21 Şubat 2011

Bahreyn GP'nin Iptali

Arap dünyasındaki isyan hareketi, bu durumlarla en alakasız görünen partilerden Formula 1 dünyasını da kalbinden vuruverdi. Bahreyn'deki politik isyan yüzünden Bahreyn Prensi, ülkenin içinde bulunduğu duruma odaklanmak adına bu seneki GP'den vazgeçtiklerini açıkladılar.

Bir süredir gelen haberler zaten içaçıcı değildi. Ilk önce ülkede yapılması gereken GP2 Asya serisi yarışı iptal edilmişti, ama daha sonra Bernie Ecclestone, ülkede durumun düzelmekte olduğunu ve kararı henüz vermeyeceklerini açıklamıştı. Dün gelen haberlerde de Bernie, GP hakkındaki kararı Prens'e bıraktığını söylemişti. Özellikle Ingiliz medyası tarafından bu hareket ciddi şekilde eleştirildi. Ama aslına bakınca durumun ne olacağı belliydi, bunu dünyaya Bernie kendisi açıklayıp Prens'i küçük duruma düşüreceğine söz hakkını Prens'e vermişti. Bugün de Prens kendinden beklenen açıklamayı yaptı. Şu anki durumda sezonun ilk yarışı 27 Mart'ta Avustralya'da olacak.

Kişisel olarak beni bir kaç açıdan mutlu eden bir haber oldu bu. En başta aslında genelde kendi içine kapanık ve para aşığı F1 dünyasının, dünyada olan diğer şeylere reaksiyon gösterdiğini, pilot ve takımlardan gelen bozuk seslerle bir şekilde muhalif yanda olduğunu göstermesi (en azından iktidar safında olmaması) önemli bir değişiklikti benim gözümde. Ayrıca Bahreyn GP'nin, F1 tarihinin altın yılı olabilecek 2010'daki en sıkıcı yarış olduğunu da unutmadık. Gönüllerin sezon açılışı olan Melbourne'e dönüyor olmak da ayrı bir güzel. Albert Park'ın ilk virajının yarattığı heyecanı iliklerimde şimdiden hissediyorum. Bahreyn'in ise yılın ilerleyen bir zamanına mı ertelendiği yoksa bu senelik tamamen iptal mi edildiği açıklanmadı. Kuvvetle muhtemel bu seneyi pas geçecekler.

Atlamadan ekleyelim, haftaya yapılması planlanan sezon öncesi son testler de Bahreyn'de olacaktı ve haliyle onlar da iptal edildi. Takımlar, bugün bitirdikleri Barcelona testlerine haftaya devam edecekler. Bu işe tek bozulan, daha sıcak havalarda test yapmak isteyen Pirelli oldu heralde.

Bugünlerde haliyle F1 medyası, bu gelişmeyi diline pelesenk edecek, Bahreyn aşağı Bahreyn yukarı diyecektir. Haber sitesi olmadığımız için muhtemelen bunları pek buraya da taşımayız (bknz yan taraftaki blogroll). Ama uzun vadede bakmak gerek bu gelişmeye bir yandan.

Formula 1 yarışları, artık hükümetler doğrudan finansal destek vermeden o ülkeye gitmiyor. Ciddi bir yarış düzenleme ücreti var ve yarışların yapıldığı çoğu yer, kafasında soru işaretleri ile hareket ediyor. En klasik örneği, yıllardır para kazanamayan ve son yıllarda bir kaç kez takvimden çıkıp geri gelen, takvimin en kemik yarışlarından Spa Francorchamps. Veya artık yapılmayan Fransa GP'si. Yarışların bir süredir paralı yerlere gittiği de yadsınamaz gerçek. Son 10 yılın yeni yarışlarına bakacak olursanız genel olarak hep Ortadoğu (ki bizi de öyle algılıyorlar, doğru veya yanlış) ve Uzak Doğu'dan çıkıyor yeni pistler.

Arap meydanlarının parasızlıktan, işsizlikten, aşsızlıktan kırıldığını ve temel yaşam hakları için savaştığını düşünürsek, yıllık maliyeti 30 milyon euro civarından başlayan yarışlar için bir soru işareti oluşabilir kafalarda. Açıkçası Bahreyn'in ileriki yıllar için takvimden çıkacağını inanmıyorum. Yine de unutmamak lazım ki yeni gelecek yönetimin öncelikleri arasında F1 yer almazsa, yeni yarışlara nereden yer açacağını şaşıran Bernie pek fazla üzülmez bence.

Burada Türkiye GP'nin eli güçleniyor tabi ki. Rus GP'sinin Olimpiyatlar dolayısıyla bir sene ertelenebileceği, Avustralya'da yerel otoritelerin F1 istemez tavırları, Spa'nın para yapmaması, Valencia'nın kötü bir pist olması ve sadece Alonso faktörü ile ayakta durması, bu pistleri hep takvimdışına atmak için sebep. Bizim de tabi ki bu sırada kıçımızın üstüne oturmak yerine yarışa gitmemiz, lokal heyecan yaratmamız lazım. Ülkemizdeki yarışın dolu olması ve para kazanması başta Bernie, bütün F1 camiasının istediği bir şey gerçekten. Çünkü Türkiye büyük bir market, Hermann Tilke'nin en iyi pisti, lojistik olarak da acısız ama Avrupa'da değil.

Tabi hep kendimizi düşünmenin bir anlamı yok, büyük resme de bakmak lazım. Açıkçası Bahreyn'in kısa vadede dengesiz olması veya uzun vadede takvimden çıkmasını en isteyen ülke Katar. Dünya Kupası düzenleme hakkını alan ve sporda çok ciddi yatırımlar yapan ülkenin, motorsporlarına ilgisi de uzun bir süredir biliniyor. Para bakımından sıkıntıları yok, üstelik bunu spora yatırmaktan da çekinmiyorlar. O yüzden gerçekten güzel bir pist yapabileceklerinden şüphe etmiyor kimse. Ayrıca her ne kadar pist üstünde bir kaç yıldır harikalar yaratamasa da lobi gücü devam eden Williams, Katar'a çok ciddi yatırım yapıyor. Uzun vadede finansal güç kazanmanın dışında, Katar'da bir Williams Technology Centre (alttaki resim) kurmuş durumda Frank Williams ve ekibi (daha doğrusu bu tip hamlelerin arkasında Adam Parr var). Porsche ile ortaklaşa yürütülen flywheel enerji sistemlerinin Ar-Ge'si de burada yapılıyor. Bunda Porsche'un %49.9'una Katar Emirliğinin sahip olmasının payı da var.

Ama bu kadarla da bitmiyor. Katar Emirliği aynı zamanda Volkswagen'ın da %17'sine sahip. Bu nokta çok kritik. Çünkü Bahreyn yerine takvime çekilecek bir Katar GP, yanında Formula 1'in ne kadar zamandır saflarına katmak istediği Volkswagen'ı da yanında getirebilir. 2013'teki motor değişikliği ile bu girişime sıcak bakacağını açıklayan VW, eminim yakın ilişkiler içinde olduğu Katar'ı da kollamak isteyecektir. Ve tabi ki dirsek temasında olduğu Williams'ı da. Almanlar, niyetlerini kesinleştirdikten sonra bile sorulacak çok soru var. En başta hangi marka ile girecekler? Porsche, Audi ve VW üzerinde duruluyor doğal olarak. Ama Grup, aynı zamanda devam ettirdiği Le Mans programlarını da düşünmek zorunda bu kararı vermeden önce. Bu arada Bugatti ve Lamborghini'nin de VW Grup çatısı altında olduğunu ve F1 tarihçeleri bulunduğunu hatırlatalım, şu anlık düşünülmeseler bile. Bundan sonraki soru fabrika takımı olmak mı yoksa motor üreticisi olmak mı? Takım olunacaksa yeni takım mı kurulacak yoksa bir takım satın mı alınacak? Yani uzun ve meşakatli bir yol ama herkesi yakından ilgilendiriyor.

Konu biraz dağıldı biliyorum, Bahreyn sokaklarındaki isyanı Volkswagen Grubunun Formula 1 planlarına bile getirdik Katar üstünden. Daha da dağılmadan burada duralım. Düşününce Avustralya'nın ilk yarış olması yine de çok heyecan verici!!! 27 Mart!!

10 Şubat 2011

Party Like Ken

Sonunda Dünya Ralli Şampiyonası 2011 sezonu bugün Isveç Rallisi ile başlıyor. Ufak notlarla genel bir bakış atmış, beklentilerimizi yazmıştık daha önce. Bu seferki niyet farklı.

Son bir kaç yıldır Loeb dominasyonu ve gittikçe azalan fabrika takımları ile birlikte WRC, Formula 1'in popülaritesinin çok gerisinde kalmıştı. Daha önceki yıllarda görmeye alıştığımız Youtube bazlı, gaz müzikli ralli videolarının sayısında da gittikçe azalma vardı.

Her ne kadar satılan malın kalitesi satışı etkilese de, onu nasıl pazarladığınızın da en azından malın kendisi kadar önemli olduğunu unutmamak lazım. Mesela Ken Block... Amerikalı, yaptığı Gymkhana videoları ile dünya çapında ciddi bir fan kitlesi yarattı kendine. Ama Block'un kariyerini cidden takip eden, şu yarışlara katılıyor şu sonuçları alıyor diyebilen kaç kişi var? Ama adam ünlü, seviliyor. Geçen sene, normal bir kariyer için oldukça geç yaşta ilk defa WRC'de yarışmış olsa da her yarış raporunda onun hakkında bir iki satır olurdu; kendisi kadar az puan alan pilotlar bunun genelde hayalini bile kuramaz. Peki niye? Çünkü adam, kendisini, yarışını bir markaya dönüştürüyor ve bunu pazarlayabiliyor.

2 gün önce inbox'ıma bu video geldi. Kızlar, araba, yeni sezon reklamı... Ken Block sadece bir kaç saniye gözüküyor. Ama başka hangi takım, hangi pilot ve WRC serisinin kendisi böyle bir promosyonel video yapıyor? Yapılsa güzel olmaz mı? MINI'nin de gelişiyle oluşan pozitif hava, daha çok seyirci ve takibe dönüştürülemez mi? Eğer takvimin tamamına bile katılmayan bir adam böyle bir video ile gelebiliyorsa, eminim çok daha büyük bütçeli fabrika takımları çok daha iyileri ile gelebilirler.

Bu arada Ken, söylemeden edemicem. Video güzel, fikir güzel, takdire şayan. Ama senin gibi karizma adam, kız mı bulamıyor? Bu ne abicim, bundan kötüsü Şam'da kayısı. Uf!

07 Şubat 2011

Kubica'nın Kazası #2

Robert Kubica'nın yaptığı kazayı bir de hemen arkasından gelen ekibin on-board kamerasından izleyelim. Videonun sonlarında yer alıyor kaza yeri. Ama o zamana kadar ıslak zemin, dar yollar ortada. Bariyerlere dik girip aracın nasıl döndüğü de gözüküyor. 1 saat boyunca araçta yarı baygın mahsur kalan Kubica da video çekildiği sırada araçta.

Kubica'nın Kazası

Kubica'nın kazasından sonra ilk görüntüler
Yükleyen EurosportTurkiye. - Diğer spor videolarına göz at.

2011 sezonu için yeni Renault'su ile arkadan gelip işleri karıştıracak, belki de aracının potansiyeline kendi potansiyelini ekleyip şampiyonluk yarışına girecek diye beklediğimiz Robert Kubica, maalesef sezon başlamadan bariyerlere girmiş oldu. Yukarıdaki videoda aracın halini görebilirsiniz. Hızlı bir virajda yoldan çıkıp ilk önce yandaki kilisenin duvarına oradan sekerek öbür yandaki bariyerlere giren araç, ciddi hasar alıyor. Bu sırada da Kubica'nın sağ eli, ciddi şekilde yaralanıyor.

Dün akşam Italya'da yapılan 7 saatlik özel el ameliyatından sonra doktorlar, elin ısısını kazandığını ve bunun cesaret verici bir gelişme olduğunu ama 5-7 gün süresince yeniden dikilen ele giden damarların reaksiyon verebileceğini, bu yüzden de durumunun kritikliğini koruduğunu belirttiler. Dün akşam da iyileşme sürecine yardım etmesi için suni komaya sokulduğu haberi verildi. Şu an için iyi senaryo 1 sene sonra pistlere dönebileceği, kötü senaryo ise sağ elinin fonksiyonlarını kaybedebileceği.

Hastaneye, ziyarete ilk gidenin yakın arkadaşı Alonso olduğunu, takım patronu ve takım arkadaşının bugün Italya'ya gideceğini de not düşelim. Ve her ne kadar kişisel olarak Kubica'ya üzüldüğüne emin olsam da bu olayın, Bruno Senna için bulunmaz talih kuşu olduğunu da ekleyelim.

7 Aralık 1984 doğumlu, hala aslında çok genç olan ve henüz şampiyonluk kazanabileceği bir araca binmemiş bu sempatik ve inatçı Leh'in, hakettiği şansa kavuşmadan sağ elinin fonksiyonlarını yitirmesi gerçekten çok üzücü olur. Umalım ki bu yaşanmaz ve her ne kadar 1 sene pistlerden uzak kalacak bile olsa 2012 için şimdiden beklemeye koyulalım. Bütün F1 dünyası gibi, bizim de umutlarımız onunla.

02 Şubat 2011

Stratos - Hayali Bir Geleceği Gerçekleştirmek

Geçen gün içki yasağını protesto etmek için efsanevi Martini Racing Lancia'larından dem vurmuştuk, kısmette Lancia ile devam etmek varmış. 1983'te doğmuş ve çocukluktan beri (teknikleri ile olmasa da) arabaların kendisine meraklı biri olarak, bilinçaltımda hep ikonik bazı arabalar olmuştur. Mesela Renault 5. Muhtemelen benim gibi küçük olmasından ziyade idi sevgim. Gidip gidip Renault 5'lere sarılırmışım sokakta...

Ve tabi ki motor sporları. Rothmans Williams, JPS Lotus, Alesi döneminin Ferrari'si, Marlboro Mclaren'lerin kırmızı beyazı, Martini Racing Lancia Delta, Castrol Toyota ve Alitalia Lancia Stratos (ilk resim). Bu ikonik arabaları unutmak, hafızamdan silmek imkansız. Her yarış aracı sponsorun rengine göre şekil değiştirir ama bunlar, belki de en iyi örnekler. Bilmediklerinizi google'a sorarsanız o da aynı şeyi söyler eminim.

Yukarıdaki markalar, öyle veya böyle, yarışmaya devam ediyorlar. Biri hariç: Lancia. 10 Markalar Şampiyonluğu ile ralli dünyasının istatiksel olarak hala en başarılı markası olan Lancia, 1993'ten beri etaplarda boy göstermiyor. Hatta Italya dışında ciddi bir satışları bile olduğunu düşünmüyorum. Asıl patron Fiat, Lancia'yı Chrysler ile beraber Amerikan pazarına sokmaya çalışsa da işleri zor.

Lancia Delta, geçtiğimiz yıllarda yenilenerek tekrar yollarda boy göstermeye başladı ama eskisinin güzelliğinin çok uzağındaydı. Ama Stratos için hiç böyle bir niyet yoktu açıkçası. Ya da ben bilmiyordum. Ta ki bugün Top Gear'daki habere kadar...

Michael Stoschek. Tanır mısınız? Ben tanımıyordum. Chris Hralabek? I-ıh. Hikaye kısaca şöyle. Hrabalek, Stratos manyağı bir insan. Hatta şu anda 9 farklı Stratos'u var kişisel koleksiyonunda. Neyse, zamanında kendi şirketinin hisselerinin bir kısmını satarak boşa çıkan Stratos'un isim haklarını alıyor. Sonra da kapı kapı yeni Stratos'u yaptırmak için dolaşıyor. Pagani, Koenigsegg, Prodrive... Ama ciddi bir finansal destek bulamayınca bu sefer yakın arkadaşı iş adamı Michael Stoschek'e yıllarca yalvarıyor. Ve Stoschek, parayı çıkınca Pininfarina ile anlaşıyorlar. Amaç şu: 1 (yazıyla bir) adet, one off, yeni Stratos yaratmak. Geleceği olmayan, eski bir geçmişte Zeus gibi heybetli duran Stratos'u gökten yere, 2011'e indiriyorlar. Sonuç ise inanılmaz.

Çekiçbalığı burunlu, mağrur farlı, çok kısa wheelbase'li, alamet-i farikası olan yanlara doğru uzayan ön camlı, eskisi gibi Ferrari motorlu, ama herşeyden önemlisi yepyeni bir Stratos.

Yakında sınırlı sayıda (baya sınırlı sayıda, 25 adet) üretimi tasarlanan yeni Stratos, olmayan geleceğini iki adamın hayallerine ve aşkına dayandırıp yeniden canlanmış durumda. Beni ortaokul yıllarındaki geek heyecanlara götürdü. Sizi?

01 Şubat 2011

Arka Kanat Mevzuu #2

Arka kanat mevzuu hakkında konuşmuşken bu videoyu koymak olmaz. Sauber, senenin ilk test gününde arka kanat hareketini kabak gibi ortaya koyan güzel bir video yayınladı. Batının en hızlı silah çeken kovboyu geyiği vardı eskiden, kanadın oynama hızı bana onu hatırlattı.

30 Ocak 2011

Arka Kanat Mevzuu

2011 sezonu öncesi Formula 1'in en tartışılan konularından biri oynayabilen arka kanatlar. Daha çok geçiş yaşanması için tasarlanan bu aerodinamik parça, takımlar ve pilotlar tarafından geçişlerin özelliğini kaybettirebileceği için eleştiriliyor. Herkes daha fazla geçiş istiyor tabi ki, ama çok fazla geçiş de anlamını kaybettirir pozisyonların.

Ben ise bambaşka bir şekilde eleştiricem oynayan arka kanatları.

Arka kanatların bir kısmının oynayarak hava sürtünmesi azaltmasını, böylece öndeki aracı geçmenin kolaylaştığını, F1 meraklısı olarak ben anlıyorum. Ama sıradan birine bunu nasıl anlatırsın? Ancak belki diagramlar çizerek, nasıl çalıştığını çok basit bir şekilde ortaya koyarak. O da ancak bu görsel çizimlere bakan kişilere ulaşabilir. Peki bu sistemin sıralama turlarında serbest, yarışın ilk iki turunda yasak, sonraki turlarda da pistin FIA'nın önceden belirlediği yerlerinde öndeki araçtan bir saniyeden az fark varsa sadece arkada araç tarafından kullanılabileceğini nasıl anlatıcaz? Ben yarı ilgili bir televizyon izleyicisi olsam "ne diyosun ya" deyip başka bir kanala geçer, olaydan kopardım.

Geçen seneki zevkli şampiyonluk mücadelesi ile beraber artan televizyon izleyicileri sayısı, bu sene Red Bull, Mclaren ve Ferrari'nin yanına Mercedes'in de gelmesiyle, özellikle de Schumacher'in kendine gelmesiyle daha bile artabilir. Bu fırsatın, arka kanat gibi saçma bir kural ile zorlanması FIA ve FOM'u zor bir karar ile bırakabilir. Sonuçta arka kanat tasarımı, yılda bir kere yapılan ve bir dahaki seneye kadar radikal değişikliklerin neredeyse imkansız olduğu bir şey. O yüzden sezon ortasında bir kural değişikliği yapılacağını düşünmüyorum. Bu da seyircilerde sıkıntı yaratan bir şey ile devam etmek anlamına geliyor. Gereken etkiyi yapmaz ve 2012 için yasaklanırsa da F-Duct ve blown diffuser gibi takımların, araçlara entegre etmek için çok para harcadığı ama bir tek sene kullanılabildikleri parçalardan biri olur.

Kısacası, kişisel olarak oynayabilir arka kanatların Formula 1'e çok fazla hayır getirmeyeceğini düşünüyorum. Eğer pist üstündeki rekabete etkisi de beklendiği gibi olmazsa o zaman iki ucu boklu bir değnek çıkar ortaya.

Not: Araç tanıtımları başladı Ferrari'ninki ile. Herkes aracını açıklayana kadar buraya resim post etmeyeceğim. Sadece resim olan ve hiç bir şey anlatmayan, her yerde bulunabilecek post'ları sevmiyorum. Araçların hepsi tanıtıldıktan sonra bir postta hepsini koyar, bir kerede aradan çıkarırım.

26 Ocak 2011

WRC 2011 Preview

Paris-Dakar ve Monte Carlo Rallisi ile kısık ateşte hafif hafif pişen içimizdeki ralli canavarı, 2 hafta sonra Isveç Rallisi ile 2011 sezonuna tam gaz giriş yapmayı bekliyor. Pit Girişi olarak tavaya biraz yağ ekleyerek alevlendirme zamanı geldi galiba.

Bir süredir bütün olayı "Loeb hangi yarışta şampiyonluğunu ilan edecek" ve "Loeb şampiyon, ikinci kim" haline gelen WRC, bu sene yeni kurallarla galiba hakkaten heyecanlanabilir. Ilk olarak World Rally Car adı altında izlediğimiz araçlar, bu sene tamamen değişiyor. S2000 araçlarının baz alındığı ama 1600 cc'lik motorları kullanmanın kural koşulmasıyla takımlar, araçlarını baştan aşağı yenilediler. Citroen C4'ten DS3'e, Ford Focus'tan Fiesta'ya geçerken MINI de uzun yılların ardından ralli parkurlarına geri dönüyor. Tek başına bu bile, bir heyecan kasırgası. Bakalım hangi takım bu seneye daha iyi hazırlanmış ve önde başlayacak.

Tahminim, Citroen'in, yeni kurallarla Ford'dan yine bir adım önde olacağı. Geçen sene Türkiye Rallisi sırasında sohbet etme şansı bulduğum Ford takım direktörü Malcolm Wilson da geliştirmelerini hızlandırmaları gerektiğini söyleyerek bunu açıkça itiraf etmişti zaten. Wilson ve ekibi, yeni araçlarını Arctic Rallisi'nde bir yarış testine sokmak istiyorlardı, bu da bize güzel bir fikir verecekti aracın durumuyla ilgili. Ama kimse Latvala'yı hesaba katmamış olacak ki uçan-kaçan Fin, aracı testlerde 150 km ile yol dışına savurunca yarışa yetiştirilemeyecek kadar dağılmış yeni Fiesta. Sezon başlamadan kazalarına başlayan genç Fin pilotu buradan tebrik ediyoruz. Eğer Ford, Citroen'i yakalama şansını Hirvonen ve Latvala'nın yapacağı hatalarla kaybederse 2012 için ciddi değişiklikler yapabilirler. Bakarsınız daha iyi bildiği Fiesta ile iyi işler çıkarırsa Ken Block fabrika takımına geçer!

Citroen ise eminim pilotlarına fazlasıyla güveniyordu. Loeb, zaten. Ogier de geçen seneki performansıyla hem Citroen'in A takımına geçti hem de Loeb'e en yakın rakip olacağını kanıtladı. Junior takımını ise dağıttı Fransızlar. Raikkonen, ICE Racing ile 10 yarışa katılacak bu sezon. Geçen seneye kendi takımıyla renk katan Petter Solberg de yine kendi takımıyla devam edecek.

MINI ise 2011'de bazı rallilere katılıp, full programa geçecekleri 2012 için hazırlık yapacaklar. Ama MINI'yi rallilere hazırlayacak Prodrive atölyesinin ne kadar tecrübeli ve bu işi bilen insanlar olduğunu anlatmamıza gerek yok. Ayrıca Countryman'i de, standart prosedür olan "eldeki arabayı ralli arabasına çevir" şeklinde değil de "ralliye en ideal arabayı bul, sonra firmayı ikna et" şeklinde hazırladıkları için ayrı bir heyecan getirmiyor değiller. Citroen'den şutlanan Sordo ve beklenen patlamayı bir türlü yapamayan Kris Meeke, MINI kokpitinde ne yapacaklar, onu da merakla bekliyoruz.

Isveç'in karlı, dönemeçli ve bol tuzaklı etapları şimdiden ufukta belirdi, aragazı vermeye başladı. 10 Şubat'a 15 gün kaldı.

20 Ocak 2011

Içki Yasağı

Içkinin etrafındaki gittikçe daralan çember ve içki firmalarına getirilen sponsorluk yasağı, sistematik olarak hayat tarzlarının elimine edilmesi ve sadece belli bir görüşün hayatı domine etmesi konusunda atılan önemli bir adım bence. Ülkemizdeki karşıt görüşün bayrağı Efes Pilsen olarak görülüyor. Basket kulübünün kapatılma ihtimali, Blues Festivali gibi etkinliklerin iptali vs vs. Ama madem motorsporları bloguyuz, buradan kendi çizgimizde bir protesto yapma ihtiyacını duydum.

Porsche ile ilgili bir haber okurken eski Le Mans araçlarının o güzel Martini renklerini gördüm. Oradan aklım, ralli ikonu Martini Racing Team Lancia'larına gitti. Ve ardından ufak bir şey daha ekledim, hoşunuza gider diye düşünüyorum (bakmaya doyamadıysanız gerisi burada). Giydirildiği her aracı (ve içildiği her insanı) ayrı bir güzel yapan Martini renkleri, böyle saçma yasalara tabi olsaydı hiç var olmayacaktı. Neyse ki Italyanlar bizim kadar ..... değiller (o boşluk bi sürü kelime ile dolar da kamera çekiyo Necmi'cim).


19 Ocak 2011

Monte Carlo Perdesi

Şu satırları yazdığım dakikalarda ekipler, Le Moulinon etabının başında IRC sezonunun başlamasını hevesle bekliyorlar. Yiğit Top, Eurosport Türkiye'nin stüdyosunda, yanında Kaan Özşenler. Monte Carlo başlamak üzere.

Bir çok tanıdık isim orada. Petter Solberg, ikinci sırada bekliyor mesela. WRC sezonunun ilk rallisi Isveç'e de katılacak ama sonrası muamma. Menajeri bir ara DTM'e bakıyoruz demişti. Petter? DTM? Jan Kopecky, Freddy Loix, Francois Delecour hemen arkasında. Asfalt ustası Stephane Sarrazin var, sırada bekliyor. Zamanında JWRC'yi sallayan Suzuki ekibinden Guy Wilks Peugeot, Per Gunnar Anderson ise Proton kullanıyor. Bir başka Proton kullanıcısı bir kaç sene önce geleceğin WRC şampiyonu olarak bakılan Subaru altyapısından yetişme Chris Atkinson. Babasının tavsiyesiyle Henning de gelmiş, kardeşine göz kulak oluyor. 2 çeker sınıfında ise tanıdık bir isim: yerli kahraman Daniel Elena. Bu sefer aracın ters tarafına oturmuş. Hep derler "yeteri kadar iyi pilot olamayanlar copilot olur" diye, aklıma o sözü getirdi.

Madem saat 11:00'i geçti, size önden bir fındık lahmacun-mercimek çorbası tadında gaza getirici yazımı bitireyim de etaplar konuşsun. Meraklısı Eurosport'u açar izler. IRC ve WRC sezon öncesi yorumlarımı başka bir zaman yaparım.
Related Posts with Thumbnails