ferrari ve Mclaren'lerin, yeni takımlara bile geçilmesi, hele de sezonun bu kadar başında, lezizdi. David ve Goliath hikayesinin 2010 versiyonuydu.
- Spa her zaman güzel yarışlara ev sahipliği yapar zaten, şaşırtmaz. Ama bu sene Hamilton'ın mükemmel pilotajı ve klasikleşmiş yağmur sürpriziyle bizleri yine mest etti.
Seneye Izlenecekler:
- Kobayashi... Daha söze gerek var mı? Daha fazla özgüven, seneye daha iyi gireceğini düşündüğüm bir Sauber ve küçük gözler...
- Alguersuari'nin bu seneki gelişimi çoğu gözden kaçmış olabilir ama Franz Tost, ona ne kadar güvendiğini bu hafta açıkladı. Gerçekten de bazen mavi gözlü DJ Ispanyol'un ne kadar genç olduğunu unutabiliyoruz. 2. ful senesinde eminim çok daha iyi işlere imza atacaktır.
- Yukarıda da değindik Lotus'a. Çok kısa bir zamanda çok iyi bir iş çıkarmışlardı 2010'un başında. Seneye Red Bull ve Renault desteği ile teknik olarak en sıkıntı çektikleri alanları kuvvetlendirdiler. Ayrıca 2011'de siyah-altın renklerinde olacaklar. Daha ne olsun...
- Herkes bu sene sonunda bırakması gerektiğini söylese de bence sene içinde ne iyi ne kötü bir iş çıkardı Schumacher. Hatta sene sonunda kendine geldiği ve iyi yarışlar çıkardığını bile söyleyebiliriz. Kendi geliştirdiği bir Mercedes'te 2011'e beklenmedik bir damga vurabilir bence.
Yılın Çaylağı:
- Belki Petrov ondan daha fazla puan almış olabilir ama Hulkenberg'in altında, sene boyunca genel olarak, daha az rekabetçi bir araç vardı. Buna rağmen efsanevi bir pol pozisyonu almayı bildi. Petrov ise genelde kazaları ile akılda kaldı. O da fena performans sergilemedi ama bu bir "Hulkenberg gitmesin" çağrısı aynı zamanda!
Yılın Çatlağı:
- Suzuka'yı izlemek bile tek başına yeter ama Kobayashi'nin istikrarlı sürüşünün buna o geçiş hamlelerini sağladığını unutmamak lazım. Ayrıca gözlerinin küçüklüğünden dolayı daha rahat geçiş yaptığına dair demeci de F1'de artık pek görmediğimiz türden samimi. Seviyoruz bu genci, Erbatur kadar olamasa bile...
Yılın Kamikazesi:
- Her ne kadar Sutil, Kore'de önüne gelen her araca vurmaya çalışsa da bütün sezon boyunca daha istikrarlı bir şekilde araç parçalayan Petrov, bu kategorinin en başarılı ismi oldu. Genelde Japon pilotlara ait olan kamikaze kültürünü devam ettirdiği için kendisine Kamikaziov adını da layık görüyorum. Kutlarız kendisini, daha nice şasilere...
En Iyi Sıralama Turu Performansları:
- Herkesin şampiyonluk mücadelesine konsantre olduğu Brezilya'da bir anda ortaya çıkıp ikinci Vettel'e bir saniyede fazla fark atarak herkese küçük dilini yutturdu genç Alman. Bazıları abartıp Senna'nın 1988 Monaco sıralama turu ile karşılaştırsa da yine de tarihteki yerini aldı Hulkenberg.
- Red Bull'ların pol pozisyonlarda tulum çıkaracağı inancının virüs gibi yayıldığı günlerde Lewis Hamilton'ın, benzinsiz kalma pahasına attığı tur, onun ne kadar mükemmel bir pilot olduğunun kanıtı sanki. Sonrasında aracını itmekten de geri kalmadı tabi.
En Iyi Yarış Performansları:
Uzun zamandır bu kadar beklenmedik bir pilot, bu kadar dominant bir çift galibiyet almamıştı galiba. 2009 herkese Button gerçeğini gösterdiyse, 2010 Monaco ve Barcelona da bütün dünyaya Webber'i sundu: Gözlerinizin önünde bir şampiyonluk adayı var, artık onu da hesaba katın.
24 Kasım 2010
RoC Mevsimi
Sezonlar biter, sezonlar başlar ama motorsporlarında heyecan pek eksilmez. Bu kadar güzel geçen bir 2010 sezonu sona ererken, sezon sonu klasiği Race of Champions'ın da zamanı geldi. 27-28 Kasım'da, yani bu haftasonu, Düsseldorf'ta gerçekleştirilecek yarışa kimler katılıyor oradan bir başlayalım:Formula 1'den yeni şampiyon Vettel, Schumacher, Kovalainen'in dışında Profesör Prost da geçmişlerden gelip yarışa katılacak. Zilyon kere ralli şampiyonu Loeb ve motorsiklet sihirbazı Avustralyalı Doohan, stuntman Tanner Foust, X-Games'in efsane ismi Amerikalı Pastrana, herkesten çok Le Mans kazanan adam Tom Kristensen, 3 DTM şampiyonluğu olan Andy Piraulx, Jason Plato, 2007 NASCAR şampiyonu Carl Edwards, genç pilotlar Alvaro Parente ve Filipe Albuquerque, Bertrand Baguette ve Jeroen Bleekemolen sahne alacak bu haftasonu. Bazıları çok iyi bildiğimiz, bazıları geçmişten gelen, bazıları geleceğe umutla bakan pilotlar.
Araçlar ise en az pilotlar kadar mükemmel: Audi R8 LMS, Porsche 911, VW Scirocco, RoC klasiği RoC car ve onun iki kişilik versiyonu, KTM X-Bow, FJ-Racecar, Buggy RX 150 ve Solution F Prototype.
Bu kadar özel pilot ve aracı biraraya getiren organizasyonu kalbimizde özel yapan asıl şey ise Henri Toivonen ve Michele Mouton. Yani kısaca ölümü sonucu hem ralli dünyasını değiştiren hem de bu yarışa ilham kaynağı olan Toivonen ile tarihin en başarılı bayan ralli pilotu ve bu yarışların başlamasına ön ayak olan Mouton. Onları da yarın bir başka yazıda detaylı olarak anıcaz.
16 Kasım 2010
Adu Dhabi'den Inciler
Tatilde olduğum için çok fazla yazamıyorum ve bu heyecanlı şampiyonluk mücadelesinin hakkını veremiyorum ama son yarış sırasında aklımdan geçen bazı şeyleri yazayım istedim. Inşallah haftaya daha fazla şey yazarım. Bu arada herkese iyi bayramlar...
- Herkes "acaba Vettel, Webber'e yardım eder mi" diye tartışırken hiç beklenmeyen oldu ve ilk 10 tur, Alonso dördüncü-Webber beşinci giderken Webber, Vettel'e şampiyonluk yolunda yardım edecek bir duruma düştü. Alonso'yu geçse takım arkadaşını şampiyon yapacaktı. Sonuçta Alonso'yu geçmedi ama dibe inerken onu da dibe çekti. Webber'in pitstopu yüzünden Alonso da defansif bir hamle ile pite girdi ve orada şampiyonluğu kaybetti.
- Yarıştan sonra podyuma, Red Bull'u temsilen çıkan kişinin Helmut Marko olması çok ironikti. Bütün sezon Vettel'i el üstünde tutan ve Webber'i bastıran birinci kişiydi Marko ve kendinin haklı çıkmasının keyfiyle podyumdaydı. Acaba Webber şampiyon olsa yine podyuma çıkar mıydı? Webber ile sarılırlar mıydı? Ne olursa olsun Helmut Marko'nun projesi, Vettel, başarılı oldu ve Red Bull, Webber'e yaptığı bütün haksızlıklardan doğruyu yapmış olarak çıktı. Hayat ironik!
- Ferrari, bütün sezon pist üstünde araç geçmekte zorlandı. Vettel veya Hamilton arkalara düştüklerinde rakiplerini vızır vızır geçmeyi başarırlarken, geriye düşen Alonso veya Massa hiç bir zaman, pist üstünde rakiplerini çıtır çerez geçemediler. Bu da son yarışta suratlarına vurulan tokatın başlıca sebebi oldu. Alonso'nun yarışın dörtte üçünde Petrov'u geçemediğinden şampiyon olamaması tam bir utanç kaynağı.
- Almanya, Vettel'in başarısı ile sevinçten uçarken Italya ise Ferrari'nin şampiyonluğu bu şekilde kaybetmesinden dolayı kızgın. Politikacılar bile Ferrari'yi suçluyorlar. Luca di Montezemolo ise lafı yapıştırmış resmi siteden: "Bakan Calderoli, hayatı boyunca, Ferrari'nin ülkesi için yaptığını yüzde birini yapmış olsaydı cevap vermeye değer bulurdum". Ağır gelmiş!
- Rosberg de sezonu, Kubica'nın 6 puan önünde bitirdi. Uzaktan takip ettiğim, şampiyonluk mücadelesinin yanında göz ucuyla kaçırmadığım bir rekabetti ikilininki. Brezilya'da Nico öne geçti, Abu Dhabi'de de "best of the rest" olmayı başardı. Iki pilotun da sezon boyunca çıkardığı işin gerçekten süper olduğunu eklemeden geçmeyelim.
- Takımlarda ise orta sınıfın 3 oyuncusunun rekabetini hevesle bekliyordum sene başında. Kubica etkisiyle Renault, bu oynu erken bitirdi, 5. oldu rahat rahat. Ama Williams ile Force India, son yarışa kadar dişediş geldiler. Force India sezonun ilk yarısında, Williams ise ikinci yarısında parladı. Ve sonunda Ingilizler, Hintlileri bir tek puan ile geçip ekstra milyon dolara kondular. Ilk yaptıkları iş ise 5 yıl aradan sonra kendilerine ilk polü getiren Hülkenberg'i sallamak oldu.
- Bu senenin en beğendiğim takımlarından biri de Lotus. Yeni takımların lideri olup önemli TV yayın hakları parası almayı başardılar. Ama seneye bu parayı alabilecekler mi, soru işareti. Çünkü Lotus adı ile ilgili sıkıntılar var, daha önce uzun uzun yazmıştık ve bu yüzden de kazandıkları parayı alamama ihtimalleri, az da olsa, var. Ama seneye siyah-altın renkleri ile yarışacaklarını açıkladılar ve içim şimdiden cız etti. Evet, Lotus klasik renkleri yeşil-sarı ama benim için Lotus hep John Player Special renkleri olmuştur. Ne mutlu bunları tekrar görecek bizlere!
- Yakın zamanda bizim yarışmanın sonucunu açıklıyor olucam. Ben de daha bakmadım ama bakan herkes de sonucu görecektir zaten. Yine de yazılmalı ve herkese teşekkür edilmeli. Bunun dışında biraz silly season yazar, sonra da genç pilot testine geçeriz haftaya.
12 Kasım 2010
Şampiyonluğa Bedel Bir Soru
On gündür hiç durmadan çıkan, aslında devamlı aynı şeyi söyleyen Red Bull'un takım emri uygulayıp uygulamayacağına dair haberleri okurken aklıma geldi bu sabah; bir senaryo yazsam size, siz de düşüncelerinizi söyleseniz...Abu Dhabi GP, son tur. Vettel lider, Webber ikinci, Alonso üçüncü. En çok konuşulan, en çok tartışılan senaryo bu zaten. Bu durumda Alonso şampiyon oluyor, eğer Vettel, Webber'e yol vermezse. Peki Webber ile Alonso'nun arası 1 saniyeden az ise? Yani Vettel belki Webber'e yol vermek istiyor ama Alonso o kadar yakın ki, Webber'i geçirip Alonso'ya geçilmemesi çok zor...
O zaman nolacak?
11 Ekim 2010
Kore'ye Hoşgeldiniz
Daha Japonya'nın dumanı tütüyorken gözler bir sonraki yarışa, tarihin ilk Kore GP'sine çevrilmiş durumda. Bir süredir gelen "inşaat tamamlanamayacak, yarış iptal edilecek" dedikoduları yerini iyi haberlere, konfirmasyonlara bıraktı. Hatta aşağıda gördüğünüz gibi Red Bull'un pisti tanıtıcı videosu bile var artık. Ama video ile dikkatimi çeken bir başka nokta da Webber ile Vettel'in, demo videoda bile fazla yakın yarışıyor olmaları!
07 Ekim 2010
Peter Sauber Akademisi
Önce bir not: Bir aydır hasta olmadan, askerlik işleri ile ilgili GATA'da yattığım ve internet başına geçemediğim için hiç bir şey yazamadım, özür diliyorum. Yakında o hikayenin tamamını kişisel blogum Random Defunct'ta yazacağım, oradan takip edebilirsiniz. Yarışma konusunda da, post yazmadığım için herkes tahminde bulunamadı. Tahminde bulunmayan yarışmacılara o hafta alınan en az puanı otomatik olarak vermeyi düşündüm. Yine de bir yorumunuz/fikriniz varsa söyleyin.Gelelim Formula 1'e. Bugünlerde adı medyadan düşmeyen takımların başında Sauber geliyor. Ilk önce de la Rosa'yı sallaması, sonra da çiçeği burnunda Pirelli test pilotu Heidfeld'i aralarına katmaları ile sıkça adından söz ettirdi. Ve şimdi de seneye Kobayashi'nin yanında GP2'de an itibariyle 2. olan Sergio Perez'i yarıştıracağını açıkladı. Ayrıca GP3 şampiyonu Esteban Gutierrez'i de yedek pilot olarak kadroya kattılar. Bu iki Meksikalı'nın gelişinde yetenek tabi ki önemli ama Meksika'nın telekomünikasyon devi Telmex'in sponsorluğunun da bembeyaz Sauber'lere ilaç gibi geldiği kesin.
Perez'in F1'e ilk adımını Peter Sauber'in kanatlarının altında atıyor olması, Isviçreli'nin ne kadar büyük bir yetenek avcısı ve rookie-sever olduğunu bizlere bir kere daha hatırlattı. Biz de Formula 1'in önemli altyapılarından biri olan Peter Sauber Akademisi'nden çıkan pilotlara bir göz atalım dedik.
1970'lerden beri motorsporları ile iç içe olan Peter, 1993 sezonu için Mercedes'in desteğini alarak F1 takımını kurdu. 1994'te de ilk çaylağını seçti: Heinz Harald-Frentzen. Frentzen, Sauber'in en güvendiği isimlerden biri olarak, 2003'te bile gelip takımla yarışmaya devam edecek önündeki 10 yıl boyunca. Ama çaylak sezonu hem onun hem de takım için fazlasıyla zorlu oldu. Wendlinger'in o uğursuz 94 San Marino GP'sindeki kazasıyla Frentzen, takımdaki tek istikrarlı pilot oldu ve sezon boyunca 7 puan alabildi. Iki sezon daha Isviçreli takım adına yarışan Frentzen, 1997'de Williams'a gidecek ve ilk yarış galibiyetini de orada ulaşacak.

Ilk çaylak deneyimi başarılı geçen Peter Sauber, 1995'te Williams'a kontratlı Fransız Jean-Christophe Boullion'u takıma kattı. Ama Fransız, Frentzen'in hızına kesinlikle yetişemedi ve daha sezon dolmadan, yerine geçtiği Wendlinger'e koltuğunu geri kaptırdı.
Sütten ağzı yanan Peter Sauber, 2001'e kadar kısa bir mecburiyet periyodu hariç hiç çaylak pilot yarıştırmadı. 1997'de Johnny Herbert'a takım arkadaşlığı yapan Larini'nin sakatlanışı, Italyan Gianni Morbidelli'nin onun yerine geçmesini, Morbidelli'nin de sakatlanması 3 yarışlığına Norberto Fontana'nın onun yerine geçmesini sağlamıştı. Yedeğin yedeği çaylak Fontana da ilk fırsatta takımdan sepetlenmişti zaten.
Peter Sauber akademisinin gerçek çıkışı da 2000'li yıllarda oldu. 2001 sezonunda Sauber, öyle bir kumar oynamaya niyetlendi ki bütün Formula 1 camiası ayağa kalktı. Yarıştığı en ciddi kategori Formula Renault olan ve Sauber adına bir tek F1 testi yapmış genç bir Fin pilotu 2001 sezonunun tamamında yarıştıracağını açıklaması, Max Mosley ve çoğu pilot tarafından son derece tehlikeli bulunmuş ve FIA'nın süperlisans çıkarmaması için baskı yapılmıştı. Sauber'in rica minnet, bir kaç yarışlık süper lisans çıkarttırıp yarıştırdığı genç Kimi Raikkonen'den başkası değildi. Zaten böyle bir yeteneği Sauber, sadece bir sene elinde tutabilmiş, ertesi sene Mclaren'e kaptırmıştı. Geri kalan hikayeyi anlatarak vakit kaybetmiyorum.
Çaylak balı tekrardan ağzına çalınan Peter, ertesi sene için (2002) Brezilya'dan tıfıl bir genci daha çekip çıkarmıştı. Ve yine normal F1 öncesi adım olan Formula 3'ten değil, Euro Formula 3000'den. Felipe Massa, gösterdiği hızlı gelişimi Formula 1'e gelince devam ettiremedi ve ertesi sene Heidfeld'in yanındaki koltuğunu Frentzen'e kaptırdı. Tipik Massa; bir gün iyi, bir gün kötü. Bir adım ileri, bir adım geri. Yine de 2003'te Ferrari test pilotluğu ileride ona Şahlanan At'ın yolunu açtı.
2006'da Peter Sauber, takımı Alman devi BMW'ye emanet etmiş, operasyonlardan biraz geri çekilmiş ve danışman olarak yardım ediyordu takıma. Ama takım, teknik olarak hala Sauber ismini ve onun mirasını taşıyordu. O yüzden Robert Kubica'nın gelişini de buraya ekleyebiliriz. 2006 yılına test pilotu olarak başlayan genç Pol'e şans Macaristan GP'sinde güldü.Villenueve'den beklenen verim alınmayınca, Almanya GP'sindeki kazasından sonra kendisini, Kanadalı'nın itirazına rağmen, bir sonraki Macaristan GP'sinde yarışamayacak olarak açıkladı BMW, yerine de Kubica'yı yarıştırdı. Pol de beklentileri anında aştı. Sıralamada tecrübeli takım arkadaşı Heidfeld'i geçti ve 7. olarak aslında ilk puanlarını almıştı da yarışta. Ama aracı, minimum ağırlığın altında çıkınca diskalifiye edilmişti. Bu başarı, BMW'yi ikna etmiş ve Kubica, hem sezonun geri kalanı hem de bir sonraki sezon için takıma alınmıştı. O da teşekkürü, daha üçüncü yarışı olan Monza'da podyuma çıkarak yapmıştı.

Genç Pol, ertesi sene Kanada GP'sinde, yakın tarihin en korkunç kazasını geçirdi ama neyse ki sadece bileğindeki çürüklerle atlattı. Ama bir sonraki Amerika GP'sinde yarışamayacağı belliydi. O yüzden bu sefer bir yarışlığına yerinden olan Kubica'ydı, yerine geçen ise, yarışarak F1 tarihinin en genç pilotu olacak Sebastian Vettel idi. Sauber takımıyla beraber ilk yarış deneyimini yaşayan genç Alman pilot, yine Kubica'nın bir sene önce yaptığı gibi ilk yarışında son derece etkileyici bir performans ortaya koyarak puan almayı başardı (ve diskalifiye olmadı). Böylece tarihin en genç puan alan pilotu olma ünvanını da elde etti aynı haftasonu. Vettel'in kariyeri ertesi sene Toro Rosso'ya geçmesi ve 2008 Monza GP'sini kazanması ile hızlı bir yükselişe geçecekti.

Peter Sauber'in takımı BMW'den geri alıp kurtarmasıyla beraber ilk yaptığı işlerden biri Kamui Kobayashi'yi takıma katmak oldu. Geçen senenin sonunda pistlerden çekilen Toyota'nın evladı olan Kobayashi, son yarışlarda büyük potansiyel göstermesine rağmen Sauber olmasaydı muhtemelen (kendi deyimiyle) babasının suşi restoranında çalışacaktı. Çaylak olmasa da Japon pilota ilk full sezon deneyimi şansını veren de Peter Sauber oldu böylece. Hem de sponsorsuz yarışan ilk Japon pilot oldu böylece genç Kamui.
Ve seneye Perez. Frentzen, Raikkonen, Massa, Kubica, Vettel gibi önemli bir çok pilotun çıktığı akademiye girme şansını elde etti. O altyapıdan yukarı doğru adım atmayı başarabilirse başarısız olması son derece zor. Biz de Peter Sauber'e bir kez daha duacı oluruz böylece. Şimdiye kadar yaptıklarını hatırlamak/hatırlatmak da boynumuzun borcuydu tabi ki.
01 Eylül 2010
Finish
21 Ağustos 2010
Sezonun Ilk Yarısı - Başarısızlar
Yaz tatili öncesindeki performanslara göre elinden geleni yapan, potansiyelini gösteren veya aşanları yazmıştık, yukarıdaki linkte bulabilirsiniz. Biraz da bunun tam tersini yapanlara bakalım. Herşeyde olduğu gibi F1'de de başarısızlıklar var sonuçta.
En başarısız takımlar:

3- Ferrari: Geçen yıl yavaş bir araba, biri kafasına süspansiyon yayı yemiş diğeri motive olamamış iki sürücü ile geçiren Ferrari, Alonso'nun yıllar bekleyen gelişinden sonra artık tekrar başa oynamayı bekliyordu. Ilk yarıştaki duble de iştahları kabartmış, Red Bull ile rekabetleri her yarışı iple çekmemizi sağlayacaktı. Olmadı. Onun yerine ilk yarıştan itibaren geriye giden, performansını arttıramayan, F-Duct gelişimine fazla odaklanan (ve beceremeyen), bu yüzden de diğer performans arttırıcı özellikleri araca ekleyemeyen bir takım gördük karşımızda. Bir yandan da Alonso'nun Massa'yı pit girişinde geçişini izledik Çin'de. Egolar çarpışıyordu. Malezya'da iki sürücü birden Q1'de elenmişti, neyse ki Mclaren de aynı şekilde yağmura takıldı ki yüz kızarıklığı paylaşıldı. Takım, F-Duct ısrarından vazgeçip performansını geliştirdiği zaman da şanssızlıklar yaşamaya başladı (bknz Valencia'daki Güvenlik Aracı periyodu). Alonso, şampiyonluk şansının yüzde 50 olduğunu söylese de gittikçe yükselmek zorunda olan geliştirme hızı ve takım emirleri suçu ile yargılanacakları WMSC toplantısı, onlar için kayıp bir seneyi daha işaret ediyor sanki. En hızlı çözüm Massa ve Domenicali'nin bavullarından geçiyor.
2- Red Bull: Yılın tartışmasız en hızlı aracı. Biri yıldız doğan, öbürü yıldızlaşan iki çok iyi pilot. Deha bir aerodinamist. Mükemmel PR. Iki şampiyonada da liderlik. Ben bile kendime sorarım bu takım niye burada diye! Eğer başarının formülü, elindeki potansiyelle pistte yaptıklarının karşılaştırılmasından geçiyorsa, Red Bull, gerçekten şu ana kadar çok kötü bir performans gösterdi diyebiliriz. Çünkü elinde, geçen sene Brawn'ın yaptığı gibi şampiyonaları çoktan süpürecek potansiyel varken hala ucu ucuna (pilotlarda 4, takımlarda 8 puan farkla) öndeyse yanlış giden birden fazla şey vardır diyebiliriz. Ki bunların en başında takım yönetimi geliyor. Vettel ile Webber'in aralarındaki çekişme gittikçe nefrete dönüşüyor, takımiçi politikalardan pist üstü çarpışmalara geliyor.
Durup bakmak lazım. 3 yıl önce güvenlik aracı arkasında seyrederken önündeki pilota çarpan Vettel ve ikinci götürdüğü yarışta genç Alman'ın yanlışından dolayı yarış dışı kalan Webber. Webber'in Vettel'i azarlaması ve Vettel'in gözyaşları. 3 yıl sonra; Vettel şampiyonluğa koşarken, ikinci pilot olması beklenen Webber'in inanılmaz yükselişi ve Alonso-Hamilton tarzı çekişmeler. Olaylar ne kadar hızla ters dönebiliyor. Takımda bunları engellemesi gereken adamın, Christian Horner'ın, tam tersine etrafındaki diğer insanların altında ezilmesi, Red Bull'un Istanbul'daki sahneleri tekrar yaşayabileceğinin en büyük örneği. Helmut Marko açıklama yapıyor, Vettel'i haklı buluyor ve Horner, bunun tersi açıklama yapamıyor. Newey, yeni kanadı kullandırmak istiyor ve Horner, bu yüzden takım içi dengeleri sallıyor.
Red Bull, bundan sonra takvimdeki bütün pistlerde galibiyete oynayacaktır, kesinlikle. Ama en büyük rakipleri, kendileri olacaktır. Orası da kesin! Potansiyellerini biraz daha ortaya koyarlarsa, sezonun geri kalanını süpürebilirler bile.

1- Mercedes: Alman marka, geçen senenin şampiyonu Brawn'ı satın aldığında öyle bir heyecan yarattı ve öyle bir güçler birliği oluşturdu ki sezona da direkt şampiyonluk adayı olarak başladılar. Ferrari, başarısız performansının arasında, kötü gidişe reaksiyon verip mucizeler yaratsa da Mercedes'te o bile olamadı. Ross Brawn'ın stratejik aklı, pit yollarında güvenlik aracı ve arkasındaki konvoyun geçmesini bekleyen Schumacher ile kayboldu. Gençlerin gelip teker teker geçmesi (hatta tur bindirmesi), ön lastiklere bir türlü alışamamak, artık yarış raporlarında adının bile geçmemesi Schumacher'e nasıl etki ediyordur acaba? Gerçekten verdiği karar yanlış mıydı? Petronas'ın akıttığı onca maddi güç, sadece Rosberg'in kazandığı bir kaç podyuma dönüştü. Ve yaz tatilinden sonra artık 2011 aracına odaklanacaklar. Renault'nun elindekilerle ortaya çıkardığına bakınca, Mercedes'in bu sezondan utanması lazım. Topluca, bütün takım olarak!
En başarısız pilotlar:
3- Felipe Massa: Hiç bir zaman şampiyonluk kazanacak kadar olgun bir sürüş yeteneği görmemiştim Massa'da, Hamilton Interlagos 2008'de, Massa'nın kendi seyircisi önünde, son virajda şampiyonluğu ondan kopardığında bile. Yine de Ferrari'nin karakterine uyuyordu işte, yıldız sürücünün yanındaki ikinci pilot. Sempatikliğinin yanında, geçen seneki kazanın da ona bu seneki Ferrari koltuğunu hediye ettiğini söylemek belki bir adım ileri gitmek olabilir ama gerçekten de çok fazla uzak değil. Kazanın ardından geri döndüğünde, istikrarlı bir şekilde Alonso'nun gerisinde kaldı. Almanya'daki takım emirleri, Çin'de pit yolunda geçilmesi gibi çok net bir tercih oluştu takımda: Ferrari'de Alonso'nun borusu ötüyor. Peki o ne yaptı? Hiç. Son derece silik yarışlarla hep takım arkadaşının arkasında kaldı. Bazen Webber, bazen Kubica koltuğuna aday gösterildi. Seneye de Ferrari'de kalacağı şimdiden biliniyor ama sözleşmesini uzatmasındaki neden (bence) pist üstündeki performansından çok, menajeri (ve Jean'ın oğlu) Nicolas Todt sayesinde oldu. Kimi Raikkonen'in, Alonso ile anlaşıldığı sırada, çok ciddi tazminatlar verilerek, kontratı doldurulmadan takımdan gönderildiğini hatırlatalım.
2- Sebastian Vettel: Starchild! Tam olarak bu hatta. Toz yutma kültürü oluşturmuş Toro Rosso'yu Monza'da, inanılmaz yağmurlar altında zafere taşırken, tek bilinmeyen, gelecekteki şampiyonluğun kaç sene sonra olacağıydı! Bernie dahil herkesi şampiyon olacağına ikna etmişti. Hala da herkes inanıyor, yalan yok. Ama psikolojik olarak atacağı adımlar, fazlasıyla var.
Alonso, Mclaren'e son şampiyon olarak geçtiğinde, çaylak ve beklentilerin orta karar olduğu takım arkadaşı Hamilton'dan fazla sorun çıkarmamasını istiyordu sadece. Sene sonunda ikisi aynı puanı almış, pit yollarında birbirlerini bloke etmiş, puanlar çalmış ve ikisinden birine gitmesi garanti bir şampiyonluğu Raikkonen'e kaptırmışlardı. Ve Mclaren, kendi çocuğu Hamilton'ın arkasında durmuş, Alonso da kaçmıştı. Isimleri ve takımları değiştir, Red Bull'un hikayesi de aynı. Vettel, yıllardır çok ciddi bir ilerleme kaydedememiş Webber'den yolunda durmamasını bekliyordu sadece. 4 yarış kazanıp yaz tatiline lider girmesini değil. Vettel'in starchild'dan villain'a dönüşü ise şanslı bizlerin gözleri önünde oldu. Ilk önce Webber'in yanına geldi, sonra üstüne. Red Bull, kendi çocuklarının arkasında durdu, durmaya da devam etti (bknz Silverstone) ama Webber hala lider. Vettel ise artık yaramaz çocuk imajı taşıyor.
Vettel'e birilerinin, önünde uzun yıllar olduğunu, pistte kaybetmenin bazen aslında kazanmak olduğunu ve yeteneğin unutulmaz bir şampiyon olmak için yeterli olmayacağını söylemesi lazım. Çünkü belli ki halihazırda etrafında olan kimse bunu yapamıyor.
1- Michael Schumacher: 7 yıldızlı şapkanın sahibi! Şu an için potansiyelinin hiç bir yüzdesini gösteremiyor ama 3 yıllık aradan ve Button'a göre ayarlanmış bir araçtan sonra karar vermek için henüz erken. O yüzden performansı hakkında konuşmak için hala erken bence. Ön lastikleriyle yaşadığı sıkıntılarını, seneye Pirelli'nin gelişi ve herkesin sıfırdan başlayacağı günlerde atlatabilir. Herşey OK. Ama Barrichello'ya yaptıkları? Schumacher, en iyi olduğu zamanda bile çok tartışıldı. Villenueve'e yaptıklarını kimse unutmadı. Eski pilotların hepsi, Schumacher'i kötü anıyor. Ama kariyeri boyunca ona en yardım eden adamı, yıllarca aynı takımı paylaştığı, zamanı geldiğinde hakkettiği galibiyeti kendi elleriyle ona hediye ettiği, muhteşem sevimli adamı duvara mıhlamaya çalışmak? Yılın ilk yarısının rüküşü ödülü sana geliyor Schumy.
Labels:
2010,
Felipe Massa,
Ferrari,
Mercedes,
Michael Schumacher,
Red Bull,
Sebastian Vettel
29 Haziran 2010
Valencia Kuralları

Red Bull'lar için tatlı-ekşi, Mclaren'ler için iyi, Ferrari için berbat bir pazar günü oldu Valencia'da. Webber'in kazasından Kobayashi'nin sürüşüne, Alonso'nun isyanından Hamilton'ın çakallıklarına kadar analizini yapalım.
Webber, start verildiği andan itibaren olabilecek ne kadar şanssız/kötü şeyin başına gelmesiyle, o günü kesinlikle unutmak isteyecektir. 2. başladığı yarışta önce Hamilton ve Alonso'ya, ritmini tamamen kaybetmesiyle de Williams'ların arkasına kadar herkese geçildi. Valencia gibi pist üstü geçişin neredeyse imkansız olduğu bir pistte bu, yarışınızın bir mucize olmaması durumunda bitmesi demek. Yine de Mark Webber'in başına daha neler neler gelebileceğini o sırada tahmin edemezdik. Pitstopunu erken yapıp arkada temiz pistte hızlı turlar atarak, yarışa gizli gizli ortak olmak istemişti Avustralyalı pilot ve takımı. Ama bu sefer de sol ön lastiği çıkmadı pitte ve çok önemli saniyeler kaybetti. 2 tur sonra da Kovalainen'in Lotus'unu rampa şeklinde kullanarak havalandı ve aslında çok daha fazla zarar görebileceği kazadan hafif sıyrıklarla ayrıldı. Serhan Acar'ın da anlattığı 1999 Le Mans kazası, o an benim de aklıma geldi, videosu da aşağıda. Aracı havalanan Webber, havada hızlı taklalar atarak ağaçların arasına düşüyor. Sanki biri eliyle oyuncak bir arabayı kaldırıp bir yerlere fırlatır gibi adeta. Bu iki ciddi kazadan sıyrıklarla çıkan Mark Webber'in, bisiklet kazasında bacağını kırdığını da unutmayalım.
Mark Webber ile başladık, zira o kaza olmasaydı yine diğerleri kadar sıkıcı bir Valencia GP izleyebilirdik. Neyse ki zarar görülmeden atlanan bu kaza, yarışa da ciddi bir heyecan getirdi. Charlie Whiting, anında güvenlik aracını piste yolladı. Bu sırada start finiş düzlüğünde 4 araç vardı: Vettel-Hamilton-Alonso-Massa. Vettel, en önde olmanın verdiği avantaj ile Güvenlik Aracı pitten çıkmadan turuna devam edebildi. Hamilton, aslında Maylender'in SLS'inin yanında çok çarpıcı 1-2 saniye geçirdi. Güvenlik Aracı'nı görüp ilk önce yavaşlıyor, emin olamıyor ve kazanma hırsı ile muhtemelen "kendime avantajı sağlayayım, sonrasına bakarız" şeklinde bir düşünce ile SC'yi geçip gidiyor. Ve kendine inanılmaz bir avantaj sağlıyor. Çünkü o sırada SC, yarışın geri kalanındaki Kobayashi'yi oynuyor. Arkasında kalanlar yavaş olacak, önünde olanlar o eşiği geçmiş ve galibiyet için yarışıyor olacak.


Bu noktada kafama takılan sorular var. Hamilton'ın kuralları deldiği, illegal bir şey yaptığı çok açık. Bunu Maylender de biliyor, Alonso da biliyor, FOM kameramanları bile muhtemelen biliyor. Yine de Hamilton'ın hareketi, yarışın devamından uzun bir süre sonra inceleme altına alınıyor ve arkasından yine çok uzun bir süre geçtikten sonra karara bağlanıyor. Bu sırada zaten iş işten geçmiş ve Hamilton, kazandığı avantajın yanında çok küçük bir ceza ile yarışına devam etmiş oluyor. Burada isyanları oynayan Ferrari'yi kim suçlayabilir? Aslına bakılırsa pitten geçiş ve dur kalk cezalarına itiraz edilemiyor olması, Hamilton için, bu cezayı almayı daha da cazip kılıyor. Çünkü yarıştan sonraya kalabilecek herhangi bir değerlendirme, ona gerçekten hakkettiği derecede bir ceza anlamına gelebilirdi.
Bir bakıma Hamilton'ın yaptığı, sigara ve yüksek ses yasaklarını bilerek delen turizm işletmelerinin, bu sayede cezalardan çok daha büyük paraları kazanması ile aynı şey. Kendine ceza bütçesi yarat ama çok daha fazlasını cebe indir. Bu konuya da çok yakın zamanda bir ayar verir FIA.

Yarışa dönecek olursak, bu noktadan sonrası bir yandan Mourinho takımları gibi defans yapan Kobayashi, öbür yandan geçen seneki atak Kobayashi. SC sırasında bütün pilotlar pite dalarken onun dışarıda kalması, Q1'de elenen Japon pilotu bir anda 3.lüğe oturttu. Arkasındaki Button'dan, yeşil bayraklardan sonraki ilk tur içinde bir atak yapmasını, daha sonra da Kobayashi'nin, sıra ile herkese geçilmesini bekliyordum açıkçası. Ama o beni yanıltıp, yeri gelince Button ile arayı açmayı bile başardı. Son turlara girene kadar devam eden bu suni 3.lüğü, uzun zamandan beri ilk defa Peter Sauber'in ekranda, hem de gülümseyerek, belirmesine sebep oldu, bizi de mutlu etti. Defansif Kobayashi'nin pite girip yeni lastik almasıyla atak Kobayashi'ye dönüşmesi büyük zevkti, ama itiraf ediyorum ben izleyemedim. Yarışı Digitürk'ten kaydettim ama TRT, kendi programını kaydırdığı için son bir kaç turu kaydedememiş ve "drive of the day"i de kaçırmış bulundum. Internette bulup izleyeceğim inşallah.
Burada en büyük hayal kırıklığı Mercedes oldu. Cumartesi günü iki pilotuyla birden Q3 göremeyen Mercedes, yarıştan da puan alamamış oldu. Bunda kendi taktiklerinin çok büyük rol oynadığını da belirtmeliyiz. SC arkasında bütün pilotlar sıra ile geçerken Schumacher'in pit çıkışında öylece beklediğini izlemek, gerçekten iç burkucu ve belki de Schumi'nin dönüşünü fazlasıyla temsil eden anlardı.
Yarışın en büyük sürprizi de, gittikçe silikliğe doğru sürüklenen Williams'ın sonunda kendine gelmesiydi. Eski kurt Barrichello ve geçen senenin GP2 şampiyonu Hülkenberg'in rekabetçi turlar atması ve büyükleri ufukta kaybetmemesi, onlar için bir motivasyon olacaktır. En azından yaptıkları geliştirmeler işe yarıyor, yaramayanları da var (bknz Mercedes). Barrichello'nun 4.lüğü ne kadar iyiyse Hülkenberg'in egzosunun şasi ve lastiği yırtması da aynı şekilde kötü. Ama yine de toplamda pozitifte oldukları kesin.
Bu yazı biraz geç kaldı, çok meşgul olduğumdan yarısını yazdığım yazıyı bitiremedim, özürler. Ama beni daha da kötüsü bekliyor. Silverstone sırasında Denizli'de bir arkadaşımın düğününde, Hockenheim sırasında da kendi düğünümde oluyor olucam. Bana yardım etmek isteyen varsa seve seve kabul ederim.

Labels:
Lewis Hamilton,
Mark Webber,
Mclaren,
Red Bull,
Sebastian Vettel,
Valencia,
Yarış
31 Mayıs 2010
Bir Düzlük, Bir Viraj: Red Bull'un Geleceği
Bu tip şeylere aslında sidik yarışı deriz; sen yaptın, hayır sen yaptın! Bunu milyonlarca insanın önünde yapınca bambaşka bir boyut kazanıyor olaylar tabi. Bugün Webber ile Vettel'in yaptığı buydu aslında. Daha hızlı olan Vettel'in soldan Webber'in yanına kaymasından sonra iki seçenek var sanki. Webber'i haklı görenler, Vettel'in çok erken sağa kırdığını; Vettel'i haklı görenler de Webber'in hiç yer bırakmadığını söylüyor. Aslında ikisi de yaşandı ve bir tarafı haklı görmek çok bir şeyi çözmeyecek bundan sonra. Olan oldu ve Red Bull dublesi yerine Mclaren dublesini izledik. Yarıştan sonra Christian Horner, suçu iki pilotuna paylaştırdı, oldukça politik oynadı yani. Sportif Direktör Helmut Marko ise Webber'in daha haksız olduğunu belirtti. Biz tabi ki internet ve televizyondan seyreden insanlar olarak bir yere kadar takımların iç dinamiklerini öğrenebiliriz ama James Allen, Red Bull'un takımiçi dinamikleri hakkında güzel bir yazı yazmış. Burada önemli noktalardan biri Helmut Marko'nun, takımın Germen köklerine daha sadık olduğu ve ufaktan da olsa Vettel'i tercih ettiği. Avusturya takımı Red Bull'un Alman Vettel'i daha fazla kolladığını Joe Saward da yazmış. Takım tabi ki bu iddiaları reddetti; zaten kimse kabul edemez böyle bir şeyi ama bu, böyle bir tercihin olmadığı anlamına da gelmez.
Bu tip durumların, takımın iki pilotunun birden başa oynadığı anlarda ortaya çıktığı gerçeğini gözardı etmemeliyiz. Webber ve Vettel, yarışa girerken aynı puanda Pilotlar Şampiyonası liderliğini paylaşıyordu. Yani önde bitiren -ki bu, normalde yarışı kazanan demek olacaktı- liderliği de tek başına ele geçirecekti. Burada es verelim ve Fuji 2007'ye dönelim. Yağmurlu yarışta Alonso'nun kazasıyla Güvenlik Aracı periyodu yaşanıyordu. Lewis Hamilton lider, arkasında henüz ciddi atılımını yaşamamış Red Bull'dan Mark Webber ikinci, onun arkasında da Toro Rosso'nun gencecik Alman pilotu Sebastian Vettel üçüncü. Ve güvenlik aracının arkasında birbirini takip eden pilotlardan Vettel, Webber'e arkadan çarpmış, hiç beklenmedik şekilde süper sonuca giden iki aracı da yarışdışı bırakmıştı. Olayların akabinde Vettel, Toro Rosso garajında hıçkırıklara boğulmuş, Webber ise gelip kendisiyle oldukça tatsız bir konuşma yaşamıştı.

40. turun arka düzlüğüne geri dönelim. Iki Red Bull'un yanyana geldiği ana. Vettel, kendi pilot geliştirme akademilerinden yetişmiş bir Red Bull başarı hikayesi. Red Bull'un galibiyeti yokken Toro Rosso ile boğa ailesinin ilk galibiyetini almış, geleceğin şampiyonu. Webber ise kariyerinin ikinci baharını yaşayan, bu güzel günlere de sonuna kadar tutunmaya kararlı takım arkadaşı. Vettel'in, Webber'in yanından geçmesi, takımın liderliğinin Vettel'e de geçeceği anlamına geliyor aynı zamanda. Ve Webber, bu lokmayı yutmamaya kesinlikle kararlı. Bu yüzden de yer bırakıyor ama anca, ucu ucuna. Iki pilot birden kaybeden oluyor sonrasında.
Bir de kontrat açısından bakmak lazım bu olaya. Webber'in adı Ferrari ile anılmaya başlamıştı Monaco'dan önce. Sonrasında Red Bull cephesinden Webber ile anlaşmamaları gibi bir durumun söz konusu olmadığı açıklaması yapıldı. Alonso, benzer sıkıntılar yaşadığı Mclaren'den tek sezon sonra kaçmıştı. Webber, eğer takımın kendine karşı döndüğünü görürse yarışacak bir çok koltuk bulabilecektir, hele de Barcelona ve Monaco'daki performansından sonra. Ferrari'nin, Massa'nın yerine birini koymak istediği sır değil. Yine de bu, 2011'de olmayabilir. Renault'da bir yer açılabilir kendisine, veya Barrichello'nun yerine eski takımına geçebilir. Ama ortada bir Nick Heidfeld sendromu olduğunu da göz ardı etmeyelim. Belki bunları konuşmak için erken ama karpuz kabuğu bir kere düşmüşken yüksek sesle düşünmenin sakıncası yok.
Sene başında takım arkadaşı sıkıntısının en az hissedileceği takım olarak görülüyordu Red Bull. Sorunun, Newey dizaynı aracın dayanıklılığından bekleniyordu hatta. Şu anda durum tam tersi; araç hızlı ve nispeten beklenenden sağlam ama takım için dinamikler fokur fokur. Red Bull'da olacaklar, iki şampiyonaya da direkt olarak yön verecek 2010'da.
17 Mayıs 2010
Red Bull Swimtag


David Coulthard'ın, Red Bull'un ilk podyumunu kazanıp Christian Horner'ı havuza atmasıyla başlayan gelenek, Webber'in galibiyetiyle devam ediyor. Şahane resimler var, ESPN'in sayfasından bunlara bakılabilir. Red Bull gerçekten eğlenmeyi biliyor.
03 Şubat 2010
Adrian Newey
Valencia testlerinde iki gün geride kaldı, bugün üçüncü ve son gün. 7 takım, yeni araçlarıyla testlerde boy gösteriyor. Peki hepsinin ortak özelliği ne? Hepsi, araçlarını geliştirirken geçen seneki Red Bull'un aerodinamisinden esinlenmişler. Uzun ve kıvrımlı burunlar, bu senenin en belirgin özelliği hatta. Peki, yeni kural değişikliklerine en iyi cevabı vermesiyle tanınan Adrian Newey napıyor? Takımıyla beraber rüzgar tünelinde ve ilk teste gelmediler. Tekrar düşününce çok mantıklı. Takımlar, Newey'nin geçen sene yaptığı yenilikleri kopyalarken o, bu senekiler üstünde daha çok rüzgar tüneli testi yapıyor ve yeni aracı rakiplerine daha geç gösteriyor. Son derece akıllıca!
Vettel-Newey-az benzin harcayan Renault motoru? Şimdiden heyecan verici bir birliktelik...
PS: Yazdıklarımın konfirmesi şu anda geldi. Christian Horner, Adrian ve takıma daha fazla rüzgar tüneli zamanı tanımanın, kendileri için bir risk oluşturmadığını belirten bir açıklama yaptı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











