Ken Block, son derece sevdiğimiz, ayakları yere basan biri. DC Shoes'un sahibiyken, hisselerinin bir kısmını satarak ralli kariyerine başlıyor. 2005'te, 40 yaşına merdiven dayamışken, geç kalınmış bir hamle olsa da bolca çalışıyor, WRC'ye kadar geliyor. Bir yandan da Gymkhana videoları yapıyor, bütün dünyayı kendine hayran bırakıyor. Yaptığı işleri güzel satıyor kısaca. Ayrıca son derece sıcakkanlı biri, en ufak bir kibirliliği yok.
Yaptığı çılgın hareketleri ve rahatlılığı ile gönüllerde taht kuran, kendine Hoonigan ismi koyan Block'tan önce biri daha WRC parkurlarında aynı özelliklerle kendine ciddi bir fan base yaratmıştı: Gigi Galli. Livigno'dan gelme bu adam, yaptığı spektaküler hareketlerle ralli hayranlarını zevkten uçururdu. Ken Block'un sponsorluktan yana olan şansı ise Italyan'da hiç bir zaman olmadı. Alt kategorilerde de kullandığı Mitsubishi ile WRC sahnesine atılan Galli, Japon'ların spordan çekilmesi ile Peugeot kullanmaya başladı. Arjantin 06'da ilk podyumunu elde eden Italyan, ertesi sene de Citroen Xsara kullandı. 2008'de de Stobart takımı ile Ford. Stobart gibi güzel bir altyapı takımıyla tam şansı dönmek üzereyken de Almanya Rallisi'nde yaptığı ciddi kaza ile uyluk kemiğini kırdığından beri kendisinden haber alınamıyor aslında bir bakıma. Ford takımının patronu Malcolm Wilson ile spora dönmek için görüşmeler yaptığını duyurmuştu bir ara kendi sitesinde ama bahsettiğim resmi websitesi bile bir senedir herhangi bir update görmedi. Gözlerimizin aradığını, parkurlarda onun spinlerini görmek istediğimizi bu satırlara not eder, kendisinden haber alanın bana veya ralliyle ilgilenen herhangi birine akıbetini iletmesini rica ederiz.
30 Nisan 2011
22 Nisan 2011
Rahatladık Toptan!
Ortada paylaşılacak bir pasta olduğu an, hem karnı doymaz birer aç kurt hem de mağduru oynayan birer oyuncuya dönüşmemiz kimseyi şaşırtmıyor artık. Türkiye GP'si de farklı olmadı; KKTC oynumuzla, pistin Bernie'ye devriyle, en son olarak CVC'ye ödenmesi gereken miktarı ödememeye karar vererek. Neyse ki 2011'den sonra yarışımız yok, pasta gidiyor. Herkes rahatlamış gibi. Gerçek F1severler hariç...
Hermann Tilke'nin tasarladığı en güzel pist olan, 8. virajıyla F1 literatürüne geçen güzel pistimiz hakkında eleştirilecek çok şeyimiz var. Bol bol da yazmıştım bu blogda. Halk olarak motorsporları kültürümüz yok, oluşturulması için ne kadar emek verildiği soru işareti... Bu işin nasıl yapılması gerektiğini Rusya ve Hindistan örneklerine bakarak anlayabiliriz galiba. Anlaşılan bunları uzun uzun yazmak zaruri artık.
Kendi adıma, üçüncü kere biletimi alıp yarışı izlemeye gittiğimden içim rahat. Joe Saward'ın yazısına bakınca F1 çevresinin de pek üzüldüğü söylenemez. Iyi ki gidiyoruz diyorlar, 8. viraj kaybolacak diyenlere de Joe'nun cevabı hazır: "merak etmeyin aynısını Austin'de yapıyorlar". Işte Türkiye'nin F1'deki yeri...
Kısa bile olsa bizi mutlu eden F1 maceramızda emeği geçen herkese teşekkürler...
Hermann Tilke'nin tasarladığı en güzel pist olan, 8. virajıyla F1 literatürüne geçen güzel pistimiz hakkında eleştirilecek çok şeyimiz var. Bol bol da yazmıştım bu blogda. Halk olarak motorsporları kültürümüz yok, oluşturulması için ne kadar emek verildiği soru işareti... Bu işin nasıl yapılması gerektiğini Rusya ve Hindistan örneklerine bakarak anlayabiliriz galiba. Anlaşılan bunları uzun uzun yazmak zaruri artık.
Kendi adıma, üçüncü kere biletimi alıp yarışı izlemeye gittiğimden içim rahat. Joe Saward'ın yazısına bakınca F1 çevresinin de pek üzüldüğü söylenemez. Iyi ki gidiyoruz diyorlar, 8. viraj kaybolacak diyenlere de Joe'nun cevabı hazır: "merak etmeyin aynısını Austin'de yapıyorlar". Işte Türkiye'nin F1'deki yeri...
Kısa bile olsa bizi mutlu eden F1 maceramızda emeği geçen herkese teşekkürler...
20 Nisan 2011
Fotofiniş Ogier
WRC sezonunun dördüncü ayağı Ürdün Rallisi, daha start verilmeden bir zamana karşı yarışa dönmüştü zaten. Suriye'deki politik sorunlar, malzemeleri Türkiye ve Suriye üzerinden Ürdün'e geçirmeyi planlayan WRC takımları için öyle büyük bir sekte oldu ki, en başta Ürdün Rallisi'nin lojistik ve güvenlik sebepleri ile iptal edilebileceği konuşuldu. Güvenlik sorunu yetkililerin güvence vermesiyle aşılınca bu sefer lojistik bir yarış başladı. Ölüdeniz geçişinin de kapanmasından korkan takımlar, daha önce hiç WRC ile ilgilenmemiş Israil rotasını kullanmak zorunda kaldılar. Italya'dan çıkan gemi, Haifa limanına gelecek ve herşeyi gümrüğe bırakacaktı. Kendi başına bile ucu ucuna yetişen bu program, gemi yola çıktıktan sonra arızalanıp tek motora düşmesiyle imkansızlaştı. Yola cenabet çıkan gemi, Haifa'ya ulaştığında fırtınaya tutulduğu için limana yanaşamadı. Ertesi gün fırtına geçtiğinde de tek çalışan motoru da duran gemi, ancak çekilerek limana getirildi ve yükü boşaltıldı. Bu sırada Ürdün'de takımlar, FIA ve North One Sport kendi aralarında toplantı yaparak ilk günün iptal edilerek onların yerine recce ve ceremonial start yapılmasına karar verdi. Bu sırada hemen hemen bütün ekipmanlar gümrükten geçmiş ve Ürdün'e doğru yola çıkmıştı; kritik bir kamyon hariç, lastikleri taşıyan kamyon.
Sonuçta, normalde perşembe sabahı yarışın başlaması planlanırken çarşamba akşamı park alanında, uçakla gelen arabalar hariç hiç bir şey yoktu. Ne servis alanları, ne hospitality alanları, hiç bir şey. O gece ulaşan kamyonlardaki ekipmanları, normal süresi olan 4 gün yerine tek gecede kuran mekanikerlerin nasıl bir mucize gerçekleştirdiği heralde buradan anlaşılabilir.
Ve henüz yazmaya başlayamadığımız yarış... 3 günden 2 güne düşen rotasına rağmen en az yarış öncesindeki kadar heyecana sahne oldu. Hirvonen'in yoldaki ilk pilot olarak zaman kaybettiği cuma gününü Ogier, taktik dinlemeden ilk sırada bitirdi. WRC pilotlarının artık klasikleşmiş daha avantajlı start pozisyonu için yavaşladığı sırada Fransız genç pilot, gaza basarak ikinci Loeb'ün 31 saniye önünde ikinci güne başlayacaktı. Hemen arkasında ise Loeb, Latvala ve Solberg, 3 saniye içinde sıralanmışlardı.
Ikinci ve son gün Solberg'in kazası ile başladı. Podyum için savaşmayı bekleyen Norveçli eski şampiyon, yarışdışı kalarak sıfır puan çekmiş oldu Ürdün'den. Oysa ki aracının ayarlarından hiç haz etmeyerek yavaşlayan Loeb'ü geçebilirdi yolda kalsaydı. Hatta belki Latvala ve Ogier'i de.
Latvala ise bu yarışı kazanmaya yeminliydi adeta. Günün ilk loop'unda Ogier ile farkı 19 saniyeye düşüren Ford'un Fin'i, ikinci loop'taki etaplarda daha da gaza basarak herkesi şaşırttı ve son seyirci etabına gelirken, son bir gayret ile Ogier'in yarım saniye önünde liderliğe yerleşti. Ama son powerstage'de hem Ogier hem Latvala, sınırlarda yarışsalar da sonunda Citroen'in Fransız'ı, yarışı Latvala'nın sadece 0.2 (sıfır nokta iki) saniye önünde bitirerek hem yarışı kazandı hem powerstage puanları ile birlikte bir yarıştan çıkarılabilecek en fazla puanı aldı hem de WRC tarihinin en küçük farklı galibiyeti rekorunu kırdı.
Kısaca Ürdün Rallisi, öncesinden son saniyesine kadar nefes nefese geçti.
Podyumun son basamağına çıkan Loeb, Hirvonen'in dördüncü olmasıyla genel sıralamada liderliğe çıktı. Loeb'ün iki puan arkasında Hirvonen, onun 3 puan arkasında Ogier, onun 3 puan arkasında da Latvala olunca pilotlar şampiyonası hala çok karışık ilerliyor. Markalar Şampiyonasında ise Ford ile Citroen, aynı puandalar. Sıradaki yarış, Türkiye GP'si ile aynı haftasonu Italya Sardinya adasında koşulacak. Gilles Panizzi ile hafızalara kazınan günlerinde asfalt rallisi olan ama artık tamamen toprak olan Italya'da bir konuğumuz daha olacak: Parkurlarda ilk defa WRC versiyonuyla yarışacak olan MINI!
Sonuçta, normalde perşembe sabahı yarışın başlaması planlanırken çarşamba akşamı park alanında, uçakla gelen arabalar hariç hiç bir şey yoktu. Ne servis alanları, ne hospitality alanları, hiç bir şey. O gece ulaşan kamyonlardaki ekipmanları, normal süresi olan 4 gün yerine tek gecede kuran mekanikerlerin nasıl bir mucize gerçekleştirdiği heralde buradan anlaşılabilir.
Ve henüz yazmaya başlayamadığımız yarış... 3 günden 2 güne düşen rotasına rağmen en az yarış öncesindeki kadar heyecana sahne oldu. Hirvonen'in yoldaki ilk pilot olarak zaman kaybettiği cuma gününü Ogier, taktik dinlemeden ilk sırada bitirdi. WRC pilotlarının artık klasikleşmiş daha avantajlı start pozisyonu için yavaşladığı sırada Fransız genç pilot, gaza basarak ikinci Loeb'ün 31 saniye önünde ikinci güne başlayacaktı. Hemen arkasında ise Loeb, Latvala ve Solberg, 3 saniye içinde sıralanmışlardı.
Ikinci ve son gün Solberg'in kazası ile başladı. Podyum için savaşmayı bekleyen Norveçli eski şampiyon, yarışdışı kalarak sıfır puan çekmiş oldu Ürdün'den. Oysa ki aracının ayarlarından hiç haz etmeyerek yavaşlayan Loeb'ü geçebilirdi yolda kalsaydı. Hatta belki Latvala ve Ogier'i de.
Latvala ise bu yarışı kazanmaya yeminliydi adeta. Günün ilk loop'unda Ogier ile farkı 19 saniyeye düşüren Ford'un Fin'i, ikinci loop'taki etaplarda daha da gaza basarak herkesi şaşırttı ve son seyirci etabına gelirken, son bir gayret ile Ogier'in yarım saniye önünde liderliğe yerleşti. Ama son powerstage'de hem Ogier hem Latvala, sınırlarda yarışsalar da sonunda Citroen'in Fransız'ı, yarışı Latvala'nın sadece 0.2 (sıfır nokta iki) saniye önünde bitirerek hem yarışı kazandı hem powerstage puanları ile birlikte bir yarıştan çıkarılabilecek en fazla puanı aldı hem de WRC tarihinin en küçük farklı galibiyeti rekorunu kırdı.
Kısaca Ürdün Rallisi, öncesinden son saniyesine kadar nefes nefese geçti.
19 Nisan 2011
Avrupa Sezonu Öncesi Yeni Kurallar
Avustralya, Malezya ve Çin; birbirinden farklı karakteristiklerde üç farklı pist ile başladı 2011 sezonu. Bundan bir ay önce kafamızda cevaplamayı beklediğimiz bir çok sorunun dibine, yavaş yavaş o cevaplar ekleniyor. Avrupa sezonuna girmeden önce bu senenin üç büyük değişikliğine, üç yarışın perspektifinden bakmak için de doğru bir zaman sanki.
KERS: 2009'da kullanıldığında avantajdan çok dezavantaj olmuş, şampiyonluk için çekişen iki takım da (Brawn ve Red Bull) sistemi hiç kullanmamıştı. Hatta bu sisteme en çok yatırım yapan takım olan BMW, gittikçe yükselen grafiğini bir anda dibe düşürmüş, sezon sonunda da spordan çıkmıştı (tamam, sırf bu yüzden olmasa da tamamen alakasız diyemeyiz). Bu sene ise Red Bull hariç her takım KERS'i tepe tepe kullanıyor. Tam da bu yüzden aslında kimseye bir avantaj sağlamıyor. Herkes hemen hemen aynı anda butona basıyor ve KERS geçişleri yaşanmıyor. Peki niye KERS var ve yıllar boyunca da olmaya devam edecek? Çünkü KERS'in kısa vadede yarışlara yaptığı etki, birine avantaj sağlayıp diğerinin önüne geçirmekten çok (bknz Spa 2009, Kimi'nin Fisichella'yı geçip Ferrari'nin o seneki tek galibiyetini alması), beceremeyene vereceği dezavantaj. Red Bull gibi aracı mükemmele yakın olan bir takım bile, KERSsiz zor durumda kalabiliyor. Bir bakıma motor, vites kutusu gibi diyebiliriz yani: çalıştığı değil çalışmadığı zaman hissettiriyor kendini. Uzun vadede ise motor üreticileri için yol araçlarına aktaracak çok önemli bir deney ve Formula 1, olduğundan daha çevreci gösteriyor. Yani motor teknolojilerinin gittiği yöne bakan ve bu yüzden F1'i, başka motor üreticileri için de cazip yapan bir adım. KERS, uzun bir süre daha burada.
DRS: Geçen hafta yarışmada, DRS ile ilgili düşüncelerinizi sormuştum. Anlaşılan çok sevilen bir kural değişikliği değil bu blogun okurları arasında. Çin GP'sinden sonra düşüncelerinizde değişiklik oldu mu acaba? Arka düzlükte 15 km kadar hız farkı yaratan ve özellikle ilk turlarda birbirine yakın çok araç olduğundan acayip drag'ler yaratan değişik bir sistem DRS. Açıkçası ben, DRS'e çok karşı değildim. Geçişleri arttırıyordu, fena gitmiyordu sanki (Malezya yarışını izleyemediğimi unutmayalım). Ama Çin'de düşüncelerim değişti. Yarıştaki güzel geçiş hamlelerinin hemen hemen hepsi DRS bölgesinin dışında oldu, özellikle de DRS sonrasındaki son virajda. Benim de aklıma şöyle bir fikir geldi: sistem sadece arkadaki aracın öndekiyle farkı 1.5 ile 0.5 saniye olduğunda kullanılabilsin! Çünkü DRS aslında NBA'deki draft gibi, arkadakine yardım eden, aradaki farkları kapamaya yarayan güzel bir sistem. Ama olay geçişe gelince biliyorsunuz ki öndekinin geçilmekten başka şansı yok. O yüzden 1.5 ile 0.5 saniye arasında arkadaki aracın öndekine yaklaşması için kullanılsın ama fark daha kapandığında, yani gerçekten geçiş hamlesinin yapılacağı mesafe sağlandığında kullanılamasın ve geçiş, doğal yollardan yapılsın. Ne dersiniz?
Pirelli'ler: Lastikler, bu senenin açık ara en fazla fark yaratan unsuru. Italyanların geçen seneki Kanada GP'sini kaç kere izlediklerini bilmiyorum ama kendilerine verilen direktifleri çok iyi uyguladıkları kesin. Bu sebeple de eleştirilmelerine içim kesinlikle el vermiyor. 2011'de yarışların çok keyifli olmasında, geçişlerin artmasında, stratejinin fark yaratabilmesinde çok büyük katkıları var. Çin'i örnek alalım: Yarışın farklı turlarında Vettel, Massa, Button, Rosberg hatta sıkarsak Alonso'nun bile yarışı kazanma ihtimali vardı ama Hamilton kazandı. 18.likten yarışa başlayan Webber, strateji sayesinde podyuma çıktı. Daha önce yapılmamış bir şey mi, hayır ama yine de bu seferkinde lastiklerin getirdiği stratejinin oynadığı rol yadsınamaz. Her pilot, sıralama turlarında harcadığı lastiklerden geride kalanı kadar bir sprint barutu ile başlıyor yarışa adeta. En doğru zamanda bu sprint barutunu kullanan da galibiyete uzanıyor. Mesela Rosberg, barutunu fazla erken kullandı. Massa ve Button'ın barutları beklediklerinden erken bitti. Vettel ise neredeyse kafasındaki planı başarıyordu. Ama stratejisini, cumartesiden elinde diğerlerinden fazla barut kalan Hamilton başarıyla uyguladı ve yarışı kazandı. Insan, Türkiye GP'sinde, özellikle de 8. virajda sağ lastiklere binecek güçlerin yarışı nerelere çekeceğini görmek için sabırsızlanıyor.
Sizin, kural değişiklikleri ve bu seneki yarışlara (pozitif veya negatif) etkileri hakkında görüşleriniz neler?
KERS: 2009'da kullanıldığında avantajdan çok dezavantaj olmuş, şampiyonluk için çekişen iki takım da (Brawn ve Red Bull) sistemi hiç kullanmamıştı. Hatta bu sisteme en çok yatırım yapan takım olan BMW, gittikçe yükselen grafiğini bir anda dibe düşürmüş, sezon sonunda da spordan çıkmıştı (tamam, sırf bu yüzden olmasa da tamamen alakasız diyemeyiz). Bu sene ise Red Bull hariç her takım KERS'i tepe tepe kullanıyor. Tam da bu yüzden aslında kimseye bir avantaj sağlamıyor. Herkes hemen hemen aynı anda butona basıyor ve KERS geçişleri yaşanmıyor. Peki niye KERS var ve yıllar boyunca da olmaya devam edecek? Çünkü KERS'in kısa vadede yarışlara yaptığı etki, birine avantaj sağlayıp diğerinin önüne geçirmekten çok (bknz Spa 2009, Kimi'nin Fisichella'yı geçip Ferrari'nin o seneki tek galibiyetini alması), beceremeyene vereceği dezavantaj. Red Bull gibi aracı mükemmele yakın olan bir takım bile, KERSsiz zor durumda kalabiliyor. Bir bakıma motor, vites kutusu gibi diyebiliriz yani: çalıştığı değil çalışmadığı zaman hissettiriyor kendini. Uzun vadede ise motor üreticileri için yol araçlarına aktaracak çok önemli bir deney ve Formula 1, olduğundan daha çevreci gösteriyor. Yani motor teknolojilerinin gittiği yöne bakan ve bu yüzden F1'i, başka motor üreticileri için de cazip yapan bir adım. KERS, uzun bir süre daha burada.
DRS: Geçen hafta yarışmada, DRS ile ilgili düşüncelerinizi sormuştum. Anlaşılan çok sevilen bir kural değişikliği değil bu blogun okurları arasında. Çin GP'sinden sonra düşüncelerinizde değişiklik oldu mu acaba? Arka düzlükte 15 km kadar hız farkı yaratan ve özellikle ilk turlarda birbirine yakın çok araç olduğundan acayip drag'ler yaratan değişik bir sistem DRS. Açıkçası ben, DRS'e çok karşı değildim. Geçişleri arttırıyordu, fena gitmiyordu sanki (Malezya yarışını izleyemediğimi unutmayalım). Ama Çin'de düşüncelerim değişti. Yarıştaki güzel geçiş hamlelerinin hemen hemen hepsi DRS bölgesinin dışında oldu, özellikle de DRS sonrasındaki son virajda. Benim de aklıma şöyle bir fikir geldi: sistem sadece arkadaki aracın öndekiyle farkı 1.5 ile 0.5 saniye olduğunda kullanılabilsin! Çünkü DRS aslında NBA'deki draft gibi, arkadakine yardım eden, aradaki farkları kapamaya yarayan güzel bir sistem. Ama olay geçişe gelince biliyorsunuz ki öndekinin geçilmekten başka şansı yok. O yüzden 1.5 ile 0.5 saniye arasında arkadaki aracın öndekine yaklaşması için kullanılsın ama fark daha kapandığında, yani gerçekten geçiş hamlesinin yapılacağı mesafe sağlandığında kullanılamasın ve geçiş, doğal yollardan yapılsın. Ne dersiniz?
Pirelli'ler: Lastikler, bu senenin açık ara en fazla fark yaratan unsuru. Italyanların geçen seneki Kanada GP'sini kaç kere izlediklerini bilmiyorum ama kendilerine verilen direktifleri çok iyi uyguladıkları kesin. Bu sebeple de eleştirilmelerine içim kesinlikle el vermiyor. 2011'de yarışların çok keyifli olmasında, geçişlerin artmasında, stratejinin fark yaratabilmesinde çok büyük katkıları var. Çin'i örnek alalım: Yarışın farklı turlarında Vettel, Massa, Button, Rosberg hatta sıkarsak Alonso'nun bile yarışı kazanma ihtimali vardı ama Hamilton kazandı. 18.likten yarışa başlayan Webber, strateji sayesinde podyuma çıktı. Daha önce yapılmamış bir şey mi, hayır ama yine de bu seferkinde lastiklerin getirdiği stratejinin oynadığı rol yadsınamaz. Her pilot, sıralama turlarında harcadığı lastiklerden geride kalanı kadar bir sprint barutu ile başlıyor yarışa adeta. En doğru zamanda bu sprint barutunu kullanan da galibiyete uzanıyor. Mesela Rosberg, barutunu fazla erken kullandı. Massa ve Button'ın barutları beklediklerinden erken bitti. Vettel ise neredeyse kafasındaki planı başarıyordu. Ama stratejisini, cumartesiden elinde diğerlerinden fazla barut kalan Hamilton başarıyla uyguladı ve yarışı kazandı. Insan, Türkiye GP'sinde, özellikle de 8. virajda sağ lastiklere binecek güçlerin yarışı nerelere çekeceğini görmek için sabırsızlanıyor.
Sizin, kural değişiklikleri ve bu seneki yarışlara (pozitif veya negatif) etkileri hakkında görüşleriniz neler?
18 Nisan 2011
Yarışma: Çin Sonrası
Sezon başı dedik, özledik dedik ama Uzak Doğu turları ve sabahın köründe yarışları (hele de artık gittikçe daha da dikkat isteyen yarışları) izleme sınırımıza yaklaşmıştık. Avrupa sezonunun ve Türkiye GP'sinin artık gelmiş olması ile yaşadığım sevinci burada hepinizle paylaşmayı boynumun borcu bilirim.
Hamilton, Vettel'in 4 yarışlık serisini sonunda kırarak 2011'deki ilk galibiyetini aldı. Yarış hakkında bol bol yazılası, düşünülesi, tartışılası şey var; onları ayrı bir postta yazıcam. Şimdi yarışmamız:
Keyser Soze: (10)+4= 14
Sukullacı: (10)+3= 13
Nazl_: (9)+4= 13
Sinan: (5)+6= 11
Çekirdekçi Tayfa: (3)+6= 9
Cihan: (8)+0= 8
Obiyah: (2)+0= 2
Apoiantes: (1)+0= 1
Zirveye oynayanlar arasında Cihan'ın tahmin yapmayarak kafalarda soru işareti bıraktığı haftada, nasıl olduysa ben gayet iyi puan alarak kendimi şaşırttım. Aynı zamanda Çekirdekçi Tayfa da televizyon karşısında sadece çekirdek çitlemediğini kanıtladı bizlere. Yarışmanın gediklilerinden Obiyah'ın da iki haftadır tahmin yapmaması üzücü, ulaşabilenler özlendiğini bildirebilir kendisine. Ama 3. yarış sonunda liderliği ele geçiren Keyser Soze'nin sezon sonunda hem MVP hem de en iyi çaylak ödülünü alıp alamayacağını hep beraber görücez. Adeta bir Perez, bir di Resta kendisi.
Bundan sonra Türkiye GP! 6-8 Mayıs'a hazır olun!
13 Nisan 2011
Yarışma: Malezya Sonrası ve Çin
Itiraf edeyim, yarış sırasında uçakta olduğum için Malezya GP'sini izleyemedim, o yüzden sadece okuduklarımı biliyorum. Ama sıkılan birini görmedim. Güzel bir yarış kaçırmışız galiba.
Malezya GP'sinin geleceği hakkında sorular sormuştum sizlere, cevaplarınız için teşekkür ederim. Ben de kendi cevabımı vereyim. Açıkçası ben de gece yarışı + yağmur olunca nasıl olacağını merak ediyorum. Ama bizde olduğu gibi Malezya'da da halkın bir motorsporları kültürü yok ve bunun gelişmesi çok zaman alır. Açıkçası ben, Sepang pistinin 5-10 yıl arası daha takvimde kalacağını, gittikçe eskiyen fasiliteler ve yeni gelecek pistlerle beraber Güney Afrika, Arjantin veya Avusturya'nın yanında tarih sayfalarına geçeceğine inanıyorum.
Ve tabi ki puan durumumuz:
Sukullacı: (4)+6 = 10
Keyser Soze: (6)+4 = 10
Nazl_: (7)+2 = 9
Cihan: (3)+5 = 8
Sinan: (2)+3 = 5
Çekirdekçi Tayfa: (0)+3 = 3
Obiyah: (2)+0 = 2
Apoiantes: (0)+1 = 1
Bu hafta en çok puanı Sukullacı toplayarak Keyser Soze ile beraber liderliği paylaştı. Ama ilk dördü sadece 2 puanın ayırdığı düşünürsek, her an herşey olabilir. Nazlı, geçen seneki performansını devam ettiriyor, yeni gelenlerden Cihan ile Keyser Soze ise yarışmamıza şimdiden ciddi renk kattı. Bu hafta ilk tahminlerini yapan Çekirdekçi Tayfa ve Apoiantes'e de selam çakar, tahminlerini bizden esirgeyen Obiyah'ı sevgiyle de anarız bir yandan.
Ve Çin... Mclaren'in hem yarışlar hem sıralamada iyi gözüktüğü, Red Bull'un KERS hariç mükemmel olduğu bir ortamda Ferrari, bir hafta içinde sıralama sorunlarına çözüm bulabilecek mi acaba? Lastiklere daha nazik olan, bu yüzden yarış sırasında avantaj elde edebilen Ferrari'nin sıkıntısı da aynı şey aslında; lastiklere çok nazik oldukları için bir tur içinde ısıtamıyorlar ve sıralamalarda geride kalıyorlar. Peki Renault, podyum serisini devam ettirecek mi? Bu senenin iki büyük hayal kırıklığı Mercedes ve Williams, bu yarışta kendine gelebilecekler mi?
Çin hakkındaki soru da şu: Iki yarışta DRS sistemini gördük ve inceledik. Bu yarışta DRS sisteminin nerede kullanılacağı henüz açıklanmadı ama arka düzlükte kullanılacağı düşünülüyor. Sizce bu sistem, yarışları daha zevkli hale getiriyor mu, yoksa sezon başında korkulduğu gibi gereksiz mi? Ya da belki henüz bir fikir oluşturmak için erken de diyebilirsiniz.
Son olarak da Çin tahminleri:
Pol: Vettel
Galibiyet: Vettel
Podyum: Vettel, Alonso, Hamilton
EHT: Webber
05 Nisan 2011
Yarışma: Malezya GP
Avustralya, rüzgar gibi geçti ve sizi bilemem ama bana yetmedi. Neyse ki bu haftasonu Malezya GP'si var ve çok daha fazla heyecan vaad ediyor. DRS sisteminin daha fazla etki yapması ve lastiklerin daha çabuk parçalanması, herkesin aklındaki sorular. Tabi ki Malezya deyince akla muson yağmurları da geliyor.
Bunun yanında Ferrari, test formuna geri dönebilecek mi, Mercedes setup sorunlarını halletti mi, Petrov ve Heidfeld nası bir performans gösterecek soruları da var. Orta sıraların en zayıf takımı olarak gösterilen Force India, Avustralya'da iki pilotuyla da (Sauber'in yardımıyla da) puan aldı ama rakipleri ciddi. Williams henüz elini gösteremedi, Sauber'in şakası yok, Toro Rosso takım içi kavgalara sürüklenmezse iyi gidiyor. Lotus ise hala geride.
Ve HRT ile Virgin yarışabilecekler mi?
Bu soruların yanında, bundan sonra yarışma postlarına bir soru ilave etmeye karar verdim. Fikirlerinizi öğrenmek amaç. Malezya için aklımdaki şu: Sizce Malezya, bir süredir niyetlendiği gibi gece yarışlarına geçmeli mi? Burada yağmur, ışıklar için yapılacak yatırımlar, F1'in Malezya'daki geleceği ve Malezya halkının ilgisinin beklenen seviyede olmaması gibi kriterler var.
Her hafta olduğu gibi yine ateşe ilk ben atlıyorum.
Pol Pozisyonu: Vettel
Galibiyet: Button
Podyum: Button, Vettel, Webber
En Hızlı Tur: Hamilton
Bunun yanında Ferrari, test formuna geri dönebilecek mi, Mercedes setup sorunlarını halletti mi, Petrov ve Heidfeld nası bir performans gösterecek soruları da var. Orta sıraların en zayıf takımı olarak gösterilen Force India, Avustralya'da iki pilotuyla da (Sauber'in yardımıyla da) puan aldı ama rakipleri ciddi. Williams henüz elini gösteremedi, Sauber'in şakası yok, Toro Rosso takım içi kavgalara sürüklenmezse iyi gidiyor. Lotus ise hala geride.
Ve HRT ile Virgin yarışabilecekler mi?
Bu soruların yanında, bundan sonra yarışma postlarına bir soru ilave etmeye karar verdim. Fikirlerinizi öğrenmek amaç. Malezya için aklımdaki şu: Sizce Malezya, bir süredir niyetlendiği gibi gece yarışlarına geçmeli mi? Burada yağmur, ışıklar için yapılacak yatırımlar, F1'in Malezya'daki geleceği ve Malezya halkının ilgisinin beklenen seviyede olmaması gibi kriterler var.
Her hafta olduğu gibi yine ateşe ilk ben atlıyorum.
Pol Pozisyonu: Vettel
Galibiyet: Button
Podyum: Button, Vettel, Webber
En Hızlı Tur: Hamilton
29 Mart 2011
Yarışma: Avustralya Sonrası
Evet, sonunda bu senenin ilk yarışı ve yarışmasını tamamladık. Gridde herkesin, tamam belki Red Bull hariç herkesin, performansı soru işaretleri ile dolu iken bizim yarışmamızda da gergin bir bekleyiş hakimdi. Tahminlere bakacak olursak Red Bull'lardan birini, genelde de Vettel'i pole yazanlar 2 puanı cebe indirdi. Ferrari hayal kırıklığı yaratırken Mclaren'leri Obiyah hariç kimse tahminlerine yazmamıştı bile. Ilk yarışın puanlarına bakacak olursak:
Keyser Soze: 6
Sukullacı: 4
Cihan: 3
Nazl_: 2
Obiyah: 2
Sinanko: 2
Mertcan Hekimoğlu: 0
Yeni yarışmacılarımızdan Keyser Soze'nin RBR inancı kendisine liderliği getirdi. Işin ilginç olanı, aramızdan Keyser Soze hariç kimse Vettel'e hem polü hem de galibiyeti yazmamış. Bir diğer çaylak Cihan da 3 puan ile podyuma çıkarken Mertcan, şanssız bir haftasonu geçirmiş Mercedes veya Williams gibi. Geçen sene Nazl_'nın gerilerden gelip ne canlar yaktığını kendisine hatırlatır tahminlerinin devamını bekleriz.
Soranlar için bir not, Mali Selışık bu sene ÖSS'ye hazırlandığı için hem kendi blogunu aylardır boşladı hem de tahminlerde yer alacağını zannetmiyorum. Bir başka not da son bir kaç yazıdır resim bulunmaması ile ilgili. Resim koymayı deniyorum ama bir türlü beceremiyorum. Muhtemelen bloglara giriş yasağı saçmalığı ile ilgili. Başka bir bilgisayardan tekrar deneyeceğim ama biraz tatsız tutsuz, Cumhuriyet gazetesi tadındaysak bu aralar kusura bakmayın.
Iki haftaya Malezya var, lastik aşınmasının, DRS mesafesinin ve yağmur ihtimalinin Avustralya'dakinden farklı olacağı şu Sepang yarışı. Tahminler daha güç olabilir.
28 Mart 2011
Rei Do Algarve: Ogier
Portekiz Rallisi, 2009'daki kazasından sonra her zaman Jari Matti Latvala ile beraber anılırdı. Fazla hızlı girdiği virajın ardından attığı yaklaşık 15 takla, tekrarlaması zor bir "başarı" olsa da bu sene Ken Block, henüz recce'de iddialı bir hareketle "ben de buradayım" dedi. Latvala'nın, uçurumdan inerken attığı uzun ve yavaş taklalardan farklı olarak hızlı, kısa mesafede ciddi yükselerek 5 takla attı Amerikalı ve yarışa başlayamadı bile. Eğlence meraklısı Block, twitter hesabı üzerinden "bir kaya ile yaşadığımız yanlış anlaşma yüzünden" yaşadığı kazanın ardından Ford ve M-Sport ekibine teşekkürü de tam anlamıyla boynunun borcu bilmiş. "Biz o kazadan nasıl yürüyerek çıktık bilmiyoruz" diye de sözlerini bitirmiş. Olayın videosunu ralliden önce yazdığım yazıda bulabilirsiniz.
Ama Latvala için iki senedir kabus olan ralli, bu sefer o kadar da kötü gitmeyecekti.
Algarve Stadı'ndaki seyirci özel etabından itibaren en başta olağan şüpheliler oldu ralli boyunca; Ogier, Loeb, Hirvonen, Latvala. Fabrika ekiplerinin sürücüleri dışında Petter Solberg, yaptığı zamanlarla cumartesi ve pazar günü oldukça dikkat çekti. Ama cuma günü patlattığı 4 lastik, onu çoktan ön gruptan uzaklaştırmıştı. Yine boşa giden bir performans sergilemek durumunda kaldı Norveçli eski şampiyon. Bu sene, bu tip şanssızlıkları fazlasıyla yaşıyor ve aslında rallileri kazananlarla aynı hızda gitse de, yaşadığı şanssızlıklar yüzünden hep geriden gelmek zorunda kalıyor. Kendi ralli takımı ile yarışan ve araç sürmek dışında sponsor ve bütçe gibi çok sıkıntılı işleri de üstlenen Solberg, umuyorum ki yakın zamanda hakettiği sıralarda bulunur.
Cuma günü Ford üstünlüğü ile geçilirken, Citroen'ler, daha iyi pozisyonda çıkış yapmalarına rağmen neyin yanlış gittiğini pek anlayamadılar. Yine de günün sonunda Ogier, ufak farkla liderken frene basarak ikinci güne dördüncü başlamayı seçti. Taktikler, taktikler. Ikinci gün bu seçim, oldukça işine yaradı genç Fransız'ın. Önce Hirvonen'in sorun yaşaması, daha sonra patlayan lastiğini değiştiren Hirvonen'in hemen arkasından gelen Loeb'ü toza boğarak şampiyonu geride tutması, ardından da Latvala'nın yaşadığı driveshaft problemi ile Ogier, muhtemelen savaşarak kazanacağı yarışı, beklediğinden çok daha rahat bir şekilde kazandı. Geçen sene kariyerindeki ilk galibiyeti de burada elde eden Ogier için, Meksika'da liderken yaptığı kazanın ardından önemli bir güven tazelemesi oldu bu. Takım arkadaşı Loeb, ikinci olarak Citroen'e duble getirirken Latvala üçüncü, Hirvonen dördüncü olarak Ford'un hasarını en aza indirmiş oldular.
Loeb, belki de Ogier'in en büyük rakibi olacakken Hirvonen ile yaşadığı yüzünden liderlik mücadelesi veremedi. Aslında olay şu: Hirvonen, patlayan lastiğini durup değiştiriyor ve yola kaldığı yerden devam ediyor. Ama tozlu etaplarda 8 saniye arkasından gelen Loeb var ve Hirvonen'in kaldırdığı toz yüzünden Loeb, önünü göremiyor ve ciddi zaman kaybediyor. Telsizden takıma, Ford'a haber verip Hirvonen'in çekilmesini istiyor ama Ford bunu kabul etmiyor. Etap sonunda finiş noktasına gelince de Loeb, Hirvonen'in Ford'una arkadan kasten çarpıyor sinirini göstermek için. Her ne kadar sinir bozucu olsa da daha sonra ilgili partiler, bunun bir yarış olayı olduğunu anlıyor, kötü niyet aranmıyor ve Loeb, Hirvonen'den özür diliyor. Yine de rallisinin içine ediliyor.
Bu senenin yükselen yıldızı Mads Ostberg, bu sefer pek parlayamayarak puan alamasa da onun yerini bir başkası doldurdu; Armindo Araujo. Production kategorisinde son iki senenin şampiyonu yerel kahraman, ilk defa aksiyon gören MINI ile önemli bir test verdi aslında. Prodrive'ın da gözü bu rallideydi o yüzden. Ilk gün aldığı sonuçlarla yedincilik seviyelerinde gezinirken daha sonra yaşadığı mekanik arızalar yüzünden yarışı bitiremedi ama MINI'nin gerçek debut'sunu yapacağı Italya Rallisi'nde neler yapabileceğini gösterdi. Üstelik Araujo'nun aracı, WRC değil S2000 spesifikasyonundaydı. David Richards ve ekibi, bu haftasonu huzurlu uyumuşlardır eminim.
Bir parantez de Kimi Raikkonen'e açalım. Geçen seneyi 25 puanla tamamlayan ve taklalardan bolca nasibini alan Flying Finn, bu sene iki rallisinden toplamda 10 puan çıkararak olgunlaşma sinyalleri veriyor.
Sürücüler klasmanında Loeb ile Hirvonen'in 58'şer puan ile zirvede bulunurken Latvala 48, Portekiz'in galibi Ogier ise 41 puanda. Bu seneki 3 ralliyi 3 farklı ismin kazandığını da belirtmeden geçmeyelim. Markalarda ise Ford, Citroen'in hala 10 puan önünde. Takvimdeki bir sonraki ralli 14-16 Nisan'daki Ürdün Rallisi ama gerçekleşip gerçekleşmeyeceği henüz belli değil. Komşusu Suriye'deki isyanlar yüzünden onların kaderi de F1 Bahreyn GP'si gibi olabilir. Bu durumda da Mayıs başında Italya Rallisi'ne kadar beklememiz gerekecek. Acaba son dakikada Türkiye takvime eklenir mi? Keşke...
Avustralya'nın Anlamları
Pazar sabahı erkenden kalkıp mahmurlu gözlerle yarış izlemeyi özlemiş olduğumla başlamam lazım galiba. Avustralya'nın ilk virajı her zaman benim için sezonun gerçek başlangıcı olmuştur, Bahreyn'de olanlardan sonra bunun pratiğe dönüşmesi gerçekten güzeldi.
Yarışı baştan sona anlatmaya gerek yok ama kendi çıkarımlarımı paylaşmam lazım. Geçen senenin sonunda James Allen'ın blogunda bir tartışma vardı; 2010, gelmiş geçmiş en iyi sezonlardan biriydi ama bunun sebebi dış faktörler miydi, yoksa yarışların kendisi mi? Bir sürü kural değişikliğinden sonra, 2011'i 2010 ile karşılaştırmak imkansız. Kendi başına bakınca, Melbourne Albert Park'taki yarış, ne inanılmazdı ne de sıkıcı. Ve hiç bir dış faktör yoktu; yağmur yağmadı, kazalar pek fazla olmadı, güvenlik aracı girmedi vs. Yani muhtemelen sezon boyunca göreceğimiz yarışların bir standardıydı dünkü yarış ve bence hiç de fena değildi. Lastik lastiğe çekişmeler, geçişler, taktiksel çekişmeler, sürprizler gördük. Bunların yanına yağmur, güvenlik aracı, mekanik arızalar koyunca sezon içinde son derece enteresan yarışlar bizi bekleyecektir diye düşünüyorum.
Bir de bu sezonun en kapalı kutu üçlüsüne göz atalım; DRS, KERS ve lastikler. DRS (Drag Reduction System, yani hareketli arka kanat) düşünüldüğü kadar kendi başına geçişler getirmedi, arkadaki araç için bir avantaj sağladı ama korkulan başımıza gelmedi. Ama bunun sebebinin Albert Park'tan da olabileceğini, sistemin kullanıldığı düzlüğün bitişindeki viraj daha geçişe elverişli olduğunda etkisinin artacağını tahmin edebiliriz. KERS ise beklediğimden daha etkisizdi. Red Bull'lar KERS'e ihtiyaç duymadan yarıştılar ve startta bile tehdit edilmediler. Birbirlerine yakın araçların da hepsinde KERS olduğu için pist üstündeki heyecana etki etmedi. Bu sistemin heyecan getireceği iki nokta bozuk KERS yüzünden yolda kalacak araçlar ve gittikçe yeşilleşen F1 olacaktır.
Lastikler ise bu seneyi domine edecek belli ki. Stratejiler, lastikleri ısıtmak, iyi kullanmak, son stint'e doğru zamanda girmek, sıralama turlarında Q1'i yumuşak lastiksiz geçmek, ani frenlerle lastikleri kitlememek, bunlar hep yarışın sonucuna direkt etki edecek şeyler olacak. Lastikleri doğru kullanan takımlar/pilotlar, bu sene çok ciddi avantaj elde edecekler belli ki. Çok kısa zamanda tam da kendisine sipariş edildiği gibi lastikler üreten Pirelli de bir alkışı hakediyor bence.
Bu haftasonunun en bahsedilmeyi hakeden takımı Sauber oldu. Sergio Perez'in doğaçlama gelişen tek stopluk stratejisi, baya bir ilgi çekti ve çaylak pilota (diskalifiye olmadan önce) ilk yarışında puan kazandırdı. Burada açıkçası genç Meksikalı'nın dedikleriyle olayı tartabiliyoruz ancak: "Yarışa sert hamur ile başladım, bir kaç kişi yumuşak hamurla başladığı için beni geçti ama istikrarlıydı turlarım. Yumuşak lastiklere geçince önümde Vettel vardı, geçmeye çalışıp lastiklerimi bitirmek yerine korumaya geçtim. Vettel, pite girdikten sonra da çok agresif değildim". Açıkçası bu kelimelerden sonra tek pitstop'un pek göreceğimizi bir şey olmadığını çıkardım. Hem Pirelli hem de Perez'in kendisi, bunun zor olduğunu söylüyor. Yine de Sauber'in, lastiklerine iyi bakan bir araç olduğu ortada. Kobayashi ile Perez'in, performansa etki etmeyen bir şeyden dolayı diskalifiye olmaları haricinde, bu yarışı iyi hatırlayacaklarını ve gelecek için umut verdiğini düşünüyorum.
Red Bull ve Vettel'in hızı, tabi ki önemli bir nokta ama kim beklenmedik diyebilir ki? Benim, bu haftasonu, Red Bull adına en hoşuma giden şey, diğer takımlar (ve belki de genel olarak bütün F1 camiası) üstündeki psikolojik üstünlükleri. Her an herşeyin beklendiği, zihni sinir fikirlerle bir anda dengeleri lehlerine değiştirebilecekleri herkes tarafından kabulleniliyor. Pilotlar sıralama esnasında KERS kullanmadıklarını açıkladılar, Horner "yarını bekleyip görün" dedi cumartesi akşamı. Ama bütün olay, KERS sorun çıkarabilir diye onu kullanmamalarıymış. Yine de bütün cumartesi akşamı herkes "ya sadece start için küçük KERS'leri varsa" diye düşündü durdu. Eminim Red Bull kampı, o sırada yazılara bakıp baya eğlenmişlerdir. Aslında start-only KERS de fena fikir değil. Aklıma gelen soru ise Webber'in bu sene kontratı bitiyor, seneye eğer emekli olmazsa başka bir takımda yarışma ihtimali yüksek. Takım içindeki bilgileri bu kadar yakından biliyorken Webber'i başka takıma yollamak Red Bull için ne kadar sorun olabilir? Sonuçta bilgi götürmek yasak ama insan, kafasının içindekileri istediği yere taşıyabilir.
Bir de Petrov durumu var elimizde. Kim beklerdi ki geçen senenin Kamikazov'u, bu sene ile podyuma çıksın. Heidfeld'in hiç bir varlık gösteremediği haftasonunda takımın liderliğine bürünüp bunu da podyumla taçlandırması, bir de bu takımda Kubica olsa neler olurdu dedirtiyor kesinlikle. Kendine güvenli duruşu, takım liderliğini kaldıracağını söylemesi, artık Ingilizce öğrenmesi ve basın toplantısında donanımlı olması, sanki bu sene farklı bir Petrov izleyeceğimiz izlenimi veriyor. Hızı hep vardı ama artık derli toplu sürüşler de çıkarabiliyor Rus pilot. Bu, aynı zamanda Türkiye GP'sine Rus turist çekme ihtimalini de güçlendiriyor, yani bizim için iyi haber. Ama Alonso ne kadar sevinmiştir bu işe onu bilemem.
Teker teker takım ve pilot analizine girmicem, ama son bir sözü de Avustralya GP'sine ayırıcam. Sezonun doğal başlangıcı olan bu yarış, umuyorum ki takvimdeki yerini devam ettirir. En olmadı Adeleide gibi başka güzel bir piste geçer. Ama tamamen yokolması ve Down Under'ın takvimden çıkması, eminim benim gibi dünya çapındaki milyonlarca F1 hayranını fazlasıyla üzer.
Bir sonraki yarış Malezya'nın Sepang pisti, iki hafta sonra. Bastırınca deli bastıran muson yağmurları da işin içine katılırsa o zaman Sepang, çok keyifli bir yarış sunabilir bize.
Labels:
2011,
Avustralya,
DRS,
KERS,
Peter Sauber,
Pirelli,
Red Bull,
Sergio Perez,
Vitaly Petrov
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







