Avustralya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Avustralya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mart 2011

Yarışma: Avustralya Sonrası

Evet, sonunda bu senenin ilk yarışı ve yarışmasını tamamladık. Gridde herkesin, tamam belki Red Bull hariç herkesin, performansı soru işaretleri ile dolu iken bizim yarışmamızda da gergin bir bekleyiş hakimdi. Tahminlere bakacak olursak Red Bull'lardan birini, genelde de Vettel'i pole yazanlar 2 puanı cebe indirdi. Ferrari hayal kırıklığı yaratırken Mclaren'leri Obiyah hariç kimse tahminlerine yazmamıştı bile. Ilk yarışın puanlarına bakacak olursak:

Keyser Soze: 6
Sukullacı: 4
Cihan: 3
Nazl_: 2
Obiyah: 2
Sinanko: 2
Mertcan Hekimoğlu: 0

Yeni yarışmacılarımızdan Keyser Soze'nin RBR inancı kendisine liderliği getirdi. Işin ilginç olanı, aramızdan Keyser Soze hariç kimse Vettel'e hem polü hem de galibiyeti yazmamış. Bir diğer çaylak Cihan da 3 puan ile podyuma çıkarken Mertcan, şanssız bir haftasonu geçirmiş Mercedes veya Williams gibi. Geçen sene Nazl_'nın gerilerden gelip ne canlar yaktığını kendisine hatırlatır tahminlerinin devamını bekleriz.

Soranlar için bir not, Mali Selışık bu sene ÖSS'ye hazırlandığı için hem kendi blogunu aylardır boşladı hem de tahminlerde yer alacağını zannetmiyorum. Bir başka not da son bir kaç yazıdır resim bulunmaması ile ilgili. Resim koymayı deniyorum ama bir türlü beceremiyorum. Muhtemelen bloglara giriş yasağı saçmalığı ile ilgili. Başka bir bilgisayardan tekrar deneyeceğim ama biraz tatsız tutsuz, Cumhuriyet gazetesi tadındaysak bu aralar kusura bakmayın.

Iki haftaya Malezya var, lastik aşınmasının, DRS mesafesinin ve yağmur ihtimalinin Avustralya'dakinden farklı olacağı şu Sepang yarışı. Tahminler daha güç olabilir.

28 Mart 2011

Avustralya'nın Anlamları

Pazar sabahı erkenden kalkıp mahmurlu gözlerle yarış izlemeyi özlemiş olduğumla başlamam lazım galiba. Avustralya'nın ilk virajı her zaman benim için sezonun gerçek başlangıcı olmuştur, Bahreyn'de olanlardan sonra bunun pratiğe dönüşmesi gerçekten güzeldi.

Yarışı baştan sona anlatmaya gerek yok ama kendi çıkarımlarımı paylaşmam lazım. Geçen senenin sonunda James Allen'ın blogunda bir tartışma vardı; 2010, gelmiş geçmiş en iyi sezonlardan biriydi ama bunun sebebi dış faktörler miydi, yoksa yarışların kendisi mi? Bir sürü kural değişikliğinden sonra, 2011'i 2010 ile karşılaştırmak imkansız. Kendi başına bakınca, Melbourne Albert Park'taki yarış, ne inanılmazdı ne de sıkıcı. Ve hiç bir dış faktör yoktu; yağmur yağmadı, kazalar pek fazla olmadı, güvenlik aracı girmedi vs. Yani muhtemelen sezon boyunca göreceğimiz yarışların bir standardıydı dünkü yarış ve bence hiç de fena değildi. Lastik lastiğe çekişmeler, geçişler, taktiksel çekişmeler, sürprizler gördük. Bunların yanına yağmur, güvenlik aracı, mekanik arızalar koyunca sezon içinde son derece enteresan yarışlar bizi bekleyecektir diye düşünüyorum.

Bir de bu sezonun en kapalı kutu üçlüsüne göz atalım; DRS, KERS ve lastikler. DRS (Drag Reduction System, yani hareketli arka kanat) düşünüldüğü kadar kendi başına geçişler getirmedi, arkadaki araç için bir avantaj sağladı ama korkulan başımıza gelmedi. Ama bunun sebebinin Albert Park'tan da olabileceğini, sistemin kullanıldığı düzlüğün bitişindeki viraj daha geçişe elverişli olduğunda etkisinin artacağını tahmin edebiliriz. KERS ise beklediğimden daha etkisizdi. Red Bull'lar KERS'e ihtiyaç duymadan yarıştılar ve startta bile tehdit edilmediler. Birbirlerine yakın araçların da hepsinde KERS olduğu için pist üstündeki heyecana etki etmedi. Bu sistemin heyecan getireceği iki nokta bozuk KERS yüzünden yolda kalacak araçlar ve gittikçe yeşilleşen F1 olacaktır.

Lastikler ise bu seneyi domine edecek belli ki. Stratejiler, lastikleri ısıtmak, iyi kullanmak, son stint'e doğru zamanda girmek, sıralama turlarında Q1'i yumuşak lastiksiz geçmek, ani frenlerle lastikleri kitlememek, bunlar hep yarışın sonucuna direkt etki edecek şeyler olacak. Lastikleri doğru kullanan takımlar/pilotlar, bu sene çok ciddi avantaj elde edecekler belli ki. Çok kısa zamanda tam da kendisine sipariş edildiği gibi lastikler üreten Pirelli de bir alkışı hakediyor bence.


Bu haftasonunun en bahsedilmeyi hakeden takımı Sauber oldu. Sergio Perez'in doğaçlama gelişen tek stopluk stratejisi, baya bir ilgi çekti ve çaylak pilota (diskalifiye olmadan önce) ilk yarışında puan kazandırdı. Burada açıkçası genç Meksikalı'nın dedikleriyle olayı tartabiliyoruz ancak: "Yarışa sert hamur ile başladım, bir kaç kişi yumuşak hamurla başladığı için beni geçti ama istikrarlıydı turlarım. Yumuşak lastiklere geçince önümde Vettel vardı, geçmeye çalışıp lastiklerimi bitirmek yerine korumaya geçtim. Vettel, pite girdikten sonra da çok agresif değildim". Açıkçası bu kelimelerden sonra tek pitstop'un pek göreceğimizi bir şey olmadığını çıkardım. Hem Pirelli hem de Perez'in kendisi, bunun zor olduğunu söylüyor. Yine de Sauber'in, lastiklerine iyi bakan bir araç olduğu ortada. Kobayashi ile Perez'in, performansa etki etmeyen bir şeyden dolayı diskalifiye olmaları haricinde, bu yarışı iyi hatırlayacaklarını ve gelecek için umut verdiğini düşünüyorum.

Red Bull ve Vettel'in hızı, tabi ki önemli bir nokta ama kim beklenmedik diyebilir ki? Benim, bu haftasonu, Red Bull adına en hoşuma giden şey, diğer takımlar (ve belki de genel olarak bütün F1 camiası) üstündeki psikolojik üstünlükleri. Her an herşeyin beklendiği, zihni sinir fikirlerle bir anda dengeleri lehlerine değiştirebilecekleri herkes tarafından kabulleniliyor. Pilotlar sıralama esnasında KERS kullanmadıklarını açıkladılar, Horner "yarını bekleyip görün" dedi cumartesi akşamı. Ama bütün olay, KERS sorun çıkarabilir diye onu kullanmamalarıymış. Yine de bütün cumartesi akşamı herkes "ya sadece start için küçük KERS'leri varsa" diye düşündü durdu. Eminim Red Bull kampı, o sırada yazılara bakıp baya eğlenmişlerdir. Aslında start-only KERS de fena fikir değil. Aklıma gelen soru ise Webber'in bu sene kontratı bitiyor, seneye eğer emekli olmazsa başka bir takımda yarışma ihtimali yüksek. Takım içindeki bilgileri bu kadar yakından biliyorken Webber'i başka takıma yollamak Red Bull için ne kadar sorun olabilir? Sonuçta bilgi götürmek yasak ama insan, kafasının içindekileri istediği yere taşıyabilir.

Bir de Petrov durumu var elimizde. Kim beklerdi ki geçen senenin Kamikazov'u, bu sene ile podyuma çıksın. Heidfeld'in hiç bir varlık gösteremediği haftasonunda takımın liderliğine bürünüp bunu da podyumla taçlandırması, bir de bu takımda Kubica olsa neler olurdu dedirtiyor kesinlikle. Kendine güvenli duruşu, takım liderliğini kaldıracağını söylemesi, artık Ingilizce öğrenmesi ve basın toplantısında donanımlı olması, sanki bu sene farklı bir Petrov izleyeceğimiz izlenimi veriyor. Hızı hep vardı ama artık derli toplu sürüşler de çıkarabiliyor Rus pilot. Bu, aynı zamanda Türkiye GP'sine Rus turist çekme ihtimalini de güçlendiriyor, yani bizim için iyi haber. Ama Alonso ne kadar sevinmiştir bu işe onu bilemem.

Teker teker takım ve pilot analizine girmicem, ama son bir sözü de Avustralya GP'sine ayırıcam. Sezonun doğal başlangıcı olan bu yarış, umuyorum ki takvimdeki yerini devam ettirir. En olmadı Adeleide gibi başka güzel bir piste geçer. Ama tamamen yokolması ve Down Under'ın takvimden çıkması, eminim benim gibi dünya çapındaki milyonlarca F1 hayranını fazlasıyla üzer.

Bir sonraki yarış Malezya'nın Sepang pisti, iki hafta sonra. Bastırınca deli bastıran muson yağmurları da işin içine katılırsa o zaman Sepang, çok keyifli bir yarış sunabilir bize.

21 Mart 2011

2011 Sezonu Tahminleri: Avustralya Öncesi

Araçlar tanıtıldı, sezon öncesi testler yapıldı, takımlar-pilotlar herkes bir şeyler söledi, Bahreyn iptal edildi. Ve sonunda 2011 Formula 1 sezonu başlamak üzere...

Geçen sene katılımın gittikçe arttığı, hepimizin keyif aldığı yarışmayı yeni sezonda da bu post ile başlatıyorum. Sizlerden pol pozisyonu, yarış galibi, podyum ve en hızlı tur tahmini isteyeceğim. Yarış galibini bilene 3, pol pozisyonunu ve en hızlı turu bilene 2 puan, podyumdakileri bilene de her bildiği için 1 puan veriyor olacağız.

Şu anda maalesef tırt ülkemizin tırışka kanunları yüzünden bloglara erişemiyor olabilirsiniz, o yüzden bu yazının altına yorum yazamıyor ve tahminde bulunamıyor olabilirsiniz. Bu yüzden, yasaklar kalkana kadar sinanko@gmail.com adresinden bana tahminlerinizi atarsanız ben sizin yerinize bunları toplar ve bloga eklerim.

Geleneksel olduğu üzere önce kendimi ateşe atıyorum:

Pol pozisyonu: Vettel
Galibiyet: Alonso
Podyum: Alonso, Schumacher, Webber
En Hızlı Tur: Vettel

21 Şubat 2011

Bahreyn GP'nin Iptali

Arap dünyasındaki isyan hareketi, bu durumlarla en alakasız görünen partilerden Formula 1 dünyasını da kalbinden vuruverdi. Bahreyn'deki politik isyan yüzünden Bahreyn Prensi, ülkenin içinde bulunduğu duruma odaklanmak adına bu seneki GP'den vazgeçtiklerini açıkladılar.

Bir süredir gelen haberler zaten içaçıcı değildi. Ilk önce ülkede yapılması gereken GP2 Asya serisi yarışı iptal edilmişti, ama daha sonra Bernie Ecclestone, ülkede durumun düzelmekte olduğunu ve kararı henüz vermeyeceklerini açıklamıştı. Dün gelen haberlerde de Bernie, GP hakkındaki kararı Prens'e bıraktığını söylemişti. Özellikle Ingiliz medyası tarafından bu hareket ciddi şekilde eleştirildi. Ama aslına bakınca durumun ne olacağı belliydi, bunu dünyaya Bernie kendisi açıklayıp Prens'i küçük duruma düşüreceğine söz hakkını Prens'e vermişti. Bugün de Prens kendinden beklenen açıklamayı yaptı. Şu anki durumda sezonun ilk yarışı 27 Mart'ta Avustralya'da olacak.

Kişisel olarak beni bir kaç açıdan mutlu eden bir haber oldu bu. En başta aslında genelde kendi içine kapanık ve para aşığı F1 dünyasının, dünyada olan diğer şeylere reaksiyon gösterdiğini, pilot ve takımlardan gelen bozuk seslerle bir şekilde muhalif yanda olduğunu göstermesi (en azından iktidar safında olmaması) önemli bir değişiklikti benim gözümde. Ayrıca Bahreyn GP'nin, F1 tarihinin altın yılı olabilecek 2010'daki en sıkıcı yarış olduğunu da unutmadık. Gönüllerin sezon açılışı olan Melbourne'e dönüyor olmak da ayrı bir güzel. Albert Park'ın ilk virajının yarattığı heyecanı iliklerimde şimdiden hissediyorum. Bahreyn'in ise yılın ilerleyen bir zamanına mı ertelendiği yoksa bu senelik tamamen iptal mi edildiği açıklanmadı. Kuvvetle muhtemel bu seneyi pas geçecekler.

Atlamadan ekleyelim, haftaya yapılması planlanan sezon öncesi son testler de Bahreyn'de olacaktı ve haliyle onlar da iptal edildi. Takımlar, bugün bitirdikleri Barcelona testlerine haftaya devam edecekler. Bu işe tek bozulan, daha sıcak havalarda test yapmak isteyen Pirelli oldu heralde.

Bugünlerde haliyle F1 medyası, bu gelişmeyi diline pelesenk edecek, Bahreyn aşağı Bahreyn yukarı diyecektir. Haber sitesi olmadığımız için muhtemelen bunları pek buraya da taşımayız (bknz yan taraftaki blogroll). Ama uzun vadede bakmak gerek bu gelişmeye bir yandan.

Formula 1 yarışları, artık hükümetler doğrudan finansal destek vermeden o ülkeye gitmiyor. Ciddi bir yarış düzenleme ücreti var ve yarışların yapıldığı çoğu yer, kafasında soru işaretleri ile hareket ediyor. En klasik örneği, yıllardır para kazanamayan ve son yıllarda bir kaç kez takvimden çıkıp geri gelen, takvimin en kemik yarışlarından Spa Francorchamps. Veya artık yapılmayan Fransa GP'si. Yarışların bir süredir paralı yerlere gittiği de yadsınamaz gerçek. Son 10 yılın yeni yarışlarına bakacak olursanız genel olarak hep Ortadoğu (ki bizi de öyle algılıyorlar, doğru veya yanlış) ve Uzak Doğu'dan çıkıyor yeni pistler.

Arap meydanlarının parasızlıktan, işsizlikten, aşsızlıktan kırıldığını ve temel yaşam hakları için savaştığını düşünürsek, yıllık maliyeti 30 milyon euro civarından başlayan yarışlar için bir soru işareti oluşabilir kafalarda. Açıkçası Bahreyn'in ileriki yıllar için takvimden çıkacağını inanmıyorum. Yine de unutmamak lazım ki yeni gelecek yönetimin öncelikleri arasında F1 yer almazsa, yeni yarışlara nereden yer açacağını şaşıran Bernie pek fazla üzülmez bence.

Burada Türkiye GP'nin eli güçleniyor tabi ki. Rus GP'sinin Olimpiyatlar dolayısıyla bir sene ertelenebileceği, Avustralya'da yerel otoritelerin F1 istemez tavırları, Spa'nın para yapmaması, Valencia'nın kötü bir pist olması ve sadece Alonso faktörü ile ayakta durması, bu pistleri hep takvimdışına atmak için sebep. Bizim de tabi ki bu sırada kıçımızın üstüne oturmak yerine yarışa gitmemiz, lokal heyecan yaratmamız lazım. Ülkemizdeki yarışın dolu olması ve para kazanması başta Bernie, bütün F1 camiasının istediği bir şey gerçekten. Çünkü Türkiye büyük bir market, Hermann Tilke'nin en iyi pisti, lojistik olarak da acısız ama Avrupa'da değil.

Tabi hep kendimizi düşünmenin bir anlamı yok, büyük resme de bakmak lazım. Açıkçası Bahreyn'in kısa vadede dengesiz olması veya uzun vadede takvimden çıkmasını en isteyen ülke Katar. Dünya Kupası düzenleme hakkını alan ve sporda çok ciddi yatırımlar yapan ülkenin, motorsporlarına ilgisi de uzun bir süredir biliniyor. Para bakımından sıkıntıları yok, üstelik bunu spora yatırmaktan da çekinmiyorlar. O yüzden gerçekten güzel bir pist yapabileceklerinden şüphe etmiyor kimse. Ayrıca her ne kadar pist üstünde bir kaç yıldır harikalar yaratamasa da lobi gücü devam eden Williams, Katar'a çok ciddi yatırım yapıyor. Uzun vadede finansal güç kazanmanın dışında, Katar'da bir Williams Technology Centre (alttaki resim) kurmuş durumda Frank Williams ve ekibi (daha doğrusu bu tip hamlelerin arkasında Adam Parr var). Porsche ile ortaklaşa yürütülen flywheel enerji sistemlerinin Ar-Ge'si de burada yapılıyor. Bunda Porsche'un %49.9'una Katar Emirliğinin sahip olmasının payı da var.

Ama bu kadarla da bitmiyor. Katar Emirliği aynı zamanda Volkswagen'ın da %17'sine sahip. Bu nokta çok kritik. Çünkü Bahreyn yerine takvime çekilecek bir Katar GP, yanında Formula 1'in ne kadar zamandır saflarına katmak istediği Volkswagen'ı da yanında getirebilir. 2013'teki motor değişikliği ile bu girişime sıcak bakacağını açıklayan VW, eminim yakın ilişkiler içinde olduğu Katar'ı da kollamak isteyecektir. Ve tabi ki dirsek temasında olduğu Williams'ı da. Almanlar, niyetlerini kesinleştirdikten sonra bile sorulacak çok soru var. En başta hangi marka ile girecekler? Porsche, Audi ve VW üzerinde duruluyor doğal olarak. Ama Grup, aynı zamanda devam ettirdiği Le Mans programlarını da düşünmek zorunda bu kararı vermeden önce. Bu arada Bugatti ve Lamborghini'nin de VW Grup çatısı altında olduğunu ve F1 tarihçeleri bulunduğunu hatırlatalım, şu anlık düşünülmeseler bile. Bundan sonraki soru fabrika takımı olmak mı yoksa motor üreticisi olmak mı? Takım olunacaksa yeni takım mı kurulacak yoksa bir takım satın mı alınacak? Yani uzun ve meşakatli bir yol ama herkesi yakından ilgilendiriyor.

Konu biraz dağıldı biliyorum, Bahreyn sokaklarındaki isyanı Volkswagen Grubunun Formula 1 planlarına bile getirdik Katar üstünden. Daha da dağılmadan burada duralım. Düşününce Avustralya'nın ilk yarış olması yine de çok heyecan verici!!! 27 Mart!!

27 Mayıs 2010

F1'in Efsanevi 10 Virajı

Türkiye GP'si yaklaştıkça hepimizde heyecan artıyor tabi ki. F1.com'da 8. virajımız övülürken aklıma, daha önceki blogum Ezeli Ebedi'de 26 Ağustos 2009 tarihinde yayınladığım bir yazı geldi: F1'in Efsanevi 10 virajı. Sizlerle de tekrar paylaşmak istedim. Umarım hoşunuza gider.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Haftasonu malumunuz Valencia GP'si vardı. Barrichello'nun kazanması ve Mclaren'in pit stop rezaleti dışında inanılmaz bayık geçen yarış sırasında blog yazarınız kollarını kavuşturup uyudu maalesef. Valencia'dan önceki yarış da Macaristan GP'siydi. Hala takvimde olmasını sadece pist girişindeki Bernie Ecclestone heykeline bağlayabildiğim bu sıkıcı ve eski pistte de pek enteresan bir yarış olmamıştı, Hamilton'ın bu seneki ilk yarışını kazanması dışında. Tabi Massa olayını saymıyorum.

Ama ey F1 sever, gönlünü rahat tut. Çünkü sezonun bundan sonraki yarışları birbirinden güzel, tarihi ve enteresan yarışlar. Hele de bu hafta sonu koşulacak Spa-Francorchamps ve bir sonraki Monza pistleri.

Spa'yı Spa yapan şey, hızlı ve akıcı bir pist olması dışında turun başındaki Eau Rouge virajıdır. Her sene bütün pilotlar bir över, sever, methiyeler düzer. Işbu blog da buradan yola çıkarak, bir süredir ertelediği "F1'in Efsane 10 Virajı" yazısını yazmaya karar verdi. Buyrun boyunkıran, lastik patlatan, araç zıplatan, yürek hoplatan listemize:
1) Eau Rouge: Madem buradan ilham aldık buradan başlayalım. Belçika'nın Spa-Francorchamps pistinde aslında zaten bir çok ünlü viraj vardır, bir de artık aramızda olmayan Bus Stop Şikanı var ama onu sayamıyoruz. Yine de Eau Rouge hem bu pistin, hem de büyük ihtimalle bütün takvimin en heyecan verici virajı. Bir "drivers' favorite". Ilk viraj hengamesinden kurtulan pilotlar son gaz buraya geliyor, önce hafif sol, sonra da sağa doğru göğe fırlıyorlar deyim yerindeyse. Ciddi bir yokuş yukarı bu viraj, bir sürü pilot burayı çıkarken sadece gökyüzünü gördüklerini söylüyor ki 300 km ile giderken gökyüzünü görmek cennet kadar mükemmel veya cehennem kadar korkunç olabilir. Buraya flat-out çıkmak da tur zamanı için elzem. Ingilizce'den chicken translate yaparsak erkekleri oğlanlardan ayıran bu viraj/pist, aynı zamanda Schumacher'in ilk yarışını da kazandığı yer.

2) Curva Parabolica: Monza, Ferrari'nin ve onların fanları tifosilerin evi olmasıyla, çok çok hızlı (ve neredeyse virajsız) bir pist olmasıyla ve son virajı Parabolica ile bilinir. Ascari virajından buraya kadar tam gaz gelirsiniz, o zamana kadar yaptığınız mükemmel turu aynı şekilde bitirmek için bir Parabolica yeter. Ama işte sorun da orada. Bu uzun, 180 derecelik sağa virajın kilidi, onu doğru çizgide dönebilmek. Aslında tam bir bilgisayar oynu virajı, önce gazdan çok dönüşe abanırsın, sonralarında dönüşten çok gaza. Burayı iyi döndün mü tifosilerin sağır edici kornalarının arasında tam bir victory lap çıkarmış olabilirsin. Geçen sene Sebastian Vettel'in vaftiz edildiği yer diyelim buraya.

3) Melbourne Ilk Viraj: Biraz duygusal bir seçim aslında. Bütün yaz 4 gözle sezonun başlamasını bekleyen bizleri sabahın dik köründe televizyon karşısına diker Melbourne GP. Hani okula ilk başladığın gün, bahçede arkadaşlarla konuşmak gibi biraz. Ve bu pistin, seneler boyu ne kazalar görmüş ilk virajı. Kim çıkacak kim çıkamayacak diye iddiaya bile giriliyor. Ayrıca yukarıdaki resmi de akıllara kazıyan virajdır burası. Avustralya'nın bundan önceki pisti Adeledie'in iki uzun düzlük arasındaki virajını da unutmamak lazım. Hakkinen, o virajda ölümden dönmüştü 1995'te.

4) Istanbul 8. Viraj: Bakmayın Türk olduğumuza, bu viraj cidden F1 efsanelerinden biri oldu şimdiden. Sola doğru 4 tane virajı birleştiren ve 4 tane apex'i olan bu viraj, gerçekten pilotları ciddi zorluyor. Hamilton'ın 2 sene önce sağ ön lastiğinin patlaması, özellikle bu virajda oraya binen yüklerden dolayı. Zorluğu sırf lastiklere de değil, genelde sağ virajların domine ettiği F1'de boyunları en zorlayan sol viraj burası. Ayrıca 4 viraj boyunca da yarış çizgisini takip etmek ve flat-out gidebilmek yarım saniye kazandırır, yapılmazsa da kaybettirebilir. Hermann Tilke'nin elinden çıkan bu virajımız ile ne kadar övünsek az.
5) Maggots-Becketts-Chapel: Yarışların ana vatanı Ingiltere'de bundan sonra yarış olup olmayacağı veya nerede olacağı büyük bir tartışma konusu. Ama şu ana kadar Ingiltere GP'sine ev sahipliği yapan Silverstone'un ne kadar güzel bir pist olduğunu değiştirmez bunlar. Hele de turun başındaki Maggots-Becketts-Chapel bölümü. 250-290 km hızla sol-sağ-sol-sağ-sol formasyonunda devam ederken eğer araç içi kameradan izliyorsanız insanı aptal eden bir komplekstir burası. Işin en büyük sıkıntısı, bu kadar yüksek hızlarda alınırken ideal yarış çizgisinden çıkmak ya çok ciddi zaman ve hız kaybına ya bir çimen yolculuğuna ya da yarış dışı kalmanıza sebep verir. Rollercoaster'dan Horror Train'e dönüşebilir.
6) Wall of Champions: Kişisel favorilerimden burası. Ayrıca listemizde ad verilmeyen, adını kendi alan tek viraj. Şu an takvimde bulunmaması çok üzücü olan Montreal yarışının en son virajı, upuzun bir düzlüğün sonundaki fren katili. Maksimum sürat ile gelinen sağ-sol kombinasyonu, start-finiş düzlüğünün sağ duvarına santimetreler kala bitiyor ve yeni bir tura başlamaya yelken (veya gaz) açıyor pilotlar. Tabi Şampiyonlar Duvarı'nı geçebilenler. Hikaye süper: 1999 Kanada GP'sinde o sıralar yarışan eski Dünya Şampiyonları'nın hepsi (Damon Hill, Jacques Villeneuve ve Michael Schumacher) bu duvara çarpıp yarışdışı kalıyorlar. O günden bugüne oranın adı Şampiyonlar Duvarı. Curse of the Black Pearl gibi, şampiyonların uzak durması gereken bir mekan.

7) S do Senna: Listeye giren S virajları üçlemesinin ilki. Brezilya GP'sinin ilk virajı, adını çok doğal olarak Brezilyalı efsane pilot Ayrton Senna'dan alıyor. Interlagos, bizim pist gibi, saat yönünün tersine olan nadir pistlerden. Ve yine bizim gibi, sola doğru yokuş aşağı bir viraj ile başlıyor. Yarış içinde pilotlar, Indy pistleri gibi uzun, dönen ve yana doğru açılı son virajdan başlayarak burada Senna S'e ciddi hızlarla geliyorlar ve yarış içinde geçiş için en uygun yerlerden biri. Brezilya GP'si senenin genelde son yarışı olduğundan dolayı da heyecanı çok. O yüzden Senna S'e doğru yakın gelen iki pilot, ciddi kalp ritm yüksekliği yapan bir yerdir. Belki listedeki diğer virajlar kadar zaman kazandırmak veya kaybettirmez ama burası direk pozisyon kazandırır veya kaybettirir. Adı da ayrı bir sempati öğesi zaten. Buranın unutulmaz anlardan biri de 2001'de Juan Pablo Montoya'nın gözünü karartıp Michael Schumacher'in iç tarafına dalmasıdır hatta. Büyük Ayrton'u da buradan anmış olalım.
8) Fuji S Curves: S üçlemesinin ikincisi Japonya Fuji'den geliyor. Uzun ve sağa doğru giden ilk virajın sonundan lunaparkın da gözüktüğü Dunlop'a kadar uzanan bir yokuş aslında burası. Gran Turismo oynayan arkadaşlar buradan eminim çok çekmişlerdir. Hem yokuş yukarı hem 3 viraj olduğu için fren burada bir opsiyon değil. O yüzden gaz pedalını kral gibi kullanan burada uzayıp gidiyor. Kerbleri kullanmak da burayı hızlı geçmenin önemli bir noktası. Çok fazla aksiyon olmaz belki ama, motor zorlayıcı bir virajdır burası. Zor Fuji pistinin en sessiz ama iyi bir tur zamanı için en önemli virajlarından.
9) Castrol S: Üçlemenin sonuncusu Nürburgring'den. Niki Lauda'nın yandığı pist olarak ün yapan (ve o yarıştan sonra kapanan) aynı adlı efsane pistin günümüz versiyonu burası. Gran Turismo'da ilk defa oynamıştım eski versiyonunu, bitmek bilmeyen virajları, darlığı, kaçış alanı olmaması ve carousel'leri ile çok ciddi bir sabır ve dayanıklılık testiydi pistin eski versiyonu. Yenisi aslında bi boka da benzemiyor itiraf etmek gerekirse. Bir tek ilk viraj kompleksi hariç. Start-finişin sonunda yol bir anda sağa düşüyor resmen, yaklaşık 160 derece. Öyle bir dönüş ki devasa genişlikteki bu virajda hep birileri yoldan çıkıyor. Buraya tam giremeyen, 2. ve 3. virajlarda arkasındakiler tarafından çok pis avlanır ayrıca. Bir de yokuş aşağı frenlemesi var ki onu Kimi Raikkonen iyi bilir. 2005'te Alonso'nun önünde lider giderken son turun başlangıcında, patlamak üzere olan lastiği bu virajda patlamıştı ve şampiyonluk yarışında galibiyeti en yakın rakibine hediye etmişti.
10) Monaco: Buraya bir imtiyazlık vermemek doğru olmazdı. Formula 1 tarihinin baştacı pistte hangi viraj efsane değil ki? St Devote ile başlayan ve sırasıyla Massenet, Casino, Mirabeau, Hairpin, Portier, tünel çıkışındaki Chicanne, Tabac, Piscinne ve La Rascasse derken Anthony Noghes ile biten bir pist burası. Neresine ayrı bir önem vereyim, neresiyle ilgili hangi anıyı yazabilirim. Koskoca bir tarih yatıyor burada. En iyisi mi siz gidin f1.com adresine, oradan videolar bölümüne girip on-board kameralarından burayı izleyin. Tek bir tur izlerken kusuyordum, o adamlar 70 tur arka arkaya atıyor. Respect bro!

Eğer buraya kadar okuduysanız, size açık ve net teşekkür ediyorum. Virajları herhangi bir sıraya koymadım, hepsi birbirinden güzel ve özel. Bundan sonra Formula 1 ile ilgili yapmamı istediğiniz başka listeler varsa onları da yaparım, siz yorum bölümüne ekleyin. Haftasonu Spa'da görüşmek üzere.

29 Mart 2010

Melbourne Sonrası Yarışma

Melbourne'deki son derece zevkli yarıştan sonra sonuçlar şöyle oluştu:

Pol: Vettel
Galibiyet: Button
Podyum: Button-Kubica-Massa
En hızlı tur: Webber

Bu demektir ki tahmin edenler, yani ben ve Mali, baya ters köşeye yatmışız. O kadar ki yapılan tahminlerin arasından (4 kategoride 8 tahmin) bir tek pol pozisyonu ile puan alan ben çıktım. Neyse Mali, Malezya'ya artık!

Bizim aramızdaki puan durumu şudur:

Sinanko: 2
Mali:0

Bu haftasonu Malezya var, tahminleri de bu haftanın ilerleyen günlerinde sizlerden isteyeceğiz. Yorumlara pol pozisyonu, yarış galibi, podyuma çıkanlar ve en hızlı turu atanı yazın, Türkiye GP'si kazanmaya hak kazanın.

Mclaren'de Oyun Değişiyor

Kış sezonunda Jenson Button, Brawn'ı bırakıp Mclaren'e geçince, ben de dahil bir sürü insan, "Hamilton'ın inine girdi, işi zor" diyordu. Bugünkü yarış galibiyetinden sonra bu sesleri biraz olsun susturmuş olacaktır. Ama benim değinmek istediğim başka konular var.

Hamilton, küçük yaşta pistlere adım attığından beri hep Mclaren bünyesindeydi. Onlara güvendi, onlar için çalıştı ve kendini bütünleştiriyordu. Geçen seneki Avusturalya GP'sinde takım ona, komiserlere yalan atmasını söylemiş ve o da yapmıştı. Daha sonra bu yalan ortaya çıkmış ve çok kötü bir pozisyona düşmüştü. Başka şeyleri düşünelim. Yarış galibiyetlerinden sonra Lewis'in fiks lafıdır, radyodan duyarız: "well done guys, it was an excellent job". Hemen takımı över, onlarla bir olurdu. Peki bugün yarıştan sonra "ben, hayatımın sürüşlerinden birini yaptım ama takımın stratejisi yüzünden hakkettiğim yerde değilim" açıklaması yapması? Artık Lewis'in gözünde "o" ve "takım" var. Bir değiller. Kendisi iyi süren, takım yanlış taktik veren oldu. Tabi bu arada, takım arkadaşı tek set lastiği rahat rahat kullanırken iki set lastiği birden parçalayan bir pilot olduğunu unutuyor.

Jenson ise Hamilton kadar kendini zorlamadı. Geçişler yapması gerekmedi. Kimseyle savaşmadı, Vettel yarışdışı kalınca yarışı kazanıverdi. Buradaki tek rakibi lastikleriydi ama Jense onların dilinden anlıyor. Yumuşak lastikleri 50 tur okşayarak kullanınca yarışı kazandı. Evet belki Lewis gibi kendine hayran bırakan bir sürüş sergilemedi ama hem doğru lastik seçimiyle, hem de susup işini yapmasıyla eminim takım içinde artı puanları toplamıştır.

Pist üzerinde Hamilton'ın Button'ı geçmesi, Button'ın ona yol vermeden Lewis'in söküp alması, takım arkadaşına "ben bu ormanın kralıyım" demesiydi adeta. Ama bir yarış, bir galibiyet ve iki farklı iş yapış şekli. Şu an Jenson, Lewis ile olan savaşında eskisinden çok daha güçlü.

Not: James Allen, bu yazısında, benim demek istediklerimi daha Hamilton odaklı ama çok daha net bir şekilde anlatmış. Saygı!

F1'i Sevme Sebepleri

Bahreyn'de "yarış çok sıkıcı" diye ağlayan Formula 1 camiası, muhtemelen Avustralya GP'siyle kendine gelmiştir. Bol bol geçiş, lastik lastiğe savaşlar, beklenmedik olaylar ve yağmur. Ama ben kendi açıma, Formula 1'i niye bu kadar sevdiğimi, niye motorsporlarının en uç noktası olduğunu bir kez daha gördüm.

Yarış sırasında beni kendine hayran bırakan anları&kişileri yazıyorum: Jenson Button'ın, kuru lastiğe geçme kararı, griddeki bir çok pilotun yapmayacağı (ve yapmadığı) bir kumardı. Bütün yarış boyunca bu kararın Jense tarafından mı takım tarafından mı verildiğini merak ettim, basın toplantısında Jense, kendisinin aldığını söyledi. O zaman tebrikler ona.

Alguersuari ve Luca di Grassi. Iki gencecik pilot. Yarış bitirmeleri bile başarı, puan almaları sevinç kaynağı. Ama di Grassi, Schumacher'in kendisini geçmesiyle pes etmedi, onu geri geçmeyi başardı. Içine bir Montoya kaçmış gibiydi. Aynı şekilde Alguersuari. Ehliyetini yeni ıslatacak yaşta bir pilot olarak, Schumi'yi yarışın sonlarına kadar arkasında tutmaya çalıştı. Bu iki sürüşü takdir etmeden geçmek, büyük ayıp.

Ve Kubica. Aslında onun hakkında çok daha uzun bir yazı lazım ama Leh pilotun, orta sınıf Renault'suyla arkasındaki bütün baskılara dayanıp ikinci olması (hele de 9. başladığı bir yarışta) ayakta alkışlanacak bir sürüştü.

Peki ya Alonso? Button, ilk virajda vurup döndürmeseydi, Alonso (ve Schumacher) üst sıraları çok daha net zorlayabilirdi. Ama Schumacher, gerilerde gençlik ateşiyle mücadele ederken Alonso, birer birer yukarı tırmandı ve 4. olmayı başardı. Bu sırada Hamilton'dan, Webber'den çok ciddi baskı yemesine rağmen. Hala şampiyona lideri olması, bugünkü olgun sürüşünün sonucu.

Ve orta şekerli kahveler Hamilton ile Webber'e geliyor. Hamilton ile başlayalım. Pistteki en deli dolu pilot oydu. Önündekilere uyguladığı baskı ve Rosberg'i geçerken gösterdiği ultra-usta sürüş, Hamilton'daki inanılmaz potansiyelin sonucu. Ama bunu yaparken 2 set lastiği parçalamasını da unutmamak lazım, hele de bütün rakipleri tek seti koruyabilmişken. Bu gerçek, sürüşünün değerini biraz azaltıyor gözümde. Webber de Hamilton gibi inanılmaz hızlıydı, zaten ev sahibi yarışında da genelde başarılı oluyor. Ama Webber'in, Massa'yı kaç kere geçmesi gerektiğini hatırlamıyorum. Fazla zorlayan ve fazla hata yapan rolüne büründü. En sonunda da Hamilton'a arkadan bindirip 9.lukta kaldı.

Sonunda 2010 gridinin, uzun zamandır görülen en iyi grid olması, meyvelerini verdi. Bahreyn'den sonra sıkıntı, geçişin olmayacağı ve en iyi pilotun önde olması durumunda yarışların sıkıcı geçeceğiydi. Fakat hepimizin sormayı unuttuğu soru şu oldu: "peki ya bir sebepten dolayı en iyi pilot önde değilse?". Yağmur, bir şekilde bunun oluşmasını engelledi ve daha iyi araba-pilot kombinasyonları geriye düşebildi. Sonrasındaysa şahane bir yarış oldu. Her yarışta bu olacak değil, o zaman da yarışlar sıkıcı olacaktır. Ama bu kurallardan önce de her sene bir sürü sıkıcı yarış olurdu, bu yeni bir durum değil kısaca. Bence bir süre daha bekleyip, takımların ve pilotların kurallara alışmasını görmeliyiz. Sonrasında daha doğru şeyler söylenebilir.

Haftaya koşulacak Malezya GP'sini şimdiden hevesle bekliyorum. Ya orada da yağmur yağarsa?
Related Posts with Thumbnails