07 Mayıs 2010

Devam, Nolursa Olsun!

2003 yazında TOSFED'de çalışırken, herkes ralli anıları paylaşır, eski günler yad edilir keyiflenirdi. Aklımda kalanlardan biri Ari Vatanen'in, yoldan birinin arka diferansiyelini alıp yarışa devam etmesi ve kazanması olmuştu.

Bugün gelen haberler onu aratmayacak şekilde. Yeni Zelanda Rallisi'ne oldukça iyi başlayan Matthew Wilson, durup dururken solundaki camının kırılması ile ciddi bir sıkıntı yaşamaya başlamış. Hem kırılan cam parçaları hem de arabanın içine hiç durmadan dolan tozlar, servis noktasına kadar olan 1.5 etapta kendisini yavaşlatmış. Bu servis alanı da, ana değil de uzak servis alanı olduğu için takımın elinde cam yokmuş. Onlar da etraftan geçen bir Focus sürücüsünü ikna edip arabasının camını almışlar. Her ne kadar 4 kapılı Focus'tan çıktığı için tam oturmasa da Wilson, halinden memnunmuş.

1976'da Vatanen'e arka camını veren vatandaşa Ford, yeni bir araç hediye etmişti. Bakalım bu sefer Ford ne yapacak?

05 Mayıs 2010

Yarışma: Katalunya GP

Avrupa sezonunun başladığı, Alonso-Alguersuari-De La Rosa-HRT'nin ev sahipliği yaptığı, havanın hep güneşli olduğu, futbolun en nefisinin bulunduğu Barcelona'dan tekrar merhaba Formula 1 dünyasına.

Yaklaşık bir aylık beklemeden sonra bu haftasonu tekrar motor seslerini duymak, F1 araçlarını izlemek için ekran başına kitlenicez (eğer Serhan Acar değilseniz, o yerinde görecek). Tabi bununla beraber sitemizdeki yarışma da aynen devam ediyor. Çin GP'sinden sonraki durum burada. Bakalım bu yarışta Mali'ye dur diyen olabilecek mi? Yeni isimler nasıl bir başlangıç yapacak? Türkiye GP'si biletini kazanmaya kim bir adım daha yaklaşacak?

Pol pozisonu, yarış galibiyeti, podyumdakiler ve en hızlı tur sahiplerini yorumlara yazın, siz de katılın. Benim tahminlerim şöyle:

Pol: Vettel
Galibiyet: Alonso
Podyum: Alonso-Webber-Hamilton
En hızlı tur: Webber

01 Mayıs 2010

Mayıs 1, 1994

Bir efsaneyi yitirişimizin 16. yıldönümü bugün. Arkasında bir çok soru, bir çok güzel anı, bir çok güzel sürüş bırakarak gitti Ayrton Senna.

Blogda, yakın zamanda, Imola 94 ile ilgili bir yazı dizisine de başlayacağız. O zaman 1 Mayıs 1994'e bol bol değinicez zaten. Yine de sarı kasklı adamın yarası hala kabuk tutmuyor.

28 Nisan 2010

Pit Girişi Özel: Kaj Lindström Röportajı

Sizden gelen ve bizim merak ettiğimiz soruları WRC camiasına yönelttik.

Pit Girişi: Iki efsane pilotun co-pilotu oldunuz. Ikisinin arasındaki en bariz farklar nedir?
Kaj Lindström: Baya fark var aslında. Tommi, hayatı boyunca ralliciydi, Kimi ise rallilere amatör diyebiliriz. Ikisinde de acayip bi yetenek var, çok hızlılar. Kimi'nin kendini geliştirmesi için güzel bir zemini var, buradan kendini tamamen vererek geliştirmesi lazım.

PG: Kimi, yanında co-pilot olmasına çok alışık değil. Buna alışma süreci nasıl?
KL: Rallide yanınızda co-pilot olmak zorunda tabi, ama alıştı diyebiliriz. Bana uzun zaman önce sormuştu beraber yarışalım mı diye. Ben de olabilir demiştim. Kimi'nin devam edip etmemesi, alacağı sonuçlara bağlı biraz da.

PG: Kimi ile beraber WRC şampiyonu olabileceğinize inanıyor musunuz? Kendinize bunun için bir zaman hedefi koydunuz mu?
KL: Gerekli yeteneğin olduğu kesin. Ama en üst seviyeye çıkmak için en az 3-4 yıl geçmesi lazım. Eğer Kimi de bunun için bütün enerjisini koymak ve konsantre olmak istiyorsa neden olmasın?

PG: Uzun süredir bu sporun içinde olarak, eski ralli camiası ile şu andaki ralli camiasının arasındaki farkları anlatır mısınız?
KL: Tommi emekli olalı 7 yıl oluyor. O zamanlarda daha çok pilot başa oynardı, lider gitmek çok zordu. Şu anda için aslında yeni kural değişikliklerini bekliyoruz, 2011 için. Umarım böylece daha fazla takım olur, hem bizler hem de seyirciler için daha zevkli olur.

PG: Taktikler hakkında ne düşünüyorsunuz?
KL: Şu anki kuralların bir işe yaramadığı açık. Umarım değiştirilirler. Günü lider bitirenin, ertesi gün için yol pozisyonunu seçmesi en mantıklı şey gibi geliyor bana, sonuçta herkes doğru pozisyonu seçecek diye bir kaide yok, orada da yanlış yapılabilir lastiklerde yapıldığı gibi. Sonuçta taktikler hep var, ama onları azaltmak için elimizden geleni yapmalıyız.

PG: Seneye gelecek S2000 değişikliği hakkında ne düşünüyorsunuz?
KL: S2000'lerle çok daha az güç olacak tabi ki ama süspansiyonlarda bir değişiklik olmayacak. Umarım bu kurallar yeni takımları çeker spora.

PG: Pilot ile copilot beraber olarak ralli kazanmalarına rağmen her zaman herkes pilotların etrafındadır ve copilotlar, sessiz kahramanlar olurlar.
KL: Işin bir tarafı da bu, ama zaten PR için girmedim bu işe. Böylesi daha iyi. Copilotluk'ta hata yaparsan meşhur olursun, meşhur olmamak daha iyi o yüzden.

PG: Uzun zamandır ralli camiasındasınız, en beğendiğiniz copilotlar kimler?
KL: Istatistiklere bakınca ilk akla gelen Daniel Elena (Loeb'ün copilotu). Çok iyi bir copilot kendisi. Onun dışında Nicky Grist (McRae'nin copilotu), Phil Mills (Petter Solberg'in copilotu).

PG: Michael Beef Park'ın başına gelenlerden sonra hiç yaptığınız işi sorguladınız mı?
KL: Michael çok iyi bir arkadaşımdı, başına gelenler çok üzücü. Gidilebilecek en kötü yer bir arkadaşınızın cenazesidir. Her zaman risk var tabi ki, ama yolda yürürken otobüs tarafından ezilme riski de var.

27 Nisan 2010

Pit Girişi Özel: Jari Matti Latvala Röportajı

Hem sizden gelen, hem de merak ettiğimiz soruları WRC camiasına yönelttik.

Pit Girişi: Ford'da bir süredir Fin geleneği var. Hirvonen'den 5 yaş küçüksün, bir süre sonra onun yerine takım lideri olabilirsin.
Jari Matti Latvala: Çok güzel olur böyle bir şey tabi ki. Mikko ile çok iyi anlaşıyoruz. O çok rahat biri, bana da yardımcı oluyor. Hatta genelde beraber seyahat de ediyoruz.

PG: Gelişme çizgini nasıl görüyorsun? Geçen sene daha kazalı idi, bu sene daha iyi gidiyorsun.
JML: Geçen sene olan kazalar genelde benim hatamdı. Bunu biliyorum, ben de üstünde çalışıyorum. Bu sene kesinlikle daha iyi ama daha da iyi olacak.

PG: Polonya'09 mu daha kötüydü Portekiz'09 mu?
JML: Polonya

PG: Polonya'dan sonra Malcolm (Wilson, takım direktörü) sana ne dedi?
JML: (Bu soruyu cevaplamak istemedi)

PG: Portekiz'deki kazandan sonra sürüş tarzında değişiklikler olduğunu hissediyor musun?
JML: Evet, aslında farketti sürüşüm ondan sonra. En başta artık daha konsantreyim, dikkatliyim. Orada yaptığım hata, çok çok geç fren yapmamdan kaynaklanmıştı.

PG: Taktiklerden en çok ikinci pilotlar etkileniyor.
JML: Evet, ben de bu sene ikinci pilotum. Yine de elimden geleni yapıyorum, görevim diğer Citroen pilotlarını geçmek, Mikko'nun işini kolaylaştırmak. Bu seneki önceliğim istikrar, seneye ne olacak görürüz.

PG: 2000'lerin ilk yarısında bir grup "geleceğin şampiyonları" yetişiyordu ama bakınca onların arasında sadece sen fabrika takımında devamlılık sağlayabildin.
JML: Ford'a burada teşekkür etmek lazım. Ayrıca takım sayısı azaldıkça sürüş bulmak gittikçe zorlaştı. Ayrıca işler yolunda gitmeyince, arkanızdaki destek bir anda kayboluyor, buna mental olarak çok güçlü olanlar katlanabiliyor. Zor zamanlar geçirdim ben de, ama yanlışlarımdan dersler çıkardım, kendimi geliştirdim ve şu an buradayım.

21 Nisan 2010

Io sono Stefano

Stefano Domenicali. Ferrari Formula 1 takımının Jean Todt'tan sonraki direktörü, patronu. Kısaca bilgi vermek gerekirse, hayatı boyunca sadece Ferrari'de çalıştı, en aşağılardan başlayıp tepeye vardı ve Formula 1 takımının başına geldi. 2007'de bu göreve atandığı açıklandı ve pit duvarından takımı yönetmeye başladı, 2008'den beri de bu görevi resmi olarak yapıyor.

Domenicali, Ferrari'ye, firmanın/takımın çok önemli bir zamanında geldi. Michael Schumacher, Jean Todt, Ross Brawn liderliğinde Şahlanan At'ın, F1 tarihinde görülmemiş bir şekilde şahlanmasının hemen ardına geldi Italyan. Ve belki de F1'in en köklü takımının, en büyük kabuk değiştirmesinde pivotal bir rol üstlenmeye geldi.

Ve geçen zamana bakınca, kişisel olarak Domenicali'nin, görevini layıkıyla yapamadığını, elindeki işi yüzüne gözüne bulaştırdığını düşünüyorum. Niye mi?

2007'de Raikkonen'in gelen şampiyonluğu var ama burada, son ana kadar geride olan Kimi'den çok, bütün sezon boyunca dominant olan araçlarında birbirlerini yiyen iki Mclaren pilotunun rolü var. Yani Kimi'nin kazandığı değil Hamilton-Alonso'nun kaybettiği bir şampiyonluktan söz edebiliriz. Ferrari'nin kazandığı Markalar Şampiyonluğu'nun da, spy-gate skandalı ile geldiğini hatırlayalım.

2008... Raikkonen'in, şampiyonluktan sonra motive olmadığı ve kimsenin onu motive edemediği bir sezon. Bu sırada Massa'nın şampiyonluk yarışında öne geçtiği ama Hamilton'a kaybedilen bir sezon. Massa'nın kazandığı yarışlar hep Ferrari'nin dominant olduğu ve önden başladığı yarışlar. Tek istisna Belçika GP'si. Biraz daha açarsak, Hamilton'ın kazandığı ama verilen ceza ile galibiyetin Massa'ya gittiği Belçika 2008. Yani Domenicali ve ekibi, zor anlarda karar vererek yarış kazanmamışlar; zaten hızlı oldukları pistlerde düz yarışlar kazanmışlar.

Aynı sene Hamilton'ın kazandığı yarışlara bakalım. Kazandığı 5 yarıştan sadece Çin GP'si normal bir yarış. Diğerleri: neredeyse herkesin yolda kaldığı Avustralya, kaza yapmasına rağmen yağmur altında kazandığı Monaco, Massa'nın 5 spin attığı yine yağmurlu Ingiltere ve Glock'un kazasıyla alt üst olan Almanya. Bunlara ilaveten yağmurlu Brezilya GP'sinde Massa'nın kazandığını ama Hamilton'ın geriden gelerek yeterli puan almasını, bir de Singapur GP'sinde Massa'nın pitstop rezaletini hatırlayalım. Bütün kaos yarışlarında Mclaren, Ferrari'den daha doğru kararlar vermiş ve Hamilton'ı Massa'nın önünde şampiyon yapmıştı. Hatta Ferrari'nin doğru karar verdiğini ben göremiyorum.

Ve 2009... Domenicali'nin altındaki ekibin ilk defa tek başlarına imza atacakları aracın doğum yılı. Geçen sene olanları hatırlatmanın gereği yok heralde. Ferrari ile Mclaren'in çok geride başladığı ama Mclaren'in bir süre sonra bir kaç yarış kazanacak kadar kendini geliştirdiği, Ferrari'ninse KERS sayesinde tek bir yarış kazandığı yıl oldu 2009. Bunun yanında Massa'nın ciddi kazası var geçen seneden. Barrichello'nun aracından kopan parçaya kimsenin müdahale etme şansı yok tabi ki. Ama sonrasında takımdaki kaosu kontrol etmek Domenicali'nin işi. Schumacher'i getirmek için çok çabalayan ve ona fazla güvenen takım, sonunda Luca Badoer'e kalmış ve tarihinde ilk defa iki yarış üstüste gridin son sırasında yer almıştı. Sonrasında da yana yakıla Fisichella'nın getirilişi var. Burada kaosun iyi yöneltildiği söylenebilir mi?

Sezon sonunda 2007 dünya şampiyonluğundan beri motive edilemeyen Raikkonen takımdan (ve spordan) ayrılırken yerine Alonso getirildi. Bu kadar sene Ferrari'ye geçeceği konuşulan, dedikoduların bir türlü durdurulamadığı değişiklik oldu yani. Aynen şimdi ki Massa-Kubica dedikoduları gibi.

Kırmızılar, 2009 sezonunun ortasında aracı geliştirmeyi bırakıp 2010'un aracını geliştirmeye başlamışlardı. Bu sefer araç hızlıydı (sezon açılışında duble yaparak da bunu kanıtladı) ama Red Bull ve zaman zaman Mclaren daha hızlıydı. Bunun yanında, sezonun 4 yarışı geride kaldığında Domenicali, kaoslu, doğru karar, güçlü liderlik gerektiren yarışlarda hala başarılı değil. Malezya'da yağmuru yanlış yorumlayarak iki Ferrari'nin birden Q1'de elenmesi, tam anlamıyla bir rezalet. Burada neyse ki Mclaren de aynı hatayı yaptı da tek eleştirilen olmadılar. Çin de ise Massa ve Alonso'nun pite girerkenki kapışması konuşuldu. Şu anda verilen dostluk mesajları, 2007'de Hamilton-Alonso'nun verdiği dostluk mesajları gibi: yatsının mumu pist üstünde kameralar önünde inkar edilemeyecek şekilde kapışana kadar yanar.

Benim gördüğüm, göreve geldiğinden beri Domenicali'nin, üstündeki baskıyı kaldıramadığı ve fırtınalı havalarda gemiyi limana getiremediği. Jean Todt-Ross Brawn günlerinde yarış içinde taktik değiştirip kazanan bir takım, şu anda düzgün gitmeyen her yarışta geride kalıyor. Bunda da pilotlardan, teknisyenlerden, taktikçilerden çok liderin suçu var diye düşünüyorum.

Yani olayı basitleştireyim, eğer Ferrari, altın yıllara geri dönmek istiyorsa bunun adresi belli. Skor basını dilinde yazarsak, "Domenicali istifa!".

20 Nisan 2010

Hirvonen vs Loeb: SSS Videosu

Cuma akşamı Kadıköy'de, perşembe günü feribotta çektiğim kadar çok ve güzel fotoğraflar çekemedim ama beraber gittiğim arkadaşım Kris Werner, aşağıdaki videoyu çekmiş. Loeb ile Hirvonen'in kafa kafaya yarıştığı bir video. Umarım hoşunuza gider, benim çok hoşuma gitti. Gidemeyenler için de hem "vaaay"lama hem de "offff"lama videosu olsun.

19 Nisan 2010

Pit Girişi Özel: Ken Block Röportajı

Hem sizden gelen hem de kendi merak ettiğimiz soruları, WRC camiasına yönelttik.

Pit Girişi: Istanbul trafiğini gördün mü? Gymkhana burada yapılır mı, yoksa seni bile zorlar mı?
Ken Block: Evet, gördüm tabi ki. Yapılabilecek çok şey var, eğlenceli olabilir. Yapılmaz değil kesinlikle.

PG: Amerika serilerinden uluslararası arenaya geçişin nasıl gidiyor?
KB: Çok kolay sayılmaz. Dünyanın en iyilerine karşısınız ve başlar başlamaz bir şeyler yapabileceğimi ummuyordum açıkçası. Yine de hızlı başladık Meksika'da.

PG: Istanbul'a ilk gelişin mi? Nasıl buldun?
KB: Ilk gelişim ve inanılmaz sıcak, keyifli buldum. Erken gelip şehri gezdik, Sultanahmet ve diğer yerlere gittik, kesinlikle çok sevdim.

PG: Chris Atkinson seneye Monster World Rally Team'de senin takım arkadaşın olabilecek mi?
KB: Çok isterim, bu sene olmadı maalesef ama seneye inşallah olur.
PG: Subaru'nun WRC'den çekilmesi, seriye girerken nasıl etkiledi seni?
KB: WRC'ye geçişi düşünürken Subaru bir opsiyon değildi. Onların gitmesine tabi ki çok üzüldük ama yine de iyi bir takımımız ve anlaşmamız var. O yüzden sorun yok diyebiliriz. Elimden geleni yapıyorum, takım olarak çok iyi çalışıyoruz. Umarım en üst seviyelere gelebiliriz, bir yandan da işin eğlenceli tarafını bırakmamak lazım.

PG: Kendini ileride WRC şampiyonu olarak görebiliyor musun?
KB: Çok isterim tabi ki, ama pek kolay olmadığı belli. Loeb, Hirvonen gibi inanılmaz hızlı ve yetenekli pilotlar var mesela. Elimden geleni yapıyorum, şampiyon olursam da çok güzel olur.

Renault'dan Rakiplerine Teknik Çalım

Sabah sabah Renault, twitter hesaplarından heyecan yapmaya başladı. Ilk önce "bir saat içinde yepyeni bir teknolojik ilerleme ile karşınıza çıkıcaz, Autosport'ta azcık görmüş olabilirsiniz ama bu özel" dediler, heyecan yaptılar. Sonra da yeni F-Duck sistemlerini, sadece twitter üzerinden dünyaya ilk defa tanıtacak linki verdiler. O linke kesinlikle gidin:


Daha sonra aynı sistemin yakından fotoğrafını da yayınladılar, ona da buradan gidebilirsiniz.

Evet teknolojik gelişme, inanılmaz araçlar ve heyecanlı sürüşlerden dolayı takımları ve pilotları takdir ediyoruz ama bu sefer de eğlence ve dalga geçme anlayışıyla Renault bizden 10 tam puanı aldı.

Türkiye Rallisi: Evden Ralliye

Yıllarca Antalya'ya gittiğimizde yaşadığımız çok güzel hisleri, bu sefer kendi şehrimizde, sabah evde kahvaltı yapıp hissetmek daha da güzel, bambaşka. Evden çıkıp etaba giderken arkandan Ercan Kazaz'ın selektör yapması mesela, garip.

Neyse bugüne Sebastian Loeb lider başlamıştı. Ardından da Solberg, Sordo ve Hirvonen vardı. Loeb'ün önden giderek kazanma ihtimali, akşam yağan yağmurdan dolayı günün ilk iki etabının iptal edilmesiyle ciddi şekilde artmıştı. Arkasındakilerin arayı kapamak için zamanlarının azaldığı gibi, yağan yağmur öndekine süpürtme işlemi de yaptırmayacaktı (zaten bizim rallinin karakterindeki taşlar buna pek olanak da vermiyordu). Böylece yerler de değişmez derken Sordo'nun kazası sayesinde Hirvonen podyuma çıkmış oldu. Başka da çok bir aksiyon olmadı aslında son günde.

Bu, çok güzel bir Türkiye Rallisi'nin de sonu oldu maalesef. Özellikle perşembe günü katıldığım feribot gezisinden inanılmaz keyif aldım. Izlenimlerim ise:

- Loeb ve Raikkonen dışında WRC dünyasında snob yok. Herkes çok rahat, röportaj için gidince "gel böyle otur" diyorlar. 15-20 dakika sohbet muhabbet, seni rahatlatıyorlar. Bütün sorularına da ciddi ciddi yanıt veriyorlar. Favorilerim ise Latvala, Petter Solberg (tabi ki), Kaj Lindström ve Malcolm Wilson oldu.

- Loeb ve Raikkonen'in peşinde ise inanılmaz fazla insan var. Ikisi de başarılı, hızlı ve yakışıklı. Şaşırmamak lazım. Ama mesela Loeb'ü tek başına otururken bulunca bile (Kimi'yi kimse yalnız bırakmıyor) soru sormak istiyorum ben yokmuşum gibi davranıyor. Biraz götlük sezdim burada.

- Ülkemizde ne kadar çok Raikkonen hayranı var inanamadım. Kızlar, Tarkan'ın peşinden koşar gibi Kimi'nin peşinden koşuyor. Bunların arasında da herhangi bir ayrım yok; liselisi çalışanı, kapalısı delisi, motorsporlarına ilgilisi ilgisizi... Tek ortak noktaları kız olmak. Vay anasına!

- Adamlar kendi aralarında da baya muhabbet ediyorlar, gülüyorlar eğleniyorlar. Yani bakıyorsun; kafa bir insan grubu, dünyayı dolaşıp, kendilerine özel hazırlanan etaplarda, dünyanın en iyi ralli araçlarını kullanmak için para alıyor. Pazar gecesi, pazartesi öncesi için çok motive edici bir mantık değil gerçekten.

- TRT de, Spor Bakanı da, halk da ralli hakkında hiç bir şey bilmiyor. Loeb'ün adını duyan bile bir adım öne çıkıyor. TRT'nin canlı yayınlarını sunan kız bile ne dediğini bilmiyor, bütün lafları Volkan Işık'a paslıyor. Burada Serhan Acar'ı ayrı tutmak lazım tabi. Yine de cumartesi günü saatlerce arka arkaya WRC'yi ve F1'i yayınladıkları için TRT'ye de teşekkür etmek lazım. En azından görebiliyoruz bunları.

- Pilotların, etapların değiştiğini iddia etmesi, organizatörlerin de bunu reddetmesi kafalarda soru işareti oluşturdu. Anlamadığım şey, FIA, her etabı, koşulmadan hemen önce geçiyor. Bu sırada etap kontrol edilmiyor mu? (Bu bir sorudur, gerçekten cevabını bilmiyorum).

- Etaplara giderken hiç bir yönlendirici işaret olmaması çok enteresandı. Hadi ben oralarda okuduğum için yolları biliyorum, bir sürü insan kaybolmuştur eminim ki.

- Seyirci özel etabı da çok güzeldi ama tribünleri daha yüksek yapsalar olmaz mıymış? Daha net görseydik herşeyi. Ama galiba isteklerin sonu olmaz, benim gibi ipini kaçırmışlara bıraksan "abe 2 etap da ben süriiim ya, sen hep kullanıyosun" deriz. O yüzden boşver!

Related Posts with Thumbnails