26 Ocak 2011

WRC 2011 Preview

Paris-Dakar ve Monte Carlo Rallisi ile kısık ateşte hafif hafif pişen içimizdeki ralli canavarı, 2 hafta sonra Isveç Rallisi ile 2011 sezonuna tam gaz giriş yapmayı bekliyor. Pit Girişi olarak tavaya biraz yağ ekleyerek alevlendirme zamanı geldi galiba.

Bir süredir bütün olayı "Loeb hangi yarışta şampiyonluğunu ilan edecek" ve "Loeb şampiyon, ikinci kim" haline gelen WRC, bu sene yeni kurallarla galiba hakkaten heyecanlanabilir. Ilk olarak World Rally Car adı altında izlediğimiz araçlar, bu sene tamamen değişiyor. S2000 araçlarının baz alındığı ama 1600 cc'lik motorları kullanmanın kural koşulmasıyla takımlar, araçlarını baştan aşağı yenilediler. Citroen C4'ten DS3'e, Ford Focus'tan Fiesta'ya geçerken MINI de uzun yılların ardından ralli parkurlarına geri dönüyor. Tek başına bu bile, bir heyecan kasırgası. Bakalım hangi takım bu seneye daha iyi hazırlanmış ve önde başlayacak.

Tahminim, Citroen'in, yeni kurallarla Ford'dan yine bir adım önde olacağı. Geçen sene Türkiye Rallisi sırasında sohbet etme şansı bulduğum Ford takım direktörü Malcolm Wilson da geliştirmelerini hızlandırmaları gerektiğini söyleyerek bunu açıkça itiraf etmişti zaten. Wilson ve ekibi, yeni araçlarını Arctic Rallisi'nde bir yarış testine sokmak istiyorlardı, bu da bize güzel bir fikir verecekti aracın durumuyla ilgili. Ama kimse Latvala'yı hesaba katmamış olacak ki uçan-kaçan Fin, aracı testlerde 150 km ile yol dışına savurunca yarışa yetiştirilemeyecek kadar dağılmış yeni Fiesta. Sezon başlamadan kazalarına başlayan genç Fin pilotu buradan tebrik ediyoruz. Eğer Ford, Citroen'i yakalama şansını Hirvonen ve Latvala'nın yapacağı hatalarla kaybederse 2012 için ciddi değişiklikler yapabilirler. Bakarsınız daha iyi bildiği Fiesta ile iyi işler çıkarırsa Ken Block fabrika takımına geçer!

Citroen ise eminim pilotlarına fazlasıyla güveniyordu. Loeb, zaten. Ogier de geçen seneki performansıyla hem Citroen'in A takımına geçti hem de Loeb'e en yakın rakip olacağını kanıtladı. Junior takımını ise dağıttı Fransızlar. Raikkonen, ICE Racing ile 10 yarışa katılacak bu sezon. Geçen seneye kendi takımıyla renk katan Petter Solberg de yine kendi takımıyla devam edecek.

MINI ise 2011'de bazı rallilere katılıp, full programa geçecekleri 2012 için hazırlık yapacaklar. Ama MINI'yi rallilere hazırlayacak Prodrive atölyesinin ne kadar tecrübeli ve bu işi bilen insanlar olduğunu anlatmamıza gerek yok. Ayrıca Countryman'i de, standart prosedür olan "eldeki arabayı ralli arabasına çevir" şeklinde değil de "ralliye en ideal arabayı bul, sonra firmayı ikna et" şeklinde hazırladıkları için ayrı bir heyecan getirmiyor değiller. Citroen'den şutlanan Sordo ve beklenen patlamayı bir türlü yapamayan Kris Meeke, MINI kokpitinde ne yapacaklar, onu da merakla bekliyoruz.

Isveç'in karlı, dönemeçli ve bol tuzaklı etapları şimdiden ufukta belirdi, aragazı vermeye başladı. 10 Şubat'a 15 gün kaldı.

20 Ocak 2011

Içki Yasağı

Içkinin etrafındaki gittikçe daralan çember ve içki firmalarına getirilen sponsorluk yasağı, sistematik olarak hayat tarzlarının elimine edilmesi ve sadece belli bir görüşün hayatı domine etmesi konusunda atılan önemli bir adım bence. Ülkemizdeki karşıt görüşün bayrağı Efes Pilsen olarak görülüyor. Basket kulübünün kapatılma ihtimali, Blues Festivali gibi etkinliklerin iptali vs vs. Ama madem motorsporları bloguyuz, buradan kendi çizgimizde bir protesto yapma ihtiyacını duydum.

Porsche ile ilgili bir haber okurken eski Le Mans araçlarının o güzel Martini renklerini gördüm. Oradan aklım, ralli ikonu Martini Racing Team Lancia'larına gitti. Ve ardından ufak bir şey daha ekledim, hoşunuza gider diye düşünüyorum (bakmaya doyamadıysanız gerisi burada). Giydirildiği her aracı (ve içildiği her insanı) ayrı bir güzel yapan Martini renkleri, böyle saçma yasalara tabi olsaydı hiç var olmayacaktı. Neyse ki Italyanlar bizim kadar ..... değiller (o boşluk bi sürü kelime ile dolar da kamera çekiyo Necmi'cim).


19 Ocak 2011

Monte Carlo Perdesi

Şu satırları yazdığım dakikalarda ekipler, Le Moulinon etabının başında IRC sezonunun başlamasını hevesle bekliyorlar. Yiğit Top, Eurosport Türkiye'nin stüdyosunda, yanında Kaan Özşenler. Monte Carlo başlamak üzere.

Bir çok tanıdık isim orada. Petter Solberg, ikinci sırada bekliyor mesela. WRC sezonunun ilk rallisi Isveç'e de katılacak ama sonrası muamma. Menajeri bir ara DTM'e bakıyoruz demişti. Petter? DTM? Jan Kopecky, Freddy Loix, Francois Delecour hemen arkasında. Asfalt ustası Stephane Sarrazin var, sırada bekliyor. Zamanında JWRC'yi sallayan Suzuki ekibinden Guy Wilks Peugeot, Per Gunnar Anderson ise Proton kullanıyor. Bir başka Proton kullanıcısı bir kaç sene önce geleceğin WRC şampiyonu olarak bakılan Subaru altyapısından yetişme Chris Atkinson. Babasının tavsiyesiyle Henning de gelmiş, kardeşine göz kulak oluyor. 2 çeker sınıfında ise tanıdık bir isim: yerli kahraman Daniel Elena. Bu sefer aracın ters tarafına oturmuş. Hep derler "yeteri kadar iyi pilot olamayanlar copilot olur" diye, aklıma o sözü getirdi.

Madem saat 11:00'i geçti, size önden bir fındık lahmacun-mercimek çorbası tadında gaza getirici yazımı bitireyim de etaplar konuşsun. Meraklısı Eurosport'u açar izler. IRC ve WRC sezon öncesi yorumlarımı başka bir zaman yaparım.

16 Ocak 2011

Cash is King! (Sponsorluk Denemesi)

Bu aralar taktığım bir konu paranın F1'deki etkisi. Yalan Rüzgarı dedik, Petrov dedik, Maldonado dedik, Karthikeyan dedik. Yani en üst takımlar hariç, 26 koltuğun çoğu satılık durumda. Üzücü bir durum ama takımların, bu sıkıntılı ekonomik durumlarda sponsor parasına sarılması zaruri.

Bir süre önce twitter'da, THY niye Formula 1'e sponsor olmuyor diye bir muhabbet dönmüştü. Gerçekten de uçan kuşa sponsor olan havayolumuz, ülkemizde can çekişen F1 yarışına sponsor olsa, eminim takvimde kalmamıza dair ümitlerimize çok büyük etkisi olur. Benim duyduğum kadarıyla THY'nin bu tip bir sponsorluktan çekinmesinin sebebi, kazalarla ilişkilendirilmek.

Peki dünyada durum nasıl? Şu anda Qantas Avustralya'ya, Etihad Abu Dhabi'ye, Gulf Air de Bahreyn'e sponsorluk yapıyor. Virgin markasında bir kaç havayolu bulunduğunu, Lotus'un patron Tony Fernandes'in AirAsia'nın sahibi olduğunu da unutmayalım. Yani dünya çapındaki havayollarında genelde böyle bir durum yok.

THY'nin uzun vadeli planlarında dünyada önemli bir aktör olma, filo büyütme ve bunun promosyonunu da spor üstünden yapmak varken daha ne kadar uygun olabilir Türkiye GP'sine sponsor olmak diye düşünüyor insan. Isim sponsorluğu için istenebilecek bedel konusunda bir fikrim yok ama 1) Manchester United veya Barcelona'ya sponsor olmaktan çok pahalı olmasa gerek, 2) bütün sene markanın, devamlı anılacak olması muhtemelen o bedele değer. Türkiye GP'si ile yapılacak bir senelik deneme anlaşması eminim iki taraf için de bu işin olurunu ortaya koyacaktır.

Bir beyin fırtınası yapalım. 2010'da Türkiye GP'sinin adı 2010 Formula 1 Turkish Airlines Turkish Grand Prix olsaydı... Sezonunun en önemli dönüm noktalarından biri olan Webber-Vettel çarpışmasının ardından aylarca, hatta sezon bittikten sonra sezon özetleriyle tekrar tekrar THY adı bütün dünyaya yayılacaktı.

Başka bir fikir: Bir pistin, geçmiş/kültür yaratabilmesinin en önemli noktalarından biri virajları. Ve bizde öyle bir viraj var ki, bu kadar kısa zamanda tarihin en iyi virajları arasında yerini almış durumda. Bütün pilotlar, yazarlar, takım patronları buradan bahsediyor. Yeni yapılacak pistler, kendilerine bunun kopyasını yapıyor. Ama biz bunu bir kültüre, bir yaşanmışlığa döndüremiyoruz. Nasıl döndürebiliriz? Oraya bir ad vererek. Hermann Tilke pistlerinin en önemli dezavantajlarından biri suni olmaları, 1. viraj, 2. viraj vs... Oraya mesela F1 lastiklerini Türkiye'de üreten Pirelli, ismini verse. Pirelli virajı. Veya aynı şekilde THY virajı, son yasakların üstüne Efes Virajı mesela. Veya bir sigorta şirketi, oraya ismini verdikten sonra reklamında orada yoldan çıkan araçların görüntüleriyle sükse yapmaz mı? Yarışa adını vermek gibi pahalı bir şey olacağını da zannetmiyorum. Aynı şekilde arka düzlüğümüzün ortasındaki kırılma bölümüne veya sondaki 3 yavaş viraja ad verilse yarışımızın havası ne kadar değişir bir anda. Buradan gelecek paralarla biletler de daha ucuz olabilir. Daha ucuz bilet, daha fazla insan. Işte Bernie Ecclestone'ın ülkemiz hakkında dediği motorsporları altyapısı yok eleştirisinin asıl karşılığı bunlardır bence.

Bir fikir de uluslararası şirketler ve FIA için. Herşey takım, yarış, pilot bazlı düşünülüyor, bunların marketing değeri üzerinden hesaplanıyor. Ama Formula 1'in de kendi değeri var açıkçası. Bu da bir sponsor çekebilir açıkçası. Mesela şu anda spordaki en büyük sponsorlardan olan Santander, Formula 1'e sponsor olabilir; Santander Formula 1 Championship. Veya pilotlar şampiyonasına bir, markalar şampiyonasına başka bir sponsor bulunabilir ama bu biraz kafa karıştırabilir. Ilk bakışta garipsenebilecek bile olsa, bakarsanız çok uzak değiliz buna. Sonuçta DHL Fastest Lap yarışması yapılmıyor muydu? Bunu, FIA'nın herkes için aldığı bir havuz sponsor olarak algılarsak, yani buradan gelecek gelirin takımlara dağıtıldığı ve takımlara ekstra gelir sağlandığı bir ortamda daha eşit bir rekabet ve takımların sponsorlara karşı ellerinin daha sağlam olduğu bir ortam oluşmaz mı?

Paranın, sporun ruhuna zarar verdiği tartışmalarının ortasında belki çok kapitalist bir yazı gibi durdu ama sponsor gelirlerinin, diğer bütün sporlar gibi Formula 1 için de çok önemli olduğu bir ortamda, bu parayı nasıl daha iyi kullanırız ve sporun gelişimine katkı sağlarız diye düşünmek, para sporun ruhunu öldürüyor demekten daha yararlı.

11 Ocak 2011

Raikkonen Bilmecesinin Çözümü

Çok çekişmeli bir Formula 1 ve hiç çekişmesiz bir Dünya Ralli Şampiyonası sezonunun ardından 2011, Paris-Dakar ile aslında hızlı başladı. Dün koşulan 8. etapta Nasser Al Attiyah, Matador'u bu sene ilk defa geçerek liderliğe yerleşti.

Bir yandan da Isveç Rallisi'nin ufukta gözükmesi anlamına gelen entry list'leri açıklandı. Çok şaşılmayacak şekilde herkesin başvurduğu kar ve buz festivali, son 6-7 aydır anlamsız bir şekilde uzayan Raikkonen napacak tartışmalarına da son noktayı koydu. Bir ara Ford'a giden, Renault ile F1'e geri dönüş yapar mı diye sorulan, Ken Block ile mi takılacak, yoksa aralıkta babasının vefat etmesinin ardından yarışmayacak mı diye sorulan Buz Adam, kaldığı yerden, Citroen'den devam ediyor. Işin enteresan tarafı Citroen Junior Team yerine ICE1 Racing Team adına yarışacak olması. Yoksa Iceman, kendine ICE1 diye takım mı kurdu?

Bu arada Citroen Junior, toptan kayboldu. Sebastian Ogier'in ana takıma geçmesi, Sordo'nun MINI ile anlaşma imzalası, Solberg'in kendi takımında kalması ve Raikkonen'in de ICE1 hamlesi sonucu zaten yarıştıracak adam kalmamıştı. O yüzden Isveç Rallisi'nde bir Citroen Junior takımı görmicez.

2011 WRC'nin ilk yarışı olan Isveç Rallisi'nin 10-13 Şubat'ta olduğunu tekrar hatırlatalım. Yani tam 1 ay kalmış durumda.

07 Ocak 2011

Formula 1'de Yalan Rüzgarı

Narain Karthikeyan, twitter hesabından 2011 yılı için HRT ile anlaştığını açıkladı. Kime ne tabi ki, yediği turlar dışında bir tek yaptığı kazalarla üçer beşer saniye ekrana ya gelir ya gelmez. Ama bir süredir yazmak istediklerimi toplamak için çok güzel bir gelişme oldu.

Şunu farkediyorum ki son zamanlarda Formula 1 camiasından bir sürü saygın isim, çıkıp herkesin gözünün içine baka baka yalan söylüyor.

HRT'nin teknik patronu Colin Kolles (Karthikeyan ile Jordan-Midland günlerinde ve Le Mans 24 Hrs'da beraber olan kişi aynı zamanda), Hint pilotun eskisine göre kendisini geliştirdiğini ve çok daha iyi olacağını belirtmiş haberlerde. Michael Schumacher'in 3 sene ara verip geri geldiğinde hiç bir şey yapamadığı F1'de, Karthikeyan 5 sene ara vererek harikalar mı yaratacak? Bu hazırlığı NASCAR Truck serisinde mi yaptı? Ayrıca Hint pilot ne yaparsa yapın, HRT fark yaratabilecek mi? Peki bu soruların cevabı bu kadar belli ise Colin Kolles niye böylesine alenen yalan atıyor?

Cevap Tata. Ve peşinden gelen sponsorluk parası. Çünkü HRT, ilk yılında (bence) Virgin'den daha iyi bir iş çıkarmış olsa da bu sene ne durumda olacakları bir soru işareti. Williams ile bir arka taraf anlaşmaları var ve eminim önemli bir adım olacak ama takımın sahibi Carabante ailesinde, bu işe yatıracak başka para yok. Toyota ile araç geliştirme anlaşmalarının, ödemelerde aksama yüzünden iptal olduğunu hatırlarsak Williams ile olan anlaşmalarını devam ettirmek için sponsorluk desteğinin çok büyük önemi var.

Tata ve Karthikeyan da atlayabilecekleri son güzel trene atladılar. Bu sene ilk Hindistan GP'si yapılacak ve Rusya'dan gelecek kadar sponsorluk, Hindistan'da da var. Niye bu fırsat kaçsın ki?

Peki geçenlerde Adam Parr'ın attığı yalanlar... Pastor Maldonado, parasıyla Williams koltuğuna geçmemiş. GP2 şampiyonu, hızıyla bu koltuğa yerleşmiş. Peki keramet Venezüela'nın desteğinde değilse, bir önceki senenin GP2 şampiyonu, kendinden daha uzun süredir bu seride yarışan takım arkadaşı Maldonado'yu cebinden çıkaran ve halihazırda 1 senelik F1 tecrübesi bulunan Hulkenberg niye takımdan uzaklaştırıldı?

Bu konuda en dürüst davranan Renault oldu şu ana kadar. Petrov'a 2 senelik daha sözleşme imzalatırken Rus pilotun öğrenme devresini bitirdiğini (yani boktan bi sene geçirdiğini) belirttiler ve Rusların kendilerine olan ilgisinden ($$$) mutlu olduklarını belirttiler. Delikanlı stayla. Lotus olayı ise başka bir muamma, ona girmiyorum.

HRT'ye geri dönersek... Şu anda F1 gridindeki tek boş koltuk onlarda ve bunun tadını çıkarmak isteyeceklerdir. Takım şu anda, Force India ile olan sözleşmesinin durumu belli olmayan Liuzzi'yi bekliyor karar vermek için. Yarışmak istediğini açık açık söyleyen Liuzzi, eğer Force India tarafından kapı dışarı edilirse mecburen HRT'ye gelecek. Yoksa takım, onun yerine yine sponsor paralı birini yarıştıracak. Bruno Senna ise kesinlikle yarışmayacaklarını açıkladılar. Karthikeyan geldiğine göre Karun Chandok'un da kendine yer bulması zor gözüküyor.

Sıfır baskı, Williams desteği ve Cosworth motoruyla HRT, artıları olan bir takım şu anda. Ama bana kalırsa Ispanyolların en büyük artısı, ellerinde bulundurdukları gride girme hakkı. 2013 motor kurallarının şimdiden belli olduğu bir ortamda, spora girmeyi/geri dönmeyi düşünenler için HRT, mükemmel bir baz. Giriş hakkı var. Fiyatı sudan ucuz. 3 sene boyunca ekibini ve mühendislerini baskıdan uzak olarak yetiştirme imkanı. 2013'ten sonra da ciddi bir sıçrama ile ortanın üst tarafına (Renault gibi) veya üst takımların sonuna (Mercedes gibi) yerleşme imkanı. Eğer bu 3 sene içinde geri kalarak marka değerinin zarar göreceğini düşünüyorsan ismini vermeden yap. Carabante'nin yerinde olsam VW-Porsche, Toyota ve Honda'yı şu an acayip kızıştırır, elinde çok çok az şey bulunan takımımı F1 dünyasının en kilit noktası gibi pazarlardım.

Bir soru da benden: Karthikeyan gibi F1'den 5 sene önce ayrılan, haftaya 34 yaşına girecek NASCAR Truck Series'den gelecek birine bu kadar destek veriliyor da daha geçen sene yarışmış ve aslında fena işler de yapmamış genç Chandok'a aynı destek verilmiyor da kariyerinde ilerlemesine olanak sağlanmıyor?

30 Aralık 2010

2011

Sevgili Pit Girişi okurları,

Aralık ayı bu blogda sessiz geçti, farkındayım. Motorsporları camiasında da çok fazla ses olmadı (diyecem, sakın inanmayın, yeni kurallar, Lotus davaları vs vardı). Benim özel hayatım hepsinden daha hızlıydı, asıl sebep o galiba.

Ama burayı boşladığımı kesinlikle sanmayın. Çok ciddi teknik değişiklikler ve bazı haberlerle gelicem size yeni senede inşallah. 2011'de (hemen başında olmasa da) yepyeni bir Pit Girişi ile karşılacaksınız.

Ayrıca bu fırsattan istifade hepinize çok iyi seneler, Paris-Dakar ile yarın başlayacak motorsporları sezonunun da bol heyecanlı olması dileğiyle...

Sinan Kolat

16 Aralık 2010

Nice Yıllara!

Sevgili Pit Girişi okurları,

Bir süredir yazamadım, maalesef yine yeni yeniden hayatım Eau Rouge'dan flat-out çıkma moduna girdiği için vakit ayıramadım. Bir yandan da sezon sonu soluklanması diyebiliriz buna. Tabi ki yeni kurallar açıklandı, yeni pilot dedikoduları var, yeni yılla beraber Paris-Dakar ufukta gözüküyor.

Ama bugün başka bi konu hakkında yazıyor olacağım. 14 Aralık'ta Pit Girişi'nin ilk doğumgününü kutladık. O gün yazı girmeyi unuttum, muhtemelen de bundan sonraki her doğumgününde de unutucam, çünkü aynı gün benim de doğumgünüm :) Genelde aklım onda oluyor.

Bir sene içinde okuyan sizlere çok teşekkür ediyorum, ben yazdım siz de vaktinizi ayırdınız okudunuz. Bıraktığınız yorumlar, söledikleriniz, yarışmaya gelen tepkiler, bu blogu devam ettirmek için çok büyük bir motivasyon.

Ama bu amatör bir motorsporları blogu. Düzeltilecek, geliştirilecek, elden geçirilecek çok şey var.

Benim aklımda layout'u elden geçirip daha okunur bir hale getirmek, muhtemelen pitgirisi.com adresini almak öncelik durumunda. Ama sizden gelecek düşünceler ve tavsiyeler de çok önemli. O yüzden ricam, bir kaç dakikanızı ayırıp şöyle bir sayfaya, yazılara bakın ve neleri beğendiğinizi, neleri görmek istediğinizi, eksikleri fazlaları sölemeniz. Örnek olarak mesela tarihi postları, listeleri daha çok görmek istiyoruz, daha çok teknik şey görmek istiyoruz, görseller daha güçlü olabilir, yazılar fazla uzun/kısa diyebilirsiniz. Ayrıca seneye yine yarışmamız olacak, yarışmayla ilgili de tavsiyelerinizi bekliyorum. Kısacası meydan sizin, bu sefer blogdan çok forum olsun yorumlar istiyorum.

Bu fırsatla tekrar teşekkür ediyor ve yeni yılınızı da şimdiden kutluyorum. Kendinize iyi bakınız ey okurlar.

08 Aralık 2010

Lotus Renault


Bu sene belli ki sürprizlerin senesi oluyor. Önce Williams, şok bir hamle ile Maldonado'yu açıkladı; görünüşe göre bugün Renault takımı, yeni adını Lotus Renault olarak basına tanıtacak.

Uzun zamandır söylenenler söyleniyor hala: 5 yıllık, yılda 20 milyon pound'luk bir anlaşma olacak, title sponsorship şeklinde. Bir soru işareti takımın hisseleri adına var sadece. Bilindiği üzere Renault'nun yüzde 75'i Genii Capital'e, kalanı ise hakiki has Renault'ya ait. Renault, bu hisseleri verip sadece motor ve şasi üreticisi olarak sporda kalmak istiyor. Eğer bir hisse el değişimi olacaksa muhtemelen Renault'nun elindekileri Lotus Group alacak demektir. Ama bu olacak mı, gün içinde o da açıklanır. (Şu anda resmi açıklama geldi, Group Lotus, takımın ana hissedarı olacak ve Renault'nun hissesi kalmayacak).

Tabi burada asıl garip olan, cümbüş yaratacak olan Lotus Renault. Daha önce de yazmıştık Lotus Racing ile Lotus Group arasındaki çekişmeyi. Mahkemeler devam ediyor ama eğer FIA, Renault'nun isim değişikliği kabul ederse bugün sonunda gridde iki tane Lotus Renault takımı olacak. Biri Tony Fernandes'in geçen sene canlandırdığı, bu sene yeni takımların en iyisi olarak sıralamada 10. sırayı alan takım. Öbürü de Kubica ile Petrov'un yarıştığı, siyah sarı renkli olan. Ve gariplikler bununla da bitmiyor. Iki takım da 2011'de, Team Lotus'un 80'lerin başında kullandığı John Special Player renkleri olan altın-siyah rengi ile yarışacaklarını açıkladılar. Red Bull, en azından ikinci takımının adını Italyanca'ya çevirmiş, renklere azıcık dokunmuştu.

Bugünden mahkeme sonucu açıklanıp hangi takımın Lotus Renault ismi ve renklerini kullanacağına karar verileceği güne kadar bu durumun absürdlüğü daha çok konuşulur. Ama burada, bu durumun F1 için aslında ne kadar üzücü olduğunun altını çizmek istiyorum.

Birincisi, Lotus gibi önemli ve tarihi bir üreticinin adının, bu şekilde harcanması. Lotus, March gibi Brabham gibi F1 tarihinin önemli parçalarından biridir ve bu mirasın her taraftan çekiliyor olması, bir F1 fanı olarak beni utandırıyor.

Ikincisi ve daha önemlisi, bütün bu olay silsilesinin, para için yapılıyor olması. Lotus, bu sene 10. olarak Concorde Anlaşmasına göre sınıf atlamanın eşiğine gelmiş durumda. Yani bir kere daha ilk ona girerlerse Tier 3 takımı olmaktan Tier 2 takımı olmaya çıkacaklar ve TV gelirlerinden çok daha fazla bir pay alacaklar. Bu seneki başarılarının üstüne Red Bull arka taraf ve hidrolikleri, ayrıca Renault motoru (yani şampiyon paket eksi Newey) eklenince, HRT ve Marussia Virgin'i geçmeleri çok hayal değil. Ama isim değişikliği olursa, bütün takımların izni olmadığı sürece bu seneki TV gelirleri paylarını alamayacaklar; ki yeni takımlar için bunun hayati önem taşıdığı ortada. Dany Bahar'ın başında olduğu Group Lotus ise ürettikleri arabaları Ferrari sınıfına taşımak ve marka değerini yükseltebilmek için başta F1, bütün yarış serilerine giriyorlar/girmeye hazırlanıyorlar. Nicholas Todt'un başında olduğu başarılı GP2 takımı ART ile şimdiden anlaştılar, seneye takım Lotus ART olacak. Bir çok insan, zaten banka kredileriyle ayakta duran Lotus Group'un, kazanılması çok zor bir kumar oynadığını söylüyor. Ve haklı da olabilirler. Sadece F1 takımına 100 milyon pound yatırmak, üstüne diğer yarış takımlarına para vermek ve bir yandan da Lotus yol arabaları üretmek, altından kolay kalkılabilecek bir yük değil.

Bu da Formula 1'in finansal tarafının ne kadar zorlaştığını, Renault gibi ikonik bir ismin bile orta vadede kendini kaosa götürebilecek bir seçeneği seçenebileceğini gösteriyor. Bir yandan Hulkenberg'in para için Maldonado'ya seçildiğini, başka bir yandan de la Rosa, Heidfeld gibi isimlerin arkalarında büyük sponsorlar olmadığı için gridde yer bulamadıklarını, Aleshin gibi bir gencin veya Petrov gibi bir kamikazenin yer bulmakta sıkıntı çekmemelerini de yanyana koyarsak F1 ruhunu para için satıyor mu tartışmalarının dozu artacakmış gibi duruyor.

Acil harekete geçmesi gereken iki kamp var bence: 1) FIA, masraf kısma anlaşmalarını ciddi şekilde empoze etmeli, 2) Kubica, hemen Ferrari'ye geçmeli. Iki tane de heyecanla beklediğim cevap var: Biri FIA'nın tekrar açıklaması gereken revize edilmiş takım listesi (yani bu değişikliği kabul edip etmeyecekleri), öbürü de Fernandes'in Lotus Renault'sundan gelecek cevap. Siz hatta kalın, gelişmeleri aktaracağım.

02 Aralık 2010

2010 Ödül Töreni

F1 sezonu bitmiş ve sezon sonu testlerinden sonra herkes biraz soluklanıyorken, sene sonu ödüllerini dağıtmanın zamanı geldi sanki. Bu kategorileri de, adayları da, kazananları da kafamdan attım; yani sizin de ekleme ve yorum yapma serbestiniz mevcut. Okuyun, sonra da kendi düşüncelerinizi yazın.

Yılın Pilotları: Kubica, Vettel, Webber, Alonso, Rosberg ve Kovalainen
Yılın Takımları: Red Bull, Lotus, Renault (üçünün de seneye Renault motoru kullanacak olması enteresan)
Yılın Yarışları: Istanbul, Melbourne, Kore, Montreal, Malezya, Spa
Seneye Izlenecekler: Kobayashi, Alguersuari, Lotus, Schumacher
Yılın Çaylağı: Hulkenberg
Yılın Çatlağı: Kobayashi
Yılın Kamikazesi: Petrov
En Iyi Sıralama Turu Performansı: Hulkenberg (BRE), Hamilton (CAN)
En Iyi Yarış Performansı: Webber (MON ve ISP)


Yılın Pilotları:
-Kişisel olarak Kubica'nın, Renault aracıyla çıkardığı performansı, neredeyse BMW yıllarında gösterdiği performanstan daha iyi buldum. Zaten sene sonu listelerinde de ona hep yer verilmiş durumda ve bu şans değil. Kesinlikle daha iyi bir aracı ve bir sürü şampiyonluğu hakkediyor. Italyan sempatisi ve Italyan'ların ona olan sempatisinden dolayı Massa'yı baskı altına aldığı konuşuluyor.
-Vettel, şampiyon olarak aslında tabi ki bu listenin başında olması gerekiyordu ama sonuçta elinin altında bir Red Bull vardı. Ortaya koyduğu inanılmaz sürüşler ve felaket hatalarla hiç bir zaman ortalama bir performans sergilemedi. Ama ileride altın bir çağ olarak anılacak bu yılların en önemli aktörlerinden olduğunu gösterdi.
-Eğer Webber de Vettel kadar genç olsaydı, sadece Istanbul'da değil, heralde her yarışta çarpışabilirlerdi. Avustralyalı'nın, bu kadar iyi bir araca bu kadar geç ulaşması üzücü ama onun kadar inatçı ve profesyonel bir karakterin, seneye de aynı azim ile geri döneceğini düşünüyorum.
-Bu seneye kadar Alonso'ya bir antipati beslediğimi gizleyemem ama bu sene, işler kötü giderken ipleri eline alışı ve geriye düştüğü zaman bile vazgeçmemesi inanılmazdı. Ilk önce takımda kimin patron olduğunu Massa'ya gösterdi, sonra da takımını, azmiyle ileri taşıdı. Çok bariz bir pit hatasıyla şampiyonluğu kaybederken bile takımı suçlamaması ve optimizmi de alkışa değer.
-Geçen sene bu zamanlar herkes Schumacher'i konuşurken, şu an Mercedes denince akla sarı kaskıyla Rosberg geliyor. Aldığı podyumlar, bütün takım nerede yanlış yaptık diye düşünürken onun pist üstündeki savaşı, sessiz sedasız işini yapması, yakışıklığını bile gölgede bıraktı.
-Ve Kovalainen... Mclaren'den Lotus'a. Bir uçtan öbür uca... Böyle bir ortam değişikliğini çok olgun karşıladı ve hem diğer yeni takımların pilotlarını hem de kendi takım arkadaşını net bir şekilde geçti. Moralini bozmadan böyle bir performans çıkarmak kendisinin mental olarak ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Umarım RoC kazasını kolay atlatır.

Yılın Takımları:
- Klasik bir Adrian Newey; hızlı ama kırılgan. Araç olarak bütün sene, belki Monza ve Montreal dışında, en iyilerdi. Tartışmasız. Ama takım içi yönetim olarak aynısını söyleyemeyeceğim. Vettel'i, Webber'den üstün tutmak için çok sayıda ve çok mantıklı sebepleri var ama bunu yapmak vardır, bunu yapmak vardır. Ve Horner'ın, bunu yeteri kadar iyi yönetemediğini düşünüyorum, sonunda destekledikleri pilot şampiyon olsa bile. Ama araç olarak bir efsane ile karşı karşıyaydık, o ayrı.
- Renault, kendilerinden beklenmeyecek bir azim ile her yarışa yenilemelerle geldiler. Bu takımın geçen sene crashgate skandalı ile çalkalandığını düşündükçe o günler ne kadar uzak geliyor. Eric Boullier gibi sessizce işini yapan ve başarılı olan insanları da seviyorum. Ayrıca ellerinde Kubica gibi bir yeteneğin dışında önemli bir altyapı pilot kaynağı var. Buranın geleceği parlak bence.
- Lotus, bu senesini film projesi olarak Hollywood'a satabilir bence. Son anda gride gelip yarış bitirerek, yıl sonunda 10. olarak, Lotus Group ile verdiği savaştan ve her yerden bulduğu destekten, gerçekten rüya gibi bir sezon geçirdi Tony Fernandes ve Gascoyne. Seneye Red Bull ve Renault desteği ile orta sıraları da sallayacaklarına eminim.

Yılın Yarışları:
- Tabi ki şehrimin yarışını, yerinde izlediğim yarışı en başa koyucam. Ama o da öyle bir yarış oldu ki bütün sezonu kökten salladı. Webber-Vettel çarpışması hala konuşuluyor ve konuşulacak da. Mclaren'lerin düellosunu pist üstünde bitirmeleri ise sezon boyu burada suların durgun olmasını sağladı. Ferrari içinse dip oldu Istanbul, bir tokat.
- Lewis Hamilton'ın iterek bitirdiği sıralama turlarından Schumacher'in sert hamlelerine, Alonso'nun Mclaren'e geçilmesine çok güzel bir yarış oldu hakkaten. Lastik performanslarının çok belirleyici olduğu yarış da Pirelli'ye bir çok fikir vermişe benziyor.
- Olacak mı olmayacak mı derken Kore, yağmuruyla beraber o kadar kritik bir yarış oldu ki bir tur yerimizde oturamadık. Webber'in kazası, Vettel'in motoru, Schumacher'in kendine gelişi, Alonso'nun liderliğe oturuşu ve aslında fena da olmayan pist. Seneye görüşürüz Yeongam.
- Gönüllerin sezon başlangıcı Melbourne, bu sene bize, Bahreyn'de unuttuğumuz herşeyi hatırlattı. Burada Jenson Button'a da teşekkür etmeliyiz tabi bir yandan. Heyecansız tur geçtiğini hatırlamıyorum, en son koltukta zıplıyordum.
- Malezya'nın sıralama turları yarışından daha eğlenceliydi, doğruya doğru. Ferrari ve Mclaren'lerin, yeni takımlara bile geçilmesi, hele de sezonun bu kadar başında, lezizdi. David ve Goliath hikayesinin 2010 versiyonuydu.
- Spa her zaman güzel yarışlara ev sahipliği yapar zaten, şaşırtmaz. Ama bu sene Hamilton'ın mükemmel pilotajı ve klasikleşmiş yağmur sürpriziyle bizleri yine mest etti.

Seneye Izlenecekler:
- Kobayashi... Daha söze gerek var mı? Daha fazla özgüven, seneye daha iyi gireceğini düşündüğüm bir Sauber ve küçük gözler...
- Alguersuari'nin bu seneki gelişimi çoğu gözden kaçmış olabilir ama Franz Tost, ona ne kadar güvendiğini bu hafta açıkladı. Gerçekten de bazen mavi gözlü DJ Ispanyol'un ne kadar genç olduğunu unutabiliyoruz. 2. ful senesinde eminim çok daha iyi işlere imza atacaktır.
- Yukarıda da değindik Lotus'a. Çok kısa bir zamanda çok iyi bir iş çıkarmışlardı 2010'un başında. Seneye Red Bull ve Renault desteği ile teknik olarak en sıkıntı çektikleri alanları kuvvetlendirdiler. Ayrıca 2011'de siyah-altın renklerinde olacaklar. Daha ne olsun...
- Herkes bu sene sonunda bırakması gerektiğini söylese de bence sene içinde ne iyi ne kötü bir iş çıkardı Schumacher. Hatta sene sonunda kendine geldiği ve iyi yarışlar çıkardığını bile söyleyebiliriz. Kendi geliştirdiği bir Mercedes'te 2011'e beklenmedik bir damga vurabilir bence.

Yılın Çaylağı:
- Belki Petrov ondan daha fazla puan almış olabilir ama Hulkenberg'in altında, sene boyunca genel olarak, daha az rekabetçi bir araç vardı. Buna rağmen efsanevi bir pol pozisyonu almayı bildi. Petrov ise genelde kazaları ile akılda kaldı. O da fena performans sergilemedi ama bu bir "Hulkenberg gitmesin" çağrısı aynı zamanda!

Yılın Çatlağı:
- Suzuka'yı izlemek bile tek başına yeter ama Kobayashi'nin istikrarlı sürüşünün buna o geçiş hamlelerini sağladığını unutmamak lazım. Ayrıca gözlerinin küçüklüğünden dolayı daha rahat geçiş yaptığına dair demeci de F1'de artık pek görmediğimiz türden samimi. Seviyoruz bu genci, Erbatur kadar olamasa bile...

Yılın Kamikazesi:
- Her ne kadar Sutil, Kore'de önüne gelen her araca vurmaya çalışsa da bütün sezon boyunca daha istikrarlı bir şekilde araç parçalayan Petrov, bu kategorinin en başarılı ismi oldu. Genelde Japon pilotlara ait olan kamikaze kültürünü devam ettirdiği için kendisine Kamikaziov adını da layık görüyorum. Kutlarız kendisini, daha nice şasilere...

En Iyi Sıralama Turu Performansları:
- Herkesin şampiyonluk mücadelesine konsantre olduğu Brezilya'da bir anda ortaya çıkıp ikinci Vettel'e bir saniyede fazla fark atarak herkese küçük dilini yutturdu genç Alman. Bazıları abartıp Senna'nın 1988 Monaco sıralama turu ile karşılaştırsa da yine de tarihteki yerini aldı Hulkenberg.
- Red Bull'ların pol pozisyonlarda tulum çıkaracağı inancının virüs gibi yayıldığı günlerde Lewis Hamilton'ın, benzinsiz kalma pahasına attığı tur, onun ne kadar mükemmel bir pilot olduğunun kanıtı sanki. Sonrasında aracını itmekten de geri kalmadı tabi.

En Iyi Yarış Performansları:
Uzun zamandır bu kadar beklenmedik bir pilot, bu kadar dominant bir çift galibiyet almamıştı galiba. 2009 herkese Button gerçeğini gösterdiyse, 2010 Monaco ve Barcelona da bütün dünyaya Webber'i sundu: Gözlerinizin önünde bir şampiyonluk adayı var, artık onu da hesaba katın.
Related Posts with Thumbnails