07 Şubat 2011

Kubica'nın Kazası

Kubica'nın kazasından sonra ilk görüntüler
Yükleyen EurosportTurkiye. - Diğer spor videolarına göz at.

2011 sezonu için yeni Renault'su ile arkadan gelip işleri karıştıracak, belki de aracının potansiyeline kendi potansiyelini ekleyip şampiyonluk yarışına girecek diye beklediğimiz Robert Kubica, maalesef sezon başlamadan bariyerlere girmiş oldu. Yukarıdaki videoda aracın halini görebilirsiniz. Hızlı bir virajda yoldan çıkıp ilk önce yandaki kilisenin duvarına oradan sekerek öbür yandaki bariyerlere giren araç, ciddi hasar alıyor. Bu sırada da Kubica'nın sağ eli, ciddi şekilde yaralanıyor.

Dün akşam Italya'da yapılan 7 saatlik özel el ameliyatından sonra doktorlar, elin ısısını kazandığını ve bunun cesaret verici bir gelişme olduğunu ama 5-7 gün süresince yeniden dikilen ele giden damarların reaksiyon verebileceğini, bu yüzden de durumunun kritikliğini koruduğunu belirttiler. Dün akşam da iyileşme sürecine yardım etmesi için suni komaya sokulduğu haberi verildi. Şu an için iyi senaryo 1 sene sonra pistlere dönebileceği, kötü senaryo ise sağ elinin fonksiyonlarını kaybedebileceği.

Hastaneye, ziyarete ilk gidenin yakın arkadaşı Alonso olduğunu, takım patronu ve takım arkadaşının bugün Italya'ya gideceğini de not düşelim. Ve her ne kadar kişisel olarak Kubica'ya üzüldüğüne emin olsam da bu olayın, Bruno Senna için bulunmaz talih kuşu olduğunu da ekleyelim.

7 Aralık 1984 doğumlu, hala aslında çok genç olan ve henüz şampiyonluk kazanabileceği bir araca binmemiş bu sempatik ve inatçı Leh'in, hakettiği şansa kavuşmadan sağ elinin fonksiyonlarını yitirmesi gerçekten çok üzücü olur. Umalım ki bu yaşanmaz ve her ne kadar 1 sene pistlerden uzak kalacak bile olsa 2012 için şimdiden beklemeye koyulalım. Bütün F1 dünyası gibi, bizim de umutlarımız onunla.

02 Şubat 2011

Stratos - Hayali Bir Geleceği Gerçekleştirmek

Geçen gün içki yasağını protesto etmek için efsanevi Martini Racing Lancia'larından dem vurmuştuk, kısmette Lancia ile devam etmek varmış. 1983'te doğmuş ve çocukluktan beri (teknikleri ile olmasa da) arabaların kendisine meraklı biri olarak, bilinçaltımda hep ikonik bazı arabalar olmuştur. Mesela Renault 5. Muhtemelen benim gibi küçük olmasından ziyade idi sevgim. Gidip gidip Renault 5'lere sarılırmışım sokakta...

Ve tabi ki motor sporları. Rothmans Williams, JPS Lotus, Alesi döneminin Ferrari'si, Marlboro Mclaren'lerin kırmızı beyazı, Martini Racing Lancia Delta, Castrol Toyota ve Alitalia Lancia Stratos (ilk resim). Bu ikonik arabaları unutmak, hafızamdan silmek imkansız. Her yarış aracı sponsorun rengine göre şekil değiştirir ama bunlar, belki de en iyi örnekler. Bilmediklerinizi google'a sorarsanız o da aynı şeyi söyler eminim.

Yukarıdaki markalar, öyle veya böyle, yarışmaya devam ediyorlar. Biri hariç: Lancia. 10 Markalar Şampiyonluğu ile ralli dünyasının istatiksel olarak hala en başarılı markası olan Lancia, 1993'ten beri etaplarda boy göstermiyor. Hatta Italya dışında ciddi bir satışları bile olduğunu düşünmüyorum. Asıl patron Fiat, Lancia'yı Chrysler ile beraber Amerikan pazarına sokmaya çalışsa da işleri zor.

Lancia Delta, geçtiğimiz yıllarda yenilenerek tekrar yollarda boy göstermeye başladı ama eskisinin güzelliğinin çok uzağındaydı. Ama Stratos için hiç böyle bir niyet yoktu açıkçası. Ya da ben bilmiyordum. Ta ki bugün Top Gear'daki habere kadar...

Michael Stoschek. Tanır mısınız? Ben tanımıyordum. Chris Hralabek? I-ıh. Hikaye kısaca şöyle. Hrabalek, Stratos manyağı bir insan. Hatta şu anda 9 farklı Stratos'u var kişisel koleksiyonunda. Neyse, zamanında kendi şirketinin hisselerinin bir kısmını satarak boşa çıkan Stratos'un isim haklarını alıyor. Sonra da kapı kapı yeni Stratos'u yaptırmak için dolaşıyor. Pagani, Koenigsegg, Prodrive... Ama ciddi bir finansal destek bulamayınca bu sefer yakın arkadaşı iş adamı Michael Stoschek'e yıllarca yalvarıyor. Ve Stoschek, parayı çıkınca Pininfarina ile anlaşıyorlar. Amaç şu: 1 (yazıyla bir) adet, one off, yeni Stratos yaratmak. Geleceği olmayan, eski bir geçmişte Zeus gibi heybetli duran Stratos'u gökten yere, 2011'e indiriyorlar. Sonuç ise inanılmaz.

Çekiçbalığı burunlu, mağrur farlı, çok kısa wheelbase'li, alamet-i farikası olan yanlara doğru uzayan ön camlı, eskisi gibi Ferrari motorlu, ama herşeyden önemlisi yepyeni bir Stratos.

Yakında sınırlı sayıda (baya sınırlı sayıda, 25 adet) üretimi tasarlanan yeni Stratos, olmayan geleceğini iki adamın hayallerine ve aşkına dayandırıp yeniden canlanmış durumda. Beni ortaokul yıllarındaki geek heyecanlara götürdü. Sizi?

01 Şubat 2011

Arka Kanat Mevzuu #2

Arka kanat mevzuu hakkında konuşmuşken bu videoyu koymak olmaz. Sauber, senenin ilk test gününde arka kanat hareketini kabak gibi ortaya koyan güzel bir video yayınladı. Batının en hızlı silah çeken kovboyu geyiği vardı eskiden, kanadın oynama hızı bana onu hatırlattı.

30 Ocak 2011

Arka Kanat Mevzuu

2011 sezonu öncesi Formula 1'in en tartışılan konularından biri oynayabilen arka kanatlar. Daha çok geçiş yaşanması için tasarlanan bu aerodinamik parça, takımlar ve pilotlar tarafından geçişlerin özelliğini kaybettirebileceği için eleştiriliyor. Herkes daha fazla geçiş istiyor tabi ki, ama çok fazla geçiş de anlamını kaybettirir pozisyonların.

Ben ise bambaşka bir şekilde eleştiricem oynayan arka kanatları.

Arka kanatların bir kısmının oynayarak hava sürtünmesi azaltmasını, böylece öndeki aracı geçmenin kolaylaştığını, F1 meraklısı olarak ben anlıyorum. Ama sıradan birine bunu nasıl anlatırsın? Ancak belki diagramlar çizerek, nasıl çalıştığını çok basit bir şekilde ortaya koyarak. O da ancak bu görsel çizimlere bakan kişilere ulaşabilir. Peki bu sistemin sıralama turlarında serbest, yarışın ilk iki turunda yasak, sonraki turlarda da pistin FIA'nın önceden belirlediği yerlerinde öndeki araçtan bir saniyeden az fark varsa sadece arkada araç tarafından kullanılabileceğini nasıl anlatıcaz? Ben yarı ilgili bir televizyon izleyicisi olsam "ne diyosun ya" deyip başka bir kanala geçer, olaydan kopardım.

Geçen seneki zevkli şampiyonluk mücadelesi ile beraber artan televizyon izleyicileri sayısı, bu sene Red Bull, Mclaren ve Ferrari'nin yanına Mercedes'in de gelmesiyle, özellikle de Schumacher'in kendine gelmesiyle daha bile artabilir. Bu fırsatın, arka kanat gibi saçma bir kural ile zorlanması FIA ve FOM'u zor bir karar ile bırakabilir. Sonuçta arka kanat tasarımı, yılda bir kere yapılan ve bir dahaki seneye kadar radikal değişikliklerin neredeyse imkansız olduğu bir şey. O yüzden sezon ortasında bir kural değişikliği yapılacağını düşünmüyorum. Bu da seyircilerde sıkıntı yaratan bir şey ile devam etmek anlamına geliyor. Gereken etkiyi yapmaz ve 2012 için yasaklanırsa da F-Duct ve blown diffuser gibi takımların, araçlara entegre etmek için çok para harcadığı ama bir tek sene kullanılabildikleri parçalardan biri olur.

Kısacası, kişisel olarak oynayabilir arka kanatların Formula 1'e çok fazla hayır getirmeyeceğini düşünüyorum. Eğer pist üstündeki rekabete etkisi de beklendiği gibi olmazsa o zaman iki ucu boklu bir değnek çıkar ortaya.

Not: Araç tanıtımları başladı Ferrari'ninki ile. Herkes aracını açıklayana kadar buraya resim post etmeyeceğim. Sadece resim olan ve hiç bir şey anlatmayan, her yerde bulunabilecek post'ları sevmiyorum. Araçların hepsi tanıtıldıktan sonra bir postta hepsini koyar, bir kerede aradan çıkarırım.

26 Ocak 2011

WRC 2011 Preview

Paris-Dakar ve Monte Carlo Rallisi ile kısık ateşte hafif hafif pişen içimizdeki ralli canavarı, 2 hafta sonra Isveç Rallisi ile 2011 sezonuna tam gaz giriş yapmayı bekliyor. Pit Girişi olarak tavaya biraz yağ ekleyerek alevlendirme zamanı geldi galiba.

Bir süredir bütün olayı "Loeb hangi yarışta şampiyonluğunu ilan edecek" ve "Loeb şampiyon, ikinci kim" haline gelen WRC, bu sene yeni kurallarla galiba hakkaten heyecanlanabilir. Ilk olarak World Rally Car adı altında izlediğimiz araçlar, bu sene tamamen değişiyor. S2000 araçlarının baz alındığı ama 1600 cc'lik motorları kullanmanın kural koşulmasıyla takımlar, araçlarını baştan aşağı yenilediler. Citroen C4'ten DS3'e, Ford Focus'tan Fiesta'ya geçerken MINI de uzun yılların ardından ralli parkurlarına geri dönüyor. Tek başına bu bile, bir heyecan kasırgası. Bakalım hangi takım bu seneye daha iyi hazırlanmış ve önde başlayacak.

Tahminim, Citroen'in, yeni kurallarla Ford'dan yine bir adım önde olacağı. Geçen sene Türkiye Rallisi sırasında sohbet etme şansı bulduğum Ford takım direktörü Malcolm Wilson da geliştirmelerini hızlandırmaları gerektiğini söyleyerek bunu açıkça itiraf etmişti zaten. Wilson ve ekibi, yeni araçlarını Arctic Rallisi'nde bir yarış testine sokmak istiyorlardı, bu da bize güzel bir fikir verecekti aracın durumuyla ilgili. Ama kimse Latvala'yı hesaba katmamış olacak ki uçan-kaçan Fin, aracı testlerde 150 km ile yol dışına savurunca yarışa yetiştirilemeyecek kadar dağılmış yeni Fiesta. Sezon başlamadan kazalarına başlayan genç Fin pilotu buradan tebrik ediyoruz. Eğer Ford, Citroen'i yakalama şansını Hirvonen ve Latvala'nın yapacağı hatalarla kaybederse 2012 için ciddi değişiklikler yapabilirler. Bakarsınız daha iyi bildiği Fiesta ile iyi işler çıkarırsa Ken Block fabrika takımına geçer!

Citroen ise eminim pilotlarına fazlasıyla güveniyordu. Loeb, zaten. Ogier de geçen seneki performansıyla hem Citroen'in A takımına geçti hem de Loeb'e en yakın rakip olacağını kanıtladı. Junior takımını ise dağıttı Fransızlar. Raikkonen, ICE Racing ile 10 yarışa katılacak bu sezon. Geçen seneye kendi takımıyla renk katan Petter Solberg de yine kendi takımıyla devam edecek.

MINI ise 2011'de bazı rallilere katılıp, full programa geçecekleri 2012 için hazırlık yapacaklar. Ama MINI'yi rallilere hazırlayacak Prodrive atölyesinin ne kadar tecrübeli ve bu işi bilen insanlar olduğunu anlatmamıza gerek yok. Ayrıca Countryman'i de, standart prosedür olan "eldeki arabayı ralli arabasına çevir" şeklinde değil de "ralliye en ideal arabayı bul, sonra firmayı ikna et" şeklinde hazırladıkları için ayrı bir heyecan getirmiyor değiller. Citroen'den şutlanan Sordo ve beklenen patlamayı bir türlü yapamayan Kris Meeke, MINI kokpitinde ne yapacaklar, onu da merakla bekliyoruz.

Isveç'in karlı, dönemeçli ve bol tuzaklı etapları şimdiden ufukta belirdi, aragazı vermeye başladı. 10 Şubat'a 15 gün kaldı.

20 Ocak 2011

Içki Yasağı

Içkinin etrafındaki gittikçe daralan çember ve içki firmalarına getirilen sponsorluk yasağı, sistematik olarak hayat tarzlarının elimine edilmesi ve sadece belli bir görüşün hayatı domine etmesi konusunda atılan önemli bir adım bence. Ülkemizdeki karşıt görüşün bayrağı Efes Pilsen olarak görülüyor. Basket kulübünün kapatılma ihtimali, Blues Festivali gibi etkinliklerin iptali vs vs. Ama madem motorsporları bloguyuz, buradan kendi çizgimizde bir protesto yapma ihtiyacını duydum.

Porsche ile ilgili bir haber okurken eski Le Mans araçlarının o güzel Martini renklerini gördüm. Oradan aklım, ralli ikonu Martini Racing Team Lancia'larına gitti. Ve ardından ufak bir şey daha ekledim, hoşunuza gider diye düşünüyorum (bakmaya doyamadıysanız gerisi burada). Giydirildiği her aracı (ve içildiği her insanı) ayrı bir güzel yapan Martini renkleri, böyle saçma yasalara tabi olsaydı hiç var olmayacaktı. Neyse ki Italyanlar bizim kadar ..... değiller (o boşluk bi sürü kelime ile dolar da kamera çekiyo Necmi'cim).


19 Ocak 2011

Monte Carlo Perdesi

Şu satırları yazdığım dakikalarda ekipler, Le Moulinon etabının başında IRC sezonunun başlamasını hevesle bekliyorlar. Yiğit Top, Eurosport Türkiye'nin stüdyosunda, yanında Kaan Özşenler. Monte Carlo başlamak üzere.

Bir çok tanıdık isim orada. Petter Solberg, ikinci sırada bekliyor mesela. WRC sezonunun ilk rallisi Isveç'e de katılacak ama sonrası muamma. Menajeri bir ara DTM'e bakıyoruz demişti. Petter? DTM? Jan Kopecky, Freddy Loix, Francois Delecour hemen arkasında. Asfalt ustası Stephane Sarrazin var, sırada bekliyor. Zamanında JWRC'yi sallayan Suzuki ekibinden Guy Wilks Peugeot, Per Gunnar Anderson ise Proton kullanıyor. Bir başka Proton kullanıcısı bir kaç sene önce geleceğin WRC şampiyonu olarak bakılan Subaru altyapısından yetişme Chris Atkinson. Babasının tavsiyesiyle Henning de gelmiş, kardeşine göz kulak oluyor. 2 çeker sınıfında ise tanıdık bir isim: yerli kahraman Daniel Elena. Bu sefer aracın ters tarafına oturmuş. Hep derler "yeteri kadar iyi pilot olamayanlar copilot olur" diye, aklıma o sözü getirdi.

Madem saat 11:00'i geçti, size önden bir fındık lahmacun-mercimek çorbası tadında gaza getirici yazımı bitireyim de etaplar konuşsun. Meraklısı Eurosport'u açar izler. IRC ve WRC sezon öncesi yorumlarımı başka bir zaman yaparım.

16 Ocak 2011

Cash is King! (Sponsorluk Denemesi)

Bu aralar taktığım bir konu paranın F1'deki etkisi. Yalan Rüzgarı dedik, Petrov dedik, Maldonado dedik, Karthikeyan dedik. Yani en üst takımlar hariç, 26 koltuğun çoğu satılık durumda. Üzücü bir durum ama takımların, bu sıkıntılı ekonomik durumlarda sponsor parasına sarılması zaruri.

Bir süre önce twitter'da, THY niye Formula 1'e sponsor olmuyor diye bir muhabbet dönmüştü. Gerçekten de uçan kuşa sponsor olan havayolumuz, ülkemizde can çekişen F1 yarışına sponsor olsa, eminim takvimde kalmamıza dair ümitlerimize çok büyük etkisi olur. Benim duyduğum kadarıyla THY'nin bu tip bir sponsorluktan çekinmesinin sebebi, kazalarla ilişkilendirilmek.

Peki dünyada durum nasıl? Şu anda Qantas Avustralya'ya, Etihad Abu Dhabi'ye, Gulf Air de Bahreyn'e sponsorluk yapıyor. Virgin markasında bir kaç havayolu bulunduğunu, Lotus'un patron Tony Fernandes'in AirAsia'nın sahibi olduğunu da unutmayalım. Yani dünya çapındaki havayollarında genelde böyle bir durum yok.

THY'nin uzun vadeli planlarında dünyada önemli bir aktör olma, filo büyütme ve bunun promosyonunu da spor üstünden yapmak varken daha ne kadar uygun olabilir Türkiye GP'sine sponsor olmak diye düşünüyor insan. Isim sponsorluğu için istenebilecek bedel konusunda bir fikrim yok ama 1) Manchester United veya Barcelona'ya sponsor olmaktan çok pahalı olmasa gerek, 2) bütün sene markanın, devamlı anılacak olması muhtemelen o bedele değer. Türkiye GP'si ile yapılacak bir senelik deneme anlaşması eminim iki taraf için de bu işin olurunu ortaya koyacaktır.

Bir beyin fırtınası yapalım. 2010'da Türkiye GP'sinin adı 2010 Formula 1 Turkish Airlines Turkish Grand Prix olsaydı... Sezonunun en önemli dönüm noktalarından biri olan Webber-Vettel çarpışmasının ardından aylarca, hatta sezon bittikten sonra sezon özetleriyle tekrar tekrar THY adı bütün dünyaya yayılacaktı.

Başka bir fikir: Bir pistin, geçmiş/kültür yaratabilmesinin en önemli noktalarından biri virajları. Ve bizde öyle bir viraj var ki, bu kadar kısa zamanda tarihin en iyi virajları arasında yerini almış durumda. Bütün pilotlar, yazarlar, takım patronları buradan bahsediyor. Yeni yapılacak pistler, kendilerine bunun kopyasını yapıyor. Ama biz bunu bir kültüre, bir yaşanmışlığa döndüremiyoruz. Nasıl döndürebiliriz? Oraya bir ad vererek. Hermann Tilke pistlerinin en önemli dezavantajlarından biri suni olmaları, 1. viraj, 2. viraj vs... Oraya mesela F1 lastiklerini Türkiye'de üreten Pirelli, ismini verse. Pirelli virajı. Veya aynı şekilde THY virajı, son yasakların üstüne Efes Virajı mesela. Veya bir sigorta şirketi, oraya ismini verdikten sonra reklamında orada yoldan çıkan araçların görüntüleriyle sükse yapmaz mı? Yarışa adını vermek gibi pahalı bir şey olacağını da zannetmiyorum. Aynı şekilde arka düzlüğümüzün ortasındaki kırılma bölümüne veya sondaki 3 yavaş viraja ad verilse yarışımızın havası ne kadar değişir bir anda. Buradan gelecek paralarla biletler de daha ucuz olabilir. Daha ucuz bilet, daha fazla insan. Işte Bernie Ecclestone'ın ülkemiz hakkında dediği motorsporları altyapısı yok eleştirisinin asıl karşılığı bunlardır bence.

Bir fikir de uluslararası şirketler ve FIA için. Herşey takım, yarış, pilot bazlı düşünülüyor, bunların marketing değeri üzerinden hesaplanıyor. Ama Formula 1'in de kendi değeri var açıkçası. Bu da bir sponsor çekebilir açıkçası. Mesela şu anda spordaki en büyük sponsorlardan olan Santander, Formula 1'e sponsor olabilir; Santander Formula 1 Championship. Veya pilotlar şampiyonasına bir, markalar şampiyonasına başka bir sponsor bulunabilir ama bu biraz kafa karıştırabilir. Ilk bakışta garipsenebilecek bile olsa, bakarsanız çok uzak değiliz buna. Sonuçta DHL Fastest Lap yarışması yapılmıyor muydu? Bunu, FIA'nın herkes için aldığı bir havuz sponsor olarak algılarsak, yani buradan gelecek gelirin takımlara dağıtıldığı ve takımlara ekstra gelir sağlandığı bir ortamda daha eşit bir rekabet ve takımların sponsorlara karşı ellerinin daha sağlam olduğu bir ortam oluşmaz mı?

Paranın, sporun ruhuna zarar verdiği tartışmalarının ortasında belki çok kapitalist bir yazı gibi durdu ama sponsor gelirlerinin, diğer bütün sporlar gibi Formula 1 için de çok önemli olduğu bir ortamda, bu parayı nasıl daha iyi kullanırız ve sporun gelişimine katkı sağlarız diye düşünmek, para sporun ruhunu öldürüyor demekten daha yararlı.

11 Ocak 2011

Raikkonen Bilmecesinin Çözümü

Çok çekişmeli bir Formula 1 ve hiç çekişmesiz bir Dünya Ralli Şampiyonası sezonunun ardından 2011, Paris-Dakar ile aslında hızlı başladı. Dün koşulan 8. etapta Nasser Al Attiyah, Matador'u bu sene ilk defa geçerek liderliğe yerleşti.

Bir yandan da Isveç Rallisi'nin ufukta gözükmesi anlamına gelen entry list'leri açıklandı. Çok şaşılmayacak şekilde herkesin başvurduğu kar ve buz festivali, son 6-7 aydır anlamsız bir şekilde uzayan Raikkonen napacak tartışmalarına da son noktayı koydu. Bir ara Ford'a giden, Renault ile F1'e geri dönüş yapar mı diye sorulan, Ken Block ile mi takılacak, yoksa aralıkta babasının vefat etmesinin ardından yarışmayacak mı diye sorulan Buz Adam, kaldığı yerden, Citroen'den devam ediyor. Işin enteresan tarafı Citroen Junior Team yerine ICE1 Racing Team adına yarışacak olması. Yoksa Iceman, kendine ICE1 diye takım mı kurdu?

Bu arada Citroen Junior, toptan kayboldu. Sebastian Ogier'in ana takıma geçmesi, Sordo'nun MINI ile anlaşma imzalası, Solberg'in kendi takımında kalması ve Raikkonen'in de ICE1 hamlesi sonucu zaten yarıştıracak adam kalmamıştı. O yüzden Isveç Rallisi'nde bir Citroen Junior takımı görmicez.

2011 WRC'nin ilk yarışı olan Isveç Rallisi'nin 10-13 Şubat'ta olduğunu tekrar hatırlatalım. Yani tam 1 ay kalmış durumda.

07 Ocak 2011

Formula 1'de Yalan Rüzgarı

Narain Karthikeyan, twitter hesabından 2011 yılı için HRT ile anlaştığını açıkladı. Kime ne tabi ki, yediği turlar dışında bir tek yaptığı kazalarla üçer beşer saniye ekrana ya gelir ya gelmez. Ama bir süredir yazmak istediklerimi toplamak için çok güzel bir gelişme oldu.

Şunu farkediyorum ki son zamanlarda Formula 1 camiasından bir sürü saygın isim, çıkıp herkesin gözünün içine baka baka yalan söylüyor.

HRT'nin teknik patronu Colin Kolles (Karthikeyan ile Jordan-Midland günlerinde ve Le Mans 24 Hrs'da beraber olan kişi aynı zamanda), Hint pilotun eskisine göre kendisini geliştirdiğini ve çok daha iyi olacağını belirtmiş haberlerde. Michael Schumacher'in 3 sene ara verip geri geldiğinde hiç bir şey yapamadığı F1'de, Karthikeyan 5 sene ara vererek harikalar mı yaratacak? Bu hazırlığı NASCAR Truck serisinde mi yaptı? Ayrıca Hint pilot ne yaparsa yapın, HRT fark yaratabilecek mi? Peki bu soruların cevabı bu kadar belli ise Colin Kolles niye böylesine alenen yalan atıyor?

Cevap Tata. Ve peşinden gelen sponsorluk parası. Çünkü HRT, ilk yılında (bence) Virgin'den daha iyi bir iş çıkarmış olsa da bu sene ne durumda olacakları bir soru işareti. Williams ile bir arka taraf anlaşmaları var ve eminim önemli bir adım olacak ama takımın sahibi Carabante ailesinde, bu işe yatıracak başka para yok. Toyota ile araç geliştirme anlaşmalarının, ödemelerde aksama yüzünden iptal olduğunu hatırlarsak Williams ile olan anlaşmalarını devam ettirmek için sponsorluk desteğinin çok büyük önemi var.

Tata ve Karthikeyan da atlayabilecekleri son güzel trene atladılar. Bu sene ilk Hindistan GP'si yapılacak ve Rusya'dan gelecek kadar sponsorluk, Hindistan'da da var. Niye bu fırsat kaçsın ki?

Peki geçenlerde Adam Parr'ın attığı yalanlar... Pastor Maldonado, parasıyla Williams koltuğuna geçmemiş. GP2 şampiyonu, hızıyla bu koltuğa yerleşmiş. Peki keramet Venezüela'nın desteğinde değilse, bir önceki senenin GP2 şampiyonu, kendinden daha uzun süredir bu seride yarışan takım arkadaşı Maldonado'yu cebinden çıkaran ve halihazırda 1 senelik F1 tecrübesi bulunan Hulkenberg niye takımdan uzaklaştırıldı?

Bu konuda en dürüst davranan Renault oldu şu ana kadar. Petrov'a 2 senelik daha sözleşme imzalatırken Rus pilotun öğrenme devresini bitirdiğini (yani boktan bi sene geçirdiğini) belirttiler ve Rusların kendilerine olan ilgisinden ($$$) mutlu olduklarını belirttiler. Delikanlı stayla. Lotus olayı ise başka bir muamma, ona girmiyorum.

HRT'ye geri dönersek... Şu anda F1 gridindeki tek boş koltuk onlarda ve bunun tadını çıkarmak isteyeceklerdir. Takım şu anda, Force India ile olan sözleşmesinin durumu belli olmayan Liuzzi'yi bekliyor karar vermek için. Yarışmak istediğini açık açık söyleyen Liuzzi, eğer Force India tarafından kapı dışarı edilirse mecburen HRT'ye gelecek. Yoksa takım, onun yerine yine sponsor paralı birini yarıştıracak. Bruno Senna ise kesinlikle yarışmayacaklarını açıkladılar. Karthikeyan geldiğine göre Karun Chandok'un da kendine yer bulması zor gözüküyor.

Sıfır baskı, Williams desteği ve Cosworth motoruyla HRT, artıları olan bir takım şu anda. Ama bana kalırsa Ispanyolların en büyük artısı, ellerinde bulundurdukları gride girme hakkı. 2013 motor kurallarının şimdiden belli olduğu bir ortamda, spora girmeyi/geri dönmeyi düşünenler için HRT, mükemmel bir baz. Giriş hakkı var. Fiyatı sudan ucuz. 3 sene boyunca ekibini ve mühendislerini baskıdan uzak olarak yetiştirme imkanı. 2013'ten sonra da ciddi bir sıçrama ile ortanın üst tarafına (Renault gibi) veya üst takımların sonuna (Mercedes gibi) yerleşme imkanı. Eğer bu 3 sene içinde geri kalarak marka değerinin zarar göreceğini düşünüyorsan ismini vermeden yap. Carabante'nin yerinde olsam VW-Porsche, Toyota ve Honda'yı şu an acayip kızıştırır, elinde çok çok az şey bulunan takımımı F1 dünyasının en kilit noktası gibi pazarlardım.

Bir soru da benden: Karthikeyan gibi F1'den 5 sene önce ayrılan, haftaya 34 yaşına girecek NASCAR Truck Series'den gelecek birine bu kadar destek veriliyor da daha geçen sene yarışmış ve aslında fena işler de yapmamış genç Chandok'a aynı destek verilmiyor da kariyerinde ilerlemesine olanak sağlanmıyor?

Related Posts with Thumbnails