06 Mayıs 2011

Volkswagen WRC'de



Mitsubishi, Subaru, Peugeot, Skoda ve Suzuki'nin gidişinin ardından Dünya Ralli Şampiyonası'nda yarışan fabrika takımı yıllardır sadece 2 idi. Ford ve Citroen, her ne kadar bu işe gereken önemi verseler de şampiyonanın nabzını tek başlarına yukarıda tutmaları zordu. Hele de üstüste 7 kez şampiyon olan Loeb ile artık kimse WRC'ye dönüp bakmıyordu. Maliyetleri düşüren kural değişiklikleri ile beraber MINI'nin spora geri dönüşü, bu trendin tersine işlemeye başladığının bir göstergesi oldu. Bir süredir de Volkswagen'in parkurlara geri döneceği konuşuluyordu, daha önce bu blogda da yer vermiştik.

Bugün gelen haberler bu yüzden çok sürpriz değil. Yine de heyecan verici ama. Volkswagen, Polo ile Dünya Ralli Şampiyonası'nda boy gösterecek. Asıl ilginç haber, aracın testlere başlamış olması ve bu senenin sonunda deneme amaçlı rallilere katılabilecek olması. Bu, çok iddialı bir süre tahmini ama VW, altından kalkamayacağı sözler söylemez diye tahmin ediyorum. Firmanın motorsporları direktörü Kris Nissen'e göre 2012'yi de, MINI'nin bu sene yaptığı gibi test yaparak geçirecek olan VW, 2013'te full programa başlayacak ve en az 3 sezon WRC'de kalacak. Bir yandan da Skoda ile bazı rallilere katılıp teknik ekipleri de WRC'ye hazırlamak gibi bir planı var firmanın. Kris Nissen, henüz pilot açıklamamalarına rağmen Carlos Sainz'ın gerektiği yerde test pilotluğu yapacağını da sözlerine ekledi.

Bununla beraber, Toureg ile son 3 Dakar'ı kazanan firma bu sene Güney Amerika'daki yarışa fabrika takımı olarak katılmayacak. Yine de özel takımlara Dakar Toureg'lerini verecekler. Bir yandan da uzun süredir konuşulan VW Grup-F1 flörtü vardı. Şu ana kadar hiç bir firma hem WRC hem F1 programlarını aynı anda başarılı bir şekilde yürütemedi. VW bunu yapabilir mi? Çatının altında çok ciddi motorsporları geçmişi olan bir çok firmayı barındıran VW niye yapamasın ki bunu. Dün Sardinya'daki sunumda bulunan bütün yöneticiler, WRC'nin masrafları düşüren yeni kurallarının, seriye katılma kararında çok etkili olduğunu söyledi. 2013'ten itibaren F1'de de yeni motor kuralları olacak ve bu, direkt VW markasıyla olmasa da Porsche, Audi veya başka bir marka için istenebilen bir yol olabilir. Bir yandan da firmanın Le Mans'da da yarıştığını unutmayalım.

Le Mans, Paris-Dakar tarzı Rally Raid'ler, WRC ve F1? Yapılabilirse tahmin edilmesi güç bir imaj çıkar ortaya. 

04 Mayıs 2011

Imola 94 Part:1 (Başlangıç)

30 Nisan'da Roland Ratzenberger'i, 1 Mayıs'ta Senna'yı birer büyük resim ve özlem duyguları ile anmak yerine daha kapsamlı bir yazı dizisi ile Imola'da 1994 sezonunun üçüncü yarışında olanları daha derinlemesine inceleyecek bir yazı dizisi yazmak gerekir diye düşündüm. Aşağıda okuyacağınız yazı, bu yazı dizisinin ilk bölümü; yarış öncesini anlatıyor.

-------------------------

JJ Lehto, evden çıkıp elinde bavuluyla aşağı indiğinde onu bir Porsche bekliyordu. Isviçre-Imola arası çok uzun değildi, sohbeti güzel kişi Roland ile beraber göz açıp kapayana kadar biterdi zaten.

Roland Ratzenberger, yeteneğinden çok azmi ile öne çıkmış, muhabbeti güzel, ayakları yeren basan bir Avusturyalı olarak 34 yaşında F1’e giriş biletini almıştı. Bugünlerde Virgin takımı ile CFD denemeleri yapan Nick Wirth, Max Mosley ile beraber kurduğu Simtek’i 1994’te bir Formula 1 takımına döndürürken, Jack Brabham da ortağı olmuştu. Bu ortaklığa karşın pilotlardan biri de oğlu David Brabham olurken, diğer koltuğa ise işte o enteresan Avusturyalı yerleşti. 1993’te Williams şampiyon olurken onlara çok yardımcı olan aktif süspansiyon ve sürücülere yardım eden diğer elektronik sistemlere göre hazırlanan Simtek’in ilk aracı, 1994 için bu sistemler yasaklanınca kısa bir sürede tekrar dizayn edilmiş ve gridin en dibine demir atmıştı. Ratzenberger, Brezilya’daki sezonun ilk yarışında sıralamaları geçememişti bile. Ama son şampiyon Williams bile aynı sebepten zorlanıyordu.

Alain Prost, 1993’te şampiyonluğa ulaşırken Williams, o senenin en iyi aracı olarak öne çıkıyordu. Özellikle artık Honda motorlarına erişimi olmayan Mclaren’den çok daha iyi olduğu açıktı. Kazanmak için doğan ve kazanmaktan başka hiç bir şeyi düşünmeyen, kazanmak yolunda her bedeli ödemeye hazır Senna için kazanamayacak bir aracı sürmek kabul edilebilecek bir şey değildi. O yüzden 1994 sezonunda Mclaren’de değil Williams’ta olmalıydı; bu, yıllardır can düşmanı Prost ile takım arkadaşı olmak anlamına gelse bile. Senna, Frank Williams’a, ücret bile almadan yarışabileceğini söylese de Prost, böyle bir şeye yanaşmayı düşünmüyordu. Mclaren’den ayrıldığından beri hem Ferrari hem Williams kontratına Senna ile takım arkadaşı olmayacağını yazdırmıştı. 1993 şampiyonluğuna koşarken perde arkasında Senna’nın Williams ile yarışma isteğini görüyordu ve sezon sonunda kararını verdi: Emeklilik vakti bu sefer kesin olarak gelmişti.

93 sezonunda Mclaren’deyken pilotlara yardımcı elektronik sistemlerin yasaklanması için elinden geleni yapan Senna, 1994’te Williams’a geçince yaptıklarından pişman oldu. Altındaki araç, yasaklarla beraber eyerleri alınmış bir canavara dönüşmüştü. Daha ilk testlerden itibaren FW16’dan hayal kırıklığı yaşayan Senna, hiç kimsenin beklemediği bir şeyi yaptı. Fransa’daki evinde çalan telefonu açan Prost, karşısında 1989 ve 1990 Suzuka yarışlarını altalta üstüste bitirdiği Senna’nın sesini duymayı beklemiyordu ama eski can düşmanı karşısında, kendisini F1’e geri döndürmek için yalvarıyordu. Bir yandan da araçların güvenliğinden, Williams’ın oturuş pozisyonunun rahatsızlığından, genç pilotlardan bahsediyordu. Prost, bir süre Mclaren ile geri dönme ihtimalini düşünse de sonunda vazgeçti.


1994 sezonu, Alain Prost’suz, Interlagos’ta başladı. Ayrton Senna da Silva, pol pozisyonunu kapmıştı ama Schumacher’in Benetton’unda, yasaklanan sistemlerin, özellikle de çekiş kontrolünün varlığından şüphe ediyordu. Yarışta ilk iki sırada giden Senna ile Schumacher beraber pite girdi ve pitlerde Alman, Brezilyalı’yı geçti. Daha sonra Senna, spin atıp yarışdışı kalırken Schumacher sezona galibiyet ile başladı.

Sezonun ikinci yarışı, Pasifik GP’si adı altında Japonya’nın Aida pistindeydi. Senna yine polü kapmıştı ama ilk turda Hakkinen’in arkadan çarpmasıyla kontrolünü kaybetmiş aracına Larini de vurunca yarış onun için erkenden bitmişti. Schumacher ise ikide iki yaparak, Avrupa sezonuna Senna’nın 20 puan önünde giriyordu.

Williams’a geçmek için elinden geleni yapan Senna için sezon, hiç de umduğu gibi başlamamıştı ve bu, kendisini pek mutlu etmiyordu doğal olarak. Ama kafasını kurcalayan başka konular da vardı. Portekiz’in cennet köşelerinden Algarve’deki evinde yeni bir heyecan, çevresinde fırtına ile geliyordu. Ayrton, Brezilya’ya gidip gelmektense ilk defa bütün sezonu Portekiz’de geçirmeye karar vermişti ve kız arkadaşı Adriane Galisteu da yanına taşınmak üzereydi. Ama Da Silva ailesi, 21 yaşındaki modeli onaylamıyordu ve Ayrton, ailesine düşkünlüğü ile aşkı ve inatçılığı arasında kalmıştı. Abi Leonardo, Imola yarışından önce Algarve’ye gelmiş, onu ikna etmek için elinden geleni yapıyordu. Haftasonu da Imola’ya beraber gidecekler, orada da ikna turlarına devam edecekti. Ama bu, da Silva ailesinin son şansıydı; Adriane’nin bavulları hazırdı. 1 Mayıs’ta Brezilya’dan Portekiz’e geliyordu ve Ayrton’u, Imola dönüşü evde karşılayacaktı.

03 Mayıs 2011

Yarışma: Türkiye GP

Kural değişiklikleri ile beraber yepyeni bir Formula 1 döneminin başlangıcında ama kendi tarihinin sonunda bir Türkiye GP'si bekliyor bizi bu haftasonu. Çok kere yazdım, beraber konuştuk, tartıştık ama sonuç değişmedi. Kuvvetle muhtemel 2012'de takvimin sevilen pistlerinden Türkiye GP'si olmayacak. Tekrar tekrar yazmak istemiyorum, bir motorsporları kültürü yaratamadık, pazarlamasını beceremedik, kimse üstüne düşeni yapmadı ve kaçınılmaz son geldi.

Biz işimize dönelim, sonuçta elimizde bir yarışma var. Ünlü 8. virajımızın sağ taraftaki (özellikle de ön sağ) lastiklere bindireceği yükten dolayı takımların yaratıcı taktiklerle yarışması bekleniyor. Yol tutuşun az olduğu pistimizde lastiklerini koruyabilenler avantajlı olacaktır (gözler burada Sauber ve Ferrari'ye dönebilir). Ama önemli olanın doğru taktiği uygulamak olacağı kesin. Bir yandan da yağmur riski var ilk defa. Devlet Meteoroloji Işleri'nin sayfasında bir F1 hava tahmini bölümü var, henüz sadece salı çarşamba perşembe gözükse de yarış yaklaştıkça alakalı günleri de görücez heralde. Bu sayfa bile tek başına F1'i ne kadar hakkettiğimizi sembolize ediyor diyebiliriz.

Ve Türkiye GP'si sorusu: Yarışa gidiyor musunuz? Gidiyorsanız veya gittiyseniz burada anılarınızı anlatmak ister misiniz?

Gelelim tahminlere:

Pol pozisyonu: Vettel
Galibiyet: Hamilton
Podyum: Hamilton Vettel Button
EHT: Massa

30 Nisan 2011

True Hoonigan: Gigi Galli

Ken Block, son derece sevdiğimiz, ayakları yere basan biri. DC Shoes'un sahibiyken, hisselerinin bir kısmını satarak ralli kariyerine başlıyor. 2005'te, 40 yaşına merdiven dayamışken, geç kalınmış bir hamle olsa da bolca çalışıyor, WRC'ye kadar geliyor. Bir yandan da Gymkhana videoları yapıyor, bütün dünyayı kendine hayran bırakıyor. Yaptığı işleri güzel satıyor kısaca. Ayrıca son derece sıcakkanlı biri, en ufak bir kibirliliği yok.

Yaptığı çılgın hareketleri ve rahatlılığı ile gönüllerde taht kuran, kendine Hoonigan ismi koyan Block'tan önce biri daha WRC parkurlarında aynı özelliklerle kendine ciddi bir fan base yaratmıştı: Gigi Galli. Livigno'dan gelme bu adam, yaptığı spektaküler hareketlerle ralli hayranlarını zevkten uçururdu. Ken Block'un sponsorluktan yana olan şansı ise Italyan'da hiç bir zaman olmadı. Alt kategorilerde de kullandığı Mitsubishi ile WRC sahnesine atılan Galli, Japon'ların spordan çekilmesi ile Peugeot kullanmaya başladı. Arjantin 06'da ilk podyumunu elde eden Italyan, ertesi sene de Citroen Xsara kullandı. 2008'de de Stobart takımı ile Ford. Stobart gibi güzel bir altyapı takımıyla tam şansı dönmek üzereyken de Almanya Rallisi'nde yaptığı ciddi kaza ile uyluk kemiğini kırdığından beri kendisinden haber alınamıyor aslında bir bakıma. Ford takımının patronu Malcolm Wilson ile spora dönmek için görüşmeler yaptığını duyurmuştu bir ara kendi sitesinde ama bahsettiğim resmi websitesi bile bir senedir herhangi bir update görmedi. Gözlerimizin aradığını, parkurlarda onun spinlerini görmek istediğimizi bu satırlara not eder, kendisinden haber alanın bana veya ralliyle ilgilenen herhangi birine akıbetini iletmesini rica ederiz.

22 Nisan 2011

Rahatladık Toptan!

Ortada paylaşılacak bir pasta olduğu an, hem karnı doymaz birer aç kurt hem de mağduru oynayan birer oyuncuya dönüşmemiz kimseyi şaşırtmıyor artık. Türkiye GP'si de farklı olmadı; KKTC oynumuzla, pistin Bernie'ye devriyle, en son olarak CVC'ye ödenmesi gereken miktarı ödememeye karar vererek. Neyse ki 2011'den sonra yarışımız yok, pasta gidiyor. Herkes rahatlamış gibi. Gerçek F1severler hariç...

Hermann Tilke'nin tasarladığı en güzel pist olan, 8. virajıyla F1 literatürüne geçen güzel pistimiz hakkında eleştirilecek çok şeyimiz var. Bol bol da yazmıştım bu blogda. Halk olarak motorsporları kültürümüz yok, oluşturulması için ne kadar emek verildiği soru işareti... Bu işin nasıl yapılması gerektiğini Rusya ve Hindistan örneklerine bakarak anlayabiliriz galiba. Anlaşılan bunları uzun uzun yazmak zaruri artık.

Kendi adıma, üçüncü kere biletimi alıp yarışı izlemeye gittiğimden içim rahat. Joe Saward'ın yazısına bakınca F1 çevresinin de pek üzüldüğü söylenemez. Iyi ki gidiyoruz diyorlar, 8. viraj kaybolacak diyenlere de Joe'nun cevabı hazır: "merak etmeyin aynısını Austin'de yapıyorlar". Işte Türkiye'nin F1'deki yeri...

Kısa bile olsa bizi mutlu eden F1 maceramızda emeği geçen herkese teşekkürler...

20 Nisan 2011

Fotofiniş Ogier

WRC sezonunun dördüncü ayağı Ürdün Rallisi, daha start verilmeden bir zamana karşı yarışa dönmüştü zaten. Suriye'deki politik sorunlar, malzemeleri Türkiye ve Suriye üzerinden Ürdün'e geçirmeyi planlayan WRC takımları için öyle büyük bir sekte oldu ki, en başta Ürdün Rallisi'nin lojistik ve güvenlik sebepleri ile iptal edilebileceği konuşuldu. Güvenlik sorunu yetkililerin güvence vermesiyle aşılınca bu sefer lojistik bir yarış başladı. Ölüdeniz geçişinin de kapanmasından korkan takımlar, daha önce hiç WRC ile ilgilenmemiş Israil rotasını kullanmak zorunda kaldılar. Italya'dan çıkan gemi, Haifa limanına gelecek ve herşeyi gümrüğe bırakacaktı. Kendi başına bile ucu ucuna yetişen bu program, gemi yola çıktıktan sonra arızalanıp tek motora düşmesiyle imkansızlaştı. Yola cenabet çıkan gemi, Haifa'ya ulaştığında fırtınaya tutulduğu için limana yanaşamadı. Ertesi gün fırtına geçtiğinde de tek çalışan motoru da duran gemi, ancak çekilerek limana getirildi ve yükü boşaltıldı. Bu sırada Ürdün'de takımlar, FIA ve North One Sport kendi aralarında toplantı yaparak ilk günün iptal edilerek onların yerine recce ve ceremonial start yapılmasına karar verdi. Bu sırada hemen hemen bütün ekipmanlar gümrükten geçmiş ve Ürdün'e doğru yola çıkmıştı; kritik bir kamyon hariç, lastikleri taşıyan kamyon.

Sonuçta, normalde perşembe sabahı yarışın başlaması planlanırken çarşamba akşamı park alanında, uçakla gelen arabalar hariç hiç bir şey yoktu. Ne servis alanları, ne hospitality alanları, hiç bir şey. O gece ulaşan kamyonlardaki ekipmanları, normal süresi olan 4 gün yerine tek gecede kuran mekanikerlerin nasıl bir mucize gerçekleştirdiği heralde buradan anlaşılabilir.

Ve henüz yazmaya başlayamadığımız yarış... 3 günden 2 güne düşen rotasına rağmen en az yarış öncesindeki kadar heyecana sahne oldu. Hirvonen'in yoldaki ilk pilot olarak zaman kaybettiği cuma gününü Ogier, taktik dinlemeden ilk sırada bitirdi. WRC pilotlarının artık klasikleşmiş daha avantajlı start pozisyonu için yavaşladığı sırada Fransız genç pilot, gaza basarak ikinci Loeb'ün 31 saniye önünde ikinci güne başlayacaktı. Hemen arkasında ise Loeb, Latvala ve Solberg, 3 saniye içinde sıralanmışlardı.

Ikinci ve son gün Solberg'in kazası ile başladı. Podyum için savaşmayı bekleyen Norveçli eski şampiyon, yarışdışı kalarak sıfır puan çekmiş oldu Ürdün'den. Oysa ki aracının ayarlarından hiç haz etmeyerek yavaşlayan Loeb'ü geçebilirdi yolda kalsaydı. Hatta belki Latvala ve Ogier'i de.

Latvala ise bu yarışı kazanmaya yeminliydi adeta. Günün ilk loop'unda Ogier ile farkı 19 saniyeye düşüren Ford'un Fin'i, ikinci loop'taki etaplarda daha da gaza basarak herkesi şaşırttı ve son seyirci etabına gelirken, son bir gayret ile Ogier'in yarım saniye önünde liderliğe yerleşti. Ama son powerstage'de hem Ogier hem Latvala, sınırlarda yarışsalar da sonunda Citroen'in Fransız'ı, yarışı Latvala'nın sadece 0.2 (sıfır nokta iki) saniye önünde bitirerek hem yarışı kazandı hem powerstage puanları ile birlikte bir yarıştan çıkarılabilecek en fazla puanı aldı hem de WRC tarihinin en küçük farklı galibiyeti rekorunu kırdı.

Kısaca Ürdün Rallisi, öncesinden son saniyesine kadar nefes nefese geçti.

Podyumun son basamağına çıkan Loeb, Hirvonen'in dördüncü olmasıyla genel sıralamada liderliğe çıktı. Loeb'ün iki puan arkasında Hirvonen, onun 3 puan arkasında Ogier, onun 3 puan arkasında da Latvala olunca pilotlar şampiyonası hala çok karışık ilerliyor. Markalar Şampiyonasında ise Ford ile Citroen, aynı puandalar. Sıradaki yarış, Türkiye GP'si ile aynı haftasonu Italya Sardinya adasında koşulacak. Gilles Panizzi ile hafızalara kazınan günlerinde asfalt rallisi olan ama artık tamamen toprak olan Italya'da bir konuğumuz daha olacak: Parkurlarda ilk defa WRC versiyonuyla yarışacak olan MINI!

19 Nisan 2011

Avrupa Sezonu Öncesi Yeni Kurallar

Avustralya, Malezya ve Çin; birbirinden farklı karakteristiklerde üç farklı pist ile başladı 2011 sezonu. Bundan bir ay önce kafamızda cevaplamayı beklediğimiz bir çok sorunun dibine, yavaş yavaş o cevaplar ekleniyor. Avrupa sezonuna girmeden önce bu senenin üç büyük değişikliğine, üç yarışın perspektifinden bakmak için de doğru bir zaman sanki.

KERS: 2009'da kullanıldığında avantajdan çok dezavantaj olmuş, şampiyonluk için çekişen iki takım da (Brawn ve Red Bull) sistemi hiç kullanmamıştı. Hatta bu sisteme en çok yatırım yapan takım olan BMW, gittikçe yükselen grafiğini bir anda dibe düşürmüş, sezon sonunda da spordan çıkmıştı (tamam, sırf bu yüzden olmasa da tamamen alakasız diyemeyiz). Bu sene ise Red Bull hariç her takım KERS'i tepe tepe kullanıyor. Tam da bu yüzden aslında kimseye bir avantaj sağlamıyor. Herkes hemen hemen aynı anda butona basıyor ve KERS geçişleri yaşanmıyor. Peki niye KERS var ve yıllar boyunca da olmaya devam edecek? Çünkü KERS'in kısa vadede yarışlara yaptığı etki, birine avantaj sağlayıp diğerinin önüne geçirmekten çok (bknz Spa 2009, Kimi'nin Fisichella'yı geçip Ferrari'nin o seneki tek galibiyetini alması), beceremeyene vereceği dezavantaj. Red Bull gibi aracı mükemmele yakın olan bir takım bile, KERSsiz zor durumda kalabiliyor. Bir bakıma motor, vites kutusu gibi diyebiliriz yani: çalıştığı değil çalışmadığı zaman hissettiriyor kendini. Uzun vadede ise motor üreticileri için yol araçlarına aktaracak çok önemli bir deney ve Formula 1, olduğundan daha çevreci gösteriyor. Yani motor teknolojilerinin gittiği yöne bakan ve bu yüzden F1'i, başka motor üreticileri için de cazip yapan bir adım. KERS, uzun bir süre daha burada.

DRS: Geçen hafta yarışmada, DRS ile ilgili düşüncelerinizi sormuştum. Anlaşılan çok sevilen bir kural değişikliği değil bu blogun okurları arasında. Çin GP'sinden sonra düşüncelerinizde değişiklik oldu mu acaba? Arka düzlükte 15 km kadar hız farkı yaratan ve özellikle ilk turlarda birbirine yakın çok araç olduğundan acayip drag'ler yaratan değişik bir sistem DRS. Açıkçası ben, DRS'e çok karşı değildim. Geçişleri arttırıyordu, fena gitmiyordu sanki (Malezya yarışını izleyemediğimi unutmayalım). Ama Çin'de düşüncelerim değişti. Yarıştaki güzel geçiş hamlelerinin hemen hemen hepsi DRS bölgesinin dışında oldu, özellikle de DRS sonrasındaki son virajda. Benim de aklıma şöyle bir fikir geldi: sistem sadece arkadaki aracın öndekiyle farkı 1.5 ile 0.5 saniye olduğunda kullanılabilsin! Çünkü DRS aslında NBA'deki draft gibi, arkadakine yardım eden, aradaki farkları kapamaya yarayan güzel bir sistem. Ama olay geçişe gelince biliyorsunuz ki öndekinin geçilmekten başka şansı yok. O yüzden 1.5 ile 0.5 saniye arasında arkadaki aracın öndekine yaklaşması için kullanılsın ama fark daha kapandığında, yani gerçekten geçiş hamlesinin yapılacağı mesafe sağlandığında kullanılamasın ve geçiş, doğal yollardan yapılsın. Ne dersiniz?

Pirelli'ler: Lastikler, bu senenin açık ara en fazla fark yaratan unsuru. Italyanların geçen seneki Kanada GP'sini kaç kere izlediklerini bilmiyorum ama kendilerine verilen direktifleri çok iyi uyguladıkları kesin. Bu sebeple de eleştirilmelerine içim kesinlikle el vermiyor. 2011'de yarışların çok keyifli olmasında, geçişlerin artmasında, stratejinin fark yaratabilmesinde çok büyük katkıları var. Çin'i örnek alalım: Yarışın farklı turlarında Vettel, Massa, Button, Rosberg hatta sıkarsak Alonso'nun bile yarışı kazanma ihtimali vardı ama Hamilton kazandı. 18.likten yarışa başlayan Webber, strateji sayesinde podyuma çıktı. Daha önce yapılmamış bir şey mi, hayır ama yine de bu seferkinde lastiklerin getirdiği stratejinin oynadığı rol yadsınamaz. Her pilot, sıralama turlarında harcadığı lastiklerden geride kalanı kadar bir sprint barutu ile başlıyor yarışa adeta. En doğru zamanda bu sprint barutunu kullanan da galibiyete uzanıyor. Mesela Rosberg, barutunu fazla erken kullandı. Massa ve Button'ın barutları beklediklerinden erken bitti. Vettel ise neredeyse kafasındaki planı başarıyordu. Ama stratejisini, cumartesiden elinde diğerlerinden fazla barut kalan Hamilton başarıyla uyguladı ve yarışı kazandı. Insan, Türkiye GP'sinde, özellikle de 8. virajda sağ lastiklere binecek güçlerin yarışı nerelere çekeceğini görmek için sabırsızlanıyor.
Sizin, kural değişiklikleri ve bu seneki yarışlara (pozitif veya negatif) etkileri hakkında görüşleriniz neler?

18 Nisan 2011

Yarışma: Çin Sonrası


Sezon başı dedik, özledik dedik ama Uzak Doğu turları ve sabahın köründe yarışları (hele de artık gittikçe daha da dikkat isteyen yarışları) izleme sınırımıza yaklaşmıştık. Avrupa sezonunun ve Türkiye GP'sinin artık gelmiş olması ile yaşadığım sevinci burada hepinizle paylaşmayı boynumun borcu bilirim.

Hamilton, Vettel'in 4 yarışlık serisini sonunda kırarak 2011'deki ilk galibiyetini aldı. Yarış hakkında bol bol yazılası, düşünülesi, tartışılası şey var; onları ayrı bir postta yazıcam. Şimdi yarışmamız:

Keyser Soze: (10)+4= 14
Sukullacı: (10)+3= 13
Nazl_: (9)+4= 13
Sinan: (5)+6= 11
Çekirdekçi Tayfa: (3)+6= 9
Cihan: (8)+0= 8
Obiyah: (2)+0= 2
Apoiantes: (1)+0= 1

Zirveye oynayanlar arasında Cihan'ın tahmin yapmayarak kafalarda soru işareti bıraktığı haftada, nasıl olduysa ben gayet iyi puan alarak kendimi şaşırttım. Aynı zamanda Çekirdekçi Tayfa da televizyon karşısında sadece çekirdek çitlemediğini kanıtladı bizlere. Yarışmanın gediklilerinden Obiyah'ın da iki haftadır tahmin yapmaması üzücü, ulaşabilenler özlendiğini bildirebilir kendisine. Ama 3. yarış sonunda liderliği ele geçiren Keyser Soze'nin sezon sonunda hem MVP hem de en iyi çaylak ödülünü alıp alamayacağını hep beraber görücez. Adeta bir Perez, bir di Resta kendisi.

Bundan sonra Türkiye GP! 6-8 Mayıs'a hazır olun!

13 Nisan 2011

Yarışma: Malezya Sonrası ve Çin

Itiraf edeyim, yarış sırasında uçakta olduğum için Malezya GP'sini izleyemedim, o yüzden sadece okuduklarımı biliyorum. Ama sıkılan birini görmedim. Güzel bir yarış kaçırmışız galiba. 

Malezya GP'sinin geleceği hakkında sorular sormuştum sizlere, cevaplarınız için teşekkür ederim. Ben de kendi cevabımı vereyim. Açıkçası ben de gece yarışı + yağmur olunca nasıl olacağını merak ediyorum. Ama bizde olduğu gibi Malezya'da da halkın bir motorsporları kültürü yok ve bunun gelişmesi çok zaman alır. Açıkçası ben, Sepang pistinin 5-10 yıl arası daha takvimde kalacağını, gittikçe eskiyen fasiliteler ve yeni gelecek pistlerle beraber Güney Afrika, Arjantin veya Avusturya'nın yanında tarih sayfalarına geçeceğine inanıyorum. 

Ve tabi ki puan durumumuz:
Sukullacı: (4)+6 = 10
Keyser Soze: (6)+4 = 10
Nazl_: (7)+2 = 9
Cihan: (3)+5 = 8
Sinan: (2)+3 = 5
Çekirdekçi Tayfa: (0)+3 = 3
Obiyah: (2)+0 = 2
Apoiantes: (0)+1 = 1

Bu hafta en çok puanı Sukullacı toplayarak Keyser Soze ile beraber liderliği paylaştı. Ama ilk dördü sadece 2 puanın ayırdığı düşünürsek, her an herşey olabilir. Nazlı, geçen seneki performansını devam ettiriyor, yeni gelenlerden Cihan ile Keyser Soze ise yarışmamıza şimdiden ciddi renk kattı. Bu hafta ilk tahminlerini yapan Çekirdekçi Tayfa ve Apoiantes'e de selam çakar, tahminlerini bizden esirgeyen Obiyah'ı sevgiyle de anarız bir yandan.

Ve Çin... Mclaren'in hem yarışlar hem sıralamada iyi gözüktüğü, Red Bull'un KERS hariç mükemmel olduğu bir ortamda Ferrari, bir hafta içinde sıralama sorunlarına çözüm bulabilecek mi acaba? Lastiklere daha nazik olan, bu yüzden yarış sırasında avantaj elde edebilen Ferrari'nin sıkıntısı da aynı şey aslında; lastiklere çok nazik oldukları için bir tur içinde ısıtamıyorlar ve sıralamalarda geride kalıyorlar. Peki Renault, podyum serisini devam ettirecek mi? Bu senenin iki büyük hayal kırıklığı Mercedes ve Williams, bu yarışta kendine gelebilecekler mi?

Çin hakkındaki soru da şu: Iki yarışta DRS sistemini gördük ve inceledik. Bu yarışta DRS sisteminin nerede kullanılacağı henüz açıklanmadı ama arka düzlükte kullanılacağı düşünülüyor. Sizce bu sistem, yarışları daha zevkli hale getiriyor mu, yoksa sezon başında korkulduğu gibi gereksiz mi? Ya da belki henüz bir fikir oluşturmak için erken de diyebilirsiniz. 

Son olarak da Çin tahminleri:

Pol: Vettel
Galibiyet: Vettel 
Podyum: Vettel, Alonso, Hamilton
EHT: Webber

05 Nisan 2011

Yarışma: Malezya GP

Avustralya, rüzgar gibi geçti ve sizi bilemem ama bana yetmedi. Neyse ki bu haftasonu Malezya GP'si var ve çok daha fazla heyecan vaad ediyor. DRS sisteminin daha fazla etki yapması ve lastiklerin daha çabuk parçalanması, herkesin aklındaki sorular. Tabi ki Malezya deyince akla muson yağmurları da geliyor.

Bunun yanında Ferrari, test formuna geri dönebilecek mi, Mercedes setup sorunlarını halletti mi, Petrov ve Heidfeld nası bir performans gösterecek soruları da var. Orta sıraların en zayıf takımı olarak gösterilen Force India, Avustralya'da iki pilotuyla da (Sauber'in yardımıyla da) puan aldı ama rakipleri ciddi. Williams henüz elini gösteremedi, Sauber'in şakası yok, Toro Rosso takım içi kavgalara sürüklenmezse iyi gidiyor. Lotus ise hala geride.

Ve HRT ile Virgin yarışabilecekler mi?

Bu soruların yanında, bundan sonra yarışma postlarına bir soru ilave etmeye karar verdim. Fikirlerinizi öğrenmek amaç. Malezya için aklımdaki şu: Sizce Malezya, bir süredir niyetlendiği gibi gece yarışlarına geçmeli mi? Burada yağmur, ışıklar için yapılacak yatırımlar, F1'in Malezya'daki geleceği ve Malezya halkının ilgisinin beklenen seviyede olmaması gibi kriterler var.

Her hafta olduğu gibi yine ateşe ilk ben atlıyorum.

Pol Pozisyonu: Vettel
Galibiyet: Button
Podyum: Button, Vettel, Webber
En Hızlı Tur: Hamilton
Related Posts with Thumbnails