17 Mayıs 2010

Flying Oz-man

Mark Webber'in Monaco zaferi, enteresan bir dominasyon olarak çarptı bana. Formula 1 tarihinde, bir şekilde pilotların/takımların domine ettiği dönemler oluyor hep. Ters kronolojik bakarsak Button ve Brawn'ın dönemi, Schumacher ve Ferrari yılları geliyor akla ilk.

Red Bull'un bu seneki performans avantajı, tam anlamıyla skor tabelasına yansımadı şu an iki şampiyonada lider olsalar da. Çünkü, eğer yansıyacak olsaydı, arayı ciddi açmış olmaları gerekirdi. Herşeyi bırak 6da 6 pol pozisyonu kazandılar. Ama Webber'in ikidir kazandığı yarışlar, aracın dominasyonundan çok, sakin ve çok hızlı sürüşlerin getirdiği bir şey. Bunu, yine şampiyonluk adayı takım arkadaşını geçişinden anlayabiliriz. Michael Schumacher ve Barrichello'nun arasında böyle bir karşılaştırma yoktu, Michael her zaman patron ve 1 numaraydı. Ama Red Bull'da iki şampiyonluk adayı birden var ve birbirlerine olan hızları, karşılaştırmaya çok müsait.

Webber, hem Barcelona'da hem de Monaco'da polden yarışı rahat bir şekilde kazandı. Geçişin zor olduğu bu pistlerde kesinlikle bundan yardım almadı üstelik. Dün, 5 kez güvenlik aracı girip açtığı farklar kapansa da yine, yeniden farkı açmasını bildi. Gerçekten ayağa kalkıp alkışlamanın zamanıdır.

Bir alkış da Kubica'ya. Araçlarının performansları arasındaki farkın kapandığı ve pilotajın öneminin arttığı Monaco'da, Leh sürücü gösterdi ki altında ciddi bir araçla şampiyonluğa rahat oynar. Ferrari, Webber hakkında çıkan dedikoduları yasaklasa da Kubica dedikodularına dur diyemez bundan sonra.

Tabi yarışın en ilginç olaylarından biri Schumacher'in son virajda Alonso'yu geçmesi ve sonrasında aldığı ceza. Serhan Acar, kendi sitesinde çok güzel açıklamış olayı, buradan bakabilirsiniz. Üstüne fazla birşey eklemeye gerek yok. Ama pist üstünde Schumacher'in Rosberg'i geçtiği, ve bunu, Rosberg'in sevdiği kısa dingil mesafeli şaside yaptığını unutmamak lazım. Bir dev, yeniden uyanıyor mu?

Yılın en beklenen yarışı Monaco GP, gerçekten güzel geçti. Williams'ların Güvenlik Aracı gerektirecek kazaları, Barrichello'nun direksiyonu fırlatması, Karun Chandok ile Jarno Trulli'nin üstüste çıkmaları, Alonso'nun cesur geçişleri, Webber'in kusursuz sürüşü ve çıkan rögar kapakları... Şimdi ise sırada bizim yarış var, heyecan doruk noktada. Biletix yollasın biletimizi de havaya girelim.

Bir de soru ile bitirelim yazıyı: Bu seneki kurallar, yarışları hakkaten sıkıcı kılıyor mu?

2 yorum:

Sportman dedi ki...

Yarışların sıkıcı olup olmamasıyla ilgili bir şey söyleyemeyeceğim. Ancak şu bir gerçek ki, strateji kavramı, F1'den yavaş yavaş uzaklaşıyor. Örneğin; bu yarış geçen yılki kurallara göre yapılıyor olsaydı, Alonso muhtemelen yarışın ortalarında pite girecek ve yarışı tek pit-stopla tamamlamış olacaktı. Yine tek pit-stop yaptı. Ancak full depoyla yarıştığı için, henüz birinci turda pite girdi ve yarışı o şekilde tamamladı.

F1'in geldiği noktaya bakın; -kurallar izin verse- bir pilot, pite girmeden bütün yarışı tamamlayabilecek!

Defunct dedi ki...

Peki bu sence iyi mi kötü mü? Bence iyi bir şey çünkü pilotlara ve takımlara özgürlük sağlıyor. Eskiden ya 2 ya 3 pit stop strateji izlicekti pilotlar ve ona göre belirlenecekti yarış. Şimdi herkes hemen hemen istediğini yapabiliyor, bu da farklılıkları ortaya çıkardı ve yarışlara keyif kattı diye düşünüyorum. Hatta tam bir serbestinin, daha da iyi olacağını düşünüyorum. Pit stop yapma zorunluluğu, iki farklı hamuru kullanma zorunluluğu kalksın bence.

Related Posts with Thumbnails