10 Ocak 2010

Paris-Dakar

Bu blogda sık sık, işinin ehli misafir yazarlara da yer vermeye niyetliydik. Bugün bunun ilk örneği ile karşınızdayız. Tolga Şansal'ın kaleminden Paris-Dakar...

Dakar Rallisi başlayalı bir hafta oldu. Sevgili blog okurlarına çok daha önce motorsporları tarihinin bu önemli yarışı ile ilgili bilgi vermek isterdim ama kısmet yarışın da dinlenme gününeymiş.

Bugünkü adıyla “Dakar” olan yarış; 1979 yılında çılgın bir Fransız’ın girişimiyle Paris’ten Afrika kıtasının Atlantik okyanusu sahilindeki ülkesi Senegal’in başkenti Dakar’a kadar sürecek şekilde organize edildi. Ancak yıllar boyunca Paris’ten verilen start ağırlıklı olmak şartıyla parkur sürekli değişti. Özellikle 1994 yılında Paris – Dakar – Paris ve 2003 yılında Marsilya’dan Mısır’ın ünlü dalış cenneti Sharm el-Shekh’e gidilen parkur son derece acımasız uzunlukta yarışlar oldu.

2001 yılı yarışı, Paris’ten startın verildiği son yarış oldu. 2008 yılı Dakar için tam bir dönüm noktasıydı. Global oyuncuların kasalarını doldurmak için Afrika'ya pompaladığı iç savaş belası, Dakar’ı tehdit etti. Moritanya’dan geçecek ekipleri tehdit eden yerel milislere karşı hükümetin “can güvenliğinizi sağlayamayız” çıkışı Dakar organizatörlerinin kıta değiştirmesine sebep oldu.

İyi ki de oldu. Adı, yılların geleneğini bozmayacak şekilde Dakar kaldı ama yarış Güney Amerika’ya gitti. Arjantin’in başkenti Buenos Aires’ten başlayan ekipler, Afrika’yı aratmayan çöllerden ve And dağlarının vahşi coğrafyasından geçerek Şili sahiline gidiyorlar. Atlantik okyanusundan Pasifik okyanusuna. Sonra tıpkı 94 yarışında olduğu gibi tüm ekipler için yarış başladığı yerde, yani Arjantin’de bitiyor. Yeni Dakar’da Afrika’nın otantik atmosferi yerine Güney Amerika’nın, ailece dağlara, etaplara çıkan yerel seyircileri hakim. Bu seyirci 2009 yılında herkesi çok mutlu etti. Hükümetler, turizm geliri sayesinde “hadi bir daha” dediler organizatörlere. Bu sene yaşanan seyirci ölümünden sonra ne olur bilemem ama ben pek etkileneceğini sanmıyorum. Dakar artık bu parkurdan zor çıkar bence.

Gelelim yarışın karakterine... Genelde kum tepelerinin aşıldığı çöllerde koşulan etapları olan Dakar’da son derece kırıcı taşlı ve kayalık parkurlar da koşuluyor. Yaklaşık iki hafta süren yarış boyunca bazı günler 800-900 km.lik özel etaplar koşuluyor. Kabaca; komple bir Dünya Ralli Şampiyonası’nı 15 günde bitirdiğinizi düşünebilirsiniz! Eh, hal böyle olunca da kullanılan araçlar ve hazırlıklar da ona göre oluyor.

Otomobiller üç ayrı kategoride yarışıyor. T1, T2 ve Open (açık) sınıf. Özellikle rally-raid yarışları için üretilen cross-country araçların olduğu sınıf T1. Dışarıdan bakınca normal bir kaportası varmış gibi görünseler de, aslında bir RC gibi tüp şase üstüne karbon, kevlar bir giydirmeden başka bir şey değiller. T2 sınıfı standart üretime yakın araçların sınıfı. Open sınıf ise Jean Lui Schlesser gibi çılgın Fransızların kendi ürettikleri buggy’ler ile yarışı bile kazanabilecekleri bir sınıf.

Kamyon sınıfı da ikiye ayrılıyor. T4.1 seri üretim kamyonlar, T4.2 modifiye kamyonların sınıfı. T5 sınıfı ise servis kamyonlarının sınıfı. T4 için homolgasyon şartı varken, T5’ler için yok. Özellikle 1980’lerde çift motorlu 1000 BG’lik kamyonlar, fabrika takımı otomobillerinden bile hızlıydılar. Kamyon sınıfını yıllardır ülkemizde satılmayan Rus Kamaz kamyonlar domine ediyor.

Dakar’da en çok ölümlü kazaların olduğu motorsikletler ise üç sınıfa ayrılıyor. Grup 1, 450cc altı motorlar. Grup 2, 451cc ve üstü motorlar. Grup 3 ise ATV’lerden oluşuyor. Yıllarca motorsiklet ile yarışıp, yarışı kazanmış Stephane Peterhansel otomobille de kazanarak aynı başarıyı 1992’de gerçekleştiren Hubert Auriol’u rekorunda yalnız bırakmadı.

Global olarak bakarsak, 1980’lerde Grup B otomobillerin dünya ralli şampiyonasında yasaklanmasının ardından Dakar epey renklendi. Ari Vatanen gibi ralli şampiyonları özel hazırlanmış Peugeot 205 ve 405 TI MI16’ları ile üst üste yarış kazandılar. Nissan’ın yıllar sonra Dakar’a geri döndürdüğü Vatanen’in ardından efsane pilot-rahmetli Colin McRae’yi yarıştırması, emekli ralli pilotlarının Dakar’a olan ilgisini arttırdı. Birkaç yıldır İspanya kralının golf arkadaşı, iki kez Dünya Ralli Şampiyonu olan Carlos Sainz’ın muhteşem performansına şahit oluyoruz. Geçen yıl lider giderken basit bir hata ile yarış dışı kalmıştı. Bu yıl şu ana kadar gayet iyi gidiyor.

Kemal Merkit ve Kutlu Torunlar’ın Jim Beam sponsorluğunda yıllardır Dakar’ı takip etmesi sayesinde bizler de yarışı tanıdık. Ama Dakar’da Türk pilotların tarihçesi çok daha eski ve köklü. Özellikle Renç Koçibey’in BMC takımı ile kamyon kategorisinde Dakar’a katılmış olduğunu, Intercity RentaCar’ı kuran Vural Ak’ın Mitsubishi Pajero ile birkaç kez Dakar’da yarıştığını muhtemelen bilmiyordunuz. Asıl bilmemiz gereken bir milad ise bizim vaktinde dünya standarlarında bir Dakar aracı yapmış olduğumuz.

Saffet Üçüncü’nün Fiat yıllarında o zamanlar yeni üretilmeye başlayan Doblo bazlı bir cross-country aracı yapıldı. Adı Sandstorm’du. Yıllar önce Camel Trohy’de ülkemizi temsil eden Ali Deveci tarafından testleri yapılan aracımızı vaktinde Zincirlikuyu’daki Fiat takımı garajında görmüştüm. Ama Sandstorm’un bende yarattığı heyecan İtalyanlar üzerinde farklı bir etki yaratmış olacak ki, “araç geliştirme bizim işimiz” diyerek, fuar bahanesiyle Sandstorm’u elimizden aldı ve kaybetti…

Dakar büyük bir heyecan. Resmi siteden ve gece yarısından sonra Eurosport ekranından sevgili Yiğit Top’un anlatım ve yorumuyla yarışı seyretmeyi ihmal etmeyin…

Tolga Şansal

1 yorum:

Panorama24 dedi ki...

BMC Fatih'ten sonra ne yazık ki yerli bir araç yarışmadı Dakar Rallisi'nde... Kemal merkit ve Kutlu Torunlar yada yeni yarışçılarımız yerli araçlarla dakar'da yarışsa ve başarılı olsa ne harika olur (du)...
http://otolist.blogspot.com

Related Posts with Thumbnails