Mark Webber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mark Webber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

02 Aralık 2010

2010 Ödül Töreni

F1 sezonu bitmiş ve sezon sonu testlerinden sonra herkes biraz soluklanıyorken, sene sonu ödüllerini dağıtmanın zamanı geldi sanki. Bu kategorileri de, adayları da, kazananları da kafamdan attım; yani sizin de ekleme ve yorum yapma serbestiniz mevcut. Okuyun, sonra da kendi düşüncelerinizi yazın.

Yılın Pilotları: Kubica, Vettel, Webber, Alonso, Rosberg ve Kovalainen
Yılın Takımları: Red Bull, Lotus, Renault (üçünün de seneye Renault motoru kullanacak olması enteresan)
Yılın Yarışları: Istanbul, Melbourne, Kore, Montreal, Malezya, Spa
Seneye Izlenecekler: Kobayashi, Alguersuari, Lotus, Schumacher
Yılın Çaylağı: Hulkenberg
Yılın Çatlağı: Kobayashi
Yılın Kamikazesi: Petrov
En Iyi Sıralama Turu Performansı: Hulkenberg (BRE), Hamilton (CAN)
En Iyi Yarış Performansı: Webber (MON ve ISP)


Yılın Pilotları:
-Kişisel olarak Kubica'nın, Renault aracıyla çıkardığı performansı, neredeyse BMW yıllarında gösterdiği performanstan daha iyi buldum. Zaten sene sonu listelerinde de ona hep yer verilmiş durumda ve bu şans değil. Kesinlikle daha iyi bir aracı ve bir sürü şampiyonluğu hakkediyor. Italyan sempatisi ve Italyan'ların ona olan sempatisinden dolayı Massa'yı baskı altına aldığı konuşuluyor.
-Vettel, şampiyon olarak aslında tabi ki bu listenin başında olması gerekiyordu ama sonuçta elinin altında bir Red Bull vardı. Ortaya koyduğu inanılmaz sürüşler ve felaket hatalarla hiç bir zaman ortalama bir performans sergilemedi. Ama ileride altın bir çağ olarak anılacak bu yılların en önemli aktörlerinden olduğunu gösterdi.
-Eğer Webber de Vettel kadar genç olsaydı, sadece Istanbul'da değil, heralde her yarışta çarpışabilirlerdi. Avustralyalı'nın, bu kadar iyi bir araca bu kadar geç ulaşması üzücü ama onun kadar inatçı ve profesyonel bir karakterin, seneye de aynı azim ile geri döneceğini düşünüyorum.
-Bu seneye kadar Alonso'ya bir antipati beslediğimi gizleyemem ama bu sene, işler kötü giderken ipleri eline alışı ve geriye düştüğü zaman bile vazgeçmemesi inanılmazdı. Ilk önce takımda kimin patron olduğunu Massa'ya gösterdi, sonra da takımını, azmiyle ileri taşıdı. Çok bariz bir pit hatasıyla şampiyonluğu kaybederken bile takımı suçlamaması ve optimizmi de alkışa değer.
-Geçen sene bu zamanlar herkes Schumacher'i konuşurken, şu an Mercedes denince akla sarı kaskıyla Rosberg geliyor. Aldığı podyumlar, bütün takım nerede yanlış yaptık diye düşünürken onun pist üstündeki savaşı, sessiz sedasız işini yapması, yakışıklığını bile gölgede bıraktı.
-Ve Kovalainen... Mclaren'den Lotus'a. Bir uçtan öbür uca... Böyle bir ortam değişikliğini çok olgun karşıladı ve hem diğer yeni takımların pilotlarını hem de kendi takım arkadaşını net bir şekilde geçti. Moralini bozmadan böyle bir performans çıkarmak kendisinin mental olarak ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Umarım RoC kazasını kolay atlatır.

Yılın Takımları:
- Klasik bir Adrian Newey; hızlı ama kırılgan. Araç olarak bütün sene, belki Monza ve Montreal dışında, en iyilerdi. Tartışmasız. Ama takım içi yönetim olarak aynısını söyleyemeyeceğim. Vettel'i, Webber'den üstün tutmak için çok sayıda ve çok mantıklı sebepleri var ama bunu yapmak vardır, bunu yapmak vardır. Ve Horner'ın, bunu yeteri kadar iyi yönetemediğini düşünüyorum, sonunda destekledikleri pilot şampiyon olsa bile. Ama araç olarak bir efsane ile karşı karşıyaydık, o ayrı.
- Renault, kendilerinden beklenmeyecek bir azim ile her yarışa yenilemelerle geldiler. Bu takımın geçen sene crashgate skandalı ile çalkalandığını düşündükçe o günler ne kadar uzak geliyor. Eric Boullier gibi sessizce işini yapan ve başarılı olan insanları da seviyorum. Ayrıca ellerinde Kubica gibi bir yeteneğin dışında önemli bir altyapı pilot kaynağı var. Buranın geleceği parlak bence.
- Lotus, bu senesini film projesi olarak Hollywood'a satabilir bence. Son anda gride gelip yarış bitirerek, yıl sonunda 10. olarak, Lotus Group ile verdiği savaştan ve her yerden bulduğu destekten, gerçekten rüya gibi bir sezon geçirdi Tony Fernandes ve Gascoyne. Seneye Red Bull ve Renault desteği ile orta sıraları da sallayacaklarına eminim.

Yılın Yarışları:
- Tabi ki şehrimin yarışını, yerinde izlediğim yarışı en başa koyucam. Ama o da öyle bir yarış oldu ki bütün sezonu kökten salladı. Webber-Vettel çarpışması hala konuşuluyor ve konuşulacak da. Mclaren'lerin düellosunu pist üstünde bitirmeleri ise sezon boyu burada suların durgun olmasını sağladı. Ferrari içinse dip oldu Istanbul, bir tokat.
- Lewis Hamilton'ın iterek bitirdiği sıralama turlarından Schumacher'in sert hamlelerine, Alonso'nun Mclaren'e geçilmesine çok güzel bir yarış oldu hakkaten. Lastik performanslarının çok belirleyici olduğu yarış da Pirelli'ye bir çok fikir vermişe benziyor.
- Olacak mı olmayacak mı derken Kore, yağmuruyla beraber o kadar kritik bir yarış oldu ki bir tur yerimizde oturamadık. Webber'in kazası, Vettel'in motoru, Schumacher'in kendine gelişi, Alonso'nun liderliğe oturuşu ve aslında fena da olmayan pist. Seneye görüşürüz Yeongam.
- Gönüllerin sezon başlangıcı Melbourne, bu sene bize, Bahreyn'de unuttuğumuz herşeyi hatırlattı. Burada Jenson Button'a da teşekkür etmeliyiz tabi bir yandan. Heyecansız tur geçtiğini hatırlamıyorum, en son koltukta zıplıyordum.
- Malezya'nın sıralama turları yarışından daha eğlenceliydi, doğruya doğru. Ferrari ve Mclaren'lerin, yeni takımlara bile geçilmesi, hele de sezonun bu kadar başında, lezizdi. David ve Goliath hikayesinin 2010 versiyonuydu.
- Spa her zaman güzel yarışlara ev sahipliği yapar zaten, şaşırtmaz. Ama bu sene Hamilton'ın mükemmel pilotajı ve klasikleşmiş yağmur sürpriziyle bizleri yine mest etti.

Seneye Izlenecekler:
- Kobayashi... Daha söze gerek var mı? Daha fazla özgüven, seneye daha iyi gireceğini düşündüğüm bir Sauber ve küçük gözler...
- Alguersuari'nin bu seneki gelişimi çoğu gözden kaçmış olabilir ama Franz Tost, ona ne kadar güvendiğini bu hafta açıkladı. Gerçekten de bazen mavi gözlü DJ Ispanyol'un ne kadar genç olduğunu unutabiliyoruz. 2. ful senesinde eminim çok daha iyi işlere imza atacaktır.
- Yukarıda da değindik Lotus'a. Çok kısa bir zamanda çok iyi bir iş çıkarmışlardı 2010'un başında. Seneye Red Bull ve Renault desteği ile teknik olarak en sıkıntı çektikleri alanları kuvvetlendirdiler. Ayrıca 2011'de siyah-altın renklerinde olacaklar. Daha ne olsun...
- Herkes bu sene sonunda bırakması gerektiğini söylese de bence sene içinde ne iyi ne kötü bir iş çıkardı Schumacher. Hatta sene sonunda kendine geldiği ve iyi yarışlar çıkardığını bile söyleyebiliriz. Kendi geliştirdiği bir Mercedes'te 2011'e beklenmedik bir damga vurabilir bence.

Yılın Çaylağı:
- Belki Petrov ondan daha fazla puan almış olabilir ama Hulkenberg'in altında, sene boyunca genel olarak, daha az rekabetçi bir araç vardı. Buna rağmen efsanevi bir pol pozisyonu almayı bildi. Petrov ise genelde kazaları ile akılda kaldı. O da fena performans sergilemedi ama bu bir "Hulkenberg gitmesin" çağrısı aynı zamanda!

Yılın Çatlağı:
- Suzuka'yı izlemek bile tek başına yeter ama Kobayashi'nin istikrarlı sürüşünün buna o geçiş hamlelerini sağladığını unutmamak lazım. Ayrıca gözlerinin küçüklüğünden dolayı daha rahat geçiş yaptığına dair demeci de F1'de artık pek görmediğimiz türden samimi. Seviyoruz bu genci, Erbatur kadar olamasa bile...

Yılın Kamikazesi:
- Her ne kadar Sutil, Kore'de önüne gelen her araca vurmaya çalışsa da bütün sezon boyunca daha istikrarlı bir şekilde araç parçalayan Petrov, bu kategorinin en başarılı ismi oldu. Genelde Japon pilotlara ait olan kamikaze kültürünü devam ettirdiği için kendisine Kamikaziov adını da layık görüyorum. Kutlarız kendisini, daha nice şasilere...

En Iyi Sıralama Turu Performansları:
- Herkesin şampiyonluk mücadelesine konsantre olduğu Brezilya'da bir anda ortaya çıkıp ikinci Vettel'e bir saniyede fazla fark atarak herkese küçük dilini yutturdu genç Alman. Bazıları abartıp Senna'nın 1988 Monaco sıralama turu ile karşılaştırsa da yine de tarihteki yerini aldı Hulkenberg.
- Red Bull'ların pol pozisyonlarda tulum çıkaracağı inancının virüs gibi yayıldığı günlerde Lewis Hamilton'ın, benzinsiz kalma pahasına attığı tur, onun ne kadar mükemmel bir pilot olduğunun kanıtı sanki. Sonrasında aracını itmekten de geri kalmadı tabi.

En Iyi Yarış Performansları:
Uzun zamandır bu kadar beklenmedik bir pilot, bu kadar dominant bir çift galibiyet almamıştı galiba. 2009 herkese Button gerçeğini gösterdiyse, 2010 Monaco ve Barcelona da bütün dünyaya Webber'i sundu: Gözlerinizin önünde bir şampiyonluk adayı var, artık onu da hesaba katın.

12 Kasım 2010

Şampiyonluğa Bedel Bir Soru

On gündür hiç durmadan çıkan, aslında devamlı aynı şeyi söyleyen Red Bull'un takım emri uygulayıp uygulamayacağına dair haberleri okurken aklıma geldi bu sabah; bir senaryo yazsam size, siz de düşüncelerinizi söyleseniz...

Abu Dhabi GP, son tur. Vettel lider, Webber ikinci, Alonso üçüncü. En çok konuşulan, en çok tartışılan senaryo bu zaten. Bu durumda Alonso şampiyon oluyor, eğer Vettel, Webber'e yol vermezse. Peki Webber ile Alonso'nun arası 1 saniyeden az ise? Yani Vettel belki Webber'e yol vermek istiyor ama Alonso o kadar yakın ki, Webber'i geçirip Alonso'ya geçilmemesi çok zor...

O zaman nolacak?

11 Ekim 2010

Kore'ye Hoşgeldiniz

Daha Japonya'nın dumanı tütüyorken gözler bir sonraki yarışa, tarihin ilk Kore GP'sine çevrilmiş durumda. Bir süredir gelen "inşaat tamamlanamayacak, yarış iptal edilecek" dedikoduları yerini iyi haberlere, konfirmasyonlara bıraktı. Hatta aşağıda gördüğünüz gibi Red Bull'un pisti tanıtıcı videosu bile var artık. Ama video ile dikkatimi çeken bir başka nokta da Webber ile Vettel'in, demo videoda bile fazla yakın yarışıyor olmaları!

18 Ağustos 2010

Sezonun Ilk Yarısı - Başarılılar

2010 sezonunun orta noktasını geçmiş ve pratikte ikinci yarısına girmiş olsak da yaz tatili arası, geri dönüp sezonu değerlendirmek açısından güzel bir zaman. Sezonun ikinci yarısında veya ileri ki sezonlarda dönüp bakar, unuttuklarımızı hatırlarız. Bugün başarılılar var, bundan sonra da başarısızlar. Bu arada hemen belirteyim, tabi ki bunlar kişisel düşüncelerim, kimseyi bağlamaz. Yorumlar kısmı açık, amaç da o zaten.

En başarılı takımlar:

3- Renault: Bir takım, elindeki potansiyelden yararlanabildiği ölçüde iyi bir takım olabilir. Ve Reanult, potansiyelinin üstünde bir performansı sürdürülebilir şekilde veriyor bu sezon. Fransızlar, geçen sene uzun süre gündemi meşgul eden Briatore-Piquet Jr-Symonds şeytan üçgeninden sonra yepyeni bir yapılanmanın içindeler bu sene. Ellerinde de Kubica gibi muhteşem bir pilot var. Yine de bunlar sizleri yanıltmasın, 4 Büyükler ile aşık atmalarını kimse beklemiyor(du sezon öncesinde). Ama Eric Boullier liderliğindeki genç ekip, her yarışa yeni parçalarla geldi, başka takımların geliştirdiği parçaları (F-Duct, blown diffuser gibi) hızlı adapte edebildi ve sonuç olarak şu anda Mercedes GP'den sadece 26 puan arkadalar. Yani bir yarış galibiyeti sınırındalar neredeyse. Ve yeni puan sisteminde bu arayı kapatmak çok da zor olmayacaktır. Eğer Petrov, Kubica'nın puanlarına eklemeler yapmaya başlarsa, bir daha ki sene için TV gelirleri beklemedikleri şekilde artabilir Renault'nun. Bir alkışı da sarı-siyah orjinal renklerine döndükleri için verelim.

2- Mclaren: 2009'a kabus gibi girmişti takım. Araç, testlerde 3-4 saniye geriden geliyordu, yeni kurallara adapte olamamışlardı ve bir de Avustralya'da yalan skandalı ile uğraşmak zorunda kalmışlardı. 2010 kışında da istedikleri pozisyonda değillerdi Ingilizler. Bahreyn'de Ferrari'nin 1, Red Bull'un 1.5-2 saniye gerisinden başlıyorlardı tur zamanı bakımından. Sonrasında ise, 2009 aracını felaketten yarış kazanan hale getiren Mclaren mühendisleri, 2010 aracıyla ilk önce Ferrari'yi geçtiler, şimdi de Red Bull'u zorluyorlar. Bu seneki geliştirme yarışının açık galipleri onlar. Bir başka artıları da iki pilotlarını doğru düzgün yönetebilmeleri. Biliyorsunuz her takım bunu beceremiyor. Red Bull'un sıkıntılarından fazlasıyla yararlandılar ve her ne kadar araçları bir adım yavaş olsa da hala, iki şampiyonayı da son dakikaya kadar kovalayacakları belli.

1- Lotus: 0 (yazıyla sıfır) puan almış bir takım, nasıl ilk yarının en başarılı takımı olabilir ki demeyin. Tony Fernandes, bu işe soyunduğunda önünde aşması gereken birden fazla dağ vardı. Yeni takımların gridde olması bile bir mucizeyken (hatta bir tanesi bunu becerememişken) onların ilk yarıştan yarış bitirmeleri, bazı şeylerin doğru gittiğinin göstergesi adeta. O zamandan beri takım belki henüz puan alamadı ama yeni takımların en hızlısı ve dayanıklısı oldular, bir yandan da eski takımlarla arayı gittikçe kapıyorlar. Kısacası Mike Gascoiyne'un ekibi, aşılması gereken teknik dağları, alabilecek en az yaralarla aşıyorlar. Bir yandan da tarihi yeşil-sarı renkleri taşımanın manevi ağırlığı var tabi ki. Bunu da başarıyla taşıdıklarını Chapman ailesinin onları artık vaftiz etmesiyle görüyoruz. Eğer potansiyelini kat be kat geçen bir takım varsa, bu Lotus'tur. %107 kuralı işlemeye başladıktan sonra, daha açık bir şekilde bunun görüleceğine de inanıyorum.


En başarılı pilotlar:

3- Kovalainen: Mclaren'den Lotus'a gitmek, hem moral bozucu, hem demotive edici hem de cesaret gerektiren bir iş aynı zamanda. Herşeyin tıkır tıkır işlediği, yarışların kazanıldığı, şampiyonlukların peşinde koşulduğu bir takımdan, yeni ortaya çıkmış, puan almayı orta vadeli hedef yapmış, yarış sonunu getirmeyi uman bir takıma. Yine de Kovalainen'in iyi bir iş çıkardığı kesin. Takım arkadaşı Trulli'yi çoğu zaman geçen, daha fazla yarış bitiren ve ender de olsa eski takımların pilotlarını geçmeyi başarmış (Petrov, Kanada) olmak Mclaren'de yaptığı işten daha iyi bir iş çıkardığını söylüyor bana. Ayrıca elindeki zor göreve de iyi motive olduğunu.

2- Kubica: Takım arkadaşı ile en büyük puan farkını açan pilot olmak kimseye madalya kazandırmasa da önemli bir gösterge olabiliyor bazen. Kubica'nın topladığı 89 puan, Petrov'un topladıklarından 72 fazla. Yani neredeyse Renault=Kubica. Şaşılmayacak şekilde de kontratını uzatmak için elinden geleni yaptı Fransızlar. Doğru, Renault, hız olarak bir adım geriden geliyor belki ama pilot özelliklerinin fark yaratacağı pistlerde Kubica hep tepelerde (bknz Avustralya'da 2.lik, Monaco'da 3.lük). Zaten yıllar yılı Alonso için atılan Ferrari başlıkları, artık onun için atılıyor. Ve kariyerine Italya'da başlayan biri için bundan büyük bir mutluluk olamaz heralde.

1- Webber: Eğer bir küçük Emrah hikayesi varsa Formula 1'de, o da muhtemelen Mark Webber'inkidir. Tamam kimse annesine sulanmadı Emrah gibi ama takım içinde çok sevilmeyen, hatta en büyük kösteği takımı ve takım arkadaşı olan, yine de 4 yarış kazanan ve pilotlar şampiyonasında lider olan birini kalkıp ayakta alkışlamak lazım. Hele de sezon başında 2. pilot olması beklenen biriyse bu. Yıldız tozundan yapılmış Vettel'in, ardı ardına hatalar yaptığı (güvenlik aracı arkasında uyumayı kim açıklayabilir), hatta bazen kendisine direkt daldığı (Türkiye GP'sini hepimiz hatırlıyoruz) 2010 sezonu için, Webber'in şampiyon olmasını canı gönülden diliyorum. Minardi okulundan yetişmiş bir şampiyon daha!

29 Haziran 2010

Valencia Kuralları

Red Bull'lar için tatlı-ekşi, Mclaren'ler için iyi, Ferrari için berbat bir pazar günü oldu Valencia'da. Webber'in kazasından Kobayashi'nin sürüşüne, Alonso'nun isyanından Hamilton'ın çakallıklarına kadar analizini yapalım.

Webber, start verildiği andan itibaren olabilecek ne kadar şanssız/kötü şeyin başına gelmesiyle, o günü kesinlikle unutmak isteyecektir. 2. başladığı yarışta önce Hamilton ve Alonso'ya, ritmini tamamen kaybetmesiyle de Williams'ların arkasına kadar herkese geçildi. Valencia gibi pist üstü geçişin neredeyse imkansız olduğu bir pistte bu, yarışınızın bir mucize olmaması durumunda bitmesi demek. Yine de Mark Webber'in başına daha neler neler gelebileceğini o sırada tahmin edemezdik. Pitstopunu erken yapıp arkada temiz pistte hızlı turlar atarak, yarışa gizli gizli ortak olmak istemişti Avustralyalı pilot ve takımı. Ama bu sefer de sol ön lastiği çıkmadı pitte ve çok önemli saniyeler kaybetti. 2 tur sonra da Kovalainen'in Lotus'unu rampa şeklinde kullanarak havalandı ve aslında çok daha fazla zarar görebileceği kazadan hafif sıyrıklarla ayrıldı. Serhan Acar'ın da anlattığı 1999 Le Mans kazası, o an benim de aklıma geldi, videosu da aşağıda. Aracı havalanan Webber, havada hızlı taklalar atarak ağaçların arasına düşüyor. Sanki biri eliyle oyuncak bir arabayı kaldırıp bir yerlere fırlatır gibi adeta. Bu iki ciddi kazadan sıyrıklarla çıkan Mark Webber'in, bisiklet kazasında bacağını kırdığını da unutmayalım.

Mark Webber ile başladık, zira o kaza olmasaydı yine diğerleri kadar sıkıcı bir Valencia GP izleyebilirdik. Neyse ki zarar görülmeden atlanan bu kaza, yarışa da ciddi bir heyecan getirdi. Charlie Whiting, anında güvenlik aracını piste yolladı. Bu sırada start finiş düzlüğünde 4 araç vardı: Vettel-Hamilton-Alonso-Massa. Vettel, en önde olmanın verdiği avantaj ile Güvenlik Aracı pitten çıkmadan turuna devam edebildi. Hamilton, aslında Maylender'in SLS'inin yanında çok çarpıcı 1-2 saniye geçirdi. Güvenlik Aracı'nı görüp ilk önce yavaşlıyor, emin olamıyor ve kazanma hırsı ile muhtemelen "kendime avantajı sağlayayım, sonrasına bakarız" şeklinde bir düşünce ile SC'yi geçip gidiyor. Ve kendine inanılmaz bir avantaj sağlıyor. Çünkü o sırada SC, yarışın geri kalanındaki Kobayashi'yi oynuyor. Arkasında kalanlar yavaş olacak, önünde olanlar o eşiği geçmiş ve galibiyet için yarışıyor olacak.

Bu noktada kafama takılan sorular var. Hamilton'ın kuralları deldiği, illegal bir şey yaptığı çok açık. Bunu Maylender de biliyor, Alonso da biliyor, FOM kameramanları bile muhtemelen biliyor. Yine de Hamilton'ın hareketi, yarışın devamından uzun bir süre sonra inceleme altına alınıyor ve arkasından yine çok uzun bir süre geçtikten sonra karara bağlanıyor. Bu sırada zaten iş işten geçmiş ve Hamilton, kazandığı avantajın yanında çok küçük bir ceza ile yarışına devam etmiş oluyor. Burada isyanları oynayan Ferrari'yi kim suçlayabilir? Aslına bakılırsa pitten geçiş ve dur kalk cezalarına itiraz edilemiyor olması, Hamilton için, bu cezayı almayı daha da cazip kılıyor. Çünkü yarıştan sonraya kalabilecek herhangi bir değerlendirme, ona gerçekten hakkettiği derecede bir ceza anlamına gelebilirdi.

Bir bakıma Hamilton'ın yaptığı, sigara ve yüksek ses yasaklarını bilerek delen turizm işletmelerinin, bu sayede cezalardan çok daha büyük paraları kazanması ile aynı şey. Kendine ceza bütçesi yarat ama çok daha fazlasını cebe indir. Bu konuya da çok yakın zamanda bir ayar verir FIA.

Yarışa dönecek olursak, bu noktadan sonrası bir yandan Mourinho takımları gibi defans yapan Kobayashi, öbür yandan geçen seneki atak Kobayashi. SC sırasında bütün pilotlar pite dalarken onun dışarıda kalması, Q1'de elenen Japon pilotu bir anda 3.lüğe oturttu. Arkasındaki Button'dan, yeşil bayraklardan sonraki ilk tur içinde bir atak yapmasını, daha sonra da Kobayashi'nin, sıra ile herkese geçilmesini bekliyordum açıkçası. Ama o beni yanıltıp, yeri gelince Button ile arayı açmayı bile başardı. Son turlara girene kadar devam eden bu suni 3.lüğü, uzun zamandan beri ilk defa Peter Sauber'in ekranda, hem de gülümseyerek, belirmesine sebep oldu, bizi de mutlu etti. Defansif Kobayashi'nin pite girip yeni lastik almasıyla atak Kobayashi'ye dönüşmesi büyük zevkti, ama itiraf ediyorum ben izleyemedim. Yarışı Digitürk'ten kaydettim ama TRT, kendi programını kaydırdığı için son bir kaç turu kaydedememiş ve "drive of the day"i de kaçırmış bulundum. Internette bulup izleyeceğim inşallah.

Burada en büyük hayal kırıklığı Mercedes oldu. Cumartesi günü iki pilotuyla birden Q3 göremeyen Mercedes, yarıştan da puan alamamış oldu. Bunda kendi taktiklerinin çok büyük rol oynadığını da belirtmeliyiz. SC arkasında bütün pilotlar sıra ile geçerken Schumacher'in pit çıkışında öylece beklediğini izlemek, gerçekten iç burkucu ve belki de Schumi'nin dönüşünü fazlasıyla temsil eden anlardı.

Yarışın en büyük sürprizi de, gittikçe silikliğe doğru sürüklenen Williams'ın sonunda kendine gelmesiydi. Eski kurt Barrichello ve geçen senenin GP2 şampiyonu Hülkenberg'in rekabetçi turlar atması ve büyükleri ufukta kaybetmemesi, onlar için bir motivasyon olacaktır. En azından yaptıkları geliştirmeler işe yarıyor, yaramayanları da var (bknz Mercedes). Barrichello'nun 4.lüğü ne kadar iyiyse Hülkenberg'in egzosunun şasi ve lastiği yırtması da aynı şekilde kötü. Ama yine de toplamda pozitifte oldukları kesin.

Bu yazı biraz geç kaldı, çok meşgul olduğumdan yarısını yazdığım yazıyı bitiremedim, özürler. Ama beni daha da kötüsü bekliyor. Silverstone sırasında Denizli'de bir arkadaşımın düğününde, Hockenheim sırasında da kendi düğünümde oluyor olucam. Bana yardım etmek isteyen varsa seve seve kabul ederim.

31 Mayıs 2010

Bir Düzlük, Bir Viraj: Red Bull'un Geleceği

Bu tip şeylere aslında sidik yarışı deriz; sen yaptın, hayır sen yaptın! Bunu milyonlarca insanın önünde yapınca bambaşka bir boyut kazanıyor olaylar tabi. Bugün Webber ile Vettel'in yaptığı buydu aslında. Daha hızlı olan Vettel'in soldan Webber'in yanına kaymasından sonra iki seçenek var sanki. Webber'i haklı görenler, Vettel'in çok erken sağa kırdığını; Vettel'i haklı görenler de Webber'in hiç yer bırakmadığını söylüyor. Aslında ikisi de yaşandı ve bir tarafı haklı görmek çok bir şeyi çözmeyecek bundan sonra. Olan oldu ve Red Bull dublesi yerine Mclaren dublesini izledik.

Yarıştan sonra Christian Horner, suçu iki pilotuna paylaştırdı, oldukça politik oynadı yani. Sportif Direktör Helmut Marko ise Webber'in daha haksız olduğunu belirtti. Biz tabi ki internet ve televizyondan seyreden insanlar olarak bir yere kadar takımların iç dinamiklerini öğrenebiliriz ama James Allen, Red Bull'un takımiçi dinamikleri hakkında güzel bir yazı yazmış. Burada önemli noktalardan biri Helmut Marko'nun, takımın Germen köklerine daha sadık olduğu ve ufaktan da olsa Vettel'i tercih ettiği. Avusturya takımı Red Bull'un Alman Vettel'i daha fazla kolladığını Joe Saward da yazmış. Takım tabi ki bu iddiaları reddetti; zaten kimse kabul edemez böyle bir şeyi ama bu, böyle bir tercihin olmadığı anlamına da gelmez.

Bu tip durumların, takımın iki pilotunun birden başa oynadığı anlarda ortaya çıktığı gerçeğini gözardı etmemeliyiz. Webber ve Vettel, yarışa girerken aynı puanda Pilotlar Şampiyonası liderliğini paylaşıyordu. Yani önde bitiren -ki bu, normalde yarışı kazanan demek olacaktı- liderliği de tek başına ele geçirecekti. Burada es verelim ve Fuji 2007'ye dönelim. Yağmurlu yarışta Alonso'nun kazasıyla Güvenlik Aracı periyodu yaşanıyordu. Lewis Hamilton lider, arkasında henüz ciddi atılımını yaşamamış Red Bull'dan Mark Webber ikinci, onun arkasında da Toro Rosso'nun gencecik Alman pilotu Sebastian Vettel üçüncü. Ve güvenlik aracının arkasında birbirini takip eden pilotlardan Vettel, Webber'e arkadan çarpmış, hiç beklenmedik şekilde süper sonuca giden iki aracı da yarışdışı bırakmıştı. Olayların akabinde Vettel, Toro Rosso garajında hıçkırıklara boğulmuş, Webber ise gelip kendisiyle oldukça tatsız bir konuşma yaşamıştı.

40. turun arka düzlüğüne geri dönelim. Iki Red Bull'un yanyana geldiği ana. Vettel, kendi pilot geliştirme akademilerinden yetişmiş bir Red Bull başarı hikayesi. Red Bull'un galibiyeti yokken Toro Rosso ile boğa ailesinin ilk galibiyetini almış, geleceğin şampiyonu. Webber ise kariyerinin ikinci baharını yaşayan, bu güzel günlere de sonuna kadar tutunmaya kararlı takım arkadaşı. Vettel'in, Webber'in yanından geçmesi, takımın liderliğinin Vettel'e de geçeceği anlamına geliyor aynı zamanda. Ve Webber, bu lokmayı yutmamaya kesinlikle kararlı. Bu yüzden de yer bırakıyor ama anca, ucu ucuna. Iki pilot birden kaybeden oluyor sonrasında.

Bir de kontrat açısından bakmak lazım bu olaya. Webber'in adı Ferrari ile anılmaya başlamıştı Monaco'dan önce. Sonrasında Red Bull cephesinden Webber ile anlaşmamaları gibi bir durumun söz konusu olmadığı açıklaması yapıldı. Alonso, benzer sıkıntılar yaşadığı Mclaren'den tek sezon sonra kaçmıştı. Webber, eğer takımın kendine karşı döndüğünü görürse yarışacak bir çok koltuk bulabilecektir, hele de Barcelona ve Monaco'daki performansından sonra. Ferrari'nin, Massa'nın yerine birini koymak istediği sır değil. Yine de bu, 2011'de olmayabilir. Renault'da bir yer açılabilir kendisine, veya Barrichello'nun yerine eski takımına geçebilir. Ama ortada bir Nick Heidfeld sendromu olduğunu da göz ardı etmeyelim. Belki bunları konuşmak için erken ama karpuz kabuğu bir kere düşmüşken yüksek sesle düşünmenin sakıncası yok.

Sene başında takım arkadaşı sıkıntısının en az hissedileceği takım olarak görülüyordu Red Bull. Sorunun, Newey dizaynı aracın dayanıklılığından bekleniyordu hatta. Şu anda durum tam tersi; araç hızlı ve nispeten beklenenden sağlam ama takım için dinamikler fokur fokur. Red Bull'da olacaklar, iki şampiyonaya da direkt olarak yön verecek 2010'da.

25 Mayıs 2010

Monaco'nun Küçük Prensleri: Part 1, Eskiler

Monaco GP'si, sırf F1'in değil, motorsporları dünyasının tamamının en önemli yarışlarından biridir her zaman. En klasik deyiş ile, dünyanın en önemli 3 motorsporları yarışından biridir, Le Mans 24 Saat ve Indy 500 ile beraber.

Ufak krallıkta yapılan bu yarış, her zaman büyük sürücülerin yarışı olarak da bilinir. Dünyanın en iyi sürücüleri, bu yarışı bir veya birden çok kez kazanmış, rüşdlerini ispat etmişlerdir. Fakat her zaman kazın ayağı böyle olmamış tabi. Bir de Monaco'yu kazanmasına rağmen şampiyon olamayan pilotlar var. Son kazanan Mark Webber'i saymıyoruz, ondan önce istatistikleri verelim: Monaco galipleri arasında 16 şampiyon, 13 şampiyonluk göremeyen pilot var. Şampiyon pilotlar toplamda 38 kez Prens ile el sıkışmışken, şampiyonluk göremeyenler bu şerefe sadece 17 kere nail olmuşlar. Monaco'nun en başarılı pilotu 5'i arka arkaya olmak üzere 6 galibiyet ile efsanevi Ayrton Senna, hemen arkasında 5'er galibiyet ile Graham Hill ve Schumacher var. Şampiyonluk yaşamadan en fazla Monaco zaferi tadan kişi ise 3 kere ile Stirling Moss.

Dar ve virajlı yollarda zafer tadan ama kariyerinde şampiyonluk görememiş pilotlara bakalım şimdi de:

Maurice Trintignant: 1955 ve 1958'deki yarışların galibi Fransız, şampiyonluk kazanamamasına rağmen birden çok Monaco zaferi olan 3 pilottan biri (diğer ikisi Stirling Moss ve David Coulthard) ve bunların arasındaki tek Ingiliz olmayanı. Hatta daha da ilginç bir istatistik, kariyer toplamındaki iki galibiyetin de Monaco'da gelmiş olması. Yarış kariyerinden sonra şarap üreticiliğine geçen Trintignant (Jarno Trulli'nin de aynı yolun yolcusu olduğunu hatırlatalım), daha sonra üzüm bağlarının olduğu yerin valisi de olmuş biri.

Stirling Moss: Muhtemelen şampiyon olamamış pilotlar arasındaki en başarılı kişi olan Moss, Monaco'yu 1956, 1960 ve 1961'de kazanarak bu ünvanını adeta pekiştirmiş. Sir Stirling'i bu kısa satırlarda anlatmak anlamsız, ama Monaco dışında Nürburgring, Pescara, Mille Miglia gibi çok uzun ve zorlu yarışlardaki üstünlüğünü, ralliyi de denemiş olmasını ve Goodwood'62 sırasında yaptığı kaza ile altı ay komada kaldığını not düşelim buralara.

Bruce Mclaren: Stirling Moss'un komada olduğu sırada bir başka efsanevi pilot Monaco'yu kazanacaktı, o da şu anki Mclaren takımını yaratan kişi, Yeni Zelandalı Bruce Mclaren'di. Jack Brabham tarafından keşfedilen genç, 1960 sezonunda onun arkasında 2. olacaktı. Can-Am serilerini de kendi ürettiği araçlarla domine eden, aynı zamanda Mclaren takımının ilk galibiyetini de kendi alan Mclaren, 32 yaşında Goodwood'da yaptığı kazada hayata çok erken veda etti.

Jean-Pierre Beltoise: Formula 1 kariyerinin hemen hemen tamamını Matra ile geçiren Fransız, bu kariyerdeki tek galibiyetini de yağmur altında koşulan Monaco'72 yarışında, ikinci olan Jacky Ickx hariç herkese tur bindirerek sansasyonel bir şekilde kazanmış. Ama bunu Matra'dan BRM'e geçtiği sezonda yapması da bir bakıma şanssızlık olmuş. Başka büyük bir başarı kazanmadan 1974'te emekliye ayrılan bir Fransız'ı, bir başka Fransız, Olivier Panis, 24 sene birebir kopyalayacak.

Ronnie Peterson: Monaco 1974'ü, F1'in en sevilen ve muhtemelen en hızlı pilotlarından Isveçli Ronnie Peterson'un kazanması kimse için sürpriz değildi tabi. Lotus'u ile dar sokaklarda zaferi elde eden Peterson, belki kariyerinde Prens ile bir kaç kez daha karşılabilirdi. Ama Monza 78'deki kazasının ardından kırılan bacağından bir kemik parçasının kanına karışması ile F1'in en dramatik vefatlarından biri onu, Bruce Mclaren gibi, fazlasıyla erken aramızdan ayırdı.

Patrick Depailler: Fransız pilotların Monaco'yu kazanıp şampiyonluk kazanamama alışkanlığının bir devamı Depailler. Kariyerindeki iki galibiyetin ilkini Tyrell ile Monaco'da alan Depailler, sene sonunda Ligier'e, 1980'de de Alfa Romeo'ya geçiş yaptı. Aynı sene de Nürburgring'de yaptığı antreman kazasında hayatını kaybetti.

Carlos Reutermann: F1'in modern çağından önce şampiyon olamayanların Monaco'daki son saltanatı, 1980'deki Reutermann galibiyeti ile başladı. Peterson'un ölümünden sonra Ferrari'den Lotus'a geçen Reutermann, oradan da Williams'a geçmiş ve o seneki tek galibiyetini Monaco'da almıştı. F1 kariyerinden sonra politikaya merak saran Arjantinli, en son 2011 seçimlerinde Arjantin devlet başkanlığına oynacağını açıkladı. Daha da ilginci, bir sürü insan başkan olabileceğini de iddia ediyor. Herkes Ari Vatanen gibi değil demek ki.

Gilles Villeneuve: Kanada'nın medari iftiharı Gilles de, listedeki bir sürü başka pilot gibi pistte hayatını (oldukça erkenden) kaybedenlerden. 1979 şampiyonluğunu takım emirleri ile Jody Scheckter'e verse de en azından 1981'de Monaco'yu kazanmıştı. Hem de çok güçlü ama yol tutuşu düşük ve sürmesi çok zor Ferrari'si ile. Sonradan oğlu Jacques, Monaco'yu kazanamasa da şampiyon olarak efsane soyada en büyük kupayı getirmiş oldu.

Ricardo Patrese: Barrichello'dan önce F1'de en çok yarışa başlayan isim olan Italyan pilotun ilk yarış galibiyeti, Monaco 82'de, fazlasıyla şanslı bir şekilde gelmişti. Ilk önce lider De Cesaris'in, ardından yeni lider Pironi'nin benzinleri son tur içinde bitince, o tura 3. başlayan Patrese, bir anda yarışı kazanmıştı. Bundan sonra 11 sezon daha yarışsa da hiç bir zaman şampiyonluk göremeyen Patrese, aynı zamanda modern era'dan önce Monaco'yu kazanıp şampiyon olamayan son pilot oldu.

Reutermann, Villenueve ve Patrese'nin 3 sene üstüste kazanmasıyla Monaco'da şampiyon olamayanların egemenliği yaşandı 80'lerin başında. Ama sonrasında şampiyonlar, oldukça ağır bir şekilde rövanşı aldılar. 1996'de Olivier Panis'in kazandığı yarışa kadar geçen 14 senede Monaco'yu kazanan her pilot, şampiyonluğu da kazandı. Modern zamana ise bundan sonraki postta gireceğiz.

17 Mayıs 2010

Red Bull Swimtag



David Coulthard'ın, Red Bull'un ilk podyumunu kazanıp Christian Horner'ı havuza atmasıyla başlayan gelenek, Webber'in galibiyetiyle devam ediyor. Şahane resimler var, ESPN'in sayfasından bunlara bakılabilir. Red Bull gerçekten eğlenmeyi biliyor.

Flying Oz-man

Mark Webber'in Monaco zaferi, enteresan bir dominasyon olarak çarptı bana. Formula 1 tarihinde, bir şekilde pilotların/takımların domine ettiği dönemler oluyor hep. Ters kronolojik bakarsak Button ve Brawn'ın dönemi, Schumacher ve Ferrari yılları geliyor akla ilk.

Red Bull'un bu seneki performans avantajı, tam anlamıyla skor tabelasına yansımadı şu an iki şampiyonada lider olsalar da. Çünkü, eğer yansıyacak olsaydı, arayı ciddi açmış olmaları gerekirdi. Herşeyi bırak 6da 6 pol pozisyonu kazandılar. Ama Webber'in ikidir kazandığı yarışlar, aracın dominasyonundan çok, sakin ve çok hızlı sürüşlerin getirdiği bir şey. Bunu, yine şampiyonluk adayı takım arkadaşını geçişinden anlayabiliriz. Michael Schumacher ve Barrichello'nun arasında böyle bir karşılaştırma yoktu, Michael her zaman patron ve 1 numaraydı. Ama Red Bull'da iki şampiyonluk adayı birden var ve birbirlerine olan hızları, karşılaştırmaya çok müsait.

Webber, hem Barcelona'da hem de Monaco'da polden yarışı rahat bir şekilde kazandı. Geçişin zor olduğu bu pistlerde kesinlikle bundan yardım almadı üstelik. Dün, 5 kez güvenlik aracı girip açtığı farklar kapansa da yine, yeniden farkı açmasını bildi. Gerçekten ayağa kalkıp alkışlamanın zamanıdır.

Bir alkış da Kubica'ya. Araçlarının performansları arasındaki farkın kapandığı ve pilotajın öneminin arttığı Monaco'da, Leh sürücü gösterdi ki altında ciddi bir araçla şampiyonluğa rahat oynar. Ferrari, Webber hakkında çıkan dedikoduları yasaklasa da Kubica dedikodularına dur diyemez bundan sonra.

Tabi yarışın en ilginç olaylarından biri Schumacher'in son virajda Alonso'yu geçmesi ve sonrasında aldığı ceza. Serhan Acar, kendi sitesinde çok güzel açıklamış olayı, buradan bakabilirsiniz. Üstüne fazla birşey eklemeye gerek yok. Ama pist üstünde Schumacher'in Rosberg'i geçtiği, ve bunu, Rosberg'in sevdiği kısa dingil mesafeli şaside yaptığını unutmamak lazım. Bir dev, yeniden uyanıyor mu?

Yılın en beklenen yarışı Monaco GP, gerçekten güzel geçti. Williams'ların Güvenlik Aracı gerektirecek kazaları, Barrichello'nun direksiyonu fırlatması, Karun Chandok ile Jarno Trulli'nin üstüste çıkmaları, Alonso'nun cesur geçişleri, Webber'in kusursuz sürüşü ve çıkan rögar kapakları... Şimdi ise sırada bizim yarış var, heyecan doruk noktada. Biletix yollasın biletimizi de havaya girelim.

Bir de soru ile bitirelim yazıyı: Bu seneki kurallar, yarışları hakkaten sıkıcı kılıyor mu?

10 Mayıs 2010

Webber, Si!

Anneler günü ve Yeni Zelanda Rallisi ile çakışan Katalunya GP'sini canlı izleyemedim. Bir de Digitürk, sessiz ve durarak kaydederek beni iyice sekteye vurdurmuş oldu. Yine de bir şeyler yakaladım yarıştan.

En belirgin olanı Webber'di. Polden sonra sadece ilk virajda zorlandı, geri kalanında kafası rahat bir yarış oldu Avustralyalı için. Ayrıca Red Bull'un hem hızda hem de geliştirme hızında diğer takımlardan bir adım önde olduğunu gördük. Fark kapanacağına açılmış ve bundan sonra rakiplerinin fazla fazla çalışması gerekecek belli ki. Ama Vettel, Red Bull'un hala teknik dayanıklılık konusunda mükemmel olmadığını, bu hızlı aracın bile bir aşil tendonunun olduğunu hatırlattı. Yine de 3. olması ise bambaşka bir başarı.

Ferrari'lerin son derece silik olduğu haftasonunda, Alonso, takım liderliğini pekiştirirken, bir yandan da Massa, kendisini Italyan takımında tutacak formdan bir adım daha uzaklaştı. Önünde kapışan Button-Schumacher'e bir türlü yaklaşamayarak tifosileri hayal kırıklığına uğrattı. Kubica-Ferrari flörtü, şimdiden gazetelerde yeterince yer buluyor.

Mclaren ise günün şanssızı idi. Hamilton'ın son turda lastik patlatması, akıllara aynı pistte Kovalainen'in lastiğinin sönüp duvara girmesini hatırlattı. Lewis'in bu sene pek şanslı olduğu söylenemez. Button'ı ise Schumacher'siz anmak olmaz bu yarışta; sadece birbirlerini gördü iki pilot. Ve hatta Schumacher, bu yarışın en iyi sürüşünü yaptı. Kendisinden açıkça daha hızlı Button'ı, tur üstüne tur arkasında tutmayı başarmak, eski Schumacher'e yavaş yavaş dönmenin sinyalleri olabilir.

Günün bir başka başarılı sürüşü ise Alguersuari'den geldi. Genç Ispanyol, ciddi geçiş hamleleri yaptı, bir pitten geçiş cezası almasına rağmen son puana tutundu. Eğer o cezayı almamış olsa ne olurdu diye sormadan edemiyor insan. Barrichello kadar fazla sıra çıkmasa da, Jaime'nin bir üst kademe bir takımda yer bulması gerekiyor.

Hızlı izlediğimden mi bilemiyorum ama sezonun Bahreyn'den sonraki ilk normal yarışı, hiç de fena değildi sanki. Güzel çekişmeler, şans/şanssızlık, pitstoplarda geçişler; hepsi vardı ve sonucunu merak ettirdi. Demek ki yağmur olmadan da yarışlar fena geçmeyebiliyormuş. Haftaya Monaco var, çok sıkıcı veya inanılmaz heyecanlı geçebilir. Sonra da Türkiye GP!! Işte şimdi F1 sezonu hız almaya başladı yavaş yavaş!

29 Mart 2010

F1'i Sevme Sebepleri

Bahreyn'de "yarış çok sıkıcı" diye ağlayan Formula 1 camiası, muhtemelen Avustralya GP'siyle kendine gelmiştir. Bol bol geçiş, lastik lastiğe savaşlar, beklenmedik olaylar ve yağmur. Ama ben kendi açıma, Formula 1'i niye bu kadar sevdiğimi, niye motorsporlarının en uç noktası olduğunu bir kez daha gördüm.

Yarış sırasında beni kendine hayran bırakan anları&kişileri yazıyorum: Jenson Button'ın, kuru lastiğe geçme kararı, griddeki bir çok pilotun yapmayacağı (ve yapmadığı) bir kumardı. Bütün yarış boyunca bu kararın Jense tarafından mı takım tarafından mı verildiğini merak ettim, basın toplantısında Jense, kendisinin aldığını söyledi. O zaman tebrikler ona.

Alguersuari ve Luca di Grassi. Iki gencecik pilot. Yarış bitirmeleri bile başarı, puan almaları sevinç kaynağı. Ama di Grassi, Schumacher'in kendisini geçmesiyle pes etmedi, onu geri geçmeyi başardı. Içine bir Montoya kaçmış gibiydi. Aynı şekilde Alguersuari. Ehliyetini yeni ıslatacak yaşta bir pilot olarak, Schumi'yi yarışın sonlarına kadar arkasında tutmaya çalıştı. Bu iki sürüşü takdir etmeden geçmek, büyük ayıp.

Ve Kubica. Aslında onun hakkında çok daha uzun bir yazı lazım ama Leh pilotun, orta sınıf Renault'suyla arkasındaki bütün baskılara dayanıp ikinci olması (hele de 9. başladığı bir yarışta) ayakta alkışlanacak bir sürüştü.

Peki ya Alonso? Button, ilk virajda vurup döndürmeseydi, Alonso (ve Schumacher) üst sıraları çok daha net zorlayabilirdi. Ama Schumacher, gerilerde gençlik ateşiyle mücadele ederken Alonso, birer birer yukarı tırmandı ve 4. olmayı başardı. Bu sırada Hamilton'dan, Webber'den çok ciddi baskı yemesine rağmen. Hala şampiyona lideri olması, bugünkü olgun sürüşünün sonucu.

Ve orta şekerli kahveler Hamilton ile Webber'e geliyor. Hamilton ile başlayalım. Pistteki en deli dolu pilot oydu. Önündekilere uyguladığı baskı ve Rosberg'i geçerken gösterdiği ultra-usta sürüş, Hamilton'daki inanılmaz potansiyelin sonucu. Ama bunu yaparken 2 set lastiği parçalamasını da unutmamak lazım, hele de bütün rakipleri tek seti koruyabilmişken. Bu gerçek, sürüşünün değerini biraz azaltıyor gözümde. Webber de Hamilton gibi inanılmaz hızlıydı, zaten ev sahibi yarışında da genelde başarılı oluyor. Ama Webber'in, Massa'yı kaç kere geçmesi gerektiğini hatırlamıyorum. Fazla zorlayan ve fazla hata yapan rolüne büründü. En sonunda da Hamilton'a arkadan bindirip 9.lukta kaldı.

Sonunda 2010 gridinin, uzun zamandır görülen en iyi grid olması, meyvelerini verdi. Bahreyn'den sonra sıkıntı, geçişin olmayacağı ve en iyi pilotun önde olması durumunda yarışların sıkıcı geçeceğiydi. Fakat hepimizin sormayı unuttuğu soru şu oldu: "peki ya bir sebepten dolayı en iyi pilot önde değilse?". Yağmur, bir şekilde bunun oluşmasını engelledi ve daha iyi araba-pilot kombinasyonları geriye düşebildi. Sonrasındaysa şahane bir yarış oldu. Her yarışta bu olacak değil, o zaman da yarışlar sıkıcı olacaktır. Ama bu kurallardan önce de her sene bir sürü sıkıcı yarış olurdu, bu yeni bir durum değil kısaca. Bence bir süre daha bekleyip, takımların ve pilotların kurallara alışmasını görmeliyiz. Sonrasında daha doğru şeyler söylenebilir.

Haftaya koşulacak Malezya GP'sini şimdiden hevesle bekliyorum. Ya orada da yağmur yağarsa?
Related Posts with Thumbnails