Istanbul Park etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Istanbul Park etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mayıs 2011

Selahattin'in Türkiye'si

Bu yazının sebebi bir başka yazı. Selahattin Duman, 9 Mayıs'ta Vatan Gazetesi'ndeki köşesinde F1 Türkiye GP'si hakkında önemli gözlemlerde bulunmuş, buradan okuyabilirsiniz. Hatta kesin okuyun, enteresan bir yazı. Aşağıda okuyacağınız yazı, Duman'ın hiciv yapmadığını ve ters manyer vermediğini düşünerek yazılmıştır. Eğer öyle yaptıysa affola, büyüksün Selahattin Duman!

---------------------------------

Yıl 2015. Ülkemize dış güçlerin kazıklama içgüdüsüyle gelen Formula 1'i, "Istanbul ahalisi"nin tek yumruk olup denize dökmesinin dördüncü yıldönümü. Zengin piçi Formula bebelerinin, bir de onlara özenen, zaten hayatını orta sınıf anne babasını sömürerek geçiren çapulsuzların dışında kimse, bu salak oyuna gelmedi. Böylece başında hipofiz cücesi Bernie Ecclestone'ın olduğu dış mihraklar, arkalarına bile bakmadan gittiler. Oh!

Türkiye'deki son GP'nin koşulduğu günlerde Birleşmiş Milletler on yıllık "Yollarda Güvenlik" promosyonuna başlamıştı. Biz de o salak araba merdanesine vereceğimiz yıllık 26 milyon doları, bu güzel amaç uğruna harcıyoruz. Emniyet şeritlerimizi genişlettik, asfaltlarını düzelttik. Havalı korna, emniyet kemeri başı ve kırmızı-mavi çakar fiyatlarını indirdik. Otomobil modifiye parçalarına uygulanan gümrüğü sıfıra indirdik. Harbi delikanlılarımız rahat rahat yarışsınlar, başka araçlar onları rahatsız etmesin diye orta yerinde iki köprü olan o canım otobanları günün belirli saatlerinde trafiğe kapatıyoruz. Böylece kazananı herkesin anladığı yarışlar yapılıyor.

Ayrıca zengin piçleri ve onlara özenen orta sınıf bebelerinin ecnebi özentisi hayat tarzlarının da önüne geçmek için önlemler aldık. Artık camına siyah film kaplatmayan, belli bir sesin altında çıp tak müzik dinlemeyen, düzgün fren yapan ve kalkışlarda yavaş kalanlara da trafik cezası var. EDS'lerle kırmızı ışığın son 2 saniyesinde hala yerinde duranlara fotoğraflı delilleri yollanıyor, 3 kere tekrarlarlarsa ehliyetlerine el koyuluyor. En müjdeli haber ise Türk otomotiv sektörünün önünü kesenlere inat (Ferrari gibi firmalar filan), Serçe ve kuş serisi otomobillerimizin seri üretimine yeniden başladık. Özlediğimiz eski özelliklerinin yanında opsiyonel olarak gerçekten işe yarayan (ama merkezi olmayan) kilit, cam silebilen silecekler, kurukafa şeklinde vites topuzu, aracın rengine uygun "maşallah" ve "babam sağolsun ama alın teri" yazıları, Cadillac amblemleri ve değişen renklerde far da sunuluyor.

Bir yandan da ülkemizin ahlak seviyesi de regüle ediliyor artık. Seksüel prodüktör camiası, uzun süren sessizliğini Selahattin Duman'ın tokat gibi yazısı sayesinde sona erdirdi ve 2011'den beri kullanılmayan Istanbul Park pistinde dernekleşerek isteyen gençlere kurs vermeye başladılar. Onların müzikleri daha bir farklı yalnız, "o tip" müzikleri ancak sertifikalı seksüel prodüktörler çalabiliyor. Böylece porno websiteleri, otobüslerde elele tutuşmalar gibi tarihinde hiç görmediği ahlaksızlıkları uzun uğraşlar sonucunda elimine etmiş ülkemizde cinsel aktiviteler de doğru ve işin ehli ellerden yayılıyor.

Bir de size, şahane ülkemize tehdit oluşturanların başına gelenleri anlatayım, ibret-i alem olsun. Etiler-Ulus hattında gezinen zengin piçleri var ya, hani şu müziği sadece şan olsun diye dinleyen bebeler, Serçeli cengaverlerimizi üstlerine saldık ve teker teker telef ettik. Yeditepe Üniversitesi'ni kapattık. Formula (ama Formula 1 diil, sadece Formula) günlerinde de gittikçe azaltılan içki tüketimini, toptan yasakladık. Yerine üzüm suyu, şalgamı pohpohluyoruz. Paranın kime gideceğine de karar verdiğimizden artık ne o zengin piçleri ne de babaları olacak denyolar zengin. Onlara özenen orta sınıf zavallılar, ailelerinin sırtlarından geçinmesinler diye master yapmayı yasakladık. En fazla üniversite, o da belki. Memur çocuklarını, onlara özel bir yasa ile taksicilik ve minibüsçülüğe özendiriyoruz. Bu sınıfa girenlere taksi plakası ve minibüs hattı bedava. Onları araçlarının arkasındaki TKMF (Türkiye Kapışma ve Makas Federasyonu'nun kısaltılmışı) ibarelerinden anlayabilirsiniz, onlara lisansı TKMF çıkarıyor çünkü.

Yeri geldiğinde göz zevkimizi, yeri geldiğinde sinirimizi bozan otistikleri, dış güçlerin Türklüğü bozmak için aramıza attıkları bozuk tohumlar olduğunu bilimsel olarak kanıtladıktan sonra, koyduk çuvala salladık salladık vurduk duvara. Hipofiz cücelerine de, Selahattin Duman'a Bernie Ecclestone'ı hatırlattığı için, evden çıkma yasağı getirdik. Yurtdışından saçma sapan gruplar bıkbık ettiler, faşitmişiz, insan değilmişiz diye ama neyse ki irademiz güçlüdür bizim. Yılmadık ve Türkiye'yi 2023 hedefine doğru emin adımlarla götürüyoruz.

Kısacası siz siz olun, Selahattin Duman gibi saf süzme insanların peşinden ayrılmayın. Onlar ülkemizin doğru yöne gitmesi, gelişmesi ve büyümesi için el üstünde tutmamız gereken fikir prodüktörleri. O yoldan ayrılanların başına ne geldiğini de okudunuz. Aman ha, iyi çocuklara benziyorsunuz, üzmeyin anne babalarınızı...

09 Mayıs 2011

Istanbul Park'tan Izlenimler ve DRS


Bir daha Türkiye GP'si yapılacak mı yapılmayacak mı sorusu hala havada asılı dursa da biz kendi görevimizi yerine getirip paraları bayıldık, yarışı yerinden izledik. 1. virajdaki silver tribün, daha önce gittiğimde de bilet aldığım yerdi ve hiç bir zaman hayal kırıklığına uğramadım. Bir daha olursa arka düzlüğün oradaki tribünü de deneyebilirim ama.

Yarıştan önce ana tribünün arkasındaki takımların ürünlerinin satıldığı yerlere gittik. Ferrari, Mclaren gibi takımların yanında bu senenin en çok satanı muhtemelen Red Bull'du. Benim gibi Sauber ürünleri arayanlar ise hemen hemen bir hiç ile karşılaştılar. Sadece 2 tane şapka bulabildim, bir şapkaya 80 TL bayılmak gibi bir niyetim olmadığından onları da bıraktım. Tek aldığım şey kırmızı pit kulaklarıydı. Hiç fena değiller herkese tavsiye edebilirim. Tshirtler 75 ile 150 TL, bir bira 15 TL bu arada.

Yine bir çok yabancı vardı yarışta, hatta yine Türk'ten çok yabancı vardı da diyebiliriz. Rus, Bulgar, Yunan, Gürcü, Ingiliz ve Ispanyollar ilk göze çarpanlardı. Özellikle Ingilizler, yanlarına 3-5 yaşındaki çocuklarını alarak, onlara ufak yarış tulumları giydirerek gelmişlerdi. Biri motorsporları kültürü mü dedi? Muhtemelen bizden daha çok yabancılar üzülüyordur Istanbul Park'ın takvimden çıkmasına.

Yarış bitip arabaya bindikten 20 dakika sonra otobana çıkmış olarak ufak çapta bir rekor da bizim kırdığımızı düşünüyorum, Vettel-Kobayashi-Buemi'nin yanında haftasonunun iyi sürüşleri listesine geçebiliriz.

Ve yarış... Pistteyken yarışın kendisi izlemek her zaman biraz daha zordur, her ne kadar önümüzde devasa ekranlar olsa da. Bu seneki yarışların da gittikçe karışıklaştığını, hatta Türkiye GP'sinde bu karışıklığın had safhaya çıktığını da işin içine katarsak, 3. pitstoplardan sonra kimin nerede olduğunu anlamak ciddi sıkıntıydı. Vettel'in rahat olduğunu, Webber ile Alonso'nun, Mclaren'in ve Renault'ların kendi aralarında kapıştığını anladık ama Schumacher-Massa-Kobayashi-Buemi'nin nerelerde olduğunu çıkaramadık mesela. Bunun sebeplerinden biri değişik stratejiler belirlettiren Pirelli lastikleriydi belki ama önemli bir kısmı da DRS yüzündendi. Bir süre önce yazdığım gibi, DRS kullanıldığında öndeki sürücü fazlasıyla koyun oluyor ve geçilip geçilmeyeceği değil, ne kadar süre dayanabileceği tartışılıyor. Senna-vari güzel defansif hamleler yerine Prost-vari yarış okumalar ve akıllı davranmalar geçer akçe durumunda. Mühendislik mantıklarından biri, bir şeyin sonucunu görmek için onu alıp en uç seviyesine getirmektir. Bence Türkiye GP'si, DRS için uç örnek oldu. Bir süredir okuduğum yorumlara bakılırsa pilotlardan izleyicilere herkes, bu sefer de işin topuzunun öbür tarafa kaydığını düşünüyor.

Bana kalırsa, daha önce biraz bahsettiğim türden bir değişiklik, DRS'in çok efektif ve keyif verici olmasını sağlayabilir. Özetle tekrarlayayım: Bir F1 aracı, ilerlerken arkasında bir temiz hava koridoru bırakır. Bu sırada öndeki araca yaklaşmak daha kolaydır. Bu kısa koridordan sonrası ise karışık bir hava akımı olduğu için araçların birbirini takip etmesi daha zorlaşıyor. Daha önce de pilotlar, bu temiz hava koridorlarına girip geçiş yapıyorlardı. Pistten piste, araçtan araca değişmekle beraber bu hava koridorunun, 0.25 saniyelik mesafe olduğunu düşünelim. Kişisel düşüncem, pistin DRS bölgesi için iki araç arasındaki fark ölçüldüğü çizgide, o iki araç arasındaki fark eğer 0.25 saniye veya daha az ise DRS çalışmasın ve geçişin, doğal yollardan yapılması sağlansın. Yani örnek olarak DRS, iki aracın arasındaki fark 0.25 ile 1.25 saniye iken çalışabilsin; daha çok veya daha az iken çalışmasın. Bu, arkada araçların öndeki aracın hava koridoruna kadar girmesini sağlar ama öndekinin avlanmasını da biraz zorlaştırır. Takip etmesi kolay olmayabilir ama şu anda da yarışların kolay takip edildiğini söyleyemeyiz.

Bunun dışında Ferrari'nin kaydettiği aşama dikkate değerdi. Alonso, yarıştan önce, bu yarış için getirdikleri geliştirmelerin çok önemli olmadığını söylemişti ama ya elini göstermedi ya da kendisi de böyle bir şey beklemiyordu. Yine de Vettel, çok rahat bir galibiyet aldı. Bu seneki şampiyona, bu gidişle 2010'dan çok 2009'a benzeyecek gibi. Webber'in de pek formda olmadığını söyleyebiliriz, geçen seneki gibi takım arkadaşını zorlayamıyor. Bunun dışında günün en güzel sürüşleri sondan başlayıp puan alan Kobayashi ve 16. başlayıp 9. olan Buemi'ye gitti diyebiliriz. Mansiyon ödülüne de gittikçe gelişen Petrov'u aday gösterebiliriz bence.

Kaybedenlerin başında Mclaren'ler geliyordu. Hamilton, agresif sürüşü ve standart stratejisi sayesinde uzak ara dördüncü olabildi, Button ise kötü strateji kurbanı olarak ancak altıncı. Şimdiden söyleyeyim, Mclaren'ler bizim yarışmada baya birilerini yatırdı. Bunun dışında Massa ve Schumacher, adlarını Williams'ın yanına yazdırdılar. Williams içinse diyecek bir şey yok heralde. Sadece üzücü.

Böylece Istanbul Park'ın 7 yıllık kontratı da dolmuş oldu. Bundan sonra yarışların olup olmayacağını bilmiyoruz, umarım ki olur. Serhan Acar, olumlu gelişmeler olduğunu ama hiçbirşey netleşmediğini söyledi. Pistimiz güzel, Türk olmasa da yabancıların bolca geldiği bir yer. Ayrıca evden çıkıp F1 yarışına gitmek ve akşam eve dönmenin keyfi de paha biçilmez. WRC gibi elimizden kaçmasın bu yarış da. Umarım.

03 Mayıs 2011

Yarışma: Türkiye GP

Kural değişiklikleri ile beraber yepyeni bir Formula 1 döneminin başlangıcında ama kendi tarihinin sonunda bir Türkiye GP'si bekliyor bizi bu haftasonu. Çok kere yazdım, beraber konuştuk, tartıştık ama sonuç değişmedi. Kuvvetle muhtemel 2012'de takvimin sevilen pistlerinden Türkiye GP'si olmayacak. Tekrar tekrar yazmak istemiyorum, bir motorsporları kültürü yaratamadık, pazarlamasını beceremedik, kimse üstüne düşeni yapmadı ve kaçınılmaz son geldi.

Biz işimize dönelim, sonuçta elimizde bir yarışma var. Ünlü 8. virajımızın sağ taraftaki (özellikle de ön sağ) lastiklere bindireceği yükten dolayı takımların yaratıcı taktiklerle yarışması bekleniyor. Yol tutuşun az olduğu pistimizde lastiklerini koruyabilenler avantajlı olacaktır (gözler burada Sauber ve Ferrari'ye dönebilir). Ama önemli olanın doğru taktiği uygulamak olacağı kesin. Bir yandan da yağmur riski var ilk defa. Devlet Meteoroloji Işleri'nin sayfasında bir F1 hava tahmini bölümü var, henüz sadece salı çarşamba perşembe gözükse de yarış yaklaştıkça alakalı günleri de görücez heralde. Bu sayfa bile tek başına F1'i ne kadar hakkettiğimizi sembolize ediyor diyebiliriz.

Ve Türkiye GP'si sorusu: Yarışa gidiyor musunuz? Gidiyorsanız veya gittiyseniz burada anılarınızı anlatmak ister misiniz?

Gelelim tahminlere:

Pol pozisyonu: Vettel
Galibiyet: Hamilton
Podyum: Hamilton Vettel Button
EHT: Massa

22 Nisan 2011

Rahatladık Toptan!

Ortada paylaşılacak bir pasta olduğu an, hem karnı doymaz birer aç kurt hem de mağduru oynayan birer oyuncuya dönüşmemiz kimseyi şaşırtmıyor artık. Türkiye GP'si de farklı olmadı; KKTC oynumuzla, pistin Bernie'ye devriyle, en son olarak CVC'ye ödenmesi gereken miktarı ödememeye karar vererek. Neyse ki 2011'den sonra yarışımız yok, pasta gidiyor. Herkes rahatlamış gibi. Gerçek F1severler hariç...

Hermann Tilke'nin tasarladığı en güzel pist olan, 8. virajıyla F1 literatürüne geçen güzel pistimiz hakkında eleştirilecek çok şeyimiz var. Bol bol da yazmıştım bu blogda. Halk olarak motorsporları kültürümüz yok, oluşturulması için ne kadar emek verildiği soru işareti... Bu işin nasıl yapılması gerektiğini Rusya ve Hindistan örneklerine bakarak anlayabiliriz galiba. Anlaşılan bunları uzun uzun yazmak zaruri artık.

Kendi adıma, üçüncü kere biletimi alıp yarışı izlemeye gittiğimden içim rahat. Joe Saward'ın yazısına bakınca F1 çevresinin de pek üzüldüğü söylenemez. Iyi ki gidiyoruz diyorlar, 8. viraj kaybolacak diyenlere de Joe'nun cevabı hazır: "merak etmeyin aynısını Austin'de yapıyorlar". Işte Türkiye'nin F1'deki yeri...

Kısa bile olsa bizi mutlu eden F1 maceramızda emeği geçen herkese teşekkürler...

16 Ocak 2011

Cash is King! (Sponsorluk Denemesi)

Bu aralar taktığım bir konu paranın F1'deki etkisi. Yalan Rüzgarı dedik, Petrov dedik, Maldonado dedik, Karthikeyan dedik. Yani en üst takımlar hariç, 26 koltuğun çoğu satılık durumda. Üzücü bir durum ama takımların, bu sıkıntılı ekonomik durumlarda sponsor parasına sarılması zaruri.

Bir süre önce twitter'da, THY niye Formula 1'e sponsor olmuyor diye bir muhabbet dönmüştü. Gerçekten de uçan kuşa sponsor olan havayolumuz, ülkemizde can çekişen F1 yarışına sponsor olsa, eminim takvimde kalmamıza dair ümitlerimize çok büyük etkisi olur. Benim duyduğum kadarıyla THY'nin bu tip bir sponsorluktan çekinmesinin sebebi, kazalarla ilişkilendirilmek.

Peki dünyada durum nasıl? Şu anda Qantas Avustralya'ya, Etihad Abu Dhabi'ye, Gulf Air de Bahreyn'e sponsorluk yapıyor. Virgin markasında bir kaç havayolu bulunduğunu, Lotus'un patron Tony Fernandes'in AirAsia'nın sahibi olduğunu da unutmayalım. Yani dünya çapındaki havayollarında genelde böyle bir durum yok.

THY'nin uzun vadeli planlarında dünyada önemli bir aktör olma, filo büyütme ve bunun promosyonunu da spor üstünden yapmak varken daha ne kadar uygun olabilir Türkiye GP'sine sponsor olmak diye düşünüyor insan. Isim sponsorluğu için istenebilecek bedel konusunda bir fikrim yok ama 1) Manchester United veya Barcelona'ya sponsor olmaktan çok pahalı olmasa gerek, 2) bütün sene markanın, devamlı anılacak olması muhtemelen o bedele değer. Türkiye GP'si ile yapılacak bir senelik deneme anlaşması eminim iki taraf için de bu işin olurunu ortaya koyacaktır.

Bir beyin fırtınası yapalım. 2010'da Türkiye GP'sinin adı 2010 Formula 1 Turkish Airlines Turkish Grand Prix olsaydı... Sezonunun en önemli dönüm noktalarından biri olan Webber-Vettel çarpışmasının ardından aylarca, hatta sezon bittikten sonra sezon özetleriyle tekrar tekrar THY adı bütün dünyaya yayılacaktı.

Başka bir fikir: Bir pistin, geçmiş/kültür yaratabilmesinin en önemli noktalarından biri virajları. Ve bizde öyle bir viraj var ki, bu kadar kısa zamanda tarihin en iyi virajları arasında yerini almış durumda. Bütün pilotlar, yazarlar, takım patronları buradan bahsediyor. Yeni yapılacak pistler, kendilerine bunun kopyasını yapıyor. Ama biz bunu bir kültüre, bir yaşanmışlığa döndüremiyoruz. Nasıl döndürebiliriz? Oraya bir ad vererek. Hermann Tilke pistlerinin en önemli dezavantajlarından biri suni olmaları, 1. viraj, 2. viraj vs... Oraya mesela F1 lastiklerini Türkiye'de üreten Pirelli, ismini verse. Pirelli virajı. Veya aynı şekilde THY virajı, son yasakların üstüne Efes Virajı mesela. Veya bir sigorta şirketi, oraya ismini verdikten sonra reklamında orada yoldan çıkan araçların görüntüleriyle sükse yapmaz mı? Yarışa adını vermek gibi pahalı bir şey olacağını da zannetmiyorum. Aynı şekilde arka düzlüğümüzün ortasındaki kırılma bölümüne veya sondaki 3 yavaş viraja ad verilse yarışımızın havası ne kadar değişir bir anda. Buradan gelecek paralarla biletler de daha ucuz olabilir. Daha ucuz bilet, daha fazla insan. Işte Bernie Ecclestone'ın ülkemiz hakkında dediği motorsporları altyapısı yok eleştirisinin asıl karşılığı bunlardır bence.

Bir fikir de uluslararası şirketler ve FIA için. Herşey takım, yarış, pilot bazlı düşünülüyor, bunların marketing değeri üzerinden hesaplanıyor. Ama Formula 1'in de kendi değeri var açıkçası. Bu da bir sponsor çekebilir açıkçası. Mesela şu anda spordaki en büyük sponsorlardan olan Santander, Formula 1'e sponsor olabilir; Santander Formula 1 Championship. Veya pilotlar şampiyonasına bir, markalar şampiyonasına başka bir sponsor bulunabilir ama bu biraz kafa karıştırabilir. Ilk bakışta garipsenebilecek bile olsa, bakarsanız çok uzak değiliz buna. Sonuçta DHL Fastest Lap yarışması yapılmıyor muydu? Bunu, FIA'nın herkes için aldığı bir havuz sponsor olarak algılarsak, yani buradan gelecek gelirin takımlara dağıtıldığı ve takımlara ekstra gelir sağlandığı bir ortamda daha eşit bir rekabet ve takımların sponsorlara karşı ellerinin daha sağlam olduğu bir ortam oluşmaz mı?

Paranın, sporun ruhuna zarar verdiği tartışmalarının ortasında belki çok kapitalist bir yazı gibi durdu ama sponsor gelirlerinin, diğer bütün sporlar gibi Formula 1 için de çok önemli olduğu bir ortamda, bu parayı nasıl daha iyi kullanırız ve sporun gelişimine katkı sağlarız diye düşünmek, para sporun ruhunu öldürüyor demekten daha yararlı.

02 Aralık 2010

2010 Ödül Töreni

F1 sezonu bitmiş ve sezon sonu testlerinden sonra herkes biraz soluklanıyorken, sene sonu ödüllerini dağıtmanın zamanı geldi sanki. Bu kategorileri de, adayları da, kazananları da kafamdan attım; yani sizin de ekleme ve yorum yapma serbestiniz mevcut. Okuyun, sonra da kendi düşüncelerinizi yazın.

Yılın Pilotları: Kubica, Vettel, Webber, Alonso, Rosberg ve Kovalainen
Yılın Takımları: Red Bull, Lotus, Renault (üçünün de seneye Renault motoru kullanacak olması enteresan)
Yılın Yarışları: Istanbul, Melbourne, Kore, Montreal, Malezya, Spa
Seneye Izlenecekler: Kobayashi, Alguersuari, Lotus, Schumacher
Yılın Çaylağı: Hulkenberg
Yılın Çatlağı: Kobayashi
Yılın Kamikazesi: Petrov
En Iyi Sıralama Turu Performansı: Hulkenberg (BRE), Hamilton (CAN)
En Iyi Yarış Performansı: Webber (MON ve ISP)


Yılın Pilotları:
-Kişisel olarak Kubica'nın, Renault aracıyla çıkardığı performansı, neredeyse BMW yıllarında gösterdiği performanstan daha iyi buldum. Zaten sene sonu listelerinde de ona hep yer verilmiş durumda ve bu şans değil. Kesinlikle daha iyi bir aracı ve bir sürü şampiyonluğu hakkediyor. Italyan sempatisi ve Italyan'ların ona olan sempatisinden dolayı Massa'yı baskı altına aldığı konuşuluyor.
-Vettel, şampiyon olarak aslında tabi ki bu listenin başında olması gerekiyordu ama sonuçta elinin altında bir Red Bull vardı. Ortaya koyduğu inanılmaz sürüşler ve felaket hatalarla hiç bir zaman ortalama bir performans sergilemedi. Ama ileride altın bir çağ olarak anılacak bu yılların en önemli aktörlerinden olduğunu gösterdi.
-Eğer Webber de Vettel kadar genç olsaydı, sadece Istanbul'da değil, heralde her yarışta çarpışabilirlerdi. Avustralyalı'nın, bu kadar iyi bir araca bu kadar geç ulaşması üzücü ama onun kadar inatçı ve profesyonel bir karakterin, seneye de aynı azim ile geri döneceğini düşünüyorum.
-Bu seneye kadar Alonso'ya bir antipati beslediğimi gizleyemem ama bu sene, işler kötü giderken ipleri eline alışı ve geriye düştüğü zaman bile vazgeçmemesi inanılmazdı. Ilk önce takımda kimin patron olduğunu Massa'ya gösterdi, sonra da takımını, azmiyle ileri taşıdı. Çok bariz bir pit hatasıyla şampiyonluğu kaybederken bile takımı suçlamaması ve optimizmi de alkışa değer.
-Geçen sene bu zamanlar herkes Schumacher'i konuşurken, şu an Mercedes denince akla sarı kaskıyla Rosberg geliyor. Aldığı podyumlar, bütün takım nerede yanlış yaptık diye düşünürken onun pist üstündeki savaşı, sessiz sedasız işini yapması, yakışıklığını bile gölgede bıraktı.
-Ve Kovalainen... Mclaren'den Lotus'a. Bir uçtan öbür uca... Böyle bir ortam değişikliğini çok olgun karşıladı ve hem diğer yeni takımların pilotlarını hem de kendi takım arkadaşını net bir şekilde geçti. Moralini bozmadan böyle bir performans çıkarmak kendisinin mental olarak ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Umarım RoC kazasını kolay atlatır.

Yılın Takımları:
- Klasik bir Adrian Newey; hızlı ama kırılgan. Araç olarak bütün sene, belki Monza ve Montreal dışında, en iyilerdi. Tartışmasız. Ama takım içi yönetim olarak aynısını söyleyemeyeceğim. Vettel'i, Webber'den üstün tutmak için çok sayıda ve çok mantıklı sebepleri var ama bunu yapmak vardır, bunu yapmak vardır. Ve Horner'ın, bunu yeteri kadar iyi yönetemediğini düşünüyorum, sonunda destekledikleri pilot şampiyon olsa bile. Ama araç olarak bir efsane ile karşı karşıyaydık, o ayrı.
- Renault, kendilerinden beklenmeyecek bir azim ile her yarışa yenilemelerle geldiler. Bu takımın geçen sene crashgate skandalı ile çalkalandığını düşündükçe o günler ne kadar uzak geliyor. Eric Boullier gibi sessizce işini yapan ve başarılı olan insanları da seviyorum. Ayrıca ellerinde Kubica gibi bir yeteneğin dışında önemli bir altyapı pilot kaynağı var. Buranın geleceği parlak bence.
- Lotus, bu senesini film projesi olarak Hollywood'a satabilir bence. Son anda gride gelip yarış bitirerek, yıl sonunda 10. olarak, Lotus Group ile verdiği savaştan ve her yerden bulduğu destekten, gerçekten rüya gibi bir sezon geçirdi Tony Fernandes ve Gascoyne. Seneye Red Bull ve Renault desteği ile orta sıraları da sallayacaklarına eminim.

Yılın Yarışları:
- Tabi ki şehrimin yarışını, yerinde izlediğim yarışı en başa koyucam. Ama o da öyle bir yarış oldu ki bütün sezonu kökten salladı. Webber-Vettel çarpışması hala konuşuluyor ve konuşulacak da. Mclaren'lerin düellosunu pist üstünde bitirmeleri ise sezon boyu burada suların durgun olmasını sağladı. Ferrari içinse dip oldu Istanbul, bir tokat.
- Lewis Hamilton'ın iterek bitirdiği sıralama turlarından Schumacher'in sert hamlelerine, Alonso'nun Mclaren'e geçilmesine çok güzel bir yarış oldu hakkaten. Lastik performanslarının çok belirleyici olduğu yarış da Pirelli'ye bir çok fikir vermişe benziyor.
- Olacak mı olmayacak mı derken Kore, yağmuruyla beraber o kadar kritik bir yarış oldu ki bir tur yerimizde oturamadık. Webber'in kazası, Vettel'in motoru, Schumacher'in kendine gelişi, Alonso'nun liderliğe oturuşu ve aslında fena da olmayan pist. Seneye görüşürüz Yeongam.
- Gönüllerin sezon başlangıcı Melbourne, bu sene bize, Bahreyn'de unuttuğumuz herşeyi hatırlattı. Burada Jenson Button'a da teşekkür etmeliyiz tabi bir yandan. Heyecansız tur geçtiğini hatırlamıyorum, en son koltukta zıplıyordum.
- Malezya'nın sıralama turları yarışından daha eğlenceliydi, doğruya doğru. Ferrari ve Mclaren'lerin, yeni takımlara bile geçilmesi, hele de sezonun bu kadar başında, lezizdi. David ve Goliath hikayesinin 2010 versiyonuydu.
- Spa her zaman güzel yarışlara ev sahipliği yapar zaten, şaşırtmaz. Ama bu sene Hamilton'ın mükemmel pilotajı ve klasikleşmiş yağmur sürpriziyle bizleri yine mest etti.

Seneye Izlenecekler:
- Kobayashi... Daha söze gerek var mı? Daha fazla özgüven, seneye daha iyi gireceğini düşündüğüm bir Sauber ve küçük gözler...
- Alguersuari'nin bu seneki gelişimi çoğu gözden kaçmış olabilir ama Franz Tost, ona ne kadar güvendiğini bu hafta açıkladı. Gerçekten de bazen mavi gözlü DJ Ispanyol'un ne kadar genç olduğunu unutabiliyoruz. 2. ful senesinde eminim çok daha iyi işlere imza atacaktır.
- Yukarıda da değindik Lotus'a. Çok kısa bir zamanda çok iyi bir iş çıkarmışlardı 2010'un başında. Seneye Red Bull ve Renault desteği ile teknik olarak en sıkıntı çektikleri alanları kuvvetlendirdiler. Ayrıca 2011'de siyah-altın renklerinde olacaklar. Daha ne olsun...
- Herkes bu sene sonunda bırakması gerektiğini söylese de bence sene içinde ne iyi ne kötü bir iş çıkardı Schumacher. Hatta sene sonunda kendine geldiği ve iyi yarışlar çıkardığını bile söyleyebiliriz. Kendi geliştirdiği bir Mercedes'te 2011'e beklenmedik bir damga vurabilir bence.

Yılın Çaylağı:
- Belki Petrov ondan daha fazla puan almış olabilir ama Hulkenberg'in altında, sene boyunca genel olarak, daha az rekabetçi bir araç vardı. Buna rağmen efsanevi bir pol pozisyonu almayı bildi. Petrov ise genelde kazaları ile akılda kaldı. O da fena performans sergilemedi ama bu bir "Hulkenberg gitmesin" çağrısı aynı zamanda!

Yılın Çatlağı:
- Suzuka'yı izlemek bile tek başına yeter ama Kobayashi'nin istikrarlı sürüşünün buna o geçiş hamlelerini sağladığını unutmamak lazım. Ayrıca gözlerinin küçüklüğünden dolayı daha rahat geçiş yaptığına dair demeci de F1'de artık pek görmediğimiz türden samimi. Seviyoruz bu genci, Erbatur kadar olamasa bile...

Yılın Kamikazesi:
- Her ne kadar Sutil, Kore'de önüne gelen her araca vurmaya çalışsa da bütün sezon boyunca daha istikrarlı bir şekilde araç parçalayan Petrov, bu kategorinin en başarılı ismi oldu. Genelde Japon pilotlara ait olan kamikaze kültürünü devam ettirdiği için kendisine Kamikaziov adını da layık görüyorum. Kutlarız kendisini, daha nice şasilere...

En Iyi Sıralama Turu Performansları:
- Herkesin şampiyonluk mücadelesine konsantre olduğu Brezilya'da bir anda ortaya çıkıp ikinci Vettel'e bir saniyede fazla fark atarak herkese küçük dilini yutturdu genç Alman. Bazıları abartıp Senna'nın 1988 Monaco sıralama turu ile karşılaştırsa da yine de tarihteki yerini aldı Hulkenberg.
- Red Bull'ların pol pozisyonlarda tulum çıkaracağı inancının virüs gibi yayıldığı günlerde Lewis Hamilton'ın, benzinsiz kalma pahasına attığı tur, onun ne kadar mükemmel bir pilot olduğunun kanıtı sanki. Sonrasında aracını itmekten de geri kalmadı tabi.

En Iyi Yarış Performansları:
Uzun zamandır bu kadar beklenmedik bir pilot, bu kadar dominant bir çift galibiyet almamıştı galiba. 2009 herkese Button gerçeğini gösterdiyse, 2010 Monaco ve Barcelona da bütün dünyaya Webber'i sundu: Gözlerinizin önünde bir şampiyonluk adayı var, artık onu da hesaba katın.

11 Kasım 2010

Ruslar Sıcak Denizlerde

Rusların Formula 1'de yaptıkları hamlelerin, müfredata sokulup Türk yetkilileri ve halkına okutulması lazım.

Bugünkü açıklama ile Virgin'in çoğunluk hissesini Rus otomobil üreticisi Marussia aldı. Geçen sene de Virgin araçlarının ön kanatlarında isimleri olan Ruslar, seneye takımı yönetiyor olacaklar. Böylece yakın bir gelecekte Petrov'un dışında Aleshin ve Lukashevich de bir yarış koltuğu bulabilecekler kendilerine.

Virgin, bütün sezon Bernie tarafından topa tutuldu. Kısa dev, Richard Branson'ın bu işe para koymamasından yakındı durdu. Ki aslında haklıydı, sonuçta Virgin'in en büyük eksiği finansal destek oldu bütün sezon. Araçlarını pür CFD ile dizayn etmek çok cesurdu ama yeteri kadar para koyamadıkları için gerisini getiremediler. Marussia'nın ortaya ciddi para koyduğunun açıklanmasından sonra Virgin'in ilk yaptığı açıklama ne oldu? Takım, CFD kapasitesini ciddi şekilde arttırıp bu konuda F1'in lideri olacağını açıkladı. Çünkü artık bunun giderini karşılayabilecek. Orta-uzun vadede bu yaklaşımın, F1'in geleceği olduğunu düşünsem de Virgin'in bunu kanıtlamak için başarısız bir kaç seneyi göğüslemesi gerektiğini söylüyordum, Marussia'nın yardımıyla bunu da yapabilecekler artık. Bu kamptan sürprizler çıkabilir diyorum ben.

Haftasonu TRT'de, Türkiye GP'si hakkında konuşurken Bernie'nin dediklerine değinmiştim. Adam, sizin grassroots programınız yok demişti, "adam haklı beyler". Ne sponsorumuz, ne takımımız, ne pilotumuz ne de motorsporları kültürümüz var. Ruslar ise gümbür gümbür altyapıdan geliyorlar. Midland F1'i hatırlayan var mı? Ilk Rus takımı onlardı, belki bir şey yapamadılar ama niyetlendiler. Sonrasında Vitaly Petrov. Kanında bir Japonluk olduğundan şüphelendiğim Kamikaziov, buzdağının görünen tarafı aslında. Bu aralar adlarından sıkça bahsettiren iki pilotları daha var vodkacıların; Aleshin ile Lukashevich. Putin'in, Rusların yıllardır süregelen F1 pisti isteği konusundaki iradesine ne demeli peki? Renault ile test sürüşü yapacak kadar niyetini belli ediyor Rus başkanı.

Japonya'nın gittikçe F1 haritasından silindiği bu yıllarda onların yerini Hindistan ve Rusya dolduruyor. Ikisinin de hem pistleri, hem pilotları hem de takımları var. Iki ülke de Formula 1 takviminde kalıcı olmanın, motorsporları kültürünü alttan yaratmanın önemini biliyor ve bunu sonuna kadar kullanıyor. Biz ise Bernie'ye yalvaralım daha.

19 Ekim 2010

Bernie'den Türkiye Hakkında

Bernie Ecclestone, Formula 1'deki en önemli adam diyebiliriz. FIA Başkanı Jean Todt'tan bile daha önemli hatta. Ve Brabham patronluğundan girdiği Formula 1'de çok önemli değişiklikler yarattığını, iyisiyle kötüsüyle sporu bugünlere getiren kişi olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Bu bodur devin 80. yaşgünü nedeniyle hem F1.com'da hem de The Guardian iki farklı röportajı yayınlandı.

F1.com'daki röportajında, herşeyin şansla alakalı olduğunu, eline şans geçen insanın cesareti de varsa bunu değerlendirdiğini anlatıyor Bernie. Yani aslında hiç bişi demiyor. Tek dişe dokunur dediği şey, takımlara, 2013'te yürürlüğe girecek yeni Concorde Anlaşması öncesi gözdağı vermek. Evet önemli bir konu ama, biraz daha bekleyebiliriz onun için.

The Guardian'daki röportajı çok daha doyurucu ve enteresan buldum açıkçası. Iki röportajda da dediği "ölene kadar emekli olmayacağım" nidalarının dışında, Max Mosley, boşanması, yöneticilik yöntemleri, Spa ve özellikle de bizim yarışımızla ilgili bilgiler veriyor. Belçika'nın efsanevi Spa-Francorchamps pistinin, eğer devlet tarafından yardım edilmezse parasını ödeyemeceği ve takvimden çıkarılabileceğini rahatlıkla söylüyor. Bilindiği gibi Belçika GP, finansal zorluklar yaşıyor ve takvimden çıkmakla bir kaç kere tehdit edildi bile.

Röportajın başka bir bölümünde, Hermann Tilke dizaynı pistlerin, birbirlerinin kopyası olduğu iddiasına, "süper güvenli pistler inşaa etmeye çalışıyoruz, her zaman da inişli çıkışlı olmuyor bunlar. Olsa güzel olur, mesela Istanbul Park, inişli çıkışlı ve şu andaki en muhteşem pist o". Burada Bernie Ecclestone'ın pistin sahibi (böyle diyebiliriz heralde) olmasının katkısı ne kadar, bilemiyoruz tabi. Bir başka bizimle ilgili nokta da, Rusya ve Austin GP'leri ile beraber takvimin fazla uzun olup olmayacağı sorusuna Bernie'nin verdiği cevap: "20 yarışta durmanın yollarını buluruz gibi geliyor. Belki birileri ara vermek ister, mesela Türkiye. Muhteşem bir pist yarattılar ve belki şu an takvimdeki en iyisi bile olabilir ama halk pek heyecan duymuyor. Neden bilmiyorum".

Bilmediğimiz bir şey değil maalesef, bu sene her ne kadar seyirci ortalamaları yükselmiş olsa da, 2011'de son kurşunumuzu sıkıyor olacağız. Bir kaç gün önce Rusya GP'si hakkındaki yazıda, tam da bu konulardan bahsetmiş, hangi pistlerin gidici olabileceği üstüne kafa yormuştum. Belli ki Spa da, bahsetmediğimiz ama gidiciler listesinin üst taraflarında olabilecek bir pistmiş. Belki de Türkiye GP'sinin varlığına devam etmesi için şansı, böylece biraz daha artabilir.

Gönlüm hem Spa'nın hem de Türkiye'nin takvimde kalmasından yana ama bu çok zor gözüküyor.

Related Posts with Thumbnails