30 Aralık 2010

2011

Sevgili Pit Girişi okurları,

Aralık ayı bu blogda sessiz geçti, farkındayım. Motorsporları camiasında da çok fazla ses olmadı (diyecem, sakın inanmayın, yeni kurallar, Lotus davaları vs vardı). Benim özel hayatım hepsinden daha hızlıydı, asıl sebep o galiba.

Ama burayı boşladığımı kesinlikle sanmayın. Çok ciddi teknik değişiklikler ve bazı haberlerle gelicem size yeni senede inşallah. 2011'de (hemen başında olmasa da) yepyeni bir Pit Girişi ile karşılacaksınız.

Ayrıca bu fırsattan istifade hepinize çok iyi seneler, Paris-Dakar ile yarın başlayacak motorsporları sezonunun da bol heyecanlı olması dileğiyle...

Sinan Kolat

16 Aralık 2010

Nice Yıllara!

Sevgili Pit Girişi okurları,

Bir süredir yazamadım, maalesef yine yeni yeniden hayatım Eau Rouge'dan flat-out çıkma moduna girdiği için vakit ayıramadım. Bir yandan da sezon sonu soluklanması diyebiliriz buna. Tabi ki yeni kurallar açıklandı, yeni pilot dedikoduları var, yeni yılla beraber Paris-Dakar ufukta gözüküyor.

Ama bugün başka bi konu hakkında yazıyor olacağım. 14 Aralık'ta Pit Girişi'nin ilk doğumgününü kutladık. O gün yazı girmeyi unuttum, muhtemelen de bundan sonraki her doğumgününde de unutucam, çünkü aynı gün benim de doğumgünüm :) Genelde aklım onda oluyor.

Bir sene içinde okuyan sizlere çok teşekkür ediyorum, ben yazdım siz de vaktinizi ayırdınız okudunuz. Bıraktığınız yorumlar, söledikleriniz, yarışmaya gelen tepkiler, bu blogu devam ettirmek için çok büyük bir motivasyon.

Ama bu amatör bir motorsporları blogu. Düzeltilecek, geliştirilecek, elden geçirilecek çok şey var.

Benim aklımda layout'u elden geçirip daha okunur bir hale getirmek, muhtemelen pitgirisi.com adresini almak öncelik durumunda. Ama sizden gelecek düşünceler ve tavsiyeler de çok önemli. O yüzden ricam, bir kaç dakikanızı ayırıp şöyle bir sayfaya, yazılara bakın ve neleri beğendiğinizi, neleri görmek istediğinizi, eksikleri fazlaları sölemeniz. Örnek olarak mesela tarihi postları, listeleri daha çok görmek istiyoruz, daha çok teknik şey görmek istiyoruz, görseller daha güçlü olabilir, yazılar fazla uzun/kısa diyebilirsiniz. Ayrıca seneye yine yarışmamız olacak, yarışmayla ilgili de tavsiyelerinizi bekliyorum. Kısacası meydan sizin, bu sefer blogdan çok forum olsun yorumlar istiyorum.

Bu fırsatla tekrar teşekkür ediyor ve yeni yılınızı da şimdiden kutluyorum. Kendinize iyi bakınız ey okurlar.

08 Aralık 2010

Lotus Renault


Bu sene belli ki sürprizlerin senesi oluyor. Önce Williams, şok bir hamle ile Maldonado'yu açıkladı; görünüşe göre bugün Renault takımı, yeni adını Lotus Renault olarak basına tanıtacak.

Uzun zamandır söylenenler söyleniyor hala: 5 yıllık, yılda 20 milyon pound'luk bir anlaşma olacak, title sponsorship şeklinde. Bir soru işareti takımın hisseleri adına var sadece. Bilindiği üzere Renault'nun yüzde 75'i Genii Capital'e, kalanı ise hakiki has Renault'ya ait. Renault, bu hisseleri verip sadece motor ve şasi üreticisi olarak sporda kalmak istiyor. Eğer bir hisse el değişimi olacaksa muhtemelen Renault'nun elindekileri Lotus Group alacak demektir. Ama bu olacak mı, gün içinde o da açıklanır. (Şu anda resmi açıklama geldi, Group Lotus, takımın ana hissedarı olacak ve Renault'nun hissesi kalmayacak).

Tabi burada asıl garip olan, cümbüş yaratacak olan Lotus Renault. Daha önce de yazmıştık Lotus Racing ile Lotus Group arasındaki çekişmeyi. Mahkemeler devam ediyor ama eğer FIA, Renault'nun isim değişikliği kabul ederse bugün sonunda gridde iki tane Lotus Renault takımı olacak. Biri Tony Fernandes'in geçen sene canlandırdığı, bu sene yeni takımların en iyisi olarak sıralamada 10. sırayı alan takım. Öbürü de Kubica ile Petrov'un yarıştığı, siyah sarı renkli olan. Ve gariplikler bununla da bitmiyor. Iki takım da 2011'de, Team Lotus'un 80'lerin başında kullandığı John Special Player renkleri olan altın-siyah rengi ile yarışacaklarını açıkladılar. Red Bull, en azından ikinci takımının adını Italyanca'ya çevirmiş, renklere azıcık dokunmuştu.

Bugünden mahkeme sonucu açıklanıp hangi takımın Lotus Renault ismi ve renklerini kullanacağına karar verileceği güne kadar bu durumun absürdlüğü daha çok konuşulur. Ama burada, bu durumun F1 için aslında ne kadar üzücü olduğunun altını çizmek istiyorum.

Birincisi, Lotus gibi önemli ve tarihi bir üreticinin adının, bu şekilde harcanması. Lotus, March gibi Brabham gibi F1 tarihinin önemli parçalarından biridir ve bu mirasın her taraftan çekiliyor olması, bir F1 fanı olarak beni utandırıyor.

Ikincisi ve daha önemlisi, bütün bu olay silsilesinin, para için yapılıyor olması. Lotus, bu sene 10. olarak Concorde Anlaşmasına göre sınıf atlamanın eşiğine gelmiş durumda. Yani bir kere daha ilk ona girerlerse Tier 3 takımı olmaktan Tier 2 takımı olmaya çıkacaklar ve TV gelirlerinden çok daha fazla bir pay alacaklar. Bu seneki başarılarının üstüne Red Bull arka taraf ve hidrolikleri, ayrıca Renault motoru (yani şampiyon paket eksi Newey) eklenince, HRT ve Marussia Virgin'i geçmeleri çok hayal değil. Ama isim değişikliği olursa, bütün takımların izni olmadığı sürece bu seneki TV gelirleri paylarını alamayacaklar; ki yeni takımlar için bunun hayati önem taşıdığı ortada. Dany Bahar'ın başında olduğu Group Lotus ise ürettikleri arabaları Ferrari sınıfına taşımak ve marka değerini yükseltebilmek için başta F1, bütün yarış serilerine giriyorlar/girmeye hazırlanıyorlar. Nicholas Todt'un başında olduğu başarılı GP2 takımı ART ile şimdiden anlaştılar, seneye takım Lotus ART olacak. Bir çok insan, zaten banka kredileriyle ayakta duran Lotus Group'un, kazanılması çok zor bir kumar oynadığını söylüyor. Ve haklı da olabilirler. Sadece F1 takımına 100 milyon pound yatırmak, üstüne diğer yarış takımlarına para vermek ve bir yandan da Lotus yol arabaları üretmek, altından kolay kalkılabilecek bir yük değil.

Bu da Formula 1'in finansal tarafının ne kadar zorlaştığını, Renault gibi ikonik bir ismin bile orta vadede kendini kaosa götürebilecek bir seçeneği seçenebileceğini gösteriyor. Bir yandan Hulkenberg'in para için Maldonado'ya seçildiğini, başka bir yandan de la Rosa, Heidfeld gibi isimlerin arkalarında büyük sponsorlar olmadığı için gridde yer bulamadıklarını, Aleshin gibi bir gencin veya Petrov gibi bir kamikazenin yer bulmakta sıkıntı çekmemelerini de yanyana koyarsak F1 ruhunu para için satıyor mu tartışmalarının dozu artacakmış gibi duruyor.

Acil harekete geçmesi gereken iki kamp var bence: 1) FIA, masraf kısma anlaşmalarını ciddi şekilde empoze etmeli, 2) Kubica, hemen Ferrari'ye geçmeli. Iki tane de heyecanla beklediğim cevap var: Biri FIA'nın tekrar açıklaması gereken revize edilmiş takım listesi (yani bu değişikliği kabul edip etmeyecekleri), öbürü de Fernandes'in Lotus Renault'sundan gelecek cevap. Siz hatta kalın, gelişmeleri aktaracağım.

02 Aralık 2010

2010 Ödül Töreni

F1 sezonu bitmiş ve sezon sonu testlerinden sonra herkes biraz soluklanıyorken, sene sonu ödüllerini dağıtmanın zamanı geldi sanki. Bu kategorileri de, adayları da, kazananları da kafamdan attım; yani sizin de ekleme ve yorum yapma serbestiniz mevcut. Okuyun, sonra da kendi düşüncelerinizi yazın.

Yılın Pilotları: Kubica, Vettel, Webber, Alonso, Rosberg ve Kovalainen
Yılın Takımları: Red Bull, Lotus, Renault (üçünün de seneye Renault motoru kullanacak olması enteresan)
Yılın Yarışları: Istanbul, Melbourne, Kore, Montreal, Malezya, Spa
Seneye Izlenecekler: Kobayashi, Alguersuari, Lotus, Schumacher
Yılın Çaylağı: Hulkenberg
Yılın Çatlağı: Kobayashi
Yılın Kamikazesi: Petrov
En Iyi Sıralama Turu Performansı: Hulkenberg (BRE), Hamilton (CAN)
En Iyi Yarış Performansı: Webber (MON ve ISP)


Yılın Pilotları:
-Kişisel olarak Kubica'nın, Renault aracıyla çıkardığı performansı, neredeyse BMW yıllarında gösterdiği performanstan daha iyi buldum. Zaten sene sonu listelerinde de ona hep yer verilmiş durumda ve bu şans değil. Kesinlikle daha iyi bir aracı ve bir sürü şampiyonluğu hakkediyor. Italyan sempatisi ve Italyan'ların ona olan sempatisinden dolayı Massa'yı baskı altına aldığı konuşuluyor.
-Vettel, şampiyon olarak aslında tabi ki bu listenin başında olması gerekiyordu ama sonuçta elinin altında bir Red Bull vardı. Ortaya koyduğu inanılmaz sürüşler ve felaket hatalarla hiç bir zaman ortalama bir performans sergilemedi. Ama ileride altın bir çağ olarak anılacak bu yılların en önemli aktörlerinden olduğunu gösterdi.
-Eğer Webber de Vettel kadar genç olsaydı, sadece Istanbul'da değil, heralde her yarışta çarpışabilirlerdi. Avustralyalı'nın, bu kadar iyi bir araca bu kadar geç ulaşması üzücü ama onun kadar inatçı ve profesyonel bir karakterin, seneye de aynı azim ile geri döneceğini düşünüyorum.
-Bu seneye kadar Alonso'ya bir antipati beslediğimi gizleyemem ama bu sene, işler kötü giderken ipleri eline alışı ve geriye düştüğü zaman bile vazgeçmemesi inanılmazdı. Ilk önce takımda kimin patron olduğunu Massa'ya gösterdi, sonra da takımını, azmiyle ileri taşıdı. Çok bariz bir pit hatasıyla şampiyonluğu kaybederken bile takımı suçlamaması ve optimizmi de alkışa değer.
-Geçen sene bu zamanlar herkes Schumacher'i konuşurken, şu an Mercedes denince akla sarı kaskıyla Rosberg geliyor. Aldığı podyumlar, bütün takım nerede yanlış yaptık diye düşünürken onun pist üstündeki savaşı, sessiz sedasız işini yapması, yakışıklığını bile gölgede bıraktı.
-Ve Kovalainen... Mclaren'den Lotus'a. Bir uçtan öbür uca... Böyle bir ortam değişikliğini çok olgun karşıladı ve hem diğer yeni takımların pilotlarını hem de kendi takım arkadaşını net bir şekilde geçti. Moralini bozmadan böyle bir performans çıkarmak kendisinin mental olarak ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Umarım RoC kazasını kolay atlatır.

Yılın Takımları:
- Klasik bir Adrian Newey; hızlı ama kırılgan. Araç olarak bütün sene, belki Monza ve Montreal dışında, en iyilerdi. Tartışmasız. Ama takım içi yönetim olarak aynısını söyleyemeyeceğim. Vettel'i, Webber'den üstün tutmak için çok sayıda ve çok mantıklı sebepleri var ama bunu yapmak vardır, bunu yapmak vardır. Ve Horner'ın, bunu yeteri kadar iyi yönetemediğini düşünüyorum, sonunda destekledikleri pilot şampiyon olsa bile. Ama araç olarak bir efsane ile karşı karşıyaydık, o ayrı.
- Renault, kendilerinden beklenmeyecek bir azim ile her yarışa yenilemelerle geldiler. Bu takımın geçen sene crashgate skandalı ile çalkalandığını düşündükçe o günler ne kadar uzak geliyor. Eric Boullier gibi sessizce işini yapan ve başarılı olan insanları da seviyorum. Ayrıca ellerinde Kubica gibi bir yeteneğin dışında önemli bir altyapı pilot kaynağı var. Buranın geleceği parlak bence.
- Lotus, bu senesini film projesi olarak Hollywood'a satabilir bence. Son anda gride gelip yarış bitirerek, yıl sonunda 10. olarak, Lotus Group ile verdiği savaştan ve her yerden bulduğu destekten, gerçekten rüya gibi bir sezon geçirdi Tony Fernandes ve Gascoyne. Seneye Red Bull ve Renault desteği ile orta sıraları da sallayacaklarına eminim.

Yılın Yarışları:
- Tabi ki şehrimin yarışını, yerinde izlediğim yarışı en başa koyucam. Ama o da öyle bir yarış oldu ki bütün sezonu kökten salladı. Webber-Vettel çarpışması hala konuşuluyor ve konuşulacak da. Mclaren'lerin düellosunu pist üstünde bitirmeleri ise sezon boyu burada suların durgun olmasını sağladı. Ferrari içinse dip oldu Istanbul, bir tokat.
- Lewis Hamilton'ın iterek bitirdiği sıralama turlarından Schumacher'in sert hamlelerine, Alonso'nun Mclaren'e geçilmesine çok güzel bir yarış oldu hakkaten. Lastik performanslarının çok belirleyici olduğu yarış da Pirelli'ye bir çok fikir vermişe benziyor.
- Olacak mı olmayacak mı derken Kore, yağmuruyla beraber o kadar kritik bir yarış oldu ki bir tur yerimizde oturamadık. Webber'in kazası, Vettel'in motoru, Schumacher'in kendine gelişi, Alonso'nun liderliğe oturuşu ve aslında fena da olmayan pist. Seneye görüşürüz Yeongam.
- Gönüllerin sezon başlangıcı Melbourne, bu sene bize, Bahreyn'de unuttuğumuz herşeyi hatırlattı. Burada Jenson Button'a da teşekkür etmeliyiz tabi bir yandan. Heyecansız tur geçtiğini hatırlamıyorum, en son koltukta zıplıyordum.
- Malezya'nın sıralama turları yarışından daha eğlenceliydi, doğruya doğru. Ferrari ve Mclaren'lerin, yeni takımlara bile geçilmesi, hele de sezonun bu kadar başında, lezizdi. David ve Goliath hikayesinin 2010 versiyonuydu.
- Spa her zaman güzel yarışlara ev sahipliği yapar zaten, şaşırtmaz. Ama bu sene Hamilton'ın mükemmel pilotajı ve klasikleşmiş yağmur sürpriziyle bizleri yine mest etti.

Seneye Izlenecekler:
- Kobayashi... Daha söze gerek var mı? Daha fazla özgüven, seneye daha iyi gireceğini düşündüğüm bir Sauber ve küçük gözler...
- Alguersuari'nin bu seneki gelişimi çoğu gözden kaçmış olabilir ama Franz Tost, ona ne kadar güvendiğini bu hafta açıkladı. Gerçekten de bazen mavi gözlü DJ Ispanyol'un ne kadar genç olduğunu unutabiliyoruz. 2. ful senesinde eminim çok daha iyi işlere imza atacaktır.
- Yukarıda da değindik Lotus'a. Çok kısa bir zamanda çok iyi bir iş çıkarmışlardı 2010'un başında. Seneye Red Bull ve Renault desteği ile teknik olarak en sıkıntı çektikleri alanları kuvvetlendirdiler. Ayrıca 2011'de siyah-altın renklerinde olacaklar. Daha ne olsun...
- Herkes bu sene sonunda bırakması gerektiğini söylese de bence sene içinde ne iyi ne kötü bir iş çıkardı Schumacher. Hatta sene sonunda kendine geldiği ve iyi yarışlar çıkardığını bile söyleyebiliriz. Kendi geliştirdiği bir Mercedes'te 2011'e beklenmedik bir damga vurabilir bence.

Yılın Çaylağı:
- Belki Petrov ondan daha fazla puan almış olabilir ama Hulkenberg'in altında, sene boyunca genel olarak, daha az rekabetçi bir araç vardı. Buna rağmen efsanevi bir pol pozisyonu almayı bildi. Petrov ise genelde kazaları ile akılda kaldı. O da fena performans sergilemedi ama bu bir "Hulkenberg gitmesin" çağrısı aynı zamanda!

Yılın Çatlağı:
- Suzuka'yı izlemek bile tek başına yeter ama Kobayashi'nin istikrarlı sürüşünün buna o geçiş hamlelerini sağladığını unutmamak lazım. Ayrıca gözlerinin küçüklüğünden dolayı daha rahat geçiş yaptığına dair demeci de F1'de artık pek görmediğimiz türden samimi. Seviyoruz bu genci, Erbatur kadar olamasa bile...

Yılın Kamikazesi:
- Her ne kadar Sutil, Kore'de önüne gelen her araca vurmaya çalışsa da bütün sezon boyunca daha istikrarlı bir şekilde araç parçalayan Petrov, bu kategorinin en başarılı ismi oldu. Genelde Japon pilotlara ait olan kamikaze kültürünü devam ettirdiği için kendisine Kamikaziov adını da layık görüyorum. Kutlarız kendisini, daha nice şasilere...

En Iyi Sıralama Turu Performansları:
- Herkesin şampiyonluk mücadelesine konsantre olduğu Brezilya'da bir anda ortaya çıkıp ikinci Vettel'e bir saniyede fazla fark atarak herkese küçük dilini yutturdu genç Alman. Bazıları abartıp Senna'nın 1988 Monaco sıralama turu ile karşılaştırsa da yine de tarihteki yerini aldı Hulkenberg.
- Red Bull'ların pol pozisyonlarda tulum çıkaracağı inancının virüs gibi yayıldığı günlerde Lewis Hamilton'ın, benzinsiz kalma pahasına attığı tur, onun ne kadar mükemmel bir pilot olduğunun kanıtı sanki. Sonrasında aracını itmekten de geri kalmadı tabi.

En Iyi Yarış Performansları:
Uzun zamandır bu kadar beklenmedik bir pilot, bu kadar dominant bir çift galibiyet almamıştı galiba. 2009 herkese Button gerçeğini gösterdiyse, 2010 Monaco ve Barcelona da bütün dünyaya Webber'i sundu: Gözlerinizin önünde bir şampiyonluk adayı var, artık onu da hesaba katın.

25 Kasım 2010

Henri Toivonen (1956-1986)

RoC hakkındaki yazının sonunda Henri Toivonen Special geleceğini müjdelemiştik dün, bugün de elimizden geldiğince, dilimiz döndüğünce bu enteresan adamı yazalım.

Jyvaskyla'da, rallici bir babadan doğan bir çocuğun mesleğinin ne olacağı zaten az çok bellidir. Ne de olsa Finlandiya Rallisi'nin merkezinde baba mesleği veya ata sporu denince akla bir tek şey gelir: Ralli! Yine de genç Henri, ilk önce pist yarışlarına merak salıyor. Asfalt üstünde küçük yaşından itibaren yarışlar kazanmaya başlıyor ama ailesi, pistlerin güvenli olmadığına inandıkları için oğullarını ralliye yönlendiriyor!!! Herkese böyle bir aile lazım. Henri'nin go-kartı'nı da Mika diye bir çocuğun ailesine satıyor Toivonen'ler.

Genç sürücülerin 50 km'yi geçmeleri yasak olduğu için Henri, 19 yaşına kadar rallilerde yer alamıyor. 1000 Göller Rallisi ise onun doğal başlangıç yeri. 1978 sezonuna Arctic Rallisi ile başlayan Henri, yarışı Ari Vatanen'in arkası, Marku Alen'in önünde ikinci bitiriyor. Citroen, Porsche ve Chrysler, ona bazı rallilerde yer alması için araçlar veriyorlar ve bu genç gittikçe dikkat çekmeye başlıyor. Dolu dolu geçen bir 1979 sezonundan sonra ise Talbot takımı, 1980 için ona tüm sezonluk anlaşma öneriyor. Ve ilk fabrika takımı anlaşmasını imzalayan Toivonen'in kaderi değişmeye başlıyor.

1980 sezonunda iddialı olmayan Talbot'unu, doğal hızıyla ileri taşısa da Henri, aynı zamanda bol bol kaza da yapıyor. Aynen F1'deki dönemdaşı James Hunt gibi, o da hızının potansiyelini, yaptığı kazalar yüzünden bir türlü gösteremiyor. Ta ki RAC Rallisi'ne kadar. Hannu Mikkola'nın önünde Talbot ile hiç beklenmedik bir zafer kazanınca hem yarış kazanan en genç ralli pilotu oluyor (Latvala, bu rekoru 2008'de kırdı) hem de Talbot, bir senelik anlaşma daha öneriyor kendisine.

1981'de Talbot, özellikle Audi Quattro'ların hakim olduğu ralli sahnesinde iyice rekabet gücünü kaybetmişti. Ama iki pilotu da aracın potansiyelini sonuna kadar kullandı; Toivonen, yarışdışı kalmadığı yarışlardan aldığı puanlarla pilotlar sıralamasında yedinci olabilirken takım arkadaşı Guy Frequelin (2000'lerde Citroen takım patronu Monsieur Guy), copilotu Jean Todt (FIA başkanı an itibariyle) ile Ari Vatanen'e (Todt'un FIA başkanı seçilirken yarıştığı diğer aday) karşı şampiyonluk mücadelesi vermiş ama yenilerek ikinci olmuştu. Yine de bu, Talbot'un markalar şampiyonu olmasına yetti.

82 ve 83 sezonlarında Opel'e geçen Tovionen, Grup B kategorisini Audi ve Lancia'nın domine ettiği bir zamanda kazanan bir araba ile yarışamadı. Avrupa Ralli Şampiyonasında elde ettiği galibiyetlere rağmen Dünya Ralli Şampiyonası'nda aynı başarıyı gösteremedi. Yine de 1982'de March F1 takımı için test yapan Henri, yeteneklerini göstererek takımın normal piltou Raul Bösel'i geçti.

1984'te iki cephede birden savaşacağını düşünen Henri Toivonen, aslında yanılıyordu. ERC için Rothmans Porsche, WRC için ise Lancia ile anlaşan Toivonen, ERC'de beş ralli üstüste kazanıp rahat giden liderliğini üçüncü cephede, kendi sağlık sorunları cephesinde kaybedecekti. Sırt ağrıları yüzünden sezonu yarıda bırakmak durumunda kalan Henri, ERC'de rahat elde edebileceği bir şampiyonluğu kaçıracaktı.

1985 için Porsche ile Lancia seçenekleri arasından Italyan markayı seçti Uçan Fin (hiç uçmayan Fin duydunuz mu bu arada?). Sürüş tarzına uymayan L037 ile sezona tabiri caizse bombok bir başlangıç yaptı Toivonen; Costa Smeralda Rallisi'nde duvara girip belini tekrar sakatlamış ve boynundaki omurgaları kırmış, felç kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Uzun bir süre iyileşme dönemi geçirdi, ama sezonun sonu, Lancia'nın, L037'yi, gelecek senenin aracı Delta S4 ile değiştirmesi sayesinde iyi geçti. RAC Rallisi'nde Henri ilk sırayı alırken takım arkadaşı Alen ise ikinci olmuştu. 1986, onun senesi olacaktı.

Ve hakkıyla bir giriş yaptı Henri. Monte Carlo Rallisi'ni, sezonun ilk rallisini, kazanarak şampiyonluğun en güçlü adayı olduğunu cümle aleme gösterdi. Isveç ve Portekiz'de podyuma bile çıkamaması, dördüncü raunt Korsika Rallisi'ne hırslı başlamasını sağladı. Henri o gün nezleydi, ve süper güçlü Lancia'yı Korsika'nın virajlı etaplarında sürmenin ne kadar yorucu olduğundan bahsediyordu 18. etaba başlarken. Zaten bazı pilotlar, Grup B araçlarının bu etaplar için fazla hızlı ve güçlü olduğunu, bazı yerlerde "tunnel vision" gördüklerini belirtiyorlardı. Henri, o ana kadar gerçekten bütün konsantrasyonunu toplamış ve aldığı etap galibiyetleri ile rahat bir liderlik yaşıyordu. Ama 18. etapta, korkulukların olmadığı bir bölümde yoldan çıkarak taklalar atmaya başladı. Kaza sırasında çarptıkları ağaçların, benzin deposunu delmesi yüzünden büyük bir patlama, Lancia'yı araba olmaktan çıkardı. Etrafta yarış hakemleri dahil kimse olmadığından dolayı kurtarma ekipleri olaya geç müdahale edebilmişti ama zaten Toivonen ve copilotu Sergio Cresto, patlama anında yanarak ölmüşlerdi.

FISA (şimdinin FIA'sı), kazadan bir kaç saat sonra Grup B ve bir sonraki sene kullanılması düşünülen Grup S araçlarını sezon sonundan sonra yasakladı. Çünkü fazla hızlı ve güçlüydüler, bunun gibi bir çok ölüme daha sebebiyet verebilirlerdi. FIA'nın bu kararının ardından Ford ve Audi, sezonun bitimini beklemeden yarışlardan çekildi. Bu kaza ile bir dönem sona erdi.

Kariyeri boyunca 40 ralliye katılıp 22 DNF gören, 3 de galibiyet alan Henri Toivonen, 1986 yılında kariyerinin en üst noktasına gelmişti ve şampiyonluk için yarışmaya hazırdı.

Korsika Rallisi'nde yoldan çıktığı virajda kendisi için bir lahit ve açılmamış bir Martini şişesi (yarıştığı takımın ana sponsoru olarak) bulunuyor.

1988'de tarihin en başarılı bayan ralli pilotu Michele Bouton tarafından, ralli pilotlarına özel olarak bir Race of Champions organize ediliyor, Toivonen anısına. O zamandan beri NASCAR, F1, motosiklet pilotlarının da katılımıyla genişleyen organizasyonu kazanana ise bir Henri Toivonen kupası veriliyor. Ve o yarışın 2010 versiyonu, bu haftasonu yapılıyor.

24 Kasım 2010

RoC Mevsimi

Sezonlar biter, sezonlar başlar ama motorsporlarında heyecan pek eksilmez. Bu kadar güzel geçen bir 2010 sezonu sona ererken, sezon sonu klasiği Race of Champions'ın da zamanı geldi. 27-28 Kasım'da, yani bu haftasonu, Düsseldorf'ta gerçekleştirilecek yarışa kimler katılıyor oradan bir başlayalım:

Formula 1'den yeni şampiyon Vettel, Schumacher, Kovalainen'in dışında Profesör Prost da geçmişlerden gelip yarışa katılacak. Zilyon kere ralli şampiyonu Loeb ve motorsiklet sihirbazı Avustralyalı Doohan, stuntman Tanner Foust, X-Games'in efsane ismi Amerikalı Pastrana, herkesten çok Le Mans kazanan adam Tom Kristensen, 3 DTM şampiyonluğu olan Andy Piraulx, Jason Plato, 2007 NASCAR şampiyonu Carl Edwards, genç pilotlar Alvaro Parente ve Filipe Albuquerque, Bertrand Baguette ve Jeroen Bleekemolen sahne alacak bu haftasonu. Bazıları çok iyi bildiğimiz, bazıları geçmişten gelen, bazıları geleceğe umutla bakan pilotlar.

Araçlar ise en az pilotlar kadar mükemmel: Audi R8 LMS, Porsche 911, VW Scirocco, RoC klasiği RoC car ve onun iki kişilik versiyonu, KTM X-Bow, FJ-Racecar, Buggy RX 150 ve Solution F Prototype.

Bu kadar özel pilot ve aracı biraraya getiren organizasyonu kalbimizde özel yapan asıl şey ise Henri Toivonen ve Michele Mouton. Yani kısaca ölümü sonucu hem ralli dünyasını değiştiren hem de bu yarışa ilham kaynağı olan Toivonen ile tarihin en başarılı bayan ralli pilotu ve bu yarışların başlamasına ön ayak olan Mouton. Onları da yarın bir başka yazıda detaylı olarak anıcaz.

22 Kasım 2010

Yarışma: 2010 Finali

Evet, vakti gelmişti. Bir hafta geç bile olsa artık açıklamak gerekiyordu. Abu Dhabi'de pist üstündeki şampiyonluk, geriden gelene giderken, bizdeki şampiyonluğu bütün sezon önde götüren aldı.

Sezonun çoğunda Mali zaten liderdi, ben son bir atakla son haftaya puanları eşitleyerek girmiştim. Ve ikimiz de hemen hemen aynı tahminleri yapmıştık, en hızlı turu atan hariç. Mali de oradan kazandı, Hamilton yazarak. Ballı piç :)

Sezon sonu puanları şöyle oluştu:

Mali Selışık: 56+5= 61
Sinan Kolat: 56+3= 59
Obiyah: 43+0= 43
Nazlı: 28+7= 35
Sukullacı: 32+1=33
Null: 14+5=19

Son hafta nefes kesen şampiyonluk mücadelesinin yanı sıra bir sürpriz de Nazlı'nın geriden gelip Sukullacı'nı geçerek dördüncülüğü kapması oldu. Yine çok iyi bir hafta geçirdi Nazlı, en iyi puanı da aldı Abu Dhabi'den. Obiyah ise ne inememe ne çıkamamanın verdiği rahatlık ile tahmin bile yapmamış.

Seneye inşallah herkesin baştan başladığı, daha çok katılımcının olduğu daha da iyi bir yarışma yaparız. Ama bu sene yarışmaya katılan, tahmin yazan ve bundan keyif alan herkese teşekkür ediyorum. Böylece bizim sezonumuz da resmi olarak bitmiş oluyor. Bundan sonraki yazılar 2011 altında olacak.

21 Kasım 2010

WRC 2010 Geçti Buralardan

F1'deki acayip mücadeleye, sezon bitmiş ve vaktimiz varken, daha rahat rahat giricez. Ama önce WRC. Çok şey vaad eden, biraz hayal kırıklığı biraz sürprizle bezeli, bir dönemin bittiği bir sezon oldu.

Mikko Hirvonen, 2009'da Loeb'ün dominasyonunu bitirmeye çok yaklaşmış ama 1 puan kısa kalmıştı. Sezon öncesi taktiği belliydi: "Attack, attack, full attack". Yani artık dikkatli değil, hızlı olucam. Ilk yarış Isveç'i de kazanınca herkes bir "yoksa" dedi açıkçası, Loeb bile. Şu an bakınca Fin pilot için o günler ne kadar uzakta. O galibiyetin ardından bütün sezon bir tek kere daha podyuma çıkabildi, o da Türkiye'de üçüncülükle. Loeb'ün dominasyonunu bırakın kırmayı, sezonu altıncı tamamladı.

Bir de mücadelenin öbür yanı var: Loeb. Japonya'daki 5.liği hariç her yarışı podyumda bitirdi, takvimdeki 13 yarışın 8ini ise kazandı. Yeni puan sisteminin de yardımıyla ikinciye sezon sonunda 100 puandan fazla fark attı. Kısacası baydı. Loeb, ralli parkurlarının gördüğü belki de en yetenekli pilot ama Schumacher ile aynı karşı-argümanlara maruz kalıyor (en azından bence). Aynen Alman pilot gibi, sporunun altın era'larında birinde yarışmadı, çok fazla rakibi olmadı. Petter Solberg ile yarıştı, bir kaybetti bir kazandı, Marcus Gronhölm ile kapıştı, sonra da Hirvonen ile. Ama her zaman sadece bir rakibi oldu. Aynen Schumacher'in rakiplerinin de tek tek geldiği gibi; Hill, Villenueve, Hakkinen, Barrichello (!?), Raikkonen ve Alonso. Onun ardından F1 kendine geldi, son dört sezondaki çekişmelerden bunu anlayabiliyoruz. WRC de yeni kurallar ve yeni takımlarla umarım bu heyecanı yakalayacaktır.

Bu senenin yıldızı hem benim için hem de muhtemelen çoğu insan için Sebastian Ogier oldu. Citroen Junior takımından patlayarak geldi, belki sadece iki yarış kazandı ama çoğu yarışı da tek bir hata yüzünden kaybetti. Loeb ile pist üstünde aşık atabilen bir tek o oldu. Ödülünü de toprak rallilerde fabrika takımına geçerek aldı. Dani Sordo eğer performansını yükseltmezse, ki pek yükseltebilecek gibi durmuyor, Citroen'in bütün yarışlardaki ikinci pilotu da olabilir yakın bir zamanda. O kritik hatalarını biraz daha az yaparsa Loeb'ü şu anda durdurabilecek tek pilot o olabilir. Ve bu hataları yapmamayı öğrenmek de o kadar zor değil...

... Sadece Latvala'ya bakın. WRC tarihinin en spektaküler kazalarını yapmaya and içmiş bir adamdı genç Fin. Yarışın son özel seyirci etabında kaza yapar ikinciliği verir, 20+ taklalar atar araba yokederdi. Ama öğrendi. Öğrendi ve seneyi ikinci kapadı. Hirvonen'in bu kadar rezalet geçirdiği yılda Ford'un sorumluluğunu üstüne aldı ve gerçekten çok iyi sürüşlerle iki yarış da kazandı. Ki bunlardan biri Hirvonen'in liderlikten kaza yaparak yarışdışı kaldığı, ev sahibi olduğu Finlandiya Rallisi'ydi (Hadi, tekrar Bingöller Rallisi diyelim buna). Son yarış Ingiltere Rallisi'nde de (hala RAC diyesim geliyor bu yarışa da) klasman ikinciliği için Ogier ve Solberg ile girdiği mücadeleden galip çıktı. Seneye şampiyonluğa oynayıp oynayamayacağı kendisinden çok Ford Fiesta'ya bağlı ama ondaki gelişimi görmemek ve takdir etmemek ayıp olur.

Ve sezonun Don Kişot'u... Rakipleri pist üstünde yarışıp virajlara konsantre olurken, yarışmayı sadece sponsor toplantıları arasında yapabilen, hatta sponsor eksikliği yüzünden son iki rallisini kendi finanse eden Petter Solberg. Kendi takımıyla bu sezon yarış kazanamadı belki ama aldığı 5 ikincilik, onun, altında doğru arabayla, eski günlerine dönebileceğinin en güzel işareti. Yaşadığı bütün zorluklara, altında olduğu bütün dertlere rağmen o efsane gülüşünü de hiç kaybetmedi. Bunların üstüne kariyeri boyunca beraber yarıştığı, kendisi kadar sempatik co-pilotu Phil Mills ile yollarını ayırmasını da eklemeyi unutmayalım. Seneye kendi takımıyla yarışmak istemediğini, başka bir takıma geçip yarışlara konsantre olmayı düşündüğünü açıkladı. Bu, hem kendisi için mantıklı, hem de Ford'un yapması gereken bir hamle bence. Hirvonen, aynen Massa gibi hızlı ama istikrarsız olduğunu, şampiyonluk için gereken o son adımı atamayacağını gösterdi. Latvala ise fazla genç, öğrenecek çok şeyi var. Solberg gibi tecrübeli bir pilot hem Fiesta'nın gelişiminde yardımcı olabilir, hem de Ford'un elinde hazır bir şampiyonluk adayı olur. Neden olmasın?

Iki pilot daha çokça dikkat çekti WRC sahnesinde: Ken Block ve Kimi Raikkonen. Amerikalı, gymkhana'daki başarısını etaplara taşıyamadı genel olarak, puan almak için son sıraları kovaladı. Bir çok pilottan daha yaşlı WRC sahnesine atılması ve her yarışa katılmaması da dezavantajlarıydı. Ama bu seride gittikçe düşen ilgiyi yükselttiği kesin. Her ne kadar sezonu iki puan ile kapamış olsa da spektaküler hareketleri ile ralliseverleri mutlu etmeyi başardı. Ayrıca hiç bir takım veya pilot onun kadar iyi PR yapamadı. Seneye umarım devam eder, ne de olsa bildiği ve sevdiği Fiesta'ya geçiliyor artık.

Raikkonen ise hızı ile şaşırttı aslında. Bambaşka bir disiplinden gelerek ve öğrenme senesinde güzel sonuçlar alarak 25 puan topladı. Tamam çok değil, ama az da değil. Eğer seneye WRC'de kalırsa (kalacak gibi duruyor ama henüz karar vermiş değil, bence sezon başlamadan önce de veremeyecek bu kararı, Guns'n'Roses'ın Chinese Democracy albümüne döndü) bu sene yaptığı yanlışların çoğunu yapmaz. Burada Kaj Lindström çok tecrübeli bir copilotun da etkisini de unutmamak lazım. Böylece de hangi takımla yarışırsa yarışsın, markalar şampiyonasında o takıma yardımcı olur. Kendi şampiyonluğu içinse daha var açıkçası. Ama söylemeden edemicem, ona, Ispanya'da daha yarış başlamadan yarışdışı kaldığı için kızgınım. Tam kendisine uygun yollarda koşulacak yarışta nasıl yapacağını çok merak ediyordum. Bir sene daha beklicez şimdi.

C4 ve Focus ise emekli oluyor artık, yerlerini küçük kardeşleri DS3 ve Fiesta'ya bırakıyorlar. Yepyeni bir era, herşey sil baştan. Bakalım bu değişimden kim avantajlı çıkacak. Citroen, senelerdir süren dominasyonunu devam ettirebilecek mi, yoksa Ford, son senelerde düşen performansını Fiesta ile yükseltebilecek mi? Peki MINI? 2011'nin bu seneden daha iyi olacağı şimdiden belli.

Not: Türkiye Rallisi'nden çektiğim çok özel fotoğraflar için sayfanın sağ tarafındaki galeriye tıklamanız, WRC eşrafı ile yaptığım exclusive röportajlar için de arşivden nisan kısmına gitmeniz gerekir, hatırlatayım.

16 Kasım 2010

Adu Dhabi'den Inciler

Tatilde olduğum için çok fazla yazamıyorum ve bu heyecanlı şampiyonluk mücadelesinin hakkını veremiyorum ama son yarış sırasında aklımdan geçen bazı şeyleri yazayım istedim. Inşallah haftaya daha fazla şey yazarım. Bu arada herkese iyi bayramlar...

- Herkes "acaba Vettel, Webber'e yardım eder mi" diye tartışırken hiç beklenmeyen oldu ve ilk 10 tur, Alonso dördüncü-Webber beşinci giderken Webber, Vettel'e şampiyonluk yolunda yardım edecek bir duruma düştü. Alonso'yu geçse takım arkadaşını şampiyon yapacaktı. Sonuçta Alonso'yu geçmedi ama dibe inerken onu da dibe çekti. Webber'in pitstopu yüzünden Alonso da defansif bir hamle ile pite girdi ve orada şampiyonluğu kaybetti.

- Yarıştan sonra podyuma, Red Bull'u temsilen çıkan kişinin Helmut Marko olması çok ironikti. Bütün sezon Vettel'i el üstünde tutan ve Webber'i bastıran birinci kişiydi Marko ve kendinin haklı çıkmasının keyfiyle podyumdaydı. Acaba Webber şampiyon olsa yine podyuma çıkar mıydı? Webber ile sarılırlar mıydı? Ne olursa olsun Helmut Marko'nun projesi, Vettel, başarılı oldu ve Red Bull, Webber'e yaptığı bütün haksızlıklardan doğruyu yapmış olarak çıktı. Hayat ironik!

- Ferrari, bütün sezon pist üstünde araç geçmekte zorlandı. Vettel veya Hamilton arkalara düştüklerinde rakiplerini vızır vızır geçmeyi başarırlarken, geriye düşen Alonso veya Massa hiç bir zaman, pist üstünde rakiplerini çıtır çerez geçemediler. Bu da son yarışta suratlarına vurulan tokatın başlıca sebebi oldu. Alonso'nun yarışın dörtte üçünde Petrov'u geçemediğinden şampiyon olamaması tam bir utanç kaynağı.

- Almanya, Vettel'in başarısı ile sevinçten uçarken Italya ise Ferrari'nin şampiyonluğu bu şekilde kaybetmesinden dolayı kızgın. Politikacılar bile Ferrari'yi suçluyorlar. Luca di Montezemolo ise lafı yapıştırmış resmi siteden: "Bakan Calderoli, hayatı boyunca, Ferrari'nin ülkesi için yaptığını yüzde birini yapmış olsaydı cevap vermeye değer bulurdum". Ağır gelmiş!

- Rosberg de sezonu, Kubica'nın 6 puan önünde bitirdi. Uzaktan takip ettiğim, şampiyonluk mücadelesinin yanında göz ucuyla kaçırmadığım bir rekabetti ikilininki. Brezilya'da Nico öne geçti, Abu Dhabi'de de "best of the rest" olmayı başardı. Iki pilotun da sezon boyunca çıkardığı işin gerçekten süper olduğunu eklemeden geçmeyelim.

- Takımlarda ise orta sınıfın 3 oyuncusunun rekabetini hevesle bekliyordum sene başında. Kubica etkisiyle Renault, bu oynu erken bitirdi, 5. oldu rahat rahat. Ama Williams ile Force India, son yarışa kadar dişediş geldiler. Force India sezonun ilk yarısında, Williams ise ikinci yarısında parladı. Ve sonunda Ingilizler, Hintlileri bir tek puan ile geçip ekstra milyon dolara kondular. Ilk yaptıkları iş ise 5 yıl aradan sonra kendilerine ilk polü getiren Hülkenberg'i sallamak oldu.

- Bu senenin en beğendiğim takımlarından biri de Lotus. Yeni takımların lideri olup önemli TV yayın hakları parası almayı başardılar. Ama seneye bu parayı alabilecekler mi, soru işareti. Çünkü Lotus adı ile ilgili sıkıntılar var, daha önce uzun uzun yazmıştık ve bu yüzden de kazandıkları parayı alamama ihtimalleri, az da olsa, var. Ama seneye siyah-altın renkleri ile yarışacaklarını açıkladılar ve içim şimdiden cız etti. Evet, Lotus klasik renkleri yeşil-sarı ama benim için Lotus hep John Player Special renkleri olmuştur. Ne mutlu bunları tekrar görecek bizlere!

- Yakın zamanda bizim yarışmanın sonucunu açıklıyor olucam. Ben de daha bakmadım ama bakan herkes de sonucu görecektir zaten. Yine de yazılmalı ve herkese teşekkür edilmeli. Bunun dışında biraz silly season yazar, sonra da genç pilot testine geçeriz haftaya.

12 Kasım 2010

Şampiyonluğa Bedel Bir Soru

On gündür hiç durmadan çıkan, aslında devamlı aynı şeyi söyleyen Red Bull'un takım emri uygulayıp uygulamayacağına dair haberleri okurken aklıma geldi bu sabah; bir senaryo yazsam size, siz de düşüncelerinizi söyleseniz...

Abu Dhabi GP, son tur. Vettel lider, Webber ikinci, Alonso üçüncü. En çok konuşulan, en çok tartışılan senaryo bu zaten. Bu durumda Alonso şampiyon oluyor, eğer Vettel, Webber'e yol vermezse. Peki Webber ile Alonso'nun arası 1 saniyeden az ise? Yani Vettel belki Webber'e yol vermek istiyor ama Alonso o kadar yakın ki, Webber'i geçirip Alonso'ya geçilmemesi çok zor...

O zaman nolacak?
Related Posts with Thumbnails