15 Ekim 2010

2014 Sochi GP, Türkiye, Petrov ve Aleshin

Iki gündür Formula 1 dünyasında hiç durmadan bahsedilen haber, Bernie'nin yıllardır süren Rusya'da yarış isteğinin sonunda gerçekleşmesi oldu. Putin ile Sochi'de buluşan Bernie, 2014'ten itibaren bu Karadeniz kentinde yarışların yapılması için 5 yıllık anlaşma imzaladılar. 2014 Kış Olimpiyatları'nın da aynı şehirde yapılacağını hatırlatalım. Olimpiyatlar'a hazırlık yüzünden herhangi bir gecikme olursa pist, 2015 takvimiyle de hayatına başlayabilir.

Bu olaya en başta pist politikaları açısından bakalım. Bu sene Kore, seneye Hindistan, 2012'de de Austin pistlerinin ekleneceği kesinlik kazandı. 2013'te bir ihtimal Roma, 2014'te de Sochi. 5 senede 5 yeni pist. Şu anda takvimde 19 pist var. Seneye Hindistan da eklenince 20 olacak ve Bernie, takvimin daha uzatılmasının söz konusu olmadığını açık açık söyledi. Bu demektir ki şu an takvimde bulunan bazı pistler çıkarılacak. Maalesef gidici pistlerin başında bizim pistimiz var. Görünüşe göre 2010'da artan seyirci rakamları 2011'da da bu trendi devam ettirse bile, en fazla bir kaç sene içinde (ama kuvvetle muhtemelen seneye) Formula 1 takviminden çıkıyoruz. Bizimle birlikte diğer iki aday ise Valencia ve Sakhir.

Valencia, hiç bir zaman kimsenin favorisi olamadı, düzgün yarışlar izlettiremedi ve hali hazırda Ispanya'da bir yarış zaten var. Sakhir de aynı şekilde başarısız bir pist oldu ve özellikle yanındaki Abu Dhabi'nin Yas Marina'sına bakılınca fazlasıyla sönük. O yüzden muhtemelen F1 hayatına, kış testleri pisti olarak devam edecek Sakhir.

Eğer yukarıda bahsettiğim 5 pist de takvime eklenecekse ve halihazırda yarışılan 3 pistten biri takvimde kalacaksa, başka bir pistin çıkıyor olması gerek. Japonya'nın F1'de giderek azalan etkinliği ile beraber Suzuka/Fuji yarışı takvimden çıkabilir ama ciddi bir F1 kültürü olan ülkeyi kaybetmek, şahsi olarak beni çok üzer. Macaristan GP'si gitse sevinirim, ama yıllardır düşmeyen seyirci ortalamaları ile onları takvimden çıkarmak da zor olur. Başka bir aday da Malezya olabilir. Tilke'nin ilk pistlerinden Malezya'da seyirci sayıları gittikçe düşmekte. Ülke, yıllar içinde istediği düzenli ilgiyi yaratamadı. Malezya'nın avantajları ise Petronas gibi büyük bir sponsorları, Lotus gibi önemli bir ismi taşıyan takımları ve Fairuz gibi alttan gelen pilotlarının olması. Eğer Türkiye-Sakhir-Valencia'dan biri takvimde kalmaya devam edecekse, plase kaybedenlerim bunlar.

Bunun yanında Rusya'nın kendisine bakalım ve biraz da ders çıkaralım Türkiye olarak. Uzun vadeli planları ile Rus sporunun gittikçe ilerlediğini görmemek, körlüktür. Futbolda, çok para harcanıyor bile olsa, Rus ekipleri düzenli olarak yükseliyorlar. Hem yerli hem de ülkelerine gelen yabancı oyuncuları, Avrupa'ya pazarlayabiliyorlar artık. Bunun dışında Sochi'de kış olimpiyatlarını yapıyorlar. Şimdiden planlarını yapıp Formula 1 pistini de Olimpik Köyün içine koyuyorlar. Hatta üstteki resimde görebileceğiniz gibi bütün planlar çizilmiş. Bu tip bir plan program bizde imkansız, Türkiye olarak ev sahibi olma hakkını kazandığımız turnuvaların salonlarını bile son dakikada inşaa ediyoruz, ya da edemiyoruz. Ruslar, bir yandan F1 takviminde yer bulurken, bir yandan genç pilotlar çıkarıp bunları F1'e yollamanın yollarını arıyorlar. Ve sponsorları da, yarış koltuğu bulması gittikçe güçleşen F1 gridinde, onlara yardım ediyor. Midland F1'in de, ne kadar kısa süreli ve başarısız olsa da, ilk Rus F1 takımı olduğunu unutmayalım. Türkiye'de takvimden çıkarılmayı bekleyen Istanbul Park hariç bunların hangisi var?

Ve Renault... Raikkonen ile Reina çıkışında kolkola gazetecilere yakalansalar da sadece arkadaş olduklarını söylediler ve farklı taksilere binerek mekandan ayrıldılar. Raikkonen hakkında ayrıca bir yazı yazmak lazım ama bu olay, belki de Renault'nun işine geldi. Bir süredir ekonomik darboğazdan geçtiği, hatta Bob Bell gibi bir dehanın işine yüksek ücreti yüzünden son verdiği dedikoduları dolaşan Renault'nun, Petrov sayesinde artan Rus sponsorların tek ilgi odağı olacak olması, takımı orta vadede daha geniş kaynaklı ve müteakip olarak daha güçlü/hızlı kılabilir. Ayrıca Petrov, bütün bu fırsatları heba edercesine sürmüyor da. Takım arkadaşından en çok puan farkı yiyen pilot olsa da, tecrübe ile hızlanacak potansiyeli olduğunu gösteriyor aralarda.

Bir yandan da World Series by Renault'nun şampiyonu pilotu Mikhail Aleshin var. Renault için iki Rus pilot, getirebileceği sponsorlara rağmen, çok fazla. Hele de ellerinde, takımı etrafında kurabilecekleri bir Kubica (şimdilik) varken. Aslında Aleshin'in gitmesi gereken takım, bence, Williams. Hulkenberg'in beklenen performansı gösteremediği aşikar. Ama bir o kadar aşikar olan da Williams'ın ona, ve Barrichello'ya, potansiyellerini gösterebilecekleri araçlar da verememesi. Bunun sebebi de Frank'in cebinde veya takımın bütçesi olmayan para. Rubens'in F1 aşkı devam etse de, emekliliğinin çok da uzakta olmadığı belli iken Aleshin'i takıma katsalar, üstünde çok büyük baskı ve beklenti olmadan bu genç pilotu yarıştırıp, bir yandan sponsorlarından faydalansalar, orta vadede de bu gelir ile kazanabilecek bir araç yaratsalar, F1 gridindeki herkes sevinmez mi?


Not: Yazıyı yazdıktan bir kaç saat sonra James Allen'ın aynı şekilde pist politikaları konusuna eğildiğini ve maalesef Türkiye hakkında aynı eleştirileri yazdığını görüyorum. Yazıyı buradan okuyabilirsiniz.

12 Ekim 2010

Yarışma: Japonya Sonrası

Ilk turları (ve Kobayashi) dışında biraz da sıradan geçen, yine de "Suzuka, Suzuka'dır" dedirten, Ayrton Senna'nın gölgesinde (yeğeni Bruno, amcasının aracını kullanırken yukarıda), şampiyonluk mücadelesinin iyice kızıştığı bir haftasonu daha geçirdik.

Bizim yarışmanın da Kobayashi'leri vardı; Obiyah ve Nazlı, neredeyse tamamen bildiler sonuçları. Eğer Obiyah, Hamilton yerine Webber'e kürsüde yer verseydi, veya Nazlı en hızlı turu Alonso yerine Webber'e yazsaydı, ilk defa tam puan alan birileri çıkacaktı. Ama 3 yarış daha var, şans devam ediyor.

Mali Selışık: 42+5= 47
Sinan Kolat: 39+6= 45
Obiyah: 27+9= 36
Sukullacı: 27+0= 27
Nazlı: 13+8= 21
Null-Pointerexcepiton: 0+4= 4
Emre: 3+0= 3

GATA' da bulunduğum sırada yarışmaya bağlı kalıp tahminlerini yineleyen Sukullacı'nın bu hafta katılmaması bizleri üzse de, asıl üçüncülük mücadelesine etki etti. Nazlı ise sezon başından beri katılıyor olsaydı şimdi çok daha yukarılarda olacağını açık açık belirtti.

Sırada Kore var, iki hafta sonra. Herkesi bekliyoruz yine.

11 Ekim 2010

Kore'ye Hoşgeldiniz

Daha Japonya'nın dumanı tütüyorken gözler bir sonraki yarışa, tarihin ilk Kore GP'sine çevrilmiş durumda. Bir süredir gelen "inşaat tamamlanamayacak, yarış iptal edilecek" dedikoduları yerini iyi haberlere, konfirmasyonlara bıraktı. Hatta aşağıda gördüğünüz gibi Red Bull'un pisti tanıtıcı videosu bile var artık. Ama video ile dikkatimi çeken bir başka nokta da Webber ile Vettel'in, demo videoda bile fazla yakın yarışıyor olmaları!

07 Ekim 2010

Yarışmayı Toplama ve Suzuka Tahminleri

Internete ulaşımım olmadığı sıralarda iki yarış, yarışmasını yapamadan geçti. Bu yarışlarda (Monza ve Singapur) bazı arkadaşlar, daha önceki yarışma post'unun altına yorum yazarak yine de yarışmaya katıldılar. En başta Mali ve Sukullacı'na, yarışmaya bu bağlılıklarından dolayı teşekkür ediyorum.

Post atmadığım için yarışmayı hatırlamayanlar, hatırlamadıkları için de haksız olarak alabilecekleri puanları alamayanlar olmuştur. Kişisel olarak en adil tavrın, o hafta alınan minimum puanın, yarışmaya daha önce katılmış ama post'u olmayan yarışmalara katılamamış insanlara otomatik olarak eklenmesi olacağını düşündüm. Bu esasa göre de yarışmanın şu anki tablosunu sizlere sunmaktan gurur duyarım:

Mali Selışık: 39 + 1 + 2= 42
Sinan Kolat: 30 + 6 + 3= 39
Obiyah: 24 +(1) + (2)= 27
Sukullacı: 19 + 6 + (2)= 27
Nazlı: 10 + (1) + (2)= 13
Emre: 0 + (1) + (2)= 3

Sırası ile daha önceki puan+Monza+Singapur olarak yazdım, parantez içindeki puanlar ise tahmin yapılmadan alınan puanları gösteriyor. Arayı açmış giden Mali ile, özellikle de Monza sayesinde farkı kapamış bulunuyorum. 3.lük savaşında ise Obiyah ile Sukullacı, kıyasıya çekişiyorlar. Bizim yarışmanın da gerçek sezondan geri kalır yanı yok kısaca.

Ve Suzuka... Şimdi sıra onda, kendi tahminlerimle başlayayım.

Pol: Vettel
Galibiyet: Alonso
Podyum: Alonso, Vettel, Kubica
EHT: Webber

Bakalım, son 4 (Kore patlarsa 3) yarışta neler olacak?

Peter Sauber Akademisi

Önce bir not: Bir aydır hasta olmadan, askerlik işleri ile ilgili GATA'da yattığım ve internet başına geçemediğim için hiç bir şey yazamadım, özür diliyorum. Yakında o hikayenin tamamını kişisel blogum Random Defunct'ta yazacağım, oradan takip edebilirsiniz. Yarışma konusunda da, post yazmadığım için herkes tahminde bulunamadı. Tahminde bulunmayan yarışmacılara o hafta alınan en az puanı otomatik olarak vermeyi düşündüm. Yine de bir yorumunuz/fikriniz varsa söyleyin.

Gelelim Formula 1'e. Bugünlerde adı medyadan düşmeyen takımların başında Sauber geliyor. Ilk önce de la Rosa'yı sallaması, sonra da çiçeği burnunda Pirelli test pilotu Heidfeld'i aralarına katmaları ile sıkça adından söz ettirdi. Ve şimdi de seneye Kobayashi'nin yanında GP2'de an itibariyle 2. olan Sergio Perez'i yarıştıracağını açıkladı. Ayrıca GP3 şampiyonu Esteban Gutierrez'i de yedek pilot olarak kadroya kattılar. Bu iki Meksikalı'nın gelişinde yetenek tabi ki önemli ama Meksika'nın telekomünikasyon devi Telmex'in sponsorluğunun da bembeyaz Sauber'lere ilaç gibi geldiği kesin.

Perez'in F1'e ilk adımını Peter Sauber'in kanatlarının altında atıyor olması, Isviçreli'nin ne kadar büyük bir yetenek avcısı ve rookie-sever olduğunu bizlere bir kere daha hatırlattı. Biz de Formula 1'in önemli altyapılarından biri olan Peter Sauber Akademisi'nden çıkan pilotlara bir göz atalım dedik.

1970'lerden beri motorsporları ile iç içe olan Peter, 1993 sezonu için Mercedes'in desteğini alarak F1 takımını kurdu. 1994'te de ilk çaylağını seçti: Heinz Harald-Frentzen. Frentzen, Sauber'in en güvendiği isimlerden biri olarak, 2003'te bile gelip takımla yarışmaya devam edecek önündeki 10 yıl boyunca. Ama çaylak sezonu hem onun hem de takım için fazlasıyla zorlu oldu. Wendlinger'in o uğursuz 94 San Marino GP'sindeki kazasıyla Frentzen, takımdaki tek istikrarlı pilot oldu ve sezon boyunca 7 puan alabildi. Iki sezon daha Isviçreli takım adına yarışan Frentzen, 1997'de Williams'a gidecek ve ilk yarış galibiyetini de orada ulaşacak.

Ilk çaylak deneyimi başarılı geçen Peter Sauber, 1995'te Williams'a kontratlı Fransız Jean-Christophe Boullion'u takıma kattı. Ama Fransız, Frentzen'in hızına kesinlikle yetişemedi ve daha sezon dolmadan, yerine geçtiği Wendlinger'e koltuğunu geri kaptırdı.

Sütten ağzı yanan Peter Sauber, 2001'e kadar kısa bir mecburiyet periyodu hariç hiç çaylak pilot yarıştırmadı. 1997'de Johnny Herbert'a takım arkadaşlığı yapan Larini'nin sakatlanışı, Italyan Gianni Morbidelli'nin onun yerine geçmesini, Morbidelli'nin de sakatlanması 3 yarışlığına Norberto Fontana'nın onun yerine geçmesini sağlamıştı. Yedeğin yedeği çaylak Fontana da ilk fırsatta takımdan sepetlenmişti zaten.

Peter Sauber akademisinin gerçek çıkışı da 2000'li yıllarda oldu. 2001 sezonunda Sauber, öyle bir kumar oynamaya niyetlendi ki bütün Formula 1 camiası ayağa kalktı. Yarıştığı en ciddi kategori Formula Renault olan ve Sauber adına bir tek F1 testi yapmış genç bir Fin pilotu 2001 sezonunun tamamında yarıştıracağını açıklaması, Max Mosley ve çoğu pilot tarafından son derece tehlikeli bulunmuş ve FIA'nın süperlisans çıkarmaması için baskı yapılmıştı. Sauber'in rica minnet, bir kaç yarışlık süper lisans çıkarttırıp yarıştırdığı genç Kimi Raikkonen'den başkası değildi. Zaten böyle bir yeteneği Sauber, sadece bir sene elinde tutabilmiş, ertesi sene Mclaren'e kaptırmıştı. Geri kalan hikayeyi anlatarak vakit kaybetmiyorum.

Çaylak balı tekrardan ağzına çalınan Peter, ertesi sene için (2002) Brezilya'dan tıfıl bir genci daha çekip çıkarmıştı. Ve yine normal F1 öncesi adım olan Formula 3'ten değil, Euro Formula 3000'den. Felipe Massa, gösterdiği hızlı gelişimi Formula 1'e gelince devam ettiremedi ve ertesi sene Heidfeld'in yanındaki koltuğunu Frentzen'e kaptırdı. Tipik Massa; bir gün iyi, bir gün kötü. Bir adım ileri, bir adım geri. Yine de 2003'te Ferrari test pilotluğu ileride ona Şahlanan At'ın yolunu açtı.

2006'da Peter Sauber, takımı Alman devi BMW'ye emanet etmiş, operasyonlardan biraz geri çekilmiş ve danışman olarak yardım ediyordu takıma. Ama takım, teknik olarak hala Sauber ismini ve onun mirasını taşıyordu. O yüzden Robert Kubica'nın gelişini de buraya ekleyebiliriz. 2006 yılına test pilotu olarak başlayan genç Pol'e şans Macaristan GP'sinde güldü.Villenueve'den beklenen verim alınmayınca, Almanya GP'sindeki kazasından sonra kendisini, Kanadalı'nın itirazına rağmen, bir sonraki Macaristan GP'sinde yarışamayacak olarak açıkladı BMW, yerine de Kubica'yı yarıştırdı. Pol de beklentileri anında aştı. Sıralamada tecrübeli takım arkadaşı Heidfeld'i geçti ve 7. olarak aslında ilk puanlarını almıştı da yarışta. Ama aracı, minimum ağırlığın altında çıkınca diskalifiye edilmişti. Bu başarı, BMW'yi ikna etmiş ve Kubica, hem sezonun geri kalanı hem de bir sonraki sezon için takıma alınmıştı. O da teşekkürü, daha üçüncü yarışı olan Monza'da podyuma çıkarak yapmıştı.

Genç Pol, ertesi sene Kanada GP'sinde, yakın tarihin en korkunç kazasını geçirdi ama neyse ki sadece bileğindeki çürüklerle atlattı. Ama bir sonraki Amerika GP'sinde yarışamayacağı belliydi. O yüzden bu sefer bir yarışlığına yerinden olan Kubica'ydı, yerine geçen ise, yarışarak F1 tarihinin en genç pilotu olacak Sebastian Vettel idi. Sauber takımıyla beraber ilk yarış deneyimini yaşayan genç Alman pilot, yine Kubica'nın bir sene önce yaptığı gibi ilk yarışında son derece etkileyici bir performans ortaya koyarak puan almayı başardı (ve diskalifiye olmadı). Böylece tarihin en genç puan alan pilotu olma ünvanını da elde etti aynı haftasonu. Vettel'in kariyeri ertesi sene Toro Rosso'ya geçmesi ve 2008 Monza GP'sini kazanması ile hızlı bir yükselişe geçecekti.

Peter Sauber'in takımı BMW'den geri alıp kurtarmasıyla beraber ilk yaptığı işlerden biri Kamui Kobayashi'yi takıma katmak oldu. Geçen senenin sonunda pistlerden çekilen Toyota'nın evladı olan Kobayashi, son yarışlarda büyük potansiyel göstermesine rağmen Sauber olmasaydı muhtemelen (kendi deyimiyle) babasının suşi restoranında çalışacaktı. Çaylak olmasa da Japon pilota ilk full sezon deneyimi şansını veren de Peter Sauber oldu böylece. Hem de sponsorsuz yarışan ilk Japon pilot oldu böylece genç Kamui.

Ve seneye Perez. Frentzen, Raikkonen, Massa, Kubica, Vettel gibi önemli bir çok pilotun çıktığı akademiye girme şansını elde etti. O altyapıdan yukarı doğru adım atmayı başarabilirse başarısız olması son derece zor. Biz de Peter Sauber'e bir kez daha duacı oluruz böylece. Şimdiye kadar yaptıklarını hatırlamak/hatırlatmak da boynumuzun borcuydu tabi ki.

06 Ekim 2010

cCc Sebastian Loeb Reyiz cCc

Diyecek başka bir şey yok aslında, 7. kere üstüste şampiyon oldu Loeb. Beklenen, bilinen, şaşırılmayan, yine de büyüklüğü karşısında afallatan bir başarı.

(Bloga yeni yazılarla döneceğim, merak etmeyin, çok güzel yazılar hazırladım bile. Bir süredir olmamamın gerekçesini de yazıcam)

02 Eylül 2010

VW Ralliye Dönüyor

Porsche mi VW'den, VW mi Porsche'den soruları eşliğinde uzun süre harcadıktan sonra Almanya semalarından biraz daha heyecan verici haberler gelmeye başladı. MINI'nin rallilere dönüşünün ardından Volkswagen da aynı kararı vermek üzere.

Bir süredir satır aralarına bakanlar için çok büyük bir sürpriz değildi bu zaten. VW, uzun yıllardır motorspor kültürünü yaşatmış bir firma ve FIA'nın uyguladığı sürdürülebilir ekonomik ortamla beraber spora geri dönmesi, iki tarafa da çok artılar katacaktı. Yine de, muhtemelen Porsche ile ilgili durumlardan dolayı, Alman firmanın yetkilileri hep inkar etmişti bu durumu. Ama şimdi etmiyorlar, edemiyorlar.

Dakar'ı domine eden Toureg'in yeni versiyonunun tanıtımı için Almanya Rallisi'ne gelenler, aynı zamanda bir Scirocco gördüler karşılarında. Içinde de Carlos Sainz'ın bulunduğu bu araç, aslında bu sene içinde Nürburgring 24H'de de yarışmıştı. Ve şimdi süpürücü olarak (sıfır aracı olarak geçiyor ralli dilinde) parkurların tozunu atacaktı. Ama aracın en önemli özelliği bio-fuel kullanmasından dolayı karbon emisyonlarını %80 azaltması. Böyle bir aracın, rekabetçi bir şekilde parkurlarda olması, Le Mans'daki dizel devrimiyle aynı anlama gelir. Bu da başta diğer motorsporlarına, sonra da yol araçlarına etki eder. Bu bakımdan oldukça önemli.

Diğer yandan da Citroen ve Ford'un yanına gelmesi kesinleşen MINI'nin yarattığı rüzgarın, büyüyerek devam etmesi anlamına geliyor VW'nin varlığı. VW Motorsporları Bölümü Başkanı Kris Nissen, eğer düğmeye yakın bir zamanda basabilirlerse 2013, olmazsa 2014'te yarışmayı düşündüklerini belirtti. Bunun için de en yakın aday, dediğim gibi Scirocco R. Ama VW'nin önünde, Golf, Polo veya yeni bir Scirocco geliştirme ve homologe etme seçeneği de var.

Bu haberler oldukça sevindirici. Ama benim aklıma bir soru daha geliyor. Eğer VW, ralli deneyiminden memnun kalırsa, PSA'in hem Peugeot hem Citroen'i yarıştırması gibi, acaba Audi'yi de rallilere sokmaya kalkar mı? Group B'lerin zamanından kalma firma, seyirci güvenliğini bahane ederek spordan çıkmış ama tadı damağımızda kalmıştı. Neden olmasın?

Hindistan, Austin (ve Ro...?)

Krizden fırsat yaratmak diye bir şey varsa, bunu en iyi becerenlerden biri Hermann Tilke'dir muhtemelen. Elindeki sponsorluk anlaşmaları bitince yeni sponsorluk bulmakta zorlanan, bilet satışları düşen F1'in yeni marketlere açılması gerektiğini, kurt Ecclestone başından beri biliyordu. Ve F1 sirkinin gideceği ülkelerde yeni pistler yapmak gerekiyor: Voila! "Hermann'cım, çıkar kalemi kağıdı, iş var!".

Son 10 yıldır F1'in bütün yeni pistlerini çizen Hermann, en son Kore ile işini bitirdi. Bu sezonun sonunda yarış yapılması umulan pistteki işler, biraz yavaş olsa da gidiyor. Ama kimse orada yarışabileceklerinden emin değil. Eğer bu seneki sözünü tutamazsa, Kore, 2011 takvimine de giremiyor olacak. Yukarıdaki resimlerde de gözüktüğü gibi binalar hazır sanki, ama söylentilere göre asfalt dökümü bitmemiş. Olmadı WRC parkuru olur, napalım. Eldeki malzemeyi doğru kullanmak lazım.

Şaka bir yana asıl konu, dizaynları yeni ortaya çıkan Hindistan ve Austin pistleri. Hindistan, son bir kaç yıldır F1'de yer sahibi olmaya çalışıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse, F1 de Hindistan gibi dev bir pazarı kucaklamaya çalışıyor da diyebiliriz. Narain Karthikeyan gibi kötü bir başlangıç, sonradan Force India takımıyla doğru yöne gitmeye başladı neyse ki. Şimdi de Karun Chandok var(dı en azından). Yani meyve olgunlaşıyor. Seneye Hindistan pistinin de takvime dahil olacağı söylentileriyle, meyve dalından koparılmaya hazır olacaktır.

Tilke'nin dizayn şemalarına göre, Hindistan pistinin en ilginç özelliklerinden biri ciddi yokuşları olacak. Özellikle 2-3. virajlar arasındaki tırmanış, ve sonraki düzlükteki iniş, enteresan olmaya aday. Bir başka dikkatimi çeken öğe ise, bu pistte bir back-straight kavramının olmadığı. Yani start-finişin hemen paralelinde, nispeten turun başında bir düzlük var, ama sonrasında, F1 pistlerinin çoğunda bulunan arka düzlük yok. Ayrıca bu düzlük, ilk yarısında yokuş aşağı, sonra yokuş yukarı. Pistin devam eden bölümlerinde peşi sıra iki şikanı ile Spa Francorchamps pistinin eski Bus Stop'unu hatırlatan bir bölüm var. Hemen arkasında da Indy-vari, yatık bir 180 derecelik sağ viraj.

Austin ise takvime 2012'de girmesi düşünülen bir pist. Amerika'nın ilk amaca-özel F1 pistine dönüşecek planlar, geçtiğimiz günlerde ortaya çıktı. Yine Tilke'nin elinden çıkacak olan pistin özelliklerinin başında saat yönünün tersine dönecek olması var. Ayrıca ilk viraja giden bölümün ciddi bir yokuş yukarı olması, peşinden gelen 180 dereceye yakın sol virajı kör giriş-çıkış yapıyor. Eminim çok enteresan olacaktır. Ama Austin pistinin en en dikkat çekici özelliği ise, ilk virajdan sonrasının tamamen diğer pistlerden kopya olması. KPSS'de bile böylesine alenen yapılmamıştı bu iş. Ilk iki virajdan sonraki kısım, Silverstone'un başındaki Maggots-Becketts bölümünü, arka düzlükten sonraki bölüm Hockenheimring'in Stadyum bölümünü, hemen ondan sonrası ise bizim 8.virajımızı andırmıyor, aynen kopyalıyor. Tavo Hellmund, pisti dizayn ederken eski pistlerden ilham alıcaz dedikten sonra galiba ilham kelimesinin üstünü çizmiş ve direkt almış. Bununla ilgili bir başka nokta da, 8. virajımızın, F1 klasikleri arasındaki yerini ortaya koyması. Gurur verici (sanki ben dizayn etmişim gibi).

Yazılanlara göre Hindistan pistinin ortalama hızı 210 km. Austin'deki maksimum hız ise 320 km. Hindistan pistinin uzunluğu 5.1 km iken Austin 5.4. Ikisinde de ciddi iniş çıkışlar var ve ikisinin de uzun düzlüğü, ortasından kot farkları sayesinde kırılmış durumda diyebiliriz.

Bunlar olurken, bir haber de Roma'dan geldi. Bir süredir Roma'da yarış düzenleyeceğiz diye ses çıkaran Roma valisi Gianni Alemanno, bu sefer de pistin 2012 veya 2013 takvimine ekleneceğini açıkladı. Şehrin EUR bölgesinde olması planlanıyor ayrıca pistin (orası neresi hiç bir fikrim yok). Ama pist ile ilgili detaylı bilgileri F1 Fanatic'in sitesindeki bu eski haberden bulabilirsiniz. Planları biraz daha kesinleşsin, daha detaylı konuşuruz onlar hakkında.

Ve her pist yazısında olduğu gibi, insan sormadan edemiyor: Bakalım bizim kaderimiz ne olacak?

01 Eylül 2010

Finish

"To finish first, first you have to finish!"
Ron Dennis, Sebastian Vettel hakkındaki görüşlerini açıklarken

Yarışma: Belçika Sonrası

Spa Francorchamps pisti, en sevdiğimiz, her zaman ağzımızın suyunu akıtan, mükemmel bir pist olmasının dışında, ne kadar pilot pisti olduğunu, ne kadar safkan bir motorsporları pisti olduğunu bu haftasonu tekrar hatırlattı bizlere.

Hamilton, çok iyi sürüşüne rağmen yine de zar zor kazandı yarışı. Hele de kum havuzuna girdiği an, bütün F1 camiası nefeslerini tuttu ve bekledi. O, yine de mükemmel bir sürüş ile kum havuzundan çıkmayı bildi (oraya girdikten sonra stop etmeden ve kuma gömülmeden çıkmak gerçekten çok büyük bir beceri).

Ama bizim yarışmanın bu haftaki galibi, baya rahat bir şekilde kazandı, hiç öyle Hamilton gibi zorlanmadı. Doğru yerde doğru adamı yazaraktan ciddi puan toplamayı bildi klasman lideri Mali.

Mali Selışık: 32+7=39
Sinan Kolat: 27+3=30
Obiyah: 21+3=24
Sukullacı: 19+0=19
Nazlı: 9+1=10
Emre: 0+0=0

Mali iyice arayı açarken, Obiyah da, bu hafta tahmin yapmayan Sukullacından biraz olsun sıyrıldı ve arayı 5 puan yaptı. Nazlı da bu hafta iki haneli puanlara geldi. Ve aramıza yeni katılan Emre, maalesef bu yarıştan çok şey bekleyen ama sıfır çeken Vettel-Alonso-Button grubunun arasına yazıldı.

Monza var sırada, 2 hafta sonra. Bakalım Mali arayı açacak mı? Obiyah ikincilik için benimle kapışmaya hazır mı? Yoksa kovalayanların haftası mı olacak Monza? Yine de bu hafta Mali'nin performansından sonra insan soruyor, Massa gibi bir headstart o da yapmış olmasın sakın!?!?

Related Posts with Thumbnails