21 Mayıs 2010

Yarışma: Monaco Sonrası

Oldukça zevkli, kazalı, 5 güvenlik aracı periyodlu bir Monaco GP'sini geride bıraktık. Yarıştan önce herkes Red Bull'ları favori gösteriyordu, onlar da pek yanılttılar denilemez. Webber, Ispanya'da gösterdiği mükemmel formu devam ettirdi, Seb de ikinci olarak, kendisinin ve takımının şakası olmadığını ortaya koydu. Kubica ise, ne kadar yetenekli olduğunu, iyi bir araç ile nasıl şampiyonluk adayı olacağını adeta bağırdı.

Onlar bu kadar başarılıydı, peki bizler? Biz baya çuvalladık aslında. Hatta şöyle ki, bu hafta puan çıkarabilen bir tek ben varım :) Hatta, Vettel yazdığım yerlere Webber, Webber yazdığım yerlere Vettel yazsaydım, full'e yakın puan çıkarıyordum.

Mali Selışık: 16+0=16
Sinan Kolat: 10+2=12
Sukullacı: 7+0=7
Obiyah: 3+0=3
Sportman: 1+0=1
Yağmur-Mehmet: 1+0=1
TG: 1+0=1

Sıradaki yarışı biliyoruz, heyecanlanıyoruz, pile çekiyoruz, yarışması haftaya. Pit Girişi blog olarak, sizlere yine çok özel sürprizlerimiz olacak (olması için çalışıyoruz diyelim).

17 Mayıs 2010

Red Bull Swimtag



David Coulthard'ın, Red Bull'un ilk podyumunu kazanıp Christian Horner'ı havuza atmasıyla başlayan gelenek, Webber'in galibiyetiyle devam ediyor. Şahane resimler var, ESPN'in sayfasından bunlara bakılabilir. Red Bull gerçekten eğlenmeyi biliyor.

Flying Oz-man

Mark Webber'in Monaco zaferi, enteresan bir dominasyon olarak çarptı bana. Formula 1 tarihinde, bir şekilde pilotların/takımların domine ettiği dönemler oluyor hep. Ters kronolojik bakarsak Button ve Brawn'ın dönemi, Schumacher ve Ferrari yılları geliyor akla ilk.

Red Bull'un bu seneki performans avantajı, tam anlamıyla skor tabelasına yansımadı şu an iki şampiyonada lider olsalar da. Çünkü, eğer yansıyacak olsaydı, arayı ciddi açmış olmaları gerekirdi. Herşeyi bırak 6da 6 pol pozisyonu kazandılar. Ama Webber'in ikidir kazandığı yarışlar, aracın dominasyonundan çok, sakin ve çok hızlı sürüşlerin getirdiği bir şey. Bunu, yine şampiyonluk adayı takım arkadaşını geçişinden anlayabiliriz. Michael Schumacher ve Barrichello'nun arasında böyle bir karşılaştırma yoktu, Michael her zaman patron ve 1 numaraydı. Ama Red Bull'da iki şampiyonluk adayı birden var ve birbirlerine olan hızları, karşılaştırmaya çok müsait.

Webber, hem Barcelona'da hem de Monaco'da polden yarışı rahat bir şekilde kazandı. Geçişin zor olduğu bu pistlerde kesinlikle bundan yardım almadı üstelik. Dün, 5 kez güvenlik aracı girip açtığı farklar kapansa da yine, yeniden farkı açmasını bildi. Gerçekten ayağa kalkıp alkışlamanın zamanıdır.

Bir alkış da Kubica'ya. Araçlarının performansları arasındaki farkın kapandığı ve pilotajın öneminin arttığı Monaco'da, Leh sürücü gösterdi ki altında ciddi bir araçla şampiyonluğa rahat oynar. Ferrari, Webber hakkında çıkan dedikoduları yasaklasa da Kubica dedikodularına dur diyemez bundan sonra.

Tabi yarışın en ilginç olaylarından biri Schumacher'in son virajda Alonso'yu geçmesi ve sonrasında aldığı ceza. Serhan Acar, kendi sitesinde çok güzel açıklamış olayı, buradan bakabilirsiniz. Üstüne fazla birşey eklemeye gerek yok. Ama pist üstünde Schumacher'in Rosberg'i geçtiği, ve bunu, Rosberg'in sevdiği kısa dingil mesafeli şaside yaptığını unutmamak lazım. Bir dev, yeniden uyanıyor mu?

Yılın en beklenen yarışı Monaco GP, gerçekten güzel geçti. Williams'ların Güvenlik Aracı gerektirecek kazaları, Barrichello'nun direksiyonu fırlatması, Karun Chandok ile Jarno Trulli'nin üstüste çıkmaları, Alonso'nun cesur geçişleri, Webber'in kusursuz sürüşü ve çıkan rögar kapakları... Şimdi ise sırada bizim yarış var, heyecan doruk noktada. Biletix yollasın biletimizi de havaya girelim.

Bir de soru ile bitirelim yazıyı: Bu seneki kurallar, yarışları hakkaten sıkıcı kılıyor mu?

12 Mayıs 2010

Yeni Zelanda Rallisi ve Sonrası

Anneler günü, Barcelona GP'si derken aslında çok da güzel geçen bir Yeni Zelanda Rallisi'ni atlamış oluyorduk neredeyse. Loeb'ün klasman liderliği yüzünden ikinci başladığı yarışta, kendisinin de itiraf ettiği gibi kazanması çok zordu. Çünkü yolları süpürdüğü ilk gün kuru, diğer iki gün yağışlı ve tozsuz olacağından dolayı, ilk gün kaybettiği zamanı diğer günlerde toplaması son derece zor olacaktı. Cuma günü, bir köprü üstünden geçerken yaptığı kaza ile de az olan şansını sıfırladı. Elde ettiği üçüncülük ise inanılmaz bir cumartesi gününün hakedilmiş bir ödülü.

Ama şahsen ben Hirvonen'in bu sebeple daha bir asılacağını, kazanmaya yakın olacağını düşünüyordum. Tam tersine, WRC'nin iki genç yıldızı Yeni Zelanda'da sahneye çıktı: Citroen Junior Team pilotu Ogier ile Ford'un ikinci pilotu Latvala. Ogier, ilk WRC galibiyetini almaya 3 viraj uzaktayken attığı spin ile Latvala'ya kariyerindeki 3. galibiyeti getirmiş oldu. Fransız eminim kafasını duvarlara vuruyordur ama içinde bulunduğu gelişim süreci, seneye onu Citroen fabrika takımına götürecek gibi gözüküyor. Hatta bu, açık açık konuşuluyor da. Sezonun şu ana kadarki kısmında Citroen'in ikinci pilotu Sordo'yu rahatlıkla geçti zaten.

Latvala ise fabrika takımında olarak kendini zaten kanıtlamıştı. Pit Girişi Özel Latvala röportajında da takım liderliği konusunu kendisiyle konuşmuştuk. Yeni Zelanda'da ise bu adımda ciddi adımlar atmış gözüktü. Zira önemli olan buradaki galibiyet değil, o galibiyeti nasıl elde ettiğiydi. Daha önce saatli bomba gibi süren, çok hızlı ama bol kazalı performanslar sergileyen genç Fin, dersini iyi çalışmışa benziyor çünkü bu sefer, hiç bir etap galibiyeti olmadan, hızın aksine istikrarlı ve sabırlı bir şekilde sürerek, baskı yiyerek değil baskı kurarak yarışı kazandı ve belki de Malcolm Wilson'ın görmek istediği buydu. Kendisindeki yetenek çok fazla, ama kontrolsüz güç güç değildir!

Peki Hirvonen? Sene başında çok iddialıydı. Gazı kökleyeceğini, Loeb'ü bu sene geçeceğini, cesur olacağını söylüyordu. Ama şu anda hem Loeb'ün hem de takım arkadaşı Latvala'nın arkasında kaldı. Isveç Rallisi'ni kazandıktan sonra hiç bir rallide ciddi bir tehlike olamadı. Koltuğu ne bu sene, ne de 2011 için tehlike gibi gözüküyor ama ciddi bir form düşüklüğü yaşadığı açık. Eğer çok yakın zamanda toplanıp Latvala ile beraber Loeb'e karşı dominasyon kurmazlarsa, Fransız efsane bu sene çok daha rahat şampiyon olabilir. Sezonun asfalt rallilerinin daha başlamadığını da hatırlatmak gerek bu noktada.

Bir yandan da Yeni Zelanda'da 75. galibiyetini alan Ford, Lancia'nın 74 yarışlık rekorunu kırarak ralli tarihinin en çok yarış kazanan takımı oldu. Ford'u tebrik eder, Lancia'yı buradan hasretle anarız.

Kısacası Loeb ve Hirvonen çekişmesinin ardından ciddi bir ikili daha geliyor. Kendi takımıyle eski günlerine dönen Petter Solberg'i de katarsak yakında yarışlarda beşli çekişmeler bizi bekliyor olacak heralde.

Yarışma: Monaco GP

Aslında bu hafta, WRC ile ilgili çok güzel yazılar yazmayı planlıyordum ama meşguliyetim, blogu bırakın kendime zamana ayıramayacak durumda olunca bunları ertelemek durumunda kaldım. Bari konu başlıkları vereyim yazık olmasınlar.

Bir kere Jari Matti Latvala'nın Sebastian Ogier'i Yeni Zelanda rallisinin son 3 virajında geçmesi, son derece nefes kesiciydi. Bununla beraber dikkatimi çeken konular Hirvonen'in Ford takımındaki liderliğinin üstündeki soru işaretleri, Ford'un Lancia'yı geçerek ralli tarihinin en başarılı takımı ünvanını alması ve Ogier ile Latvala'nın çıkışları oldu. 3 farklı, 3 güzel yazı yazmayı planlıyorum.

Tabi bir yandan da Avrupa sezonuna Barselona'da hızlı bir başlangıç yapan Formula 1 camiası, hiç ara vermeden Monaco'ya geçiyor bu haftasonu. Yılın en beklenen, en coşkulu, F1 takviminin tacındaki elmas Monaco. Tarihi, galipleri de uzun uzun yazılası, irdelenesi şeyler. Vaktim hala yok maalesef. Ama tahminim var bu haftasonu ile ilgili.

Pol Pozisyonu: Vettel (geçen hafta hayal kırıklığı yaratsa da bu haftasonu geri alır)
Galip: Vettel
Podyum: Vettel-Webber-Alonso
En hızlı tur: Webber

Eminim bu hafta tahminler yine Red Bull ağırlıklı olacaktır, zaten rakip takımlar bile Red Bull karşısında küçük dillerini yutmuş durumdalar. Bunu açık açık da ortaya koyuyorlar. Sıra sizde, bakalım sizin tahminleriniz ne olacak?

Not: Dün Türkiye GP'si için biletimi aldım. Biletix'ler açık alan hariç biletleri basmıyor ve adrese yolluyor, yani zorunlu olarak da benden 35 TL sırf kurye parası aldı. O kadar parayı bilete veren adama koymaz mantığı hakim heralde, o kadar para aldık kurye de bizden olsun diyeceklerine. Gerçekten büyük rezalet!

10 Mayıs 2010

Yarışma: Katalunya Sonrası

Avrupa sezonu başlarken kimse Red Bull'ların bu kadar hızlı olacağını ve arayı açacaklarını beklemiyordu. Bu blogdaki tahminlerde de Alonso'ya inananlar çoğunluktaydı. Red Bull galibiyetinde bile Vettel'e daha çok şans tanınıyordu. Ama Webber hepimizi ters köşeye yatırdı ve bu haftaki puanlar baya sınırlı kaldı. Sukullacı, bu kısır haftada arayı bir puan da olsa kapatmayı bildi.

Mali Selışık: 14+2=16
Sinan Kolat: 8+2=10
Sukullacı: 4+3=7
Obiyah: 1+2=3
Sportman: 1+0=1
Yağmur-Mehmet: 1+0=1
T.G: 0+0=0

Şimdiden Monaco tahminlerini görür gibiyim, acaba Webber mi Vettel mi soruları kafada dönecek herkeste. Bu hafta çarşambaya kadar size düşünme vakti...

Webber, Si!

Anneler günü ve Yeni Zelanda Rallisi ile çakışan Katalunya GP'sini canlı izleyemedim. Bir de Digitürk, sessiz ve durarak kaydederek beni iyice sekteye vurdurmuş oldu. Yine de bir şeyler yakaladım yarıştan.

En belirgin olanı Webber'di. Polden sonra sadece ilk virajda zorlandı, geri kalanında kafası rahat bir yarış oldu Avustralyalı için. Ayrıca Red Bull'un hem hızda hem de geliştirme hızında diğer takımlardan bir adım önde olduğunu gördük. Fark kapanacağına açılmış ve bundan sonra rakiplerinin fazla fazla çalışması gerekecek belli ki. Ama Vettel, Red Bull'un hala teknik dayanıklılık konusunda mükemmel olmadığını, bu hızlı aracın bile bir aşil tendonunun olduğunu hatırlattı. Yine de 3. olması ise bambaşka bir başarı.

Ferrari'lerin son derece silik olduğu haftasonunda, Alonso, takım liderliğini pekiştirirken, bir yandan da Massa, kendisini Italyan takımında tutacak formdan bir adım daha uzaklaştı. Önünde kapışan Button-Schumacher'e bir türlü yaklaşamayarak tifosileri hayal kırıklığına uğrattı. Kubica-Ferrari flörtü, şimdiden gazetelerde yeterince yer buluyor.

Mclaren ise günün şanssızı idi. Hamilton'ın son turda lastik patlatması, akıllara aynı pistte Kovalainen'in lastiğinin sönüp duvara girmesini hatırlattı. Lewis'in bu sene pek şanslı olduğu söylenemez. Button'ı ise Schumacher'siz anmak olmaz bu yarışta; sadece birbirlerini gördü iki pilot. Ve hatta Schumacher, bu yarışın en iyi sürüşünü yaptı. Kendisinden açıkça daha hızlı Button'ı, tur üstüne tur arkasında tutmayı başarmak, eski Schumacher'e yavaş yavaş dönmenin sinyalleri olabilir.

Günün bir başka başarılı sürüşü ise Alguersuari'den geldi. Genç Ispanyol, ciddi geçiş hamleleri yaptı, bir pitten geçiş cezası almasına rağmen son puana tutundu. Eğer o cezayı almamış olsa ne olurdu diye sormadan edemiyor insan. Barrichello kadar fazla sıra çıkmasa da, Jaime'nin bir üst kademe bir takımda yer bulması gerekiyor.

Hızlı izlediğimden mi bilemiyorum ama sezonun Bahreyn'den sonraki ilk normal yarışı, hiç de fena değildi sanki. Güzel çekişmeler, şans/şanssızlık, pitstoplarda geçişler; hepsi vardı ve sonucunu merak ettirdi. Demek ki yağmur olmadan da yarışlar fena geçmeyebiliyormuş. Haftaya Monaco var, çok sıkıcı veya inanılmaz heyecanlı geçebilir. Sonra da Türkiye GP!! Işte şimdi F1 sezonu hız almaya başladı yavaş yavaş!

07 Mayıs 2010

Devam, Nolursa Olsun!

2003 yazında TOSFED'de çalışırken, herkes ralli anıları paylaşır, eski günler yad edilir keyiflenirdi. Aklımda kalanlardan biri Ari Vatanen'in, yoldan birinin arka diferansiyelini alıp yarışa devam etmesi ve kazanması olmuştu.

Bugün gelen haberler onu aratmayacak şekilde. Yeni Zelanda Rallisi'ne oldukça iyi başlayan Matthew Wilson, durup dururken solundaki camının kırılması ile ciddi bir sıkıntı yaşamaya başlamış. Hem kırılan cam parçaları hem de arabanın içine hiç durmadan dolan tozlar, servis noktasına kadar olan 1.5 etapta kendisini yavaşlatmış. Bu servis alanı da, ana değil de uzak servis alanı olduğu için takımın elinde cam yokmuş. Onlar da etraftan geçen bir Focus sürücüsünü ikna edip arabasının camını almışlar. Her ne kadar 4 kapılı Focus'tan çıktığı için tam oturmasa da Wilson, halinden memnunmuş.

1976'da Vatanen'e arka camını veren vatandaşa Ford, yeni bir araç hediye etmişti. Bakalım bu sefer Ford ne yapacak?

05 Mayıs 2010

Yarışma: Katalunya GP

Avrupa sezonunun başladığı, Alonso-Alguersuari-De La Rosa-HRT'nin ev sahipliği yaptığı, havanın hep güneşli olduğu, futbolun en nefisinin bulunduğu Barcelona'dan tekrar merhaba Formula 1 dünyasına.

Yaklaşık bir aylık beklemeden sonra bu haftasonu tekrar motor seslerini duymak, F1 araçlarını izlemek için ekran başına kitlenicez (eğer Serhan Acar değilseniz, o yerinde görecek). Tabi bununla beraber sitemizdeki yarışma da aynen devam ediyor. Çin GP'sinden sonraki durum burada. Bakalım bu yarışta Mali'ye dur diyen olabilecek mi? Yeni isimler nasıl bir başlangıç yapacak? Türkiye GP'si biletini kazanmaya kim bir adım daha yaklaşacak?

Pol pozisonu, yarış galibiyeti, podyumdakiler ve en hızlı tur sahiplerini yorumlara yazın, siz de katılın. Benim tahminlerim şöyle:

Pol: Vettel
Galibiyet: Alonso
Podyum: Alonso-Webber-Hamilton
En hızlı tur: Webber

01 Mayıs 2010

Mayıs 1, 1994

Bir efsaneyi yitirişimizin 16. yıldönümü bugün. Arkasında bir çok soru, bir çok güzel anı, bir çok güzel sürüş bırakarak gitti Ayrton Senna.

Blogda, yakın zamanda, Imola 94 ile ilgili bir yazı dizisine de başlayacağız. O zaman 1 Mayıs 1994'e bol bol değinicez zaten. Yine de sarı kasklı adamın yarası hala kabuk tutmuyor.
Related Posts with Thumbnails