Lancia etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lancia etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

02 Şubat 2011

Stratos - Hayali Bir Geleceği Gerçekleştirmek

Geçen gün içki yasağını protesto etmek için efsanevi Martini Racing Lancia'larından dem vurmuştuk, kısmette Lancia ile devam etmek varmış. 1983'te doğmuş ve çocukluktan beri (teknikleri ile olmasa da) arabaların kendisine meraklı biri olarak, bilinçaltımda hep ikonik bazı arabalar olmuştur. Mesela Renault 5. Muhtemelen benim gibi küçük olmasından ziyade idi sevgim. Gidip gidip Renault 5'lere sarılırmışım sokakta...

Ve tabi ki motor sporları. Rothmans Williams, JPS Lotus, Alesi döneminin Ferrari'si, Marlboro Mclaren'lerin kırmızı beyazı, Martini Racing Lancia Delta, Castrol Toyota ve Alitalia Lancia Stratos (ilk resim). Bu ikonik arabaları unutmak, hafızamdan silmek imkansız. Her yarış aracı sponsorun rengine göre şekil değiştirir ama bunlar, belki de en iyi örnekler. Bilmediklerinizi google'a sorarsanız o da aynı şeyi söyler eminim.

Yukarıdaki markalar, öyle veya böyle, yarışmaya devam ediyorlar. Biri hariç: Lancia. 10 Markalar Şampiyonluğu ile ralli dünyasının istatiksel olarak hala en başarılı markası olan Lancia, 1993'ten beri etaplarda boy göstermiyor. Hatta Italya dışında ciddi bir satışları bile olduğunu düşünmüyorum. Asıl patron Fiat, Lancia'yı Chrysler ile beraber Amerikan pazarına sokmaya çalışsa da işleri zor.

Lancia Delta, geçtiğimiz yıllarda yenilenerek tekrar yollarda boy göstermeye başladı ama eskisinin güzelliğinin çok uzağındaydı. Ama Stratos için hiç böyle bir niyet yoktu açıkçası. Ya da ben bilmiyordum. Ta ki bugün Top Gear'daki habere kadar...

Michael Stoschek. Tanır mısınız? Ben tanımıyordum. Chris Hralabek? I-ıh. Hikaye kısaca şöyle. Hrabalek, Stratos manyağı bir insan. Hatta şu anda 9 farklı Stratos'u var kişisel koleksiyonunda. Neyse, zamanında kendi şirketinin hisselerinin bir kısmını satarak boşa çıkan Stratos'un isim haklarını alıyor. Sonra da kapı kapı yeni Stratos'u yaptırmak için dolaşıyor. Pagani, Koenigsegg, Prodrive... Ama ciddi bir finansal destek bulamayınca bu sefer yakın arkadaşı iş adamı Michael Stoschek'e yıllarca yalvarıyor. Ve Stoschek, parayı çıkınca Pininfarina ile anlaşıyorlar. Amaç şu: 1 (yazıyla bir) adet, one off, yeni Stratos yaratmak. Geleceği olmayan, eski bir geçmişte Zeus gibi heybetli duran Stratos'u gökten yere, 2011'e indiriyorlar. Sonuç ise inanılmaz.

Çekiçbalığı burunlu, mağrur farlı, çok kısa wheelbase'li, alamet-i farikası olan yanlara doğru uzayan ön camlı, eskisi gibi Ferrari motorlu, ama herşeyden önemlisi yepyeni bir Stratos.

Yakında sınırlı sayıda (baya sınırlı sayıda, 25 adet) üretimi tasarlanan yeni Stratos, olmayan geleceğini iki adamın hayallerine ve aşkına dayandırıp yeniden canlanmış durumda. Beni ortaokul yıllarındaki geek heyecanlara götürdü. Sizi?

20 Ocak 2011

Içki Yasağı

Içkinin etrafındaki gittikçe daralan çember ve içki firmalarına getirilen sponsorluk yasağı, sistematik olarak hayat tarzlarının elimine edilmesi ve sadece belli bir görüşün hayatı domine etmesi konusunda atılan önemli bir adım bence. Ülkemizdeki karşıt görüşün bayrağı Efes Pilsen olarak görülüyor. Basket kulübünün kapatılma ihtimali, Blues Festivali gibi etkinliklerin iptali vs vs. Ama madem motorsporları bloguyuz, buradan kendi çizgimizde bir protesto yapma ihtiyacını duydum.

Porsche ile ilgili bir haber okurken eski Le Mans araçlarının o güzel Martini renklerini gördüm. Oradan aklım, ralli ikonu Martini Racing Team Lancia'larına gitti. Ve ardından ufak bir şey daha ekledim, hoşunuza gider diye düşünüyorum (bakmaya doyamadıysanız gerisi burada). Giydirildiği her aracı (ve içildiği her insanı) ayrı bir güzel yapan Martini renkleri, böyle saçma yasalara tabi olsaydı hiç var olmayacaktı. Neyse ki Italyanlar bizim kadar ..... değiller (o boşluk bi sürü kelime ile dolar da kamera çekiyo Necmi'cim).


25 Kasım 2010

Henri Toivonen (1956-1986)

RoC hakkındaki yazının sonunda Henri Toivonen Special geleceğini müjdelemiştik dün, bugün de elimizden geldiğince, dilimiz döndüğünce bu enteresan adamı yazalım.

Jyvaskyla'da, rallici bir babadan doğan bir çocuğun mesleğinin ne olacağı zaten az çok bellidir. Ne de olsa Finlandiya Rallisi'nin merkezinde baba mesleği veya ata sporu denince akla bir tek şey gelir: Ralli! Yine de genç Henri, ilk önce pist yarışlarına merak salıyor. Asfalt üstünde küçük yaşından itibaren yarışlar kazanmaya başlıyor ama ailesi, pistlerin güvenli olmadığına inandıkları için oğullarını ralliye yönlendiriyor!!! Herkese böyle bir aile lazım. Henri'nin go-kartı'nı da Mika diye bir çocuğun ailesine satıyor Toivonen'ler.

Genç sürücülerin 50 km'yi geçmeleri yasak olduğu için Henri, 19 yaşına kadar rallilerde yer alamıyor. 1000 Göller Rallisi ise onun doğal başlangıç yeri. 1978 sezonuna Arctic Rallisi ile başlayan Henri, yarışı Ari Vatanen'in arkası, Marku Alen'in önünde ikinci bitiriyor. Citroen, Porsche ve Chrysler, ona bazı rallilerde yer alması için araçlar veriyorlar ve bu genç gittikçe dikkat çekmeye başlıyor. Dolu dolu geçen bir 1979 sezonundan sonra ise Talbot takımı, 1980 için ona tüm sezonluk anlaşma öneriyor. Ve ilk fabrika takımı anlaşmasını imzalayan Toivonen'in kaderi değişmeye başlıyor.

1980 sezonunda iddialı olmayan Talbot'unu, doğal hızıyla ileri taşısa da Henri, aynı zamanda bol bol kaza da yapıyor. Aynen F1'deki dönemdaşı James Hunt gibi, o da hızının potansiyelini, yaptığı kazalar yüzünden bir türlü gösteremiyor. Ta ki RAC Rallisi'ne kadar. Hannu Mikkola'nın önünde Talbot ile hiç beklenmedik bir zafer kazanınca hem yarış kazanan en genç ralli pilotu oluyor (Latvala, bu rekoru 2008'de kırdı) hem de Talbot, bir senelik anlaşma daha öneriyor kendisine.

1981'de Talbot, özellikle Audi Quattro'ların hakim olduğu ralli sahnesinde iyice rekabet gücünü kaybetmişti. Ama iki pilotu da aracın potansiyelini sonuna kadar kullandı; Toivonen, yarışdışı kalmadığı yarışlardan aldığı puanlarla pilotlar sıralamasında yedinci olabilirken takım arkadaşı Guy Frequelin (2000'lerde Citroen takım patronu Monsieur Guy), copilotu Jean Todt (FIA başkanı an itibariyle) ile Ari Vatanen'e (Todt'un FIA başkanı seçilirken yarıştığı diğer aday) karşı şampiyonluk mücadelesi vermiş ama yenilerek ikinci olmuştu. Yine de bu, Talbot'un markalar şampiyonu olmasına yetti.

82 ve 83 sezonlarında Opel'e geçen Tovionen, Grup B kategorisini Audi ve Lancia'nın domine ettiği bir zamanda kazanan bir araba ile yarışamadı. Avrupa Ralli Şampiyonasında elde ettiği galibiyetlere rağmen Dünya Ralli Şampiyonası'nda aynı başarıyı gösteremedi. Yine de 1982'de March F1 takımı için test yapan Henri, yeteneklerini göstererek takımın normal piltou Raul Bösel'i geçti.

1984'te iki cephede birden savaşacağını düşünen Henri Toivonen, aslında yanılıyordu. ERC için Rothmans Porsche, WRC için ise Lancia ile anlaşan Toivonen, ERC'de beş ralli üstüste kazanıp rahat giden liderliğini üçüncü cephede, kendi sağlık sorunları cephesinde kaybedecekti. Sırt ağrıları yüzünden sezonu yarıda bırakmak durumunda kalan Henri, ERC'de rahat elde edebileceği bir şampiyonluğu kaçıracaktı.

1985 için Porsche ile Lancia seçenekleri arasından Italyan markayı seçti Uçan Fin (hiç uçmayan Fin duydunuz mu bu arada?). Sürüş tarzına uymayan L037 ile sezona tabiri caizse bombok bir başlangıç yaptı Toivonen; Costa Smeralda Rallisi'nde duvara girip belini tekrar sakatlamış ve boynundaki omurgaları kırmış, felç kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Uzun bir süre iyileşme dönemi geçirdi, ama sezonun sonu, Lancia'nın, L037'yi, gelecek senenin aracı Delta S4 ile değiştirmesi sayesinde iyi geçti. RAC Rallisi'nde Henri ilk sırayı alırken takım arkadaşı Alen ise ikinci olmuştu. 1986, onun senesi olacaktı.

Ve hakkıyla bir giriş yaptı Henri. Monte Carlo Rallisi'ni, sezonun ilk rallisini, kazanarak şampiyonluğun en güçlü adayı olduğunu cümle aleme gösterdi. Isveç ve Portekiz'de podyuma bile çıkamaması, dördüncü raunt Korsika Rallisi'ne hırslı başlamasını sağladı. Henri o gün nezleydi, ve süper güçlü Lancia'yı Korsika'nın virajlı etaplarında sürmenin ne kadar yorucu olduğundan bahsediyordu 18. etaba başlarken. Zaten bazı pilotlar, Grup B araçlarının bu etaplar için fazla hızlı ve güçlü olduğunu, bazı yerlerde "tunnel vision" gördüklerini belirtiyorlardı. Henri, o ana kadar gerçekten bütün konsantrasyonunu toplamış ve aldığı etap galibiyetleri ile rahat bir liderlik yaşıyordu. Ama 18. etapta, korkulukların olmadığı bir bölümde yoldan çıkarak taklalar atmaya başladı. Kaza sırasında çarptıkları ağaçların, benzin deposunu delmesi yüzünden büyük bir patlama, Lancia'yı araba olmaktan çıkardı. Etrafta yarış hakemleri dahil kimse olmadığından dolayı kurtarma ekipleri olaya geç müdahale edebilmişti ama zaten Toivonen ve copilotu Sergio Cresto, patlama anında yanarak ölmüşlerdi.

FISA (şimdinin FIA'sı), kazadan bir kaç saat sonra Grup B ve bir sonraki sene kullanılması düşünülen Grup S araçlarını sezon sonundan sonra yasakladı. Çünkü fazla hızlı ve güçlüydüler, bunun gibi bir çok ölüme daha sebebiyet verebilirlerdi. FIA'nın bu kararının ardından Ford ve Audi, sezonun bitimini beklemeden yarışlardan çekildi. Bu kaza ile bir dönem sona erdi.

Kariyeri boyunca 40 ralliye katılıp 22 DNF gören, 3 de galibiyet alan Henri Toivonen, 1986 yılında kariyerinin en üst noktasına gelmişti ve şampiyonluk için yarışmaya hazırdı.

Korsika Rallisi'nde yoldan çıktığı virajda kendisi için bir lahit ve açılmamış bir Martini şişesi (yarıştığı takımın ana sponsoru olarak) bulunuyor.

1988'de tarihin en başarılı bayan ralli pilotu Michele Bouton tarafından, ralli pilotlarına özel olarak bir Race of Champions organize ediliyor, Toivonen anısına. O zamandan beri NASCAR, F1, motosiklet pilotlarının da katılımıyla genişleyen organizasyonu kazanana ise bir Henri Toivonen kupası veriliyor. Ve o yarışın 2010 versiyonu, bu haftasonu yapılıyor.

12 Mayıs 2010

Yeni Zelanda Rallisi ve Sonrası

Anneler günü, Barcelona GP'si derken aslında çok da güzel geçen bir Yeni Zelanda Rallisi'ni atlamış oluyorduk neredeyse. Loeb'ün klasman liderliği yüzünden ikinci başladığı yarışta, kendisinin de itiraf ettiği gibi kazanması çok zordu. Çünkü yolları süpürdüğü ilk gün kuru, diğer iki gün yağışlı ve tozsuz olacağından dolayı, ilk gün kaybettiği zamanı diğer günlerde toplaması son derece zor olacaktı. Cuma günü, bir köprü üstünden geçerken yaptığı kaza ile de az olan şansını sıfırladı. Elde ettiği üçüncülük ise inanılmaz bir cumartesi gününün hakedilmiş bir ödülü.

Ama şahsen ben Hirvonen'in bu sebeple daha bir asılacağını, kazanmaya yakın olacağını düşünüyordum. Tam tersine, WRC'nin iki genç yıldızı Yeni Zelanda'da sahneye çıktı: Citroen Junior Team pilotu Ogier ile Ford'un ikinci pilotu Latvala. Ogier, ilk WRC galibiyetini almaya 3 viraj uzaktayken attığı spin ile Latvala'ya kariyerindeki 3. galibiyeti getirmiş oldu. Fransız eminim kafasını duvarlara vuruyordur ama içinde bulunduğu gelişim süreci, seneye onu Citroen fabrika takımına götürecek gibi gözüküyor. Hatta bu, açık açık konuşuluyor da. Sezonun şu ana kadarki kısmında Citroen'in ikinci pilotu Sordo'yu rahatlıkla geçti zaten.

Latvala ise fabrika takımında olarak kendini zaten kanıtlamıştı. Pit Girişi Özel Latvala röportajında da takım liderliği konusunu kendisiyle konuşmuştuk. Yeni Zelanda'da ise bu adımda ciddi adımlar atmış gözüktü. Zira önemli olan buradaki galibiyet değil, o galibiyeti nasıl elde ettiğiydi. Daha önce saatli bomba gibi süren, çok hızlı ama bol kazalı performanslar sergileyen genç Fin, dersini iyi çalışmışa benziyor çünkü bu sefer, hiç bir etap galibiyeti olmadan, hızın aksine istikrarlı ve sabırlı bir şekilde sürerek, baskı yiyerek değil baskı kurarak yarışı kazandı ve belki de Malcolm Wilson'ın görmek istediği buydu. Kendisindeki yetenek çok fazla, ama kontrolsüz güç güç değildir!

Peki Hirvonen? Sene başında çok iddialıydı. Gazı kökleyeceğini, Loeb'ü bu sene geçeceğini, cesur olacağını söylüyordu. Ama şu anda hem Loeb'ün hem de takım arkadaşı Latvala'nın arkasında kaldı. Isveç Rallisi'ni kazandıktan sonra hiç bir rallide ciddi bir tehlike olamadı. Koltuğu ne bu sene, ne de 2011 için tehlike gibi gözüküyor ama ciddi bir form düşüklüğü yaşadığı açık. Eğer çok yakın zamanda toplanıp Latvala ile beraber Loeb'e karşı dominasyon kurmazlarsa, Fransız efsane bu sene çok daha rahat şampiyon olabilir. Sezonun asfalt rallilerinin daha başlamadığını da hatırlatmak gerek bu noktada.

Bir yandan da Yeni Zelanda'da 75. galibiyetini alan Ford, Lancia'nın 74 yarışlık rekorunu kırarak ralli tarihinin en çok yarış kazanan takımı oldu. Ford'u tebrik eder, Lancia'yı buradan hasretle anarız.

Kısacası Loeb ve Hirvonen çekişmesinin ardından ciddi bir ikili daha geliyor. Kendi takımıyle eski günlerine dönen Petter Solberg'i de katarsak yakında yarışlarda beşli çekişmeler bizi bekliyor olacak heralde.

Related Posts with Thumbnails